UZLAŞMA VE UZLAŞMA KAPSAMINA GİREN SUÇLAR HK.

Ceza Genel Kurulu 2007/6-189 E., 2007/188 K.

Ceza Genel Kurulu 2007/6-189 E., 2007/188 K.

  • UZLAŞMA
  • UZLAŞMA KAPSAMINA GİREN SUÇLAR
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 73 ]
  • 5320 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA … [ Madde 8 ]
  • 5395 S. ÇOCUK KORUMA KANUNU [ Madde 24 ] “İçtihat Metni”

    Sanıklar hakkında 30.9.2004 tarihinde pazarda dolaşan müşteki Ömer E…..’ın çantasından hırsızlık yaptıkları iddiasıyla açılan kamu davası sonunda Karaman 1. Asliye Ceza Mahkemesince 01.03.2006 gün ve 942-81 sayı ile;

    “…suç tarihinde sanık Mustafa’nın 18’den küçük ve sanık Yasin’in 15’den küçük oluşuna ve TCK.nun 491/ilk maddesinde düzenlenen suçun kanunda yazılı cezanın alt sınırına göre suçun 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 24. maddesi kapsamındaki uzlaşma kapsamında kalan suçlardan olduğu ve müştekinin sanıklardan şikayetçi olmadığı, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmadığı böylece uzlaşmanın gerçekleşmiş sayıldığı anlaşıldığından sanıklar hakkında açılan kamu davasının 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 24. ve TCK.nun 73. maddesi gereğince ayrı ayrı düşürülmesine…” karar verilmiş, Karaman Cumhuriyet Savcısı tarafından, uzlaşma hükümlerinin usulüne uygun olarak uygulanmadan düşme kararı verildiği gerekçesiyle hükmün sanıklar aleyhine temyiz edilmesiyle, Yargıtay 6. Ceza Dairesince 14.05.2007 gün ve 11091-6086 sayı ile;

    “Sanık yararına hukuki kurallara aykırılık sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet Savcısına hak verdirmeyeceğini öngören ve 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla halen yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK.nun 309. maddesi hükmü karşısında; sanık hakkındaki kamu davasının 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 24. maddesi ve 5237 sayılı TCY’nın 73/8. maddeleri gereğince düşürülmesine karar verilmiş olmasına göre, O Yer Cumhuriyet Savcısının suçun nitelik ve sübutuna yönelik bulunmayan, yönteme ilişkin sanık aleyhine sonuç doğuracak nitelikteki temyizinin, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak reddine” karar verilmiştir.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 17.07.2007 gün ve 98422 sayı ile;

    “Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK.nun 73/8. maddesinde uzlaşma koşulları, 5271 sayılı CMK.nun 253 ve 254. maddelerinde ise uzlaşmanın nasıl yapılacağı gösterilmiştir. Suça sürüklenen çocuklarla ilgili ise 5395 sayılı ÇKK.nun 24. maddesinde kasten işlenen ve alt sınırı iki yılı aşmayan hapis ve adli para cezasını gerektiren suçlar ile suç tarihinde 15 yaşını doldurmayan çocuklar bakımından ise alt sınırı üç yılı geçmeyen suçlar bakımından uzlaşma uygulanabilecektir.

    5237 sayılı TCK.nu ile ve 5271 sayılı CMK.nunda düzenlenen sistemine giren uzlaşma kurumu düzenlenişi itibariyle hem maddi, hem de usul hukuku müessesesi özelliklerini taşıyan karma bir nitelik göstermektedir. Hüküm tarihinden sonra ise 5560 sayılı Yasa ile değişiklikle 5237 sayılı TCK.nun 73/8. maddesi iptal edilip tamamen 5271 sayılı CMK.nun 253 ve 254. maddelerinin içerisine yeniden düzenlenerek alınmıştır.

    TDK sözlüğünde uzlaşmak, “Aralarındaki düşünce veya çıkar aykırılığını, karşılıklı ödünlerle kaldırarak uyuşmak” olarak tarif edilmiştir. 5237 sayılı TCK.nun 73/8. maddesinde, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmın ödenmesi veya giderilmesi koşuluyla fail ile mağdur özgür iradeleriyle uzlaştıklarında davanın düşürülmesine karar verilecektir. Sanıklar suçu kabul etmedikleri, şikayetçinin zararını gidermedikleri gibi, uzlaşma konusu mahkemede isim olarak dahi anılmadan, taraflara bahsedilmeden şikayetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilmiştir. Sanıklara isnad edilen hırsızlık suçu takibi şikayete bağlı suçlardan olmayıp re’sen kovuşturulmaktadır. Şikâyetten vazgeçme sonucu etkilememekte olup, 5395 sayılı ÇKK. nun 24. maddesi gereğince uzlaşma kapsamı içerisine alınmıştır.

    Tüm anlatılanların ışığında uzlaşma, yalnız sanık lehine getirilmiş müessese olmadığı gibi şikâyetçinin zararının tamamını veya kısmen giderilmesine yönelik, böylece tarafların anlaşması neticesinde yargılama faaliyetinin yapılmaması veya başlamış olan yargılamanın bu nedenle sona erdirilmesidir. Uzlaşma kurumuna benzer kurum olan önödeme kurumu için Yüksek Mahkememiz, “1- Kamu davasının açılmasını önlemesi durumunda usul hukuku kurumu; 2- Açılmış kamu davasını ortadan kaldırılması durumunda ise ceza ilişkisinin düşmesi sonucunu doğurduğundan suç hukuku kurumudur.” (İBK. 11.4.1983, 2/2) Uzlaşma isimli kitabı yayına hazırlayan Prof Dr. Feridun Yenisey, uzlaşma kurumunun hukuki niteliğini, “Cezai bir uyuşmazlığın, mahkeme dışında fakat, “adil” ve mağdurun zararının giderilmesini sağlayacak bir biçimde halledilmesidir. Maddi ceza hukuku açısından davayı düşüren sebeplerdendir” şeklinde tarif etmektedir. (Ceza Muhakemesi Hukukunda UZLAŞMA, 2005 s/247) Uzlaşma ve Önödeme isimli kitapta ise, “…

    … Uzlaşma devletle kişi arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi itibariyle bir maddi ceza hukuku, suç hukuku kurumundur.” (Seydi K…..-Hasan Tahsin G……, Uzlaşma ve Önödeme. Ankara 2005. s/74)

    Cumhuriyet Savcısının temyizi kamu adına ve sanık aleyhinedir. Uzlaşma maddi ceza hukuku yönü ile sanığa bazı haklar verdiği gibi suçtan zarar görene de geniş haklar tanınmıştır. Şikâyetçinin, sanıklardan şikayetçi değilim demesi uzlaşmayı kabul ettiği anlamına alınmamalıdır. Zira sanıklara isnad edilen hırsızlık suçu takibi şikâyete bağlı suç olmadığı gibi, suçtan zarar görene uzlaşma müessesi tam olarak ve zararın tamamı veya bir kısmı sanıklar tarafından giderildiğinde uzlaşabileceği anlatılsaydı sanıkları önödeme konusunda zorlayabilirdi. Bu ise ancak taraflara uzlaşmanın anlatılıp, uzlaşma yöntemince uygulandıktan sonra ortaya çıkacaktır.

    Yargılamanın gizli yerine açık yapılması, sanıktan bozmaya karşı diyeceklerinin sorulmaması, 353 s.K.nun 20. maddesi uyarınca asker olan sanık hakkında davanın ertelenmeden hüküm kurulması gibi hususlar sanık yararına konmuş usul hükümlerine aykırılık olarak kabul edilebilir. Ancak uzlaşma kurumu, yalnızca sanık lehine bir usul kuralı olmadığından, uzlaşma usulünün taraflara sorulmadan ve şikâyetçinin zararı giderilmeden karar verilmesi halinde sanık lehine usul kaidesine aykırılıktan bahsedilemez. Bu durumda 1412 sayılı CMUK. nun 309. maddesinin uygulama alanı bulunmamaktadır. Bu nedenle Cumhuriyet Savcısının aleyhe temyizi göz önüne alınarak Başsavcılığımız tebliğnamesi doğrultusunda esasa girilerek kararın inceleme gerektiği” görüşüyle temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılarak, esas yönünden dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi talep edilmiştir.

    Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    1-Yargılama konusu maddi olayın;

    Yerel Mahkemece, suç tarihinde 18 yaşından küçük sanık Mustafa Aktaş ile 15 yaşından küçük sanık Yasin Gökmen’in, müştekinin tekerlekli sandalye ile pazarda dolaştığı sırada, fermuarı açık çantasının içinden 2 adet 5 milyon lirayı birlikte alıp kaçmaları şeklinde kabul edildiği,

    2- Yargıtay 6. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken hukuki uyuşmazlığın;

    Uzlaşmanın CYUY’nın 309. maddesi kapsamında sadece sanık lehine konulmuş bir kural olup olmadığına ve uzlaşma kurumunun yasal şartları yerine getirilmeden uygulanması halinde Cumhuriyet Savcısına sanık aleyhine temyize hak verip vermeyeceğine ilişkin olduğu,

    3-Genel Kurulca yapılan değerlendirmede;

    5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan, “maznunun lehine olan kaidelere muhalefet” başlıklı CYUY’nın 309. maddesinin;

    “Maznunun lehine olan hukuki kaidelere muhalefet, maznunun aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet Müddeiumumîliğine bir hak vermez.” şeklinde olduğu,

    Öğretide; Muhtar Çağlayan ve Kunter/Yenisey/Nuhoğlu’na göre, bu maddede yer alan sanık lehine sözünün, “sadece sanık lehine konulmuş olan” olarak anlaşılması gerektiği,

    Prof.Dr.Erdener Yurtcan, Osman Yaşar ve Doç.Dr.Veli Özer Özbek’e göre, ceza yargılaması kurallarının bazılarının sadece sanık lehine kabul edilmiş bulunduğu, yasalarda yer alan ve kamu yararına ilişkin olmayıp amacı sadece sanığın menfaatlerinin korunması olan bir usûl kuralının eksik veya yanlış uygulanmış olması halinde Cumhuriyet Savcısının, sanığın lehine olan bu ihlali öne sürerek o kararın sanık aleyhine bozulmasını isteyemeyeceği, örneğin, son sözün sanığa tanınmaması durumunda hakkında beraat kararı verilen sanık aleyhine Cumhuriyet Savcısına bu nedenlere dayalı olarak kararı bozdurma yetkisi vermeyeceği,

    Kunter/Yenisey/Nuhoğlu’na göre, ceza yargılaması kurallarının çoğunun amacının maddi gerçeğin araştırılması olduğu, azınlıkta olanların ise şüpheden yararlanması gereken sanık lehine kabul edildikleri, maddi gerçeğin araştırılması için ve dolayısıyla kamunun yani toplumun lehine kabul edilmiş bir usûl kuralına aykırılığın elbette bozma nedeni olacağı,

    Şeklinde görüşlerin bulunduğu,

    CYUY’nın 309. maddesinde yer alan “sanık lehine” sözünün, “sadece sanık lehine konulmuş olan” biçiminde anlaşılmasının yanında, yine maddede yer alan “hukuk kaideleri” sözünün de “usûl kuralları” olarak anlaşılması gerektiği,

    Kamu düzenine ilişkin olan, örneğin, duruşma tutanakları ile kararların altının hakim ve katip tarafından imzalanması, tanığa, bilirkişiye yemin verilmesi, sanığın sorguya çekilmesi, duruşmanın açık yapılması gibi kuralların bazılarının uygulanmasının kısmen sanık yararına da olabileceği, ancak bu özelliğin o kuralın kamu düzenine ilişkin konulmuş bir kural olmasını değiştirmeyeceği, nitekim Ceza Genel Kurulunun 16.07.1962 gün ve 51-47, 21.10.1997 gün ve 116-303 sayılı kararlarında sanığın sorguya çekilmesinin kamu düzenini ilgilendiren bir kural olduğunun vurgulandığı,

    Sadece sanık lehine olarak kabul edilmiş bulunan usûl kurallarına aykırılık hallerinde sanık aleyhine bir sonuç doğmuş ise Cumhuriyet Savcısının hükmü sanık lehine temyiz etmesinin önünde herhangi bir hukuki engelin bulunmadığı,

    Bu açıklamalar doğrultusunda, CYUY’nın 309. maddesinin uygulama alanının sadece sanık lehine konulmuş bir usûl kuralının sanık aleyhine sonuç doğurmayacak şekilde ihlal edilmiş olması ve Cumhuriyet Savcısının temyizinin bu ihlale ilişkin olması durumuyla sınırlı olduğu,

    Öte yandan uzlaşma kurumunun hukuksal niteliği ve sadece sanık lehine konulmuş bir hukuk kuralı olup olmadığı değerlendirildiğinde;

    Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğünde uyuşma, Prof.Dr.Ali Şafak’a göre anlaşma, Prof.Dr.Ejder Yılmaz’a göre sulh, Prof.Dr.Cumhur Şahin’e göre pazarlıklı adalet gibi anlamlara da gelen uzlaşmanın, Kunter/Yenisey/Nuhoğlu’e göre, cezai bir uyuşmazlığın mahkeme dışında fakat adil ve mağdurun zararının giderilmesini sağlayacak biçimde çözümlenmesi olarak tanımlandığı,

    Uzlaşmanın düzenlendiği CYY.nın 253. maddesinin gerekçesinde: “…XXI. Yüzyıl adalet sistemi, ceza adaleti yerine getirilirken, mağdurun tatmin edilmesini de ön plâna çıkarmış bulunmaktadır: Suça karşı sadece ceza yaptırımı yeterli değildir; zararın giderilmesi ve onarım en başta gelen amaç sayılmalıdır. … uzlaşmanın hedefi suçun işlenmesinden sonra fail ve mağdur arasında meydana gelen çekişmeyi, hâkim veya Cumhuriyet savcısının ya da onların atayacakları bir uzlaştırmacının girişimleriyle çözmek hem adaleti sağlamak ve hem de mağduru tatmin etmektir. Böylece zarar giderilince fail ile mağdur arasında barış sağlanabilecektir. Gerçi uzlaşma dışındaki bir kısım yollarla da tazminatın sağlanması olanağı vardır. Ancak uzlaşma kurumunda zararın giderilmesi onarım yanında ayrıca bir moral unsurun da sağlanmasını olanaklı kılmaktadır. Uzlaşma böylece özel önleme işlevine yardım ettiği gibi genel olarak kamunun yararlarının korunmasını da sağlamaktadır…” ifadelerine yer verildiği,

    TBMM Adalet Komisyonunun CYY’na ilişkin raporunda, uzlaşmanın suç mağdurunun uğradığı zararların karşılanmasını mümkün kılabilmek açısından etkin bir yol olarak öngörüldüğünün belirtildiği,

    Öğretide; Seydi K…../Hasan Tahsin G……’a göre, uzlaşmanın ceza yargılamasına ilişkin özellikleri ağır basan yargısal bir kurum olduğu, bu kurumla failin suçu işlediğini kabul ederek, fiilinin doğurduğu zararı gidermek için çaba gösterdiği ve fiilinin neden olduğu haksızlığı ortadan kaldırmaya ve mağduru tatmin etmeye çalıştığı, buna karşılık da devletin ve toplumun uyuşmazlığı gidermek ve barışı yeniden kurmak için faile uzlaşma yoluyla bir fırsat verdiği, bu fırsatın tanınmasında kuşkusuz sadece sanığın değil, mağdurun ve toplumun da yararının bulunduğu, aslında bu yönüyle uzlaşmanın ceza hukukunun genel ve özel önleme amacına hizmet ettiği, uzlaşmanın kabul edilmesiyle ceza hukukunun “onarıcı adalet” yönünün ortaya çıktığı,

    Kunter/Yenisey/Nuhoğlu’na göre de, maddi ceza hukuku açısından, davayı düşüren sebeplerden olan uzlaşmanın, şikayetten vazgeçmenin sonuçlarını doğurduğu,

    Şeklinde görüşlerin bulunduğu,

    Ekonominin gelişmeye başlayıp sosyal yaşamın karmaşıklaşmasıyla klasik suçların yanında yeni birçok suç tipinin ortaya çıktığı, bu durumun mahkemelerin iş yüklerinin hızla artmasına ve ceza yargılamalarının uzamasına neden olduğu, öte yandan ceza yargılamasında mağdurun daha fazla ön plana çıkmaya başladığı, uyuşmazlıkların dava konusu olmadan ve mağdurun tatmin edilmesiyle sonuçlandırılması ihtiyacının ortaya çıktığı,

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin bazı tavsiye kararlarında, basit suçlarda adli makamların ceza teklifi yapması ve uyuşmazlığın mahkeme dışında uzlaşma yolu ile halledilmesinin üye ülkelere tavsiye edilmesinin kabul edildiği, yine ceza yargılamasının en önemli amacının suçun işlenmesiyle doğan maddi ve manevi mağduriyetin giderilmesi olduğunun Birleşmiş Milletlerin 29.11.1985 tarihli deklarasyonunda da vurgulandığı,

    Bu gelişmelerin sonucu olarak ceza adalet sistemine alınan uzlaşmanın sanığa, mağdura ve topluma hizmet eden yönlerinin bulunduğu,

    Bu itibarla, uzlaşmaya ilişkin kurallar sadece sanık lehine konulmuş usûl kuralları olmadıklarından, bunların ihlali halinde Cumhuriyet Savcısının sanık aleyhine temyize hakkının bulunduğunun kabulü gerektiği,

    Görüş ve kanaati benimsendiğinden,

    Yerel mahkemenin uzlaşmayı usulüne uygun olarak uygulamadığı gerekçesiyle Cumhuriyet Savcısı tarafından sanıklar aleyhine yapılan temyizin Özel Dairece CYUY’nın 309 maddesi gerekçe gösterilerek reddi isabetli değildir. Bu nedenle itirazın kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi A.S.Ertosun; “Nüfus ve suç sayılarının artması mahkemelerin işini çoğalttığından, klasik diyebileceğimiz muhakeme tipinden vazgeçilerek, uyuşmazlıkların mahkeme dışında alternatif yöntemlerle çözülmesi esası benimsenmiştir.

    Bu yöntemlerden biri olan uzlaşma, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin aldığı 17 Eylül 1987 tarih R(87)18 ve 15 Eylül 1999 tarih R(99)19 sayılı Kararlarıyla üye ülkelere tavsiye edilmiş olup; kısaca, basit suçlarda adlî makamların ceza teklifi yapması ve uyuşmazlığın mahkeme dışında halledilmesi olarak tanımlanabilir.

    Daha önceden Medeni Kanun, İş Mahkemeleri Kanunu, Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu, Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, İcra ve İflas Kanunu, Hukuk Muhakemesi Usulü Kanunu, Avukatlık Kanunu, Vergi Usul Kanunu ve Kamu Hizmetleri ile İlgili İmtiyaz Şartlaşma ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Tahkim Yoluna Başvurulması Hâlinde Uyulması Gereken İlkelere Dair Kanunda rastladığımız alternatif çözüm yolları; uzlaşma olarak, ceza mevzuatımızda 5237 sayılı TCK’nun 73, 5395 sayılı ÇKK’nun(Çocuk Koruma Kanunu) 24 ve 5271 sayılı CMK’nun 253, 254 ve 255. maddeleri ile yer almıştır.

    CMK’nun 253. maddesinin Hükümet Tasarısındaki Gerekçesinde de belirtildiği gibi uzlaşma ile fail, işlediği suçun sorumluluğunu kabul edip üstlenerek, suçun sonuçlarını da gidererek, toplumla yeniden bütünleşme olanağını elde etmektedir

    Uzlaşma sonucu, kamusal barış yeniden kurulmakta, Devlet de yaptırım uygulamak için katlanacağı giderlerden kurtulmuş olmaktadır. Uzlaşmayı mağdur veya sanığın kabul etmemesi veya herhangi bir nedenle gerçekleşmemesi durumunda, eylemin karşılığı olan ceza yine ortaya çıkmaktadır. CMK’nun 174. maddesi uyarınca; uzlaşmaya tâbi suçlarda, uzlaşma hükümleri uygulanmadan dava açılması ve bunun iddianamenin kabulünden önce ve en geç 15 gün içinde anlaşılması hâlinde iddianame iade edilecektir. Bu nedenle dava açılmasını önleme fonksiyonuna sahip olan uzlaşma, ceza muhakemesi hukukuna özgü bir kurumdur.

    Uzlaşmaya tâbi suçlarda Cumhuriyet savcısının durumu fark etmeyerek dava açması ve mahkemece de bunun 15 günden sonra anlaşılması yahut suçun nitelik değiştirerek uzlaşma kapsamında bulunan bir suça dönüşmesi hâlinde, uzlaşma prosedürüne başvurulmadan kovuşturmanın sürdürülmesi mümkün değildir. Bu durumda uzlaşma, kovuşturma şartı olmaktadır. Suçun, uzlaşmaya bağlı bir suç olması hâlinde, soruşturma veya kovuşturma aşamasında uzlaşma girişiminde bulunulması zorunludur. Bu nedenle de uzlaşma, muhakeme(yargılama) şartı olmaktadır. Özetle uzlaşma, soruşturma aşamasında dava açılmasını önleme fonksiyonuna sahip olması nedeniyle soruşturmayı sona erdiren, kovuşturma aşamasında da davayı düşüren bir yargılama hukuku işlemidir.

    Uzlaşmanın başlangıçta CMK yanında TCK ve ÇKK’nda da yer almasının nedeni, uzlaşmaya tâbi suçlarda, uygulayıcının bu durumu gözden kaçırmamasını temin içindir.

    Doktrinde de, TCK’nın 73/8. maddesinde uzlaşma ile ilgili hükme yer verildiği gözetilerek; uzlaşmanın, ceza muhakeme hukuku özellikleri ağır basan, ancak ceza hukuku karakteri de bulunan karma yapılı bir kurum olduğu kabul edilmiş; CMK’nın 253. maddesinin gerekçesinde de bu duruma işaret edilmiştir.

    Tebliğnamede atıf yapılan, müellifleri Seydi K….. ve Hasan Tahsin G…… olan “Uzlaşma ve Ön Ödeme” isimli kitapta da uzlaşmanın, karma yapılı bir kurum olduğu belirtilmiştir.(Seçkin Yayınevi, İkinci Baskı, Eylül 2007, sayfa 53)

    Ancak, TCK’nun 73/8 ve ÇKK’nun 24. maddelerinde yer alan uzlaşma hükmü, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılmış, 73. maddenin başlığındaki “uzlaşma” ibaresi metinden çıkartılmış, CMK’nun 253 ve 254. maddeleri de eklemeler yapılarak değiştirilmiştir. Böylece uzlaşma ile ilgili hükümler tamamen CMK’na alınmış, uzlaşmaya tâbi suçlar, uygulama usulü ve sonuçları CMK’nda düzenlenmiştir. Kanun koyucunun yanlışlık yaptığı düşünülemez. Kanun koyucu, TCK’nun 73. maddesinin başlığındaki uzlaşma ibaresini metinden çıkarmakla ve 8. fıkrasını da yürürlükten kaldırmakla, uzlaşmayı tamamen usul hukuku kuralı hâline getirmiştir.

    Nitekim anılan Kanunun gerekçesinde “Bir usul hukuk müessesesi olan uzlaşma ile ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda ayrıntılı düzenlemeler yer almaktadır. Bu nedenle, uzlaşma kapsamına giren suçları belirleyen hükmün de Ceza Muhakemesi Kanununda yer alması daha doğru olacağından fıkra hükmü yürürlükten kaldırılmıştır.” denilmiştir. Kanunları uygulamakla görevli olan Hâkim ve Cumhuriyet savcıları, kanun koyucunun yerine geçerek kural koyamaz. Uygulamada kanun koyucunun amacının gözetilmesi gerekir. Kanun koyucu da başlangıçta hem TCK, hem de CMK’na koyduğu uzlaşma ile ilgili hükümleri, daha sonra CMK’na taşımakla, uzlaşmanın tamamen usul hukuku kuralı olduğunu benimsemiştir.

    Prof. Dr. Feridun Yenisey, 6.7.2007 tarihinde Sakarya’da yapılan Uzlaşma Semineri’nde sunduğu Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaşma başlıklı tebliğinde, yapılan değişikliği eleştirerek “Uzlaşmanın maddî ceza hukuku yönünün TCK’nda düzenlenmesinin yerinde olacağını” belirtmiştir. Mevcut yasal düzenleme karşısında, uzlaşmanın maddî ceza kuralı olduğunu kabul etmek mümkün değildir.

    Burada şikâyet kurumu üzerinde de durulması yararlı olacaktır. Şikâyetten vazgeçme durumunda, Cumhuriyet savcısı ya da Hâkimin, suçtan zarar görenin zararının giderilip giderilmediğini ve vazgeçmenin özgür iradesine dayanıp dayanmadığını araştırma yetkisi yoktur. Şikâyetinden vazgeçen yakınıcıya, uzlaşmak isteyip istemediğini ve zararının karşılanıp karşılanmadığını sormak, uzlaşma kurumunun niteliği ile bağdaşmamaktadır. Yakınıcı şikâyetinden vazgeçmekle, uzlaştığını belirtmekte; sanık da kararı temyiz etmemekle uzlaşmayı kabul etmiş olmaktadır. Burada ayrıca uzlaşma kurumunu çalıştırmak, davaların uzaması sonucunu doğuracak ve dava ekonomisine de aykırı olacaktır.

    Cumhuriyet savcısının suçun vasıf ve sübutuna yönelik bulunmayan, yönteme ilişkin, sanık aleyhine hüküm doğuracak nitelikteki temyizinin reddi görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü gerektiği görüşüne katılmıyorum” görüşüyle,

    Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer Kurul Üyeleri ise, itirazın reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

    SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

    1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

    2-Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 14.05.2007 gün ve 11091-6086 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

    3-Esasa ilişkin temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine 25.09.2007 günü oyçokluğu ile karar verildi.

Bir Cevap Yazın