Kurum Sınavları Mülakat Soruları

YÜZEN FONLAR

Bankaların kasalarına giren ve birkaç gün bekleyen her türlü fon yüzen fon kapsamına girmektedir. Bu şekilde, bankalar çok diişük maliyetle önemli miktarda fon toplamış olurlar. Bankalara çeşitli kamu kunıluşlan tarafından yatırılan maaş ve ücretlerin çalışanlar tarafından bankamatiklerden çekilinçeye kadar bankalarda kalması bu duruma .örnek teşkil etmektedir.

^ ZEMBEREK ETKİSİ

Cari fiyat düzeyinde meydana gelen artışlar neticesinde nominal ücretlerde de bir.artış meydana gelecektir. Ancak daha sonra cari fiyat. düzecinde bir azalma olduğunda, nominal ücretlerde aynı oranda bir azalma olmayacak ve ücretler, eski seviyesine gelemeyecektir. İşte ek­sik rekabet koşullarında, toplam arz eğrisinin inelastik kısmı neticesin­de ortaya çıkan bıı duruma “Zemberek etkisi” denir.

<$> AKTARMA TİCARETİ

(Bkz: Switch Ticaret)

<$ ALİVRE SATIŞ

Satışa konu olan mal henüz ortada yok iken ilerikl bir tarihte alı­cıya teslim şartına bağlı olarak yapılan vadeli satış işlemine “alivre satış” denir. Alivre satışlara genellikle, tahıl ve ticaret bordalarında rastlanmaktadır. Alivre satış işlemlerinin çoğunlukla spekülatif avaç- larla yapıldığı düşünebilir.

  • ANTREPOLAR

Antrepolar, yabancı malların tarife ödenmeden gümrük makam­larının denetimi altında uzunca bir süre muhafaza edilmesine yarayan kapalı alanlardır.

<$> ARBİTRAJ

Kambiyo kısıtlamalan bulunmayan ülkelerin borsalannda aynı zamanda kote edilen döviz kurlan arasındaki farklılıklardan yararlana­rak, kazanç sağlamak Özere bir paranın ucuz olduğu piyasalardan satın alınıp pahalı olduğu piyasada satılmasına “arbitraj” denir.

4> BAĞLI KREDİ

Krediyi veren ülkenin kendi mallanrun satın alınması şartıyla sağ­lanmış olan kredilerdir, fiıı suretle kredi veren (ilkeler kendi ihraç mal­larına dış talep yaratmış olmaktadırlar. Fakat çoğunlukla bu kanaldan satın alımı istenilen mallar, serbest piyasalarda pek satılmayan kalite­si düşük ve pahalı mallardır.

BARTEK

(Bkz: Takas)

<3> BEBEK SANAYİ TEZİ (F. LİST-A. HAMİLTON)

Bu teoriye göre ülkeler dış piyasanın rekabetine dayanamayan yerli endüstrileri korumak için ithalatı sınırlandırma yoluna gidebilir­ler, Bu teoriye göre az gelişmiş ülkelerde yeni kurulan veya ilerde ku­rulacak endüstriler belli bir olgunluk aşamasına ulaşıncaya kadar böy­le bir korunmaya ihtiyaç duyarlar. Buna göre yeni kurulmakta olan sa­nayiye yönelik korumaları içeren bu teze “Genç Endüstri Tezi” de de­nir.. Genç endüstriler tezinde dikkati çeken nokta, koruyuculuğun sü~ rekli değil, geçici olduğudur. Koruyuculuğun sağladığı şemsiye altın- ■! ; da. üretim hacmi genişledikçe işçiler işi yaparak öğrenirler, daha geliş­miş teknikler kullanmak olanağı doğar ve yönelim bilgisi ilerler. Böy- lece yeni kumlan endüstrinin optimum üretim hacmine ulaşması ve rekabet gücünün arttırılması sağlanmış olur. Ancak unutmamak gere­kir ki endüstrinin korunması, onun mallarını ara malı olarak kullanan öteki endüstrilerde de maliyetlerin yükselmesine sebebiyet verecektir. Dolayısıyla o kesimlerde de korumacılık eğilimleri artar. Yani koru­macılık, korumacılığı doğunır ve bu durum yayılır.

BEDELSİZ ÎTHALAT

Bedelsiz ithalat; bedeli için döviz transferi yapılmadan yurt dışın­da elde edilen ve yurda getirilmesi mecburi olmayan dış kazanç ve ta­sarruflarla satın alınan bazı şahsi ve ticari mahiyette eşyanın yurda it­halidir. Bu ithalatta ödenmesi gereken bazı vergiler bulunmaktadır. Bu vergiler ithal anında gümrük idarelerince tahsil edilir. Bedelsiz it­halattan, yurtta bir takvim yılında 6 aydan fazla kalmamış olmalan kaydıyla Türkiye gümrük bölgesi dışında en az 24 ay (Türkiye’de bir takvim yılında 45 güne kadar kalışlar yurt dışındaki ikamet süresinden sayılır) ikamet ettikten sonra kanuni ikametgâhlarını kesin olarak Tür­kiye’ye nakledenler, kararname ile yurt dışındaki milli veya milletlera­rası kadrolara atanıp da bu görevlerinden dönen kamu görevlileri (Bunlar için Türkiye gümrük bölgesi dışında en az 24 ay ikamet şartı aranmaz), Türk vatandaşlığına geçmek suretiyle ikametgâhlarını Tür­kiye’ye nakledenler kişiler faydalanabilmededir.

#* BORÇ HİSSE SENEDİ DEĞİŞİMLERİ

Borçlu az gelişmiş ülkelerde borcun rcel yükünü azaltmak için uygulanan bir yöntemdir. Bu ülkelerin özel dış borçları ya yurt içi şir­ketlerin hisse senetleri ile değiştirilmiş ya da dış alacaklılara bunun karşılığında büyük Iskontolarla sabit faizli hükümet tahvilleri verilmiş­tir. Örneğin 100 milyon $’Uk dış borcun 50 milyon $’lık yurt içi hisse senederiyle değiştirilmesi gibi.

  • B ORÇ -SERMAYE 5WAPI

Kısaca borcun sermayeye dönüştürülmesi olarak ifade edilen “borçsermaye stvapt”, borçlunun alacaklıya borcıı karşılığında sahip olduğu bazı ticari kuruluşlardaki sermaye paylarını vennesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.       .

  • BORÇULULUK DENGESİ

Bir ülkenin, belli bir tarihe kadar birikmiş dış borç ve alacakları* nı gösteren belgedir. Borçluluk dengesi, dış borçlann yapısını, bunla­rın yıllık ana para ve faiz Ödemelerini izleme imkanı verdiği için özel­likle dış borç yükü önemli düzeylerde olan ülkeler için yararlıdır.

  • “CE”

Bir ürünün Avrupa Birliği direktifleri ile belirlenen sağlık, güven­lik, çevrenin ve tüketicinin korunması gereklerine uygun olduğunu gösteren bir Birlik işaretidir.

& DAMPİNG

İhracat endüstrisindeki bir firmanın malını dış piyasada, iç piya- sadakinden daha düşük bir fiyata satma uygulamasına “damping” denir. İhracatçı bu uygulamayı fiyat farklılaştırması yoluyla yapar.

Uluslararası İktisat                                                      J 455

  • DENKLEŞTİRİCÎ İŞLEMLER

ödemeler Bilançosuna kaydedilen işlemlerin bir grubu, diğer grııp ise otonom işlemlerden oluşur. Delikleştirici işlemler otonom iş­lemlerin doğurduğu dengesizlikler dolayısıyla yapılan işlemler­dir. (öm. Resmi döviz rezervlerindeki değişmeler)

® DIŞ TİCARET ÇARPANI

: İhracattaki veya ithalattaki bir birimlik değişmenin milli gelirde ; meydana getireceği değişmeyi anlatır. İhracattaki artış milli geliri artb- nrken, ithalattaki artış milli geliri düşürücü etki yapar. ‘

 Marjinal tasarruf eğilim.

s + m m = Marjinal ithalat eğilimi

<&> DIŞ TİCARET HADLERİ .

ihraç mallan fiyat endeksinin ithal inatları fiyat endeksine.olan oranına “Dış ticaret hadleri”denir. :   .

DIŞ TİCARET POLİTİKASININ AMAÇLARI

Dış ticaret politikası, hükümetlerin doğrudan doğruya ülkenin dış ticaret akımlarını sınırlandırmak, özendirmek veya bu işlemlerin yapılış şekillerini düzenlemek için almış oldukları önlemlerin oluştur­duğu sistematik bir bütündür.

  • Dış Ödemeler dengesizliklerinin giderilmesi
  • Dış rekabette komama
  • Ekonomik kalkınma

 Piyasa aksaklıklarının giderilmesi

  • Ekonominin liberalleştirilmesi
  • tç ekonomik istikrarın sağlanması
  • Hâzineye gelir sağlamak
  • Dış piyasalarda monopol gücünden yararlanma
  • Otarşi (kendi kendine yeterlik)
  • Sosyal ve siyasal nedenler
  • Dış politika amaçlan

<$> DIŞ TİCARET ÜÇGENİ

Dönüşüm eğrisi ve toplumsal kayıtsızlık eğrisini kullanan geometrik yaklaşıma dayalı dış ticaret analizlerinde bir kenan ihracat miktannı, diğer kenan ithalat miktarını ve üçüncü kenarı uluslar arası fiyat oranını gösteren üçgendir.

$ DIŞ YANSIMA

Dış yansıma, dünya ekonomisinde büyük yeri olan bir ülkenin milli gelirinde görülen bir artma veya azalmanın, onun ticaret ortakla­rına aktarıldıktan sonra yeniden kendisine dönmesi sürecini İfade eder. Küreselleşen dünya ekonomisinde ülkeler dış ticaret yoluyla bir­birine bağlanmışlardır. Birindeki bir ekonomik hastalık veya gelişme kolayca öbür ülkelere yayılır ve daha sonra da bu ülkenin üzerine dö­ner. O bakımdan her ülke açısından, dünya ekonomisinde istikrara hizmet edecek iç politikalar i2İenmesi hem dış dünya hem de o ülke­nin kendi çıkarlannın bir gereğidir.

<S> DÖVİZ KURU

Bir ülkenin milli para biriminin yabana paralar cinsinden değeri­ne “döviz kuru ” denir.

«> DÖVİZ PİYASASININ DİĞER PİYASALARDAN FARKI

  • Döviz Piyasaları Döviz arz ve talep edenlerin doğrudan kar- şüaşttklan piyasalar değildir. Bu piyasalarda çoğu zaman ahcı ve sa­tıcılar yüz yüze gelmezler. Çünkü ahcı ve satıcılar işlemleri birbirleriyle değil, aracı durumundaki banka, banka-dışı mali kuruluşlar ya da gerçek kişilerle yaparlar.
  • Döviz piyasaları belirli bir borsa biçiminde örgütlenmiş piya­salar değildir. Döviz işlemleri, belirli bir yerde kumlu ve örgütsel ya­pıya sahip borsalaıda yapılmaz. Döviz işlemleriyle uğraşan banka ve aracı Icurunıiann daha çok belirli kentlerde yoğunlaşmış olabilirler an­cak işlemler müşterilerle bankalar veya bankaların kendi aralarında serbest piyasa kuralları içinde yürütülür.
  • Piyasa yapımcılığı özelliğine sahiptir. Döviz piyasasında faali­yet gösteren bazı büyük bankalar çoğunlukla piyasa yapımcısı duru-.

. mundadır. Bu bankalar döviz ticareti için belirli bir fpn.bütçesi oluştu­racak beklentileri doğrultusunda döviz alım satımı yapıp pozisyon oluşturmaktadır.

  • Müşterinin ihtiyaçlarına göre sözleşme yapılabilmektedir.

Döviz piyasaları menkul kıymet borsaları gibi örgütlenmiş piyasalar­dır. Bu piyasalarda anında veya vadeli olarak alınıp satılan, dövizler borsalarda olduğu gibi standart sözleşmelere bağlı değildir. Alınıp sa­tılan dövizler para cinsi, miktarı ve vadesi bakımından tamamen müş­terinin isteğine bağlıdır.

  • Döviz piyasaları küresel nitelikteki piyasalardır. Döviz ticare­tiyle uğraşan kurumlar daha çok mali merkezlerde ve özellikle men­kul kıymetler borsalaıına yakın yerlerde toplanmışlardır. Ancak döviz işlemi yapan bankalar ve öteki mali kurumlar dealer veya brokerlan faks, teleks, telefon ve internet ağlarıyla birbirlerine bağlanmış durum­dadırlar. Dolayısıyla herhangi bir ulusal piyasada ortaya çıkan geliş­meden tüm diğer merkezler anında haberdar olurlar.
  • Yeryüzünde döviz piyasası hiç kapanmayan bir piyasa duru­mundadır. Kıtalar arasındaki saat farkları nedeniyle, döviz piyasalan 24 saatlik dilimde sürekli açık olmaktadır. Bu bağlamda günün her sa­atinde dünya etrafındaki bankalar arasında döviz ticareti yapılabil­mektedir. Ortaya çıkan gelişmeler sonucunda da döviz kurlarında sü­rekli bir değişiklik olasılığı bulunmaktadır.

1- Döviz piyasaları tam rekabet piyasalarına oldukça yaktn piyasalardır. Eğer piyasalara hükümet müdahalelerinin minimum düzeylerde olduğu varsayılırsa, döviz piyasalan tam rekabet piyasala­rının koşullarına büyük ölçüde uygunluk gösterirler, Örneğin alıcı ve satıcılar çok sayıdadır ve piyasaya giriş ve çıkışlar serbesttir. Döviz homojen bir ekonomik varlıktır. Ayrıca tüm işlemciler her an piyasa koşulları hakkında oldukça iyi bir bilgiye sahiptir.

<$> DÖVİZ PİYASALARININ ETKİNLİĞİ

Bir piyasanın, fîyatlan etkileyebilecek tüm bilgileri yansıtacak bi­çimde uyum sağlaması durumunda piyasa etkinliğinden söz edilebil­mektedir. Döviz piyasası için etkinlik ise vadeli kurlann(bugünkü) gelecekteki bir zamanda teslim kurlarının beklenen değerine(ortala- masına) eşit olmasıdır. Döviz piyâsalanrun etkin olduğu durumda va­deli kurla gelecekte istenilen bir zaman dilimindeki kıırlann ortalama­ları gerçek değerlerden düşük veya yüksek göstermez; zira ortalama etrafındaki sapmaların beklenen değeri sıfırdır. Döviz piyasalannın et­kin olduğu piyasalarda yatırımcılar kolay ve masrafsızca erişilen bir bilgiyi kullanarak, bundan normaliistü bir kâr sağlama olanağına sa­hip değildir. Çünkü piyasadaki herkes erişilen bu bilgilere göre hesa­bım yapacak ve ahm-satım davranışlarını ayarlayacaktır. Bu da normaüstü kârların kalkması demektir.

<S> DKAWBACK

Bir ülkenin ihraç mallarına dış piyasalarda rekabet gücü kazan­dırmak amacıyla uyguladığı özel bir gümrük rejimidir. Bu uygulamay­la yerli ürünlerin ihracında ve yabancı kaynaklı mallann yeniden ihra­cında bunlar üzerinden daha önce alınmış vergiler kısmen veya tama­men iade edilir.

<$> EFEKTİF DÖVİZ KURU

Bir ülke parasının en çok ticaret yaptığı ülke paralan karşısında­ki değerini ölçen endekse “efektif döviz kuru” denir. Bu endeks, bir

döviz sepetine göre oluşturulur. Bu sepette ülkenin en çok ticaret yap­tığı ülkelerin paraları, ticaretteki ağırlıklarına göre yer alır.

<$> EN ÇOK KAYIRILANN ÜLKE

İki ya da daha çok ülke arasında imzalanan ticari anlaşmalarda yer alan ve anlaşmayı yapmış olan ülkeleri, birbirleri arasındaki ticari faaliyetlerde tarife ayırımcılığına karşı koruyan hükümlerdir. •  •

<$> ESNEKLİK KARAMSARLIĞI ,

; Talep esnekliklerinin ithalat iç talep.ve ihracat dış talep değerinin ; çok düşük olmasıCl ’in altında veya Ye çok yakın) dolayısıyla Mars- hall-Lerner koşulunun sağlanamayacağı, dolayısıyla devalüasyonun başanlı olamayacağını savunan görüştür.

<$> ETKEN DIŞ KORUMA

: . Nihai mallar üzerindeki gümrük tarifeleri iletirdi mallan üzerin­deki gümrük tarifeleri sonucunda malın yurt içi katma değerinin ne oranda korunduğunu ifade eden korumaya “elken dış koruma”denir.

<$> EURO DOLAR

ABD dışındaki banka veya diğer aracı kurumlarda açılmış dolar hesaplarına verilen addır. Dünyanın her yerinde dolar üzerinden açıl­mış hesaplar bulunmakla birlikte bunların tümüne “eurodolar” adı ve­rilmektedir.

  • $> EURO TAHVİL PİYASASI

Euro tahviller, bağlı bulunduğu ulusal paranın ait olduğıı ülke dı­şındaki piyasalarda satışa sunulmak üzere ihraç edilmiş menkul değerlerin satıldığı piyasalardır,

<& FAKTÖR DONATIMI TEORİSİ (HECKSCHER-OHLÎN)

Teoriye göre bir ülke hangi üretim faktörüne zengin olarak sahip­se, üretimi o faktörü yoğun biçimde gerektiren mallarda karşılaştırma­lı üstünlük elde eder, yani onlan daha ucuza üretir ve o alanlarda uzmanladır. Faktör donatımı teorisi şu varsayımlara dayanır:

  • Ülkeler faktör donatımlan bakımından birbirinden farklıdır. İki ülkell bir modelde bir ülke emek, diğeri ise sermaye bakı­mından zengin ülkelerdir.
  • Mallar faktör yoğunlukları bakımından da farklılık gösterir.
  • Üretimde ölçeğe göre sabit verim koşullan geçerlidir.
  • Ülkelerin talep koşullan birbirinin benzeridir.
  • Faktör fıyatlan değiştiğinde mallann faktör yoğunlu klan ter­sine dönmez. Yani ucuzlayan faktörün pahalılaşan faktör yerine ikame edilmesi sonucunda emek yoğun malın serma­ye yoğun ya da sermaye yoğun malın emek yoğun bir mal durumuna gelmemesi gerekir.

Heckscher-Ohlin modeline göre serbest ticaret ve onu simgele­yen uluslararası uzmanlaşma, ülkelerin bol olarak sahip olduğu fak­törlerin fiyatını yükseltip kıt faktörlerin bedelini düşürerek ülkeler ara­sında fıyatlann eşitlenmesine neden olmaktadır.

FAKİRLEŞTİREN BÜYÜME TEZİ (J. BHAGWATI)

Ekonomik büyüme belli koşullar alunda dış ticaret hadlerinin bo­zulmasına neden olur. Ekonomik büyümenin ülkeyi giderek fakirleş­tiren bir boyutta olabilmesi için bu bozulma sonucu katlanılan kaybın, büyümenin reel gelirde meydana getirdiği artıştan büyük olması gere­kir. Fakirleştiren büyüme, ihraç mallan fiyat endeksinin giderek açılan bir şekilde ithal malları fiyat endeksinin gerisinde seyretmesin yol aç­tığı kaybın, ihracatın miktar olarak arttınlmasıyla giderilemeyeceğini gösterir. Fakirleştiren büyüme tezi, ihraç mallanılın dış talep esnekliği yüksek olmayan az gelişmiş ülkelerin, ihracata yönelik politikalar İzlemeleri halinde karşılaşabilecekleri bir olgudur.

-$> FAKTORİNG

Büyük miktarlarda kredili satış yapan Ilımaların bu satışlardan doğan alacak haklarının faktoıing şirketi olarak adlandırılan finansal kuruluşlar tarafından satın, alınması esasına dayanan.iktisadi faaliyet­tir. Bu faaliyette kısa vadeli alacaklar faktör şirketine satılarak, bu ala­. caklar nakde çevrilir ve işletmenin defterinde nakit olarak görülür.

^ FARK GİDERİCİ VERGİ .

Ucuz .ithal malın ülkeye,girişini engellemek.için sınırdan giren mallardan içerideki yüksek fiyat ile arasındaki fark ölçüşünde alman bir yergidir. Avrupa Birliğinin tanmsal destekleme politikasının esası . “buna dayanır. ‘

: ® FİNANŞAL KİRALAMA .

(Bkz: Leasing) ;

<$> FASON İMALAT

Sanayileşmiş ülkelerin, az gelişmiş ülkelerdeki ucuz işgücünden yararlanmak için bazı emek-yoğun imalat faaliyederini.bu ülkelerde yaptırmalarına “fason imalat’1 denir.

<§> FORFAİTİNG

Dışsatım işlemlerinden doğan orta ve uzun süreli ve bir banka tarafından görüntü edilmiş alacağın, rücu edilmemek koşuluyla satışı­dır. İhracatçı tüm politik, transfer, kur ve ticari riskleri forfaltere yansı­tır. Alacak, forfaltere gayri kabili rücu şeklinde devredildiğinden ihra­catçı, borcun ithalatçı tarafından ödenmemesi durumunda alacağın ta­kibi ve icra için işlem ve masraf yapmak zorunda kalmaz. Yani Forfa- iting kısaca, dayanıklı tüketim mallarının satışından doğan, büyük tu­tarlı ve 6 aydan 7 yıla kadar uzanan vadeli alacakların devredilmesidir.

<$■ FOKWARD PİYASA

Vadeli teslime dayalı döviz piyasaları olarak tanımlanmaktadır. Döviz’in ulusal para karşılığında, gelecekte belirli bir süre sonra teslim edilmek koşuluyla, bugünden yapılan alım-satım sözleşmelerine “vadeli teslim döviz işlemi” denir. Bu piyasalarda vade 1-6 ay arasın­da değişir. Bu sistemin ayırıcı özelliği, döviz alım ve satım sözleşmesi­nin bugünden yapılması, dövizin tesliminin ve karşılığı olan ödeme­nin ise anlaşmada kararlaştırılan fiyattan, ileriki bir tarihte gerçekleşti­rilmesidir.

  • GELİK DAĞILIMI TEOREMİ (STOLPER-SAMUELSON)

Bu teoriye göre serbest ticaret ihracat endüstrilerinde yoğun ola­rak kullanılan faktörün lehinedir. Oysa korumacılık yani gümrük tari­feleri ithalata rakip endüstride yoğun kullanılan faktörleri yararlandı­rır. Yani ülkenin bir gümriik tarifesi koyması kıt kaynağının reel geli­rini yükseltici etkide bulunur. Modele göre, gümrük tarifeleri uluslar atası uzmanlaşmadan yararlanmayı engeller ve ulusal geliri düşürücü etkide bulunur.

<$> GENÇ ENDÜSTRİ TEZİ (Bkz: Bebek Sanayi Tezi)

<S> GENELLEŞTİRİLMİŞ TERCİHLER SİSTEMÎ

Gelişmiş ülkelerin, az gelişmiş ülkelerin (AGÜ) ithal ettikleri sa­nayi mamullerine, belirli sınırlar içinde gümrük tarifesi uygulamama­ları ya da düşük oranlı tarifeler uygulamalannı öngören sistemdir. An­cak bu sistemin tarife ödünlerini, küçük kotalar içindeki ihraç malları­na tanıması A.G.Ü’lerin tepkisine yol açmıştır.

<» GERİ SATIN ALIM İŞLEMLERİ

Gelişmiş ülke tarafından az gelişmiş ülkeye makine donanım, . üretim teknolojisi veya anahtar teslimi fabrika satılması sonucunda kurulacak tesislerde üretilecek malların bir bölümünü de geri satın almayı taahhüt euiği anlaşmalara “geri satm alım işlemleri “ne yönelik ticaret denir.

<3> GLOKAIİZASYON

Çok ııluskı şirketlerde yetkiyi merkezden uzaktaki şubelere da­ğıtma eğilimine “glokalizasyon” denir. Karar verme yetkisi yerel yöne­ticilere bırakılarak şirkeı kültürünün yerel şartlara uydurulması sağla­nır.

  • GÖNÜLLÜ İHRACAT KISITLAMALARI

İthalatçı. duaımundaki sanayileşmiş.ülkeler, ile ihracatçı durumuındaki az gelişmiş ülkeler arasında yapılan iki veya daha çok yanlı görüşmelere istinaden ihracat üzerine konulan kota niteliğindeki uygulamalardır. (Örneğin Türkiye’nin Almanya’ya tekstilde kota koy­ması)

GÖRÜNMEZ ENGEÜLER

ithalatın serbest olduğu, kota veya tarife uygulamasının dışında ithalatı kısıtlayıcı özelliklere sahip bürokratik ve teknik dtizenlemele- ıe ‘görünmez engeller” denir.

<$> GRUBEL-LLOYD ENDEKSİ

Endüstri içi ticaret, bir ülkenin aynı endüstriye ait malları hem ihraç, hem de ithal etmesi biçimindeki ticarete verilen genel isimdir. Gmbel-Lloyd endeksi, endüstri içi ticareti ölçmede kullanılan bir indekstir.

IX-MI X – îhracat

T-l———

X+M M – İthalat

Endeks 0 ile î arasında değişen değerler alır. Eğer ülke söz konu­su malı yalnızca ithal veya yalnızca  ihraç ediyorsa, yani endüstriiçi ticaret yoksa endeks sıfırdır. Eğer aynı malın ithal ve İhracı birbirine eşitse endeks 1 okır ve bu duruda endüstri içi ticaret maksimuma ulaş­mıştır.

GUVERNÖR

Yönetici anlamına gelen ve genellikle merkez bankası balkanla­rı İçin kullanılan bir terimdir. IMF ve Dünya Bankası grubunda üye ülkeleri temsil etmek üzere görevlendirilen Bakan, Merkez Bankası Başkanı gibi görevlilere verilen isimdir.

$ GÜMRÜK BİRLİĞİ

Üyelerin hem kendi aralarındaki ticarette gümrük tarifeleri ve ko- taiann kaldırıldığı hem de birlik dışında kalan ülkelere karşı tek bir or­tak tarifenin uygulandığı iktisadi birliğe “Gümrük Birliği“ adı veril­mektedir. Gümrük Birliği şeklindeki iktisadi oluşumlar üye ülkeler üzerinde tüketim, üretim, ticareti saptırma, ticaret yaratma gibi statik etkilerin yanında; dış rekabetin artması, ölçek ekonomiler, dışsal eko­nomiler, teknolojik ilerleme, yatırımları özendirme ve kaynak hareket­liliği gibi dinamik etkilerde de bulunmaktadır.

<3> GÜVENCESİ FAİZ ARBİTRAJI

Yabancı bir ülkedeki yüksek faiz oranından yararlanmak için pa­rasal fonlar o ülkeye yatırılırken, aynı anda yapılacak İkinci bir İşlem­le bu fonların öngörülen vade sonunda teslim kaydıyla vadeli piyasa­da satılması sağlanır. Böylece kur riskinden etkilenmeden dış yatın- mın gerçekleştirilmesi mümkün hale gelir.

HECKSHER – OHIİN TEOREMİ

(Bkz: Faktör Donatımı Teorisi)

  • HEDGE FONLAR

“Hedge fonlar”, uluslararası piyasalarda zengin yatınmalann pa- ralanna normalüstü getiriler sağlamak amacıyla küresel ekonomide getirisi yüksek piyasalarda dolaştıran yatınm şirketlerinin, yatırım fon­larını ifade etmektedir. Bu fonlar özel bir mevzuata tabi olup, şirketle­rin normalde yapamadığı pek çok parasal işlemi yapabilmektedirler. Resmi denetim kunımlarının bu fonlan denedeme ve yakından izleme gibi bir sorumluluğu yokntr. Riski ve getiriyi iyi hesapladıkları varsa­yarak fonların sorumlulukları kendilerine bırakılmıştır. Fon yöneticile­ri bu fonlarla karlılık oranı yüksek Ülkelere, piyasalara ve sektörlere fonlarını aktarıp, risk söz konusu olduğunda da hızla bu alanları terk edebilmektedir. Bu amaçla hedge fonlar küresel ekonomide ki en bü­yük risk unsurlarından biri olarak görülmektedir.

HEDGİNG . .

 Vadeli teslim döviz piyasalarının temel fonksiyonlarından birisi  dış ticaret işlemlerinde, kur değişmelerinden doğacak risklere karşı:

: güyence: sağlamaktır. Sözleşmenin imzalanmasıyla :malların .teslimi arasında.genellikle bir zaman aralığı vardır, :Bu dönem zarfında ortaya. çıkacak olan döviz kury yükselişlerinden veya- düşüşlerinden ithalatı yapan veya malı teslim eden.zarara uğrayacaktır. İşte ithalatçı bu riski ortadan kaldırmak için vadeli teslim döviz piyasası, işlemleri ile anın: da teslim piyasası yolundan yararlanılacaktır. Sipariş ile malın teslimi anındaki döviz kutu önceden belirlenmek suretiyle oıtaya çıkabilecek risk ortadan kalkmış olur.

<& İKİNCİ EN İYİ TEOREMİ

Tüm ekonomi politikalarına uygulanabilen, sosyal ve özel fiyat farklarını sıfır yapan tam rekabet ve serbest ticaret politikalarının (bi­rinci en iyi) dışında mcvcııt seçenekler arasında bu farkı en çok azal­tan politikalara “tkinci en iyi teoremi”denir. Bu teorem, bir ekonomi­nin herhangi bir alanında optimumdan uzaklaşıldığında, tüm ekono­mide de optimumdan uzaklaşılacağım söyler. Bu durumda, ekonomi­nin tümünde optimuma ulaşabilmek için tek yol sorunun kendisini çözmektir. Hangi alanda olumsuzluk varsa, o alandaki sorunu çözmekten başka seçenek yoktur. Akla gelebilecek tüm diğer politika seçenekleri ekonomiyi dalıa da fazla optimumdan uzaklaştıracaktır.

<$> İKTİSADİ BİRLİK

Ekonomik bütünleşme hareketlerinin son aşamasıdır. İktisadi bir­lik, uygulanacak ekonomik, parasal, mali ve sosyal politikaların birlik

tarafından ortak biçimde belirlenmesini gerektirir. Bunun içinde ülkelerin politika belirleme ve uygulama yetkilerinin bir bölümü bir­lik düzeyinde oluşturulan ülkeler üstü bir kuruluşa devredebilir. Ekonomik birlik bazen bir parasal birliktelikle tamamlanabilir.

<$> İKTİSADÎ ENTEGRASYON TEORİSİ

Gümrük Birliği gibi bölgesel iktisadi gnıplaşmaların etkilerinin incelenmesini konu alan teoridir. Öncülüğü Adam Smiıh tarafından yapılan teori J. Viner tarafından geliştirilmiştir. Viner’e göre gümrük birliklerinin dünya kaynaklarının etkin kullanımı, dolayısıyla dünya refalu açısından bunların doğurduktan ticaret yaratıcı ve ticaret sapu- ncı sonuçlara bağlıdır. Gümrük birlikleri, bir grup ülkenin kendi ara­larındaki gümrük tarifeleri ve ithalat kotalarını kaldırıp dışarıya karşı ortak bir gümrük tarifesi uygulamalarıyla oluşur. Aralarındaki ticari kı­sıtlamaların kaldırılmalan dolayısıyla üye ülkelerin kendi aralarında ti­careti genişler. Ticaret yaratıcı etki budur. Eğer mallan etkin üreticile­ri birliğin dışında kalmış ve bu ülkelerin malları, Ortak gümrük tarife­sine tabi oldukları için aıtık birliğe ithal edilemiyorsa o takdirde birli­ği kurulması bir ticareti saptmcı etki yapacaktır.

<$> T EĞRİSİ ETKİSİ

Devalüasyon sonrası ticaret bilançosundaki değişmeleri anlatan eğridir. Devalüasyonu izleyerek ticaret bilan­çosu önce daha da bo­zulmakta, sonra İse düzelme eğilimine gir­mektedir. “J” eğrisi et­kisi kısa dönem es-

nekliklerinin düşük

olmasına bağlı bir olaydır. Zira üretici ve tüketicilerin, devalüasyonun doğurduğu yeni koşullara uymalan zaman almaktadır. Bu anlamda

kısa dönem esnekliklerinin ıızıın dönem esnekliklerinden düşük ol­masının birçok nedeni bulunabilir. Örneğin devalüasyonun hemen sonrasında ihracat gelirleri ve ithalat giderlerindeki değişme da hu ön­ceden yapılan sözleşmelere bağlıdır. Bu yüzden devalüasyon öncesin­de başlamış olan ithalattaki genişleme ve ihracattaki düşme eğilimi bir süre daha etkisini gösterir. Ayrıca tüketicilerin yeni fiyatlara tepkide bulunmaları ve alışkanlıklarım değiştirmeleri de zaman almaktadır. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı devalüasyonun ticaret bilançosu üze­rindeki. iyileştirici etkisi zaman almaktadır. Bu etkinin Önce azalan sonrada artan,niteliğe şahip olması dolayısıyla eğrinin J harfine benze-, tilmesi, neticesinde teoriye bıı isim verilmiştir.

<$> KARŞI SATIN ALIM

‘ Bu ticaret şekliyle, özel bir firmanın yabancı bir devi ete mal sat­ması ve belirli bir süre sonra da o ülkeden mal almasına yönelik tica- ’rete “karşı satın. alım.”. elenir. •. .

<$> KARŞILIKLI TALEP KANUNU (J.S. MILL)

Karşılıklı talep kanunu, bir ülkenin ihraç ettiği mallar karşısında ne, kadar ithal malı talep edeceğini göstermektedir. Ülke ihraç ettiği mal karşılığında ne kadar az yabancı mal talep ederse, ithal malına olan karşılıklı talebi o derece şiddetli olacaktır. Bu dtmımda da ulus­lararası fiyat ülke aleyhine olacak ve söz konusu ülkelerin iç fiyatları arasında yer alacaktır. Karşılıklı talep, fiyatın bu iki nokta arasında ne­rede oluşacağını gösterir.

<$> KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜK TEORİSİ (D. RİCARDO)

Ricardo’ya göre uluslararası ticaret için üzerinde durulması gere­ken, ülkelerin bazı malları ucuza Üretmeleri yani bu mallarda mutlak üstünlük sahibi olmaları değildir. Bir ülke ürettiği malların hangisinin üretiminde daha yüksek bir üstünlüğe sahipse o mallarda uzmanlaş­malıdır. Teorinin fikri ilgili ülkenin karşılaştırmalı olarak etkin olduğu alanların üretiminde uzmanlaşması ve bunları ihraç ederek göreceli
palıalıya üretebildiklerini diğer Ülkelerden ithal etmesidir. Böyle hare ket etmekle kıt kaynaklar en ekonomik biçimde kullanılır ve refah dü­zeyi maksimum düzeye çıkar.

Kumaş (m)     Şarap (it)

Ingiltere

Portekiz Örneğe göre İngiltere, her iki malda da mutlak üstünlüğe sahip­tir. Ancak rakamların dikey yönde karşılaştırmasına göre Ingiltere ku­maş üretiminde S kat üstünlüğe sahipken şarap üretiminde 4 kat üs­tünlüğe sahiptir. Yani buna göre Ingiltere kumaş üretiminde karşılaş­tırılmalı olarak üstünlüğe sahiptir. Bu teoriye göre Ingiltere kumaş üretiminde uzmanlaşır ve ihraç edeceği kumaşla ihtiyacı olan şarabı Portekiz’den karşılarsa her iki ülke de dış ticaretten kazançlı çıkar. Karşılaştırmalı Üstünlük Teorisine göre ülkeler arsında kârlı dış ticaret İçin zorunlu koşul ise bu ülkelerde İç üretim maliyetlerinin (yurtiçi fi­yatların) birbirinden farklı olmasıdır.

Modelin Eksiklikleri:

  • Ricardo modeli emek-değer teorisine dayanır. Diğer üretim faktörleri göz ardı edilmektedir.
  • Ricardo modelinde emek homojen bir üretim faktörüdür. Oysa işçinin nitelikleri ve yetenekleri emeği etkiler.
  • Ricardo ülkeler arasındaki işgücü verimindeki farklılığın nedenlerini de açıklamış değildir.
  • Ricardo’ya göre İşgücü, ülke içinde tam hareketli, ülkeler ara­sında ise tam hareketsizdir. Fakat gerçekte ne işçilerin ülke İçi hareketliliği tam ne de ülkeler arası hareketliliği sıfırdır.
  • Ricardo teorisi bir arz teorisidir. Talep koşullan dikkate alın­mamıştır. –
  • Ricardo modeli sabit maliyetlere ve tam uzmanlaşmaya daya­nır. Yani kaynaklann yalnızca ihraç malının üretiminde

kullanılması, ithal edilebilir mallar üretiminin sıfıra düşürül­mesidir. Oysa gerçek hayatta ülkeler bir miktar da ithalata ra­kip mallar üretmektedir.

.Ricardo modeli statik bir modeldir. Bu modelde zaman ve

değişme faktörlerinin yeri yoktur,

<$> KARTEL

 Benzer mal veya hizmetleri üretçn.firmaiann, fiyatları belirlemek üretimi/taşmak piyasaları bölüşmek veya yeni teknolojilerin uygulan­. masını sınırlandırmak gibi amaçlarla aralarında yapmış oldukları anlaşmaya “kartel” derir.

<8> KATLI KUR SİSTEMİ

Döviz kontrol sistemi olup, aynı yabana bir para birimine ait fi- yalın (döviz fiyatı) birden fazla uygulamaya sahip olması durumuna .verilen addır. ‘

<§> KLİRİNG

Malın malla değişimine dayanan, fakat takastan biraz daha geliş­tirilmiş bir ticaret şeklidir. Takastan farklı olarak ithalatçı ve ihracatçı­lar arasında Kliring Ofisleri (Merkez Bankaları) aracılığıyla dolaylı bir bağ kurulur. Ülkeler arasında imzalanan kliring anlaşmasıyla, ülkele­rin birbirinden yapacakları ithalatın tutan ve bileşimi belirlenir. İtha­latçılar malın bedelini kendi merkez bankalarına yatırırlar. Merkez Bankalan bu paralan anlaşmalı ülkeye ihracat yapanlara öder.

<§> KNOW-HOW YÖNTEMİ

Bir firmanın, kendi üretim ve işletme yöntemlerini aynı dalda ça­lışan ya da çalışmak isteyen bir başka firmaya açıklamasıdır. Know- How, bilginin kesin satışı yada kiralama şeklinde olabilir,

  • KONSEKN

Birden fazla imletmenin, hukuka uygun olarak, tasarnıf amacıyla ve ekonomik yönden bağımsız kalmak şartıyla, mail bakımdan tek bir yönetim altında toplanmasına “Konsem” denir.

^ KONSORSİYUM

Çeşitli fllke veya kuruluşlann bir başka ülke ya da kuruluşlara yardım amacıyla oluşturdukları ortaklığa “konsorsiyum” denir.

  • KORUNAN YERLİ PİYASA YAKLAŞIMI

Esas olarak bu yaklaşım Krugman(l984) tarafından ortaya atılmış olup, teori yabana firmalarla rekabet edemeyecek düzeyde ve içsel Ölçek ekonomisine sahip bir endüstrinin kendi ayaktan üzerinde durana kadar koruma altına alınması gerekliliğini ifade etmektedir. İt­halata rakip endüstrilerde üretim yapan endüstrinin tarife ya da kota­larla korunması, nihai olarak kârların yabana firmalardan yerli firma­lara aktarımı söz konusudur. Yaklaşımda ölçek ekonomileri baz alına­rak korunan yerli firmaların iç ve dış piyasa karlılıklanru artırdıktan, böylece yabana ülke refahı pahasına yerli ülke refahının nasıl artuğı anlatılmıştır, önce belli bir veri zaman noktasında firmanın üretim öl­çeği büyüdükçe ortalama/marjinal maliyetin düştüğünü İfade eden statik ölçek ekonomisi incelenmiş, bu modelde koruma etkileri araştı­rılmıştır. Bu statik analizde korumacı politikalar izleyen hükümet ko­runan stratejik sektörlerdeki yerli fırmalann ölçek ekonomilerinden faydalanmalarını sağlamakta, böylece firmaların her iki piyasadaki karlılığını arttırmaktadır. Bebek endüstri tezine benzemekle birlikte, bebek endüstri tezi esasen dışsallık ve mükemmel olmayan sermaye piyasalarını içerdiğinden Krugman devamında ‘yaParak öğrenme’ yi temel alan dinamik Ölçek ekonomisi modelini kunnuştur. Bıı model­de zaman ıınsunı çok önemlidir. Belli bir zaman sürecinde firmalar yaparak öğrenme ile etkin konuma gelecek, firmanın öğrenme eğrisi aşağı inecektir. Öğrenme fonksiyonu zamanın yanında piyasa yapısı­nın da fonksiyonudur. Bu modelde birikmiş üretim artışı fiımalan, yabancılara kıyasla öğrenmesini hızlandıracağından, yeril firma payla­rını arttıracak korumacılık politikaları meşrulaşmıştır. Bu politikalara Krııgman teşvik amaçlı koruma ya da ihracatı geliştirici koruma adını verir.

<$> KOTA

Hükümetlerin ithal edilecek mal hacmi üzerine fiziki miktar veya değer, olarak koyduğu sınırlandırmalara “kota” denir. Hükümetler sa- . dece miktara dayalı kota uyguluyorsa buna ‘’GlobalKota”, eğer ııygu- la.nan kota, ülke sınırlamasını da kapsıyorsa buna ‘Tahsisli Kota”, denir. Kotaların ilk etkisi, ithal mallarının yurtiçinde arzını kısarak fiyat- lann yükselmesini sağlamasıdır, ithal mallannın kıtlığından kay- «aklanan kota kârlarına “kıtlık rantı”denmektedir ve bıı kârlar güm­rük.vergilerinde olduğu gibi devlete gitmemekte, malın ithalatçısında kalmaktadır.

KOTA-TARİFE KIYASLAMASI

 Kotaların ithalatı kısıcı etkisi kesindir; tarifelerde ise vergi ne kadar yüksek olursa olsun ödeniyorsa veya malın arzı esnek olmadığı için ihracatçı ülke fiyat kırıyorsa vergilerin ithalatı sı­nırlandırma etkisi azalır.

  • İthalatçı ülkede ithal malı talebi fiyatlara duyarlı değil ise ver­gi tarifeleri yine etkisiz kalır.
  • Kotaların kolay konulup kaldırılabilmesi tarifelere göre daha çabuk etkili olmasını sağlar.
  • Tarife sisteminde malın fiyatı dış fiyat ile vergilerin toplamını aşmazken, kota sisteminde fiyat yükselişinin sının yoktur.

KREDİ TRANŞI

IMF’ye üye olan ülkelerin, Uluslar arası Para Fonundan çekebile­cekleri normal kredi tutarlarının söz konusu üye ülkenin kotasına gö­re belirleneceğini belirten kavramdır.

  KÜR RİSKİNE KORUMA

(Bkz: Hedging)

<S> KUR BteKİ ORANI

Türkiye’de döviz işlemleri yapan bankaların, toplam döviz taah­hütleri ile toplam döviz alacaktan arasında, Merkez Bankası karan ile bulundurmaları gereken orandır. Bankalan döviz taahhütlerini karşı­layacak bir döviz gelirine sahip olmalannı güvence altına almak için böyle bir oran zorunluluğu konmuştur.

<$> KURYE KREDİSİ

Dış ticaret işlemlerinde uygulanan kısa vadeli kredi türüdür. Bu kredi bankalar tarafından yabancı ülkelerdeki muhabirleri nezdinde açtırılır. Kurye kredisinin işlemi, önceden akdedilmiş anlaşmaya daya­narak ve karşılık ya da garanti aranmaksızın telefonla ya da faksla ve­rilecek emir Üzerine yapılır. Prensip olarak bu şekilde açılacak kredi­ye ait evrakın ilk posta İle yabancı ülkedeki muhabire yollanması la­zımdır. Kurye kredisi terimi, evrakın arkadan posta ile gönderilmesi dolayısıyla verilmiş bir terimdir.

<$> KUTUPLAŞMA TEORİSİ (MYRBAL)

Az gelişmiş ülkeler CAGÜ) ile gelişmiş Ülkeler (GÜ) arasındaki serbest ticaretin ve ekonomik bütünleşmelerin yoksul ülkeleri daha yoksul, zengin ülkeleri ise daha zengin yaptığı ana fikrine dayanan te­oridir. Bu teoriye göre AGÜ’ler ileri teknolojiye, büyük sermaye stok­larına ve nitelikli işgücüne sahip olan GÜ’lerle rekabet edecek ekono­mik güçten yoksundur. Dolayısıyla ticaretin serbestleştirilmesi az ge­lişmiş ülkelerdeki cılız sanayilerin çökmesi ve bu ülkelerdeki nitelikli işgücü ve sermayenin daha yüksek kazançlardan yararlanmak ama­cıyla gelişmiş ülkelere göç etmesiyle sonuçlanır.

4> KÜÇÜK ÜLKE AVANTAJI

(Bkz: önemsiz Olmanın Önemi)

  • LEASING

Kiralanan makine ve teçhizatın mülkiyelinin kiralayanda kalması­na rağmen bunun dışındaki ekonomik hakların ve kullanma riskleri­nin kiracıya ait olduğu sözleşmelere “leasing ” denir, istisnaları olma­dıkça finansal kiralama sözleşmeleri 4 yıldan az olamazlar. Leasing’de kiracı semeni ödemezse, kiralayan tarafından 30 günlük mehil verilir ve bu. sürede de ödeme yapılmazsa fesih gerçekleşebilir. Ayrıca söz­leşmenin. bitmesinden 3 ay evvel taraflar, sözleşmenin uzatılmasını talep, edebilirler.

> LEONTİEF PARADOKSU

  • . Faktör Donatımı teoremine göre emeğin boi olduğu ülkeler emek yoğun mal üretip ihraç ederlerken, sermayenin bol olduğu ülkeler ise sermaye yoğun mallar üretip ihraç ederler- Leontief tarafından ABD’ de yapılan bir araştırmaya göre ABD’de sermaye bol olarak bulunma­sına rağmen emek yoğtın mal üretimi ve ihracı gerçekleşmekte, ser­maye yoğun mallar ithal edilmekledir. Faktör donatımı teorisine ters olarak gerçekleşen bu duruma, bu teoriyi onaya atan iktisatçının ismi verilerek “Leontief Paradoksu” denmektedir.

4> LİBOR

Londra mali piyasasında bankalarca belirlenen ve birinci sınıf bankalara uygulanan faiz oranına “LİBOR” denir.

«S> MAASTRİCHT ANLAŞMASI

1992’de imzalanan ve Avrupa Birliğinin anayasası olarak ifade edilen anlaşmadır. Üye ülkelerin parlamentoları tarafından onaylan­dıktan sonra 1 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe ginniştir. Anlaşma ile Avrupa Topluluğunun ekonomik ve parasal birliğe geçme aşamaları belirlenmiş ve uygulamaya geçilmiştir. Ancak uygulamaya geçişi sağ­layacak belli bazı kriterler bu anlaşmada yer almıştır. Bu anlamda Ma- astricht kriterleri şöyle ifade edilebilir:

  • Üye ülkenin enflasyon oram, birlik İçindeki enflasyon oram en düşük üç üye ülke ortalamasından 1,5 puandan daha yük­sek olmamak,
  • Bütçe açığı ülke GSYÎH’sına oranla %3’ten yüksek olmamak,
  • Kamu borçları ülke GSYtH’sına oranla %60’mdan fazla olma­malıdır.
  • Her üyenin ortalama faiz oram Fiyat İstikrarı konusunda en iyi durumdaki üç ülkenin faizlerinin ortalamasını 2 puandan faz­la aşmamalıdır.

MARSHALL PLÂNI

ikinci Dünya Savacı sonrasında, Avrupa ülkelerindeki yıkıntının giderilmesini ve kısa sürede toparlanmalannt sağlamak amacıyla ABD tarafından hazırlanan bir programdır. Savaş sonrası dönemde Avru­pa’nın iman için gerekli makine ve teçhizatın alımı o dönemde eko­nomisi savaştan etkilenmeyen ABD’den gerçekleştirilebildiğinden, bu dunım Avnıpa’da döviz ve kaynak dar boğazına sebebiyet vermiştir. ABD Dışişleri Bakanı Marshall tarafından Avrupa’daki bu durumu dü­zeltme fikrinin ortaya atılmasıyla bu plan Marshall plânı adını almıştır.

<S> METZLER PARADOKSU

Gümrük tarifeleri ithalata rakip malların korumacılığım sağlaya­rak bu malların fiyatını, ihraç malların fiyatına oranla yüksek tutmak­tadır. Ancak gümrük tarifeleri ihraç mallannın fiyatlarını düşürmez ya­ni göreceli olarak ithalata rakip mallann fiyatını yükseltmezse bu du­rama “Metzler Paradoksu ” denir.

<$> MUTLAK ÜSTÜNLÜK TEORİSİ (ADAM SMITH)

Bu teoriye göre bir ülke hangi mallan daha düşük bir maliyetle üretiyorsa o ülke söz konusu mallarda uzmanlaşmalı ve bunları ihraç ederek pahalıya üretebildiklerini yurt dışından itlıal etmelidir. Buna göre birini maliyeti diğerinden düşiik olan i’ılke o malın ihracatçısı yüksek olan ülke de ithalatçısı olacaktır.

A malı B malı Almanya        50 br    30 br

ABD .         20 br       80 br       ■ , , ,,

Verilen örneğe göre Almanya A malını, ABD B malını dalıa ucu­za üretmektedir, O.halde bu teoriye göre, Almanya ABD’ye A malı, ABD Almanya’ya B malı ihraç etmelidir. Böyle bir uluslararası üretim, ye ticaret modeli iki ülkenin de refahını arttırır..

<£ : NEGATİF DIŞ KORUMA

….. Girdilerin nihai mal içindeki payı sabit kalırken, bir.mal.üzerinde-

ki tarifeler ne kadar yükseltilir ve girdilere uygulanan tarifeler ne. kadar azaltılırsa söz konusu mal o derece yüksek bir etken koruma . oranından, yararlandırılmış olıır. Bıuııın tersine nihai mal üzerindeki tarife oranı sabitken, girdilerin tarife oranlan ne ölçüde yükseltilirse, bu malın yurtiçi katma değeri o ölçüde düşer. Yani söz konusu malın üretimi konınmayıp gerçekte cezalandırılmış olunur. Bu duruma “ne­gatif dış koruma” denir.

<$> NEGATİF İHRACAT

Firmaların kapasite artışı veya yeni yatırımlar yahut da İhracat gerçekleştirmek için yaptığı ithalat giderlerinin söz konusu ihracattan elde etliği gelirden fazla olması durumunda ortaya çıkan duruma “negatif ihracat” denir.

<3> NET İHRACAT

İhracat ve ithalat arasındaki farka “net ihracat”denir. Net ihraca­tın değeri, ülkenin mal sattığı ülkelerin gelirine ve reel döviz kuruna bağlıdır. Diğer ülkelerin geliri anarsa söz konusu ülkenin ihracat

artar, ödemeler dengesi düzelir ve toplam talep artar. Ülke parasının reel değeri düşerse (reel döviz kuru yükselirse) ülkenin ihracatı artar. Ülkenin gelir seviyesi yükselirse ithalatı artar, ödemeler bilançosu kötüleşir.

<£ NİTELİKLİ İŞGÜCÜ HÎPOTEZİ (KEESİNG-KENEN)

Bu görüşe göre belirli türdeki mesleki veya nitelikli işgücü bakı­mından zengin ülkeler, üretimi büyük ölçüde bu faktörlere bağlı olan mallarda uzmanlaşır, öte yandan niteliksiz emeğe bol olarak sahip olan ülkeler ise yoğun biçimde niteliksiz emeği içeren malların üreti­minde üstünlüğe sahip bulunmaktadır. Bu görüşe göre dış ticaret, nitelikli işgücü farklılığı ile açıklanmaktadır.

 NİYET MEKTUBU

IMF kaynaklanna başvuran bir üye ülkenin uygulayacağı progra­mın genel çerçevesini çizen ve IMF Başkanı’na hitaben yazılmış, üye ülke yetkililerinin imzalannı taşıyan mektuptur.

NOBMATİF REFAH ARTIŞI KURALI

Bu kurala göre, toplumda bir kimsenin refahı düşürülmeden en az bir kişinin geliri arttmlmışsa toplumun refahı artmış demektir. Eğer bazı kişilerin geliri artarken diğer bir veya birden çok kişinin geliri azalmışsa, ancak geliri artan kişilerden aktarılacak gelirlerle yoksulla­şan kişinin veya kişilerin uğradığı kayıp karşılandıktan sonra geriye pay kalmışsa toplumun refahı yükselmiş sayılır.

  • OFFSET TAAHHÜT

Genellikle flyadan yüksek askeri malzemelerin, askeri uçakların, nükleer santrallerin ve altyapı yatınmlannın finansmanında kullanılan ve karşılıklı ticaret tekniğine dayalı taahhüde “Offset taahhüt” denir. İhracat yapan, İthalatçıya belli bir kredi açmakta ve aynca ihracat yap­tığı Ülkeden gerçekleştireceği yatırımlar karşılığında, bu yatırımlarla

ilgili olan veya olmayan belli tutardaki malı itlıal edeceğine dair taah­hüde girmektedir. Bu sayede ilıracat için ödenen dövizin kısmen ve­ya tamamen ülkeye kazandırılması mümkün olmaktadır, ithalat için ödenen dövizin, kazanılan toplanı döviz miktan oranına “Offset taah­hüt oram” denir.

f OPTİMİZASYON KURAll

:Açık bir ekonomide uluslararası fiyat onanları doğrusunun dönil-

şümeğrisine teğet olduğu.noktada üretici dengesinin, bir toplumsal.: kayıtsızlık eğrisine teğet olduğu noktada tüketici dengesinin gerçek­leşmesi, böylece toplumun olabilen en yüksek refah düzeyine ulaş­ması durumunu ifade eder.

<§> PPTİMUM GÜMRÜK TARİFESİ :

Ticaret hacmindeki daralmanın olumsuz etkilerine karşılık, ticaret hadlerindeki.iyileşmeden doğan net refah artışlarını maksimum yapan bir gümrük tarifesine oranına “Optimum gümrük tarifesi” denir.

  • ORTAK PAZAR

Üye ülkeler arasındaki ticareti serbestleştirip, dışa karşı ortak tari­fe uygularken üretim faktörlerinin de birlik içinde serbest dolaşımının sağlandığı iktisadi birleşme şekline “Ortak Pazar” adı verilmektedir.

<8> OUTSOURCİNG

Outsourcing kavramı, literatüre ilk defa İngiltere’de, 1980’Ierde girmiş ve bir işletmenin başka bir işletme için mal veya hizmet sağla­ma uygulamasını belirtmek amacıyla kullanılmıştır. Dış kaynak kulla­nımı yada dış kaynaktan yararlanma biçimlerinde Türkçe’ye çevrilen bu uygulama, literatürdeki yerini almıştır,

<$- ÖDEMELER BİLANÇOSU

Bir ülkenin bir yıl içinde yabana ülkelerle olan tüm ekonomik ilişkilerini göstermek için belirli bir sisteme göre tutulan kayıtlara “ödemeler bilançosu”denir, özellikleri:

  • ödemeler bilançosu, ülkenin mal, lıizmet ve sermaye akım­ları gibi işlemler dolayısıyla dış dünyadan sağladığı gelirlerin dışarıya yaptığı ödemelere eşit olup olmadığını ortaya koyar.
  • Bilançodaki denge veya dengesizlikler, o ülkenin ödeme gücündeki iyileşme veya bozulmaları gösterir.
  • ödemeler bilançosu kayıtlan genellikle yıllıktır.
  • ödemeler bilançosunun belli bir dönem boyunca gerçekleş­tirilen işlemleri göstermesi, bunun bir stok değil akım değiş­ken olmasını ifade eder.
  • Dış dünya ile yapılan ekonomik işlemler, ister ödeme yapıl­masını gerektirsin ister gerektirmesin ödemeler bilançosuna mutlaka kaydedilir.
  • Ödemeler bilançosuna yapılan kayıtlar çift taraflıdır.
  • Ülkede yerleşik kişilere dış dünya üzerinde alacak lıakkı do­ğuran işlemler, bilançonun aktif kısmına kaydedilen alacaklı işlemlerdir. Ülkede yerleşik kişileri dış dünyaya karşı borç- landına nitelikteki işlemler, ödemeler bilançosunun pasifine kaydedilen borçlu işlemlerdir.

<S> ÖDEMELER BİLANÇOSU ANA HESAPLARI

  1. Cari İşlemler Hesabı

Cari işlemler hesabı, bir ülkenin cari yılda üretip ihraç veya ithal ettiği mal ve hizmetlerden oluşmaktadır.

  1. Mal Ticareti
  2. Uluslararası Hizmetler (görünmeyen işlemler)
  3. Dış turizm
  4. Uluslararası taşımacılık
  • Uluslararası bankacılık ve sigortacılık
  1. Yabancı sermaye yatırımlarının gelir ve giderleri
  2. Özel hizmetler
  3. Resmi yurtdışı hizmetler

 Tek yanlı Transferler

  1. Sermave Hosabt

Sermaye işlemleri, bir ülkede yerleşik kişi ve kuruluşların ya­!..    bancı.bir ülkede yaptıkları üretim tesisleri, bina,    arazi gibi Fiziki yatırımlarla; yabancı tahvil, hisse senedi, bono alım-satımı, yabancı ülkede vadeli hesap açtırılması gibi sınır ötesine aktarılan mali fonlardan oluşur. ,

  1. Resmi Rezervler Hesabı

 Merkez Bankasının yapmış olduğıi ve (ilkenin uluslararası re­zervlerini etkileyen işlemlerin gösterildiği hesaptır.

 istatistiki Farklar

<$• ÖDEMELER BİLANÇOSU AÇIKLARININ NEDENLERİ

»    iktisadi Dalgalanmalar

Genişleme aşamasında gelir, harcama ve Fiyatlar yüksek ol­duğu için dış ticaret açığı meydana gelirken, daralma aşama­sında tersine bir gelişme görülür ve dış ticaret fazlası oluşur.

  • Enflasyon ve Asm Değerli Para

Enflasyonıst ortamda resmi kurların sabit kalması, ulusal pa­ranın aşın değerlenmesine yol açar. Bu durum ihracatı paha- lılaştırıp, ithalatı ucuzlattığı için ülkeye yabancı sermaye giri­şinin azalmasına ve dış ticaret açıklannın büyümesine neden olur.

  • izlenen Sanayileşme Stratejisi

Kalkınma hızını gerçekleştirebilmek için makine ve ara malı ithal etmek zorunda olan az gelişmiş ülkelerin dış ödeme açı­ğı vermesi kaçınılmazdır. Bununla birlikte ithal İkameci bir strateji izlendiğinde ihracat gerilediği için dış açık verilirken.

dışa dönük bir kalkınma stratejisi İzlendiğinde ödemeler bilançosu sorunları çözüm yoluna girer.

  • Uzun Vadeli Sermavo îhract

Sermaye, çıktığı ülkenin ödemeler bilançosuna borç, girdiği ülkenin bilançosuna alacak yazıldığından gelişmiş ülkeler sermeye ihracından olumsuz etkilenirler

  • Hammadde yönünden Dışa Baütmlüıh
  • Ekonominin NisDİ Verimlilm

Teknolojik gerilik ve verimlilikteki düşüklük, rekabeti güç­leştirdiği için ilıracat azalır, dış ödeme açıklan artar.

  • Halkın Tercihlerinde Derişme

Halk eskisine göre daha fazla İtlıal malı tercih eder ve tüke­tirse Ödemeler dengesi olumsuz etkilenir.

  • Arızi Faktörler

Kötü hava koşullan, petrol şoktan, doğal afet vb. nedenlerle beklenmedik şekilde ortaya çıkan geçici etkiler.

  • İstikrar Bozucu Sbekülasvon

Spekülatif amaçlı, kısa süreli sermaye fonlannın ülkeye giriş ve çıkışları dış dengeyi ciddi olarak etkiler.

<§> ÖDEMELER BİLÂNÇOSU AŞAMALARI TEORİSİ

ödemeler bilânçosu aşamaları teorisi, ekonomik değişkenlerin doğal bir kalıp izledikleri fikrine dayanan teoridir, Bu teorlsiye göre her bir aşama ülkenin ekonomik büyüme süreci içerisinde birbirini düzenli olarak takip eder. Bir ülke ekonomik gelişme sürecinin baş­langıcında sermaye ithalatçısı konumıtndandır. Bu nedenle ülkenin sermaye bilânçosu pozitiftir. Ancak yabancı yatınmcıların sermaye ge­lirlerini yurtdışına transfer etmeye başlaması sonucu ülkenin cari iş­lemler bilânçosu açık vermeye başlar. Artarak gelen sermaye ile birlik­te ülke ekonomisi hızlı bir biçimde büyümeye ve gelişmeye başlar. Ül­kenin ekonomik gelişme seviyesi belli bir düzeye ulaşınca, ülke yurt- dışına sermaye ilıraç etmeye başlar ve sermaye bilânçosu açık verir.

Fakat ilıraç edilen sermayeden elde edilen gelirlerin yurtiçine Lransfer edilmeye başlaması İle ülkenin cari işlemler bilançosu fazla vermeye başlar. Ödemeler bilançosunun seyrinin dört aşamadan oluştuğu ka­bul edilmiştir. Bu aşamaları “yeni borçlu”, “olgun borçlu”, “yeni ala­caklı’’ ve “olgun alacaklı” olarak sıralayabiliriz. Ülkede ekonomik ge­lişme sürecinin ilk aşamalarında yurt içi talep artışı ve buna bağlı ola­rak da yatırım talebinde artış gözlemlenmektedir. Ülkenin yatırım fon­larına anaıı talebi sonucunda ise .uluslararası borçlanma ortaya çık­makta ve ülke net borçlu jsomımuna gelmektedir (yeni borçlu.ülke). Yabancı sermayenin ülkeye girişi ile (ilkede yaşanan,dönüşüm süreci ihracatı.arttırır ve cari işlemler bilSnçosıı fazla vermeye başlar (olgun borçlu ülke). Geİir artışı ve buna bağlı olarak tasarrufların artması yur­tiçi sermaye birikimini arılamakta ve ülkeden yun dışına doğru serma­ye’ ihracı başlamaktadır. Yani ülke zaman içerisinde net borçlu ko­numdan net alacaklı konuma gelmektedir (yeni alacaklı ülke). Ekono­mik gelişme sürecinin daha ileri aşamalarında ise ülkenin marjinal ta­sarruf eğiliminde düşüşler ve buna bağlı olarak ödemeler bilançosun­daki çeşidi hesaplarda dalgalanmalar ortaya çıkabilir (olgun1 alacaklı ülke).

<$• ÖDEMELER BİLANÇOSUNUN DENKLEŞTİRİLMESİ

  • Havama Değiştirtti,MUikAtar

Dış denge, toplam harcamaların açık veren ülkelerde kısıl­ması, fazla veren ülkelerde genişletilmesi ile sağlanır. Toplam harcamaları istenen yönde değiştirmek için kullanılan araçlar para ve maliye politikası araçlarıdır.ödemeler bilançosu açık veren bir ülkede pa-

ra politikası (karşılık oranı, reeskont oranı, APl, kredi hacmi­ni dondumıa) ile kredi hacmi daraltılır ve faiz oranlan yüksel­tilir. Yatırımlar azalacağından milli gelir düzeyi düşer ve itha­lat azalır. Aslında ödemeler bilançosunun açık vermesi sırf bu haliyle de para arzını daraltıcı, faiz oranını yükseltici etkide bulunur.

Mallve politikası: ödemeler bilançosundaki bir açık karşısın­da, dolaysız ve dolaylı vergiler arttırılır. Vergilerdeki artış ki­şisel geliri azaltır ve bu durum marjinal tüketim eğilimine bağlı olarak yabancı mallara yapılan harcamaları azaltır. Top­lam talebi daraltmanın diğer yolu da kamu harcamalarını kıs­maktır. Kamu harcamalarının azaltılması, milli getirin düşme­sine dolayısıyla ithalatın daralmasına yol açar.

Toplam talep dolaysız biçimde etkilendiğinden maliye politi­kası para politikasına göre daha etkilidir.

  • Hartama Kavdırıcı Politikalar

Bu politikalar, harcamalann toplam hacmini değiştirmeyip sadece yerli ve yabancı mallar atasındaki dağılımım etkiler. Gelir düzeyini düşürerek: Ödemeler bilançosundaki bir açı­ğın kapatılması sırasında milli, gelirin, marjinal ithalat eğilimi­ne göre bu açığın birkaç katı düşmesine göz yummak gerek­tiği için ülkeler gelir düzeyini düşürerek dı; dengeyi sağlama yoluna pek başvurmazlar.

Döviz Kuru Değişmeleri: Döviz kuru değişikliklerinden hem sabit hem de değişken kur sistemlerinde yararlanılır. Döviz kurları sabit kur sistemlerinde hükümet kararlarıyla değişir­ken, değişken kur sisteminde arz-talep koşullarına göre ken­diliğinden oluşur.

Dolaysız Kontroller: Dolaysız kontroller ihracatı artırmaktan çok ithalatı kısmaya yöneliktir. Amaç talebi ithal mallarından yerli mallara kaydırmaktır. ■

<S> ÖNEMSİZ OLMANIN ÖNEMİ

Uluslararası ticarette, ticaretin karşılıklı yapıldığı ülkelerden birisi çok büyük diğeri çok küçük olursa, ilişkiler büyük ülkenin iç maliyet­leri veya buna yakın fiyatlardan oluşur. Küçük ülkenin meydana getir­diği arz koşullan dünya fiyatlan üzerinde etkide bulunabilecek bir se­viyede olmadığından, küçük ülke, fiyadan etkileyememekte ve fiyat-

lar biiyük ülkenin koşullarına göre belirlenmektedir. Dolayısıyla tica­ri ilişki sırasında küçük ülke mallarını büyiik ülkenin en yüksek fiyat­larından salmakta, ithalatını ise biiyük ülkenin en düşük fiyatlarından yapmaktadır. Böylece küçük Ülke dış ticaret kazançlarının büyük bir bölümünü elde etmektedir. Dıuıa uluslararası iktisatta “önemsiz Ol­manın Önemi” denir.                             :

<$> ÖZEL ÇEKME HAKLARI ;              [:

. Uluslararası Paıa Fonu (IMF) kararıyla üye ülkelere rezerv, sağla- inak amacıyla yaratılan ve karşılığı olmayan, üye {ilkelerin bunları ka­bul etmesiyle geçerlilik kazanan, .uluslararası bir likiditedir,

PORTFOLYO DENGESİ YAKLAŞIMI        .   .        .

. . . Portfolyo dengesi yaklaşımı, döviz kurlarında görülen günlük dalgalanmaları yabancı menkul değerlerin arz ve talebindeki değiş­melerle açıklamaya çalışan bir teoiridir. Portfolyo yerli vc yabancı. (dövize bağlı) menkullerle, nakit şeklindeki ulusal paralardan (elektif döviz) oluşur. Bu teoriye göre belirli bir sentıaye fonuna sahip olan yatınmcı, bu fonlannı çeşitli menkul değerler arasında o şekilde dağı­tacaktır ki, kabul edilecek risk düzeyinde portfolyosundan elde etme­yi beklediği gelir oranını maksimum yapsın, Bu amaç doğrultusunda yatırımcı portfolyosunu oluştururken, her menkul değeri teker teker ele alır ve bunlann risk ve beklenen gelir oranlarını karşılaştırır. Gelir oranlan yüksek menkulleri öncelikli tercih eder ancak çoğu kez yük­sek gelirler yüksek risklerin karşılığıdır.

<S> PRELEVMAN

Avrupa topluluğunda, topluluk dışındaki ülkelerden yapılan ta­rımsal ürün ithalatında eşik fiyatların altında bir fiyattan ithalat yapıl­masına izin verilmediğinden, ithal edilen tarım ürünü fiyatlarını eşik fiyat düzeyine yükseltici olarak alınan fark giderici bir vergidir.

  • RE-EXPORT

Bir ülkeye ithal edilen mallann önemli bir fiziki değişikliğe ugra- tılmaksızın diğer ülkelere satılmasına “re-export” denir. Bıı işlem genellikle ülkeler arası fiyat farklılıklanndan yararlanmak amacıyla gerçekleştirilir.

  • RECYCLtNG

Dış ödemeler bilançosu fazla veren Ülkelerde biriken döviz rezervlerinin, uluslararası flnans kuruluştan aracılığıyla dış ödemeler bilançosu açık veren ülkelere transferi sürecidir.

  • REEL DÖVİZ KURU

Nominal döviz kurunun enflasyonun etkisinden anndınlması ile elde edilen döviz kuruna “meldöviz kuru”denir. Reel döviz kuru bir ülkenin dış ticaretteki rekabet gücünü ölçer.

  • REZERV TRANŞI

Her üye ülkenin IMF’deki kotasının sağlam dövizlerle ödenen %25’lik dilimine “rezerv tranşı* dentr. Bu rezerv dilimi her an kullanı­labilecek niteliktedir.

  • ROYALTY

Bir lisans hakkı veya ticari marka sahibi olan kişinin bir başkası­na devrettiği bu hak ya da marka karşılığı almış olduğu bedele “royalty” denir.

<$> KYBCZYNSKİ TEOREMİ

iki mallı ve iki faktörlü bir modelde tam çalışma koşullan altında eğer tek bir faktörün arzı arttırılacak olursa, onu yoğun olarak kulla­nan malda üretim genişler, diğer malda ise daralır. Çünkü yalnız bir faktörün arttığı durumlarda bu faktör, üretim teknolojinin onu yogıın

biçimde gerektirdiği endüstride kullanacak; aızı sabit olan faktöre yo­ğun ihtiyaç duyulan endüstride ise üretim düşecektir.

<$> SATIN ALMA GÜCÜ PARİTESİ

Tek fiyat kanununun döviz piyasalarına uygulanmış şeklidir. Farklı ülke paralan arasındaki değişim oranlarının, bu paraların kendi ülkelerindeki satın alma güçleri tarafından belirlenmesidir. Ticarete konu olan ekonomik bir değerin mevcut döviz kurondan, belli bir ya­bancı paraya Çevrilmiş fiyatının her yerde aynı olması gerektiğini sa­vunur. Mutlak satın alma gücü paritesine göre bir. ülkedeki fiyatlar, cari döviz kurlarından diğer ülke paralarına dönüştürüldüğünde tüm bu ülkelerdeki fiyatlar aynı olmalıdır. Yani herlıangi bir ulusal paranın bir biriminin satın alma gücü, dünyanın her tarafında aynı olacaktır. Nispi satııı alma gücü paritesine göre kurlardaki değişme, İki ülkenin fiyat düzeylerindeki değişme yani enflasyon oranlan farkı ile orantılı­dır.

® SJDR

: (Bkz: Özel Çekme Haklan)

  • SERBEST BÖLGE

Bir ülkenin coğrafi sınırları içerisinde yer almakla birlikte o ülke­nin gümrük tarifeleri sistemine dahil olmayan ve dış ticaretin serbest­çe yapıldığı yerlerdir.

<$> SHERMAN ANTt-TRÖST KANUNU

ABD’dc onaylanan ve ekonomik tekelciliği ortadan kaldıran ya­sadır. 1800’lü yıllarda bazı gruplar, pazarlan kontrol altına atmaya, malların fıyatlannı da kendi isteklerine göre düzenlemeye çatışmışlar­dır. Tröst haline gelen bu gnıplar, çalıştırdıklan kimselere de çok az ücret ödemişlerdir. Çünkü sanayi atanında işçilerin çalışabilecekleri

başka bir alan olmamıştır. Tröstlerin bu tekelciliği de 1890’da kabul edilen ve tekelle sonuçlanacak her tür ticari birleşmeyi yasaklayan Sherman yasası ile ortadan kaldırılmıştır.

  • SIKIŞTIRMA ETKİSİ

Vadeli işlemlere dayalı piyasalarda ortaya çıkan bir durumdur. Vadeli piyasalarda alıcı ve şattalar kağıt üzerinde vadeli işlem yapar­lar. Ancak bu arada bazı spekülatörler malı fiziksel olarak gizli bir şe­kilde piyasadan satın almaya başlarlar. Vadeli piyasada satıcı pozisyo­nunda olanlardan bazıları vade günü geldiğinde fiziksel malt satın alıp borsa idaresine vermek islediklerinde piyasada maldan fiziksel olarak gereği kadar bulamamaktadırlar. Bu dunım piyasada bir korku ile be­raber malın fiziki fiyatını, daha sonra da mallann vadeli fiyatlarını ar­tırmaya başlar. Daha sonra malı daha önceden stoklamış olan spekü­latör, malını yüksek fiyattan satarak bu dunımdan rant elde eder. Buna “piyasanın sıkıştırılması” denir.

  • SINGER-PREBISCH TEZt .

Dış ticaret hadlerinin uzun dönemde tanm ürünleri ihracatçısı ül­keler aleyhine ve sanayi mamulleri ilıracatçısı gelişmiş ülkeler lehine değiştiğini savunan bu tez, bu olguyu arz ve talep faktörlerine bağlı olarak açıklamaya çalışır. Bu teoriye göre az gelişmiş ülkelerin başlıca ihraç mallarını oluşturan besin ürünleri talebinin gelir esnekliği dü­şüktür. Sanayileşmiş ülkelerde gelir düzeyi yükseldikçe bu besin ürünlerine talep anmamaktadır. Oysa az gelişmiş ülkelerdeki gelir ar­tışı, sanayi ürünleri talebini ve ithalatım kamçılar. Sanayileşmiş ülkeler ise itlıal hammaddelerinin yerine suni’lerini ikame edebilmektedirler. Aynca sanayileşmiş ülkelerde devlet, tarım kesimini, İthalat karşısında yoğun şekilde korumaktadır. Sanayileşmiş ülkelerdeki güçlü sendika­lar ve tekeller, verimlilik artışlannı yüksek ücret ve kâr şeklinde ken­dilerine alıkoymaktadırlar. Az gelişmiş Ülkelerde bu tür kummlar güç­lü olmadığı için verimlilik artışları, ihraç malı fiyatlarının düşmesine

neden olmaktadır. Gerek teknolojik yenilikler gerekse işgücünün art­ması, az gelişmiş ülkelerde ihraç malları üretimini arttırırken, bil mal­ların fiyatlarının düşmesine yol açar. Bütün bu etkenlere bağlı olarak “Sirıger-Prebisch tezi”, ihracat fiyatları endeksinin ithalat fiyatları en­deksine bölünmesiyle bulunan dış ticaret hadlerinin az gelişmiş ülke­ler, aleyhine seyrederek bıı ülkeleri fakirleştirdiğini savunmakladır,

<§> SINIR VERGİSİ DÜZENLEMELERİ     \                ^

Gümrük tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasi(GATT) hükümleri. uyarınca yapılan bir mali uygulamadır,’ Buna göre, ithal edilen mallar, ithalatçı ülkedeki vergilerin tümüne veya bir kısmına tabi iken, reek- sport edilen mallar ihracatçı ülkedeki vergilerin tümünden veya bir ? kısmından muaf tutulur. Düşük çevre standartlan dolayısıyla ihracatçı ülkede, ithalatçı ülkeden daha düşük, fiyatla üretilen malın ithali üzer- : ine konulan ek tarife olarak da tanımlanmaktadır. ■                         •     >’.   ■     …. .

SOYUT DIŞ TİCARET TEORİSİ   ,                      V  ;        i

Uluslar arası ticaret teorisine ilişkin analizleri, bazı aşın basitleşti­rici varsayımlar altında ülkelerin birbirleıiyle yapmakta oldukları tica­retin temelini, yani dış ticaret kazançlarını, dış ticaretin bileşimi ve gö­receli reel fiyat ilişkilerini açıklamaya yönelik bir bilimsel faaliyet ala-; nı olarak tanımlama olanağı vardır. Teori kurma çalışmalarının dayan­dığı soyutlama işlemi dolayısıyla teoriye “soyut dış ticaret teorisi” de­nilmektedir.

<S> STAND-BY ANLAŞMASI

IMF’ nin ihtiyaç içine düşen üye ülkelere destek vermek amacıy­la yaptığı düzenlemeleri içeren anlaşmalara “stand-by anlaşmaları” denir.

<§> STF.RATFJİK DIŞ TİCARET POLİTİKASI

Teoriye göre, sanayileşmiş bir ülke, koruyucu dış ticaret önlem­lerinden olan sübvansiyon ve vergiden geçici olarak yararlanarak ge-

lecekte hızlı büyüme için kilit kabıı] edilen endüstrilerin özendirilme- siyle karşılaştırmalı üstünlük yaratabilir, özellikle dışsallığa konu olan sanayiler hedef sanayiler olarak seçilir ve bu sanayilerde kamu deste­ği ve müdahaleler yoluyla toplam faktör verimliliği artışı ekonominin genelinden daha hızlı hale gelir. Böylece “stratejik” bir davranışla bu imkânı kullanan ülkeler rakip ülkeye karşı bir avantaj sağlamakta ve büyümeleri daha hızlı olmaktadır. Hedef endüstrilerin özendirilmesi dolayısıyla sağlanan dışsal ekonomilerden bütün ülke yararlanır ve böylece gelecekteki büyüme olanaklan arttırılmış olur. Ancak ekono­minin her alanı benzer dışsal ekonomilere konuysa herhangi bir sek­törü özel olarak desteklemeye gerek yoknır. Yaygın olan dışsallık tür­lerine göre müdahale derecesini ayarlamak, refah açısından daha uy­gundur. Burada önemli olan nokta doğru endüstrileri öncü olarak seç­mek, uygun zamanda ve yerinde politikalarla doğru firmalara destek vennektir. Ayrıca GATT kıırallan ihracat sübvansiyonlannı yasakladı­ğı için teorik olarak mümkün olan bu teşviklere uygulamada İmkân tanınmamaktadır. Bunun yerine GATTın da tavsiye ettiği araştırma- geliştirme çalışmalarının sübvanse edilmesi önerilmektedir.

SWAP ANLAŞMALARI

İki ülke merkez bankaları arasında imzalanan ve ulusal paralann değişimini öngören anlaşmalardır,

  • Faiz stvapian: Finansal piyasalarda farklı kredibiliteye sahip iki tarafın, aynı para birimli fakat farklı faiz tabanına dayalı ödeme yükümlülüklerinin birbiriyle değişimidir.
  • Döviz stvapian Anında teslim kaydıyla satılan dövizin gele­cekte belli bir süre sonra tekrar satın alınması söz konusudur. Ya da tersine, anında teslim koşuluyla satın alınan bir dövizin gelecekte teslim edilmek üzere yeniden satılmasıdır.

<î> $WİNG KREDİ

Aralarında ticareti kliring anlaşmalan ııyannca yürüten Ülkelerde kullanılan bir kredi türüdür. Kliring sisteminde ihracat bedellerinin

Uluslararası İktisat

tahsili, merkez bankasında yeterli ulusal para birikmemesi nedeniyle her zaman kolay otamayabilir. Bıı durumda söz konusu ülke merkez bankası, kliring hesabına swing kredisi (hareketli kredi) açarak, ihra­cat bedellerinin ödenmesine yardsmcı olur.

<§> SWİTCHIÎCAHET

Kliring anlaşmalarında dönem sonunda dengenin kendiliğinden sağlanamadığı durumlarda,, alacaklı tarafın borçlu taraftan alabileceği. uygun mallar da bulunmuyorsa, söz .konuşu ülkenin bu alacağını üçüncü bir ülkeye aktarmasına yönelik anlaşmalara :”sıintch ticaret”

  • denir:: . ;                            .            ‘^T :    :

<£ TAKAS.           .                                               ‘!. “!    •

. Bir ülkedeki ihracatçı, diğer ülkedeki ithalatçıya sattığı malın kar­şılığını ondan alacağı mal ile tahsil.etmesidir.

TÜRKİYE

İthalatçı A Ödeme TL İthalatçı C

ABD

İthalatçı B Ödeme $ İthalatçı D

Tütün

Motor

Bıı en ilkel takas şeklidir. Ticaretteki firma sayısına göre 2, 3, 4’lü takas olabilir. Yukarıdaki örneğe göre tütün A’dan B’ye, motor D’den C’ye gönderilmiş olmakta; borçlular da aralarında anlaşarak hiç döviz işlemi kullanılmadan ödemeler ulusal paralar cinsiden yapılarak tica­ret gerçekleştirilmiş olmaktadır.

<§• TAMPON STOKLAR

Uluslararası ticarette, uluslararası temel mallann fiyatlarında belli bir istikrar sağlamak, bu malların fiyatlarını belirlenen alt ve üst sınırlar arasında tutabilmek amacıyla yaratılan stoklara “tampon stoklar” denir.

  • TARİFE DIŞI ENGELLER

Gümrük tarifeleri dışında, genellikle döviz çıkışına yol açan İşlemleri kısıtlamak için hükümetin tek taraflı karan ile konulan mü­dahale önlemleridir. Dış ticaret politikası araçlarından olan tarife dışı engellere şunlar Örnektir.

  • Miktar Kısıtlamaları: Devletin ithalatı doğrudan doğruya be­lirli miktarla sınırlandırmasına dayanan uygulamaları kapsar. Bunlar ithalat kotlan, ithalat yasaklamaları ve döviz kontrolü gibi önlemlerden oluşur. Fiyat mekanizmasını kaldırıp yerine hükümet yetkililerinin kararlanın geçirdikleri için kaynak da­ğılımı açısından oldukça sakıncalı sonuçlar doğurabilir.
  • Tarife benzeri faktörler: Gümrük tarifeleri gibi ithalatı pahalı- laştırıp yerli üretimin kârlılığını arttıran, yani fiyat mekanizma­sı yoluyla serbest ticarete müdahale niteliğinde olan önlemle­re tarife benzerleri adı verilebilir, örneğin çoklu kur uygula­maları yerli katkı oranlan, ithal ikamesi endüstrilerine verilen sübvansiyonlar v.b.
  • Görünmez Engeller: Bu önlemler devletin, halk sağlığı, çevre­nin korunması veya kamu güvenliği gibi nedenlerle çıkartmış olduğu idari, teknik düzenleme veya standartları içerir. Her ne kadar konuluş amaçlan farklı olsa da dış ticareti sınırlandırdık­tan ölçüde bir tür dış ticaret engeli niteliği taşır.
  • Gönüllü İhracat Kısıtlamaları: Bunlar itlıalatçı ülkenin piya^. sasım bozduğu gerekçesi ile üretici ülkelerin mal ihracını sı­nırlandırmaya yönelik bir tür kota uygulamasıdır, ithalat kota- lanndan farklan ithalatçı ve ihracatçı ülkeler arasında bir an­laşmaya dayanması ve karşı tarafın ihracau üzerine konulmuş olmalandır. Bunlara aynı zamanda “ihracat kotalan” da denir.

<$> TEKLİF EĞRİLERİ (A. MARSHALL)

Ülkenin belli miktar veya hacimdeki ithal malı karşılığında öner­diği ihraç malı tutanna teklif adı verilir. Buna göre bir teklif, ayru an­da şu üç şeyi ifade eder: tlıraç miktarı, ithal miktan ve uluslararası fi-

yat oranı, Ülkenin ticaret hacmi değiştikçe Dikenin teklifleri de değişir. Bıı anlamda ithal malı birer birim artırılırken, bunların karşılığında ül­kenin kendi malından önereceği miktarları gösteren eğriye “teklif eğ­rileri” denir. Teklif eğrisi üzerindeki her nokta, hem teklif ve talep edi- .. len noktaları hem ele bunların birbirine oranı olan uhıslararası görece­li fiyatı yani ticaret hadlerini gösterir.

<§> TEKNOLOJİ AÇIĞI TEORİSİ (POSNER) ;

Bu teoriye göre yeni bir mal veya, liretini süreci bulan sanayileş-.

  • miş ülke bit malların .ilk ihracatçısı olmaktadır. Ancak teknoloji za- : manhı.taklit yoluyla.Öteki ülkelerin eline geçtikten sonra o ülkeler emeğin ucuzluğu, veya doğal kaynağın bolluğu gibi nedenlerle söz konusu mali ilk icat edenden daha ucuza üretmeye başlarlar. Az geliş­miş ülkelerin (AGÜ) bu malı daha ucuza üretmeye başlamasıyla, ihra­catçı pozisyonundaki gelişmiş ülkeler ithalatçı durumuna düşerler. Bu duruma Posner “Teknoloji Açığı Teorisi’’

<$> TERCİHLERDE BENZERLİK TEORİSİ (&LİNDER) i

……. Sanayi ürünleri ticaretine uygulanabilen bıı teoriye göre, lıomo-

jen nitelikte olmayan ürünlerin ticareti üretim maliyetlerinden çok ülkeler arasındaki zevk ve tercihlerin benzerliğine bağlıdır. Yani sana­yi mallan üzerindeki ticareti belirleyen asıl faktör arz koşullanndan çok talep koşullarıdır. Linder’e göre talep edilen sanayi mallarının tür­leri ile kalitesi, büyük ölçüde ülkenin kişi başına düşen milli gelir dü­zeyine bağlıdır. Dolayısıyla, bir sanayi ülkesinin mallan yüksek olası­lıkla aynı tercihlere sahip öteki sanayileşmiş ülkelerce talep edilecek­tir. Dünya ticareti büyük bölümünün sanayileşmiş ülkeler arasında ya­pılması da bu görüşe destek sağlar.

<$« TERCİHLİ TİCARET ANLAŞMALARI

Anlaşmaya üye olan ülkelerin tek yanlı veya karşılıklı olarak be­lirli mallar üzerindeki gümrük tarifelerinde indirimde bulunarak oluş- turduklan iktisadi birleşme türüne ‘Tercihli Ticaret Anlaşmaları” adı verilmektedir.

TRANSFER FİYATLANDIRMASI

Çok uluslu şirketlerin, ana merkezi ile yurt dışındaki şubesi veya iki farklı Ülkedeki şubesi arasında yapılan mal alış verişlerine uygula­nan flyatlamaya “transferfiyatlandırması” denir, Çok uluslu şirketler, merkezleri ile şubeleri arasında hammadde, yan mamul veya nihai mal alım satımına sıkça başvurmaktadırlar. Bazen bu tür uygulamalar­da ana şirket tarafından dünya piyasalanna göre yüksek fiyatlar uygu­lanır, böylece de şirketin karlan alıcı dunundaki şubeden satıcı du­nundaki merkeze veya diğer bir şubeye aktanlmış olur.

  • TRÖST

Birden fazla işletmenin iktisadi, mali ve teknik güçlerini bir araya getirerek tek bir işletme halinde birleşmeleri ile ortaya çıkan iktisadi kuruluşa “tröst” denir,

  • TÜREV PİYASALAR

Takas, opsiyon vadeli işlemlere dayalı faaliyetlerin yürütüldüğü piyasalara “türev piyasalar” denir. Vadeli işlemlerin ortak özelliği, İlerideki bir tarihte teslimatı yapılmak üzere herhangi bir malın ya da finansal aracın bugünden alım satımının yapılmasıdır. Vadeli piyasa­larda işlem yapan alıcı ve satıcı taraflar, vade sonundan önce istedik­leri anda borsada aynı Özellikleri taşıyan bir başka sözleşmeye ters yönde taraf olarak pozisyonlarını kapatabilirler. Mali aracı kurumlann ve yatırım şirketyerinin portföylerinde bulunan hazine borç senetleri, bu piyasaların en çok işlem gören mali araçlan arasındadır. Aynca bu piyasalarda, mali aracın kendisi dışında sadece getirileri de alınıp satılmaktadır.

<$> ULUSLARARASI BORÇLULUK DENGESİ

Bir ülkenin bellili bir ana kadar birikmiş dış borç ve dış alacakla- nnı gösteren tabloya “Uluslararası Borçluluk Dengesi” denir.

<$> UYUM YARDIMLARI

Düşük fiyatlı yabancı mal ithalatından zarara uğrayan yedi işçi ve endüstrilere, başka alanlara kaymaları veya yeni mesleklere uyum sağlayabilmek üzeıe yeniden eğitilmeleri için söz konusu ülke hükü­metleri tarafından sağlanan mali yardımlara “uyum yardımları” denir.

<$> ÜÇGEN ARBİTRAJ

. Bkz. Üç-Uçlıı Arbitraj

ÜÇ-UÇLU ARBİTRAJ

iki ulusal para arasında dolaylı yoldan elde edilen çapraz kur ile dolaysız kur arasındaki farklılıktan kaynaklanan arbitraj üç-uçlıı arbit­raj veya üçgen arbitraj olarak ifade edilmektedir.

<$> ÜRÜN DÖNEMLERİ TEOREMİ

R.Vernon tarafından onaya atılan btı teori, teknoloji açığı hipote­zinin genelleştirilmiş ve geliştirilmiş bir şeklidir. Teoride öne sürülen görüşe göre, bazı ülkeler halen var olan inallarda bazıları da yeni mal­lar üretiminde uzmanlaşır. Ancak kritik önem taşıyan varsayım şu ki bir mal, yeni mal durumundan eski mal biçimindeki yaşam dönemle­rine geçerken üretimin coğrafi yeri de değişir. Vernon’a göre yeni ma­lın üretimi önce ufak çapta yapılır. Üretim sürdürüldükçe üretime iliş­kin sorunlar çözümlenir ve ürün geliştirilir. İlk aşamadaki ufak ölçek­li üretim, ihracata değil iç talebi karşılamaya yöneliktir. Ayrıca, başlan­gıçta üretimin tükeüdye yakm yerde gerçekleştirilmesi gerekir. Bura­da yalnızca yurtiçi firmalar yeni teknolojiye sahip olduklarından, üre­tim yeniliği bulan firmanın ülkesinde yapılır. İkinci aşamada, ürün he­men hemen olgunlaşmıştır. Bu aşamada üretim hızlandırılır, satışlar önce İç piyasaya yönelik olup daha sonrasından ihracata başlanır. Böylece malın iç tüketimi ve iç üretimi artar, fakat dışarıda gelişen bir talep de bulunduğu için üretimdeki artış hızı çok daha yüksektir. Üre­tici firma halen yeni teknolojiyi tek başına elinde tutmaktadır. Üçüncü aşamada, yenilikçi firma içte ve dışta teknoloji lisansı vermeyi kârlı bulmaya başlar. Böylece taklitçi durumundaki firmalar üretime başla­mış olurlar ve ithalatları azalmaya başlar. Dördüncü aşamada yenilik­çi firmanın ihracatı azalarak sona erer. Zira artık piyasayı malın lisan­sını alan düşük maliyetli yeni üreticiler ele geçirmiştir. Bundan böyle taklitçi firmalar ihracata başlarlar. Yenilikçi ülkenin iç piyasası yerli üretim yerine ithalatla karşılanmaya başlanınca beşinci aşamaya geçil­miş olunur. Beşinci aşamada, artık teknoloji dünya ülkelerine tümüy­le yayılmış ve üretimi sınırlandıran lisanslar da sona ermiş, yanı tekno­loji bir tür serbest mal durumuna gelmiştir. Yenilikçi ülke, kendi iç pi­yasasında tamamen devre dışı bırakılınca ürün dönemleri tamamlan­mış olur. Son aşamada artık icatçı malı ithal etmeye başlar, ihracat tü­müyle taklitçiler tarafından yapılır.

<3> YASAKLAYICI TARİFE

Uygulandığı malın ithalini sıfıra düşürecek kadar yüksek oranlı olan tarifeye “yasaklayıcı tarife” denir.

4> YENİ KORUMACILIK

Sanayileşmiş Ülkelerde, özellikle 1970’lerin ikinci yarısında önem kazanan ve tarife dışı ithalat kısıtlamalarının yaygınlaşması biçimini alan dış ticaret politikasıdır, Temelinde, sanayileşmiş ülkelerde büyü­yen ve daha çok emek-yoğun sanayi dallarını etkisi altına alan dur­gunluk ve işsizlik vardır. Yeni korumacılık; ithalat kotalan, ithal izni­nin lisansla belli ithalatçılara verilmesi, sağlık, güvenlik ve standardi­zasyon koşullarını taşımadığı gerekçesiyle az gelişmiş ülkelerden ge­len ithal mallarının limanlarda bekletilmesi ya da az gelişmiş ülkeler­den ithalatın gönüllü ihraç kotaları ile kısıtlanması gibi biçimler al­maktadır. Az gelişmiş ülkelerin tekstil, hazır giyim, deri mamulleri, İş­lenmiş besin ürünleri, hassas aletler ve elektronik cihazlar ihracatını olumsuz yönde etkilemektedir.

  • YIKICI DAMPİNG

Yıkıcı damping, ihracatçı firmanın yabancı piyasayı ele geçire­bilmek ve o piyasada monopol oluşturabilmek için, yerli firmalann dayanamayacağı kadar düşük fiyatlardan o piyasaya mal satmasıdır.

h A L K 1 N M t\ v c I’,. Yl Y İ’j M C I K ı

<$> AZ GELİŞMİŞ ÜLKELERİN ÖZELLİKLERİ

o Kişi başına düşen gelir düşük seviyelerdedir

  • Nüfus artışı çok fazladır

® Gelir dağılımı adaletsizliği çok yüksektir

: • Tarım sektörünün hakimiyeti mevcuttur

  • îlkel mal ihracatçısı konumunda olup sanayi mallan ithalatçı-

sidir. İhracatları çeşitlilik gösterme?                  ,

  • ‘ Sermaye piyasası gelişmemiştir :\ ■
  • Organizasyonda bozukluk vardır, yani girişimci kıtlığı vardır

BEŞERİ SERMAYE

“Beseri sermaye”, daha iyi eğitilmiş ve beceri kazandırılmış, den­geli ve sağlıklı beslenebilen, ktıltürlü bir insan kaynağıdır. Beşeri sermayenin geliştirilmesine yönelik faaliyetler şunlardır; .

» Sağlık tesisleri ve hizmetlerinin geniş anlamda geliştirilmesi

o   İş başında yetiştirmeye yönelik faaliyetler .

« Tanmsal bilgiyi yaymaya yönelik programlı faaliyetler » Değişen iş fırsatlarına karşı birey ve ailelerin adaptasyonları­nı sağlayacak organizasyonlar ® ilk, orta ve yüksek düzeydeki eğicimin forma! yönden orga­nizasyonuna yönelik faaliyetler

<$> BÜYÜME-KALKINMA FARKI

Büyümede mevcııt ekonomik yapı esas alınır ve müdahale yok­tur. Yani kendıliğindenlik temel alınmaktadır. Kalkınmada ise mevcut ekonomik yapıya razı olunmayarak bunun değiştirilmesi ve gelişmesi esas alınır ve değişmelere müdahale edilerek yönlendirme yapılır.

<» DENGELİ KALKINMA MODELLERİ

Dengeli kalkınma, kalkınma halindeki ekonomilerde bütün sek­törlerin birlikte aynı anda geliştirilmesi düşüncesi üzerine kurulmuş modeldir. Dengeli kalkınma modellerinin temelinde piyasa mekaniz­masının kaynaklann dağılımını azgelişmiş ekonomilerde yeterince sağlayamadığı düşüncesi vardır. Dengeli kalkınma, taraftarları devle­tin ekonomiye bir plân dâhilinde müdahale etmesi gerektiğini ve kay­nakla nn ekonomi içerisinde dağılımım gerçekleştirirken bir uygunluk, bir tamamlaşmanın olması gerektiğini savunan savunurlar. Yatınm projeleri tek tek sektörler açısından ele alındığında kârsız olduğu hal­de toplu olarak ele alındığında kirli olacak ve böylece dengeli kalkın­ma sağlanabilecektir. Bu görüşü savunan iktisatçılar yatırımların geniş bir alana dengeli şekilde dağıtılması gerektiği görüşündedirler.

  • DENGESİZ BÜYÜME KUKAMI (BAUMOL)

Baumol İktisadi faaliyetleri sermaye yoğun ve emek yoğun olmak üzere iki grupta toplamakta ve iki sektörlü bir ekonomi modeli geliş­tirmektedir. Birincisi, ekonomide teknolojik gelişmelerden yararla­nan, dolayısıyla sermaye yoğun faaliyetlerde bulunan ilerici-verimli sektör yani özel sektör; İkincisi, daha çok emek yoğun faaliyetlerde bulunan, böylece özel sektöre göre ilerici olmayan üretim verimliliği düşük sektördür. Kamu sektörü, sözü edilen ikinci grup sektör niteli­ğindedir. BaumoPa göre, teknolojik gelişmelerin görece yavaş olduğu kamu sektöründe üretim maliyeti njsbi olarak artacaktır. Bundan do­layı kamu sektörü ekonomide dengesiz büyümeye neden olmakta, dolayısıyla ekonomik büyümeyi yavaşlatmaktadır. Baumol bu tezini üç temel varsayıma dayandırmaktadır: 1) Emek maliyetleri dışındaki diğer maliyetler önemsenmez ve emek gücü sayıca sabittir. 2) Emek piyasalanndakl hareketlilik nedeniyle ücretler, her iki sektörde de bir­likte aıtar, düşer ve uzun dönemde eşitlenir. 3) Emeğin fiyatı (ücret), ilerici sektörde adam/saat başına verimlilik artışına eşit olarak aıtar. Baumol teknolojinin, emeğin verimliliğini belirleyen önemli bir öğe

olduğunu; kamu kesiminin doğası gereği maliyet düşürücü teknoloji­lerin kullanılmaması nedeniyle özel kesime oranla üretim artışı sağla­mazken, emeğin fiyatının bu kesimdeki ile aynı oranda anmasıyla ka­mu hizmetlerinin birim maliyetinin, özel kesimdeki birim maliyetlere oranla artacağını ileri sürmektedir. Diğer taraftan kamu sektöründe emeğin fiyatındaki artışlar verimlilik artışı ile telafi edilemeyecek ve verimliliğin sabit kaldığı durumda ise, emeğin fiyatındaki her artış re- el maliyetleri aynı oranda arttıracaktır. Ayrıca emek açısından, kendin- ilen yüksek verimlilik beklenmediği ve ancak fiyatının özel sektörie aynı düzeyde tutulduğu kamu sektörü cazip hale gelecektir. Bu du­rum, özel sektör için emek gücü arzında daralma yaratacağından, ar­zu edilir değildir ve ekonomik büyüme üzerinde olumsuz sonuçlar ya- yatacaktır. Çünkü bu durum, ekonominin toplam verimlilik düzeyin­deki artışın, emek gücü kullanımındaki artış hızının gerisinde kalma­sına neden olacaktır. Eğer verimliliği artmayan sektör, ekonomi için­deki payım korumaya devam ederse, verimlilik artışı yaratan sektörün kaynaklarını emecek ve ekonominin büyüme hızı düşecektir. Baumol iç güvenlik, eğitim, sosyal refah, sağlık, yönetim- planlama ve denet­leme gibi yerel yönetimler tarafından sunuJan hizmetlerin emek yo­ğun, dolayısıyla verimlilik artışının sınırlı olduğunu, bu nedenle yerel yönelimlerin ilerici olmayan sektör niteliğinde olduğunu savunmakta­dır. Baumol eğilim, sağlık, semtlerin suçtan arındırılması gibi yerel yö­netim Iıizmeilerinde bilgisayar ve diğer aygıtlar ile teknoloji yoğunlu­ğu arttırılsa dahi, örneğin hekimin tekil dikkatinin yerini alabilecek hiçbir ikame öğenin söz konusu olmadığını, talebin fiyat esnekliğinin inelastik olduğunu ifade etmektedir. “Bu dorum, üretimde verimlilik artışı görece geri kalan ve maliyeti yükselen mallara olan talebin -ma­liyet ve fiyat artışına rağmen düşmemesini sağlamaktadır. Fakat bu kez bıi mallar veya hizmetlerden elde edilen kârlar yetersiz kalacağı için üretimlerine devam edilmeyerek piyasadan çekilecekleri veya an­cak devlet desteği ile üretimlerine devam edilebileceği iddia edilmek­tedir”. O halde piyasa aksaklıkları kamu kesiminin büyümesinin

önemli bir nedenidir. Özel kesimin saf kamusal mallar, doğal tekeller, ölçek ekonomileri, piyasa esneksizlikleri, bilgi yetersizlikleri vs. gibi piyasa aksaklıkları nedeniyle üretemedlği mal ve hizmetleri kamu ke­siminin üretmesi, kamu kesiminin büyümesine yol açacaktır. Hizmet­lerin üretim maliyetlerinin giderek artması da yerel harcamaların artı­şını hızlandırmakta, sonuçta kentlerin bütçeleri yetersiz kalmakta ve kentsel mali kriz ortaya çıkmaktadır.

  • DOLAYSIZ GELİR ETKİSİ

Tarımsal emek fazlası, tarımsal olmayan sektöre transfer edildi­ğinde tarımsal sektörde kalanlar kendilerini önceye göre daha rahat hissedebileceklerinden, üretimlerinin daha fazlasını tüketebilirler. Ba­na “dolaysız gelir etkisi ” denir.

  • DÜŞÜK DÜZEY DENGE TUZAĞI (NELSON)

Hızlı nüfus artışının kalkınmadaki gecik­tirici etkisi iki türlü olmaktadır. Birincisi; hızlı nüfus artışı, ser­maye birikiminin ih­tiyaç duyduğu ge­rekli tasarruf miktarı­nı sağlamaya yeterli olacak kişi başına gelir artışına izin ver­meyebilir. İkincisi; hızlı nüfus artışı, kentsel işsizliğin büyüyebilmesi ya da tanmsal sektördeki verimliliği azaltacak şekilde kırsal işsizliğin şiddetlenebilmesine sebep olabilir. Şekilde görülen s – x noktasında nüfus durağan, tasarruflar sıfır olduğunda iken gelir de durağandır. Bu noktanın sag tarafındaki (a) noktasına kadar olan bölümde gelirde meydana gelen artış, nüfusta meydana gelen artıştan her zaman az ol-

dıığu için, daima mevcut tuzak neticesinde denge noktası s-x nokta­sına kaymaktadır. Yani (A) aralığında oluşan akım her zaman geçim­lik düzeye kaymaya mecburdur. Bu durum “düşük düzey denge tuza­ğım” ifade eder. Düşük düzey denge tuzağından kurtulabilmek için dengeye (a) noktasında gelinmek zorundadır. Bunu sağlamak için de iki yol vardır:                                                   .

« ‘ Kaynakların daha iyi dagıumı veya teknik ilerleme ile gelir .

artışı yani üretim eğrisini.yukarı doğru kaydırmak lazımdır.

  • : Doğum oranında kendiliğinden meydana gelen bir düşme ;
  • veya doğum kontrolü programlarıyla niifus artışını denetim : altına alarak, niifus arlı.ş eğrisini aşağı doğru kaydırmak ge-,

reklidir.

  • EKONOMİK BÜYÜME

‘’Ekonomik büyüme”, ekonomik yapıda herhangi bir değişme ol­madan, toplam üretimde veya GSMl-l’de belli bir zaman aralığında meydana gelen artışlardır. Kısaca bir ülkenin milli gelirinin bir önceki yıla göre gösterdiği artış oranıdır. Bu dıırum reel büyüme oranı ve nominal büyüme oranı olmak üzere iki şekilde ölçülür.

<$• EKONOMİK BÜYÜME AŞAMALARI (ROSTOW)

Rostow’a göre ekonomik büyüme beş aşamadan oluşmaktadır. Rostow bu aşamaları şu şekilde değerlendirir;

  1. Geleneksel Toplum Aşamast

Kaynakların çok büyük kısmı tanma ayrılır. Tarım, toplam emek gücünün %75’inden fazlasını barındırır. Kaderci zihni­yet hakimdir ve aile ile ldân bağları büyük rol oynar.

  1. Haztrhh Aşamasındaki Toptum

Öncelikle sosyal sabit sermayeCıılaşunma vb) yatırımlarıyla uğraşılır. Zaten ön koşul altyapı yatırımlarının oluşturulması ve tarımdan sanayiye geçiş için hazırlık yapılmasıdır. Ros- tow’a göre sanayiye fon akıarma önce toprak reformu yapı-

larak daha sonra da girişimci ve toprak sahiplerinin kendi isteğiyle sanayiye geçmeleri ile sağlanacaktır.

  1. Kalkışa Geçiş Aşamasındaki Toplum (Tahe qff) Sanayileşmenin ilk evresini alır. Bunun için çoğu kez güçlü bir uyarıcı vardır. Gerçekleşmesi için, “önder sektörün’ varlı­ğı, başlatılan gelişmeyi sürükleyecek siyasi ortamın varlığı, yüksek hızla gelişen birden fazla imalat sektörün varlığı gibi Ön koşullara sahiptir.
  2. Olgunluk Aşamastndaki Toptum

Ekonomik faaliyetler düzenli bir şekilde gelişmeye, modem teknoloji her alana yayılmaya başlar. Milli gelirin % 10-20’si devamlı üretken yatınmlara aktarılır ve gelir artışı nüfus artı­şının üstüne çıkmıştır.

  • Tüketim Aşamastndaki Toplum

Kaynaklar gittikçe tüketim mallanna ve kitlesel düzeyde hiz­met çeşitlerine aktanlmaya başlanmıştır. Bu dönemde şu he­defler ön plandadır: refah devletini oluşturma, dayanıklı tü­ketim mallan üretmek, dış politika ve askeri alanda güç ve nüfuza sahip olmaya yönelmek.

<§> FAKİRLİK ÇEMBERİ

(Bkz: Kısır Döngü Hipotezi)

<$> HARROD-DOMAR MODELİ

Harrod-Domar modeli, Keynes’in ihmal ettiği yatırımların kapa­site arttırıcı etkisini analize sokmuştur. Bu büyüme teorisi toplam ta­lep, üretim ve istihdam arasındaki İlişkileri açıklayarak ekonominin büyüme hızını belirlerken iki kavrama dikkaüeri çeker. Bu kavramlar sırasıyla “marjinal tasarruf oram” ve *sermaye basıla katsayısıdır ” Bir ekonomide yatırım miktarı tasarruf hacmine eşit olduğunda (S -1) söz konusu ekonomi marjinal tasarruf eğilimi ile sermaye hasıla katsa­yısı tarafından belirlenen oranda büyüyecektir.

  • Marjinal Tasarruf eğilimi: Harrod-Domar modelinde tasar­ruf, Keynesyen görüşte oldugıı gibi gelirin tüketilmeyen kıs­mını ifade etmektedir. Ortalama ve marjinal tasarruf eğilimi birbirine eşittir ve bu tasarruf miktarı, tam istihdam dengesi­ hin gerçekleştiği 5-1 eşitliğinde tümü yatırıma dönüşen ta*

sarnıf miktarını ifade etmektedir.

  • Sermaye bastia katsayısı (k): Biı; ekonomide bir birimlik ürün elde edebilmek için ne kadarhk yatırım yapılması ge-

. . , … . . rektiğini, göstermektedir. Sermaye lıasıta katsayısının tersi ise ;

sermayenin verimliliğini. ifade etmektedir. I-IarroÜ-Domar .. modelinde sermayenin marjinal ve ortalama verimliliği bir bi-; ;• ..                                                  ıime eşittir. ‘            VÎ:;>   ,

. Her üretken yatırım, ekonomideki yatırım.mallarının miktarını,’ arttınrken, aynı zamanda ekonominin üretim kapasitesini de arttır­maktadır. Bir ekonomide 1 birim kadar yatırım yapıldığında, ekono- = minin üretim kapasitesinde DY kadar artışa neden olur diyelim. DY . aynı zamanda sermayenin marjinal verimliliğine (g) de bağlıdır.,

  • AY = I.y

,1 – S bıı eşitlikteki S şöyle yazılabilir: S – sY

  • – sY

AY “ I. y eşitliğinde I yerine sY koyduğumuzda AY – sY . y elde edilir ve her iki taraf Y’ ye bölünürse

AY/Y = s. y

Büyüme hızı            büyüme hızının marjinal tasarruf eğilimi

ile yatırımın marjinal verimliliğine bağlı olduğunu göstermektedir.

yatırımın marjinal verimliliği, sermaye hasıla katsayısının tersine eşit olduğuna göre g = 1 / k’ dır.

AY/Y » s / k

Harrod-Domar büyüme modeline göre bir ekonomide büyüme oranı sermaye hasıla katsayısı ile marjinal tasarruf oranına bağlıdır. Ancak marjinal tasarruf oranı ile doğru, marjinal sermaye hasıla katsa­yısı ile ters yönlüdür. Yani bir ekonomide tasarruf oranı ne denli bü­yük ve sermaye hasıla katsayısı ne kadar küçükse, o ekonominin bü­yüme hızı o denli büyük olacaktır.

$ HERSCHMAN MODEIİ

Hirschman’a göre iktisadi karar mekanizmalarını harekete geçire­bilmek için ekonomide darlıklar yaratılması gerekir. Darlıkların baskısı karar mekanizmalarını harekete geçirmek için uyaracak, üre­tim kaynaklan miktarını arttırmak için bir dürtü olacaktır. Bu modele göre yatırımların planlı bir şekilde eş zamanlı olarak tüm sektörlere yapılması beklenemez. Zaten az gelemi? ekonomilerdeki kaynak yetersizliği buna engel teşkil etmektedir. Ekonominin stratejik büyüme noktaları seçilip geliştirilmeli, büyümenin bu noktalardan diğerlerine, bir firmadan diğerine yansıması piyasa ekonomisinin işleyişine bırakılmalıdır. Böylece hem sosyal sermaye yatırımlarının çok büyük bir orana çıkmasına gerek kalmaz, hem de piyasadaki karar merkezleri harekete geçmiş olur. Hirschman, özellikle gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere ülkelerin zaten kıt olan kaynaklarını tüm ülkeye azar azar dağıtmak yerine belirli bölgelere ve endüstrilere yoğunlaştırarak daha karlı ve üretken olabileceklerini savunmaktadır. Ona göre kalkınma Özellikle belli sektörlerin öncülüğünde devam edecektir. Daha gerideki sektörler önde giden sektörlerden etkilenecek yatırımlarını arttıracaklardır. Dolayısıyla özendirilmiş yatırım veya belirli bölgelere yapılacak yatırımların cazip hale getirilmesi fikri öne çıkmaktadır.

<$> İÇSEL BÜYÜME TEORİSİ

Girişimcilerin daha fazla kâr elde etmek için yaptıkları tercihlere göre teknolojilerini değiştirmelerini temel alan bir büyüme teorisidir. Dolayısıyla yeni geliştirilen bu büyüme teorisinde teknoloji içseldir.

İçsel büyüme, piyasa ekonomisiyle ilgili dön gerçeği göz önünde bu­lundurmaktadır:

® Buluşlar tercihlere vc eylemlere bağlıdır.

  • Buluşlar kâr getiricidir,
  • Buluşlar aynı anda pek çok insan tarafından kullanılabilir.
  • Fiziksel faaliyetler kopya edilebilir.

Bu bağlamda ekonomide daha hızlı büyüme sağlamak için hem sermayenin büyüme oranının hem de teknolojik ilerlemenin arttırıl­ması gerekir. İçsel büyüme teorisinin geliştirilmesinde esin kaynağını “Uzak Doğu Kaplanları” adıyla bilinen Kore, Singapur, Tahvan, Hong Kong ve Çin’in 1980’li ve 1990’lı yıllarda yaratıkları mucize oluştur­maktadır. Bu ülkelerin yaşadıkları hızlı ekonomik büyümenin gerisin­de şu üç olgu yatmaktadır;

  • Yiiksek tasarruf oram

:® Beşeri sermayeye yönelik yüksek yatırım oranı

» İleri teknoloji kullanan endüstrilerde yaparak öğrenme

Uzak Doğu Kaplanları adı verilen bu ülkeler gelirlerinin büyük bir oranını tasarruf etmişlerdir. Yüksek tasarruf oranı, bir ülkenin hız­la fiziksel sermaye birikimi sağlamasına, hızlı bir şekilde beşeri serma­ye üzerine yatırım yapmasına ve böylece yeni teknolojilere çok yakın olmalarına olanak vermektedir.

<8> İKTİSADİ KALKINMADA TABIMIN ROLÜ

Az gelişmiş ekonomilerde tarım sektörünün önemi, milli gelirin bileşiminde tarım sektörünün büyüklüğünden ve faal nüfusun büyük çoğunluğunun tarım sektöründe çalışmasından ve yaşamasından ileri gelir. Az gelişmiş ekonomiler iktisadi kalkınmalarını dengeli bir şekil­de yürütebilmek için, sanayileşmelerine paralel olarak tanm sektörü­nü de geliştirmek, tarımsal ürünlerini çeşitlendirmek ve artırmak zorundadırlar. Çünkü dengeli kalkınmada tanm sektörünün üzerine düşen fonksiyonlar vardır. Bu fonksiyonlar şunlardır:

  1. Tanm sektörünün şehirde yaşayan insanların gtda madde­leri ihtiyacı ile endüstrisinin hammadde ihtiyacını karşıla-

Iktittt

ma fonksiyonu; iktisadi kalkınma reel olarak adam başına isabet eden milli gelirin artması ve sektörler arası gelir dağılı­mında milli gelir içinde sanayi sektörü gelirinin nispi değeri­nin yükselmesi demektir. Dunım böyle olunca iktisadi kal­kınma ile insanlar ıeel gelirleri yükseldiğinden daha iyi bes­lenmek isteyeceklerdir. Bu nedenle İktisadi kalkınma planla­rı tarım sektörüne başlangıçta önem vermek zorundadır. Eğer bu yapılmazsa tanm ürünleri esnekliğinin sert olmasından ötürü gıda maddeleri ihtiyacı ile hammadde ihtiyacı karşıla­namaz ve tıkanıklıklar onaya çıkar.

  1. Tanmm milli geliri artırma ve ihracatı geliştirme fonksiyo­nu: Az gelişmiş Ülkeler hiç olmazsa başlangıçta yatırım yapa­bilmek için yatmm mallan ve teçhizat ithal etmek zorunda ol­duklarından tanm sektörünün gelişmesi sanayileşmeyi arunr.
  2. Tartmtn ikinci ve üçüncü sektörlere işgücü sağlama fonksi­yonu: İktisadi kalkınma başka bir yönden fabrikalarda işçi çalıştırmak demek olduğundan yeni kurulan endüstrilere ve sanayileşmeye paralel olarak gelişen 3-sektöre, hizmet sektö­rüne işgücü sağlamak önemli bir sorun olarak ortaya çıkar. Bu itibarla, az gelişmiş ekonomilerde işgücünü tanm sektö­ründen 2.ve 3. sektörlere çekebilmek için bu sektörde pro­düktiviteyi attırmak zorunludur. Böylece işgücü arzı eskisine göre daha elastik hale gelebilir.
  3. Tanmm kurulacak sanayi sektörünün piyasasım oluşturma fonksiyonu: Az gelişmiş ekonomilerde bir yandan her yıl bi­riken toplam tasarruf hacmi azdır, diğer yandan tasarruflar yatıranlara dönüştürülemez. Tasamıflann azlığı, milli gelir düzeyinin düşüklüğünden, mevcut tasamıflann yatıranlara gldemeyişi de piyasanın darlığından ileri gelir. Tarımda yapı­lacak yatırımlarla bir yandan bu sektörde gelir düzeyi arta­cak, diğer yandan tanm sektörü sanayi sektörünün üreteceği mallara karşı talep yaratarak piyasanın darlığından dolayı ya­pılamayan yatırımlar yapılabilir hale gelir.
  4. Tarım sektörünün kalkınmanın finansmanını sağlama fonksiyonu: Az gelişmiş ülkelerde hakim olan tek sektör ta­rım okluğundan iktisadi kalkınmanın finansmanını da tanm sağlar.Bu ekonomilerde 2.ve 3.sektörler çeşitli nedenlerle ge­lişememişlerdir. Tarım sektöründe prodüktivitenin artırılma­sı, gelir düzeyinin yükseltilmesi ve ekonominin para ekono­misine geçişi bu sektördeki vergi ödeme gücünü .artırır, ve ; . . tanm sektörü kalkınmayı finanse, eder hale gelir.

:     Türkiye’de tarım sektörü   ÇSMH!nın.yaklaşık %15’ine sahiptir..İh­

racatın %10’undan daha azını tanm ürünleri oluşturmakta ve faal nü-‘ fıısıın %4Ş’ıne yakını tarımda çalışmaktadır. .Türkiye konum olarak ih­racat pazarlarına yakındır. Bu nedenle Türkiye’nin dünya ticaretinde talebi artan, fiyatları karlılık gösteren ve uzun dönemde ticaret hadle­ri yükselen tarım ürünlerinin üretimine ağırlık vermesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmakta, üstelik, böyle bir politika Türkiye’nin sanayi­leşmesi için tarıma dayalı sanayileşmeyi de beraberinde getirmektedir.

^ KALKINMA

“Kalkınnıa“, kişi başına düşen üretim, lıacminde, önemli ve reel artışlar sağlamak ve toplumun refah düzeyini yükseltmek için, ülkenin sosyo-ekonomik yapısını değiştirmeye yönelik çabalardır. Kalkınma­da, ekonomik yapıda meydana gelen gelişmelerle birlikte bu gelişme­ler sonucunda ortaya çıkan üretim artışları da mevcuttur.

<$> KALKINMA AÇIĞI

Düşük gelirli ülkelerle yüksek gelirli sanayileşmiş ülkeler arasın­daki kişi başına gelir düzeyi farklarını belirten kavramdır.

<$> KALKINMA HIZI

Milli gelirin belirli bir dönemde (1 yılda) yüzde kaç artacağını gösteren orana “kalkınma bızı” denir ve sermaye-lıasıla oram sabit iken milli gelirin ne kadarının yatırımlara ayrıldığına bağlıdır.

<3> KAPİTALİST ARTIK

Kapitalistler ekonomik faaliyetlerinden en fazla kârı sağlayabil­mek için ekonomik artığın yüksek düzeyde olmasını isterler. Yani ka­pitalist artığın yüksek düzeyde olması için tarımda verimliliğin ve böy­lece ücretlerin düşük düzeylerde oluşmasını arzularlar. O halde, ge­çimlik sektörde verimliliğin ve buradan giderek ücretlerin yükselme­sine yol açabilecek olan tarımsal sermaye birikimi ve teknik ilerleme vs uygulamalardan kapitalistler hoşlanmayacaklardır. Çünkü bu tür gi­rişimlerin hem sanayi sektöründe reel ücrederin yükselmesine hem de tarımdan sanayiye emek transferini önleyeceğini düşünürler.

<$> KISIR DÖNGÜ HtPOTEZİ (R. NVRKSE)

Az gelişmiş ülkelerde (AGÜ), kişi başına düşen gelirin (KBDG) düşük seviyelerde olması, tasarrufların düşük gerçekleşmesine ve do­layısıyla yatınmlann yapılamamasına yol açmaktadır. Düşük düzeyde gerçekleşen yatırımlar ise verimliliğin düşük olmasına ve böylece da­lla önce düşük düzeyde meydana gelen gelirin yine düşük düzeyde gerçekleşmesine yol açmaktadır. Arz yönünden gerçekleşen bu du­rum Ragnar Nurkse tarafından “Ktstr Döngü” veya “Fakirlik Çemberi” olarak ifade edilmektedir. Bu teori talep yönünden ele alındığında ise talepteki bir azalmanın doğrudan üretimde bir azalmaya neden olaca­ğı şeklinde ifade edilmektedir. Nurkse’e göre AGÜ’ 1er kısır döngüden kurtulabilmek için yatırımlan dengeli bir şekilde dağıtarak, iç piyasa­larını dengeli biçimde geliştirmek zorundadırlar.

<$> KRİTİK MİNİMUM ÇABA TEZİ

Kişi başına gelirin ve gelir yükseltici güçlerin gelir düşürücü güç­lerden daha etkin olmasını sağlayacak şekilde yükseltilmesi için ge­rekli olan yatırım ihtiyacının elde edilmesinde öngörülen çabayı ifade etmektedir.

<$> MUSGRAVE’İN KALKINMA MODELİ

Musgrave’in modelinde ekonomik kalkınma ve büyümenin ba* şında, kanili yatırımlarının toplam yatırımlara oranı büyüktür. Kamu sektörü bu aşamada, ekonominin sosyal ak yapılarını ve diğer beşeri semıaye yatırımlarını üstlenmek zorundadır. Kannı sektörü, ekonomi­yi havalandırarak sosyal ve ekonomik kalkınmanın oıta aşamalarına doğru iteler. Orta aşamada devlet yatırım maiı arzına devam ederse de bu yatırımlar, özel sektörü tamamlayıcı niteliktedir. Kalkınma süreci boyunca, yatırımların GSMH’ye oranı yükselirken, kamu sektörünün yatırımlar içindeki payı azalır. Ekonomi olgunluk dönemine kaydıkça . da kamu harcamaları artık eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlere ka­yar. .       .

<§> NEO-KLASİK BÜYÜME MODELİ (R.SOIOW)

Nüfus artışına ye teknolojik değişmeye tasarruf, yatının vc eko­nomik büyümenin nasıl cevap verdiğini açıklayan büyüme teorisine “ııeo-klaslk büyüme modeli”denir. Neû-Klasik teoride nüfusun büyü­me oram ekonomik büyüme oranını etkilerken, ekonomik büyüme nüfusun büyümesini etkilemez. Aynı şekilde teknolojik değişme ora­nı ekonomik büyümeyi etkilerken, ekonomik büyüme teknolojik de­ğişmeyi etkilemez. Neo-Klasik büyüme teorisinde nüfusun büyümesi ve teknolojik değişme dışsal olarak ifade edilmektedir. Neo-Klasik bü­yüme teorisinin özünde sermaye stoku ve verimlilik fonksiyonu var­dır. Teori emek birimi başına sermayeyle emek birimi başına üretimi göz önünde tutmaktadır. Kişi başına sermaye stokıı ne kadar hızlı bü­yürse, reel GSMH ve kişi başma gelir o kadar hızlı büyüyecektir. So- low’un geliştirdiği ve sennaye birikimi, tasarruf ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkileri incelememizi sağlayan modelin başlangıç noktası yine Üretim fonksiyonudur. Ancak bu kez toplam değil, işçi başına üretim fonksiyonu kavramı kullanılmaktadır, işçi başına hasıla ve ser­mayenin artık değişmediği durum ekonominin durağan durumu ola­rak tanımlanır. Durağan dunımda işçi başına sermayedeki ve hasılada­ki değişme sıfırdır. Solow’un büyüme modelinin merkezinde, durağan

durum kavramı vardır. Bu kavram ekonominin istikrarlı bir büyüme trendinin olduğunu ortaya koymaktadır. Ekonomi geçici olarak bu trendden sapsa da uzun dönemde ekonomiyi trende döndürecek kuv­vetler vardır.

<$> ÖNDER SEKTÖR

Ekonomide birinci derecede gelişen ve gelişimlerinin daha baş­langıç aşamalannda çok hızlı bir yayılma göstererek ekonomik yapı üzerinde doğrudan ve dolaylı olarak büyük etkilerde bulunan sektör­dür.

POTANSİYEL EKONOMİK ARTIK (PAUL BARAN)

AGÜ’lerde hızlı kalkınmanın önündeki başlıca engel, potansiyel ekonomik artığın büyüklüğünden ve kullanılma biçiminden kaynak­lanmaktadır. “Potansiyel ekonomik artık”, belli bir doğal ve teknolo­jik ortamda kullanılabilir verimli kaynaklann yardımıyla elde edilebi­lecek toplam üretim ile temel tüketim olarak tanımlanan toplam tüke­tim kesimi arasındaki farktır ki bu da yatırım fonunu oluşturur. Teori­ye göre bu artık AGÜ’lerde zenginler tarafından lüks tüketimde çarçur edilmekte ve bundan da önemlisi ekonomik artığın çok bflyük bir kıs­mı yabancı sermaye tarafından kendi ülkelerine alınıp götürülmekte­dir.

  • SEGRESYON ANALİZİ (H. CHENERY)

îkj veya daha fazla değişken arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla geliştirilen istatiksel analiz tekniğidir. Bu analizin amaçlann- dan biri, birbiriyle ilişkili iki değişken arasında, bir değişkenden elde edilen bilgi yardımıyla diğer değişken için tahminde bulunulmasıdır. Bu analiz aynı zamanda ilişki biçimleri ve ilişki içerisinde yer alan değişkenlere ilişkin çeşitli hipotezlerin test edilmesini sağlar.

Log V – Log a + b.Log Y            .■

Bu formüldeki V kişi başına katma değeri, Y kişi başına geliri, b ise talebin gelir esnekliğini belirtmektedir. Hasılanın sektörel payla­rında nıeyd^na gelen değişmeleri bu analiz aracılığıyla hesaplamışlar­dır.

<$• ROSENSTEİN-RODAN MODELİ              …….

Bu modele göre, ekonomiyi durağan(durgımluk) dengesinden ■j            kurtarmak ve yatırımların en uygun dağılımını gerçekleştirebilmek

‘■   için biiyük hacimde yatıran yapılması gerekir. Küçük hacimde ve fark- ;

lı zaman dilimlerinde yapılacak yatırımların yaratacağı gelir artışı, tek ;          bir kerede yapılacak aynı tutardaki yatırımın doğuracağı gelir artışın­

dan daha küçük olacaktır, Dışsal ekonomiler vasıtasıyla kamunun ya­. pacağı yatırımlar sanayileşmenin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Ya- tınnılann artması için öncelikle kamu aracılımı ile.yeni yaüıımlarm ya­pılmasına imkân sağlayacak demiryolları, karayolları, hidroelektrik güç santralleri.gibi altyapılar kurulur diğerleri otomatik,olarak bunları . takip eder. Kamuda başlayan sanayileşme, özel sektörün de buradaki dışsallıkların yarattığı ek fayda ve özel teşvikler sonucu ek yatırımlara girişmesini ye kalkınmanın dengeli bir şekilde genele yayılmasını sağ­lar,

>t> SEKTÖR TEZLERİ (FISHBR-CLARK)

Ülkelerin kalkınma süreci sırasında bazı evrelerden geçmelerinin gerektiğini belirten tezdir. Bıına göre sektörler üçe ayrılmaktadır-,

  1. Birincil Sektör ‘‘Tarım” sektörüdür
  2. ikincil Sektör “İmalat” sektörüdür
  3. Üçüncül Sektör “Hizmet” sektörüdür

Kalkınma ilerledikçe ekonominin ağırlığı birincil mallardan üçün­cül mallara doğm kaymaktadır.

<$> SINIRSIZ EMEK ARZIYLA EKONOMİK KALKINMA (A. LEWIS)

Arthur Lcwis tarafından ortaya atılan bu modele göre organize ol­muş modem sektörde verimlilik ve dolayısıyla kişi başına üretim, ge­çimlik sektörden dalıa fazladır, lkind olarak, geçimlik ücret düzeyin­de emek arzının emek talebini aşması anlamında geçimlik sektörde sı­nırsız emek arzının bulunduğu varsayılmıştır. Buna göre geçimlik sek­tör, “arak emek” deposudur. Lewis artık emeği, diğer faktör girdileri sabitken, üretimden alı konulduğunda toplam üretimde bir düşmeye yol açmayan ve temelde niteliksiz olan emek miktarı yani gizli işsiz miktarı olarak ifade etmiştir. Modelin özelliği, gizli işsizliğin bulunma­sı, dolayısıyla tarımsal sektörden modern sektöre geien artık emek gü­cü alternatif, işlere yerleştirildiğinde geçimlik sektörde kalanların dalıa fazla çalışarak üretimi idame ettireceği ve hatta bazı durumlarda yük­selteceğini varsaym asıdır.

<$> SOLOW BÜYÜME MODELİ

(Bkz: Neo klasik Büyüme Model)

<S> SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME

Sürdürülebilir büyüme, insan ile doğa arasında denge kurarak doğal kaynaklan tüketmeden, gelecek nesillerin ihtiyaçlannın karşı­lanmasına ve kalkınmasına imkan verecek şekilde bugünün ve gele­ceğin yaşamını ve kalkınmasını programlama anlamını taşımaktadır. Sürdürülebilir kalkınma sosyal, ekolojik, ekonomik, mekansal ve kül­türel boyutları olan bir kavramdır.

  • TfJREV GELİR ETKİSİ

Ticaret haddi, tarım aleyhine değiştiğinde üreticilerin reel geliri­nin azalmasına bağlı olarak kendi mallan da dahil olmak üzere tüm mallar için taleplerinin düşmesidir.

Bir Cevap Yazın