YARGILAMANIN ÇOK UZUN SÜRMESİ NEDENİYLE 19.500TL TAZMİNAT…

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başvuru Numarası: 2014/1725

Karar Tarihi: 17/9/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başvurucu : V…

Vekili : Av….

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, 1/3/2000 tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiğini ve makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 6/2/2014 tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 15/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 16/6/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 3/6/1999 tarihinde meydana gelen kaza sonucu yaralanmıştır.

8. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) ve Tekel Genel Müdürlüğü A.Ş. (TEKEL) görevlileri hakkında Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesine açılan dava sonunda, 27/5/2004 tarih ve E.1999/21, K.2004/694 sayılı kararla, sanıkların ve başvurucunun kusurlarının olmadığı, TEKEL A.Ş.’nin hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle sanıklar hakkında beraat kararı verilmiş ve karar kesinleşmiştir.

9. Başvurucu, 1/3/2000 tarihinde, Diyarbakır Elektrik Dağıtım A.Ş. (DEDAŞ) ve TEKEL A.Ş. aleyhine Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, DEDAŞ ile TEKEL A.Ş. arasında akdedilen enerji nakil hattı ile TEKEL A.Ş.’ye tesis edilen özel hattan kopan elektrik teline temas etmesi sonucu yaralandığını ve sol bacağının kesildiğini ileri sürerek, maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmiştir.

10. Başvurucu, 8/6/2010 tarihinde, Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında alınan hesap bilirkişisi raporunda kendisine kusur verilmediği ve bu rapora itiraz edilmediği halde, Mahkeme Hâkiminin, tazminat miktarından kusur oranında indirim yapılmadığını belirttiğini, bu durumun ihsası rey anlamına geldiğini ileri sürerek, hâkimin reddi talebinde bulunmuştur.

11. Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesince, 8/6/2010 tarihinde, hâkimin reddi talebinin yerine olmadığı görüşüyle, bu talebin değerlendirilmesi için dosyanın Yazı İşleri Müdürlüğüne tevdiine karar verilmiştir.

12. Dosyanın gönderildiği Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 16/7/2010 tarih ve 2010/127 Değişik İş sayılı kararıyla hâkimin reddine yönelik talebin esas yönünden reddine, 7 gün içinde temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiştir.

13. Anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

14. Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, esas hakkındaki davada yaptığı yargılama sonunda; 11/11/2010 tarih ve E.2000/170, K.2010/977 sayılı kararla; başvurucunun % 42 oranında maluliyetinin bulunduğu, davalı TEKEL A.Ş.’nin % 80, başvurucunun % 20 oranında kusurlu oldukları gerekçesiyle davalı DEDAŞ aleyhine açılan davanın reddine, davalı TEKEL A.Ş. aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, toplam 103.863,36 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar vermiştir.

15. Temyiz üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 6/6/2012 tarih ve E.2011/3657, K.2012/9856 sayılı ilamıyla; davanın haksız fiile dayalı tazminat davası olduğu, tesisin geçici kabulünün yapılıp kesin kabulünün yapılmamış olması, davalı DEDAŞ’ın enerji verdiği hatlardan da sorumlu olması ve olaya uygun bilirkişi raporları dikkate alınarak davalı DEDAŞ’ın sorumluluğuna karar verilmesi, davalı TEKEL A.Ş. aleyhine açılan davanın reddine hükmedilmesi gerekirken, somut olaya uygun olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulması doğru görülmemiş ve karar bozulmuştur.

16. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 20/12/2012 tarih ve E.2012/14926, K.2012/19717 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

17. Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; 14/3/2013 tarih ve E.2013/41, K.2013/168 sayılı kararla; davalı TEKEL A.Ş. aleyhine açılan davanın reddine, davalı DEDAŞ aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, 103.863,36 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

18. Taraflarca davanın esası yönünden temyizi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2/7/2013 tarih ve E.2013/8715, K.2013/11418 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.

19. Tarafların karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 16/12/2013 tarih ve E.201/18451, K.2013/17912 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

20. Karar, 8/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu, 6/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

22. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi, 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 34., 35. ve 36. maddeleri, 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 41. ve 49. maddeleri.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 17/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/2/2014 tarih ve 2014/1725 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu, 1/3/2000 tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında Mahkemece ceza davasının sonuçlanması beklendiği halde, ceza davasının sonucuna bağlı kalınmadığını, ceza davasında kendisine kusur verilmediği halde tazminat davasında % 20 kusurlu kabul edildiğini, tazminat davasında Mahkemece üç defa bilirkişi raporu alındığını, 8/6/2010 tarihli duruşmada okunan hesap bilirkişisi raporuna karşı taraflarca beyanda bulunulmadan Mahkemece, raporda kusur oranında indirim yapılmadığının belirtildiğini, Mahkemece bu şekilde bir tarafın lehine diğer tarafın aleyhine resen değerlendirme yapıldığını, bu nedenle hâkimin reddi talebinde bulunduğunu ancak bu talebin Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesince reddedildiğini, yargılamayı uzatmamak için bu kararı temyiz etmediğini, kanun yollarına başvurulmamasının iddiaların doğru olmadığını göstermeyeceğini, bu şekilde hâkimin tarafsızlığı ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, Mahkemece uzun yargılama sonunda hüküm kurulduğunu, yaklaşık 14 yıl devam eden yargılama süreci nedeniyle ekonomik olarak zarar gördüğünü ve manevi zararının doğduğunu, % 20 kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

25. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun, Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, delillerin eksik ve hatalı değerlendirilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucunun anılan iddiaları yargılama sonucunda verilen kararın adil olup olmadığına yönelik olup, bu iddialar adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucunun hâkimin reddi talebinin reddedilmesi nedeniyle tarafsız mahkemede yargılanma hakkı kapsamında adil yargılanma hakkının ihlali iddiası ile makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

26. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz."

27. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, . açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

28. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

29. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

30. Somut olayda başvurucu, Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında Mahkemece ceza davasının sonuçlanması beklenildiği halde, ceza davasının sonucuna bağlı kalınmadığını, ceza davasında kendisine kusur verilmediği halde tazminat davasında % 20 kusurlu kabul edildiğini, tazminat davasında Mahkemece üç defa bilirkişi raporu alındığını, yargılama sonucunda kusur oranında indirim yapılarak davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulduğunu belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Başvurucu, 1/3/2000 tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, davalılara ait elektrik teline temas etmesi sonucu yaralandığını ileri sürerek tazminat talep etmiştir. Mahkemece Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesinde olaya sebebiyet verenler hakkında açılan ceza davasının sonuçlanması beklenmiş ve anılan dava sonunda, sanıkların ve başvurucunun kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle sanıkların beraatlerine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.

32. Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesince 15/7/2004 tarihinde üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti raporu ile ceza davasında alınan rapor arasında çelişki olması nedeniyle 13/12/2005 tarihinde, çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi raporunun gelmesinden sonra başvurucu vekili, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini ve tek bilirkişiden rapor alındığını ileri sürerek bilirkişi heyetinden rapor alınmasını istemiştir. Mahkemece, başvurucu vekilinin iddiaları da dikkate alınarak 17/7/2006 tarihli duruşmada üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmiştir. Raporun gelmesinden sonra başvurucu vekili, raporda başvurucuya % 20 kusur verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüş ancak, dosyanın sürüncemede kaldığını belirterek maddi zararın tespiti için hesap bilirkişisinden rapor alınmasını talep etmiştir. Raporun gelmesinden sonra Mahkeme Hâkiminin, maddi zararın hesaplanması sırasında kusur oranının dikkate alınmadığını belirttiği anlaşılmıştır.

33. Mahkemece, başvurucunun % 20 oranında kusurlu olduğuna dair bilirkişi raporu ve hesap bilirkişisinin raporu dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, 103.863,36 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın davalı TEKEL A.Ş.’den tahsiline karar verilmiştir. Kararın taraflarca temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince, 6/6/2012 tarihinde hüküm bozulmuştur.

34. Mahkemece bozma kararına uyularak, 14/3/2013 tarihinde davanın kısmen kabulüne, 103.863,36 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalı DEDAŞ’tan tahsiline karar verilmiştir. Tarafların temyizi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesince hüküm onanmış ve karar düzeltme istemleri reddedilmiştir.

35. Hukuk ve ceza davalarının konuları, tarafları ve amaçları farklı olduğundan, ceza mahkemesi kararları, hukuk davaları için kural olarak kesin hüküm oluşturmaz. Haksız fiil nedeniyle açılan tazminat davalarını çözmek bütünüyle hukuk hâkiminin görevi içindedir. Mülga 818 sayılı Kanun’un 53. maddesi gereğince hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararıyla bağlı ise de, maddi olayı tespit etmeyen beraat kararı hukuk hâkimini bağlamaz. Onun için hukuk hâkimi, topladığı deliller doğrultusunda karar verebilir. Ceza mahkemesinin delilleri tespit ve takdiri ile hukuk mahkemesinin delilleri tespit ve takdirinin farklı olmasının bir sonucu olarak, bir olayda sebep sonuç bağı bulunmadığına dair ceza mahkemesi kararı dahi hukuk hâkimini bağlamayabilir (B. No: 2013/7123, 6/2/2013, § 62).

36. Öte yandan 6100 sayılı Kanun’un 266. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz."
37. Anılan düzenlemeye göre, özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi raporu alınmasına mahkemenin kendiliğinden karar verme yetkisi bulunmaktadır. Somut olayda, ceza davasında yargılanan sanıklar hakkında beraat kararı verildiği de dikkate alındığında, kusur durumunun tespiti amacıyla bilirkişi raporu alınmasına Mahkemece kendiliğinden karar verilebilir ve bu rapor doğrultusunda hüküm kurulabilir.

38. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

39. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

40. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

41. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

".Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

42. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

43. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, "ikincil nitelikte bir kanun yolu" olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

44. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

45. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).

46. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 20).

47. Başvurucu, Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında, maddi zararın tespiti için hesap bilirkişisinden rapor alınmasından sonra ve taraflar rapora karşı beyanda bulunmadan, Mahkeme Hâkiminin, tazminatın hesaplanmasında kusur oranında indirim yapılmadığını belirtmesinin ihsası rey anlamına geldiğini, adil ve tarafsız bir yargılama yapılmasına engel oluşturduğunu, hâkimin reddi talebinin de reddedildiği belirterek, tarafsız mahkemede yargılanma hakkı kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Hâkimin ihsası reyde bulunması veya tarafsızlığını etkileyecek bir durum oluşması halinde hâkimin reddi talebinde bulunulabilir. Ancak adil yargılanma hakkının ihlali iddialarının incelenmesinde yargılamanın tümü üzerinden değerlendirme yapılarak, bu hakkın ihlal edilip edilmediği sonucuna ulaşılabilir.

49. Somut olayda, Mahkeme Hâkiminin, hesap bilirkişisinin raporunda kusur oranında indirim yapılmadığını belirtmesi, yargılamanın tamamı ve sonucu dikkate alınarak değerlendirilebilir. Başvurucunun, Hâkimin reddi talebi üzerine Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, Mahkeme Hâkiminin anılan beyanının ihsası rey veya taraflardan birine yol gösterme şeklinde değerlendirilemeyeceği, Mahkemenin, zarar ve tazminat miktarını doğrudan araştırmakla görevli olduğu gibi, bilirkişi raporlarının gerçekliğe uygunluğunu da denetlemekle yükümlü olduğu gerekçesiyle 16/7/2010 tarihinde hâkimin reddine yönelik talebin reddine karar verilmiştir. Temyiz yolu açık olarak verilen karar, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

50. Hâkimin reddi talebinin reddine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiası, yargılama sürecinin ve sonucunda verilen kararın adil olmadığına yönelik bir iddiadır. Başvurucu, hâkimin reddi talebinin reddine dair kararı temyiz etmediği gibi, asıl karara yönelik temyiz ve karar düzeltme taleplerinin hiçbirinde de hâkimin ihsası reyde bulunduğu veya tarafsız olmadığı iddialarında bulunmamıştır. Başvurucu, kendisine atfedilen % 20 kusur oranının doğru olmadığını belirterek tazminat miktarlarına yönelik olarak temyiz ve karar düzeltme istemlerinde bulunmuştur. Bu iddiaları da derece Mahkemesince ve Yargıtay tarafından değerlendirilmiş ve Anayasa Mahkemesince de açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.

51. Başvurucunun, hâkimin reddi talebinin reddine karar verildiği ve temyiz yolu açık olmak üzere verilen bu kararı temyiz etmediği, hâkimin ihsası reyde bulunduğu ve tarafsızlığını kaybettiği yönündeki iddialarını esastan verilen Mahkeme kararına ilişkin temyiz ve karar düzeltme safhalarında da ileri sürmediği, dolayısıyla başvuru yollarını usulünce tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

52. Açıklanan nedenlerle, hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yolları usulüne uygun olarak tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "başvuru yollarının tüketilmemiş olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası

53. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

54. Başvurucu, Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

55. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Bu doğrultuda, makul sürede yargılanma hakkı da adil yargılanma hakkının kapsamında değerlendirilmektedir.

56. Anayasa’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, haksız fille dayalı tazminat davasında, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 6100 sayılı Kanun’larda yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

57. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41-45).

58. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 1/3/2000 tarihidir.

59. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somut başvuru açısından bu tarih, Yargıtay tarafından karar düzeltme isteminin reddedildiği 16/12/2013 tarihidir.

60. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, başvurucunun, 1/3/2000 tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, Mahkemece Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesinde olaya sebebiyet verenler hakkında açılan ceza davasının sonuçlanması beklenmiş ve anılan dava sonunda TEDAŞ ile TEKEL A.Ş. görevlilerinin ve başvurucunun kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle sanıkların beraatlerine karar verilerek kesinleşmesi üzerine yargılamaya devam edilmiştir. Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesince 15/7/2004 tarihinde üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti raporu ile ceza davasında alınan rapor arasında çelişki olması nedeniyle 13/12/2005 tarihinde, çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi raporunun gelmesinden sonra Mahkemece, başvurucu vekilinin iddiaları da dikkate alınarak 17/7/2006 tarihli duruşmada üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmiştir. Raporun gelmesinden sonra başvurucunun maluliyet durumunun tespiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınmış ve bu raporun gelmesinden sonra da maddi zararın tespiti için hesap bilirkişisinden rapor alınmasına karar verilmiştir. Mahkemece maddi zararın tespitinden sonra, hastane ve tedavi giderlerinin tespiti için doktor bilirkişiden rapor alınmıştır.

61. Mahkeme, başvurucunun % 20 oranında kusurlu olduğuna dair bilirkişi raporu ve hesap bilirkişisinin raporunu dikkate alarak davanın kısmen kabulüne, 103.863,36 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın davalı TEKEL A.Ş.’den tahsiline karar vermiştir. Kararın taraflarca temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince, 6/6/2012 tarihinde hüküm bozulmuştur.

62. Mahkemece bozma kararına uyularak, 14/3/2013 tarihinde davanın kısmen kabulüne, 103.863,36 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalı DEDAŞ’tan tahsiline karar verilmiştir. Tarafların temyizi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesince hüküm onanmış ve karar düzeltme istemlerinin reddedildiği 16/12/2013 tarihinde hüküm kesinleşmiştir.

63. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).

64. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu tazminat davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından, daha önce verilen kararlar dışında farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık 14 yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

65. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

66. Başvurucu, makul sürede yargılama yapılmadığı için 60.000,00 TL manevi, 80.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

67. 6216 Kanun’un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

68. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık 14 yıllık yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya 19.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

69. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

70. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "başvuru yollarının tüketilmemiş olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 19.500,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

17/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN

İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen admin — 01 Ara 2014, 02:03 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 390



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.