Taraflar arasındaki “fesih-menfi zararın tazmini” davasından dolayı yapılan yargılama hk.

Hukuk Genel Kurulu 2011/15-708 E., 2011/737 K.

Hukuk Genel Kurulu 2011/15-708 E., 2011/737 K.

 

  • FESİH
  • GEREKÇELİ KARAR
  • MENFİ ZARARIN TAZMİNİ
  • 6100 S. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU [ Madde 297 ]
  • 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 388 ] “İçtihat Metni”

    Taraflar arasındaki “fesih-menfi zararın tazmini” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.11.2008 gün ve 2008/223 Esas, 2008/418 Karar sayılı kararın incelenmesi, davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 26.01.2010 gün ve 2009/411 Esas, 2010/260 Karar sayılı ilamı ile;

    (…

    …Davacı arsa sahibi tarafından sözleşmenin feshi ve tazminat istemiyle açılan davada davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki nedeniyle karar bozulmuş, bozmaya uyularak verilen karar yine davalı yüklenici tarafından temyiz edilmiştir.

    Yerel mahkemenin 13.11.2008 günlü kararı gerekçeden yoksundur. Mahkemece bozmaya uyularak hüküm verildiği ifadesiyle yetinilmiş olup bu ifade HUMK’nın 388. maddesinden anlaşıldığı şekilde gerekçe yerine geçmez. Mahkeme kararı gerekçeden yoksun olması nedeniyle HUMK’na ve Anayasa’nın 141. maddesine aykırıdır. Anılan maddeye göre kararda iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilâflı konular hakkında toplanan delillerin tartışılması, red ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen olaylarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep ile hüküm sonucunun açık ve kesin şekilde belli edilmesi zorunludur. Bu itibarla karar yazılı şekliyle HUMK’na ve Anayasa’ya aykırı olduğundan bozulması gerekmiştir…

    …)

    Gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN : Davalı E…. Y….. vekili.

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava, sözleşmenin feshi ve menfi zararın tazmini istemine ilişkindir.

    Davalı/yüklenici vekili, müvekkilinin temerrüde düşmediğini ve bir kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Yerel mahkemece, kısa kararda sadece kısmen kabule karar verilmişken, gerekçeli kararda bu menfi zararın tazmini yanında fesih talebi de kabul edilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.

    Özel Dairenin 2007/895 Esas, 2008/336 Karar sayılı, 23.01.2008 günlü ilamı ile;

    “…Davacı vekili dava dilekçesinde sözleşmenin feshi ile menfi zararın tahsilini istemiştir. Mahkemece kısa kararda davanın kısmen kabulü ile 7.023,35 YTL menfi zararın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, gerekçeli kararda bu menfi zarar yanında sözleşmenin feshine de karar verildiği belirtmiştir. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerekir. Aksi durum 10.04.1992 tarih 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bozma nedeni kabul edilmiştir.

    Somut olayda da kısa kararda yer almayan sözleşmenin feshine, gerekçeli kararda yer verilmiştir. Kısa karar ile gerekçeli karar çelişkili duruma düşmüştür…”

    ” Gerekçesiyle, karar bozulmuştur.

    Yerel mahkemece bozma ilamına uyulmuş, kısa ve gerekçeli karar uyumlu hale getirilerek her ikisinde de fesih talebinin kabulüne ve tazminat talebinin de kısmen kabulüne karar verilmiş; ancak bu kez kararda yasal gerekçeye yer verilmemiştir.

    Davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde de açıklandığı üzere gerekçe taşımadığına işaretle hüküm bozulmuştur.

    Yerel mahkemece önceki kararda ısrar edilmiş; hükmü, davalı vekili temyize getirmiştir.

    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; direnme hükmünde yer alan açıklamaların hükmün gerekçesi olara kabulüne olanak bulunup, bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

    1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.

    Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.

    Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472).

    Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472).

    2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141/3. maddesinde de bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiği önemle belirtilmiştir.

    Eldeki davada, Yerel Mahkemece, gerekçeli kararda hiçbir hukuki gerekçe gösterilmemiş, sadece bozma ilamının tarih ve sayısı yazılarak, mahkemece verilen ve Yüksek Özel Daire’nin 2007/895 Esas, 2008/336 Karar sayılı, 23.01.2008 günlü yukarıda açıklaması yapılan ilamı ile bozulan 20.07.2001 tarihli ilk kararda gerekçenin açıklandığı belirtilmiş ise de, Yüksek Özel Daire’nin bozma ilamıyla, Yerel Mahkemece verilen ilk karar ve bunun doğal sonucu olarak bu kararın gerekçesinin ortadan kalktığı, mevcut olmayan bir karardaki gerekçeye atıf yapılarak hüküm kurulamayacağı hususu gözden kaçırılmıştır.

    Kararda gerekçe yer almaması ve bozulan eski hükme atıfla hüküm kurulmuş olması yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında usul ve yasaya aykırıdır.

    Açıklanan bu nedenle direnme kararının bozulması gerekmiş, bozma sebebine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

    SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “

    “Geçici madde 3”

    ” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre, işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 07.12.2011 gününde, oybirliği ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın