TİCARİ SATIŞ SÖZLEŞMESİNİN SATILAN MALDA ORTAYA ÇIKAN HUKUKİ AYIP NEDENİYLE FESHİ, SATICININ AYIBA KARŞI TEKEFFÜL BORCU

Hukuk Genel Kurulu         2011/19-597 E.  ,  2012/80 K.

  • TİCARİ SATIŞ SÖZLEŞMESİNİN SATILAN MALDA
  • ORTAYA ÇIKAN HUKUKİ AYIP NEDENİYLE FESHİ
  • SATICININ AYIBA KARŞI TEKEFFÜL BORCU
  • BORÇLAR KANUNU (818) Madde 194
  • TÜRK MEDENİ KANUNU (4721) Madde 683

“İçtihat Metni”Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukuki sorumluluk gerektirir.

ÖZET: AYIBA KARŞI TEKEFFÜL, SATILAN ŞEYDE SATICI TARAFINDAN ZİKİR VE VAAD EDİLEN VASIFLARIN BULUNMAMASINDAN VEYA SATILAN ŞEYİN DEĞERİNİ YAHUT AKİT GEREĞİNCE ONDAN BEKLENEN FAYDALARI AZALTAN VEYA KALDIRAN NOKSANLARI BULUNMASINDAN SATICININ SO­RUMLU TUTULMASI OLUP SATICI, SATIŞ SÖZLEŞMESİNE KONU TAŞINIR MALIN NİTELİĞİ VE KULLANIM AMACI BAKIMINDAN MALIN DEĞERİNİ VE KULLANIM AMACINI AZALTAN VEYA ORTADAN KALDIRAN MÜLKİYET HAK­KININ SONUCU OLAN TASARRUFİ İŞLEMLER YAPMASINI ENGELLEYEN BİR EKSİKLİĞİN BULUNMAMASINI SAĞLAMA BORCU ALTINDADIR. SATILANIN DEĞERİNE VE ONDAN BEKLENEN YARARA ETKİ EDEN VE OBJEKTİF HUKUKUN KOYDUĞU BİRTAKIM SINIRLAMA VE YASAKLARDAN DOĞAN EKSİKLİKLER HUKUKİ AYIPTIR.

ALICI SATILAN MALIN AYIBININ BULUNMASI HALİNDE SATILANI REDDE HAZIR OLDUĞUNU BEYANLA SATIŞ SÖZLEŞMESİNİ FESHEDEBİLECEĞİ GİBİ, SATILANI ALIKOYUP KIYMETİNİN NOKSANI KARŞILIĞINDA SATIM PARASININ İNDİRİLMESİNİ DE İSTEYEBİLECEKTİR. SATILAN, MİKTARI MU­AYYEN MİSLİ ŞEYLERDEN İSE, ALICIYA DİLERSE SATILANIN AYIPSIZ BİR BENZERİYLE DEĞİŞTİRİLMESİNİ TALEP HAKKI DA TANINACAKTIR.

DAVACI ŞİRKET İLE DAVALI ŞİRKET ARASINDA TİCARİ SATIMA VE ELDEKİ DAVAYA KONU ARACIN DAVACI ŞİRKETE SATILIP ADINA TES­CİLİNDEN SONRA GÜMRÜK VE MUHAFAZA BAŞMÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN YURDA GİRİŞİ ESNASINDA YURTDIŞI ARAŞTIRMALARI SONUCU FATURA­LARDAKİ KIYMET FARKI GEREKÇESİ İLE ZAPTEDİLMESİ, İTHALATÇI FİRMA HAKKINDA RESMİ EVRAKTA SAHTECİLİK VE TEŞEKKÜL HALİNDE KAÇAKÇILIK İDDİASI İLE KAMU DAVASI AÇILMASI, CEZA YARGILAMASI SIRASINDA TEMİNAT MUKABİLİNDE “SATILAMAZ VE DEVREDİLEMEZ” ŞERHİ İLE ALI­CIYA TESLİM EDİLMESİ SATILAN MALIN HUKUKEN AYIPLI OLDUĞUNU GÖSTERMİŞ OLUP, AYIP NEDENİYLE ALICININ, MALİKİN SAHİP OLDUĞU HAKLARA SAHİP OLAMADIĞI KUŞKUSUZDUR.

SATIN ALAN DAVACI AÇISINDAN, O MALDAN ELDE EDECEĞİ FAY­DANIN, DAVA KONUSU MENKULE RESMİ MAKAMLARCA KAMU GÜCÜNE DAYANILARAK EL KONULMASI TARİHİNDE ORTADAN KALKTIĞININ KABULÜ İLE ORTAYA ÇIKAN SONUÇTAN SATICININ AYIBA KARŞI TEKEFFÜLÜNE İLİŞKİN HÜKÜMLERE GÖRE DAVALI ŞİRKET SORUMLUDUR. ARACI İTHAL EDEN FİRMA YETKİLİLERİ HAKKINDA AÇILAN KAMU DAVASINDA VERİLECEK KARARIN SATICININ AYIBA KARŞI TEKEFFÜLÜNE DAYALI ELDEKİ DAVAYA BİR ETKİSİ BULUNMAMAKTADIR.

Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama so­nunda; (İstanbul Üçüncü Asliye Ticaret Mahkemesi)’nce davanın ka­bulüne dair verilen 04.11.2008 gün ve 2004/860 E. 2008/572 K. sayılı kararın incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Ondokuzuncu Hukuk Dairesi’nin 19.11.2009 gün ve 2009/4237 E. 2009/10957 K. sayılı ilamıyla;

(Davacı vekili, 09.04.2003 tarihinde müvekkili şirketin davalıdan Hummer marka arazi taşıtını satın aldığını, ancak 25.06.2004 tarihinde İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğü tarafından ithali sırasındaki usulsüzlükten dolayı aracın zapt edildiğini belirterek, sözleşmenin feshi ile satış bedeli olan 168.000.000 TL’nin zapt tarihinden itibaren en yüksek reeskont faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, ayıba karşı tekeffüle ilişkin 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, müvekkilinin de aracı H… Sınai ve Tıbbi Gazlar A.Ş.’den satın aldığını, kendisinin ithal etmediğini, nasıl ithal edildiğini de bilmediğini, zapt üzerine müvekkiline ihbar yapılmadığından temerrüt faizi isteyemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalı satıcının sattığı araçtan dolayı hukuki ayıbın meydana gelmesinde kusurlu olmasa dahi sorumlu olduğu, dava konusu aracın teminat mukabilinde davacıya verildiği, bu durumda aracın adli ema­nete iade edilmesi koşuluyla dava konusu meblağın davacıya ödenmesi gerektiği belirtilerek, satım sözleşmesinin iptaline, davacı tarafından ödenen 168.000 TL’nin aracın adli emanete iade edilmesi koşuluyla davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, anılan meblağa teslim tarihinden itibaren değişen oranlarda temerrüt faizi uygulanmasına karar verilmiş, hüküm taraf vekil­lerince temyiz edilmiştir.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 22.02.2005 tarihli iddianamesi ile dava konusu aracın sahte evraklarla ithalinin gerçekleştirildiği iddiasıyla evrakta sahtekarlık suçundan dolayı Bakırköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’ne açılan davanın henüz sonuçlanmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, söz konusu ceza davasının sonucunun beklenip, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.)

gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile bozma ne­denine göre davacının temyiz itirazları incelenmeksizin bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki ka­rarda direnilmiştir.

Temyiz Edenler:

 1- Davacı vekili,

  2- Davalı vekili

3- Fer’i müdahil S. Turizm Oto. San. Tic. Ltd. Şti. vekili

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görü­şüldü:

Dava, ticari satış sözleşmesinin, satıma konu malda ortaya çıkan hukuki ayıp nedeniyle feshi ile satış bedelinin, zapt işleminden itibaren ticari işlere uygulanan en yüksek reeskont faizi ile birlikte, iadesi istemine ilişkindir.

Davacı şirket vekili 11.08.2004 harç tarihli dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen 09.04.2003 tarihli sözleşme ile davalı şirketten bedelinin tamamı ödenerek satın alınan 2003 model Hummer marka aracın, teslim alınıp müvekkilince kullanılmakta iken, İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmü­dürlüğü’nce 25.06.2004 tarihli tutanağa rapten zapt edildiğini, buna gerekçe olarak ithal aracın yurda girişi sırasında düzenlenen faturalardaki kıymet far­kının gösterildiğini, böylece aracın hukuki ayıplı olarak kendilerine satıldığının ve kandırıldıklarının anlaşıldığını, ifadeyle taraflar arasındaki satım sözleş­mesinin feshini, satış bedelinin ticari işlere uygulanan en yüksek reeskont faizi ile birlikte iadesini istemiştir.

Davalı satıcı şirket vekili zamanaşımı def’i yanında, ayıbın ithalatla ilgili olup, kendilerinin satıcı olduğunu, davanın ithalatçı firmaya ihbarı gerektiğini, ayrıca davacının ayıp ihbarında bulunmadığını, yararlanma süresinin bedele dönüştürülerek satış bedelinden indirilmesi gerektiğini ve davanın reddini sa­vunmuştur.

Davaya fer’i müdahil olarak katılan şirketler vekilleri davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davacı yanca, aracın gizli ayıplı olduğunun zaptedilmesi ile öğrenildiği, durumun davalı satıcıya bildirildiği, ceza kovuşturmasının başla­dığı, satıcının sattığı malın ayıplı olmadığını alıcıya karşı yükümlenmekle, bu ayıbı bilmese bile sorumlu olacağı, gerekçesiyle davanın kabulü ile satış sözleşmesinin iptaline, davaya konu bedelin davacıya ödenmesine, davaya konu araç ödenen teminat karşılığı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından davacıya iade edildiğinden, aracın adli emanete teslimi koşuluyla bedelin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Davacı ve davalı vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Daire’ce, ayrıntısı yukarıda başlık bölümünde yer aldığı üzere, satıma konu malla ilgili ceza davasının sonucunun beklenip, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gereğine, işaretle eksik incelemeye dayalı olarak bozulmuş; davacı tarafın temyiz itirazları bozma nedenine göre incelenmemiştir.

Mahkemece, bozma ilamında ceza davasının sonucunun beklenmesine işaret edilmekle 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 189. maddesi çerçevesinde değerlendirme yapıldığı, oysa ilk kararlarında da belirtildiği üzere uyuşmazlığa uygulanması gereken yasa hükmünün aynı Kanun’un satıcının ayıba karşı tekeffülünü düzenleyen 194 ve onu izleyen maddeleri olması gerektiği, davalı satıcının ayıbın meydana gelmesinde kusuru olmasa bile alıcıya karşı sorumlu olduğu, ceza davasının sonucunun bu sorumluluğa etkisinin olamayacağı, ge­rekçesiyle önceki kararında direnmiştir.

Hükmü davacı ve davalı vekilleri ile fer’i müdahil vekili temyize ge­tirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın hangi yasal düzenlemelere göre çözümleneceği; varılacak sonuca göre de davaya konu malla ilgili olarak sürmekte olan ceza davası sonucunun bek­lenmesinin gerekip gerekmediği, noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır:

818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 182/1. maddesine göre; satıcı, satılan malı alıcının ödemek zorunda olduğu bedel karşılığında alıcıya teslim ve mülkiyeti ona devretmek borcu altına girer.

Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır.

Satıcının diğer bir borcu ise Borçlar Kanunu’nun 189 ilâ 193. mad­delerinde düzenlenen zabta karşı teminat borcudur.

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 189. maddesinde zabta karşı teminat:

“Satıcı satılan şeyin bir üçüncü kişi tarafından satım sözleşmesinin kurulduğu sırada mevcut bir hak sebebi ile tamamen ve kısmen zapte­dilmesinden alıcıya karşı sorumludur”

şeklinde tanımlanmıştır.

Satıcının bu borcu ile ilgili olarak öğretide “zabta karşı tekeffül satılan malın bir üçüncü kişinin iddia ettiği üstün bir hak yüzünden alıcının elinden alınmasından veya iddia olunan bu hak sebebi ile alıcının mülkiyet hakkını gereği gibi kullanmamasından dolayı satıcının sorumlu olmasıdır” şeklinde tanımlanmaktadır (Tandoğan H. Borçlar Hukuku – Özel Borç İlişkileri, C. 1/1, 4. Bası, Ankara 1988, s. 148).

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 683. maddesine göre ise; bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Bir zapt tehlikesinin bulunması halinde malikin, yani alıcının, bu yetkilerini kullanması engellenmiş, mülkiyet hakkı gereği gibi kullanılamamış olur. Bu nedenle satım hukukunda zapta karşı tekeffül sorumluluğunun varlığı zorun­ludur.

Satıcının zabta karşı tekeffül borcu satım sözleşmesinin kanun bir hükmi olması dolayısıyla kanuni bir borçtur. Satım sözleşmesinde bu hususta bir taahhüt bulunulmasının sonucu değildir. Ne var ki, taraflar bu sorumluluğu kaldıran veya daraltan sözleşme yapabilirler.

Satıcının zabta karşı tekeffül borcundan sorumlu olması için aranan koşullar; satılan malın alıcıya teslim edilmiş olması; mala el koyan üçüncü kişinin satılan üzerinde zabtı sağlayacak bir hakka sahip olması ve bu hakkın en geç sözleşmenin kurulması sırasında mevcut olması; üçüncü kişinin kısmen veya tamamen zapta girişmiş olması; BK’nın 190. maddesinin 1. fıkrasına göre satılanın zabtı ile tehdit edilen alıcının aleyhine dava ikame edilmiş ise bunun satıcıya ihbar edilmesi; BK’nın 189. maddesinin 2. fıkrası uyarınca alıcının satım sözleşmesinin kurulması zamanında zabıt tehlikesini bilmemesi; BK’nın 189. maddesi 3. fıkrası gereğince satım sözleşmesinin tarafları arasında zapta karşı tekeffül borcunu kaldıran veya sınırlayan bir anlaşmanın bulunmaması olarak sayılabilir.

Bu şartların bulunması halinde satıcının sorumluluğunun kapsamı sa­tılanın kısmen veya tamamen zaptedilmiş olmasına göre değişecek ve satıcı bu zabıttan dolayı sorumlu tutulacaktır.

Satıcının ayıba karşı tekeffül borcuna gelince; bu borç 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 194 ilâ 207. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Anılan Kanun’un “Ayıba Karşı Tekeffül”e ilişkin 194. maddesinde:

“Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği vasıflarını mütekeffil ol­duğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan men­faatini izale veya ehemmiyetli bir suretle tenkis eden ayıplardan salim bu­lunmasını da mütekeffildir.

Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür.”

hükmü yer almaktadır.

Ayıba karşı tekeffül, doktrinde; satılan şeyde satıcı tarafından zikir ve vaad edilen vasıfların bulunmamasından veya satılan şeyin değerini yahut akit gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanları bu­lunmasından satıcının sorumlu tutulması şeklinde tarif edilmektedir (Edis S. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu, Ankara 1963, Ajans-Türk Matbaası, s. 7). Şu hale göre ayıba karşı tekeffül ya zikir ve vaad olunan vasıfların bu­lunmaması ya da satılanın lüzumlu vasıflarının olmaması sebebiyle gerçekleşir.

Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun ta­mamlayıcısıdır. Çünkü satımda alıcının amacı, istediği maksat için kulla­nabileceği, yararlı bir malın mülkiyetine sahip olmaktır. Satıcı, malın değerini veya yararını azaltan eksikliklerin bulunmadığını ayrıca garanti etmese bile; bu borç kanunen mevcuttur. Bu nedenle satıcının bu borcunu kanuni bir borç olarak nitelendirmek mümkündür (Tandoğan, H., a.g.e., s. 163; Yavuz, C., Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1996, s. 91).

Satıcı satış sözleşmesine konu taşınır malın niteliği ve kullanım amacı bakımından malın değerini ve kullanım amacını azaltan veya ortadan kaldıran mülkiyet hakkının sonucu olan tasarrufi işlemler yapmasını engelleyen bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altındadır. Satıcının bu borcunun söz konusu olabilmesi için satılanda bu çeşit eksikliklerin var olduğunu bilmesi gerekmediği gibi satılandaki bulunması gereken vasıfları ayrıca zikir ve vaad etmesine de gerek yoktur.

Ayıp sözüyle, bir şeyde bulunmaması gereken objektif bozukluklar ve eksiklikler kastolunmaktadır. Ayıp maddi şekilde olabileceği gibi hukuki veya ekonomik bir ayıp şeklinde de ortaya çıkabilecektir.

Bir eşyanın aynı cinsten normal parçalarla karşılaştırıldığında kendi değerini veya elverişliliğini kaldıran ya da azaltan her türlü kötü nitelik maddi ayıptır.

Satım sözleşmesinin yerine getirilmesi için geçirilen hakkın, objektif bir hukuk kuralından ötürü sakatlanmış bulunması, satılanın objektif bir hukuk kuralı nedeniyle öngörülen amaca hizmet edememesi ise “hukuki ayıp” olarak nitelendirilmektedir. Satılanın değerine ve ondan beklenen yarara etki eden ve objektif hukukun koyduğu birtakım sınırlama ve yasaklardan doğan eksiklikler “hukuki ayıp” olarak ifade edilebilir.

Hukuki ayıpların tayin ve tespiti maddi ayıplarda olduğu gibi kolay değildir.

Özellikle “zapt” ile “hukuki ayıp teşkil eden noksanlıklar”ın birbirinden ayrılması güçlük arz eder. Bunun başlıca nedeni taahhüt edilen hak ile ilgili olmasıdır.

Hukuki ayıp “zapt” mahiyetinde olmamakla beraber, zikir ve vaad edilmiş vasıfların yokluğunu intaç eden yahut şeyin değerine veya tahsis cihetinden beklenen faydalara tesir eden hukuk nizamında doğmuş nok­sanlıklardır. İşbu hukuk nizamından doğan noksanlıklar şeyin değerine veya ticarette alım satımına tahdit koyan yahut o şeyin alım ve satımını tamamen yasaklayan hükümler dolayısıyla ortaya çıkabilir (Edis S. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu, Ankara 1963, Ajans-Türk Matbaası, s. 14).

Hukuki ayıp, satılanın mutlaka alıcının elinden alınması sonucunu doğurmaz. Bu hal satıcının zabta karşı tekeffül sorumluluğuna değil, ayıba karşı tekeffül sorumluluğuna yol açar. Kamu hukukuna dayanan bir sınır­lamanın varlığı; örneğin, ithal edilen bir aracın ithalatında problem olması hukuki ayıp olarak kabul edilebilir. Ancak bu ayıbın sözleşmede yarar ve hasarın alıcıya geçmesi anında satılanda var olması, mevcut ayıbın gizli olması ve o malın değerini veya kullanım amacını ciddi surette azaltması veya kaldırması gereklidir.

Satıcının bu yükümlülüğünün ortaya çıkması için alıcının satılanı mua­yene etmesi ve iddia olunan ayıpları satıcıya ihbar etmesi gereklidir. Bunun aksine davranan alıcının ayıba karşı tekellüf hükümlerinden faydalanma ola­nağı yoktur.

Ayıba karşı tekeffül borcuna ait BK’nın 194 ilâ 201. maddeleri arasında belirtilen koşullarının gerçekleşmesiyle, alıcı aynı Kanun’un 202 ve devamı maddeleri kapsamında kendisine tanınan seçimlik haklarını satıcıya karşı kul­lanabilecektir.

Alıcı, satılan malın ayıbının bulunması halinde BK’nın 202. maddesine göre satılanı redde hazır olduğunu beyanla satış sözleşmesini fesh edebileceği gibi; satılanı alıkoyup kıymetinin noksanı karşılığında satım parasının indiril­mesini de isteyebilecektir.

Diğer taraftan, BK’nın 203. maddesine göre, satılanın miktarı muayyen misli şeylerden ise, alıcıya dilerse fesih veya semenin tenzilinden hiçbirini talep etmeyip; satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini talep hakkı da tanı­nacaktır.

Satım sözleşmesinden dönme beyanı, bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğinde olup, bir irade açıklaması olarak, satıcıya vardığı anda hükümlerini doğurur ve sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır.

Dönme üzerine sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmasının doğal bir sonucu olarak, tarafların edimlerinin karşılıklı olarak aynı anda ifası gerekir.

Dolayısıyla davacı/alıcı, elindeki aracı davalı/satıcıya fiilen teslim ve tescil şartıyla, satım bedelini alabilecektir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

Dava konusu araç fer’i müdahil ithalatçı firma tarafından ithal edilmiş ve 31.12.2002 tarihinde diğer fer’i müdahil şirketlere 167.265,00 (YTL) TL bedel ile satılmıştır. Araç 02.04.2003 tarihinde de 168.000,00 (YTL) TL bedel ile davalı şirkete satılmıştır.

Davalı şirket ile davacı şirket arasında düzenlenen 09.04.2003 tarihli sözleşme ile de 168.000,00 TL bedelle davacı tarafça satın alınıp; bu şirket adına tescil edilmiştir.

Araç; davacı şirkete teslimi ve şirket adına tescilinden sonra; davacı yan yedinde iken 25.06.2004 tarihinde İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmü­dürlüğü tarafından yurtdışı araştırmaları sonucu faturalardaki kıymet farkı gerekçesi ile zaptedilmiştir.

İthalatçı firma yetkilileri hakkında, Bakırköy Birinci Ağır Ceza Mahke­mesi’nin 2004/250 esas sayılı dosyasında resmi evrakta sahtecilik ve teşekkül halinde kaçakçılık iddiası ile kamu davası açılmış olup; temyiz incelemesi sırasında da bu davanın derdest olduğu dosya kapsamı ile belirgindir.

Ceza yargılaması sırasında, Bakırköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2004/250 esas sayılı dosyasında verilen 2004/177 Değişik iş sayılı karara istinaden, araç 18.03.2005 tarihinde davacı şirkete 174.009,00 (YTL) TL te­minat mukabilinde ve “satılamaz ve devredilemez” şerhi ile teslim edilmiştir.

Açıklanan tüm bu gelişmeler gözetildiğinde; davacı şirket ile davalı şir­ket arasında ticari satıma ve eldeki davaya konu aracın açık biçimde hukuken ayıplı olduğu, burada zapta değil ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulama alanı bulacağı belirgin olup; her türlü duraksamadan uzaktır.

Bu ayıp nedeni ile davacının mülkiyet hakkının içeriğini düzenleyen 4721 sayılı TMK’nın 683. maddesinde belirtilen yetkilerine sahip olamadığı ve bunları kullanamadığı da kuşkusuzdur.

Araç her ne kadar davacıya ceza mahkemesi kararı ile teslim edilmiş ise de bu teslim, belirlenen araç bedeli kadar meblağın teminat olarak davacı şirket tarafından yatırılması ve tescil kaydı üzerine “devredilemez ve satı­lamaz” kaydı konulması koşuluyla gerçekleşmiştir.

Davacı, kendisine satılmasından önce vukubulan bir suça konu olması nedeniyle 25.06.2004 tarihinde resmi mercilerce zaptedilen aracı, zabıt ta­rihinden; teminat karşılığında ve koşullu olarak teslim aldığı 18.03.2005 ta­rihine kadar olan dönemde hiç kullanamamış; bu tarihten sonra da sicil kaydındaki şerh nedeni ile dilediği gibi tasarruf etme olanağı bulamamıştır.

Dolayısıyla, davacının satın aldığı mala, kendisinin herhangi bir kusuru olmaksızın, kamu gücüyle el konulmuş; tasarruf hakkı kısıtlanmıştır.

Hal böyle olunca; satın alan davacı açısından, o maldan elde edeceği faydanın, dava konusu menkule resmi makamlarca kamu gücüne dayanılarak el konulması tarihinde ortadan kalktığının kabulü gerekir ve böylece ortaya çıkan hukuki ayıptan -satıcının ayıba karşı tekeffülüne ilişkin hükümlere göre-davalı satıcı şirket sorumludur; burada davalının hukuki ayıbın ortaya çık­masında kusurlu olup olmaması da sonuca etkili değildir.

O halde, Bakırköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nde davaya konu aracı ithal eden  firma  yetkilileri  hakkında  açılan kamu davasında verilecek kararın -ki bu dava satıcı hakkında olsa dahi- satıcının ayıba karşı tekeffülüne dayalı eldeki davaya herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.

Mahkemece, aynı hususlara işaretle, hukuki ayıbın varlığının ve davalı satıcının bu ayıp nedeniyle, kusurlu olup olmadığına da bakılmaksızın, so­rumluluğunun kabulü ile ceza davasının sonucu beklenmeden, sonuçta; sa­tıcının ayıba karşı tekeffülü hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılarak, hükme varılmış olması yerindedir.

Ne var ki, gerek davacının, gerekse de davalı ve fer’i müdahil ve­killerinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları, bozma nedenine göre daha önce Özel Daire’ce incelenmemiştir.

O nedenle; bu incelemelerin yapılabilmesi için dosyanın, Özel Daire’ye gönderilmesi gerekir.

S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle DİRENME UYGUN OLUP, davacı, davalı ve fer’i müdahil vekillerinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın ONDOKUZUNCU HUKUK DAİRE­SİNE GÖNDERİLMESİNE, 15.02.2012 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın