KEMAL KILIÇDAROĞLU BAŞVURUSU (3)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM
KARAR

KEMAL KILIÇDAROĞLU BAŞVURUSU (3)

(Başvuru Numarası: 2015/1220)
KararTarihi: 18/7/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 2/8/2018-30497
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
Başkan
Üyeler
Raportör
Başvurucu
Vekili
: 2015/1220
: 18/7/2018

İKİNCİ BÖLÜM
KARAR

Engin YILDIRIM
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yunus HEPER
Kemal KILIÇDAROĞLU
Av. Halil İbrahim YOLCU

I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir siyasi parti lideri olan başvurucunun dile getirdiği bazı iddialardan
dolayı tazminat ödemeye mahkum edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına
ilişkindir.

il. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden
sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir .
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir ömegı bilgi ıçın Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
7. Konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2015/1225, 2015/3100, 2015/6165,
2015/6939, 2015/11072 ve 2017/6656 numaralı bireysel başvuru dosyalarının 2015/1220
numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden
yapılmasına karar verilmiştir.

111. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir :
2
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
9. Başvurucu -olayların geçtiği tarihte ve halen- Cumhuriyet Halk Partisinin
(CHP) Genel Başkanıdır. Başvurucu, başka birçok platform yanında Partisinin Türkiye
Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) grup toplantılarında ve TBMM Genel Kurulunda da
belirli periyotlarla gündeme dair görüşlerini açıklamaktadır.
1 O. Başvurucu, 201 O yılı sonunda TBMM Genel Kurulunda, CHP grup
toplantılarında, bazı basın açıklamalarında ve televizyon programlarında Kayseri Büyükşehir
Belediyesiyle (Belediye) ilgili bazı iddialarını kamuoyuyla paylaşmıştır. Anılan iddialar aynı
tarihlerde, siyasi aktörler, köşe yazarları , akademisyenler gibi çok farklı toplum kesimlerince
değerlendirilmiş; lehte ve aleyhte değerlendirmelere konu olmuştur.
1 1. Derece mahkemelerinin kararlarındaki tespitlere göre başvurucu, H.A.H.nin
ifadelerini konuşmalarına dayanak almıştır. Bu şahıs, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından hakkında yürütülen dolandırıcılık iddiasına dayalı soruşturmada yaptığı
savunmalarında bazı belediye çalışanları hakkında rüşvet aldıklarına yönelik iddialarda
bulunmuştur. Adı geçen şahıs 17/7/2007 tarihinde münhasıran Belediyedeki yolsuzluklara
ilişkin ifade vermiştir. H.A.H. hakkında Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası
açılmış ve dolandırıcılık ile resmi belgede sahtecilik suçlarından H.A.H.nin
cezalandırılmasına karar verilmiştir. H.A.H.nin bahsi geçen iddiaları sonucunda elli kişi
hakkında soruşturma açılmış, ancak soruşturmanın sonucunda Kayseri Cumhuriyet
Başsavcılığı bu kişilerin tamamı hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
Konuyla ilgili idari soruşturmada da iddialar soyut olduğundan ilgililer hakkında soruşturma
açılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
12. Başvurucunun konuşmalarından bir kısmı sebebiyle aleyhine manevi tazminat
davaları açılmıştır. Aşağıda sırasıyla başvurucunun iddialarını dile getirdiği konuşmalara,
açılan tazminat davalarına ve Anayasa Mahkemesine başvuru sürecine ilişkin bilgilere yer
verilmektedir.
A. Başvurucunun Kayseri Büyükşehir Belediyesine Yönelik İddiaları
13. Derece mahkemeleri tarafından verilen bazı kararlarda başvurucunun
27/12/2010 tarihinde Star TV Arena Programında, 28/12/2010 tarihli CHP Grup
Toplantısında, 8/1 /2011 tarihinde Adana ilinde yaptığı bir konuşmada, 11/1/2011 tarihli CHP
Grup toplantısında da aynı iddiaları dile getirdiği ifade edilmiştir. Ancak derece mahkemeleri
yalnızca 13/12/2010 tarihinde TBMM Genel Kuruluna hitaben yapılan konuşmada ve
konuşma sonrası basına yapılan açıklamalar ile 14/12/2010 tarihli basın açıklamasını
kararlarına dayanak almışlardır. Başvurucunun, daha sonra tazminat davasına konu edilen ve
derece mahkemeleri tarafından değerlendirilen konuşmaları şu şekildedir:
1. 13/12/2010 Tarihinde TBMM Genel Kuruluna Hitaben Yapılan Konuşma
ve Konuşma Sonrası Basına Yapılan Açıklamalar
14. TBMM tutanaklarına göre 13/12/2010 tarihinde başvurucu tarafından 2011 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap
Kanunu Tasarısı’nın görüşmeleri esnasında yapılan konuşmanın başvuru konusu olayla ilgili
kısımları şu şekildedir:
3
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
“[Kemal Kılıçdaroğlu] – … Değerli arkadaşlarım, yolsuzluk, bu iktidarın en ciddı
sorunlarından birisidir, en ciddi temel sorunlarından birisidir. Bakın, 17/07/2007 tarihinde
… diye bir yurttaş -Kayseri Büyükşehir Belediyesinde çalışıyor- gidiyor polise rüşvet
çarkının nasıl döndüğünü bütün ayrıntılarıyla anlatıyor, 26 sayfa. Arkasından, imzalıyor ve
kendisi bu itiraflarda bulunuyor. Rüşveti toplayan kişi bu; taksi duraklarından, benzin
istasyonlarından ve diğer yerlerden. Yıllardır devam eden bir prosedür. Bütün bunların
hepsini ayrıntılı anlatıyor. Anlattıktan sonra emniyet, rüşvet, irtikap, resmf belgede
sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılıkla cumhuriyet savcılığına gönderiyor. Filme de alınıyor,
videoya da alınıyor ama video gizli. 26 sayfalık bu itiraf ne oluyor biliyor musunuz? 16
sayfaya indiriliyor. Şimdi, birinci soru: 26 sayfalık itiraf niçin 16 sayfaya indi? Kime
soruyorum? Adalet Bakanına soruyorum. Bilmeliyiz. Onun içinde Kayseri Ana Kent
Belediye Başkanının rüşvet olaylarıyla ilgili bölümler mi çıkarıldı yoksa başka bir nedenle
mi çıkarıldı? Bu sorunun yanıtını bekliyorum.
[A.K.] (Afyonkarahisar) – Varsa söyle.
[Kemal Kılıçdaroğlu] (Devamla) – İki tutanak da elimde. Ben onlardan önce isterim.
Sonra ne oluyor? Gidiyor savcıya. Savcı Bey ‘in adı … Savcı, emniyetin gönderdiği
rüşvet, irtikap değil, bunu memur suçlarıyla ilgili bir olay dolayısıyla Bakanlığa yazıyor ve
izin istiyor Adalet Bakanlığından. Adalet Bakanlığı, haklı olan bir gerekçeyle bunu Valiliğe
gönderiyor, konuyu ön inceleme yapın, izin verip vermeyeceğimize karar verelim diye. ö,
inceleme yapılıyor değerli arkadaşlar, bir vali vekili konuyu araştırıyor, …. Komisyon
kuruluyor, raporu düzenliyor, Adalet Bakanlığına gönderdiği yazıda diyor ki: Kayseri
Büyükşehir Belediye Başkanı [M.Ö.] ve diğer belediye görevlilerine isnat edilen suç Türk
Ceza Kanunu ‘nun 252 ‘sine giriyor, rüşvet suçunu oluşturduğundan 3628 sayılı Mal
Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu ‘nun 17 ‘nci maddesı
kapsamında işlem yapılmasını istiyor. Vali vekili basıyor imzayı ve gönderiyor. Bir önemli
gelişme oluyor. Bunun ekinde de bir rapor var, bu yazının ekinde daha önce alınmış
ifadeler, tutanaklar ve raporlar da var. Bu Vali, bunu imzaladıktan otuz sekiz gün sonra
görevden alınıyor, başka bir ile gönderiliyor, Gaziantep ‘e. Olabilir, bir ihtiyaç çıkmıştır,
olabilir.
Bakanlık gayet güzel bir uygulama yapıyor ve bunu savcılığa gönderiyor, diyor ki:
‘Bize geldi, ekindeki raporlar da bunlardır, gereğini yapın.’ Savcılık diyor ki: Vali Bey ‘in
yaptığı gibi değil, emniyet müdürünün yaptığı gibi değil. Yine, memur suçlarından ötürü,
dava açmak için izin istiyor. Yanıt gelmiyor Bakanlıktan. İkinci bir yazı yazıyor, ‘izin verin ‘
diye. Bunun üzerine Bakanlık yazı yazıyor, ‘İzin verdik, araştırın konuyu.’ diyor. Konıı
araştırılıyor, yine gidiyor, bu kez bir başka vali yardımcısı olayı araştırmakla muhakkit.
olarak atanıyor. Prosedürde bir eksiklik yok. Bu Vali Yardımcısı, … , Kocasinan w
Melikgazi belediyelerinden bilirkişi istiyor olayı araştırmak üzere. Kocasinan Belediyesi
30/11/2007 ‘de bir halk sağlığı uzmanı ile bir harita mühendisini görevlendiriyor. Melikgazi
Belediyesi ise 4/12/2007 tarihinde görevlendiriyor. Ama ciddi bir şey var: 4/12 ‘de bilirkişi
görevlendiriyorsunuz, ama bu Vali Vekilimiz 3/12 ‘de raporunu Valiliğe sunuyor bir gün
önceden. Nasıl oluyor bu? Daha bilirkişi gelecek, inceleyecek; bir gün önceden gönderiyor.
Şimdi, bir gün önceden görevlendiriyor ve Sayın Vali [O.G.] -Vali o zaman orada, bir
dönem bakanlık yaptı kısa süre- ‘Ben de aynı kanaatteyim, burada hiçbir şey yoktur,
dosyanın kapatılması lazım.’ diyor, basıyor imzayı. Ama bir şey var değerli arkadaşlar:
Sayın Vali, ondan önce kararnamesi çıkmış ve Müsteşarlık görevine atanmış birisi yani
imzalarken, kararnamesi daha önce Resmf Gazete ‘de yayımlanmış, Müsteşarlığa atanmış
birisi yani Kayseri Valisi değil. O gidiyor, imzaladıktan sonra Bakanlığa gönderiyor.
Bakanlığa gittikten sonra, aynı [O.G.], bu kez de Müsteşar olarak kendisinin gönderdiği
yazıyı alıyor, Sayın Bakanın onayına sunuyor ve diyor ki: ‘Burada hiçbir şey yoktur, dosyayı
kapatalım. ‘ ve dosya kapanıyor.
4
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
Şimdi, benim sorum şu: Ben Sayın Başbakana burada siz bunu yaptınız demiyorum,
ama Sayın Başbakanın vicdanına sesleniyorum: Bu olayın üzerine giderseniz -ben daha bir
ucunu çektim yalnız, çok büyük bir olay bu- olayı ben soruşturacağım derseniz, biz CHP
Grubu olarak sonuna kadar sizin arkanızdayız, hiç endişeniz olmasın, yeter ki kararlılıkla
olayın üzerine gidin ama gitmez, siz de o Vali ve Savcı gibi, ‘Ya, bunu kapatalım, ya, bu da
çok önemli bir olay değildir.’ derseniz, o zaman çıkıp bu kürsüden ‘Biz yolsuzluklarla
mücadele edeceğiz.’ demeyeceksiniz. ‘Biz yolsuzluklara kol kanat geren bir iktidarız.’
dersiniz ve bu iş burada biter.
Benim Sayın Başbakandan araştırmasını istirham ettiğim bir soru daha var: Bu
değerli, adını söyleyeyim, … şu anda nerededir? Bu, çok önemli bir soru. Nerede olduğunu
Sayın Başbakan araştırdığı zaman görecektir. Çünkü Sayın Başbakanın bir lafı vardı :
‘Benim mal varlığımı eleştirenler şimdi Silivri ‘de.’ diyordu. Bunu da bir araştırsın bakalım,
nerede?
Ve benim bir sorum daha var: Avukat … , kimdir bu adam?
Eğer Sayın Başbakan benim bu konuştuklarımla ilgili olarak, her satırıyla ilgili belge
istiyorsa masamın üzerinde, her satırıyla ilgili, bütün yazışmalar, o iki ifade tutanakları, 2t
ve 16 sayfalık ifade tutanakları. Elimde olmayan bir şey var, kayıp olan ve ilk Valiniı
yazdığı rapor, o elimizde yok, mahkeme dosyasında da yok. Nerede bu dosya? Niye
gizleniyor? Mademki her şey aleni, mademki avukat da istediği zaman verecekler, ona da
ulaşamıyorum, ulaşamıyoruz .
… ‘i eğer Sayın Başbakan merak ederse, yanında Sayın [B.A.] var, ona sorarsa
sanıyorum benden çok daha fazla bilgi alacaktır. 11
15. TBMM Genel Kurulunda bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerin ardından
başvurucu, TBMM kulisinde gazetecilerin sorularını yanıtlamıştır. Anadolu Ajansının
konuya ilişkin haberinin ilgili kısımları şöyledir:
11 ••• Kılıçdaroğlu, Kayseri’deki yolsuzluk iddiasına karşılık Erdoğan’ın açıklamalarının
tatmin edici olup olmadığına ilişkin soru üzerine, ‘konuşmanın tatmin edici olmadığını,
iddialarına yanıt vermediğini’ söyledi. Kılıçdaroğlu, ’17 kişilik bir çetenin sözkonusu
olduğunu’ öne sürerek, ‘ … ‘nun çete arasında çıkan özel bir uyuşmazlık nedeniyle ihbarda
bulunduğunu’ savundu. ‘Özel uyuşmazlığın’ sorulması üzerine, Kılıçdaroğlu, daha sonra bu
uyuşmazlığı CHP Kayseri Milletvekili [Ş.K.nin] açıklayabileceğini, bu konudaki ayrıntılara
girmek istemediğini kaydetti. Bütçe konuşması sırasında dile getirdiği iddiaları yineleyen
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın ’26 sayfalık ifadeden söz etmediğini’ söyledi. Kılıçdaroğlu,
‘Kayseri’deki Valilik, adliye ve belediye arasında şeytan üçgeni var. Bu arada tezgah
dönüyor … ‘ dedi. Kılıçdaroğlu, … nun şu anda Silivri Cezaevinde olduğunu bildirerek, ‘Sayın
Başbakan hapiste olduğunu söyledi. Onu ben de biliyorum. Nerede hapiste? Silivri
diyemiyor. Niye diyemiyorsun? Yani sen bunu yaparsan ben de seni Silivri’ye gönderirim ..
şeklinde konuştu. ‘Konuşmanızda ben bir ucundan tuttum, çok büyük dediniz, uyuşmazlığın
nedenini mi kastettiniz?’ sorusuna, Kılıçdaroğlu, ‘Onun arkasında başka olaylar var. Onıı
daha sonra aktaracağız’ karşılığını verdi. ‘Yıllardır süren bir rüşvet tezgahının sözkonusu
olduğunu’ öne süren Kılıçdaroğlu, ‘Başındaki kişiler belli, ifadeler belli. Ben Başbakan ‘dan
ne istedim? Siz yolsuzlukların üstüne kararlılıkla gitmek mi istiyorsunuz, bu olayı
soruşturun. Biz de CHP Grubu olarak sizi destekleyeceğiz. Soruşturun diyoruz. Somut şeyler
koyuyoruz ortaya. Kim nasıl kapattı? Rüşvet çetesi açığa çıkmalı’ diye konuştu. CHP Genel
Başkanı Kılıçdaroğlu, ‘dosyanın diğer uçlarını da açacaklarını’ da bildirdi. 11
5
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
2. Başvurucunun 14/12/2010 Tarihinde Basına Yaptığı Açıklamalar (CHP
İnternet Sitesinde Yayımlanmıştır)
16. Başvurucu 14/12/2010 tarihli basın mensuplarının soruları üzerine yaptığı
açıklamasında aşağıdaki sözlerle Belediye ile ilgili iddialarını sürdürmüştür:
“[Soru]: …
[Kemal Kılıçdaroğlu ]- Benim açtığım dosyayla Sayın Başbakanın söyledikleri arasında
hiçbir ilgi yok. Ben 17 kişilik bir rüşvet çetesinin yargıya çıkarılmamasını nasıl sağladınız.
Bunu anlattım, bunun soruşturulmasını istedim. O bana bir kişinin nasıl hapse girdiğini
söylüyor. Ben zaten onun hapiste olduğunu biliyorum. O ayrı bir dava. O dava sonuçlandı.
Ben sonuçlanmayan ve kapatılan bir davadan söz ediyorum. Valinin rüşvet, irtikap vardır
dediği, emniyetin rüşvet, irtikap vardır dediği bir dosyanın hangi gerekçeyle niçin
kapatıldığını söylüyorum. Ve ben bilirkişi atanmadan önce aklama raporunun
hazırlandığını, aklama raporunu hazırlayan vali yardımcısının ismini, o tarihte Kayseri
valisi olmayan bir kişinin nasıl bu dosyayı imzaladığını, kapatma dosyasını imzaladığını,
aynı kişinin İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olduktan sonra kendi aklama yazısını nasıl
atlattığını söyledim. Sayın Başbakan bunlardan hiçbirisine yanıt vermedi.
Kendi internet sitemizde bugün öğleden sonra bütün bu belgelerin tamamını
göreceksiniz. Tamamını göreceksiniz. Sayın Başbakan birileri tarafından oltaya
yakalattırıldı. Sayın Başbakan oltadadır. Benim sorduğum sorulara hala yanıt bekliyorum.
Başbakan yolsuzlukların üzerine gidiyoruz diyorsa, yolsuzlukları soruşturmak bizim
görevimizdir diyorsa bu dosyayı yeniden açar. Bu dosyayı yeniden açar. Başbakanın görevi
dosyaları kapatmak değildir. Başbakan şu soruyu kendi bürokratlarına sormalı. Ayın
4.12.2007 ‘de bilirkişi tayin ediliyor. Peki bu vali yardımcısı aklama raporunu nasıl
3.J 2.2007 ‘de veriyor bir gün önceden? Bu soruya Sayın Başbakan yanıt verdi mi? Vermedi.
Niye vermiyor? Kayseri vali vekili burada rüşvet vardır, irtikap vardır diye rapor hazırlıyor.
Raporu hazırlayan vali vekili niçin 38 gün sonra görevden alınıyor? Buna yanıt verdi mi
Sayın Başbakan? Vermedi.
Belgelerin tamamı bugün öğleden sonra Cumhuriyet Halk Partisinin internet sitesine
konulacak. Hem sorular, hem bunun yanıtlarını göreceksiniz. Ben 26 sayfalık bir ifade var
diyorum. Bu tutanaktan niçin 1 O sayfa eksildi diye soruyorum. Sayın Başbakan başka bir
dosyadaki tutanakları anlatıyor. O tutanakları da bugün göreceksiniz. Tamamını
yükleyeceğiz arkadaşlar. Biz bir şey söylüyorsak biliyoruz ki onu en az 5-6 ay araştırıyoruz
Doğruluğunu araştırmadan, ayrıntıları bilmeden bir şey açıklamıyoruz. Ama Sayın
Başbakanın eline bir dosya tutuşturuldu incelemeden dahi çıktı birilerini savunmak
konumuna düştü. Başbakanın görevi yolsuzlukları savunmak değildir. Yolsuzlukların üzerine
gitmektir. Eğer gitmezse Kayseri ‘de dönen rüşvet tezgahının bir parçası olur. Biz gitmesini
istiyoruz. Ve şunu da söyledim Sayın Başbakana. Bu olayın üzerine gidin CHP grubu olarak
senin arkanda duracağız. Diyeceğiz ki bizim Başbakan yolsuzlukların üzerine kararlılıkla
gidiyor. Bugün belgeleri alsın. Onlar öyle bulunmuş belgeler, hayali belgeler değildir.
Devletin belgeleridir. Devletin arşivlerinde var o belgeler. Biz o belgelerin tamamını ayrıca
onaylattık. Onaylatılmayan bir belge bizim zaten kullandığımız belge değildir.
[Soru]: Efendim Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı …
[Kemal Kılıçdaroğlu]- O benim muhatabım değil. Benim muhatabıma sorularımı
sordum internet sitesinde onları okusun.
[Soru]: Efendim Başbakan …
[Kemal Kılıçdaroğlu]- Hukukçu arkadaşlarım zaten çalışıyorlar. Bu dosyayı yeniden
6
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
açtıracağız. Yeniden açtıracağız bu dosyayı.
[Soru]: Efendim dün Sayın Başbakan size bütçe görüşmesinde yine … .. …….. İfadesini
kullandı. Sizce bu üslup ne kadar doğru? Bir de size twitterdan ………….. .
[Kemal Kılıçdaroğlu ]- Sayın Başbakan mecliste bütçe görüşmelerini yaparken siyasette
üslubun ne kadar önemli olduğunu söyledi. Ama kendi söylediğini kendi üslubuyla
yalanladı. Bir Başbakan sokak ağzıyla konuşmaz. Bizim elimizde dokümanlar var, belgeler
var. Ben başka bir davadan, açılmayan bir davadan söz ediyorum. O sonuçlanan bir
davadan söz ediyor. Ben kapatılan bir davadan söz ediyorum. O 17 kişilik çeteden rüşveti
toplayan birisinin nasıl mahkum edildiğini söylüyor. Zaten kendisi itiraf etmiş, rüşveti be,
topluyordum diyor. Onun mahkum olması kadar doğal bir şey yok zaten. Biz o 17 kişilik
çeteyi nasıl bire indirdi, hangi gerekçeyle bire indirdi biz onu soruyoruz.
[Soru]: Bir de avukattan söz ettiniz efendim.
[Kemal Kılıçdaroğlu]- Bunların yanıtını alayım daha öbürü devamı gelecek. 32 kısım
tekmili birden gelecek.
[Soru]: …… .. ……. .
[Kemal Kılıçdaroğlu]- Ben Sayın Başbakana sordum. Bu kişi şu anda nerede yatıyor?
Silivri ‘de olduğunu biliyordum. Sayın Başbakanın kürsüye çıkıp şuanda Silivri ‘de hapiste
demesini bekliyorum. Ama ısrarla Silivri lafını kullanmadı. Niye kullanmadı? Benim
malvarlığımla ilgili iddiada bulunanlar şimdi Ergenekon ‘dan yatıyorlar demişti. Bende
Kayseri ‘deki davayı kapatıp rüşveti ben alıyordum, dağıtıyordum, bizim bir çetemiz vardı
diyen adam şuanda Ergenekon ‘da yatıyor, yani hapiste yatıyor. Ben bu ilginç olaya
kamuoyunun dikkatini çekmek istedim ve Sayın Başbakanın bunu itiraf etmesini istedim.
Ama Sayın Başbakan Silivri adını kullanmaktan özenle kaçındı.
[Soru]: Efendim dün Sayın Başbakan sizin ortaya atmış olduğunuz iddialarla,
dosyalarla ilgili olarak neden yargıya gitmiyor, yargıya gitmeli, yargıda bunun hesabın;
araması gerek dedi.
[Kemal Kılıçdaroğlu]- Bende Sayın Başbakana sizin siyasallaştırdığınız bir yargının
dosyaları nasıl kapattığını bu örnek olayla göstermek istedim zaten. Yargıya gitsin . … ‘la
ilgilide yargıya gitmediniz dedi. Yargıya gittik davaları devam ediyor. Sayın Başbakanır.
haberi yok. Haberi olsa belki yine dosyayı kapatacaktı. Ama meraklanmasın bütün
davalarını izliyoruz. Bütün hukukçularımızla izliyoruz. Başbakan görecek tabloyu.
Teşekkür ediyorum arkadaşlar. ”
B. Başvurucuya Karşı Açılan Tazminat Davaları
1 7. Başvuru formunda sunulan bilgilere göre; başvurucunun yukarıdaki iddiaları
dile getirmesinden sonra Belediye Başkanı da dahil olmak üzere soruşturmalarda adı geçen
bazı kişiler tarafından manevi tazminat talebiyle kırk civarında dava açılmıştır. Somut
başvuruyu ilgilendiren davalarda verilen kararlara ilişkin bilgiler şu şekildir:
1. Belediye Basın Yayın Müşaviri Tarafından Açılan Dava (2015/1220
Numaralı Bireysel Başvuru Konusu)
18. Olayların yaşandığı tarihte Belediye basın yayın müşaviri olan davacı Y.Y.
tarafından açılan davada Kayseri 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 18/3/2014 tarihinde verdiği ve
7
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
Yargıtay tarafından 17/11/2014 tarihinde onanan kararıyla başvurucu aleyhine 5.000 TL
manevi tazminata hükmetmiştir. Kayseri 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin gerekçesi
başvuruya konu diğer davalarda da aynen kullanılmıştır. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şu
şekildedir:
” .. . Davaya konu olan olayda; davalı ana muhalefet partisi genel başkanı beyanlarında,
dava dışı … adlı şahsın ifadelerini dayanak almıştır. Dosya kapsamından, bu şahsın Kayseri
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında yürütülen dolandırıcılık iddiasına dayalı
2007/17518 sayılı soruşturma dosyası sırasındaki savunmalarında davacının da içinde
bulunduğu belediye çalışanları hakkında rüşvet aldıklarına yönelik ihbarda bulunduğu ve
17.07.2007 tarihinde bu yönde ayrıca ifade verdiği anlaşılmaktadır. Sonrasında kendisi
hakkında Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında 2007/253-2008/3
sayılı ilamla kamu kurum ve kuruluşları ve benzeri tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması
suretiyle dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçundan ceza verilmiş ve karar
Yargıtay 11.Ceza Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiştir . … ‘nun bahsi geçen ihbar ve
şikayeti sonucunda davacı dahil elli kişi hakkında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından 2007 /247 40 sayılı soruşturma dosyasında 12.03.2008 tarih ve 2008/3088 sayılı
kararla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Yine
aynı şekilde yürütülen idari soruşturmada da 03.07.2007 tarihli muhakkik raporunda
‘ … iddialar soyut olduğundan ilgililer hakkında soruşturma açılmasına yer olmadığına .. . ‘
dair karar verilmiştir. Tüm bu gelişmelere rağmen ve davacı hakkında kovuşturmaya yer
olmadığı kararı verildiği halde, davalı tarafından aradan 2-3 yıl zaman geçtikten sonra
yapılan açıklamalarda bahsi geçen … adlı şahsın beyanlarına atıfta bulunularak 13.12.2010
tarihli T.B.M.M oturumunda ‘ …. 17.07.2007 tarihinde [H.A.H.] diye bir yurttaş -Kayseri
Büyükşehir Belediyesinde çalışıyor- gidiyor polise rüşvet çarkının nasıl döndüğünü
ayrıntılarıyla anlatıyor, 26 sayfa. Arkasından imzalıyor ve kendisi bu itiraflarda
bulunuyor ….. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı ve diğer belediye görevlilerine isnat
edilen suç Türk Ceza Kanunu 252’sine giriyor, rüşvet suçunu oluşturduğundan .. .. ‘ şeklindeki
ve devam sözleri ile yine 14.12.201 O tarihinde yapılan basın toplantısında sarfettiği ‘ … biz o
on yedi kişilik çeteyi nasıl bire indirdin, hangi gerekçeyle bire indirdin, biz onu
soruyoruz….. Kayseri’de dönen rüşvet tezgahının bir parçası olur… rüşveti biz ben
alıyordum, dağıtıyordum. Bizim bir çetemiz vardı diyen adam şu anda Ergenekon ‘da
yatıyor … ‘ şeklindeki sözlerin davacının ismi açıkça belirtilmese dahi davalı beyanlarına
tarihi de verilerek dayanak gösterilen şikayetçi … ‘nun soruşturma dosyasındaki 17.07.2007
tarihli ifadesinde davacının isminin açıkça zikredilmesi ve davalının konumu gereği
beyanlarının basında geniş yer bulması karşısında, davacının kişilik haklarına hukuka
aykırı olarak saldırıda bulunulduğu açık olup . .. davanın kısmen kabulü yoluna gidilmiş,
aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”
2. Belediye Ulaşım Daire Başkanı Tarafından Açılan Dava (2015/1225
Numaralı Bireysel Başvuru Konusu)
19. Olayların yaşandığı tarihte Belediye Ulaşım Daire Başkanı olan davacı A.E.
tarafından açılan davada Kayseri 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 18/2/2014 tarihinde verdiği ve
Yargıtay tarafından 10/11/2014 tarihinde onanan kararıyla başvurucu aleyhine 5.000 TL
manevi tazminata hükmetmiştir (Karar gerekçesi için bkz. § 18).
3. Belediye Çalışanı A.K. Tarafından Açılan Dava (2015/3100 Numaralı
Bireysel Başvuru Konusu)
20. Olayların yaşandığı tarihte -ilgili soruşturma dosyasındaki 17/7/2007 tarihli
ifadede adı geçen- belediye çalışanı davacı A.K. tarafından açılan davada Kayseri 2. Asliye
Hukuk Mahkemesi 17/4/2014 tarihinde verdiği ve Yargıtay tarafından 12/1/2015 tarihinde
8
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
onanan kararıyla başvurucu aleyhine 4.000 TL manevı tazminata hükmetmiştir (Karar
gerekçesi için bkz. § 18).
4. Belediye Genel Sekreter Yardımcısı Tarafından Açılan Dava (2015/6165
Numaralı Bireysel Başvuru Konusu)
21. Olayların yaşandığı tarihte Belediye genel sekreter yardımcısı olan davacı H.B.
tarafından açılan davada Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 17/4/2014 tarihinde verdiği ve
Yargıtay tarafından 2/3/2015 tarihinde onanan kararıyla başvurucu aleyhine 4.000 TL manevi
tazminata hükmetmiştir (Karar gerekçesi için bkz. § 18).
5. Belediye Genel Sekreter Yardımcısı Tarafından Açılan Dava (2015/6939
Numaralı Bireysel Başvuru Konusu)
22. Olayların yaşandığı tarihte Belediye genel sekreter yardımcısı olan davacı E.K.
tarafından açılan davada Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 17/4/2014 tarihinde verdiği ve
Yargıtay tarafından 2/3/2015 tarihinde onanan kararıyla başvurucu aleyhine 4.000 TL manevi
tazminata hükmetmiştir (Karar gerekçesi için bkz. § 18).
6. Belediye Özel Kalem Görevlisi Tarafından Açılan Dava (2015/11072
Numaralı Bireysel Başvuru Konusu)
23. Olayların yaşandığı tarihte Belediye özel kaleminde çalışan davacı H.Ç.
tarafından açılan davada Kayseri 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 10/2/2015 tarihinde verdiği ve
Yargıtay tarafından 25/5/2015 tarihinde onanan kararıyla başvurucu aleyhine 2.500 TL
manevi tazminata hükmetmiştir (Karar gerekçesi için bkz. § 18).
7. Belediye Çalışanı H.T. Tarafından Açılan Dava (2017/6656 Numaralı
Bireysel Başvuru Konusu)
24. Olayların yaşandığı tarihte -ilgili soruşturma dosyasındaki 17/7/2007 tarihli
ifadede adı geçen- belediye çalışanı davacı H.T. tarafından açılan davada Kayseri 2. Asliye
Hukuk Mahkemesi 6/10/2016 tarihinde başvurucu yönünden kesin olarak verdiği kararıyla
başvurucu aleyhine 1 .000 TL manevi tazminata hükmetmiştir (Karar gerekçesi için bkz. § 18).
C. Anayasa Mahkemesine Başvuru Süreci
25 . Nihai kararlar başvurucuya sırasıyla 17/12/2014, 17/12/2014, 9/2/2015,
2/4/2015, 21/4/2015, 30/6/2015 ve 25/1/2017 tarihlerinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu
sırasıyla 16/1/2015, 16/1/2015, 19/2/2015, 6/4/2015, 22/4/2015, 1/7/2015 ve 27/1/2017
tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurular süresinde yapılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
26. İlgili ulusal hukuk için bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017,
§§ 24-28.
9
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
B. Uluslararası Hukuk
1. İfade Özgürlüğünün Demokratik Toplumdaki Önemi
27. Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesi şöyledir:
1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi
olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve
de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema
işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla
öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu
güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın
veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının
önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli
olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. ”
28. Avrupa İnsan Haklan Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik
toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM, ifade özgürlüğüne ilişkin
kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel
şartlardan birini teşkil ettiğini yinelemektedir. AİHM’e göre 1 O. maddenin ikinci paragrafı
saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya
ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve
düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu halinde demokratik bir toplumdan söz
edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, 10.
maddede güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların
dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini
vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976 § 49; Von
Hannover/Almanya (No. 2) [BD], B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101).
2. İfade Özgürlüğü ve İtibarın Korunmasını İsteme Hakkı Arasındaki İlişki
29. AİHM, kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün
çatışması halinde 10. maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan “başkalarının … haklarının
korunması” ifadesine müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihinde verdiği
iki kararda – Von Hannover/Almanya (2) [BD] ve Axel Springer AG/Almanya [BD],
(39954/08, 7/2/2012)- ifade hürriyeti ve özel hayata saygı hakkının dengelenmesinde
kullanılan ilkeleri sistematik olarak açıklamış ve uygulamıştır. Bunlar, ifade özgürlüğüne
konu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı (Von
Hannover/Almanya (2), § 109; Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/9/2004, §§
63-66), ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin
niteliği, haber veya makalenin konusu (Von Hannover/Almanya (2), § 110; kamu tarafından
tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir karar için bkz. Minelli İsviçre
(k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005), ilgili kişinin daha önceki davranışları (Von
Hannover/Almanya (2), § 111), yayının içeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2),
§ 112), bilgilerin elde edilme koşullan ve gerçekliği (Axel Springer AG/Almanya, § 93; Von
Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulanan yaptırımın niteliğidir (Axel Springer
AG/Almanya, § 95).
10
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
3. Maddi Olgular ile Değer Yargısı Arasındaki Fark
30. AİHM’e göre, maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma
gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilirse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın
mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46).
AİHM, değer yargılarının doğruluğunu ispat etmenin yerine getirilmesi imkansız bir talep
olduğunu ve böyle bir yükümlülüğün kendiliğinden Sözleşme’nin 10. maddesinde korunan
hakkın temel bir bileşeni olan görüş sahibi olma özgürlüğünü ihlal edeceğini belirtmektedir.
AİHM bununla birlikte, bir açıklamanın değer yargısı düzeyine ulaştığı durumlarda dahi
-kendisini destekleyen bir olgusal temel olmayan değer yargılan aşırı görülebileceğindenmüdahalenin
orantılılığının dava konusu sözlerin yeterli bir olgusal temele sahip olup
olmadığına dayanabileceğini ifade etmiştir (Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95,
27/2/2001 , §§ 42, 43).
31. Brasilier/Fransa (B. No: 71343/01, 11/4/2006) kararına konu olayın eldeki
başvuruya benzer yönleri bulunmaktadır :
i. Bay Brasilier (başvurucu) 1997 yılı parlamento seçimlerinde, daha sonra Paris
Belediye Başkanı olan Bay Tiberi’ye karşı Paris’ten milletvekili adayı olmuştur.
Başvurucu, seçimlerin ilk turu yapıldıktan sonra daha önce yeterli sayıda oy pusulası
bastırmış olmasına ve bu pusulaları oy verme yerlerine teslim edilmesi için resmi
görevlilere vermiş olmasına rağmen bazı oy verme yerlerinde kendi oy pusulalarını
bulamadığını iddia etmiş; bu nedenle oy pusulalarının çalındığı şikayetinde
bulunmuş ancak savcı bu şikayetle ilgili işlem yapmamaya karar vermiştir.
ii. Başvurucu, bunun üzerine konuyla ilgili tepkilerin dile getirildiği bazı gösteri
yürüyüşlerine katılmış ve bu gösterilerden birinde Bay Tiberi’nin seçimlerde hile
yaptığı ve bu nedenle seçimin iptal edilmesi gerektiği yönünde ibareler içeren bir
broşür dağıtılmıştır. Gösteriler esnasında Bay Tiberi’nin seçimlerde entrikalar yaptığı
yönünde sloganlar da atılmıştır . Bay Tiberi bu olaylar üzerine hakaret suçlamasıyla
bir dava açmış ve broşür ve sloganlarla ilgili sorumluluğu kabul eden başvurucu adli
soruşturmaya maruz kalmıştır.
iii. Bunun dışında, bu olaylardan kısa bir süre sonra seçimlerin iptali istemiyle
Anayasa Konseyine yapılan başvuru reddedilmiştir. Ret kararında seçimler
esnasında bazı usulsüzlükler meydana geldiği ancak bu usulsüzlüklerin seçim
sonucunu değiştirmeyeceği yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Anayasa Konseyi,
başvurucunun ve bir başka adayın oy pusulalarının kaybolması hususunda, adayların
oy pusulalarını süresi içinde yetkili makamlara ulaştırmadıkları yönünde bir tespitte
bulunmuştur.
iv. Yapılan ceza yargılaması sonunda başvurucu beraat etmiş, ancak iddialarını
ispatlayamadığı için haksız fiilden sorumluluğunun doğduğuna ve Bay Tiberi’ye
zararları için başvurucunun 1 Fransız Frankı ödemesine karar verilmiştir
(Brasilier/Fransa, §§ 8-23).
v. AİHM; ilk olarak maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma
gidilmesi gerektiği, maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu
ispatlamanın mümkün olmadığı, bir açıklamanın değer yargısı olarak görüldüğü
durumlarda müdahalenin orantılılığının dava konusu sözlerin yeterli bir olgusal
temele sahip olup olmadığına dayandığı yönündeki içtihadını hatırlatmıştır.
11
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
vi. AİHM, başvuru konusu olaydaki açıklamaların kamu menfaatleriyle ilgili
konularda olduğunu ve bunların somut olguların açıklanmasından ziyade değer
yargısı olarak görülmesi gerektiğini belirtmiştir. AİHM, ayrıca açıklamaların
basında ve ilgili kesimlerde konuyla ilgili sıcak tartışmaların olduğu bir ortamda
yapıldığına ve Bay Tiberi’nin de daha sonra seçim sonuçlarının çarpıtıldığı
yönündeki bazı iddialarla ilgili olarak adli soruşturmaya tabi tutulduğuna işaret
etmiştir. AİHM, her ne kadar masumiyet karinesi gözönüne alındığında bir
soruşturmaya maruz kalan kişinin suçlu olduğu varsayılamaz ise de isnada maruz
kalan kişinin belediye başkanı sıfatıyla seçimlerin organizasyonu ve iyi idaresi
bakımından görevleri de bulunan Bay Tiberi olması hasebiyle bu başvuru
bakımından olgusal bir temelin bulunduğunu kabul etmiştir.
vii. AİHM, başvurucunun ifadelerinin negatif bir anlam içerdiği, ancak içerdiği
belli bir düzeydeki husumet ve öneme rağmen açıklamalardaki temel konunun bir
seçimin yürütülmesiyle ilgili olduğu tespitini yapmıştır.
viii. AİHM verilen cezanın verilebilecek en düşük ceza olmasına rağmen -ifade
özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahalenin bu özgürlüğün kullanımı üzerinde
caydırıcı etki oluşturabileceği gerçeğinden hareketle- başvurucunun ifade
özgürlüğüne yönelik müdahaleyi kendiliğinden haklı gösteremeyeceği sonucuna
varmıştır (Brasilier/Fransa, §§ 33-44).
4. Siyasetçilerin İfade Özgürlüklerinin Korunması
32. AİHM’e göre ifade özgürlüğü, herkes için önemli olmasına karşın halkın
seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir. Çünkü seçilmiş kişiler, seçmenleri
temsil ederler ve seçmenlerin kaygılarına dikkat çeker ve menfaatlerini savunurlar
(Lombarda ve diğerleri Malta , B. No: 7333/06, 24/4/2007, § 53). Başvurucu gibi muhalefet
partisinden bir milletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler, AİHM’i daha sıkı bir
denetim gerçekleştirmeye sevk etmektedir (Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95,
27/2/2001 , § 36).
33. AİHM, siyasi ifade özgürlüğünün önemini göstermek maksadıyla caydırıcı etki
doktrinini kullanmakta; bu nedenle siyasetçilere yönelik olarak verilen cezalar küçük de olsa
ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğabileceği sonucuna ulaşmaktadır (Lombarda ve
diğerleri Malta § 61).
i. Lombarda ve diğerleri Malta (bkz. §§ 5-32) kararına konu olayda, Malta
merkezi hükumetiyle Fgura Yerel Konseyi arasında bir yol projesi konusunda
anlaşmazlık ortaya çıkmıştır. Bu anlaşmazlık yargıya konu olmuş, yerel basında da
yer bulmuştur. Yerel Konseyin üyesi olan ilk üç başvurucu, Yerel Konseyin bir
toplantısı esnasında anlaşmazlık konusu olaya ilişkin kamusal bir toplantı
yapılmasını istemişler ancak bu önerileri reddedilmiştir. Bunun üzerine ilk üç
başvurucu konuya ilişkin olarak bir gazetede makale yayımlamıştır. Makalede Yerel
Konseyin kamuya danışmadığı ve kamunun görüşlerini gözardı ettiği şeklinde
ifadelere yer verilmiştir. Yerel Konsey, makalenin yazarı olan ilk üç başvurucu ve
yayının editörü olan dördüncü başvurucuya hakaret ve iftira davası açmıştır.
Yargılama sonunda başvurucuların iddialarını kanıtlayamadıkları gerekçesiyle
yaklaşık 4.800 Avro tazminata mahkumiyetine karar verilmiştir. Temyiz incelemesi
12
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
sonucu tazminat yaklaşık 1 .440 Avroya düşürülmüştür. Başvurucuların konuyla
ilgili olarak Anayasa Mahkemesine yaptıkları anayasa şikayeti de reddedilmiştir.
ii. AİHM bu başvuruda; Yerel Konsey gibi seçilmiş bir kuruluşun ihmal ya da
icraatına yönelik eleştirilere ilişkin kısıtlamaların çok istisnai koşullarda haklı
gösterilebileceğine , Yerel Konsey gibi siyasi bir kurumun kendisine yönelik
eleştirilere karşı daha yüksek düzeyde bir hoşgörü göstermesi gerektiğine işaret
etmiştir. AİHM’e göre kamusal menfaatlerle ilgili politik konuşmaları ya da
tartışmaları sınırlamaya dair alan oldukça dardır. AİHM, başvuru konusu olayın
kamusal menfaatlerle ilgili politik tartışmalar kapsamında olduğunu ve makalenin de
olaya basın aracılığıyla kamunun dikkatini çekmek amacını taşıdığını belirtmiştir.
iii. AİHM bu başvuru kapsamında; politik tartışmaların belli kelimelerin
yorumu üzerinde oybirliği gerektirmediği , başvurucuların toplantı tekliflerinin
reddedilmesinin Yerel Konseyin halka danışmadığı yönündeki iddialar için
kullanılan değer yargıları bakımından yeterli bir olgusal temel oluşturduğu tespitini
yapmıştır. AİHM, böyle olmasa dahi değer yargılarının ispatlanmasının
beklenemeyeceğini ve başvuru konusu olaydaki değer yargılarının iyi niyetle dile
getirilmediğini gösteren hiçbir bulgu olmadığını belirtmiştir. AİHM -her koşuldadevam
etmekte olan bir politik tartışma kapsamındaki ifadeler bakımından olgu
isnadı ve değer yargıları arasındaki ayrımın da daha az önemli hale geldiğine işaret
etmiştir.
iv. AİHM, başvuruculara yönelik yaptırımın onların gelecekte Yerel Konseyi
eleştirme konusunda isteksiz davranmaya sevk edebileceği hususunun da dikkate
alınması gerektiğini belirtmiştir. AİHM bu gerekçelerle, başvuru konusu olaydaki
ifadelerin kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşmadığı , yargılamanın ceza yargılaması
olmayıp tazminat davası olmasının ve verilen tazminatın nispeten düşük olmasının
da müdahaleye dayanak olan gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı sonucunu
değiştirmediği kanaatine varmış ve başvuruculara yönelik müdahalenin demokratik
bir toplumda gerekli olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Lombarda ve diğ rleri Malta, §§
52-63).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
34. Mahkemenin 18/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip
gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
35. Başvurucu;
i. Davaya konu konuşmalarda davacıların ismini zikretmediğini ve davacıların
şahsına saldırı teşkil edecek hiçbir beyanda bulunmadığını, matufiyet unsuru
oluşmadığını, dolayısıyla derece mahkemelerinin yerleşik Yargıtay içtihatlarına da
aykırı karar vererek ifade özgürlüğünü ihlal ettiklerini,
ii. Aynı konu malara karşı açılan başka davaların reddedilmesi sonucu ortaya
çıkan çelişkili kararlarla adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun
yargılanma hakkının ihlal edildiğini ,
13
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
m. İfade özgürlüğüne müdahale teşkil eden mahkeme kararlarının
gerekçelerinin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığını,
iv. Ana muhalefet partisi CHP’nin genel başkanı sıfatıyla , yolsuzlukla mücadele
konusunda eline ulaşan bilgi ve belgelerle kamuoyunu aydınlatmasının ve bu konuda
kamuoyu oluşturmasının ve gerekli yasal başvuruları yapmasının kendisine yüklenen
yasama faaliyetinin yanı sıra denetim görevinin de bir parçası olduğunu,
v. Belediye ile ilgili konuyu gündeme taşımasından sonra CHP grubuna mensup
milletvekillerinin 201 1 yılında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına yaptıkları suç
duyurusu üzerine Savcılık tarafından soruşturmanın yeniden başlatıldığını ve bir
kısım kişilerin rüşvet, icbar suretiyle irtikap ve teşebbüs ile dolandırıcılık
suçlamasıyla açılan davalarda cezalandırıldıklarını; bütün bunların kendisi aleyhine
verilen tazminat kararlarının haksızlığını gösterdiğini ifade etmiştir.
B. Değerlendirme
36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki
nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir
Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun adil yargılanma hakkı
bağlamındaki ihlal iddialarının da bir bütün olarak Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında
incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
37. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26.
maddesinin ilgili kısmı şöyledir :
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya
toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesı
olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek rb stliğini de kapsar …
Bu hürriyetlerin kullanılması, … başkalarının şöhret veya haklarının, … korunması
amaçlarıyla sınırlanabilir … ”
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine
ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
39. TBMM Genel Kuruluna hitaben yaptığı konuşmada ve basına yaptığı
açıklamalarda kullandığı sözler nedeniyle başvurucu aleyhine manevi tazminata
hükmedilmiştir. Söz konusu Mahkeme kararları ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik
bir müdahale yapılmıştır.
14
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara
uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın
13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, … yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, … demokratik
toplum düzeninin … gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ”
41. Bu sebeple müdahalenin, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut
başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde
belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk
koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
42. 22/11/2001 tarihli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve 25. maddeleri ile
6098 sayılı Kanun’un 58. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna
varılmıştır.
ii. Meşru Amaç
43. Başvurucunun tazminat ödemeye mahkum edilmesine ilişkin kararların
başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve
meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
(a) Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi
44. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında “demokratik toplum düzeninin
gerekleri” ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. İfade
özgürlüğü, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce
ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli
yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi
ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dahil olmak üzere düşüncelerin
her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi
gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların
hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal
ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe
ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi
için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35;
Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42-43; Tansel Çölaşan, B. No:
2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
15
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
(b) Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması
45. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum
düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı
karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki
değerlendirme , sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç
arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü
Anayasa’nın 13. maddesinde “demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama” ve
“ölçülülük ilkesine aykırı olmama” biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu
iki kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir Coşkun, §§ 53-55;
Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72;AYM, E.2018/69, K.2018/47, K.T. 3/5/2018, § 15; AYM,
E.2017/130, K.2017/165, K.T. 29/11/2017, § 18).
46. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir
toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir.
Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi
için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif
önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya
ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir
toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir
Coşkun,§ 51; Mehmet Ali Aydın,§ 68; Tansel Çölaşan, § 51).
4 7. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirlerini ifade özgürlüğü
yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru
amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların
bir olayda varlığının hakkı ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru
amaçla hak arasında olayın şartları içinde bir denge kurmaktır ( bkz. Bekir Coşkun,§ 44, 47,
48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 58, 61, 66).
48. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama
tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle
orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının
haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin
kurulmasına işaret etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine
terazinin diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran
açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti halinde orantılılık ilkesi yönünden bir sorunun
varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan organların düşüncelerin açıklanmasına ve
yayılmasına müdahale ederken ifade özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan
daha ağır basan korunması gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici
mekanizmaların varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarla
birlikte bkz. Bekir Coşkun,§§ 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, §§ 59, 68).
49. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal
ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı
değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak
değerlendirilemez.
(c) İfade Özgürlüğünün Kapsamı
50. Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası, ifade özgürlüğüne içerik bakımından
bir sınırlama getirmemiştir. İfade özgürlüğü; siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce
16
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
ve kanaat açıklamaları gibi her türlü ifadeyi kapsamına almaktadır (Ergün Poyraz (2) [GK],
B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 37; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 40). Bu
itibarla bir siyasetçinin kamuoyuna aktardığı görüşleri başkaları açısından değersiz veya
yararsız görülse bile kişilerin subjektif değerlendirmelerinden bağımsız olarak ifade
özgürlüğünün korumasındadır (Kemal Kılıçdaroğlu, § 52).
(ç) Temel Hak ve Özgürlüklerin Kullanımında Ödev ve Sorumluluklar
51. Demokratik bir toplumda siyasetçilerin diğer siyasetçileri ve kamu görevlilerini
eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı bulunmakla birlikte Anayasa’nın 26.
maddesi sınırsız bir ifade özgürlüğünü garanti etmemiştir. Somut başvuruyla bağlantılı olarak
söylenecek olursa siyasetçilere yönelik eleştirilerin kişilerin itibarlarına zarar verir boyuta
ulaşmaması gerekir. Bu, Anayasa’nın 12. maddesinin, kişilerin sahip oldukları temel hak ve
hürriyetleri kullanırken ödev ve sorumluluklarına da gönderme yapan “Temel hak ve
hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer ki ilere karşı ödev ve sorumluluklarını da
ihtiva eder” biçimindeki ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur. Anayasa’nın 26.
maddenin ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün
kullanımına herkes için geçerli olan bazı görev ve sorumluluklar getirmektedir ( örnek
kararlar için bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 53; Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:
2015/18567, 22/2/2016, § 89; R. VY A.Ş. , B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih Taş
[GK], B. No: 2013/1461 , 12/11/2014, § 67; Önder Balıkçı, § 43). Söz konusu
sorumlulukların kapsamı, başvurucunun durumuna ve ifade özgürlüğünü kullandığı vasıtalara
göre değişir. Anayasa Mahkemesi, bir mahkumiyetin demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun olup olmadığını incelerken bu hususu dikkate alacaktır.
( d) Başkalarının Şöhret veya Haklarının Korunması
52. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün
sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması
gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır.
Bireyin şeref ve itibarı , kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve
Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2),
B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfi olarak müdahale
etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No:
2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir
Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, § 44; Kemal Kılıçdaroğlu, § 54).
53 . Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan
kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla
eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok
daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır (siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz
(2), § 58; kamusal yetki kullanan görevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan
bir Cumhuriyet başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasete
hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42; Kemal Kılıçdaroğlu,
§ 55).
( e) İfade Özgürlüğü ile İtibarın Korunmasını İsteme Hakkı Arasında Adil
Denge
54. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer başvurularda, aleyhine
tazminata hükmedilmesi nedeniyle başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile
başvurucunun konuşmasındaki iddialar ve ifadeler nedeniyle davacının müdahale edilen şeref
17
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini
değerlendirmektedir (Kemal Kılıçdaroğlu, § 56; Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), §
49, 66). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan haklar arasında dengeleme
yapılabilmesi için başvurucunun kullandığı ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı
sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin
kimin tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin, tarafların şöhret derecelerinin ve ilgili
kişilerin önceki davranışlarının, kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında
sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi gerekir (Kemal Kılıçdaroğlu, § 56;
Nilgün Halloran, § 44; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,
08/04/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73). Bunun için başvurucu tarafından
söylenen sözlerin, yapılan konuşmanın tamamı ve söylendiği bağlamdan koparılmaksızın
olayın bütünselliği içinde ele alınması gerekir (Mlgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı, § 45).
55. Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer
yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada maddi olgular ile değer yargısı arasında
dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının
doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57; İlhan
Cihaner (2), § 64). Ancak bir açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda
bile müdahalenin orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip
desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer
yargısı orantısız olabilir (Cem Mermut, B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 48).
56. Söz konusu değerlendirmelerde derece mahkemelerinin belirli bir takdir yetkisi
bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir. Dolayısıyla
Anayasa Mahkemesi, bir kısıtlamanın ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığına karar
vermede yetki sahibi olan iç hukuktaki son mercidir (Kemal Kılıçdaroğlu, § 57).
57. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken derece
mahkemelerinin yerini almak değil, fakat söz konusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini
kullanarak verdikleri kararların Anayasa’nın 26. maddesi ile uyumlu olup olmadığını
denetlemektir. Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu olan müdahalenin gözetilen meşru
amaçla orantılı olup olmadığını ve bunu haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından
ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli görünüp görünmediğini tespit edebilmek
amacıyla söz konusu müdahaleyi davanın bütününe bakarak değerlendirecektir (Kemal
Kılıçdaroğlu, § 58).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
58. CHP Genel Başkanı olan başvurucu kamuoyuna hitaben yaptığı bazı
konuşmalarda Kayseri Büyükşehir Belediyesinde yolsuzluk yapıldığını ileri sürmüştür.
Başvurucu iddialarını Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmüş olan bir soruşturmada bazı
hukuksuzluklara adı karıştığı ileri sürülen bir kişinin beyanlarına dayandırmıştır. Başvurucu,
söz konusu kişinin adli makamlarda verdiği ifadelerini kendi perspektifinden yorumlamış ve
anılan soruşturmada da usulsüzlükler bulunduğu yönünde iddialarda bulunmuştur.
59. Bu konuşmalara karşı belediye görevlileri tarafından açılan davalarda,
başvurucunun konuşmalarında geçen ” …. 17.07.2007 tarihinde … diye bir yurttaş -Kayseri
18
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
Büyükşehir Belediyesinde çalışıyor- gidiyor polise rüşvet çarkının nasıl döndüğünü
ayrıntılarıyla anlatıyor, 26 sayfa. Arkasından imzalıyor ve kendisi bu itiraflarda bulunuyor …
belediye görevlilerine isnat edilen suç Türk Ceza Kanunu 252’sine giriyor, rüşvet suçunu
oluşturduğundan …. 11, 11 ••• biz o on yedi kişilik çeteyi nasıl bire indirdin, hangi gerekçeyle bire
indirdin, biz onu soruyoruz ….. Kayseri’de dönen rüşvet tezgahının bir parçası olur … rüşveti
ben alıyordum, dağıtıyordum. Bizim bir çetem iz vardı diyen adam şu anda Ergenekon ‘da
yatıyor … ” şeklindeki sözlerin davacıların kişilik haklarını ihlal ettiği sonucuna ulaşılmış ve
başvurucu tazminat ödemeye mahkum edilmiştir.
60. Eldeki başvurunun çözümlenmesinde gözönünde tutulması gereken ilk husus
hem başvurucunun hem de davacıların toplumsal konumlarıdır. Bir yanda olayların meydana
geldiği dönemde ana muhalefet görevinde bulunan partinin lideri olan başvurucu, diğer yanda
ise olayların yaşandığı tarihte Belediyede üst düzey bürokrat ve belediye çalışanı olarak
görev yapan davacılar bulunmaktadır.
61. Eleştirilerin hedefinde olan kişiler kamusal görev üstlenmiş olan Belediye
çalışanları olduğu için kabul edilebilir eleştiri sınırları, sade bir vatandaş ile
karşılaştırıldığında daha geniştir. Bu sebeplerle eldeki başvuruya konu olayın tarafları olan
kamu görevlilerinin gördükleri işlev nedeniyle kendilerine yönelik eleştirilere diğer
vatandaşlara göre daha fazla hoşgörü göstermeleri gerekir.
62. Seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini
politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan, seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün
özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple müdahale eğer bir siyasetçinin ve özellikle ana
muhalefet partisinin genel başkanının ifade özgürlüğüne yönelik ise başvuruların çok daha
sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir (Kemal Kılıçdaroğlu, § 60).
63. Başvurucu, başvuruya konu konuşmalarında Belediyeye yönelik bazı iddialarını
dile getirmiştir. Gözönüne alınması gereken ikinci husus ise bu bağlamda ortaya çıkmaktadır.
Başvurucunun konuşmalarında dile getirdiği iddialar kişilerin hayatlarının diğer bireylere
kapalı ve mahrem alanına ilişkin değildir. Başvurucunun konuşmalarında ele alınan konular
kamusal çıkarlarla ilgilidir ve toplumu yakından ilgilendiren konuşmalarının çerçevesinin
baskın bir şekilde politik alanda kaldığı açıktır. Bu çerçevede önemli kamusal hizmetler
sunan bir belediyenin görevlilerinin adının karıştığı soruşturmaların bir siyasi parti lideri olan
başvurucunun sıkı ve yakın denetimi altında olması tabiidir. Bu nedenle de belediye
görevlilerinin şöhret ve itibarı ile başvurucunun ifade özgürlüğünün çatıştığı mevcut davada
dengelemenin yapılması sırasında kamunun menfaatlerinin gözetilmesi hayatidir.
64. Başvurucu, tazminat ödemeye mahkum edilmesine neden olan konuşmalarında
davacıların ismini zikretmemiş ancak 1117 kişilik bir çete II ifadesini kullanmıştır. Derece
mahkemeleri ise başvurucunun iddialarına dayanak yaptığı soruşturma dosyasındaki
17/7/2007 tarihli ifadede davacıların isminin açıkça zikredilmiş olmasını gerekçe göstererek
başvurucunun sözlerinin davacıların kişilik haklarını ihlal ettiğine karar vermiştir. Derece
mahkemeleri, başvurucunun kullandığı sert sözlerin hedefinin davacılar olduğu sonucuna
başvurucunun konuşmalarını değil konuşmada sözü edilen soruşturma dosyasını esas alarak
ulaşmıştır. Başvurucu, konuşmalarında davacıların kimliklerini açıklamamıştır. Doğrudan
hedef almadığı halde dolaylı bağlantılarla davacıların kimliklerinin ortaya çıktığı veya çıkma
tehlikesinin bulunduğunun kabul edilmesi aşırı bir yorum olarak değerlendirilmiştir. Aksinin
kabulü kamusal konuşmaları imkansız hale getirecektir.
19
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
65. Öte yandan derece mahkemelerinin kabul ettiği gibi başvurucunun sözleri ile
davacıları hedef aldığı kabul edilse bile başvurucunun ifadelerinin konuşmaların bütünlüğü
ile birlikte ve söylendikleri bağlamdan koparılmaksızın değerlendirilmesi gerekir.
66. Somut davanın kendine has koşullarında başvuruya konu ihtilafın büyük ölçüde
dava konusu sözlerin maddi vakıaların açıklanması ile ilgili olduğu görülmektedir.
Başvurucunun TBMM Genel Kurulunda ve diğer platformlarda yaptığı konuşmalarda ileri
sürdüğü iddialar Belediyeyi ve olay tarihinde Belediye çalışanı olan davacıları da ilgilendiren
bir soruşturmada yer alan bazı bilgilere dayanmaktadır. Başvuruya konu olayda bir şahsın
davacılar dahil bazı belediye çalışanlarının rüşvet aldıklarına yönelik ihbar ve ifadeleri
üzerine bir soruşturma başlatılmış, ancak bu soruşturma kovuşturmaya yer olmadığına dair
kararla sonuçlanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun kullandığı ifadeler bakımından olgusal bir
temel bulunduğu açıktır.
67. Öte yandan başvurucunun davacılar için kullandığı çete ifadesi aynı zamanda
bir değer yargısıdır. Başvurucu, bu kişilerin organize bir şekilde gayrimeşru işler yaptıklarını
ifade etmeye çalışırken söz konusu ifadeyi kullanmayı tercih etmiştir. İsnada maruz kalan
kişilerin belediye görevlileri olması, H.A.H.nin açıklamaları ve davacılar hakkında bir
soruşturma yürütülmüş olduğu gerçeği, dava konusu değer yargısı içeren sözlerin yeterli bir
olgusal temele sahip olduğunu göstermektedir.
68. Başvurucu, konuşmalarında soruşturma sürecinde yaşanan bazı hususlarla
özellikle de davacılarla ilgili kovuşturmaya yer olmadığına yönelik karar verilmesiyle ilgili
şüphelerini açıklamış ve bundan hareketle soruşturmanın yeniden açılması ve gerektiği gibi
yapılması yönünde ilgililere çağrıda bulunmuştur. Başvurucunun konuşmalarında kullandığı
bazı ifadelerin incitici ve rahatsız edici olduğu açıktır. Ancak siyaset adamlarının
kullandıkları bazı sözler açıkça polemik çıkarmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve
taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üsluplarının bir parçası olarak kabul edilebilir
(Kemal Kılıçdaroğlu, § 65).
69. Yukarıdaki tespitlere karşın ilk derece mahkemeleri, başvurucu tarafından
yapılan konuşmada geçen bazı ifadelerin (bkz. § 59) davacıların kişilik haklarını ihlal ettiğine
karar vermiş ve başvurucuyu tazminat ödemeye mahkum etmiştir. Mahkemeler tarafından
yapılan değerlendirmelerde olgusal bir temele sahip olmadığı takdirde aşın olarak
değerlendirilebilecek ifadeler, olayın koşulları gözetilmeksizin değerlendirme konusu
yapılmıştır. Mahkemeler, başvuruya konu sözleri kaba olarak nitelendirmiştir. Buna karşılık
mahkemeler, bu sözlerle konuşmadaki diğer açıklamalar arasındaki bağlantıları gözardı
etmiş, bunların başvurucunun yorum ve değerlendirmelerinde kullanılmasının gerekli olup
olmadığını değerlendirmemiştir.
70. Başvurucunun ifadelerinin negatif bir anlam içermesi, seçmenleri temsil eden
başvurucunun açıklamalarında temel olarak seçmenlerinin menfaatlerini savunduğu ve
kamusal yararı yüksek bir meseleyi ele aldığı olgusunu ortadan kaldırmamaktadır. Bu
sebeplerle başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin toplumsal bir ihtiyacı
karşıladığının ikna edici bir şekilde, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulamadığı
sonucuna ulaşılmıştır.
71. Başvurucu aleyhine toplam yedi davada 25.500 TL tazminata hükmedilmiştir.
Bilhassa siyasetçilerin ifade özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahalenin bu özgürlüğün
20
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
kullanımı üzerinde caydırıcı etki oluşturabileceği gerçeği gözetildiğinde bazı davacılara
önemsiz miktarlarda tazminata hükmedilmiş olması başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik
müdahaleyi kendiliğinden haklı gösteremez. Buna ilave olarak toplam tazminatın
başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik orantısız bir müdahale olduğu kanaatine varılmıştır.
72. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal
ihtiyacı karşılamadığı ve orantılı da olmadığı; bu sebeplerle de demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26.
maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
73 . 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir :
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. . ..
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını
ortadan kaldı mak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.
Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine
tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.
Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında
açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir. ”
74. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018)
kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi
hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
75 . Mehmet Doğan kararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi
açısından öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre,
ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden
yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir
(Mehmet Doğan, §§ 57-58).
76. Mehmet Doğan kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla
görevli derece mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla
derece mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna göre;
Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama
yapılmasına hükmettiği hallerde, ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın
yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü
ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi
bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hallerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği
hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa
Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında
belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla
yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
21
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
77. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken şey, bir temel
hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından bir temel hak veya özgürlüğe
yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır.
Derece mahkemesi, kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi
kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak
durumundadır. Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir
işlemden veya yerine getirilmeyen usuli bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usul
işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa)
yapılması icap etmektedir. Buna karşılık ihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da
( derece mahkemesince yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece
mahkemesi kararının sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit
edildiği hallerde derece mahkemesinin, usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan
mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererek ihlalin
sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).
78. Başvurucu; ihlalin tespiti ile birlikte yeniden yargılama yapılmasını, yeniden
yargılama yapılması yönündeki talebi kabul edilmezse her bir başvuru için davacılara ödediği
tazminat da gözetilerek ayrı ayrı 20.000 TL tazminata karar verilmesini istemiştir.
79. Anayasa Mahkemesi başvurucunun düşünce açıklamaları nedeniyle mahkemeler
tarafından 20.500 TL tazminat ödemesine karar verilmesinin demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun düşmediği ve bu nedenle başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği
sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı
anlaşılmaktadır.
80. Bu durumda ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden
yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince
yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve
nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir
örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemelere gönderilmesine karar
verilmesi gerekir.
81. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden yargılama yapılmasına karar
verilmesi ihlale yol açan yargılama sürecine muhatap olan başvurucunun bu sürede uğradığı
bütün zararları gidermemektedir. Üstelik ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yeniden yargılama yapılmasına karar verilmekle birlikte başvurucunun muhatap olduğu
yargısal süreç devam etmektedir. Dolayısıyla eski hale getirme kuralı çerçevesinde ihlalin
bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle yalnızca
ihlal tespitiyle ve yeniden yargılama suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları
karşılığında başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.618,90 TL harç ve 1.980 TL vekalet
ücretinden oluşan toplam 3.598,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
22
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR
OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL
EDİLDİĞİNE Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA
C. Kararın birer örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden
yargılama yapılmak üzere; Kayseri 8. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2014/33, K.2014/90;
E.2013/618, K.2014/54; E.2014/363, K.2015/24) ve Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesine
(E.2014/8, K. 014/150; E.2013/390, K.2014/148; E.2014/9, K.2014/152; E.2016/346,
K.2016/594) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin
diğer taleplerin REDDİNE,
E. 1618,90 TL harç ve 1.980 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 3.598,90 TL
yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru
tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin
sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/7/2018
tarihinde karar verildi.
Başkan
Engin YILDIRIM
Üye Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ
Üye
M.EminKUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
23
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/1220
: 18/7/2018
KARŞI OY
Siyasetçilerin ifade özgürlüğü ve bunun sınırlan, Kemal Kılıçdaroğlu (1)
kararında detaylı bir biçimde ortaya konulmuştur. Buna göre seçmenlerini temsil eden,
onların taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan,
seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple
müdahale eğer bir siyasetçinin ifade özgürlüğüne yönelik ise başvuruların çok daha sıkı bir
denetimden geçirilmesi gerekmektedir (Kemal Kılıçdaroğlu (1), § 60).
Öte yandan, eleştirilerin hedefinde olan kişiler kamusal görev üstlenmiş olan
Belediye çalışanları olduğu için kabul edilebilir eleştiri sınırlarının, sade bir vatandaş ile
karşılaştırıldığında daha geniş olduğu, bu sebeplerle kamu görevlilerinin gördükleri işlev
nedeniyle kendilerine yönelik eleştirilere diğer vatandaşlara göre daha fazla hoşgörü
göstermeleri gerektiği de açıktır (bkz. § 61 ).
Bununla beraber başvurucunun belediye çalışanlarına yönelik sarf ettiği kimi
sözlerin kişisel saldırı içerdiği ve eleştiri sınırlarını aştığı da kabul edilmelidir. Başvurucunun
konuşmalarında belediye çalışanlarına yönelik sarf ettiği “on yedi kişilik çete” ve “rüşvet
çarkı” şeklindeki sözlerin belediye çalışanlarının kişilik haklarını ihlal etmediğini söylemek
güçtür. Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
24


Comments are closed.