Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçu hk.

Ceza Genel Kurulu 2003/2-129 E., 2003/154 K.

Ceza Genel Kurulu 2003/2-129 E., 2003/154 K.

 

  • TEMEL CEZANIN BELİRLENMESİ
  • TEMYİZ SÜRESİNİN BAŞLAMASI
  • 647 S. CEZALARIN İNFAZI HAKKINDA KANUN (MÜLGA) [ Madde 4 ]
  • 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 29 ]
  • 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 310 ]
  • 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 317 ]
  • 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 32 ] “İçtihat Metni”

    Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan sanık Mustafa’nın TCY’nın 455/1-son maddesi uyarınca 1 yıl 6 ay hapis ve 1.140.000.-TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin Adana Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinin 29.5.2000 gün ve 783-772 sayılı hükmü sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay ikinci Ceza Dairesince 18.6.2001 gün ve 16389/1422 sayı ile;

    “Sanığın şahsi ve sosyal durumu ile suçun işlenme özellikleri lehine yorumlanarak asgari hadden ceza tayin edildiği halde aynı gerekçe bu defa aleyhe değerlendirilerek hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesine yer olmadığına karar verilmek suretiyle gerekçeler arasında çelişki yaratılması” isabetsizliğinden bozulmuştur.

    Yerel Mahkeme 6.5.2002 gün ve 1183-486 sayı ile; “gerekçeler arasında çelişki bulunmadığını” belirterek önceki hükümde direnmiştir.

    Bu hükmün de sanık müdafii ile C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının “bozma” isteyen, 7.4.2003 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup, düşünüldü.

    6.5.2002 günlü kararın tefhimi sırasında müdafii hazır bulunan sanığın diğer müdafiine gerekmediği halde yapılan tebligat temyiz süresi itibariyle yeni bir hak vermeyeceğinden, 31.5.2002 günlü dilekçe ile başvuruda bulunan sanık müdafiinin süresinden sonraki temyiz isteğinin CYUY’nın 310 ve 317. maddeleri uyarınca reddiyle, C.Savcısının temyizine hasren yapılan incelemede;

    Sanığın taksirle ölüme neden olmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; temel cezanın alt sınırdan tayini sırasında gösterilen gerekçe ile 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçe arasında çelişki bulunup bulunmadığına ilişkindir.

    TCY’nın 29. maddesine 3679 sayılı Yasayla eklenen son fıkrada, “Hakim, iki sınır arasında temel cezayı, suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suç konusunun önem ve değeri, suçun işlendiği zaman ve yer, fiilin diğer özellikleri, zararın veya tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, failin amacı, geçmişi, şahsi ve sosyal durumu, fiilden sonraki davranışı gibi hususları gözönünde bulundurmak suretiyle takdir hakkını kullanarak belirler. Cezanın asgari hadden tayini halinde dahi takdirin sebepleri kararda mutlaka gösterilir.” hükmü yer almaktadır.

    Takdir hakkı kullanılırken gözönünde bulundurulacağı belirtilen hususlar

    maddede sayıldıktan sonra “gibi” edatı kullanılarak, maddede sayılanlara

    benzeyen ve takdiri etkileyebilecek olan nesnel ve öznel diğer hususların da

    dikkate alınabilmesine olanak sağlanmıştır.

    Mahkemece suçun yasada öngörülen iki sınır arasındaki cezası belirlenirken Anayasanın 141/3 ve CYUY’nın 32. maddeleri uyarınca gerekçesi gösterilmeli, bu gerekçe TCY’nın 29. maddesinde belirtilen ve bunlara benzeyen öznel ve nesnel hususlarla ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.

    Öte yandan, 647 sayılı Yasanın 4. maddesinde, suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun istenmesindeki özelliklere göre verilen hapis cezasının para cezasına ya da maddede sayılan diğer fer’i ceza veya tedbirlerden birine çevrilebileceği belirtilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi, cezanın sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören yargısal kişiselleştirme kurumudur. Mahkemece, özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına veya öngörülen diğer fer’i cezalar ile tedbirlerden birine çevrilmesine ya da çevrilmesine yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin, sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olması gerekir.

    Özgürlüğü bağlayıcı cezanın dönüştürülmesine ya da dönüştürülmesine yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçe, sanığın kişiliğinde var olan nedenlere dayanacağı gibi, gerekçede sanığın sair halleri irdelenmeli ve suçun işleniş biçimi ile işlenmesindeki özellikler nazara alınmalıdır.

    Görüleceği üzere cezanın aşağı sınırdan tayini sırasında dikkate alınacak öznel ve nesnel ölçütler yasada geniş biçimde düzenlenmiş ve yargıcın benzer hususları da dikkate alınmasına olanak sağlanmıştır. Buna mukabil özgürlüğü bağlayıcı cezanın dönüştürülmesinde dikkate alınacak hususlar sanığın kişiliği, sair halleri ve suçun işlenmesindeki özelliklerden ibarettir. Cezanın alt sınırdan tayinini gerektiren haller ile, belirlenen özgürlüğü bağlayıcı cezanın başka bir ceza veya tedbire dönüştürülmemesini gerektiren hallerin aynı olayda bir arada var olması mümkün ise de, sanık lehine veya aleyhine olan hükümler uygulanırken gösterilen gerekçelerde çelişkiye, zafiyete düşülmemesi gerekir. Lehe uygulama yapılırken gösterilen gerekçenin, aleyhe bir başka uygulama sırasında yeniden ve aynen gerekçe yapılarak çelişkiye düşülmesi, sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirilmediğini göstermektedir. Kaldı ki, içeriği tatmin edici biçimde açıklanmadan salt yasa metninin tekrarı gerekçe olarak kabul edilemez. Açıklanan bu haller, kararlarda yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesini isteyen yasa koyucunun amacına aykırıdır.

    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu somut olay değerlendirildiğinde:

    Yerel Mahkemece temel cezanın alt sınırdan tayininde “sanığın şahsi ve sosyal durumu, suçun işlenmesindeki özellikler” sanık lehine değerlendirilmiş ve cezanın arttırılmasına gerek görülmemiştir. Ancak 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken, “sanığın kişiliği, sair halleri ve suçun istenmesindeki özellikler” gerekçe olarak gösterilip, bu kez sanık aleyhine değerlendirilmiştir.

    Görüldüğü gibi, gerek temel cezanın alt sınırdan tayini sırasında, gerekse özgürlüğü bağlayıcı, cezanın diğer ceza veya tedbirlerden birine çevrilmesine yer olmadığına karar verilirken, aynı hususlar birinde olumlu, diğerinde olumsuz olarak değerlendirilmek suretiyle gerekçede çelişkiye düşülmüştür. Yerel Mahkemece gösterilen gerekçeler, çelişkili olup isabetli bulunmadığından, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyeleri; “Yerel Mahkemece gösterilen gerekçe isabetli olup, direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.” Görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

    Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün (BOZULMASINA), dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 13.5.2003 günü teblignamedeki düşünceye uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın