Danıştay İdare ve Vergi Daireleri Kararları • HAGB KARARININ SİLAH RUHSATINA ETKİSİ

DANIŞTAY 10. Daire
ESAS: 2011/8045
KARAR: 2012/1737

İstemin Özeti : Trabzon İdare Mahkemesinin 3.3.2011 tarih ve E:2010/1225, K:2011/248 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hâkimi : …

Düşüncesi : 5188 sayılı Yasa uyarınca silahlı özel güvenlik görevlisi olarak çalışacak kişilerin, 6136 sayılı Yasa ve 91/1779 sayılı Yönetmelikte aranılan koşulları taşıması zorunludur. 91/1779 sayılı Yönetmeliğin 16. maddesine göre ise, bu madde kapsamında sayılan fiillerden dolayı yargılanması devam edenlere, yargı kararı kesinleşinceye kadar silah taşıma ruhsatı verilemeyeceğinden, aynı süreyle sınırlı olarak, silahlı özel güvenlik görevlisi çalışma izni de verilemeyecektir.

Uyuşmazlıkta, Ceza Mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile davacı hakkındaki yargılama sonlanmış bulunmadığından, davacının kimlik kartının süresinin uzatılması amacıyla yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bu nedenle, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı : …

Düşüncesi : Davacının, silahlı özel güvenlik görevlisi kimlik kartı süresinin dolmuş olması nedeniyle uzatılması amacıyla yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, Trabzon İdare Mahkemesince verilen ve dava konusu işlemin iptaline ilişkin bulunan kararı, davalı idare temyiz etmekte ve bozulmasına karar verilmesini istemektedir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla kamu davası sonuçlanmadığından, halen sanık sıfatı taşıyan kişi hakkındaki yargılamanın da sonlandığını kabule olanak bulunmamaktadır.

Bu durumda, davacının, 91/1779 sayılı Yönetmeliğin 16/a maddesi kapsamındaki bir fiili nedeniyle yargılanması sonlanmış bulunmadığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabul edilerek mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince, dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden, davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi incelenmeksizin, işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

Dava; davacının, silahlı özel güvenlik görevlisi kimlik kartının süresinin dolmuş olması nedeniyle uzatılması amacıyla yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Trabzon İdare Mahkemesince; davacının, Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi’nin E:2008/6 sayılı dosyasında yargılandığı; ruhsatsız kazı ve sondaj yapmak suçundan 1 yıl 8 ay hapis, 833 gün adli para cezası ile ruhsatsız tabanca bulundurmak suçundan 10 ay hapis, 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesinde, “…hükmün açılanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.” kuralına yer verildiği; uyuşmazlıkta da davacı hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmış olması nedeniyle silah ruhsatı verilmesine engel olacak bir mahkumiyet kararının bulunduğundan söz edilemeyeceği; dolayısıyla, davacının silahlı özel güvenlik kartının süresinin uzatılması amacıyla yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Davalı tarafından, hukuka aykırı olduğu iddiasıyla anılan kararın temyizen incelenip bozulması istenilmektedir.

Kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesine ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla kabul edilen 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un, “Özel güvenlik görevlilerinde aranacak şartlar” başlıklı 10. maddesinin 5728 sayılı Yasa ile değişik (d) bendinde, Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya fuhuş suçlarından mahkûm olmak özel güvenlik görevlisi olmaya engel haller arasında sayılmıştır.

Anılan Yasanın Uygulama Yönetmeliğinin 24. maddesinin son fıkrasında da, görev alanında ateşli silah taşıyacak özel güvenlik görevlilerinde, 6136 sayılı Yasa ve bu Yasanın uygulanmasına ilişkin yönetmelikte getirilen şartların aranacağı belirlenmiştir.

Yönetmeliğin atıfta bulunduğu 6136 sayılı Ateşli Silah ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’un 13. maddesinde, bu Yasa hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî (ağır) para cezasına hükmolunacağı kurala bağlanmış; bu Yasaya dayanılarak çıkarılan 91/1779 sayılı Yönetmeliğin 16. maddesinin (a) bendinde, ateşli silahla işlenen cürümlerden hükümlü bulunanların, affa uğramış olsalar veya mahkûmiyetleri bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalksa ya da mahkemelerce verilen karar üzerine adli sicilden silinmiş olsa bile kendilerine hiçbir surette ateşli silahlarla mermilerini taşıma ya da bulundurma izni verilmeyeceği, verilmiş izinlerin iptal edileceği belirtilmiş; aynı maddenin devamında, bu maddede belirtilen mahkûmiyetin, kesinleşmiş mahkûmiyet olduğu, madde hükümlerinin uygulanmasında, mahkemelerce verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar paraya çevrilmiş olsa dahi, hürriyeti bağlayıcı cezanın esas alınacağı, madde kapsamında sayılan fiillerden dolayı yargılanması devam eden şahısların ruhsat verilme ve yenileme işlemlerinin, yargı kararı kesinleşinceye kadar durdurulacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; silahlı özel güvenlik görevlisi olarak çalışan davacının, kimlik kartının süresinin dolmuş olması nedeniyle uzatılması amacıyla yaptığı başvuru üzerine hakkında yapılan soruşturma sonucunda; hakkında açılan kamu davasında, Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesince, suçunun sabit görülerek, ruhsatsız kazı ve sondaj yapmak suçundan 1 yıl 8 ay hapis, 833 gün adli para cezası ile ruhsatsız tabanca bulundurmak suçundan 10 ay hapis, 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği hususlarının tespit edildiği; bunun üzerine, denetim süresi sonlanıncaya kadar davacının özel güvenlik görevlisi olarak çalışamayacağından bahisle, kimlik kartının süresinin uzatılmaması yolundaki dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda ilgili kısımları aktarılan 5188 sayılı Yasa ile 6136 sayılı Yasada geçen mahkûmiyet ibaresinden, “kesinleşmiş” mahkûmiyetin anlaşılması gerektiği açık ise de; silah taşıma yetkisi verilecek özel güvenlik görevlilerinin, 6136 sayılı Yasa ve bu Yasanın uygulanmasına ilişkin Yönetmelikte, silah taşıma ruhsatı verilebilmesi için aranılan koşulları taşımaları gerektiğinde de duraksama bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, 6136 sayılı Yasaya dayanılarak çıkarılan 91/1779 sayılı Yönetmeliğin 16. maddesi kapsamında herhangi bir kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunanlara hiçbir zaman; anılan madde kapsamında sayılan fiillerden dolayı yargılanması devam edenlere ise, yargı kararı kesinleşinceye kadar silah taşıma ruhsatı verilemeyeceğinden; bu kişilere, aynı süreyle sınırlı olarak, silahlı özel güvenlik görevlisi çalışma izni de verilemeyecektir.

Uyuşmazlıkta ise; davacının, 91/1779 sayılı Yönetmeliğin 16/a bendi kapsamında bir fiili işlediği Ceza Mahkemesince sabit görülüp hakkında bir ceza tayin edilmiş ancak hükmün açıklanması geri bırakılmış bulunduğundan, davacının silahlı özel güvenlik kartının süresinin uzatılması amacıyla yaptığı başvuru; 5 yıllık denetim süresi tamamlanıncaya kadar silahlı özel güvenlik görevlisi kimlik kartı verilmesinin mümkün olmadığından bahisle reddedilmiştir.

Bu bağlamda, 91/1779 sayılı Yönetmeliğin 16. maddesinde, “Bu madde kapsamında sayılan fiillerden dolayı yargılanması devam eden şahısların ruhsat verilme ve yenileme işlemleri, yargı kararı kesinleşinceye kadar durdurulur.” kuralı yer aldığından; hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması verilmiş olan davacı hakkındaki yargılamanın sonlanmış bulunup bulunmadığının ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesine 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle eklenen 5. fıkrasında; “Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.”; 8. fıkrasında, “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur.”; 10. fıkrasında, “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.”; 11. fıkrasında ise, “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar.” kuralına yer verilmiştir.

Bilindiği gibi, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmeden önce sanığın sabit bulunan eylemine uygun bir sonuç ceza belirlenmekte ve mahkûmiyet hükmü kurulmaktadır. Yine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile, sanık hakkında kurulan bu mahkûmiyet hükmü koşullu olarak, sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmamaktadır. Bu koşul ise; denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halidir. Bu halde, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmayan kişi “hükümlü” sayılmamakta ancak denetim süresince “sanık” sıfatı devam etmektedir. Koşullar yerine getirildiği takdirde ise; mahkemece geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilmektedir.

Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.07.2009 tarih ve E:2009/6-163, K:2009/202 sayılı kararında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması hakkında; “Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi…” nitelemesi yapılmış; kamu davasının düşmesinin gerekli koşulların yerine getirilmesine bağlı olduğu vurgulanmıştır.

Sonuç olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla kamu davası sonuçlanmadığından, halen sanık sıfatı taşıyan kişi hakkındaki yargılamanın da sonlandığını kabule olanak bulunmamaktadır.

Bu durumda, davacının, 91/1779 sayılı Yönetmeliğin 16/a bendi kapsamındaki bir fiili nedeniyle yargılanması sonlanmış bulunmadığından; dava konusu işlemde hukuka aykırılık, dava konusu işlemi iptal eden İdare Mahkemesi kararında ise yasal isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, Trabzon İdare Mahkemesinin 3.3.2011 tarih ve E:2010/1225, K:2011/248 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere adı geçen mahkemeye gönderilmesine 24.4.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen admin — 30 May 2014, 17:07


Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.