MUSTAFA NİHAT BEHRAMOĞLU VE GÜNEŞ BASIM YAYIM ORGANİZASYON VE TİCARET L TD. ŞTİ. BAŞVURUSU

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA NİHAT BEHRAMOĞLU VE GÜNEŞ BASIM YAYIM ORGANİZASYON
VE TİCARET L TD. ŞTİ. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/11961)
Karar Tarihi: 11/6/2018
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
Başkan
Üyeler
Raportör
Başvurucular
Vekilleri
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
: Burhan ÜSTÜN
: Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKA YA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
: Recep KAPLAN
: 1. Mustafa Nihat BEHRAMOĞLU
2. Güneş Basım Yayım Organizasyon ve Ticaret LTD. ŞTİ.
: Av. Özlem ŞEN ABAY
Av. Özgür Murat BÜYÜK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir siyasetçiye yönelik açıklamaları nedeniyle gazeteci olan başvurucu
aleyhine tazminata hükmedilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına
ilişkindir.
il. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/7/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden
sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.
111. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Birinci başvurucu Mustafa Nihat Behramoğlu (Bu karardaki başvurucu
ibaresiyle aksi belirtilmedikçe birinci başvurucu Mustafa Nihat Behramoğlu
2
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
kastedilmektedir.) Nihat Behram adıyla tanınmakta olup kamuoyu tarafından bilinen bir şair,
yazar ve gazetecidir. Başvurucu; olay tarihinde, ikinci başvurucunun sahibi olduğu günlük
Sol gazetesinde (gazete) köşe yazıları yazmaktadır.
A. Arka Plan Bilgisi
10. Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Ormanı olarak bilinen
bölgeden Anadolu Bulvarı’nı Konya Y olu’na bağlayacak şekilde yol geçirilmesine ilişkin
tartışmalar 1990’lı yılların başında başlamıştır. Konuyla ilgili olarak Ankara Büyükşehir
Belediyesi (Belediye) ve ODTÜ yönetiminin karşı karşıya geldiği uzun yıllar süren dava
süreçleri yaşanmıştır.
11. 2013 yılında bu konudaki tartışmalar yeniden alevlenmiştir. 2013 yılı yaz
aylarında yaşanan ve kamuoyunda “Gezi Parkı olayları” olarak bilinen sürecin de etkisiyle
ODTÜ Ormanı olarak bilinen bölgeden geçecek yol çalışmasına karşı çıkan bazı gruplar,
siyasi parti temsilcileri, öğrenciler ve akademisyenler tarafından Ağustos 2013 tarihinden
itibaren konuyla ilgili etkinlikler düzenlenmeye ve gösteriler yapılmaya başlanmıştır. Bu
gösteriler zaman zaman şiddet eylemlerine dönüşmüş ve güvenlik güçleri ile protestocular
arasında ciddi çatışmalar yaşanmıştır.
12. Konuyla ilgili olarak ODTÜ tarafından “Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Rektörlüğü’nün Anadolu Bulvarz’nın Devamı Olan Yol Hakkında Açıklaması” başlığı altında
3/9/2013 tarihinde yapılan ve Belediye ile ODTÜ arasındaki ihtilaflı hususların geçmişine
dair bilgiler içeren açıklamada şu hususlara yer verilmiştir:
i. Anadolu Bulvarı ve devamı olan yol, Belediye tarafından onaylanan “Ankara
Nazım Planı 1990″da yer almış ve Anadolu Bulvarı bu plan uyarınca 1987 ile1988
yıllarında inşa edilmiştir. ODTÜ, Anadolu Bulvarı’nın devamı olan bu yolun kısmen
arazisinden geçmesini kabul etmiş ve yolun ODTÜ arazisinin doğu sınır bölgesinden
geçeceği kabul edildiğinden 1980’lerden sonra yola ayrılan bölgede ağaçlandırma
yapmamıştır. Yola ayrılan arazinin bir kısmı daha sonra ilgili makamlarca I. derece
doğal sit alanı olarak belirlenmiştir. Bu sit alanı kararı nedeniyle Anadolu
Bulvarı’nın devamı olan yolun statüsü Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve
Ankara Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonunun görüşlerine ve Çevre ve
Şehircilik Bakanlığının onayına tabidir. Anadolu Bulvarı’nın devamı olan yolun
yapımı sırasında ODTÜ arazisi içinde yaklaşık 3.000 ağacın yol yapımından
etkilenmesi söz konusudur. Bu konu da ODTÜ mensuplarının, öğrencilerinin,
mezunlarının ve doğasever Ankaralıların tepkisine neden olmaktadır.
ii. Yukarıda bahsedilen yol planlamasından farklı olarak Belediye tarafından
2007 tarihinde “Ankara Nazım Planı 2023” önerisine eklenen ikinci bir yol daha
vardır. Bu ikinci yol, ODTÜ Kampüsünü ikiye bölecek bir hemzemin yol olarak
tasarlanmıştır. ODTÜ, bu yol önerisine itiraz etmiş ve dava açmıştır. Dava ODTÜ
lehine sonuçlanmış ve bu ikinci yol önerisi iptal edilmiştir. ODTÜ, bu yolu ancak
tünel olarak yapılması halinde kabul edilebileceğini ifade etmiştir.
13. Nihayet 18/10/2013 tarihinde Belediye ekipleri, ODTÜ Ormanı olarak bilinen
bölgeden geçecek yol çalışması için güvenlik güçleri eşliğinde çalışma başlatmışlardır.
Konuyla ilgili olarak Belediye tarafından 19/10/2013 tarihinde yapılan açıklamada, yol
çalışmalarıyla ilgili gerekli izinlerin alındığı ve çalışmalara ilişkin yasal bir engel
bulunmadığı ifade edilmiştir.
14. ODTÜ tarafından 19/10/2013 tarihinde “18 Ekim 2013 Cuma Gecesi ODTÜ
Yerleşkesine Yapılan Müdahale ile İlgili Rektörlük Açıklaması” başlığı altında yapılan
açıklamada ise yol çalışmalarıyla ilgili yasal süreçler henüz tamamlanmamasına rağmen
3
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
Belediye görevlilerinin ve iş makinelerinin izinsiz olarak ODTÜ yerleşkesine girdiği
belirtilmiş, bu tutumun kabul edilemez bulunduğu ve kınandığı ifade edilmiştir.
15. Ciddi toplumsal olaylar yaşanmasına neden olan ve kamuoyunda, siyaset
dünyasında ve medyada uzun süren tartışmalara konu olan yol çalışmaları tamamlanarak
ODTÜ yolu adıyla da bilinen 1071 Malazgirt Bulvarı 25/2/2014 tarihinde hizmete açılmıştır.
B. Başvuru Konusu Olay
16. Başvurucu tarafından gazetenin 27/10/2013 tarihli nüshasında “Vızzzz gelir”
başlıklı bir yazı kaleme alınmıştır. Oldukça kısa olan ve sadece bir paragraftan oluşan yazının
ilgili kısımlan şu şekildedir:
” … Şuna bak yolsuzluk şampiyonu Gökçek’in yol yapma bahanesi ile ODTÜ ormanına
yönelik hayat düşmanı saldırısını Hacı Bozdağ orman kanuncusu ruhu ile savunup eklemiş,
her hizmetin çevreye dokunan bir yanı vardır … ”
17. Olayların yaşandığı tarihte Ankara Büyükşehir Belediye başkanı olan İbrahim
Melih Gökçek (davacı) söz konusu yazıda geçen “yolsuzluk şampiyonu” şeklindeki ifadelerin
kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle manevi tazminat davası açmıştır.
18. Davayı gören Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi aşağıdaki gerekçelerle
temyiz yolu açık olmak üzere davanın kısmen kabulüne karar vermiş ve başvurucuları 1 .250
TL manevi tazminat ödemeye mahkum etmiştir:
” .. 27/10/2013 tarihli yazıda Büyükşehir Belediye Başkanı olan davalı hakkında …
ifadelerine yer verildiği , sarf edilen sözlerin katlanılması gayrikabil nitelikte olup, eleştiri
sınırlarını aştığı, öz ile biçim arasındaki dengenin muhafaza edilmediği, davacının kişilik
haklarını ihlal eder nitelikte olduğu ve dolayısıyla manevi tazinatın koşullarının oluştuğıı
anlaşıldığından tarafların mali ve içtimai durumları ve gazetenin tirajı da nazara alınarak
davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmesi yönünde mahkememizde tam w
sağlam bir vicdani kanaat hasıl olmuş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur … ”
19. İlk derece mahkemesinin temyiz yolu açık olmak üzere verdiği bu karara karşı
başvurucuların yaptığı başvuru, Yargıtayca 13/5/2015 tarihinde temyize konu olan tutarın
Kanun’da öngörülen düzeye ulaşmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Red karan başvuruculara
17/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
20. Başvurucular 20/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
21. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” kenar
başlıklı 49. maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermeklE
yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille
başkasına kasten zarar veren de,bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
B. Uluslararası Hukuk
22. İfade özgürlüğünün demokratik toplumdaki önemi, ifade özgürlüğü ve itibarın
korunmasını isteme hakkı arasındaki ilişki ve siyasetçilerin itibar haklarının korunmasıyla
ilgili uluslararası hukuk kaynaklarının derli toplu verildiği bir karar için Koray Çalışkan (B.
No: 2014/4548, 5/12/2017, §§ 17-23) kararına bakılabilir.
23. Öte yandan, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM), demokratik bir
toplumda basının oynadığı temel rolün altını birçok kez çizmiştir. AİHM’e göre basının
-görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak- kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme
4
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
görevi vardır. AİHM, basının böyle konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine
kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkı eklendiğini hatırlatmıştır. AİHM’e göre bu görevi
olmasa basın, vazgeçilmez kamusal “gözetleyici” (watchdag) rolünü oynayamaz (Bladet
Trams@ ve Stensaas/Narveç [BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59, 62; Pedersen ve
Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No: 49017/99, 17/12/2004, § 71; Van Hannaver/Almanya
(Na. 2) [BD], B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 102).
24. AİHM, Radia France/Fransa (B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37) kararında
basın özgürlüğünün kapsamının demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir
dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması
gerektiğini belirtmiştir:
“Mahkeme “görev ve sorumluluklar”ın, ifade özgürlüğünün doğasından kaynaklandığını
yineler. 1 O. madde tarafından kamusal yararlara ilişkin meselelerin aktarılması için
gazetecilere sağlanan güvencenin şartı, gazetecilik etiğine uygun olarak onların kesin ve
güvenilir bilgi sağlamak konusunda iyi niyet sahibi olmalarıdır (örneğin bkz. Blade,
Tromse and Stensaas/Norveç, § 65; Colombani ve diğerleri Fransa B. No: 51279/99,
25/06/2002, § 65). Ne var ki basın özgürlüğü belli dereceye kadar abartmaya hatta
kışkırtmaya (provocation) izin verir (bkz. özellikle, Bladet Tromse and Stensaas/Norveç, §
59) … ”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25 . Mahkemenin 11 /6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip
gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
26. Başvurucular; bir siyasetçiye yönelik eleştiri mahiyetindeki paylaşımlarından
dolayı aleyhlerine tazminata hükmedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, bilirkişi incelemesi
yapılması yönündeki taleplerinin reddi ile davada aleyhlerine karar verilmesi nedeniyle de
adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Bakanlık görüşünde;
i. Anayasa Mahkemesi ve AİHM’in konuya ilişkin içtihatlarından hareketle,
somut başvuruda değerlendirilmesi gereken hususun başvurucunun ifade özgürlüğü
ile müştekinin şeref ve itibar hakkı arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediği
olduğunu,
ii. Siyasal bir rolü olan kişilere karşı yöneltilen eleştirinin kabul edilebilir
sınırlarının sıradan bir kişiye göre daha geniş olduğunu ancak AİHM’in bir kişinin
kamu tarafından tanınan bir kişi olması veya kamusal bir tartışma bağlamında
eleştirilmiş olması halinde bile özel hayatına saygı gösterilmesi ve özel hayatının
korunması konusunda meşru bir beklentisinin olduğunu kabul ettiğini,
iii. Öte yandan kişinin “belli bir olay temelinde, somut argümanlar kullanılarak
ve belli bir disiplin çerçevesinde” eleştirilmesi ile “hiçbir somut argüman ve illiyet
unsuru bulunmaksızın hakaret içeren söz ve eylemlere muhatap olması” arasındaki
ayırımı sağlıklı oluşturmak gerektiğini , bu ayırım oluşturulurken uygulayıcıların
kullanacakları temel ölçütlerin “somut, rasyonel, ölçülebilir ve denetlenebilir”
olmasına özen göstermek gerektiğini, toplumda hakim olan örf, gelenek, ahlak,
estetik gibi değer yargılarının da bu ölçme ve değerlendirme mekanizmasında
dikkate alınması gerektiğini,
iv. Bir söz veya davranışın “bağlamı” önemli olmakla birlikte “toplumdaki
karşılığı”nın da hukuki yorum ve değerlendirmelerde gözönünde bulundurulması
5
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
gerektiğini; bu ayrım doğru bir şekilde yapılmaz ise sosyal ve siyasal hayatta hiçbir
karşılığı bulunmayan, kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşan, hakarete varan
ifadelerin hukuki koruma şemsiyesi altında meşruiyet kazanma tehlikesi
bulunduğunu,
v. Siyasal hayatta rol alan kişilere yöneltilen eleştiri daha geniş olmakla birlikte
bu durumun eleştiri sınırlarını aşarak hakaret içeren söz ve ifadelerin
kullanılabileceği şeklinde asla yorumlanamayacağını, dolayısıyla siyasetçilerin veya
kamuoyu önünde daha fazla olan tanınmış ve meşhur kişilerin kişisel şeref ve itibar
haklarını yok edecek veya anlamsız kılacak söz veya davranışların adil denge
kurulurken ifade özgürlüğü bağlamında daha fazla korumayı hak edeceği şeklinde
kesin bir kanaatin ön yargılı bir değerlendirme olacağını,
vi. Anayasa Mahkemesinin;
– Nilgün Halloran (B. No: 2012/1184, 16/7/2014) başvurusunda,
başvurucunun “aşağılık duygularının yansısı” şeklinde hakaret içeren elektronik
ileti göndermesi nedeniyle derece mahkemesince tazminata mahkum edilmesini,
– Emin Aydın (B. No: 2013/2602, 23/1 /2014) başvurusunda ise gazeteci
olan başvurucuya bir ilin ilçe emniyet müdürünü kastederek “ucuz olmak” şeklinde
kaleme aldığı köşe yazısı nedeniyle verilen adli para cezasını ve hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararını ifade özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale
olarak değerlendirmediğini,
vii. AİHM’in de;
– Pakdemirli/Türkiye (B. No: 35839/97, 22/2/2005) başvurusunda
başvurucu tarafından kullanılan bazı kelimelerin (yalancı, iftiracı, Çankaya’nın
şişmanı, dar kafalı, lastikleri patlasın, öbür dünyaya gidince Allah affetmez), siyasi
bir eleştiri olmaktan çok bir hakaret ve beddua tufanı olduğunu belirttiğini; polemik
gibi görünen ve belli ölçüde asılsız bir kişisel saldırı içeren bu sözlerin siyasi bir
tartışma içindeki bir görüş kapsamında çözümlenebilmesinin zor olduğunu ifade
ettiğini,
– Jalba/Romanya (B. No: 43912/10, 18/2/2014) kararında bir kamu
görevlisinin itibarının yeterince korunmamış olması nedeniyle ihlal kararı verdiğini,
– Janowski/Polonya ([BD], B. No: 25716/94, 21/01/1999) kararında bir
gazetecinin hakaret nedeniyle cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal
etmediğine karar verdiğini,
viii. başvuruya konu ifadelerin o dönemde kamuoyunun ciddi manada ilgisini
çeken ve üzerinde birçok tartışma yaşanan bir olay kapsamında kullanıldığını; bu
kapsamda bu ifadelerin kullanılış biçiminin, hedeflenen gayenin, olayın gelişiminin
ve tarafların tutumunun da dikkate alınmasının yerinde olacağını;
ix. yazıdaki ifadelerin o tarihte gündemde olan toplumsal tartışmaya ve bu
tartışmaya katkı sağlamak amacıyla kaleme alındığı belirtilen yazıya katkı sağlayıp
sağlamadığının, görüşün açıklanması için kullanılmasının gerekli olup olmadığının
ve siyasi dahi olsa üçüncü şahısların kişilik haklarının tecavüzü niteliğinde bulunup
bulunmadığı hususlarının Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesinin uygun
olacağını,
x. ayrıca mevcut başvuruda şikayete konu yaptırım kararının orantılılık
açısından da incelenmesi gerektiğini ifade etmiştir.
6
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
28. Başvurucular, Bakanlık goruşune karşı beyanlarında esas olarak başvuru
formunda ileri sürdükleri iddiaları tekrar etmişlerdir. Başvurucular ayrıca, bazı AİHM
kararlarından örnekler sunarak Bakanlığın yarışan haklar arasında önceliğin şeref ve itibarın
korunmasına verilmesi gerektiği ve kendi aleyhlerine hükmedilen tazminatın orantılı
görülebileceği yönündeki değerlendirmelerine katılmadıklarını ifade etmişlerdir.
B. Değerlendirme
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki
nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir
Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının Anayasa’nın 26.
maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
30. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26.
maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya
toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesı
olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar …
Bu hürriyetlerin kullanılması, … başkalarının şöhret veya haklarının, … korunması …
amaçlarıyla sınırlanabilir …
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve
usuller kanunla düzenlenir. ”
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
31. Somut başvuruda, ilk derece mahkemesince verilen kararda başvurulabilecek
kanun yolunun hatalı gösterilmesi nedeniyle başvurucunun temyiz başvurusu reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında; ilk derece mahkemelerinin bir davanın
taraflarını kanun yoluna ilişkin meselelerde hatalı yönlendirmesi halinde oluşan hukuki
belirsizliğin onların aleyhine yorumlanamayacağına karar vermiştir (Temyiz sürelerinin
hatalı gösterilmesine ilişkin başvurular yönünden bkz. Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic.
Ltd. Şti , B. No: 2012/855, 26/6/2014, §§ 28-50; Kommersan Kombassan Mermer Maden
İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2013/7114, 20/1/2016, §§ 30-57). Bu
nedenle somut başvuru bakımından etkili olmayan temyiz yoluna başvuru konusunda
başvurucu ilk derece mahkemesi kararı nedeniyle yanılgıya düşmüş olduğundan başvurunun
süresinde yapıldığının kabulü gerekir.
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine
ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
33. Köşe yazısında kullanılan ifadeler nedeniyle başvurucuların 1.250 TL tazminat
ödemesine karar verilmiştir. Söz konusu Mahkeme kararı ile başvurucuların ifade
özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
34. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, … yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, .. . demokratik
toplum düzeninin … gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ”
7
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
35. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları
yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple
sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme,
Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha
fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı
olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
36. 6098 sayılı Kanun’un “Sorumluluk” kenar başlıklı 49. maddesinin “kanunla
sınırlama” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. Meşru Amaç
3 7. Başvurucuların tazminat ödemeye mahkum edilmesine ilişkin kararın
“başkalarının şöhret veya haklarının korunması”na yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve
meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
(a) Demokratik Toplum Düzeninin Gerekleri Kavramı
38. Anayasa Mahkemesi “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ifadesinden ne
anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. Buna göre temel hak ve
özgürlükleri sınırlayan tedbir, toplumsal bir ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son
çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bekir Coşkun [GK], B. No:
2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68;
Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Derece mahkemelerinin böyle bir
ihtiyacın bulunup bulunmadığını değerlendirmede belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır.
Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir.
(b) Ölçülülük
39. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın
-demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte olmakla birlikte- temel haklara en az
müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının da incelenmesi
gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No:
2013/3614, 8/4/2015, § 63; Bekir Coşkun §§ 53, 54; ölçülülük ilkesine ilişkin açıklamalar
için ayrıca bkz. Tansel Çölaşan, §§ 54, 55; Mehmet Ali Aydın,§§ 70-72). Bu sebeple mevcut
başvuruda hükmedilen tazminatın davacının maruz kaldığı düşünülen zararıyla makul bir
ölçülülük ilişkisi içinde olması gerekir.
(c) Basın Özgürlüğü
40. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ile
onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa’nın 28. maddesinde yer alan basın
özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi
ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok
kez ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın, § 69; Bekir Coşkun, §§ 34-36). Bu bağlamda ifade
özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal
önemdedir (Bekir Coşkun, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve
tutumların iletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini
sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 63).
8
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
( d) İfade Özgürlüğünün Kapsamı
41. Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası, ifade özgürlüğüne içerik
bakımından bir sınırlama getirmemiştir. İfade özgürlüğü; siyasi, sanatsal, akademik veya
ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her türlü ifadeyi kapsamına almaktadır (Ergün
Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 37; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009,
15/2/2017, § 40). Bu itibarla bir gazetede yer alan köşe yazısında yer alan bilgiler başkaları
açısından “değersiz” veya “yararsız” görülse bile kişilerin subjektif değerlendirmelerinden
bağımsız olarak ifade özgürlüğünün korumasındadır.
( e) Basının Ödev ve Sorumlulukları
42. Demokratik bir toplumda basına, siyasetçileri ve kamu görevlilerini eleştirme
ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla birlikte Anayasa’nın 26. ve 28.
maddeleri tamamen sınırsız bir ifade özgürlüğünü garanti etmemiştir. Anayasa’nın 12.
maddesinin “Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev
ve sorumluluklarını da ihtiva eder.” biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin sahip oldukları temel
hak ve hürriyetleri kullanırken ödev ve sorumluluklarına da gönderme yapmaktadır. 26.
maddenin ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün
kullanımına basın için de geçerli olan bazı “görev ve sorumluluklar” getirmektedir (Basının
görev ve sorumluluklarına ilişkin bkz. Orhan Pala, B. No: 2014/2983, 15/2/2017, § 46;
Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 89; R.VY A.Ş. , B. No:
2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 67; Önder
Balıkçı, § 43).
43 . Bu görev ve sorumluluklar “başkalarının şöhret ve hakları”nın zarar görme
ihtimalinin bulunduğu ve özellikle adı verilen bir şahsın itibarının söz konusu olduğu
durumlarda özel önem arz eder ( Orhan Pala, § 4 7). Basın özgürlüğü; ilgililerin meslek
ahlakına saygı göstermelerini, doğru ve güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak
hareket etmelerini zorunlu kılmaktadır. Kötü niyetli olarak gerçeğin çarpıtılması kabul
edilebilir eleştiri sınırlarını aşabilir. Dolayısıyla haber verme görevi zorunlu olarak ödev ve
sorumluluklar ile basın kuruluşlarının kendiliğinden uymaları gereken sınırlar içermektedir
(Orhan Pala, § 48; Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2013/2623,
11/11/2015, §§ 42, 43; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 53, 54; İlhan
Cihaner (2), §§ 60, 61).
44. Söz konusu sorumlulukların kapsamı, başvurucunun koşullarına ve ifade
özgürlüğünü kullandığı vasıtalara göre değişir. Anayasa Mahkemesi basın özgürlüğüne
yapılan müdahalelerin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını incelerken
meselenin bu yönünü görmezden gelmeyecektir.
(f) Bireyin Şeref ve İtibarının Korunması
45 . Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün
sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda basının uyması gereken görev ve
sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve
itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17.
maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), § 44). Devlet,
bireyin şeref ve itibarına keyfi olarak müdahale etmemekle ve üçüncü kişilerin saldırılarını
önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,
2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, § 44). Buna ilave olarak Anayasa
Mahkemesi siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan
görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduğunu
ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır
9
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
(Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58; kamusal yetki kullanan görevlilerle
ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyet başsavcısı ile ilgili olarak
bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasete hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak
bkz. Önder Balıkçı, § 42).
46. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer başvurularda, aleyhine tazminata
hükmedilmesi nedeniyle başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile başvurucunun
konuşmasındaki iddialar ve ifadeler nedeniyle davacının müdahale edilen şeref ve itibar
hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirir (Nilgün
Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), § 49). Bu, soyut bir değerlendirme değildir.
(g) Çatışan Haklar Arasında Dengeleme
4 7. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi ıçın mevcut olaya
uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şu şekilde sayılabilir :
a) Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara ilişkin bir
tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı
b) Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı
c) Haber veya makalenin yayımlanma şartları
ç) Haber veya makalenin konusu, bunlarda kullanılan ifadelerin türü, yayının
içeriği, şekli ve sonuçları
d) Habere yönelik kısıtlamaların niteliği ve kapsamı
e) Haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiği
f) Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili kişinin önceki
davranışları
g) Kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları
hakların ağırlığı
48. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre bazıları yukarıda sayılan
kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğini denetler (Nilgün Halloran, §
41; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç,§§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73). Bunun
için başvurucu tarafından yazılan yazının -yayımlandığı bağlamdan kopartılmaksızın- olayın
bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı, § 45).
(h) İfade Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin Gerekçesi
49. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni,
derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade
özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ne ve
“ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı
olacaktır (Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan § 56; Ahmet Temiz (6), B. No: 2014/10213,
1/2/2017, § 36). İfade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya
konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa’nın 26.
maddesini ihlal edecektir.
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
50. Başvuruya konu yazıda ele alınan konu, ODTÜ Ormanı’nda bulunan arazı
içinden çok sayıda yetişmiş ağacın kesilmesi suretiyle gerçekleştirilecek olan bir yol
çalışmasına ilişkin olup bu konunun kamusal çıkarları ilgilendiren meseleler arasında olduğu
ve yazının çerçevesinin baskın bir şekilde kamusal meseleler alanında kaldığı açıktır.
51. Diğer taraftan başvuruya konu yazının konusu oluşturan olay, tarafların
yaşamının diğer bireylere kapalı ve mahrem alanına ilişkin olmayıp siyasi alanda yer
10
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
almaktadır. Gerçekten de ODTÜ Ormanı olarak bilinen bölgeden yol geçirilmesine ilişkin
çalışmalar basında ve kamuoyunda geniş yankı bulmuş, bu mesele üzerine haftalar süren bir
tartışma süreci yaşanmıştır. Anılan çalışmalar siyasi aktörler, köşe yazarları, akademisyenler
gibi çok farklı toplum kesimlerince farklı açılardan değerlendirilmiş; lehte ve aleyhte
değerlendirmelere konu olmuştur.
52. Bu çerçevede kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılmakta olan bir konuya
ilişkin olarak yazılan yazının kamusal faydası yüksek bir tartışmaya katkı sunduğunda kuşku
bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle başvurucunun dava konusu yazıda kendi bakış
açısından Türkiye’de gündemde olan ve bu yönüyle kamunun bu konudaki fikir ve bilgileri
alma hakkının da önemli olduğu bir icraatı eleştirmesinin genel olarak kamu yararını
ilgilendiren bir meseleyle ilgili olduğu konusunda şüphe yoktur. Öte yandan başvuru konusu
yazı, yol çalışmasına ilişkin tartışmaların devam ettiği ve konunun güncelliğini koruduğu bir
tarihte yazılmıştır.
53. Eldeki başvurunun çözümlenmesinde gözönünde tutulması gereken bir diğer
husus hem başvurucu hem de davacının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda gazeteci
kimliğine sahip ve görüşleri yaygın kitleler tarafından takip edilen başvurucu, diğer yanda ise
tanınmış bir siyasetçi olan ve olay tarihinde Ankara Büyükşehir Belediye başkanı sıfatına
sahip davacı bulunmaktadır. Bu çerçevede kamuoyunca bilinen bir siyasetçi olarak davacının
icraatlarının gazeteci kimliğiyle siyasi meseleler üzerinde yazılar yazan başvurucunun sıkı ve
yakın denetimi altında olması tabiidir.
54. Bu sebeple eldeki başvuruya konu olayda davacıya yönelik olarak kullanılan
sözlerin onu incittiği söylense bile Ankara Büyükşehir Belediye başkanı ve tanınmış bir
siyasetçi olan davacının üstelik çokça tartışılan bir icraatla ilgili olarak kendisine yönelik
eleştirilere sıradan insanlara göre daha fazla hoşgörü göstermesi gerekir.
55. Başvurucunun, tazminat ödemesine neden olan yazısında kullandığı “yolsuzluk
şampiyonu” ifadesiyle davacıyı sert bir şekilde eleştirdiği kabul edilebilir. Bununla birlikte ilk
olarak bu tür başvurularda basının yerine geçip belli bir durumda kullanılacak haber yapma
şeklinin ne olacağını belirlemek yargı mercilerinin görevi değildir. İkinci olarak ise basın
özgürlüğünün -demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak- bir dereceye kadar
abartıya ve provoke etmeye izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul
edilmelidir (Benzer değerlendirmeler için bkz. Ali Kzdzk, B. No: 2014/5552, 26/10/2017, §
77).
56. Öte yandan ilk derece mahkemesi kararında başvuruya konu yazının
yayımlanmasının davacının hayatına kayda değer bir etkisinin olduğu gösterilmemiştir.
Yazının davacının özel hayatı ile ilgisinin olmadığı, kaba hakaret içermediği ve keyfi kişisel
saldırı boyutuna da ulaşmadığı gözetildiğinde geriye başvurucunun yazıyı yazarken
kullandığı polemik içeren agresif usulü kalmaktadır. Bu noktada ifade özgürlüğünün sadece
haber ve fikirlerin içeriğini korumadığı, haber ve fikirlerin iletilme usulünü de koruduğu
gözetilmelidir (Benzer değerlendirmeler için bkz. Ali Kzdzk, § 78).
57. İlk derece mahkemesi, başvurucunun yazısındaki sözlerin davacının şeref ve
itibarına karşı hangi surette saldırı oluşturduğu ve tazminat ödemeyi gerektiği hususunda
yeterli bir değerlendirme yapmaksızın yazının bir bütün olarak katlanılamaz nitelikte olduğu,
yazıda eleştiri sınırlarının aşıldığı, öz ile biçim arasındaki dengenin muhafaza edilmediği ve
yazının davacının kişilik haklarını ihlal eder nitelikte olduğu sonucuna ulaşmıştır.
58. İlk derece mahkemesi; başvurucunun yazısının yazıldığı koşulları , davacının
siyasi kimliğini, yazıya konu olan meselenin kamusal niteliğini, kamuoyunda bu konuda
süregelen bir tartışma olduğunu ve halkın kamusal meselelere ilişkin bilgi alma hakkını
dikkate almadan başvurucuları tazminat ödemeye mahkum etmiştir.
11
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
59. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında ilk derece mahkemesinin davacının şeref
ve itibar hakkını koruma amacının demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rol de
gözetildiğinde başvurucuların Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri kapsamındaki ifade ve basın
özgürlüğü haklarına uygulanan sınırlamaların haklı çıkarılması için yeterli olmadığı ve daha
ağır basan bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği kanaatine ulaşılmıştır. İlk derece
mahkemesince ifade ve basın özgürlüğünün korunması ile özel hayatın bir unsuru olan şeref
ve itibar hakkının korunması arasında adil bir denge kurulmamıştır. Bu kapsamda ilk derece
mahkemesince, başvurucular aleyhine hükmedilen tazminat kararı için gösterilen gerekçeler
ilgili ve yeterli kabul edilemez.
60. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin
birinci fıkralarında güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri HakkındaKanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(]) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. . ..
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir. ”
1. Genel İlkeler
62. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre esas inceleme
kapsamında, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsa ihlalin nasıl ortadan
kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile
İçtüzük’ün 79. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi halinde,
gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili temel hak ve hürriyetin
ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında “ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının
belirlenmesi “, diğer bir ifadeyle “ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedil[mesi]” de gerekir.
63. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar
verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel
kural, mümkün olduğunca eski hale getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin
sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın
veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu
maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin
alınması gerekmektedir.
64. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun ‘un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına
göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilirken
idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının
nasıl giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının
12
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl
giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili mercilere
gönderir (Bkz. Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 57).
65. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve
işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının
belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır.
66. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un
50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir.
67. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle işaret edilen yeniden yargılama kavramı,
ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan belli yönlerden
farklılık taşımaktadır. Kuşkusuz ki Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılamaya hükmettiği
durumlarda da derece mahkemesi kesin hükme bağlanmış bir uyuşmazlığı yeniden ele
almaktadır. Bu yönüyle ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi
müessesesi ile Anayasa Mahkemesince yeniden yargılamaya hükmedilmesi arasında bir
farklılık bulunmamaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen ihlalin giderilmesi
amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hallerde, ilgili usul kanunlarında
düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi
sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece mahkemesinin
herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hallerde yargılamanın
yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını
tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin
ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri
yapmakla yükümlüdür.
68. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken şey, bir temel
hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından bir temel hak veya özgürlüğe
yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır.
Derece mahkemesi, kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi
kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak
durumundadır. Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir
işlemden veya yerine getirilmeyen usuli bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usul
işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden ( veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa)
yapılması icap etmektedir. Buna karşılık ihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da
( derece mahkemesince yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece
mahkemesi kararının sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit
edildiği hallerde derece mahkemesinin, usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan
mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererek ihlalin
sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir.
2. İlkelerin Olaya Uygulanması
69. Başvurucular; ihlalin tespiti ile birlikte yeniden yargılama yapılmasını ve her
biri için ayrı ayrı 10.000 TL maddi 5.000 TL manevi olmak üzere toplam 30.000 TL tazminat
talebinde bulunmuştur.
70. Başvurucuların, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna
varılmıştır.
71. Anayasa Mahkemesi köşe yazısında kullanılan ifadeler nedeniyle başvurucuların
1 .250 TL tazminat ödemesine karar verilmesinin demokratik toplum düzeninin gereklerine
13
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
uygun düşmediği ve bu nedenle başvurucuların ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği
sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı
anlaşılmaktadır.
72. Bu durumda ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre
yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına
göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece
mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan
kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu
sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 25. Asliye Hukuk
Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
73 . Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden yargılama yapılmasına karar
verilmesi ihlale yol açan yargılama sürecine muhatap olan başvurucuların bu sürede uğradığı
bütün zararları gidermemektedir. Üstelik ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yeniden yargılama yapılmasına karar verilmekle birlikte başvurucunun muhatap olduğu
yargısal süreç devam etmektedir. Dolayısıyla eski hale getirme kuralı çerçevesinde ihlalin
bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için ifade ve basın özgürlüklerinin ihlali
nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve yeniden yargılama suretiyle giderilemeyecek olan
manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken net 4.000 TL manevi tazminat
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
74. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun
uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır.
Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat
talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
75. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,10 TL harç ve 1.980 TL vekalet
ücretinden oluşan toplam 2.206, 1 O TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan ifade
özgürlüğü ile Anayasa’nın 28. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan basın
özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 25. Asliye Hukuk
Mahkemesine (E.2013/461, K.2014/307) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvuruculara müştereken net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 226,10 TL harç ve 1.980 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 2.206,10 TL
yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru
tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin
sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
14
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/11961
: 11/6/2018
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/6/2018
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Burhan ÜSTÜN
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKA YA Yusuf Şevki HAKYEMEZ
15


Comments are closed.