TEK DİLEKÇE İLE DAVA AÇILMASI VERGİ SORUMLUSUNUN AYNI OLMASI VERGİ VE CEZA İHBARNAMESİ

Büyük Gen.Kur. 1990/5 E., 1992/3 K.

Büyük Gen.Kur. 1990/5 E., 1992/3 K.

  • TEK DİLEKÇE İLE DAVA AÇILMASI
  • VERGİ SORUMLUSUNUN AYNI OLMASI
  • VERGİ VE CEZA İHBARNAMESİ
  • 2577 S. İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU [ Madde 5 ] “İçtihat Metni”

    Vergi sorumlusu olarak ……… adına, Temmuz, Ağustos ve Eylül/ 1987 dönemleri için işçi ücretlerinden kesilmesi gereken vergilere ilişkin muhtasar beyannamelerin yasal süresinden sonra verildiğinden bahisle her bir aylık dönem için ayrı ayrı olmak üzere üç ihbarname ile usulsüzlük cezaları ve yine her bir aylık dönem için ayrı ayrı olmak üzere üç tahakkuk fişi ile de gecikme zamları tebliğ edilmesi, üzerine söz konusu altı işleme karşı tek dilekçe ile açılan davaya bakan Mersin 2. Vergi Mahkemesi usule aykırılık görülmediğini belirterek işin esasını incelemiş ise de, dosyanın itiraz yolu ile Adana Bölge idare Mahkemesine intikal ettirilmesi ve Bölge idare Mahkemesinin söz konusu işlemler arasında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık bulunmadığından her işlem için ayrı dava açılması gerektiği gerekçesiyle Vergi Mahkemesi kararını bozması sonucu Vergi Mahkemesince bu karara uyularak dilekçe ret kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Ancak Bölge idare Mahkemesinin kesin nitelikli olan bozma kararı Danıştay Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz edilmiş, bu istemi inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesince 25.10.1989 gün ve E: 1989/1246, K: 1989/3715 sayı ile verilen kararda, davacıdan her dönem için ayrı dilekçe ile dava açılmasının istenmesinin idari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesi 1. fıkrasına aykırı düşeceği, öte yandan dönem ayrımları nedeniyle bir dosya teşkili ile başlayan uyuşmazlığın bu defa altı dosyada incelenmesine ve uzamasına yol açılmasının Anayasanın 141. maddesinde öngörülen ve “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” denilmek suretiyle ifade edilmiş olan ilkeye de aykırı olacağı belirtilerek temyiz isteminin kabulü ile Adana Bölge idare Mahkemesi kararının kanun yararına bozulmasına karar verilmiştir.

    Sözü edilen kanun yararına bozma kararından sonra Danıştay Dördüncü Dairesinin 21.5.1990 günlü ve E: 1990/583, K: 1990/1697 sayılı kararı ile ise, yine vergi sorumlusu olarak ……….. Mobilya Sanayi A.Ş. adına, 1986-1987 yılları aylık dönemleri ile 1989 yılı Ocak Mayıs aylık dönemleri için işyeri için ödenen kira paralarından kesilmesi gereken vergilere ilişkin muhtasar beyannamelerin verilmemesi nedeniyle her bir aylık dönem için ayrı ayrı olmak üzere yirmi dokuz ihbarname ile gelir (stopaj) vergileri ve yine her bir aylık dönem için ayrı ayrı olmak üzere yirmi dokuz ihbarname ile de usulsüzlük cezaları tebliğ edilmesi üzerine söz konusu elli sekiz işleme karşı tek dilekçe ile açılan davaya bakan İstanbul 4. Vergi Mahkemesinin; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesinde her idari işlem aleyhine bir dilekçe ile dava açılacağının belirtildiği, vergilendirme dönemleri bakımından aralarında maddi ve hukuki bağlılık bulunmayan ihbarnamelere karşı tek bir dava dilekçesiyle dava açılmış bulunduğu gerekçesiyle verdiği dilekçe ret kararına karşı yapılan temyiz istemi reddedilmiş kararın düzeltilmesi istemine konu edilemeyen bu karar da kesinleşmiştir.

    Kararı alan ……….. Mobilya Sanayi Anonim Şirketi tarafından Danıştay Başkanlığına verilen 23.7.1990 günlü dilekçe ile Danıştay Dördüncü Dairesinin yukarıda gün ve sayıları belirtmiş olan iki kararı arasındaki aykırılığın içtihadın birleştirilmesi yolu ile giderilmesi istenmiş ve konu Başkanlıkça Kurula iletilmiş olmakla raportör üyenin hazırlayıp dağıttığı rapor bu rapora dayalı açıklamaları ile Danıştay Başsavcısının içtihadın birleştirilmesine yer olmadığı yolundaki görüşü dinlendikten ve ilgili yasal düzenlemeler incelendikten sonra gereği düşünüldü.

    Ayrı vergilendirme dönemleri için salınan gelir (stopaj) vergileri ve kesilen vergi cezalarının her vergilendirme dönemi ve her vergi ve ceza için ayrı ayrı ihbarnamelerle tebliğ edilmiş olması hallerinde, dönemleri farklı olan bu vergi ve vergi cezalarına ilişkin işlemler arasında; vergi doğuran olayların farklı dönemlerde meydana gelmiş olması ve her dönemde tevkifata tabi tutulması gereken ödemelerin farklı olabilmesi sebebiyle, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesi 1. fıkrasının amaçladığı anlamda maddi ve hukuki bakımdan bağlılıktan söz edilemeyeceği, bu nedenle konunun her olayın özelliği göz önünde tutularak çözümlenmesi gerekeceğinden içtihadın birleştirilmesine yer olmadığına 30.4.1992 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

    AZLIK OYU

    X- içtihatların birleştirilmesine konu edilen Danıştay Dördüncü Dairesinin iki kararı, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 98. maddesi uyarınca vergi sorumlusu olan kişiler hakkında ayrı dönemlere ilişkin olarak ayrı düzenlenmiş ihbarnameler üzerine açılan davalara ilişkin olup, 25.10.1989 günlü ve 1989/3715 sayılı kararda, ayrı ihbarnamelere tek dilekçe ile dava açılabileceği görüşü benimsenerek Bölge idare Mahkemesi kararı kanun yararına bozulmuş, 21.5.1990 günlü 1990/1697 sayılı kararda ise aksi görüşle dilekçe reddedilmiştir.

    Her iki karara konu olan uyuşmazlık, 193 sayılı Yasanın 98. maddesi hükmüne uymamak olup, davaların açılmasında uyulması gereken usul hükümleri hakkında farklı kararlar verilmiştir. Kararlardan birinin kanun yararına bozma istemi üzerine verildiği de göz önüne alındığında bu konudaki hukuki istikrarsızlığın giderilmesi ve kesin çözüme kavuşturulması amacıyla içtihatların birleştirilmesi gerektiği görüşüyle karara karşıyız.

    XX- Her idari işlemin temelinde, idareyi bu idari işlemi tesis etmeye yönelten bir sebep maddi yada hukuki bir olay bulunması gerektiği, böyle bir sebep bulunmuyorsa idari işlem tesis edilemeyeceği yolundaki idare hukuku ilkesi karşısında, “idari işlemler arasında maddi bakımdan bağlılık” konusunu, idari işlemlerin tesisinden önceki duruma, idari işlemlerin temelindeki maddi yada hukuki olaylara göre düşünmek gerekmektedir.

    Bu nedenle “idari işlemler arasında maddi bakımdan bağlılık” deyiminin, idari işlemlerin aynı maddi yada hukuki olay sebebiyle tesis edilmiş olmaları halini anlattığı söylenebilir.

    Buna karşın “idari işlemler arasında hukuki bakımdan bağlılık” konusunu ise, idari işlemlerin tesisine kaynaklık eden hukuki düzenlemeler ile bu idari işlemlerin idari dava konusu edilmeleri halinde uygulanacak olan hukuki düzenlemelere göre düşünmek gerekmektedir.

    Bu nedenle “idari işlemler arasında hukuki bakımdan bağlılık” deyiminin, hukuki düzenlemelerin aynı maddi yada hukuki olay sebebiyle birden fazla idari işlem tesisini öngörmüş olmaları hali ile birlikte bu idari işlemlerin idari dava konusu edilmeleri durumunda bunların yargısal denetimlerinin aynı yargı yerinin görevinde bulunması gerektiği halinde anlattığı söylenebilir.

    Konuya bu düşüncelerle yaklaşıldığında, içtihatların birleştirilmesi istemine konu edilen kararlardan ilkindeki idari işlemlerin sebebini teşkil eden olaylar, farklı aylık dönemlerde meydana gelmiş olmaları dışında birbirinin aynıdır ve işçilere ödenen ücretlerden kesilmesi ve müteakip ayların 20, günü akşamına kadar ilgili vergi dairesi müdürlüğüne beyan edilerek ödenmesi gereken vergilerin bu yasal süre içinde beyan edilmemesi ve ödenmemesidir. Her ne kadar birer ay arayla meydana gelen bu maddi olayların her birinde ödenen ücretlerden kesilmesi gereken vergi miktarları ile bunlara uygulanacak ceza ve zamların aynı olmayabileceği ileri sürülebilir ise de bu hususun maddi olayların niteliğini değiştirmeyeceği açıktır. Öte yandan, idari işlemlerin tesisine sebep teşkil eden maddi yada hukuki olayların belli aralıklarla tekrarlanmış olmaları da bu olayların niteliğini değiştirmeyecektir. Bu husus idari işlemlerin tesisine sebep teşkil eden olaylar birer aylık aralıklarla tekrarlanmış olmasına rağmen bunlar sebebiyle tesis edilmiş olan idari işlemlerin değişmemiş olması ile de doğrulanmaktadır.

    Şu halde Temmuz, Ağustos ve Eylül/1987 dönemlerinde tekrarlanan ve her bir dönem için ayrı ayrı olmak üzere 3 ihbarname ile usulsüzlük cezaları ve yine her bir dönem için ayrı ayrı olmak üzere 3 tahakkuk fişi ile de gecikme zamları tebliğ edilmesine sebep teşkil eden maddi olaylar aynı olaylardır. Böyle olunca, aynı maddi olaylar nedeniyle tesis edilmiş olan bu idari işlemler arasında maddi bakımdan bağlılık bulunduğunun kabulü gerekir.

    Sözünü ettiğimiz idari işlemler arasında aynı zamanda hukuki bakımdan bağlılık bulunduğu da görülmektedir. Çünkü bu idari işlemler, hukuki düzenlemelerin aynı maddi olay nedeniyle birden fazla idari işlem tesisini öngörmüş olmalarından dolayı tesis edilmiş oldukları gibi bu işlemlerin idari dava konusu edilmeleri halinde bunların yargısal denetimlerinin yapılacağı yargı yeri de aynı yargı yeri olacaktır.

    içtihadın birleştirilmesine konu edilen kararlardan ikincisindeki idari işlemlerin sebebini teşkil eden olaylar ise, işyeri için ödenen kira paralarından kesilmesi ve müteakip ayların 20. günü akşamına kadar ilgili vergi dairesi müdürlüğüne beyan edilerek ödenmesi gereken vergilerin bu yasal süre içinde beyan edilmemesi ve ödenmemesidir. Yukarda yapılan açıklamalar burada da geçerli olduğundan tekrarlamıyoruz.

    Özetlersek, içtihatların birleştirilmesi istemine dayanak yapılan Dördüncü Daire karalarının verilmesine neden teşkil etmiş olan idari işlemler; aynı şahsı ilgilendiren, aralarında maddi ve hukuki bakımından bağlılık bulunan işlemler olduğundan bu işlemlere karşı bir dilekçe ile dava açılabilmelidir.

    Bütün bu nedenler, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu söyleyen Anayasa ilkesi, nadiren de olsa dava hakkının yitirilmesi gibi sonuçlar doğmasının önlenmesi gerektiği hususları gözönüne alındığında, içtihadın Dördüncü Dairenin 25.10.1989 günlü E: 1989/1246, K: 1989/3715 sayılı kararı doğrultusunda birleştirilmesi gerektiği sonucuna varıldığından aksi yönde verilen karara katılmıyoruz.

Bir Cevap Yazın