POSTACININ TEBLİGAT HATASI, SÜRENİN KAÇMASI, MANEVİ TAZMİNAT

YARGITAY 4. Hukuk Dairesi
ESAS: 2014/5242
KARAR: 2014/6945

Davacı O… vekili Avukat …tarafından, davalı …Posta İşletme Hizmetleri Müdürlügü aleyhine 26/07/2012 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; kısmen kabulüne dair verilen 25/09/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, avukat olarak görev yaptığı boşanma davasında, taraflarına gerekçeli kararın tebliğe çıkarıldığını, davalı çalışanı tarafından söz konusu karar kendilerine tebliğ edilirken; tebligat parçası üzerine tebliğ tarihinin yanlış basılması nedeniyle; boşanma kararına karşı yaptıkları temyizin süresinde olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini belirterek; manevi tazminat talep etmiştir.

Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Anayasanın 125/son maddesine göre; “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/b maddesi ile; “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davasının idari yargı yerinde açılacağı düzenlenmiştir.”

İdarenin Kusurlu sorumluluğunda yer alan hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, hizmetin geç işlemesi veya hizmetin hiç işlememesi halleridir. Hizmet kusuru, 818 sayılı BK’nun 41. maddesindeki haksız fiilden farklı olup idare hukukuna özgü olaylara göre değişebilen, esnek bir sorumluluk türüdür. Hizmet kusurunun kapsamı içtihatlarla oluşturulmuştur. Gerek Anayasa gerekse 2577 sayılı İYUK’da idarilik niteliğini kaybeden eylemler ile idari eylemler arasında herhangi bir fark olmadığı; bu bakımdan her tür eylemlerin idarilik vasfını yitirdiği, bu sebeple idari yargının görevli olmayacağı görüşünün doğru olmadığı; fiili yol teşkil eden eylemlerden ötürü adli yargıya gidilmesinin nedeni olarak, adliye hakiminin ilgilileri daha iyi koruyacağı görüşü ileri sürülmüştür. (Yıldırım Turan: İdari Yargı, Beta Yayınları, İstanbul 2008, s. 23.)

İdari eylem ve işlemlerden doğan uyuşmazlıklar bakımından genel görevli yargı yeri idare mehkemeleridir. Adli yargı yerleri ancak özel düzenlemelerin varlığı halinde, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan uyuşmazlıkları çözümlemekle görevlidirler.

Kural olarak idarenin zarar doğuran her türlü eylem ve işleminden doğan zararlar idari yargı yerinde dava konusu yapılmaktadır. Somut olay da bu genel kuralın istisnası niteliğinde olmadığından, hizmet kusuru nedeniyle oluşan zarardan kaynaklanan bu davanın İdare’ye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası olarak açılması gerekirdi. Yargı yolu, 6100 Sayılı HMK’nun 114/1-b ve 115. maddelerinde düzenlenen ve yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilecek olan dava şartıdır. Şu durumda, mahkemece yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu durum bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA; bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 30/04/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen admin — 01 Ara 2014, 00:02 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 71


Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.