Yedek parça imalatı ve ihracatı yapan davacının 2004 takvim yılında kurum kazancını, gerçeği yansıtmayan faturaları maliyet kayıtlarına dahil ederek azalttığının saptanması üzerine, fatura tutarlarının maliyetlerden çıkarılması suretiyle belirlenen kazanç farkının, yararlanabileceği yatırım indirimi tutarını aşan kısmı üzerinden 2004 takvim yılı için re’sen salınan vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi davaya konu yapılmıştır.

Vergi Dava Daireleri Kur. 2008/582 E., 2009/74 K.

Vergi Dava Daireleri Kur. 2008/582 E., 2009/74 K.

  • VERGİ USULÜ “İçtihat Metni”

    Kararın Düzeltilmesini İsteyen:Yüreğir Vergi Dairesi Müdürlüğü

    Karşı Taraf:… Limited Şirketi

    İstemin Özeti:Yedek parça imalatı ve ihracatı yapan davacının 2004 takvim yılında kurum kazancını, gerçeği yansıtmayan faturaları maliyet kayıtlarına dahil ederek azalttığının saptanması üzerine, fatura tutarlarının maliyetlerden çıkarılması suretiyle belirlenen kazanç farkının, yararlanabileceği yatırım indirimi tutarını aşan kısmı üzerinden 2004 takvim yılı için re’sen salınan vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi davaya konu yapılmıştır.

    Davayı inceleyen Adana 2.Vergi Mahkemesi, 30.3.2006 günlü ve E:2005/799, K:2006/291 sayılı kararıyla; vergilendirme döneminde davacıya fatura düzenleyen … …

    Limited Şirketi … ve … hakkında yapılan tespitler değerlendirilerek, bu mükelleflerin gerçek bir emtia teslimi ve hizmet ifasını temsil etmeyen fatura düzenledikleri sonucuna varıldığı ve tarhiyat yapıldığı, raporda; çok değişik tür ve ebatta yedek parça imal eden davacı şirketin, ticaretini yaptığı emtia maliyeti doğru ve tam olarak hesaplanamayacağından, emtianın mükellef tarafından hiç alınmadığı kabul edilmişse de, davacı şirketin aylık ve yıllık ciroları değerlendirilmeden, aktife kayıtlı makina ve teçhizatla ne kadar üretim yapılabileceği göz önüne alınmadan, emtianın üretimde kullanılmadığı sonucuna ulaşılamayacağı, imal edilen yedek parçaların depolanması için kullanılan yerlerin, iç ve dış piyasada satılan yedek parça miktarı ile üretimin uyumlu olup olmadığının, iş şartları ve piyasa koşulları da dikkate alınarak incelenmesi gerekirken, bu hususlarda herhangi bir araştırma yapılmaksızın, gerçeği yansıtmayan faturaların kurum kazancını azaltmak amacıyla temin edildiği kabul edilmek suretiyle yapılan tarhiyatta hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle, vergi ve cezayı kaldırmıştır.

    Vergi idaresinin temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesi, 28.12.2006 günlü ve E:2006/3866, K:2006/3639 sayılı kararıyla; muhtelif yedek parça imalatı ve dış ticareti yapan iki ortaklı bir limited şirket olan davacı kurumun, Limited Şirketi … ve … tarafından “döküm” açıklamasıyla düzenlenen yaklaşık 113 milyar lira tutarındaki yirmi üç faturayı 2004 vergilendirme döneminde yasal defterlerinin maliyet kayıtları arasına aldığında tartışma bulunmadığı, … Limited Şirketinin, 2000 yılında unvan ve adres değişikliğinden sonra unvanında gösterilen pek çok alanda faaliyet göstermek üzere basım izni alarak 26.7.2002 tarihinde (154851-155100) numaralar arasında beş cilt ve 17.3.2004 tarihinde (20451-20550) numaralar arası iki cilt fatura bastırdığı, ticaret sicil kayıtlarında en son ortaklar kurulu karar tarihinin 8.5.2000 tarihini göstermesine ve tescil edilmiş adresi … Mahallesi … Sok.No: … -Adana olmasına karşın, bağlı olduğu vergi dairesi müdürlüğüne iş yeri adresi olarak … Bulvarı, … Apt.Kat: … No: … Seyhan-ADANA adresini bildirdiği, ticaret sicilinde herhangi bir değişiklik tescili yapılmadığı halde, ortakları tarafından paylarının 8 ve 9.1.2004 ile 13.2.2004 tarihli pay devir sözleşmeleriyle … ve …’a devredildiğinin eski ortaklarınca sadece vergi dairesine bildirildiği, incelenmek üzere 2004 takvim yılına ait defter ve belgelerinin ibrazı istenen yazının, ticaret sicilinde ortağı ve müdürü olarak tescil edilmiş olan …’e, şirketin bilinen adreslerinde tebliğ edilememesi nedeniyle konutunda tebliğ edilebildiği, adı geçenin 10.5.2005 tarihinde denetim bürosuna gelerek verdiği ifadesinde; şirkete ait olup, istenen defter ve belgelerin pay devri sırasında şirketin yeni müdürü olan …’a teslim edilmesi nedeniyle ibraz edemeyeceğini bildirdiği ve 2004 vergilendirme döneminin Ocak ayında davacının kayıtlarına alınan 155029, 155032 ve 155035 sayılı faturaların kendisi tarafından düzenlendiğini ifade ettiğinin, VDENR-127/61 ve 62 sayılı raporlar ve eklerinden anlaşıldığı, aynı tarihte, ticaret sicilinde bu şirketin müdürü görünen ancak, temsil yetkisi süresi iki gün önce bittiği ve yeni müdür ataması yapılmadığı için Türk Ticaret Kanununun 540’ıncı maddesi gereği müdürü sıfatıyla şirketi temsil etmesi zorunlu olan …’ün, şirketin defter ve belgelerini teslim ettiğini bildirdiği …’in da bilinen adresinden on gün önce yeni adres bildirmeden taşındığının, imzadan kaçındığı için o yer muhtarının mühür ve onayını taşıyan konut malikinin anlatımı ile tutanağa bağlandığı, …’in, 3.11.2003 tarihinde demir-çelik ürünleri, döküm malzemeleri toptan ticareti yapmak üzere mükellefiyet tesis ettirip, Ekim 2004’e kadar 442,1 milyar lira KDV matrahı beyan etmesine karşın, 2003 ve 2004 yıllarına ait beyannamelerini vermeyen ve adreslerinde bütün aramalara rağmen bulunamadığı için mükellefiyet kaydı 30.9.2004 tarihinde re’sen silinen bir kimse olduğunun saptandığı, … Limited Şirketinin tüm basılı belgelerinin, mükellefiyetinin 29.2.2004 tarihinde silinmesinden sonra da paylarını devrettiğini belirten … tarafından umumi vekili olduğu … Limited Şirketine düzenlendiği ve 2000 yılından itibaren hiç personel istihdam etmeyen, dolayısıyla döküm işi gibi bir imalatı yapabilecek iş gücü ve teçhizattan yoksun olan şirketin, ne Ocak 2004’te davacıya onbeş ton ve ne de aynı dönemde …’e düzenlediği faturalarda görünün yüzlerce ton döküm üretemeyeceği, gerçekte fatura ticareti yaptığı sonucuna ulaşılarak yapılan tarhiyatların kesinleştiğinin, dosyada bulunan 8.3.2006 gün ve 4305 sayılı yazıdan anlaşıldığı, … Limited Şirketi tarafından düzenlenen faturalarda, davacıya teslim edilen emtianın cinsi hakkında kilogram birimiyle “döküm” ifadesi dışında, ürünü tanımlayan başka bir açıklama bulunmadığı, yedek parça imalatı ve ticareti yapan davacı, bu firmadan yaklaşık onbeş ton ağırlığında hangi yedek parça imalatı için alış yaptığını açıklayamadığı gibi temsilcisi; şirketi tanımadığını, faturaya konu dökümlerin satıcının pazarlamacıları tarafından iş yerinde teslim edildiğini ve ödemelerin, kimlik bilgileri dahi verilmeyen bu kimselere yapıldığını ifade etmekle yetindiği. Vergi Usul Kanununun faturada malın cinsinin gösterilmesini öngören kuralı, teslim edilen şeyi tanımlamaya elverişli açıklamanın bulunmasını gerektirdiği, teslim edilen nesneyi tanımlamaya elverişsiz “döküm” açıklamasıyla düzenlenen faturaların kurala uygun olmaması kadar, emtia tesliminin yürütülüş şekli hakkındaki açıklamalar ve faturayı düzenleyen kurum hakkında yapılan saptamalar, davacının kayıtlarına aldığı faturalarla ne tür bir nesne teslim aldığını kanıtlamaya yeterli olmadığı, aynı vergilendirme döneminde 4.8.2003 tarihinde dökümcülüğe başlayarak mükellefiyet tesis ettiren … tarafından yaklaşık 91 milyar lira tutarında döküm teslim edildiğini belgelendirmek üzere verilen yirmi faturanın da davacının maliyet kayıtlarında yer aldığı, vergi idaresine şube iş yeri adresi olarak bildirdiği 60 m2 büyüklüğünde ve içinde bir ocak, iki körük ve muhtelif kalıplar bulunan adresin, 1998 yılında boşandığı eşinin konutu olduğu mahalle muhtarının onayıyla belirli adı geçenin, defter ve belgelerini ibraz yazısının kendisine 16.2.2004 tarihinde tebliğine karşın ibrazdan kaçınmakla birlikte, 12.3.2004’te geçici vergi matrahı ve 30.3.2004 tarihinde 2003 vergilendirme dönemleri için ek beyannameler verdiği, defterlerini tutmadığı ve beyannamelerini onaylamadığı halde muhasebecisinin bir meslek mensubu olduğunu bildirdiği, davacıya düzenlediği altı faturada teslim edilen dökümün ağırlığı hakkında bir açıklama bulunmadığı, 2003 yılında beş cilt ve 2004 yılında dört cilt fatura bastıran, 31.12.2004 tarihinde faaliyeti terk ettiğini bildiren ve terk eden … tarafından, davacıya, 2004 yılının Mart, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ekim ve Aralık aylarında, her ayın muhtelif günlerinde fatura düzenlendiği, bu faturaların düzenlendiği tarihler arasında uzunca bir zaman aralığı bulunmasına karşın fatura numaralarının aralıksız birbirini izlediği, emtia ağırlığı gösterilenler dışındaki faturalarda ise sadece döküm açıklaması bulunduğu, davacının kayıtlarında alıcılar hesabının borcuna kayıtlı fatura tutarlarının ödendiğine dair herhangi bir yevmiye kaydı yer almadığı halde davacının, adı geçenden emtia alıp, bedelini peşin ödediğini ifade ettiği, bu aykırılık yanında …’in küçük bir iş yerinde bir ocak ve iki körükle, sadece bir işçi çalıştırarak bir trilyon lira tutarından fazla hasılat elde edecek imalat yapmasına da olanak bulunmadığı, dolayısıyla, …’in gerçekten faturalarında görüldüğünün tersine, imalat yapmaksızın, fatura düzenleyen bir kimse olduğunun anlaşıldığı, yapılan imalatın girdisini teşkil etmesi gereken sözü edilen faturalara konu emtianın, ne kadarının hangi yedek parçanın üretiminde kullanıldığını Vergi Usul Kanununun 197’nci maddesinde tutulması zorunlu kılınan imalat defteri kayıtlarıyla kanıtlaması gerekirken, bu konuda herhangi bir kanıt sunmayan, yukarıda belirtilen ekonomik, ticari ve teknik gereklere aykırı düşen durumların tersini ispat yükü kendisine düştüğü halde genel iddialar ileri sürmekle yetinen davacıdan kanıt sunması istenmeksizin, tarhiyatın kaldırılması yolunda verilen kararın yasaya aykırı olduğu, diğer taraftan matrah farkı önceki yıllardan devreden yararlanabileceği yatırım indirimi tutarı dikkate alınarak hesaplandığından tarhiyat hakkında, 2003 takvim yılı kurum kazancının tümünün yatırım indiriminden yararlanması nedeniyle bu yatırım indirimi üzerinden Nisan 2004 dönemi için yapılan gelir (stopaj) vergisi tarhiyatı ile ilgili Dairelerinin E:2006/3872, K:2006/3637 sayılı kararı da gözetilerek karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

    Bozmaya uymayan Adana 2.Vergi Mahkemesi, 29.6.2007 günlü ve E:2007/985, K:2007/991 sayılı kararıyla; vergi ve cezanın kaldırılması yolundaki ilk kararında ısrar etmiştir.

    Vergi idaresinin temyiz istemini inceleyen Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu 9.11.2007 günlü ve E:2007/398, K:2007/376 sayılı kararıyla; temyiz istemini reddetmiştir.

    Vergi idaresi, davacı şirket adına 2004 yılının muhtelif tarihlerinde … Limited Şirketi ve … tarafından düzenlenen faturaların gerçek bir teslime dayanmaması nedeniyle ve katma değer vergisi indirimlerinin kabul edilmemesi suretiyle yapılan tarhiyatlara karşı açılan davaların ve davanın reddine ilişkin kararlara karşı yapılan temyiz istemlerinin, Danıştay Üçüncü Dairesince reddedildiği, kararların kesinleştiği, dolayısıyla ilgili dönemde … Limited Şirketi ve ../in davacıya düzenlendiği faturaların gerçeği yanşatmadığının yargı kararlarıyla sabit olduğunu ve sahte faturaları kayıtlarına dahil eden davacıdan bu durumun aksini ispatlaması istenerek ve re’sen araştırma yetkisi uyarınca davacıdan kanıt sunması istenmeden karar verilmesinin hukuka uygun düşmediğini ileri sürerek kararın düzeltilmesini istemiştir.

    Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

    Danıştay Tetkik Hâkimi Ahmet AKKOCA’nın Düşüncesi : Davacıya 2004 yılında iki mükellef tarafından düzenlenen faturaların gerçek bir emtia teslimine dayanmayan sahte faturalar olması sebebiyle bu faturalar içeriği katma değer vergisi indirimlerinin kabul edilmemesi suretiyle yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatlarına karşı açılan davaların reddedildiği, mahkeme kararlarının temyiz isteminin ise incelemeyi yapan Danıştay Üçüncü Dairesince reddedildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla, gerek vergi tekniği raporundaki tespitlere göre gerekse katma değer vergisi tarhiyatlarına karşı açılan dava sonuçlarına göre … ve ../m faturalarda görüldüğünün tersine imalat yapmaksızın fatura düzenledikleri vergi idaresi tarafından ispatlanmıştır. İspatlanan bu durumun yani maliyet kayıtlarının gerçeği yansıtmadığının aksini kanıtlama yükü ekonomik, ticari ve teknik gereklere göre davacıya düşmektedir.

    Bu nedenle ispat yükü kendisine düşen davacıdan maliyet kayıtlarının gerçeği yansıttığına ilişkin kanıt sunması istendikten ve sunulursa incelendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken tarhiyatın yazılı nedenlerle kaldırılması yolunda verilen kararda hukuka uygunluk bulunmadığı düşünülmektedir.

    Danıştay Savcısı Nurten KARAÇAY’ın Düşüncesi : Danıştay Üçüncü Dairesinin 28.12.2006 gün ve K:2006/3639 sayılı kararında yer alan savcı düşüncesi uyarınca temyiz isteminin kabulü ile temyize konu ısrar kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20’nci maddesinde, idare ve vergi mahkemeleri ile Danıştay’ın bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri, tarafların herhangi bir isteminin varlığı aranmaksızın kendiliklerinden yapmaları, gerek gördükleri belgelerin gönderilmesini ve bilgilerin verilmesini sadece taraflardan değil, ilgili gördükleri diğer yerlerden isteyebilecekleri öngörülmek suretiyle idari yargı yerlerine, re’sen araştırma yetki ve görevi verilmiştir. Verilen bu yetki ve görev, hukuka uygunluk denetiminin gerektirdiği her çeşit incelemeyi kapsamaktadır. Aynı Yasanın 31’inci maddesinin 2fnci fıkrasında ise İdari Yargılama Usulü Kanunu ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa gönderme yapılan haller saklı kalmak üzere vergi uyuşmazlıklarının çözümünde, Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır. Bu nedenle vergilendirmeye karşı açılan davalarda ilgililer adına yapılan vergilendirmenin hukuka uygunluğu konusunda bir yargıya ulaşabilmek için idari yargı yerlerince, kendilerine tanınan re’sen araştırma yetki ve görevinin sınırlarının Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri de gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. Esasen bu yetki ve görevin, davanın karara bağlanabilmesi için dava dosyasında bulunmayan ancak, tarafların iddia ve savunmalarının dayandığı durumların varlığı ve doğruluğunu saptamak amacıyla olanlar da dahil olmak üzere gerekli görülen bilgi ve belgelerin edinilmesini sağlayan kanıt toplama yetki ve görevi olduğu da açıktır.

    Vergi Usul Kanununun 3’üncü maddesinde, vergiyi doğuran olayla doğal ve açık ilgisi kurulamayan tanık anlatımları dışında, vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin belirlenmesinde hukuksal değer taşıyan her türlü kanıtın değerlendirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Bu düzenleme; vergilendirmeye, vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin esas olduğuna ilişkin aynı maddedeki kurala dayanmaktadır. Vergilendirmenin dayandığı kanıtların yarattığı hukuksal durumun tersinin veya iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan yahut normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin, bu iddiayı ileri süren tarafa ait olduğu düzenlenmiştir.

    Kurumlar Vergisi, mükelleflerin beyanına dayanılarak tarh ve tahakkuk ettirilen bir vergidir. İlk tahakkuk vergi mükellefinin beyanının doğruluğuna dayanılarak yapılsa da, Vergi Usul Kanununun 30’uncu maddesinin ikinci fıkrasına bağlı bentlerde yazılı durumların varlığı halinde mükellefler, beyanın doğruluğuna ilişkin karineden faydalanamayacakları için verginin re’sen tarhı gerekmektedir. Vergi Usul Kanunu, 30’uncu maddesinin ikinci fıkrasına bağlı 6’ncı bendinde; tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunmasını, verginin re’sen tarhını gerektiren nedenler arasında düzenlemiştir.

    Muhtelif yedek parça imalatı ve ihracat yapan davacı şirket adına, 2004 yılında … Limited Şirketi ile …’in düzenlediği 113 milyar lira tutarındaki yirmi üç faturayı yasal defterlerinin maliyet kayıtlarına dahil ettiği, ancak bu iki şirket hakkında ayrı ayrı düzenlenen vergi tekniği raporlarındaki saptamalar nedeniyle düzenledikleri faturaların gerçek bir emtia teslimine dayanamayacağı için faturalar tutarının davacının maliyet tutarı olan 660 milyar liradan çıkarılması suretiyle bulunan matrah farkı üzerinden cezalı tarhiyat yapıldığı anlaşılmaktadır.

    Davacıya fatura düzenleyenler hakkında düzenlenen vergi tekniği raporlarında ve bu kararın “İstemin Özeti” bölümünde yer alan Danıştay Üçüncü Dairesinin bozma kararında yapılan tüm saptamalar, faturayı düzenleyenler tarafından davacıya herhangi bir emtia teslim edildiğinin kabulüne engel kanıt teşkil etmektedir. Dolayısıyla davacı tarafından gerçekten faturaları düzenleyenlerden faturalarda yazılı emtianın alındığının kabulüne olanak yoktur.

    Karar düzeltme dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (c) bendi uyarınca istemin kabulünü gerektirecek nitelikte bulunduğundan, vergi idaresi müdürlüğünün karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 9.11.2007 günlü ve E:2007/398, K:2007/376 sayılı kararı kaldırıldıktan sonra vergi idaresinin temyiz istemi yeniden incelendi.

    Fatura, bir ticari işletmeden emtia satın alan kimseye, satıcı tarafından düzenlenerek verilen ve alıcının borçlandığı tutarı gösteren ticari bir belgedir. Bir faturanın Vergi Usul Kanununun kayıt ve belge düzenine ilişkin kurallarına göre emtia veya hizmeti alan tacirin yaptığı alışa kanıt oluşturabilmesi için emtia veya hizmetin faturayı düzenleyen tarafından yapılması gereklidir.

    Bu nedenle, faturalarda yer alan miktarda dökümün, aynı birim fiyatla bir başka tacirden alındığını ve vergilendirme dönemindeki imalatın ve hasılatın sözü edilen girdiler alınmadan gerçekleştirilemeyeceğinin, Vergi Usul Kanununun kanıt kabulünü öngördüğü; öncelikle davacı şirket tarafından aynı Yasanın 197’nci maddesinde imalatçı mükellefleri tutmakla yükümlü kıldığı imalat defteri kayıtlarıyla olmak üzere, dönem başı ve sonu girdi stokları, dönem içi alışları ve imalat miktarı ile cinsinin, üretimin gerçekleştirilmesi için gerekli diğer dönem içi alışlarının, faturalardaki harcamayı zorunlu kıldığının davacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir.

    Davacı, hangi yedek parça imalatı için alış yaptığını açıklayamadığı gibi temsilcisi; şirketi tanımadığını, faturaya konu dökümlerin satıcının pazarlamacıları tarafından iş yerinde teslim edildiğini ve ödemelerin, kimlik bilgileri dahi verilmeyen bu kimselere yapıldığını ifade etmekle yetinmiştir. Vergi Usul Kanununun faturada malın cinsinin gösterilmesini öngören kuralı, teslim edilen şeyi tanımlamaya elverişli açıklamanın bulunmasını gerektirdiği, teslim edilen nesneyi tanımlamaya elverişsiz “döküm” açıklamasıyla düzenlenen faturaların kurala uygun olmaması kadar, emtia tesliminin yürütülüş şekli hakkındaki açıklamalar ve faturayı düzenleyen kurum hakkında yapılan saptamalar, davacının kayıtlarına aldığı faturalarla ne tür bir nesne teslim aldığını kanıtlamaya yeterli değildir.

    Maliyet kayıtlarının gerçeği yansıttığını ispatlamak amacıyla kendisi de imalatçı olan davacının Vergi Usul Kanununun 220’nci maddesine göre tasdik ettirerek aynı kanunun 197’nci maddesine göre tutmak zorunda olduğu imalat defterine maddede belirtilen; satın alınan ve müşteri tarafından imalat yapılmak üzere tevdi olunan her nevi iptidai ve ham maddelerin, başlıca yardımcı malzemelerin, bu maddelerden imalata sarf olunan veya aynen satılanların, imal edilen mamul maddelerin ve teslim edilen mamul maddelerin giriş çıkış hareketlerinin, emtianın cinsi ve miktarı itibarıyla yazılması gerektiği, bu suretle maliyet kayıtlarının gerçeği yansıttığını kanıtlama imkanı bulunan davacının inceleme raporu ve eki tutanağa göre imalat defterini ibraz etmediği anlaşılmıştır.

    Bu nedenle, ispat yükü kendisine düşen davacıdan, iddialarının doğruluğuna ilişkin kanıt sunması istendikten ve sunulursa incelendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, tarhiyatın yazılı nedenlerle kaldırılması yolunda verilen kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

    Diğer taraftan matrah farkı önceki yıllardan devreden yararlanabileceği yatırım indirimi tutarı dikkate alınarak hesaplandığından tarhiyat hakkında, 2003 takvim yılı kurum kazancının tümünün yatırım indiriminden yararlanması nedeniyle, yatırım indirimi üzerinden Nisan 2004 dönemi için yapılan gelir (stopaj) vergisi tarhiyatı ile ilgili Kurulumuzun E:2008/584, K:2009/78 sayılı kararı ile vergi ziyaı cezası hakkında, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 4369 sayılı Kanun ile değişik 344’üncü maddesinin, cezanın hesaplanmasıyla ilgili ikinci fıkrasında yer alan düzenlemeyi iptal eden, Anayasa Mahkemesinin 20.10.2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6.1.2005 gün ve E:2001/3, K:2005/4 sayılı kararının gerekçesi ve bu karardan sonra Danıştay’ın istikrar bulmuş içtihatları göz önüne alınarak karar verilmesi gerekmektedir.

    Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Adana 2.Vergi Mahkemesinin 29.6.2007 günlü ve E:2007/985, K:2007/991 sayılı sayılı ısrar kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda hüküm altına alınacağından, yargılama giderleri yönünden hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 6.3.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

    KARŞI OY X-Karar düzeltilme dilekçesinde ileri sürülen iddialar, istemin kabulünü gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

Bir Cevap Yazın