Sanık F…. Ö…’in, 5237 sayılı TCY’nın 314/3, 220/7-6. maddeleri yollamasıyla aynı Yasanın 314/2, 53, 63, 58/9 ve 3713 sayılı TMY’nın 5. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında; Sanığın 3 ayrı tarihte gerçekleştirdiği eylemlerinin örgüte yardım etmek suçunu oluşturmayıp, bağımsız 3 ayrı suç oluşturduğu gerekçeleri hk.

Ceza Genel Kurulu 2007/9-282 E., 2008/44 K.

Ceza Genel Kurulu 2007/9-282 E., 2008/44 K.

  • SUÇLARIN İÇTİMAI
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 314 ]
  • 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 250 ]
  • 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 260 ]
  • 5320 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA … [ Madde 8 ] “İçtihat Metni”

    Sanık F…. Ö…’in, 5237 sayılı TCY’nın 314/3, 220/7-6. maddeleri yollamasıyla aynı Yasanın 314/2, 53, 63, 58/9 ve 3713 sayılı TMY’nın 5. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında;

    Sanığın 3 ayrı tarihte gerçekleştirdiği eylemlerinin örgüte yardım etmek suçunu oluşturmayıp, bağımsız 3 ayrı suç oluşturduğu gerekçeleriyle;

    1- 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 7/2, 5237 sayılı TCY’nın 62/1 maddeleri uyarınca on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

    2- 2911 sayılı Yasanın 32/3, 5237 sayılı TCY’nın 62/1. maddeleri uyarınca üç yıl dört ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

    3- 2911 sayılı Yasanın 32/1, 5237 sayılı TCY’nın 62/1. maddeleri uyarınca bir yıl sekiz ay hapis ve 500.-YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına;

    Her suç yönünden ayrı ayrı olmak üzere, 5237 sayılı TCY’nın 53/1. maddesi gereğince hüküm olunan hapis cezasının yasal sonucu olarak; fıkranın (a), (b), (c), (d) ve (e) bendlerindeki haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına, (c) bendinde belirtilen güvenlik tedbirinin aynı Yasanın 53/3 maddesi gereğince koşullu salıverilme süresine kadar uygulanmasına,

    4-5237 sayılı TCY’nın 63. maddesi gereğince sanığın tutuklulukta ve gözetim altında geçirdiği sürenin mahkûmiyetinden indirilmesine ve tutukluluk halinin devamına, ilişkin Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.09.2006 gün ve 199-195 sayılı hüküm;

    O Yer C.Savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.02.2007 gün ve 8821-1380 sayı ile;

    “5237 sayılı TCK.nun 314.maddesinin 3.fıkrasında “

    “suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler bu suç açısından aynen uygulanır”

    ” denilmekte anılan Yasanın 220.maddesinin 6.fıkrasında ise “

    “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır”

    ” hükmünü taşımaktadır.

    Anılan yasa maddelerinin amaç kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında, 5237 sayılı TCK.nun suçların içtimaı bakımından gerçek içtima kurallarını benimsediği suç oluşturan kaç eylem varsa o kadar suç ve kaç suç varsa o kadar ceza vardır, ilkesi doğrultusunda düzenlendiği anlaşılmaktadır.

    Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde; sanığın silahlı terör örgütü PKK. nın amacı doğrultusunda ve yaptığı eylem çağrısı üzerine organize edilen 26.2.2006, 21.3.2006 ve 28-31.3.2006 tarihlerindeki korsan gösterilere katılmak, örgüte ait amblem ve işaretlerle Abdullah Öcalan’ın posterlerini taşıyan göstericilerin önünde yer alıp polise saldırmaları için talimat vermek ve bizzat polise saldırmak, örgütçe yapılan çağrıya uygun olarak güvenlik güçlerinin operasyonlarında öldürülen örgüt mensuplarının cenazelerini teslim alan grup içerisinde yer almak, zafer işareti yapıp “

    “Öcalan siyasi irademizdir”

    ” “Başkan siyasi irademizdir”

    ” “Gerilla vuruyor, Kürdistanı kuruyor”

    ” şeklinde sloganlar atmak, ateş yakarak yolu trafiğe kapatan grubu yönlendirmek suretiyle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği tüm dosya kapsamından anlaşılmakla hem silahlı örgüt üyesi olmak suçundan hem de suç oluşturan fiilleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesisi,

    2- Kabule göre de;

    a) 5271 sayılı CMK.nun 250.maddesinde sayılan suçlara bakmak üzere kurulan mahkemenin anılan Yasanın 252/1-g. maddesindeki istisna hükmü de nazara alındığında, 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçu ile ilgili olarak açılan davaya bakmasına yasal olanak bulunmadığından bu konuda görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,

    b) Atılı suçun niteliği ve olayda doğrudan zararının söz konusu olmayan Hazinenin davaya katılma talebinin reddi yerine kabulüne karar verilerek lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,”

    ” isabetsizliğinden bozulmuştur.

    Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesince 31.05.2007 gün ve 163-218 sayı ile; kabule göre yapılan bozmanın (b) bendine uyulmak suretiyle gereği yapılmış, diğer bozma nedenlerine karşı ise;

    “Mahkememizce sanığın örgütün yararına olan, örgütün hareketlerini kolaylaştıran, bir başka deyimle örgütün hareketlerini teshil edici nitelikteki bu eylemlere katılmasının örgüte yardım suçunu oluşturmayacağı, yardım suçunun maddi unsurunun silahlı terör örgütü mensubunun konumunu bilerek yakalanmasını ve cezai kovuşturmaya uğramasını önlemek amacıyla bir yerden bir yere götürmek, sınırdan geçirmek, sahte kimlik temin etmek, barındırmak, saklamak, tedavi ettirmek, örgüte eleman kazandırmak, silah sağlamak gibi somut ve doğrudan doğruya fiiller olabileceği, olayda ise sanığın bu şekilde örgüte doğrudan doğruya bir yardımının sözkonusu olmaması nedeniyle eylemlerinin bütününün yardım suçunu oluşturmayacağı kanaatine varılmıştır.

    Olayda tartışılması gereken ikinci konu; sanığın sabit kabul edilen iki ayrı 2911 sayılı Kanuna Muhalefet ve terör örgütünün propagandasını yapmak suçlarının “örgüt adına” işlenip işlenmediğidir.

    5237 sayılı TCY’nın 220/6. maddesinde örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı da cezalandırılacağı belirtilmiştir.

    Ancak, gerek madde metninde gerekse gerekçesinde “örgüt adına suç işlemek” tabiri ile ilgili herhangi bir açıklık bulunmamaktadır.

    Kanaatimizce, 5237 sayılı TCY’nın 220/6. maddesi ile amaçlanan husus, taşeron olarak örgüt adına suç işleyen kişilerin hem işledikleri suçtan hem de adına suç işledikleri örgütün üyesi olmak suçundan dolayı cezalandırılmalarını sağlamaktır. Sözgelimi, örgüt adına bombalama, adam öldürme, yol kesme gibi suçları işleyen kişiler örgüt adına suç işlemiş olup bu kişilerin ayrıca örgüt üyesi olarak cezalandırılmaları doğaldır.

    Buna karşılık örgütün soyut ve genel çağrısı üzerine bir terör örgütü mensubunun cenazesine veya nevruz kutlamalarına katılma ve slogan atarak örgüt propagandası yapılması halinde bu suçların örgüt adına işlendiğini söylemek mümkün değildir. Örgüt adına suç işlendiğinin söylenebilmesi için örgütün eylem çağrısının muhatabı belirsiz bir topluluğa değil, doğrudan doğruya fiili icra edecek kişiye yöneltilmiş olması gerekir.

    Anayasa Mahkemesinin 31/03/1992 tarih ve E. 1991/18; K. 1992/20 sayılı kararında da (RG 27 Ocak 1993/21478 Mükerrer, sh. 31); örgüt adına suç işlemekten söz edilebilmesi için suçun örgütün bilgisi ve istemi dâhilinde işlenmesi gerektiği açıklanmıştır.

    Bu nedenle olayda 5237 sayılı TCY’nın 220/6. maddesi anlamında “örgüt adına suç işleme” durumu sözkonusu olmadığından sanık F…. Ö…’in ayrıca örgüt üyesi olmak suçundan dolayı cezalandırılması mümkün değildir.

    Olayda tartışılması gereken üçüncü konu; sanığın sabit kabul edilen ancak mahkememizin görev alanına girmeyen 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçlarından dolayı görevsizlik kararı verilmesinin zorunlu olup olmadığıdır.

    Her ne kadar kabule göre yapılan bozmalara karşı uyma ya da direnme kararı verilmesi mümkün değil ise de burada görev konusu üzerinde durulması gereklidir.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi bozma ilamında 5271 sayılı CMY’nın 252/1-g maddesindeki istisna hükmü nazara alındığında 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçu ile ilgili olarak görevsizlik kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

    Bu durumda; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bozma ilamına uyulduğu takdirde sanık F…. Ö…, örgüt adına 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçu işlediği için örgüt üyesi gibi cezalandırılacak ancak sanığın işlediği kabul edilen 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçları ile ilgili olarak görevsizlik kararı verilecektir. Yani sanık görevsizlik kararı ile Asliye Ceza Mahkemesine gönderilen bir suçu işlediği için örgüt üyesi gibi cezalandırılacaktır. Bu durumda karşımıza şöyle bir sorun çıkmaktadır: Asliye Ceza Mahkemesi sanığın beraatine karar verirse yani sanığın örgüt adına işlediği iddia olunan suçu sabit görmez ise ortaya çıkacak olan çelişki nasıl giderilecektir?

    Bu sorunun çözümü için yapılması gereken şey bağlantılı davalarda üst dereceli mahkemenin alt dereceli mahkemelerin görev alanına giren suçlara bakmakla da görevli olduğunu kabul etmektir.

    Ancak mahkememizce direnme kararı verildiği için böyle bir durumun ortaya çıkması söz konusu değildir. Zira mahkememizce sanık F…. Ö…’in “örgüt adına suç işleyen” konumunda olmadığı kabul edilmiş ve hakkında örgüt üyeliği suçundan hüküm kurulmamıştır.

    Mahkememizce, davanın başlangıçta görev alanında olan örgüt üyeliği suçundan açılmış olması nedeniyle değişen suç vasfına göre 2911 sayılı Yasada yazılı suçlardan dolayı hüküm kurulmasının mümkün olduğu, görevsizlik kararı verilmesinin alt dereceli mahkemeyi suç vasfını kabule zorlamak anlamına geleceği kanaatine varılmıştır”

    ” gerekçesiyle ilk hükümde oyçokluğuyla direnilmiştir.

    Bu hükmün de, O Yer C.Savcısı, sanık müdafii ve katılan idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay C.Başsavcılığının “

    “bozma”

    ” istekli 07.12.2007 gün ve 231041 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği görüşülüp, konuşuldu;

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Sanık F…. Ö…’in, 5237 sayılı TCY’nın 314/3, 220/7-6. maddeleri yollamasıyla aynı Yasanın 314/2, 53, 63, 58/9 ve 3713 sayılı TMY’nın 5. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında;

    Sanığın 3 ayrı tarihte gerçekleştirdiği eylemlerinin örgüte yardım etmek suçunu oluşturmayıp,

    3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 7/2, 2911 sayılı Yasanın 32/3 ve aynı Yasanın 32/1. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturduğu gerekçesiyle cezalandırılmasına karar verilen somut olayda;

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar,

    1-Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır”

    ” hükmü uyarınca sanığın üç ayrı eyleminin oluşturduğu suçların ayrıca örgüt adına işlenen suçlar kapsamında değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği,

    2-Yerel Mahkemece 2911 sayılı Yasaya aykırılık kapsamında değerlendirilen eylemler nedeniyle Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesince hüküm verilip verilemeyeceği,

    Konularıyla ilişkilidir.

    Dosyadaki kanıt manzumesinin değerlendirilmesi suretiyle çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklara geçmeden önce kararlaştırılan usuli sorunlar ise şu şekildedir.

    1- Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme istemi;

    5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen temyize ilişkin hükümleri yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 318. maddesinde duruşmalı incelemenin koşulları, 319. maddesinde ise duruşmalı incelemenin usulü düzenlenmiş bulunup, anılan düzenlemeler Yargıtay Ceza Dairelerine yöneliktir.

    Ceza Genel Kurulunda duruşmalı inceleme yapılacağına ilişkin bir usul hükmü bulunmayıp, verilen hüküm de duruşmalı inceleme kapsamında yer alan hükümlerden değildir.

    Bu nedenle, sanık müdafinin duruşmalı inceleme isteminin reddi ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verilmiştir.

    2-Hazine vekilinin temyiz istemi;

    5271 sayılı CYY’nın 260. maddesinde yasa yollarına başvuru hak ve yetkisine sahip olanlar açıkça belirtilmiştir.

    Yerel Mahkemece, bozmadan önceki yargılamada, yanılgılı bir değerlendirme ile davaya katılma hak ve yetkisi bulunmayan Hazine’nin kamu davasına katılmasına karar verilmiş ise de, bozmadan sonra, bozma doğrultusunda, hazinenin katılan sıfatının kaldırılmasına karar verilmek suretiyle bu usul yanılgısı giderilmiştir.

    Katılan sıfatı bulunmayan, kamu davasına katılmasına yasal olanak da bulunmayan hazinenin, vekilince yapılan temyiz isteminin reddi ile temyiz incelemesinin, sanık müdafii ve O Yer C.Savcısının temyiz istemiyle sınırlı olarak yapılmasına karar verilmiştir.

    İncelemeye konu dosyadaki özel ve örgütle ilgili kamu davaları dosyalarından edinilen genel bilgilerin ulaştırdığı kanaate göre;

    Amacı Türkiye Cumhuriyetinin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını silahlı mücadele vererek devlet idaresinden ayırıp bu bölgede Marksist-Leninist ilkelere dayalı bir Kürt devleti kurmak olan PKK terör örgütü, elebaşının yakalanması üzerine yurtdışında faaliyet gösteren yandaşları ve üyeleri ile yeni politikalar üretme yoluna gitmiş, bu amaçla silahlı terör örgütünün sözde Başkanlık Konseyi tarafından 02-23 Ocak 2000 tarihinde 7.Kongre yapılmış ve bu kongrede amaçlarına ulaşabilmek için “Demokratikleşme ve Barış Projesi” ismini verdikleri yeni bir eylem tarzını benimsemiş, ayrıca Merkez Komite-Parti Meclisi, ARGK-HPG (Kürdistan halk savunma kuvvetleri), ERNK-YDK (Kürdistan Demokratik Halk Birlikleri) olarak değiştirilmiş ve yeni parti tüzüğü hazırlanıp, örgüt amblemi değiştirilmiştir.

    7.Kongrede alınan kararların uygulamaya geçirilmesi amacıyla 05-22-Ağustos 2001 tarihinde 6. Ulusal Konferans ismini verdikleri konferans gerçekleştirilmiş, örgütün nihai amacına ulaşması için geliştirdiği yeni stratejisi gereği, şiddete dayalı olmayan ancak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yasalarına aykırı şekilde devlet güçlerini ve devleti uluslararası alanda zor durumda bırakmak için “Sivil itaatsizlik-Serhildan (Başkaldırı)” adı verilen yeni bir eylem tarzı uygulamaya konulmuştur.

    Bu kapsamda;

    1-Örgüt sempatizanı ve üyesi öğrencilerin organizesinde Kürtçe dersinin seçmeli dersler kapsamında Üniversite bünyesinde okutulmasına ilişkin Üniversite Rektörlüklerine matbu dilekçe verilmesi,2-İlk ve Orta Öğretim öğrenci velileri tarafından “Çocuğuma Kürtçe Eğitim verilmesini istiyorum” şeklinde Milli Eğitim Müdürlüklerine dilekçeler verilerek kitlesel baskı oluşturulması,

    3-Sempatizan teşkilatları organizesinde kadınlar tarafından yöresel kıyafetler giyilmesi,

    4-Nüfus Müdürlüklerine veya Mahkemelere “Kimliğime Kürt yazdırmak istiyorum” talepleriyle başvurulması

    5-“Bende PKK’lıyım ve PKK’nın yeni stratejisini destekliyorum” şeklinde başvurular yapılması,

    6-Örgüt sempatizanı üniversite öğrencileri tarafından sürdürülen Kürtçe eğitim kampanyasının PKK sözde başkanlık konseyince Lise ve İlköğretim okullarında da yaygınlaştırılması yeni bir eylem tarzı olarak benimsenip uygulamaya konulmuştur.

    04-10 Nisan 2002 tarihinde gerçekleştirilen 8.Kongrede PKK ismi KADEK (Kongra Azadi U Demokrasi A Kürdistane-Kürdistan Özgürlük Ve Demokrasi Kongresi) olarak değiştirilmiş ve bu kongre 1. Kuruluş Kongresi olarak ilan edilmiştir.

    Bu kongreden sonra özellikle bazı sivil toplum örgütleri tarafından “Anadilde eğitim, İdamın kaldırılması, Genel Af ve Kürtçe Yayın” gibi konular her platformda dile getirilmeye başlanmış,

    26 Ekim-15 Kasım 2003 tarihinde yapılan 9. Kongrede KADEK ismi bu kez KONGRA-GEL (Kürt Halk Kongresi) olarak değiştirilip, bu kongre 1. Kuruluş Kongresi olarak ilan edilmiş,

    Bu kongreden sonra, 2003 yılı içerisinde Siyasi Serhildan hareketi kapsamında yukarıda belirtilen kampanyalar sürdürülmüş,

    Bu bağlamda;

    1- 16-26 Mayıs 2004 tarihinde Kuzey Irak’ ta bulunan Kandil dağında 2. Olağanüstü Kongre olarak adlandırılan 10. kongre gerçekleştirilmiş ve örgüt içinde yaşanan hizipleşmeler nedeniyle Abdullah Öcalan’ın liderliğinin zafiyete uğraması, Avrupa Birliğinin sözde siyasal açılımlara itibar etmeyerek KONGRA-GEL’i terör örgütleri listesine alması, örgütün son beş yıl içinde hedeflenen başarıya ulaşamaması ile genel af, siyasi faaliyetlerin yasallaştırılması, kültürel kimliğin anayasal düzeyde kabulü gibi istekler güncelleştirilerek tabandaki dağınıklığın giderilmesi amacıyla örgütün silahlı savunma gücü HPG (Halk Savunma Gücü) militanlarının pasif durumdan aktif duruma geçirilmesi ve güvenlik güçlerince örgüt mensuplarına yönelik olarak gerçekleştirilen operasyonlarda verilen kayıplara misilleme olarak eylemler gerçekleştirilmesi ve örgüte sempati duyan kişi ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla.

    1-Ayrımsız genel bir af çıkarılması,

    2-Terör örgütü elebaşının serbest bırakılması,

    3-Kürt halkına anayasal yurttaşlık hakkının tanınması,

    4-İki taraflı ateşkes yapılması ve barışın sağlanması,

    5-Çatışmasız ortamın devam etmesi için devletin Kürt sorunu ve Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması ile ilgili somut adımlar atması,

    Konuları, her platformda gündeme getirilip kamuoyu yaratılmaya ve uluslararası alanda devlet aleyhine baskı oluşturulmaya çalışılmış, 04.04.2005 tarihinde, halen cezaevinde olan Abdullah Öcalan’ın doğum gününde örgüt adı tekrar PKK (Partiye Karkerani Kürdistan- Kürdistan İşçi Partisi) olarak değiştirilip kamuoyuna duyurulmuştur.

    2- 24.03.2006 tarihinde 49. İç Güvenlik Piyade Tugayı ve Bingöl İl Jandarma Komutanlığına bağlı güvenlik güçlerince yasadışı PKK terör örgütü mensuplarına yönelik Bingöl ili ile Muş ili sınırlarını kapsayan bölgede yapılan operasyon sonucunda Şenyayla mıntıkası olarak bilinen ve Solhan ilçesi kırsalına yakın yerde 14 örgüt militanı ölü ele geçirilmiş, otopsi ve adli işlemleri Malatya’da yapılarak, ölen militanlardan 4’ünün cenazesinin Diyarbakır’da gömülmesine karar verilmiştir. Cenazeler yakınları tarafından teslim alınarak 28.03.2006 tarihinde defnedilmek üzere Diyarbakır’a getirilmiş, saat 07:00 sıralarında 4 örgüt mensubunun cenazeleri Bağlar Medine bulvarı üzerinde bulunan Şerif Efendi camiine götürülmüş, burada yolu da trafiğe kapatmak suretiyle toplanan yaklaşık 1500-2000 civarında kişi cenazeleri taşıyıp, örgüt ve örgüt elebaşısı lehine bölücü ve şiddet içerikli Türkçe ve Kürtçe sloganlar atmış, örgütün sözde gençlik marşı olan “Hernepeş-İleri” marşını söylemiş, ayrıca yol üzerinde lastik yakmak suretiyle ateşler yakılmış, grup içerisinde maskeli ve maskesiz bazı göstericiler kalın sopalara takılmış vaziyette örgütü simgeleyen flamalar ve A…… Ö……’a ait posterler açmış, ayrıca 2×1 metre ebadında büyük harflerle üzerinde “Şehitler Onurumuzdur” ve “PKK” yazılı pankart taşınmıştır.

    Güvenlik güçlerinin yasadışı slogan atmamaları, örgüt propagandası yapmamaları ve yasadışı bayrak açmamaları hususunda kitleyi uyarmasına rağmen, kalabalık galeyana gelerek öncelikle görevli polis memurlarını taşlamış, pek çok polis memurunu yaralamış, sokağa dağılan göstericilerin tekrar toplanarak güvenlik güçlerine, kamu binalarına, banka şubelerine ve vatandaşlara ait çok sayıda iş yeri, resmi ve sivil otoya, taş ve molotof kokteyl atarak saldırıda bulunmaları sonucunda büyük çaplı maddi hasarlar meydana gelmiştir.

    Çok sayıda aracın kundaklanarak yakıldığı, bazı işyerlerinden hırsızlık yapıldığı, taşlı ve molotof kokteylli saldırıların özellikle açık bulunan işyerlerine yöneldiği, göstericilerin yolu trafiğe kapatarak polislere ve polis panzerlerine taşlı, sopalı ve molotof kokteyli saldırıda bulundukları, bir banka şubesinin molotof kokteyli atılmak suretiyle kundaklandığı ve Türk Bayrağının indirilip yakıldığı eylemler 29, 30 ve 31 Mart tarihlerinde de sürdürülmüştür.

    Bu eylemler öncesi örgütün yayın organları olan;

    Fırat Haber Ajansının internet sayfasında PKK Halk Savunma Komitesi adına örgütün üst düzey yöneticisi T…. K…..’ın “…Kürt halkı özgürlük ve demokrasi taleplerinde Önder A..’yu sahiplenmede ne kadar kararlı, ısrarlı olduğunu bütünlüklü olduğunu netçe, herkesin görebileceği biçimde ortaya koydu. Bu direnişi yıl boyu çok değişik biçimlerde sürdüreceğinden kuşku duyulamaz. Başta Kürt gençliği ve kadınları olmak üzere tüm emekçi halkın 2006 yılını Önder A..’ya özgürlük ve kürt sorununa demokratik çözüm şiarıyla boydan boya bir serhildan yılı haline getirme kararlılığı içinde olduğu bilinmelidir. Newroz bunun en önemli, en görkemli zirvelerinden biri olmuştur. Şimdi kahramanlık günümüz, haftamız dolayısıyla her alanda halkın şehitlerimizi anma, sahiplenme, anlama temelinde demokratik eylemlerini geliştirmesi sürüyor. Nisan ayı boyunca önderlik gününden işçi ve emekçilerin 1 Mayıs bayramına kadar uzanan süreçte bu devam edecektir…”,

    HPG’nin internet sitesinde benzer şekilde halkı sivil itaatsizlik adı verdikleri serhildan eylemlerine katılması için “Ey Amed ..!. Sana karşı top yekûn savaş başlatmışlar, uyuşturucusundan, fuhuşçusuna, tinercisinden, kapkaççısına, jopundan işkencesine, kurşunundan soykırımına kadar tüm kirli savaş yöntemleri devreye sokulmuştur… bil bunları, bil ve isyana dur, ordu, polis, mit, jitemi hepsi birer cellat örgütleri…”,

    Örgüte yakınlığı ile bilinen Komalen Ciwan’in internet sayfasında “…Kürt halkı Newroz Bayramı’nı barış çağrıları içinde kutlarken, savaşta ısrar eden güçler halkımıza karşı katliamlarını kimyasal silahlarla devam ettirmektedirler. Son olarak Muş Şenyayla’da halkımızın kahraman evlatlarından 14 gerillanın katledilmesi ile sarsılmış bulunmaktayız. Acımız derindir. Bu katliamı şiddetle protesto etmek ve Kürt halkının yiğit direnişçilerine sahip çıkmak, tüm kürt halkının ve A… halkının onur borcudur. Bu amaçla 28 Mart günü, tam da tarihimizdeki kahramanlık haftasına yakışır bir şekilde, A…’e gelen 6 şehidimize sahip çıkmak amacıyla tüm halkımıza o gün kepenklerini kapatma, işe gitmeme, cenaze törenine kitlesel bir şekilde katılma çağrısında bulunuyoruz…” şeklinde halkı kitlesel eylemlere yönlendirme çağrısı yapılmış,

    27.03.2006 tarihinde Diyarbakır’da aynı ifadelerin yazılı olduğu bildiriler değişik yerlerde halka dağıtılmıştır.

    Örgütün yayın organı niteliğindeki bu internet siteleri ile ayrıca örgütün sesi konumundaki Roj tv olay öncesinde sık sık yapmış olduğu yayınlarla ortamı germiş, halkın işe gitmemesini, kepenklerini kapatmasını, çocukların okula gitmemesini sağlamış, eylem çağrıları ve provaktif yayınlar sonucu ölen örgüt mensuplarının cenaze törenlerine katılan kişiler belirtilen eylemleri gerçekleştirmiş, aynı şekilde başta Batman, Siirt, İstanbul ve Mersin olmak üzere pek çok il ve ilçeye de olaylar yayılmış, yurt çapındaki bu olaylar esnasında 200’ün üzerinde polis yaralanmış, pek çok araç kullanılmayacak şekilde kundaklanmış, sayısı tespit edilemeyen yüzlerce işyerinin camları kırılmış, pek çok kamu binası kundaklanmış, meydana gelen bu olaylarda 9 kişi ölmüş, 41 kişi de yaralanmıştır.

    Diyarbakır’daki olaylar ile ilgili olarak yakalanan 400 civarındaki kişinin arşiv kayıtları incelendiğinde belirli bir bölümünün daha önce PKK terör örgütüne üyelik, yardım, örgüt lehine propaganda yapmak gibi suçlar kapsamında soruşturma geçirmiş kişiler, bir bölümünün ise gasp, hırsızlık gibi suçlardan mahkum olan kişiler oldukları ve bu kişilerin 3-4 gün süren kaos ortamını fırsat bulup değerlendirmeye çalıştıkları saptanmış, olaylara karıştıkları tespit edilen 26’sı 18 yaşından küçük toplam 77 kişi gözaltına alınmış,

    PKK terör örgütünün çağrısı ve talimatları doğrultusunda gerçekleştirilen gösterilere katıldığı saptanan F…. Ö… de olayların sona ermesinden sonraki günlerde 05.05.2006 tarihinde yakalanmıştır.

    Sanığın 28-31.03.2006 tarihli Diyarbakır olaylarının haricinde;

    26.02.2006 tarihinde ölü ele geçirilen PKK terör örgütü mensubu Engin Ekinci’nin Diyarbakır İl Merkezindeki cenaze törenine katılıp, bu cenazede ölen teröristin tabutunu taşıdığı, PKK terör örgütünün sözde marşı hepnepeş adlı marşı söyleyen grup içerisinde yer aldığı, yine PKK terör örgütü ve sözde lideri lehine slogan atan grubun içerisinde bulunup grubu yönlendirdiği ve “

    “Öcalan, Öcalan, Öcalan siyasi irademizdir, Kürdistan faşizme mezar olacak, gerilla vuruyor, Kürdistanı kuruyor” şeklinde sloganlar attığı,

    Ayrıca 21.03.2006 tarihinde Diyarbakır’da fuar alanında yapılan nevruz bayramı kutlamalarına katıldığı, fuar alanına girişte kurulan polis arama kontrol noktalarında görevli polis memurlarına karşı saldırıya geçen, bariyerleri yıkan ve ellerinde PKK terör örgütünü simgeleyen bayraklar ve sözde liderinin posterlerini taşıyan grup içerisinde onları yönlendirdiği, bu olaylarda 10 polis memurunun yaralandığı,

    Olay tutanağı, teşhis tutanakları, CD izleme tutanakları, CD görüntüleri ve olay esnasında çekilen fotoğraflar ile kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmıştır.

    Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, PKK terör örgütünün genel eylem çağrısı ve yeni stratejisi doğrultusunda, 26.02.2006, 21.03.2006 ve 28.03.2006 tarihlerinde anılan örgütün yayın organları tarafından özel olarak gerçekleştirilen eylem çağrıları üzerine organize edilip gerçekleştirilen korsan gösterilere katılarak, örgüte ait amblem ve işaretlerle Abdullah Öcalan’ın posterlerini taşıyan göstericilerin önünde yer alan, polise saldırmaları için talimat veren ve bizzat polise saldıran, örgütçe yapılan çağrıya uygun olarak güvenlik güçlerinin operasyonlarında öldürülen örgüt mensuplarının cenazelerini teslim alan grup içerisinde yer alıp, zafer işareti yapıp “

    “Öcalan siyasi irademizdir”

    ” “Başkan siyasi irademizdir”

    ” “Gerilla vuruyor, Kürdistanı kuruyor”

    ” şeklinde sloganlar atan, ateş yakarak yolu trafiğe kapatan grubu yönlendiren sanığın eylemlerinin, oluşturduğu bağımsız suçlar dışında ayrıca örgüt adına işlenen suçlar kapsamında değerlendirilip, değerlendirilemeyeceğine ilişkindir.

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın, 314. maddesinin 3. fıkrasında; “

    “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”

    ” hükmüne yer verilip, örgüt kurma suçuna ilişkin 220. maddenin 6. fıkrasında ise “

    “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı”

    ” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı gerekçesinde; “

    “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.”

    ” şeklinde açıklanmış, 765 sayılı TCY’nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede, örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiş, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım fiilleri 315. maddede bağımsız olarak, diğer yardım fiilleri ise örgütün niteliğine göre anılan Yasanın 220 ile 314. maddeleri kapsamında yaptırıma bağlanmıştır.

    İnceleme konusu somut olayda; örgütün genel çağrısı, örgüte ait yayın organlarının yayınları ve çağrıları ile somutlaşmış olup, bu çağrının belirli bir kişiye yapılmış olmasına gerek bulunmamaktadır. Örgütün bilgisi ve istemi doğrultusunda gerçekleştiren bu eylemlerin, örgüt adına gerçekleştiği sabittir. Örgüt adına gerçekleştirilen bu eylemlere katılan sanığın eylemi diğer suçların yanında 5237 sayılı TCY’nın 314/3 ve 220/6. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesine de aykırılık oluşturduğundan, direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.

    Sanık tarafından 23.02.2006 ve 21.03.2006 tarihlerinde gerçekleştirilip, Yerel Mahkemece 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçu kapsamında değerlendirilen suçlarla ilgili olarak Özel Yetkilere Haiz Ağır Ceza Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi gerekip, gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık konusuna gelince,

    Kabule göre yapılan bozmalar, öğretici ve yol gösterici nitelikte olmaları itibariyle direnmeye konu olamayacak ise de, uygulamada doğan tereddüt nedeniyle bu hususun da değerlendirilmesi zorunluluk arz etmektedir.

    5271 sayılı CMY’nın 250. maddesinde, bu madde kapsamına giren suçların kovuşturmasının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca görevlendirilen ve yargı yetkisi birden fazla ili kapsayan Ağır Ceza Mahkemelerince yapılacağı belirtilmiş, 1. fıkrada, mahkemenin görev alanındaki suçlar tahdidi olarak belirtilmiş, Yasanın 251. maddesinde soruşturma, 252. maddesinde ise kovuşturma ile ilgili hususlara yer verilmiştir. Bu genel düzenleme yanında 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 3. maddesinde terör suçları, 4. maddesinde ise terör amacı ile işlenen suçlar tanımlanmak suretiyle bu suçlara da 5271 sayılı CYY’nın 250. maddesi uyarınca kurulmuş Ağır Ceza Mahkemelerince bakılacağı anılan Yasanın 9. maddesinde hüküm altına alınmış, ayrıca bir kısım Özel Yasalarda da, örneğin 6831 sayılı Orman Yasasının 110. maddesinde bu mahkemenin görev alanında yer alan suçlarla ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan bu normlar uyarınca belirtilen bu suçların yargılamalarının Özel ve sınırlı görevli Ağır Ceza Mahkemesince yapılıp sonlandırılması zorunlu olup, bu konuda herhangi bir ayrıksı düşünce de bulunmamaktadır. Sorun, anılan maddelerde belirtilmeyen suçların, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi nedeniyle örgüt üyeliği suçunun kanıtını ve alt yapısını oluşturduğu ahvalde, bu araç suçun yargılamasının da Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesince yapılıp yapılmayacağına ilişkindir. Anılan suçlar, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan ise veya anılan suçlar örgüte üyelik veya bu mahkemelerin görev alanında bulunan suçların kanıtını ve dayanağını oluşturmakta ise, bu suçlara da aralarındaki zorunlu irtibat nedeniyle, Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesince bakılması zorunludur. Ancak sabit kabul edilen eylemler örgütsel suç kapsamında değerlendirilmeyip, somut olayda olduğu gibi bağımsız suçlar olarak değerlendirildiği takdirde, Özel Ağır Ceza Mahkemesinin yargılama yönteminin kendine özgü ve belli suçlarla sınırlı olması gerçeği karşısında, yapılması gereken işlem 5271 sayılı CYY’nın 252/1-g bendi hükmü de dikkate alınmak suretiyle, görevsizlik kararı verilerek, dosyanın görevsizlik kararı ile görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesinden ibarettir.

    Somut olayda, 2911 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilen eylemler, Yerel Mahkemece, örgüt faaliyeti kapsamında değerlendirilmediğinden, Özel Dairenin bu ayrıntıya Yerel Mahkemenin dikkatini çekmek yönündeki görevsizlik kararı verilmesini öneren bozması anılan doğrultudaki kabul ve vasıflandırma ölçü alındığında ilkesel düzeyde isabetlidir.

    Direnme kararından sonraki hukuki gelişmeler;

    Yerel Mahkemece direnme kararının verildiği 31.05.2007 tarihinden sonra yürürlüğe giren, 5728 sayılı Yasanın 426. maddesiyle 2911 sayılı Yasanın 32/1. maddesinde yapılan değişiklik ile fıkrada yer alan ağır para cezası yürürlükten kaldırılmış, 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikler ile de hükmün açıklanmasının kapsamı genişletilip, maddedeki hapis cezası sınırı iki yıla yükseltilmiş, ayrıca 14. fıkradaki şikâyete tabi suçlarla sınırlı olma koşulu kaldırılmıştır. Her ne kadar, 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5739 sayılı Yasanın 3. maddesi ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesi değiştirilmek suretiyle, terör suçları yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği kabul edilmiş ise de, aleyhe olduğunda kuşku bulunmayan bu düzenlemenin geçmişe yürümeyeceği izahtan varestedir.

    Bu itibarla, Yerel Mahkemece 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 7/2, 2911 sayılı Yasanın 32/1. maddesi kapsamında değerlendirilen eylemler hakkında tesis edilen hükümlerin ayrıca bu nedenle de bozulmasına karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi, Yerel Mahkeme kararında belirtilen gerekçelerin isabetli olduğu görüşüyle hükümlerin onanması yönünde oy kullanmışlardır.

    SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

    1-Yerel Mahkeme direnme hükmünün, BOZULMASINA,

    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, tebliğnamedeki isteme uygun olarak, 04.03.2008 günü oyçokluğuyla karar verildi.

Bir Cevap Yazın