6136 SKM EVİNDE MUŞTA YAKALATAN SANIK.

T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
Esas no. 1982/8-211
Karar no. 1982/262
karar Tarihi. 3.5.1982

> EVİNDE MUŞTA YAKALANAN SANIK ( Sanığın Evinde Yakalanan Aletin Muşta Olup Olmadığının Tesbiti İçin Adli Tıp Fizik Şubesine Başvurulacağı )
> ADLİ TIP FİZİK ŞUBESİNE BAŞVURULMASI ZORUNLULUĞU ( Suça Konu Aletin Muşta Olup Olmadığının Tesbiti İçin )
> MUŞTA OLDUĞU BİLİRKİŞİCE BELİRTİLEN ALETİN MUŞTA OLUP OLMADIĞININ TESBİTİ ( Adli Tıp Fizik Şubesine Başvurulması Zorunluluğu )

6136/m.15,4

ÖZET : Suça konu aletin 6136 sayılı yasanın 2249 sayılı yasa ile değişik 4. maddesinde yer alan muşta veya özel nitelikteki benzerlerinden olup olmadığı adli tıp fizik şubesi’nden sorulmalıdır. Bu konuda uzmanlığı şüpheli emniyet bekçisinin düşüncesiyle yetinilemez.
DAVA : 6136 sayılı Kanuna Muhalefeten sanık Hacı’nın hükümlülüğüne dair ( Ceyhan Asliye Ceza Mahkemesi )’nden verilen 21.10.1981 gün ve 390/352 sayılı hükmün, sanık vekilinin temyizi üzerine Yargıtay Sekizini Ceza Dairesi’nce incelenerek 18.3.1982 gün ve 645/1405 sayılı ilamı ile bozulmasına krar verilmiştir.
C. Başsavcılığının CMUK.nun 322. maddesi uyarınca özel dairenin bozma kararına itiraz etmesi, bozma kararının kaldırılmasını ve Hükmün onanması istemini bildiren 16.4.1982 gün ve 79 sayılı itiraznamesiyle dosyanın Birinci Başkanlığa gönderilmesi üzerine, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan sanık Hacı’nın anılan yasanın 15/1, TCK.nun 59, 36. maddeleri gereğince beş ay süre ile hapis ve 2500 lira ağır para cezasıyla tecziyesine suçun işlenmesindeki suret, şekil ve hususiyetlere nazaran 647 sayılı Yasanın 4 ve 5. maddelerinin uygulama talebinin reddine; sanık vekili verilecek cezanın tecilini talep etmiş ise de, sanığın geçmişteki hali ve ahlaki temayülü itibariyle ileride suç işlemekten çekineceğine dair mahkemeye kanaat vermediğinden tecil talebinin reddine, suç mevzuu muştanın zoralımına ilişkin hükmü özel daire: ( 1 – Suça konu aletin 6136 sayılı Kanunun 2249 sayılı Kanunla değişik 4. maddesinde yer alan muşta veya özel nitelikteki benzerlerinden olup olmadığı Adli Tıp Fizik Şubesi’nden sorulması gerekirken uzmanlığı şüpheli emniyet bekçisinin düşüncesiyle yetinilerek eksik inceleme ile hüküm kurulması 2 – Bir kamu işyerinde işçi statüsünde fiilen bekçilik yapan, geçmiş hükümlülüğü bulunmayan, 6 çocuklu sanığın bu hali ve davacı tarafından da doğrulanan savunması içeriğine göre, bir cezaevi firarisini yakalatmaktaki çabası da değerlendirilerek uygulama yapılması gerekirken, soyut bir gerekçeyle 647 sayılı Kanununun 4 ve 6. maddelerinin uygulanmamasına karar verilmesi ) isabetsizliğinden bozmuştur.
Bu karara karşı itiraz yoluna başvuran C. Başsavcılığı’nca: ( Bilirkişi Bekçi İsmail’in mütalaası açık ve oluşa uygundur. Sanığın evinde bulunan muşta herkes tarafından bilinen bir alettir. Bekçi ve polisler görevleri icabı daha da iyi bilirler. Adli Tıp Meclisi’nden mütalaa alınmasına gerek yoktur. Keza kararda 647 sayılı Kanunun 4 ve 6. maddelerinin uygulanmamasına dair gerekçe yasaldır. Sanık Hacı cezaevi firarisi olan Remzi’yi müştekilerle arası açık olduğu için ihbar etmiştir ve müştekilerin evini gözetlediği, röntgencilik yaptığı iddia edilmektedir. Hükmü veren mahkeme bu hususları değerlendirerek sanığın paraya çevirme ve tecil talebini reddetmiştir. Açıklanan nedenlerle özel daire bozma kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi ) talep olunmuştur.
Dosyaya, oluşa ve mevcut delillere göre: Evli, altı çocuklu ve bir inşaatta gece bekçiliği yapan sanık, olay tarihinden bir ay kadar önce jandarmaya ihbarda bulunarak çeşitli suçlardan aranan cezaevi firarisi Remzi’yi yakalattırmıştır. Çalıştığı inşaatın karşısındaki evde Remzi’nin kardeşleri, Ayhan ve Emine oturmaktadırlar.
8.9.1981 günü Ceyhan C. Savcılığına dilekçe veren sanık: ( Remzi’nin kardeşlerinin “Diyarbakır’dan adam getirttik. Seni öldüreceğiz” diye tehdit ettiklerini, bu nedenle hayatının korunmasını ) istemiştir. Aynı gün, aynı savcılığa şikayet dilekçesi veren Emine’nin ( Sanığın kendisini ölümle tehdit ettiğini, aynı zamana pencerelerinin boyasını kazıyarak evlerini dikizlediğini ) iddia etmesi üzerine sanığın evinde yapılan aramada, sedir üzerindeki sandığın içinde bir adet muşta bulunmuştur. Sanık, bu muştayı olay tarihinden 2-3 gün önce yolda bulduğunu, herhangi bir suçta kullanmadığını iddia etmektedir. Gerek hazırlık tahkikatı sırasında yemini yaptırılmadan bilirkişi olarak rapor düzenleyen Polis Memuru Nafiz, gerekse Mahkeme huzurunda yeminli bilirkişi olarak bilgisine başvurulan bekçi İsmail niteliklerini açıkladıkları aletin özel olarak yapılmış muşta olduğunu, 6136 sayılı Kanunun kapsamına girdiğini belirtmektedirler.

Emine’nin kardeşi Remzi’yi jandarmaya yakalattıran ve ölümle tehdit edildiği iddiasıyla C. Savcılığına başvuran sanık hakkında “evlerini dikizlediği, kendisini ölümle tehdit ettiği” yolundaki, başka delillerle doğrulanmayan iddialarının hükme dayanak yapılmasına olanak bulunmamaktadır.
Her olayın özelliği dikkate alınarak verilecek cezanın suçlunun kişiliğine ve suça uydurulması suretiyle daha insancıl ve dengeli adaletin gerçekleştirilmesi amacı ile yasaya konulan şahsileştirme müesseselerinin; niteliği yukarıda açıklanan olayda tatbiki hakkaniyete uygun düşer.
Şu hale göre; yasadaki deyimlerin tekrarı, CMUK.nun 32 ve Anayasanın 135/son maddesinde yazılı olaya uygun ve inandırıcı gerekçe olarak kabul edilemez.
Nitekim 7.6.1976 günlü İçtihadı Birleştirme Kararında “.. gösterilecek gerekçenin sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etme niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir..” denilmektdir.
İçtihadı Birleştirme Kararındaki bu açıklamalar yasa koyucunun amacına göz atmakta da konunun değerlendirilmesi yönünden yarar ve hatta zorunluluk vardır.
Yasa tasarısının gerekçesinde benimsenen ( prensipler ) başlığı altındaki 4. maddede “kısa süreli hapis cezalarında suçlunun kendi kendini islah imkan vermek ve mümkün olduğu kadar bu cezalar yerine elastiki bir para cezası veya buna paralel diğer tedbirlerin uygulanması” denilmektedir.
Metinde yer alan “mümkün olduğu kadar” deyimi genişletici bir uygulamanın kanun va’zınca amaçlandığını açıkça göstermektedir. Keza gerekçede vurgulanan, bu tür suçlardan cezaevine girenlerin fazlalığı ve bunun Devlete yüklediği ağır külfetin giderilmesi, cezaevine girme korkusunun ve bu korkunun sağldığı suç işlemeyi önleyici hassanın yıkılmaması, bu suretle şahsın ve toplumun korunması ilkelerinin gerçekleştirilmesi, bu nev’i suç faillerinin ağır cezalı suç fiilleri ile birarada kalmalarından doğacak birçok sakıncaların önlenmesi maksadına matuf yasal düzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır.
Şu hale göre, sözü edilen yasa hükümlerinin uygulanmaması yönündeki gerekçelerin, yukarıda sayılan faydaların bulunmadığını gösterecek kişisel ve olaysal ögeleri içermesi gerekir.
Yasadaki deyimlerin tekrarlanması bu anlamda bir gerekçe olarak kabul edilemez.
Olayın, sanığın evindeki sedir üzerindeki sandığın içinde bir adet muşta bulundurmaktan ibaret oluşu; sanığın, 51 yaşında, evli, altı çocuklu, bir inşaatta gece bekçiliği yapan, olaydan kısa bir süre önce güvenlik kuvvetlerince aranan bir cezaevi firarisini yakalatan bir kişi olması gibi olgular karşısında, yerel mahkeme kararındaki 647 Sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmaması için gösterilen gerekçeyi, sözü edilen maddelerin yasa koyucu tarafından kabul edilişindeki amaç ve espiriye ve yukarıda yapılan açıklamalara uygun görmeye olanak bulunmadığı gibi, “Aliminyumdan” yapıldığı uzmanlığı şüpheli bilirkişilerce belirtilen suç konusu aletin, 6136 Sayılı Yasanın 4. maddesinde yer alan “muşta veya özel nitelikteki benzerlerinden olup olmadığının Adli Tıp Fizik Şubesi’nden sorulduktan sonra hüküm kurulmasında da zorunluluk bulunduğundan, C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, C. Başsavcılığı itirazının reddine, sanığın evinde bulunan aletin “muşta” olup olmadığının Adli Tıp Fiik Şubesi’ne incelettirilmesi gerekip gerekmediği konusunda oybirliğiyle; sanığa 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmaması hususunda gösterilen gerekçelerin yasal olup olmadığı konusunda üçte ikiyi geçen çoğunlukla 31.5.1982 günü karar verildi.

KARŞI OY YAZISI
Çoğunluk görüşüne katılmıyan bir üye : ( Sanık hakkında 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmaması hususunda yerel mahkemece gösterilen gerekçeyi yerinde bulduğunu, bu yönden itirazın kabulü gerektiğini; diğer bozma nedenine kendisinin de katıldığını ) ileri sürerek bu yolda oy kullanmıştır.

İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen teoman — 27 Kas 2014, 21:09 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 51


Bir Cevap Yazın