TAKDİR KOMİSYONUNA BAŞVURU, ZAMANAŞIMININ DURMASI hk.

Büyük Gen.Kur. 1977/1 E., 1980/2 K.

Büyük Gen.Kur. 1977/1 E., 1980/2 K.

  • TAKDİR KOMİSYONUNA BAŞVURU
  • ZAMANAŞIMININ DURMASI
  • 213 S. VERGİ USUL KANUNU [ Madde 114 ]
  • 213 S. VERGİ USUL KANUNU [ Madde 374 ] “İçtihat Metni”

    Danıştay Yedinci Dairesinin 26.2.1975 günlü ve E : 1974/197, K : 1975/390 sayılı ve Dokuzuncu Dairenin 13.5.1976 günlü ve E : 1974/2196, K : 1976 /1491 sayılı kararları ile Dördüncü Dairenin 12.6.1974 günlü ve E : 1973/1314, K: 1974/2487 sayılı ve Onüçüncü Dairenin 22.5.1975 günlü ve E: 1974/1814, K: 1975/1899 sayılı kararları arasındaki aykırılığın giderilmesi Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 3.6.1976 günlü kararıyla istenildiğinden Raportör Üyenin raporu, Başkanun sözcüsünün sonuç olarak «

    «Vergi zamanaşımına ilişkin ve bu zamanaşımının hangi hallerde duracağını düzenliyen 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 114/2 nci maddesi hükmünün vergi kesmede zamanaşımını gösteren 374 üncü maddesini kapsamadığı gibi anılan maddeye bir gönderme de yapılmamış olduğundan, içtihatların Dördüncü ve Onüçüncü Daire kararları doğrultusunda birleştirilmesinin yerinde olacağı»

    » şeklindeki açıklamaları dinlendikten, ilgili kararlar ve mevzuat incelendikten sonra gereği görüşüldü:

    I. içtihadın birleştirilmesi yolu ile aykırılığın giderilmesi istenen kararlar:

    A. 1. Yedinci Dairenin 1974/197 esas sayılı dosyasında, faizcilik yaptığı tesbit olunan yükümlü adına, takdir komisyonu kararına dayanılarak salınan banka muamele vergisi, komisyonlarca tasdik edildiği halde kaçakçılık cezası zamanaşımı nedeniyle terkin olunduğundan, vergi dairesi müdürlüğü, Temyiz Komisyonu kararının bozulmasını istemiştir. Yedinci Dairenin 26.2.1975 günlü ve 1975/390 sayılı kararıyla, «

    «kaçakçılık cezasını vergi aslından ayrı ve müstakil bir ceza olarak düşünmeye imkan yoktur. Takdir Komisyonunca matrah takdir edilire den ve vergi aslı hesaplanmadan vergi aslına göre hesaplanması gereken kaçakçılık cezasının kesilmesi söz konusu olamıyacağı cihetle»

    », takdir komisyonuna başvurma halinde ceza zamanaşımının da duracağı kabul edilmiş ve Temyiz Komisyonu kararı, vergi dairesi müdürlüğü lehine bozulmuştur.

    2. Dokuzuncu Dairenin 1974/2196 esas sayılı dosyasında, takdir komisyonunca takdir olunan rayiç değer üzerinden yükümlü adına ikmalen salınan emlak alım vergisi onanmakla beraber, kesilen kusur cezası komisyonca zamanaşımı nedeniyle terkin olunmuştur. Temyiz Komisyonu kararının vergi dairesi müdürlüğü tarafından ceza yönünden bozulması dileğiyle açılan daha sonunda, Dokuzuncu Dairenin 13.5.1976 gününde oyçokluğuyla verdiği 1976/1491 sayılı kararı ile, «

    «kusur cezası vergi aslının yarısı oranında kesileceğinden, kesinleşmiş matrah farkının ortaya çıkması ve bunun için vergi aslı bakımından Takdir Komisyonunca karar verilmiş bulunması gerekli olup, Takdir Komisyonunda geçen sürenin bu nedenle kusur cezası yönünden tarh ve tahakkuk zamanaşımını durduracağının kabulü zorunlu olduğundan»

    » bahisle, dava konusu Temyiz Komisyonu kararı bozulmuştur.

    B. 1. Dördüncü Dairenin 1973/1314 esas sayılı dosyasında, yükümlü adına kesilen kaçakçılık cezasını, Temyiz Komisyonu, «

    «213 sayılı Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddesinde olduğu gibi, takdir komisyonunda geçen sürenin ceza kesme zamanaşımını durduracağına dair aynı Kanunun 374 üncü maddesinde bir hüküm bulunmadığından, beş yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra»

    » ceza kesilemeyeceği gerekçesiyle terkin edince, bu kararın bozulması dileğiyle vergi dairesi müdürlüğü tarafından açılan dava, 12.6.1974 günlü ve 1974/2487 sayılı kararla reddolunmuştur.

    2. Onüçüncü Dairenin 1974/1814 esas sayılı dosyasında, takdir komisyonuna başvurulmuş olması ceza zamanaşımını durduramayacağından, kesilen kaçakçılık cezasının zamanaşımı nedeniyle terkinine dair Temyiz Komisyonu kararının bozulması dileğiyle vergi dairesi müdürlüğü tarafından açılan dava, «

    «114 üncü maddede bu gibi hallerde zamanaşımının ceza bakımından da duracağı açıklanmamış bulunmasına göre, bu madde hükmünün kıyas yoluyla cezalar hakkında da uygulanması olanaksızdır.»

    » denilmek suretiyle ve 22.5.1975 günlü ve 1975/189 sayılı kararla reddolunmuştur.

    II. inceleme ve Çözümleme :

    Danıştay içtihatları Birleştirme Kurulunca, Yedinci ve Dokuzuncu Daireler ile Dördüncü ve Onüçüncü Dairelerin yukarıda özetlenen kararları arasında 521 sayılı Danıştay Kanununun 45 inci maddesinde öngörüldüğü şekilde aykırılık bulunduğuna ve içtihadın birleştirilmesi gerektiğine 5.6.1980 gününde oybirliğiyle karar verildikten sonra konu incelendi :

    213 sayılı Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddesinde, «

    «Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlıyarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmiyen vergiler zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı mezkur komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren işleyeme devam eder.»

    » denilmekte, 374 üncü maddesinde de, «

    «cezanın bağlı olduğu vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden başlıyarak kaçakçılıkta beş yıl ve kusurda üç yıl»

    » geçtikten sonra vergi cezası kesilmeyeceği belirtilmektedir. Ayrıca 198 sayılı Emlak Alım Vergisi Kanununun 15 inci maddesinde, vergi dairelerinin eksik beyan edildiğini öğrendikleri gayrimenkul satış bedelleri için yaptıracakları takdir neticesine göre salınması gereken vergi ile kesilecek cezanın, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden bir yıl içinde ilgililere tebliğ edilmediği takdirde zamanaşımına uğrayacağı hükmü yer almış bulunmaktadır.

    Görüldüğü gibi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 114 üncü ve 374 üncü maddelerinde, vergide ve ceza kesmede zamanaşımını ayrı bölümlerde ve değişik bir tarzda düzenlemiştir. Bu husus, Vergi Usul Kanununun hükümlerinden ve düzenleme tarzından da açıkça anlaşıldığı gibi, «

    «vergi»

    » ile «

    «cezainin doğuş nedeni ile amaç ve niteliğindeki farklılıktan dolayı, ayrı esas ve kurallara dayanması gereğinin bir sonucudur. Gerçekten Vergi Usul Kanununun 321 inci maddesinde, «

    «vergi kanunları hükümlerine aykırı hareket edenler»

    »in «

    «vergi Cezası»

    » ile cezalandırılacağı öngörüldüğü halde, 19 uncu madde vergi alacağının doğmasını, yükümlülerin kanuna aykırı davranışına değil, «

    «vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü»

    » ne bağlamıştır. Diğer taraftan vergide amaç, kamu giderlerini karşılamak için kaynak sağlanmasıdır. Vergi cezasında ise, vergi kanunlarına karşı işlenen fiil nedeniyle Devletin gördüğü zarara eşit bir tazminat ya da zam almak değil, zararı aşan tutarda karşılık almak yoluyla faili cezalandırmak ve ceza tehdidiyle söz konusu fiili önlemek amacı güdülmüştür.

    Esasen, yürürlükten kaldırılmış bulunan 5432 sayılı Vergi Usul Kanununun gerekçesinde ve geçici komisyon raporunda da, Vergi Usul Kanunu ile yeni bir «

    «Vergi Ceza Hukuku»

    »nun tesisine gidilmiş olduğu, vergi cezasının bir vergi zammı olmayıp «

    «vergi suçu»

    »nu önlemeyi amaçlayan bir cezadan ibaret bulunduğu açıklanmıştır. (TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 8, Yıl 1949, Cilt 19, S. Sayısı 175, sayfa 14-19, 87-88).

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu da aralarındaki amaç ve nitelik farklılıkları nedeniyle, vergiye ilişkin kuralları «

    «Vergilendirme»

    » başlığı altında Birinci kitabında düzenlerken vergi suçu ve cezalarına ilişkin hükümleri, «

    «Ceza hükümleri»

    » başlıklı Dördüncü kitabında, genel ceza hukuku yapı ve kurallarına göre düzenlemiştir. Vergi Usul Kanununun düzenleme tarzı, «

    «vergilendirmece ilişkin bir hükmün «

    «vergi cezası»

    » hakkında da uygulanmasını, bu hükümlerde açık bir göndermenin bulunması halinde ancak mümkün kılmaktadır. Gerçekten Kanun, 333 üncü maddesinde, tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin vergi sorumluluğu hakkındaki bu kanunun 10 uncu maddesi hükmünün vergi cezaları hakkında da uygulanacağını ve 375 inci maddesinde, vergi cezalarında yapılan hataların, bu kanunda vergi hataları için belli edilen usul ve şartlara göre düzeltileceğini ifade etmek suretiyle, bunun örneklerini vermektedir.

    213 sayılı Vergi Usul Kanununun 345 inci maddesi, kaçakçılık cezasının kaçırılan verginin «

    «üç katı»

    », 349 uncu maddesi de kusur cezasının zıyaa uğratılan verginin «

    «% 50 si tutarında»

    » olacağını öngörmüştür. Cezanın, kaçırılan ya da ziyaa uğratılan vergi üzerinden hesaplanmasının, vergi miktarı belli olmadan ceza kesmeye imkan vermediği bir gerçektir. Ancak bu durum dahi, vergi matrahının takdiri için vergi dairesince takdir komisyonuna başvurulmasının, ceza zamanaşımını durduracağının kabulünü gerektiremez.

    Gerçekten, işlemeye başlayan zamanaşımının sonucu alınıncaya kadar devam etmesi esas kural, zamanaşımı engelleri ise istisna olduğundan, zamanaşımını durduran sebeplerin kanunda açıkça ve tahdidi olarak gösterilmesi gerekmektedir. Halbuki 374 üncü maddede, takdir komisyonuna başvurulmuş olması, ceza zamanaşımını durduran bir sebep olarak sayılmamıştır. Vergide, zamanaşımını durduran bir sebebin, kıyas yoluyla ceza zamanaşımına ,hem de vergi suçlusunun aleyhine olmak üzere uygulanması, Anayasa’nın 33 üncü maddesinde ifadesini bulan «

    «Kanunsuz suç ve ceza olmaz»

    » ilkesi karşısında kabul edilemez.

    Diğer taraftan, ceza kesmede zamanaşımını durduran sebebin kabul edilmemesinin, kamu alacağının idarenin elinde olmayan sebeplerle kaybına neden olacağı iddia ve endişesi de varit bulunmamaktadır.

    Bir defa vergi cezası, kamu giderlerini karşılamak üzere idarece tahsil edilen, diğer bir ifadeyle, vergi karakteri taşıyan bir mali yüküm değildir. Vergi cezası, vergi kanunları hükümlerine aykırı hareketleri önlemek için, bu tür davranışları cezalandırmak üzere kesilir. Kamu giderlerini karşılamakta kullanılırsa da bu amaçla tahsil olunmaz. Ayrıca idare, vergi suçu işleyenleri takiple görevlidir. Eğer bunu kanunlarda öngörülen süreler içinde yapmamışsa hareketsizlik veya iktidarsızlığının sonuçlarına katlanmalıdır, idare organlarının yavaş çalışması, yükümlülerin yıllarca ceza tehdidi altında bırakılmalarını gerektiremez.

    III. SONUÇ :

    213 sayılı Vergi Usul Kanununun «

    «Ceza kesmede zamanaşımı»

    » başlıklı 374 üncü maddesinde yer alan «

    «yazılı süreler geçtikten sonra vergi cezası kesilmeze deyimi ile kanunda öngörülen sürelerin geçmesi halinde, idarenin cezalandırma hak ve yetkisinin düşeceği belirtilmiş olmaktadır. Maddede zamanaşımının durmasını gerektirecek herhangi bir neden gösterilmiş değildir. 374 üncü madde hükmü bir ceza kuralı niteliğinde olduğundan ve bir başka konuda sevkedilen kanun hükmü yorum ve kıyas yoluyla bu ceza kuralına uygulanamayacağından, 114 üncü maddede vergide zamanaşımını durduran bir sebep olarak gösterilen, «

    «vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması»

    » halinde ceza zamanaşımının da duracağının kabulü mümkün değildir.

    Bu nedenlerle, kararlar arasındaki aykırılığın, içtihadın Dördüncü ve Onüçüncü Daire kararları doğrultusunda birleştirilmesi suretiyle giderilmesine 5.6.1980 günündeki toplantıda üçte iki oyçokluğu sağlanamadığından 12.6.1980 gününde, kurul üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verildi.

    AZLIK OYU

    X – İçtihatların birleştirilmesine konu olan Yedinci Dairenin ve Dokuzuncu Dairenin kararları, vergi aslı için zamanaşımını durduran hallerin vergi cezası için de geçerli olduğu, Dördüncü Dairenin ve Onüçüncü Dairenin kararları ise, ceza yönünden zamanaşımını durduran herhangi bir kanun hükmü bulunmadığı şeklindedir.

    Vergi Usul Kanunu’nun 114 üncü maddesi; genel olarak vergi alacağına ilişkin zamanaşımı süresini, 374 üncü maddesi ise, yine genel olarak vergi cezalarına ilişkin zamanaşımı sürelerini belirlemiştir. Bu bakımdan, aynı paraleldeki Dördüncü Dairenin ve Onüçüncü Dairenin kararları ile, aksi yöndeki Yedinci Dairenin kararları tamamen Vergi Usul Kanununda yazılı zamanaşımı sürelerinin uygulandığı vergilere ilişkin olduğundan bu dairelerin kararları arasındaki çelişkinin giderilmesi içtihatlarının birleştirilmesine konu teşkil eder.

    Ancak, emlak alım vergisine ilişkin anlaşmazlıklar hakkında karar veren Dokuzuncu Dairenin kararlarının 1318 sayılı kanunla değişik 198 sayılı Emlak Alım Vergisi Kanunu’nun 15 inci maddesi çerçevesinde incelenmesi gerekir. Sözü geçen maddede; eksik bildirimler için vergi dairelerinin rayiç bedel takdiri yaptıracakları belirtildikten sonra, maddenin ikinci fıkrasında: (Bu takdir neticesine göre salınması gereken vergi ile kesilecek ceza vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden bir yıl içinde ilgililere tebliğ edilmediği takdirde zamanaşımına uğrar.) hükmü yer almaktadır.

    Bu fıkra hükmü ile, vergi ve ceza birbirinden ayrılmaksızın, bir yıllık özel bir zamanaşımı süresi tanındığına, vergi aslı yönünden takdire başvurulmasının zamanaşımını durduracağı Dokuzuncu Dairenin uzun yıllardır müstakar bir içtihat halini alan kararlarıyla kabul edildiğine göre, bu vergiye ilişkin ceza için değişik bir zamanaşımı hükmünü uygulama olanağı yoktur.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle Dokuzuncu Dairenin kararlarını içtihatların birleştirilmesi konusu dışında tutmak gerektiğine inandığımızdan, çoğunluk kararının bu kısmına katılmıyoruz.

    XX – 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddesindeki «

    «Vergi Dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması zamanaşımını durdurur.»

    » hükmünün ceza kesmede de zamanaşımını durdurması gerekir.

    Vergi Dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasının ceza kesmede de zamanaşımını durdurup durdurmayacağı hususunda Dördüncü, Onüçüncü, Yedinci ve Dokuzuncu Daire kararları arasında çelişkiyi giderme amaciyle bu kararlar içtihadı Birleştirmeye konu yapılmıştır. Önce şu hususu göz önünde tutmak gerekir ki, Dördüncü, Onüçüncü ve Yedinci Daireler kararlarının dayanağı 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 114 ve 374 üncü maddeleri olmasına mukabil Dokuzuncu Daire kararı bunlardan başka 198 sayılı Emlak Alım Vergisi Kanununun 15 inci maddesiyle 1318 sayılı Kanunun 45 inci maddelerine de dayanmaktadır. Emlak Alım Vergisi Kanununun 15 inci maddesi Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddesiyle zamanaşımı için saptanmış bulunan beş yıllık süreye müteallik genel ilkeden ayrılmış ve «

    «Vergi Daireleri gerek resen ve gerekse bildirim suretiyle eksik beyan edildiğini öğrendikleri satış bedeli ve satış değerleri için rayiç bedel takdiri yaptırırlar.

    Bu takdir neticesine göre salınması gereken vergi ile kesilecek ceza, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden bir yıl içinde ilgililere tebliğ edilmediği takdirde zamanaşımına uğrar.»

    » hükmünü getirmiştir.

    Dokuzuncu Daire Emlak Alım Vergisi Kanununun bu maddesi metnini daima gözönünde tutmaktadır. Bu metin takdire başvurulması halinde bu takdir neticesine göre salınması gereken vergi ile kesilecek cezanın vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden bir yıl içinde ilgililere tebliğ edilmediği takdirde zamanaşımına uğrayacağını amir bulunduğuna göre, takdire başvurulması halinde Emlak Alım ve Gayrimenkul Kıymet Artış Vergilerinde Vergi Usul Kanununun 374 üncü maddesi uygulanmamaktadır. Başka bir deyimle, Dördüncü, Onüçüncü ve Yedinci Dairelerin gelir, gider ve Kurumlar vergilerinde ceza zamanaşımından mütevellit uyuşmazlıkları Vergi Usul Kanununun 114 ve 374 üncü maddelerine, Dokuzuncu Daire ise Emlak Alım Vergisi Kanununun 15 ve Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddelerine göre çözümlemektedir. Böylece kanuni dayanağı farklı olan Dokuzuncu Daire ” kararının her şeyden önce, içtihadı Birleştirme konusu olmaması gerekir.

    Yedinci ve Dokuzuncu Dairelerin takdirde geçen sürenin zamanaşımını da durduracağı görüşünü benimserken iki temel fikirden hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Temel fikirlerden birisi, en yüksek İdari Yargı Organı olan Danıştayın en önemli fonksiyonunun içtihat koyma olduğu esasıdır. Hukukun amacı toplumun ortak yararını ve mutluluğunu sağlamakdır. Bu itibarla özellikle idari yargıç önüne gelen mes’elede bir karara varmadan önce bu ciheti araştırmak mevki’indedir. Böyle bir araştırmada toplumun eğilimlerinin ve inanışlarının, ihmali caiz olmayacağı gibi ideal hukukun ve onun esas prensiplerinin de hiç bir zaman gözden uzak tutulmaması gerekir. Anlaşılıyor ki, Yedinci ve Dokuzuncu Daireler bu esastan hareketle yükümlülerin beyanlarının gerçeğe tevafuk edip etmediğini değerlendirmişler ve olumsuz yöne müteveccih bir eğilim bulunduğu kanısına vardıklarından hukukun su’i niyeti himaye etmeyeceği prensibini de kale almak suretiyle 114 üncü maddedeki «

    «Vergi Dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması zamanaşımını durdurur.»

    » hükmünün ceza zamanaşımını da kapsadığı şekilde yorumlamışlardır. Lafzi yorum yerine gai yorumu tercih etmişlerdir. Yasa yorumlanırken elbette doktrin erbabının özün söze tercih edilmesini terviç eden «

    «söz öldürür öz yaşatır.»

    » şeklindeki ifadelerinden de esinlenmişlerdir. (Maurice Hauri, Precis Elementarie de Droit Ad-ministratif, Paris, 1938, 736-815)

    Yorum, Vergi Hukukunda Danıştayın da her zaman başvurduğu bir yoldur. Nitekim 114 üncü maddenin ikinci fıkrasında lafız olarak sadece «

    «Takdir Komisyonuna başvurulması zamanaşımını durdurur.»

    » denilmesine rağmen İtiraz ve Temyiz Komisyonlarına başvurulması ve Danıştaya dava açılması halinde de tarh zamanaşımının duracağı görüşü, Vergi uyuşmazlıklarının çözümü ile uğraşan Danıştayın bütün vergi daireleri karariyle benimsenerek istikrar kazandığından, İçtihatları Birleştirme Kurulunca, İçtihadın birleştirilmesine yer olmadığı kararlaştırılmıştır. (8.3.1979 gün ve 1979/2 sayılı karar)

    Yedinci ve Dokuzuncu Dairelerin kararlarına dayanak teşkil eden ikinci temel fikir de, kaçakçılık ve kusur cezalarının vergi aslına tabi bulunmaları keyfiyetidir. Vergi Usul Kanunun 345 inci maddesi mükelleflere veya sorumlulara kaçırdıkları verginin üç katı tutarında kaçakçılık cezası, 349 uncu maddesi de ziya’a uğrattıkları verginin %50 si tutarında kusur cezası kesileceğini amirdir.

    Kaçırılan veya ziya’a uğratılan vergi, takdire başvurulması halinde ancak takdir ile vergiye matrah olacak miktarın saptanmasiyle mümkündür. Vergi matrahı bilinmeden zikrettiğimiz maddeler karşısında cezayı hesaplamak imkanı bulunmamaktadır. Nitekim Onbirinci Daire de 4.11.1972 gün ve E: 1972/223, K : 1972/2772 sayılı kararı ile, usulsüzlük cezası vergi aslına ilişkin bir ceza olmaması sebebi ile usulsüzlük cezası hakkında 114 üncü maddenin 2 nci fıkrası hükmünün uygulama olanağı bulunmadığını belirtmek suretiyle zımnen vergi aslına ilişkin cezalar olmaları hasebiyle matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurmanın kaçakçılık ve kusur cezalarına ilişkin zamanaşımını durduracağını kabul etmiştir.

    Vergi hukukunda müeyyide, mükellefiyete karşı koyma eğiliminde olan kimseler üzerinde caydırıcı rol ifa etmektedir. Cezadan diğer bir amaç da vergi alacağını teminat altına almadır. Dokuzuncu Daire diğer uyuşmazlıklara ilaveten Emlak Alım Vergisinden doğan uyuşmazlıkları da çözümlemektedir. 198 sayılı Kanunun birinci maddesine göre Emlak Alım Vergisi taşınmazlardan alım ve satımlarında ve bir de yeni bina inşa edilmesinde ve ilave inşaat yapılmasında alınmaktadır. Vergi, satış halinde Tapu İdaresine takrir verilmeden önce tahsil edilmektedir. Taşınmaz mal iktisabı için temlik ve tescil şart olduğuna göre bu gibi hallerde vergi alacağının tahsilinde güçlük yoktur. Asıl güçlük doğuran husus yeni bina inşa edilmesi veya ilave inşaat yapılması hallerinde kendini göstermektedir. Emlak Alım Vergisi Kanununun 8 inci maddesi yeni inşalarda vergi dairesine beyanname verileceğini öngördüğü halde beyannamenin ne kadar sürede verileceğine dair bir hüküm getirmemiştir. Yeni inşalarda kanuna göre iskan ruhsatı alınmadan emlak alım vergisinin tahsili gerekmektedir. Halbuki 6785 sayılı kanuna göre sadece belediye sınırları dahilindeki yeni binalarla bu kanuna 1605 sayılı kanunla eklenen ek 7 ve 8 inci maddelerle tesbit edilen alanlardaki inşaatlar için iskan ruhsatı alma zorunluluğu vardır. Kırsal bölgelerdeki yeni inşaatlar 6785 sayılı kanunun kapsamı dışında kaldığına göre bunlar için iskan ruhsatı alma bahse konu da değildir. Bu hal kırsal bölgelerdeki mükelleflere yeni inşa ettikleri binaları inşaatın bitimini izleyen yıl sonunda cüz’i bir miktar üzerinden beyanda bulunmak ve zaman darlığı dolayısiyle takdire de imkan bırakmamak suretiyle vergiyi kolaylıkla kaçırmaları imkanını da verecektir.

    Görüldüğü üzere özellikle Dokuzuncu Dairenin çözümlediği vergi uyuşmazlıkları gerek kanuni dayanak ve gerekse uygulama yönünden Dördüncü ve Onüçüncü Dairelerin çözümledikleri uyuşmazlıklardan tamamiyle farklı bulunmaktadır.

    Bu konu münasebetiyle, vergi cezalarının niteliklerinin tartışılmasında önemli bir yarar yoktur. Doktrin bunların tazminat niteliğinde midir? yoksa cezai karekterde midir? hususunu henüz açıklığa kavuşturamamıştır. Kanun metinlerinde de bir sarahat bulunmamaktadır. Sadece 5432 sayılı mülga Vergi Usul Kanununun gerekçesinde vergi suçunu önlemeyi amaçlayan bir ceza niteliğinde olduğuna temas edilmiştir. Mülga kanunun gerekçesindeki bu ibare konuyu temelden çözecek güçte değildir. Bu bakımdan burada kıyas yolu ile suç ve ceza ihdası bahse konu olmadığı gibi ceza hukukunun «

    «kanunsuz suç ve ceza olmaz»

    » ilkesini gözönünde bulundurmaya da mahal yoktur. Zaten Yedinci ve Dokuzuncu Dairelerin bu kararlarında cezai kıyas bahse konu değildir. Kanuni kıyas yapmaktadırlar. Çünkü, herhangi bir suç ve ceza ihdas edilmemekte, sadece hakkında sarih bir hüküm bulunmayan bir olayı hakkında sarih bir hüküm bulunan bir hususa bir olaya teşmil etmek suretiyle kanuni kıyas yaparak boşluk doldurulmaktadır.

    Bu nedenlerle, içtihadın, Vergi Dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması halinde, ceza zamanaşımının durmayacağını öngören Dördüncü ve Onüçüncü Daireler kararları doğrultusunda birleştirilmesine dair çoğunluk kararına karşıyız.

    XXX – 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddesinde, vergi dairesinin matrah takdiri için takdir komisyonlarına başvurmasının tahakkuk zamanaşımını durduracağı açık olarak kabul edilmiş ise de; vergi cezaları konusunda zamanaşımının durmasına ilişkin herhangi bir düzenleme görülmemektedir. Bu boşluğun, ana ceza kanunu olan Türk Ceza Kanununun zamanaşımını durduran hükümleriyle doldurulması gerekir. Bilindiği gibi vergi ceza hukuku, genel ceza hukukunun özel bir bölümünü oluşturduğundan, vergi ceza hukukunun meskut geçtiği konularda, Türk Ceza Kanununun konuya ilişkin düzenlemelerini uygulamak gerekir. Nitekim, Türk Ceza Kanununun 10 uncu maddesi «

    «Bu kanundaki hükümler, hususi ceza kanunlarının buna muhalif olmayan mevadi hakkında da tatbik olunur»

    » diyerek bunu açıkça belirtmektedir. Burada ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, ceza kanunundaki hükümlerin uygulanması için, vergi ceza hükümlerinin yer aldığı vergi kanunlarında konuya ilişkin açık bir yollamanın bulunması gerekmez. Ancak, vergi kanunlarında konuya ilişkin açık düzenlemeler varsa, herşeyden önce olanların uygulanacağı kuşkusuzdur.

    Hal böyle olunca, konuya ilişkin Türk Ceza Kanununun 107 nci maddesi gözönüne alındığında, vergi idaresinin takdir komisyonuna başvurmasının vergi ceza zamanaşımını durdurması gerekir. Çünkü, bilindiği üzere sözü geçen 107 nci madde …….dava ikamesi ……diğer bir mercide halli lazım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde……sorunun halline kadar zamanaşımı durur»

    » demektedir. Yani başka bir organda çözümü gereken bir sorunun bulunması durumunda, bu sorunun çözüm süresince zamanaşımı durur. Bu hüküm konumuza uygun düşmektedir.

    Bu nedenle; içtihadın arzettiğimiz bu gerekçelerle Yedinci ve Dokuzuncu Daire kararları doğrultusunda birleştirilmesi gerektiği oyu ile çoğunluk görüşüne karşıyım.

Bir Cevap Yazın