Mala zarar verme ve görevi yaptırmamak için direnme suçları hk.

Ceza Genel Kurulu 2007/9-237 E., 2008/8 K.

Ceza Genel Kurulu 2007/9-237 E., 2008/8 K.

 

  • MALA ZARAR VERME
  • MÜDAFİİN GÖREVLENDİRİLMESİNDE USUL
  • 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 150 ]
  • 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 151 ]
  • 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 156 ] “İçtihat Metni”

    Mala zarar verme ve görevi yaptırmamak için direnme suçları ile sarhoşluktan sanık E…. Y…….’ın 765 sayılı TCY’nın 516/3, 522/1. maddeleri uyarınca 4 ay hapis ve 163 YTL. adli para, 5237 sayılı TCY’nın 265/1-4, 53. maddeleri uyarınca 9 ay hapis, 5326 sayılı Kabahatler Yasasının 35. maddesi uyarınca 50 YTL idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Ankara 3.Asliye Ceza Mahkemesince 27.10.2005 gün ve 320-848 sayılı hüküm sanık tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 9.Ceza Dairesince 28.02.2007 gün ve 7039-1582 sayı ile;

    “14.06.2005 tarihli celsede mazereti kabul edilen sanık E…. Y……. müdafiine duruşma günü bildirilmeden, gıyapta yargılama yapılarak hüküm tesis edilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması…” gerekçesiyle sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.

    Yerel Mahkeme ise 20.06.2007 gün ve 331-480 sayı ile;

    “…14.06.2005 tarihli oturumda sanık E…. müdafii Av. Ş…

    … C…

    …. mesleki mazeret bildirdiğinden bu mazeretinin kabulüne karar verilmiş olup, yine aynı oturumun 2.ara kararı ile duruşma gününün sanık müdafiine çağrı kâğıdı ile bildirilmesine karar verilmiştir. Bu karar doğrultusunda sanık müdafiine çağrı kâğıdı gönderilmiş olup, bu çağrı kâğıdında duruşma günü saati ile birlikte 19.09.2005 gün ve saat 11.50 olarak bildirilmiştir. Sözü edilen çağrı kâğıdı dosya içerisinde mevcut olup bulunduğu zarf içerisinden çıkartılarak bozma ilamı üzerine iliştirilmiştir…” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

    Yoklukta verilen bu hüküm sanık müdafiine 10.07.2007, başka suçtan cezaevinde bulunan sanığa 23.07.2007 tarihinde tebliğ edilmiş olup, sanık tarafından 24.07.2007 tarihinde temyiz edilmesi nedeniyle dosya Yargıtay C.Başsavcılığının “sanığın temyiz isteminin süre yönünden reddi” istemli tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Sanığın mala zarar verme ve görevi yaptırmamak için direnme suçları ile sarhoşluktan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, 14.06.2005 tarihli celsede mazereti kabul edilen sanık E…. Y……. müdafiine yeni oturum gününün tebliğ edilip edilmediğine ilişkindir.

    Ancak Ceza Genel Kurulunda yapılan müzakerede, uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçmeden önce, sanığın temyizinin süresinde olup olmadığının tespiti gerektiğinden bu husus Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak görüşülmüştür.

    Sanığın temyizinin süresinde olup olmadığının belirlenebilmesi, sanık ile Av. Z…

    ….. Ş…

    … C…

    ….. arasında hukuken geçerli bir müdafilik ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespitine bağlıdır. Zira direnme hükmünün sanık müdafii sıfatıyla 10.07.2007 tarihinde tebliğ edildiği Av. Z…

    ….. Ş…

    … C…

    ….. hükmü temyiz etmemiş, sanık ise başka bir suç nedeniyle bulunduğu cezaevinde 23.07.2007 tarihinde kendisine yapılan tebligat üzerine 24.07.2007 tarihinde hükmü temyiz etmiştir. Bu nedenle sanık ile Av. Z…

    ….. Ş…

    … C…

    ….. arasında geçerli bir müdafilik ilişkisinin bulunduğunun kabulü halinde temyiz isteminin süre yönünden reddi gerekecek, savunma görevinin yerine getirilmemesinden dolayı geçerli bir müdafilik ilişkisinin bulunmadığının kabulü halinde ise sanığın temyizi süresinde yapılmış olacaktır.

    Dosyanın incelenmesinde;

    Bozma öncesinde 05.04.2005 tarihinde yapılan ilk oturumda sanığın “avukat istiyorum” şeklindeki talepte bulunduğu, Yerel Mahkeme tarafından “daha önce baroca görevlendirilen avukata duruşma gününü bildirir davetiye çıkartılmasına, gelmez ise yeniden barodan avukat istenmesine” karar verildiği, bunun üzerine soruşturma aşamasında sanığın müdafiliğini üstlenen Av. Z…

    ….. Ş…

    … C…

    …..’a 14.06.2005 tarihli duruşma gününün 22.04.2005 tarihinde tebliğ edildiği, Av. Z…

    ….. Ş…

    … C…

    …..’ın bu duruşma için mazeret dilekçesi vererek aynı zamanda sanık müdafii olarak davaya kabulünü talep ettiği, 14.06.2005 tarihli duruşmada mazeretinin kabul edilerek bir sonraki duruşma gününün kendisine 28.06.2005 tarihinde tebliğ edildiği, ancak 15.09.2005 tarihli bir sonraki oturuma ait tutanağının dosyada bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle de bu oturuma adı geçen avukatın katılıp katılmadığı hususu ile yapılan işlemlerin tespiti olanaklı olmamıştır.

    Müdafii görevlendirilmesi ile ilgili olarak 5271 sayılı CYY’nın 150. maddesinde;

    ” (1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir…”,

    “Müdafiin görevlendirilmesinde usul” başlıklı 156. maddenin 1/a maddesinde ise;

    “150 nci maddede yazılı olan hâllerde, müdafi;

    a) Soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hâkimin istemi üzerine,

    b) Kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi üzerine,

    Baro tarafından görevlendirilir…” şeklinde düzenlemeler yeralmaktadır. 02.03.207 gün ve 26450 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin” müdafi veya vekillerin görevlendirilmesine ilişkin 5. maddesi;

    “(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemelerin yargılama giderlerinden sayılacağı ve mahkûmiyeti hâlinde kendisinden tahsil edileceği hususu hatırlatılarak talep ettiği takdirde barodan bir müdafi görevlendirmesi istenir.

    … (6) Müdafi veya vekil görevlendirilmesi; soruşturma evresinde ifadeyi alan merci veya sorguyu yapan hâkim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından barodan talep edilir.” şeklinde,

    “Görevlendirme esasları” başlıklı 6. maddesi ise;

    ” (1) Soruşturma evresinde görev yapan müdafi veya vekil, engel bulunmadığı takdirde kovuşturma evresinde de öncelikle görevlendirilir…

    …” biçimindedir.

    Müdafiin görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem CYY’nın 151. maddesinde gösterilmiştir:

    “150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir”. Anılan yönetmeliğin 6. maddesinin 6. fıkrası da aynı doğrultudadır.

    Öte yandan, bir dava dosyasının tamamının veya bir kısmının yangın, yer sarsıntısı, su baskını veya heyelan sebebiyle kaybolması halinde nasıl yenileneceği 21.07.1943 gün ve 5461 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4473 sayılı “Yangın, Yersarsıntısı, Seylap veya Heyelan Sebebiyle Mahkeme ve Adliye Dairelerinde Ziyaa Uğrayan Dosyalar Hakkında Yapılacak Muamelelere Dair Yasa” ile özel bir şekilde düzenlenmiş ise de, yasalarımızda dosyanın tamamının veya bir kısmının bu özel yasada belirtilen haller dışında zayi olması halinde yenileme işlemlerinin nasıl yapılacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda, dava dosyasının yenilenebilmesi zorunluluğu doğduğunda, usul hükümlerinde kıyasın mümkün olduğu da gözetilip 4473 sayılı Yasadaki hükümlerden faydalanılarak ve bu yasadaki hükümlerin uygun düştüğü oranda kıyasen uygulanması yoluyla yenileme işlemlerinin tamamlanması gerekmektedir.

    Bu açıklamalar ışığında dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde;

    Yerel Mahkeme tarafından kendisine yapılan tebligat üzerine verdiği mazeret dilekçesinde, sanık müdafii olarak davaya kabulünü talep eden Av.Z…

    ….. Ş…

    … C…

    …..’ın savunmaya ilişkin görevini yerine getirip getirmediğinin dolayısıyla sanık ile arasında hukuken geçerli ve devam eden bir müdafilik ilişkisinin bulunup bulunmadığının, buna bağlı olarak ta sanığın temyizinin süresinde olup olmadığının tespit edilebilmesi için dosyada bulunmayan 15.09.2005 tarihli oturuma ait tutanağın veya onaylı örneğinin dosya içerisine konulması gerekmektedir.

    Bu nedenle, bahse konu oturuma ait tutanağın aslının bulunması halinde aslının dosya arasına konulması, aslının bulunamaması halinde ise 4473 sayılı Yasa hükümlerinin olaya uygun düştüğü oranda kıyasen uygulanarak bu tutanağın temin edilmesi gerekli olduğundan dosyanın Yerel Mahkemeye gönderilmesi amacıyla Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir.

    SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

    15.09.2005 tarihli oturuma ait tutanağın aslının dosyaya konulması, aslının bulunamaması halinde ise 4473 sayılı Yasa hükümlerinin olaya uygun düştüğü oranda kıyasen uygulanarak bu tutanağın suretinin temin edilmesi ve dosyanın temyiz incelemesi için iadesi kaydıyla Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi amacıyla Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.01.2008 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın