KİŞİYİ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YOKSUN KILMA, ZİNCİRLEME SUÇ

Ceza Genel Kurulu 2010/8-110 E., 2010/161 K.

Ceza Genel Kurulu 2010/8-110 E., 2010/161 K.

  • KİŞİYİ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YOKSUN KILMA
  • ZİNCİRLEME SUÇ
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 43 ]
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 109 ] “İçtihat Metni”

    Sanıklar Mehmet, Olgun ve Ozan’ın, cebir kullanmak suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 37/1 maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 109/2, 3-b ve 62. maddeleri uyarınca, mağdur adedince 4’er kez ayrı ayrı 3 yıl 4’er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, haklarında aynı Yasanın 53 ve 63. maddelerinin uygulanmasına,

    Sanıklar Mehmet, Olgun ve Ozan’ın, geceleyin cebir kullanmak suretiyle konut dokunulmazlığını ihlal suçundan 5237 sayılı TCY’nın 116/4, 119/1-c ve 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 2 yıl l’er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, haklarında aynı Yasanın 53 ve 63. maddelerinin uygulanmasına,

    Sanıklar Mehmet, Olgun ve Ozan’ın, mala zarar verme suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının şikayetçinin sanıklar hakkındaki şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle 5237 sayılı TCY’nın 73/4 ve 5271 sayılı CYY’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesine,

    Sanıklar tarafından gerçekleştirilen kasten yaralama eylemlerinin, 5237 sayılı TCY’nın 86/2. maddesi kapsamından basit yaralama niteliğinde olması ve bu eylemlerin, cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun unsuru olması nedeniyle, kasten yaralama suçundan açılan kamu davalarında 5237 sayılı TCY’nın 109/6. maddesi de nazara alınarak karar verilmesine yer olmadığına,

    Sanıklara verilen cezanın miktarı, tutuklulukta geçirdikleri süre, isnat olunan suçların niteliği ve cezanın miktarı nazara alındığında kaçma olasılıkları da nazara alınarak ayrı ayrı hükmen tutuklanmalarına ilişkin, Ünye Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.05.2009 gün ve 141-348 sayılı hüküm, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Daire-since 25.12.2009 gün ve 14088-16644 sayı ile; tüm temyiz itirazların reddiyle tebliğnameye aykırı olarak onanmıştır.

    Yargıtay C.Başsavcılığınca 29.04.2010 gün ve 86447 sayı ile;

    “İtiraz, sanıkların mağdurlar Cüneyt, Ayhan ve Oktay’ın hürriyeti tahditsuçlamasından kurulu mahkûmiyet hükümlerinin onanması kararına yönelik bulunmaktadır.

    Anayasamızda güvence altına alınmış olan kişi özgürlüğünün her türlü saldırıdan korunmasına yönelik önlemler alınması devlete düşen ödevlerin başında gelmektedir. Korunan hukuki yarar özgürlüğün ihlalidir. Özgürlük maddi olmayan bir menfaattir. Geleneksel doktrine göre özgürlük kalınan yeri seçme, istediği yerde kalıp istediği yere gitme ve hareket serbestisidir. Anayasamız 19. maddesi ile kişi özgürlüğü güvence altına almıştır.

    Mülga 765 s. TCK 179 ve yürürlükteki 5237 s. TCK 109. maddeleri Anayasanın tanıdığı özgürlük (hürriyet) hakkının ihlalini cezai yaptırıma bağlamıştır.

    765 sayılı mülga TCK’nun 179. maddesi, kişi hürriyetine yapılan saldırıları yaptırıma bağlamıştır. Ancak, toplumların dinamik yapısı gereği, değişen ve gelişen sosyal-ekonomik koşullar karşısında, statik niteliğe sahip normlar, zamanla yeni ihtiyaçlara uygun şekilde değiştirilebilmektedir. Değişimde amaç, bireylerin en doğal hakkı olan kişi hürriyetini korumada etkinliği sağlamaktır.

    YTCK109. maddede yer alan düzenlemenin, ETCK179. maddede yer alan düzenleme ile suçun unsurları ve suç tipi yönünden aynı oluşu nedeniyle,

    765 sayılı TCK döneminde geliştirilen içtihatların halen güncelliğini koruduğu araştırmacıların eserlerinde yazılıdır.

    Hürriyeti tahdit suçunun gerçekleşmesi bakımından mağdurun önemli bir tehlikeye maruz kalmadan bir yerden çıkmasının imkansızlığı yeterlidir.

    Manevi unsur, başkasının hürriyetini gayri meşru olarak mahrum etmeyi isteme ve bilmeyi içeren kasttır.

    Bu suçun kast türü geçmişte çok tartışılmıştır. Doktrinde bir kısım yazarlar, mağdurun kişisel hürriyetini kısıtlamaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi isteme ve bilmeyi içeren genel kastı yeterli görmüşlerdir. Alman, Avusturya ve İsviçre hukukunda da, bu görüş kabul edilmektedir. (ÖNDER, Ayhan; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İstanbul, 1994, s.31.) Buna karşılık farklı fikirde olan yazarlara göre ise, bu suç yönünden genel kast yeterli değildir. Özel kast gereklidir. Bu görüşte olanlara göre, failin kişisel hürriyeti mahrum etme amacı ve niyetiyle harekete geçmesi söz konusu olmalıdır.

    Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/06/1995 tarih 8/195-225 sayılı kararında “hürriyeti sınırlama suçunun oluşması için, failde yoğunlaşmış ve tasarlanmış bilinçli özgürlüğü kısıtlama özel kastının bulunması gerektiğine”, (YAŞAR, Osman; Uygulamada ve Öğretide Hürriyet Aleyhinde İşlenen Suçlar, Seçkin Yayınevi, Ankara 2002, s. 79) 16/02/1981 tarih 8-385/44 sayılı kararında da ‘hareket serbestisini daraltma, yoğunlaşmış özel kastının bilincinden ve gereğinden değil, tasarlanmış ve sürekli dövme ve yaralama eyleminin geliş-mesinden oluşmuştur. Eylem yaralama suçu niteliğindedir’ (YAŞAR, Osman; Age, s. 92) şeklinde aldığı kararlarla atılı suçta kastın en azından hürriyeti tahditsuçuna yönelmesi ya da dönüşmesi gerektiği fikrine varmıştır.

    Yine Yüksek Yargıtay 8. C.D. 10/07/1995 tarih 1995/6153-11055sayılı kararında sanık S.K. ‘n/n diğer eylem/er/ne maruz kalan müştekiyi teskin, olayın heyecanını yatıştırmak amacıyla otomobiline bindirip eve götürerek kısa bir süre evde alıkoyması ve bu arada etkili eylemin izlerini tedavi ve temizleme gibi işlemleri takiben karakola götürmesi biçiminde tezahür eden eyleminde hürriyeti daraltma suçunun özel nitelikli yoğunlaşmış doğrudan kast unsuru bulunmadığı, eylemin bütün haliyle memura görevi sırasında cebir ve şiddet göstererek mukavemet olduğu…’ (Aktaran, MALKOÇ, İsmail; GÜLER, Mahmut; Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler-2, Adil Yayınevi, Ankara, s. 1328) kararına varmıştır.

    Görüldüğü gibi Yüksek Yargıtay’ımız içtihatlarıyla atılı suçta özel kast arayanların fikrine katılmadığı gibi, genel kastın ise yoğunlaşmış, tasarlanmış, bilinçli olarak bu suça yönelmesini aramaktadır. Yine darp etme amacıyla ve darp süresince alıkoymayı hürriyeti tahdit suçu olarak kabul etmemektedir.

    Atıf yaptığımız kitabında uygulayıcı yazar, failin mağduru bulunduğu yerde dövüp yaralaması eyleminde özgürlükten yoksun bırakma suçu söz konusu olmaz ise de, failin mağduru bulunduğu yerden zorla alıp başka bir yere götürerek yaralama eyleminde hem yaralama hem de özgürlükten yoksun bırakma suçu oluştuğunun kabulü gerekir'(YAŞAR, Osman; Age, s. 73) düşüncesine yer vermiştir. Bu düşünüş Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun sanığın kastının hürriyeti tahdit suçuna yönelik olması veya dönüşmesi fikriyle de uyumludur.

    Yukarıda kast unsuru açıklamasında değinildiği gibi, failin mağduru bulunduğu yerde dövüp yaralaması eyleminde özgürlükten yoksun bırakma suçu söz konusu olmaz’, aksi düşünüşte her darp eyleminde hürriyeti tahditin şeklen mevcut olduğunu söylemek mümkündür. Yüksek Yargıtay 8. CD.’nin10/07/1995tarih 1995/6153-11055 sayılı yukarıda ayrıntısına yer verilen kararı da bu doğrultudadır.

    Hürriyeti tahdit suçunda müteselsillik (zincirleme suç): Bir görüşe göre, birden çok kişinin hürriyeti mahrum edilirse, aynı birbirine bağlı hareket olsa da, teselsül imkanı olmadığından, müteselsil suç değil, gerçek içtima söz konusu olur. Diğer bir görüşe göre ise, fail hürriyetten mahrumiyet fiilini, birden çok kişiye karşı aynı suç işleme kararıyla gerçekleştirdiği takdirde müteselsil (zincirleme) suç olur. (CİHAN, Erol; Kişisel Özgürlüğü Sınırlama Cürmü, İÜHFM, C.XLI, S. 1-2, S.65;ARTUK, Hürriyeti Tahdit Cürmü, Halid Kemal Elbir’e Armağan, İstanbul, 1996, s.79, ARTUK-GÖKÇEN-YENİDÜNYA, Ceza Özel Hükümler, Ankara, 2000, s. 172; TEZCAN/ERDEM, s. 19, 29; GÜLSEN, Recep, Hürriyeti Tahdit Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara, 2002, s. 138; PARLAR, Ali; HATİPOĞLU, Muzaffer, TCK Yorumu, C.I., s.905, TEZCAN/ERDEM/ÖNOK Ceza Özel Hukuku, s.360) Atıfta belirttiğimiz tüm düşünürler gibi, biz de bu düşüncedeyiz. Ayrıca, TCK 43/son maddesinde müteselsil/iğin uygulanamayacağı suçlar sınırlı sayıda sayılmış olup, sayılı suçlar arasında hürriyeti tahdit suç tipi yoktur. Zira bu suçun nakil aracının (örneğin uçağın) kaçırılması suretiyle işlenmesi halinde YTCK 223/4 madde ve fıkrası uyarınca hürriyetin sınırlandırılması dolayısıyla fail ayrıca cezalandırılacaktır. Bu halde 300 yolculu uçağın kaçırılması halinde failin 300 kez hürriyeti tahdit suçundan cezalandırılacağı düşünülemez. Bir kez kurulacak hüküm TCK 43/2 maddesiyle arttırılacaktır. Veya yağma amacıyla mağazaya giren sanıklara, içerideki müşteriler ve işyeri sahiplerinin hürriyetini tahdit ettiğinden bahisle kişi sayısınca ceza verileceği düşünülürse, sanıkların eylemlerini devam ettirirken mağazaya girmeye devam eden her müşteri sayısınca suçun oluşmaya devam ettiği sonucuna varılmak gerekir ki, böyle bir uygulama yoktur.

    İtalyan Yargıtay’ı ‘bir hapishanedeki mahpuslar tarafından cezaevi görevlilerinin hapsi halinde, aynı suç işleme düşüncesiyle kanunun aynı düzenlemesinin çok defa ihlal edilmesi dolayısıyla suçta teselsül oluştuğu kanaatine’ varmıştır. (MANTOVANÎs.363’den, Aktaran GÜLSEN, Recep; a.g.e., s. 139)

    Hürriyetten mahrumiyetin süresi: kişisel hürriyetten mahrumiyet kavramı, anlık o/mayan bir süreyi zorun/u o/arak içerir, hukuken kabul edilebilecek bir zaman süresince fiilin sürmesini gerektirir. Bu suç, failin eyleminin korunan hukuki yararı bir süre hukuka aykırı olarak ihlal edip devam ettirmesini ve sonucun birden sona ermeyip, zaman içinde sürmesi nedeniyle mütemadi bir suçtur. Failin mağdurun hürriyetini beş on dakika için de olsa kısıtladığını bilmesi ve istemesi halinde bu suçun meydana geldiğini kabul etmek gerekir. (ERMAN/ÖZEK; Kişilere Karşı, s. 130) Sürenin hem fail, hem mağdur açısından kişiyi hürriyetinden mahrum bırakma niteliğini taşıyıp taşımadığının hâkim tarafından tespiti gerekir. Esasen bu sürenin mutlak olarak belirlenmesi kabul edilemez. (CÎVOLI, S.226 (Aktaran GÜLSEN, Recep; a.g.e., s.58)

    Hürriyetten yoksun kılma kısa veya uzun bir süre devam edebilir. Sürenin kısa veya uzun olmasının suça etkisi yoktur. Ancak anlık ve çok kısa süreli olarak, örneğin kişinin kolundan tutulması bu suçu oluşturmaz. Sürenin çok kısa olup olmadığı somut olayın özelliklerine ve kanıt durumuna göre hâkim tarafından değerlendirilecektir. Kişiyi özgürlüğünden yoksun kılmanın uzun veya kısa süreli olmasının önemi yoksa da sınırlamanın belli bir süre devam etmesi, yani önemli olması gerekir. (TEZCAN/ERDEM/ÖNOK Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2007, s.347; ve aynı düşünüşteki diğer düşünürler için bakınız s. 347, dipnot 155) Bu suç temadi eden suçlardan olup, mağdurun ölümü, üçüncü kişinin müdahalesi veya mağdurun kaçması ile son bulabilir.

    İtiraza konu olayımızda; mağdurların tesirden uzak samimi anlatımları, tanık İdris’in tesirden uzak samimi bulunan kolluk anlatımı, sanıkların savunmaları ve tüm dosya kapsamında mevcut bilgi ve belgelere göre; sanıkların başlangıçtaki kasıtlarının mağdurların biri veya bir kısmını darp etmeye yöneldiği açıktır. Ancak dışarıda mağdurları bekleyen sanıklar mağdurların gelmemesi üzerine, mağdurlara ait konuta kapıyı kırmak suretiyle zorla girmişlerdir. Yüksek Dairemizin kabulü ve onamasına göre sanıklar geceleyin konut dokunulmazlığını ihlal etmişlerdir. (Sanıkların dairesince onanan bu eylemleri itiraza konu edilmemiştir). Zorla girdikleri evde mağdurları bekleyen sanıklar eve ilk gelen mağdur Bayram ‘ı darp etmeye başlamışlardır. Bir süre darp ettikten sonra bir gün önceki kavgaya karışanın mağdur Bayram olmadığını anlamaları ile evde oturan diğer mağdur Cüneyt’i telefonla çağırtmış/ardır. Mağdur Cüneyt gelene kadar sanıkların Bayram’ı bekletmeleri Bayrama yönelik hürriyeti tahdit suçunu oluşturur. (Dairesince onanan hükmün bu kısmı da itiraza konu edilmemiştir.) Ancak çağrılan mağdur Cüneyt yanında mağdur Ayhan ile birlikte aynı anda eve gelmişlerdir. Bu iki mağdur eve girdiklerinde darp edilmeye başlanmışlardır. Ve darp edilirken mağdur Oktay telefonla çağrılmıştır. Oktay gelene kadar bu iki mağdur darp edilmeye devam edilmiştir. Adı geçen mağdurların tesirden uzak samimi kolluk beyanlarından anlaşıldığı gibi 4. mağdur Oktay eve geldiği esnada bu iki mağdur darp edilmektedir, mağdur Oktay eve girdiğinde sanıklar bu mağdurları darp etmeyi bırakıp, mağdur Oktay’ı darp etmeye başlamışlardır. Mağdur Oktay darp edilirken de tanık gelmiştir. Bu kabule göre mağdurlar Cüneyt ve Ayhan’ın mağdur Oktay gelene kadar bekletilmesi hürriyeti tahditolarak kabul edilebilir. Ancak bu iki mağdura yönelen eylemde sanıkların kasıtları aynı olup, hareketler aynı anda, aynı yerde başlamış ve bitmiştir. Bu nedenle bu iki mağdura yönelen sanıkların eylemleri TCK 43/2 anlamında müteselsil kabul edilmelidir. Mağdur Oktay ise eve girer girmez darp edilmeye başlanmış ve peşinden darp edilirken tanık olaya müdahale etmiş eylem bitmiştir. Sanıkların bu mağdura yönelik darp eylemleri mağdurların ve tanığın tesirden uzak samimi ve sanıkların tevil yollu anlatımıyla henüz hürriyeti tahdit boyutuna ulaşmamıştır.

    Bu itibarla;

    1) Sanıkların mağdurlar Cüneyt ve Ayhan’a yönelik eylemlerinin TCK 43/2 maddesi uygulamasıyla müteselsil hürriyeti tahdit suçunu oluşturduğu ve YTCK 109/2-3b, 43/2, 62, 53/1. maddeleriyle bu mağdurlar yönünden bir kez hürriyeti tahditten hüküm kurulması gerekirken mağdur sayısınca iki kez cezalandırılması,

    2) Sanıkların başlangıçtaki kasıtları, mağdurların tesirden uzak samimi kolluk beyanları ve tanığın tesirden uzak samimi kolluk beyanına göre mağdur Oktay’a yönelen sanıkların eylemlerinin yaralama boyutunu aşmadığının gözetilmemesi,

    Usul ve yasalara aykırı görülerek hükmün bu yönleriyle bozulması gerekirken, Yüksek Dairenin aksi yöndeki kararı usul ve yasalara aykırı görülmüş-tür”gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Yargıtay 8 Ceza Dairesinin 25.12.2009 gün ve 14088-16644 sayılı kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanıkların mağdurlar Cüneyt, Ayhan ve Oktay’a yönelik hürriyeti kısıtlama suçları yönünden bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

    Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

    1-Sanıkların mağdur Cüneyt ve Ayhan’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinde 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanma olanağı bulunup bulunmadığı,

    2-Sanıkların Oktay’a yönelik eylemlerinin yaralama suçunu mu, yoksa kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mu oluşturacağı,

    Noktalarında toplanmaktadır.

    Uyuşmazlıklarla ilgili konularda karar verilebilmesi için, öncelikle dosyadaki tüm bilgi belgelerin incelenmesi, bilahare kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yapısı ve bu suçta 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanma olanağının bulunup, bulunmadığı değerlendirilmelidir.

    Dosyanın incelenmesinde;

    12.02.2009 günü saat 23.30’da kolluk memurları tarafından düzenlenen ve kolluk memurları ile sanıklar ve şikayetçilerin imzalarını taşıyan olay tutanağında;

    12.02.2009 günü sâat:22.25 sıralarında haber merkezinin K… Mahallesi Yenice Sokak No: 17 Kat: 1 sayılı bina önünde kavga olduğunu anons etmesi üzerine;

    7538 ve 7586 kod nolu ekipler olarak bahse konu adrese intikal edildiği, bina girişinde kalabalık bir grubun olduğunun görüldüğü, yanlarına gidilip sorulduğunda, Bayram adlı şahsın, 155 Polis imdat hattını aradığını, ihbarda geçen evde yalnız oturduğunu, şaat:20.30 sıralarında evine gittiğini, eve çıktığında kapının kırılmış ve açık olduğunu gördüğünü, içeriye girdiğinde kendilerini daha önceden hiç görmediği ve tanımadığı üç şahsın evinin içerisinde olduğunu, hiçbir şey söylemeden şahıslardan birinin elindeki beysbol sopasıyla diğerlerinin de yumruklarıyla darp ettiklerini, şahıslardan birinin elinde paslı görünümlü bir tabancanın olduğunu, kendisine doğrulttuğunu ve bu şahsın Olgun olduğunu, darp olayı devam ettiği esnada Bayram’ın arkadaşları olan Ayhan ve Cüneyt’in evine geldiğini, bu iki arkadaşını da aynı şekilde darp ettiklerini, içlerindeki şahıslardan birinin telefon ile diğer arkadaşı, Oktay’ı aradığını, Oktay’ın, kısa bir süre sonra gelmesinin akabinde eve girer girmez bu şahsın da darp edildiğini beyan ettiği, yüz kısımlarında darp izleri ve kan lekeleri olduğu görülen şahısların gerekli tedavi ve doktor raporlarının alınması amacıyla Ü… Devlet Hastanesine sevk edildikleri, bu sırada Bayram’ın beyanında bahsettiği kişiler olan, Ozan, Olgun ve Mehmet adlı şahısların yasal hakları anlatılarak polis merkezine davet edildiği, olayda adı geçen bütün şahısların davete uydukları, olayda kullanıldığı iddia edilen beysbol sopasının olay mahallinde ve yakınlarında araştırmalara rağmen bulunamadığı, yapılan üst aramada suçta kullanıldığı ifade edilen tabancanın da bulunamadığı, olay yerinin muhafaza altına alınarak gerekli inceleme ve tespitlerin yapılabilmesi için olay yeri inceleme memurunun intikal ettirildiği bilgisine yer verilmiş,

    13.02.2009 tarihli olay yeri inceleme raporunda ise;

    Bahse konu olayın üç katlı binanın birinci katındaki dairede meydana gelmiş olduğu, üç katlı binanın cümle giriş kapısı olan demir kapının kahve renkli buzlu camının sağ alt köşesinden el girecek kadar kırık olduğu, kapı önünde ve içerisinde kırık cam parçalarının bulunduğu, kırılan bu yerden el uzatılarak cümle’giriş kapısının açılabildiği, olayın meydana geldiği dairenin giriş kapısının ahşap kapı olduğu, kapı üzerinde anahtar deliğinin hemen üst tarafında kilit yuvasının kırık ve kapı kilit dilinin dışarıda çıkık vaziyette olduğu, bu haliyle kapının kilitli olduğunun anlaşıldığı, daire kapısı üzerinde sert ve sivri uçlu bir alet ile meydana gelmiş herhangi bir zorlama iz ve emare bulunmadığı, kapı ‘üzerinde görülen hasarın kapının dışından kuvvet uygulanarak meydana gelmiş olabileceği, daire içerisine girildiğinde dairenin iki oda, mutfak, banyo ve wc den ibaret olduğu, daire giriş kapısına göre sağ tarafta kalan ve oturma odası olarak kullanıldığı anlaşılan oda içerisinde bulunan 72 ekran televizyonun sehpasının üzerinde değil, sağ tarafında yerde görüldüğü, televizyonun camında çatlakların, çerçeve kısmının sağ üst ve alt köşelerinin ise kırılmış olduğu, anılan oda içerisindeki zigon sehpanın üzerinde sapı kırık vaziyette küçük boy çay demlenen çaydanlığın görüldüğü, yine oda içerisinde sobanın önünde soba borularını temizlemek için kullanılan bir ucu yuvarlak ince çelikten yapılmış bir aparatın görüldüğü, sobanın arkasında ve televizyonun düştüğü yerin arkasında bir adet miller ibareli bira şişesinin ve bir adet Binboa Votka ibareli votka şişesinin olduğu,

    Yapılan parmak izi araştırmalarında mukayeseye elverişli parmak izi bulunamadığı, olayda kullanıldığı iddia edilen soba borularını temizleme aparatı ile bira ve votka şişesinin muhafaza altına alındığı, olay yerinin krokisi tanzim edilip, fotoğrafları çekilerek inceleme işlemine son verildiği, belirtilmiştir.

    Beyanları saptanan mağdurlar;

    Bayram, kollukta 13.02.2009 günü saat 01.20’de saptanan beyanında; 12.02.2009 günü saat: 20.30 sıralarında işten çıkarak ikametime gittim, anah-tarım ile kapıyı açacağım sırada kilidin kırık olduğunu ve kapının hafif açık olduğunu görünce kapıyı itekleyerek içeriye girdim, Ozan, elinde soba karıştırdığım demir tel ile oda içerisinde dolaşıyor, isimlerini daha sonradan Mehmet ve Olgun olarak öğrendiğim şahıslar da, koltuğa oturmuş bira ve votka içiyorlardı, beni görünce hoş geldin diyerek, evde oturup oturmadığımı sordular, kendilerine evde oturduğumu söylediğimde, bana vurmaya başladılar, bir müddet beni dövdükten sonra, Ozan bana, dün akşam evin önünde tartışma olduğunu, kendisinin bir milyar ceza aldığını, benim o saatte nerede olduğumu sordu, dışarıda olduğumu söylememe rağmen ikna olmayıp sürekli sopa ve demirle dövmeye devam ettiler, Ozan elindeki telle bana vurmaya devam edince, yeter diyerek üzerlerine hücum ettim, Olgun belinden paslı uzun dokuzlu silahı çıkarttı, Mehmet, Olgun’a, beni göstererek at ben senin için gider yatarım diye bağırdı, Ozan da durun kendisini bir dinleyelim dedi, dün akşamki olayda benim olup olmadığımı öğrenmek için olaya karışan birisini çağırıp benimle yüzleştirdiler, bu şahıs benim olay esnasında olmadığımı söyleyince, tamam sen suçsuzsun diyerek benden özür dilediler, Olgun teşhis ettirdikleri şahsı tekrar çağırıp, elindeki silahı bu şahsa verdi, kapıda karşı koyan olursa indir diye söyleyip aşağıya gönderdi, yanımda kimin kaldığını sordular, bende yanımda yeğenim Cüneyt’in kaldığını söyledim, Cüneyt’i aramamı söyleyince aradım, ancak kendisine ulaşamadım, bir müddet sonra Cüneyt beni arayınca eve gelmesini söyledim, Cüneyt yanında arkadaşı Ayhan ile geldi, içeriye girer girmez, Mehmet, Olgun ve Ozan ellerinde bulunan sopa ve tel ile saldırıp darp etmeye başladılar, bir müddet darp ettikten sonra mısırcı Oktay’ın kim olduğunu sordular, Cüneyt de abim olur dedi, Olgun, cep telefonumdan numarasını alarak, Oktay’ı arayıp telefonu Cüneyt’e verdi, Cüneyt de Oktay abi burada üç kişi var, seni soruyorlar diyerek isimlerini söyledi, daha sonra telefonu Olgun aldı, Bayram’ın evine gelmesini söyleyip telefonu kapattı, bir müddet sonra Oktay eve geldiğinde aynı şekilde ellerinde bulunan sopa ve demirle saldırarak onu da darp etmeye başladılar, bu sırada içeriye sima olarak tanıdığım İdris isimli şahıs girdi, Oktay’ı bırakmalarını söyledi, aralarında tartışma çıktı, tartışma esnasında Oktay oradan kaçtı, Olgun içeriye gelerek adamı kaçırdınız diye bağırıp oda içerisinde bulunan bana ait 72 LCD ekran televizyona tekme atarak kırdı daha sonra tamam gidelim diyerek evden çıktı, bende 155’i aradım.

    Kırılan televizyonumu 620 TL’ye yeni almıştım, ayrıca kırılan demlik, kapı ve ikametimin içerisindeki eşyaların (halı-koltuk) kirlenmesinden dolayı toplam olarak 2000 TL. zararım vardır, Ozan’ın elindeki silahı tekrar görsem teşhis ederim, yine olay yerinde beni yüzleştirdikleri şahıs da 25/26 yaşlarında, 1.80 boylarında, 80/90 kg, sarışın kumral, kirli sakallı, üzerinde sadece mont gördüğüm bir şahıstı ve bu şahsı tekrar görsem tanırım, olay esnasında beni darp ettikleri sırada kendimi korumak için bu şahıslara tekme attım ancak attığım tekmenin kime geldiğini görmedim, ikametime zorla girerek zarar veren ve beni darp eden Ozan, Mehmet ve Olgun isimli şahıslardan ve tanımadığım meçhul şahıstan davacı ve şikayetçiyim uzlaşmayı kabul etmiyorum, şeklinde beyanda bulunmuş,

    C.savcılığında saptanan beyanında da; emniyette verdiğim ifademi tekrar ederim, olay anında şüpheliler beni yaklaşık 30 dk. kadar evimde zorla tuttular, ben ellerinden kaçmaya çalıştığımda darp ettiler, Olgun’un elinde silahı vardı, evden çıkmak istedim fakat çıkamadım, uzun müddet dayak yedikten sonra olayla ilgim olmadığı anlaşılınca, yanında kalanı ara diye söylediler, bende yeğenim Cüneyt’i aradım ancak ulaşamadım, daha sonra Cüneyt beni aradı, onlara eve gelin dedim, telefonda durumu anlatamadım, beni öldüreceklerinden korktum, Cüneyt ile Ayhan sonradan eve geldiler, diğer olaylar anlattığım şekilde gerçekleşti, daha sonra da Oktay’ı telefonla onlar çağırdı. Olaydan sonra şahıslar evi terk edince polisi aradım, durumu anlattım, tanık İdris’i tanımıyorum, ancak olay anında birisi geldi, Oktay’ı bırakın diye şüphelilere söyledi, tanıkla konuştukları sırada Oktay kaçtı, bunun üzerine Olgun televizyonu tekmeledi ve evden ayrıldılar, şüphelilerden şikayetçiyim, demiş,

    Duruşmada ise; Olgun uzun süreden beri arkadaşım olur, işyerinde zaman zaman canlı müzik yaptığım olmuştur, olay meydana gelmeden önce çocuğum olduğu için eşimi Terme’de annesinin yanına bıraktım, Ozan’ın dükkanıile benim dükkanım yan yanadır. Ozan’ı da daha önceden tanırım, ben eşimi kayınvalidemin yanına bıraktığım için olay meydana gelmeden önce evde anahtarımı unuttum, eve girmek için apartman giriş kapısındaki camı kırdım, daha sonra da dairemin bulunduğu kapıya omuzla vurarak kırıp içeri girdim, olayın meydana geldiği sırada diğer müştekilerle evin önünde bulunuyordum, Olgun’a rastladım, Olgun’a selam vereceğim sırada Ozan’la, Oktay arasında bir tartışma yaşandı, Mehmet de bana havalı şekilde konuşmaya başladı, Mehmet’e bir tokat attım, karşılıklı olarak birbirimize vurmaya başladık, bu olaya çok içerledim, daha önceden kapıyı kırdığım için kapıyı elimle açıp Olgun’a “gel benim evime gidelim” dedim, çünkü ben Olgun’un samimiyetine inanıyordum, benim eski arkadaşımdı, Olgun benimle eve geldi, Olgun’la tartışmaya başladık, birbirimizi itip kaktık, bu sırada televizyon yere düştü, ben Olgun’u evde koltuğa oturttum, diğer şikayetçiler Cüneyt, Oktay, Ayhan ve diğer sanıkları eve çağırdım, kendileriyle neden böyle yaptıkları konusunda konuşurken içeriye İdris geldi, bizi kavga etti zannetti, ayırmaya çalıştı, ancak biz o anda kavga etmiyorduk, kavga bitmişti, ben sinirlerime hakim olamadığım için 155’i aradım, sanıklar da evden ayrılıp, gittiler, sanıklardan şikayetçi değilim, olay nedeniyle zararım yoktur, şikayetimden vazgeçiyorum, davaya da katılmak istemiyorum, şeklinde beyanda bulunmuş,

    Hazırlık beyanları okunup çelişki nedeniyle sorulduğunda; benim şu andaki ifadelerim doğrudur, Olgun benim samimi ve iyi bir arkadaşım olduğu için kendisinin bana karşı saygısızca tavırlarına mukabil bu şekilde şikayette bulundum, şu anda anlattığım hususlar doğrudur, şu andaki ifadelerim doğrudur, gerçek ifademe dönüyorum, şu andaki ifadelerim gerçektir, demiştir.

    Mağdur Cüneyt, kollukta 13.02.2009 günü saat 02.30’da saptanan beyanında; 12.02.2009 günü saat 09.30 sıralarında Ç… Mahallesi civarında arkadaşım olan Ayhan ile birlikte geziyorduk, telefonumu açtığımda, cevapsız arama gör-düm, arayan arkadaşım olan Bayram’dı, kendisini aradım, hemen evime gelin dedi, Ayhan ile birlikte hemen Bayram’ın evine gittik, içeri girdiğimizde Bayram, yanında daha önceden tanımadığım ve isimlerini polis merkezinde öğrendiğim, Mehmet, Ozan ve Olgun birlikte oturmuş alkol alıyorlardı, içeriye girdiğimizde Mehmet bize, siz kimsiniz, girin içeri oturun bakalım dedi, Ozan elinde bulunan ağaç sopa ile sağ koluma ve yüz kısmıma vurdu, daha sonra Mehmet eline aldığı sopa ile kafama vurdu, olayı anlamaya çalışırken, içeriye Oktay girdi, Oktay’a da her hangi bir şey söylemeden üçü saldırdı, Oktay’ı darp ettikten kısa bir süre sonra içeriye mahalleden arkadaşım olan İdris geldi, Oktay’a saldıran bu üç şahsı tutmaya çalıştı, İdris içeri girdiğinde Olgun odada bulunan televizyona tekme ile vurarak kırdı. Oktay bu sırada kaçtı, içeride bizleri darp eden şahıslarla birlikte dışarı çıktık, Mehmet, Olgun ve Ozan olay yerinden hızlı bir şekilde uzaklaştılar, bizde polisi arayarak yardım istedik. Mehmet ve Ozan isimli şahıslardan davacı ve şikayetçiyim uzlaşmayı kabul etmiyorum. Olgun bana her hangi bir darp girişiminde bulunmadı, kendisinden her hangi bir şikayetim yoktur. Bayram’a tabanca çekildiğini görmedim, demiş,

    Duruşmada ise; şikayetçilerden Bayram’ın beyanları doğrudur, olay şikayetçi Bayram’ın anlattığı şekilde gerçekleşmiştir, Bayram’ın evinin önünde dururken Oktay ile Ozan arasında bir tartışma yaşandı, daha sonra tartışmaya bizde dâhil olduk, Bayram’la, Olgun, Bayram’ın evine çıktılar, bizi de çağırdılar, evde çıkan kavga ve tartışma sırasında, Bayram’a ait televizyon yere düştü, kırıldı, biz tartışırken İdris geldi, bizi ayırdı, daha sonra sanıklar evden çıkıp gittiler, olay nedeniyle sanıklardan şikayetçi değilim, tüm sanıklar bana vurdular, olay karşılıklı olarak gerçekleşti, şeklinde beyanda bulunmuş,

    Önceki beyanıyla çelişki nedeniyle sorulduğunda, hazırlıkta sanıklara sinirli olduğum için bu şekilde ifade verdim, şu andaki ifadem doğrudur, sanıklardan şikayetçi ve davacı değilim, davaya da katılmak istemiyorum demiştir.

    Mağdur Ayhan, kollukta, 13.02.2009 günü saat 01.25’de saptanan beyanında; 12.02.2009 günü saat 09.30 sıralarında Ç… Mahallesi civarında idim, arkadaşım Bayram telefon açmış, fakat telefonum kapalı olduğu için ulaşamamış, telefonumu açtığımda cevapsız arama olduğunu ve arayanın Bayram olduğunu gördüm, Bayram’ı aradım, çabuk benim evime gelin dedi, arkadaşım olan Cüneyt ile birlikte gittik, içeride Bayram ve isimlerini polis merkezinde öğrendiğim, Mehmet, Ozan ve Olgun vardı, Bayram darp edilmiş durumda idi. Olgun ve yanındakiler bize, içeri girin oturun dediler, Ozan, sizin yüzünüzden bir milyar ceza yedik kim ödeyecek bu cezayı dedi, içeride bulunan Mehmet elinde bulunan ağaç sopa ile sağ koluma vurdu, Cüneyt’e de vurdu, anlamaya çalışıyorduk ki, içeriye Oktay geldi, Oktay içeri girer girmez ona da saldırdılar, bizleri darp ettikleri esnada içeriye arkadaşım İdris geldi, şahısları engellemeye çalıştı, bu esnada Oktay kaçtı, Olgun İdris’in içeriye girmesi ile televizyona tekme atarak kırdı, beraberce odadan çıktılar ve ayrıldılar, onların gitmesine müteakip bizde dışarı çıktık polisi arayıp yardım istedik. Mehmet ve Ozan isimli şahısların bana her hangi bir müdahalesi olmadı, bu şahısların Oktay’a ellerinde bulunan şişe ve odun parçası ile vurduklarını gördüm, demiş,

    C.savcılığında da, kolluk beyanının doğru olduğunu söylemiştir.

    Duruşmada ise; olayın meydana geldiği 13.02.2009 tarihinde Bayram bana mesaj attı, eve gelmemi istedi, bende arkadaşım Cüneyt ile Bayram’ın evine gittim, eve gittiğimde saat 20.30-21.00 sıraları idi. Olgun ve Bayram kendi aralarında konuşuyorlardı, ancak ne konuştuklarını bilmiyorum, diğer sanıklar apartmanın giriş kapısında bekliyorlardı. Bu şahıslar bana ve yanımda bulunan Cüneyt’e birşey söylemediler, Cüneyt ile birlikte eve girdik, huzurda bulunan sanıklar ne beni nede şikayetçileri dövmediler. Bana kimse vurmadı, ben birşeyolacağından korktuğum için İdris gelmeden olay yerinden kaçtım, şikayetçi Oktay’ın evde olup olmadığını hatırlamıyorum, İdris’in eve gelip gelmediğini bilmiyorum, şeklinde beyanda bulunmuş,

    Hazırlık beyanı okunup sorulduğunda; korktuğu için bu şekilde ifade verdiğini, ancak şu andaki ifadelerinin doğru olduğunu söylemiş,

    Neden korktuğuna ilişkin soruya ise cevap vermemiştir.

    Mağdur Oktay, kollukta 13.02.2009 günü saat 00.55 saptanan beyanında; 12.02.2009 günü saat 20.30 sıralarında kahvehanede oturuyordum. Cüneyt telefon açtı, şu anda Bayram’ın evinde olduğunu yanına gelmemi söyledi, daha sonra arkadaşım Olgun telefonu aldı, hemen Bayram’ın evine gelmem gerektiğini söyledi, ne oluyor dediğimde gel görüşelim dedi. Kahvehaneden ayrılarak Bayram’ın evine gittim, içeri girdiğimde, Ozan kafa atmaya çalıştı, Olgun elinde bir demirle sol yüz kısmıma, kafama ve ellerime vurdu, içeri girdiğimde Cüneyt ve Bayram darp edilmiş bir vaziyette idiler. Mehmet de elindeki sopa ile vurdu, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum, Ozan, elindeki ağaç sopa ile yüzüme vurdu, Olgun, sana bir milyar cezayı ödettireceğim diye söyledi. Bir milyar ceza meselesi ise dün akşam saatlerinde Ozan’ın işletmesini yaptığı internet cafe önünde bir tartışma olmuş, bu yüzden polis memurları bu internet cafeyecezai işlem uygulamış, daha sonra içeri İdris geldi, Olgun’u ve yanında bulunan Mehmet ile Ozan’ı tuttu, İdris içeri girer girmez bana vurmaktan vazgeçtiler, Olgun oda içerisinde bulunan televizyona tekme ile atarak kırdı, ben odadan dışarı kaçtım, olay yerinden ayrılıp polisi aradım. İçeride benden sonra neler yaşandığını görmedim demiş,

    C.savcılığında da, kolluk beyanının doğru olduğunu söylemiş,

    Duruşmada ise; hazırlık ifadelerim tamamen yanlıştır, ifademi düzeltmek istiyorum, olay diğer şikayetçilerin anlattığı şekilde gerçekleşmiştir, sanıklar bizi zorla evde tutmamışlardır, aramızda tartışma yaşanmıştır, tartışma sırasında kavga ettik, karşılıklı olarak birbirimize vurduk, ben bu olay nedeniyle kimseden şikayetçi değilim, sanıklar bizi zorla evde tutmamışlardır, ben Bayram’ın evine sonradan gelmedim, Bayram beni telefonla aradığında sanıklarla diğer şikayetçiler evlerinin önünde sohbet ediyorlardı ve tartışıyorlardı, daha sonra Bayram’ın evine 15 dakika sonra geçtik, orada Bayram’la Olgun tartışıyordu, İdris’te eve geldi, araya girip bizi ayırdı, sanıklar alkollü idiler, sanıklar İdris geldikten sonra evden ayrıldılar şeklinde beyanda bulunmuş,

    Önceki beyanlarıyla çelişki nedeniyle sorulduğunda, sanıklardan Ozan’la Mehmet’i sevmediğim için hazırlıkta bu şekilde ifade verdim demiştir.

    Sanık Olgun, kollukta 13.02.2009 günü saat 03.00’da saptanan beyanında; 12.02.2009 günü akşam saatlerinde K… Mahallesi Y… Sokak üzerinde arkadaşım Ozan’a ait internet kafenin yan tarafında bulunan boş büroda Ozan ve Mehmet ile birlikte alkol alıp sohbet ediyorduk, bir müddet sonra birlikte dışarıya çıktığımızda, aynı sokak üzerinde ismini daha sonra Bayram olarak öğrendiğim kişinin, iki arkadaşı ile evlerine girdiklerini gördüm, yanlarından geçerken Ozan kendilerine dün akşamki kavganın ne olduğunu sordu, bu şahıslardan birisi “size ne lan a…. koyduğumun oğulları” diye küfür edip, Mehmet’e tekme ve yumrukla saldırınca birbirimize girdik. Bayram’ın yukarıya doğru kaçtığını görünce, bende peşinden koşarak gittim, birinci katta bulunan eve, açık olan kapıdan içeriye girdim, neden kaçtığını sordum, aramızda tartışma çıktı, kendisine birkaç tokat attım, Bayram da bana vurmaya çalıştı, ancak ben darba maruz kalmadım, daha sonra sinirlenerek televizyona tekme attım, tekmenin etkisi ile televizyon yere düştü, daha sonra sakinleşip Bayram’dan özür dileyerek kırdığım televizyonun yenisini kendisine iade edeceğimi söyledim, bu esnada Mehmet ve Ozan, Bayram’ın yanında gördüğüm iki şahıs ile birlikte geldiler, aramızda bir tartışma yaşandı, bu konuyu daha sonra görüşürüz diyerek evden ayrılırken, İdris geldi, buradan meydana gelip dolaştıktan sonra aynı yere geldiğimizde, polisler bizi alıp merkeze getirdiler,

    Ben Bayram’ın peşinden çıktığımda kapı açıktı, ancak kapının kırık olup olmadığını bilmiyorum, bulundurma ruhsatlı Kırıkkale marka tabancam vardır, bu silahımın süresi 27.09.2007 tarihinde son bulduğundan üzerimde taşımam söz konusu değildir. Olay anında üzerimde başka da bir silah yoktu, olay sırasında üç kişi idik, suçlamayı kabul etmiyorum, demiş,

    Csavcılığı, sulh ceza mahkemesi ve duruşmada da benzer şekilde savunma yapmıştır.

    Sanık Mehmet, kollukta 13.02.2009 günü saat 04.49’da saptanan beyanında; 12.02.2009 günü akşam saatlerinde arkadaşım olan Ozan’ın işletmiş olduğu K… Mahallesi Y… Sokak içerisinde bulunan internet cafenin yan tarafında bulunan bürosunda bir miktar alkol aldık. Ben alkolü biraz fazla kaçırmışım. Bir müddet sonra yanımda bulunan arkadaşlarım Ozan ve Olgun ile birlikte dışarı çıktık, dışarıda daha önceden Olgun ve Ozan’ın kavga ettiği şahıslar olduğunu söylediği ve isimlerini polis merkezinde öğrendiğim Bayram, Oktay ve Ayhan isimli şahısları gördük, önümüzden geçiyorlardı. Arkadaşım Ozan bu şahıslara ne yaptınız siz burada, sizin yüzünüzden az daha ceza yiyordum dedi, bunun üzerine bir tanesi bize hitaben “s…tir git a…nakoduğumun çocukları” şeklinde hakaret etti, alkolün etkisi ile kimin küfür ettiğini fark edemedim, arkamı döndüğümde sağ elime bir tekme atıldı, sonra yüzüme doğru bir yumruk salladılar, arkam dönük olduğu için kimin vurduğunu göremedim, döndüğümde bu şahıslar İle kavga etmeye başladık. Biz kavga ederken ismini sonradan Bayram olarak öğrendiğim şahıs olay yerinden kaçtı, Ozan ile birlikte diğer iki şahısla kavga ediyorduk. Bu arada bizim kavga ettiğimiz şahıslarda olay yerinden kaçtılar, ben alkolün etkisi ile kimle kavga ettiğimi bilmiyorum, hava da karanlıktı göremedim. Bizde bu şahısların peşinden koştuk ve daha önce hiç gitmediğim ve görmediğim bir eve girdik, içeri girerken kapılar açıktı, fakat kapıların durumu hakkında her hangi bir bilgim yoktur, aşırı alkollü olduğum için fark edemedim, içeri girdiğimizde oda içerisinde bulunan Bayram ve yanında bulunan diğer şahıslar ile arkadaşım Olgunla aralarında başlayan kavga bitmiş çıkmak üzere idiler, içeride kavga olayı yaşanmadı, içeride her hangi bir darp’amaruz kalmadım, içeri girdiğimde oda içerisinde televizyon kırılmıştı. Oda içerisinde veya dışarıda her hangi bir silah çekme olayı olmadı, böyle bir olay görmedim. Bir müddet sonra ismini İdris olarak bildiğim ve sadece merhabam olan şahıs geldi, bizleri ve içeride bulunan diğer şahısları ayırdı, dışarı çıkarttı, arkadaşlarım ile beraber dışarı çıktık, diğer şahıslar ise oda içerisinde kaldılar, olay yerinden ayrıldık, çarşı merkezinde arkadaşlarım ile gezdiğimiz esnada polis memurları hakkımızda ihbar olduğunu ve polis merkezine kadar gelmemiz gerektiğini söylediler, bunun üzerine polis merkezine geldik, demiş,

    C.savcılığı, sulh ceza mahkemesi ve duruşmada da benzer şekilde savunma yapmıştır.

    Sanık Ozan, kollukta 13.02.2009 günü saat 04.00’da saptanan beyanında; 12.02.2009 günü işletmekte olduğum internet cafenin bitişiğinde bulunan büromda alkol aldık, daha sonra arkadaşlarım ile dışarı çıktık. Dün akşam saatle-rinde iş yerimin önünde bir kavga yaşanmıştı, bu kavgadan dolayı kavga eden şahıslar her hangi bir şikayette bulunmadılar. Bu kavgaya karışanların isimlerini polis merkezinde öğrendiğim Oktay, Ayhan ve Bayram’dı, arkadaşlarım Mehmet ve Olgun ile birlikte bu şahıslara neden beklediklerini, sizin yüzünüzden “ceza yiyorum, burada kavga ediyorsunuz, polis benim iş yerime ceza kesiyor” dediğim esnada Oktay, “size ne lan a…nakoduğumun çocukları” şeklinde hakaret etti, Mehmet’e yumrukla vurdu, Mehmet de Oktay’a karşılık verdi, aramızda kavga oldu, bu esnada Bayram olay yerinden kaçtı, biz diğer şahıslarla münakaşa ederken, Olgun, Bayram’ın peşinden koştu, kavga esnasında Ayhan çeneme eli ile vurdu, diğer iki şahısta yukarıya kaçınca, onların peşinden koştuk içeri girdik. Ben içeri girdiğimde, içeride Bayram, Olgun, Mehmet ve Oktay ağız münakaşası yapıyorlardı, televizyon kırılmıştı, televizyonun nasıl kırıldığını görmedim, içeride her hangi bir darp olayına maruz kalmadım ve kimseyi de darp etmedim. Bir müddet sonra içeri İdris geldi, bizleri ayırdı, olay yerinden arkadaşlarım Mehmet ve Olgun ile birlikte aşağı indik, kavga ettiğimiz şahıslar ise yukarıda kaldılar demiş,

    C.savcılığı, sulh ceza mahkemesi ve duruşmada da benzer şekilde savunma yapmıştır.

    Tanık İdris, kollukta 13.02.2009 günü saat 00.25’da saptanan beyanında; 12.02.2009 günü akşam üstü mahallede Y… Sokak üzerinde Ozan’a ait internet kafe karşısında arkadaşlar ile sohbet ederken, Ozan alkollü bir şekilde yanımıza geldi, “onları bekliyorum” diyerek aynı sokak üzerinde bulunan 17 numaralı evi gösterdi, kimi beklediği konusunda bir fikrim yoktu, içimizden birisi kendisine ya sana saldırırlarsa dediğinde “silahım var birde kurşunum var” dedi, konuyu değiştirip başka bir sohbet konusu açtık, bir müddet sonra da oradan ayrıldık, aynı gün saat 22.30 da aynı sokaktan geçerken ses duydum, sese kulak verdiğimde “yapmayın etmeyin” diye bağıran sesin tanıdık olduğunu anlayıp, sesin geldiği 17 numaralı binanın birinci katına kadar çıktım, içeriden de halen “yapma abı” diye bağırma sesleri geliyordu, kilit kısmı kırık kapıyı itekleyince açıldı, içeriye girerek sağ tarafta bulunan odadan seslerin geldiğini duyup bu kapıyı açtığımda, içeride Oktay isimli arkadaşımın kanepe üzerinde ellerini yüzünü korumak için siper etmiş bir şekilde durduğunu, yine oda içerisinde Bayram, Cüneyt ve Ayhan isimli şahısların da kanepede dayak yemiş bir şekilde korkulu bir halde ellerini yüzlerine kapatmış bir şekilde oturduklarını, Olgun isimli şahsın da elinde bulunan ağaç beysbol sopası ile Oktay’a vurduğunu, Ozan’ın da elinde çanta ile geride kanepenin arkasında durduğunu, Mehmet isimli şahsın ise elinde çaydanlık ile Oktay’a vurduğunu gördüm, Mehmet beni görünce elindeki çaydanlığı bırakarak beni odadan dışarıya çıkarmaya çalıştı, Olgun’un elinden sopayı aldığım sırada, Ozan, Bayram’ın yüzünden bir milyar ceza yediğini söyledi, daha sonra Olgun oda içerisinde bulunan televizyona tekme atarak yuvarladı, bu esnada Mehmet benim yakama sarılınca içeride bulunan Oktay ve diğer şahıslar odadan çıkıp kaçtılar, bende Mehmet’i itekleyip elinden aldığım beysbol sopası ile oradan uzaklaştım, ayrıldığımda Olgun, Ozan ve Mehmet’de oradan kaçtılar, elimdeki sopayı daha sonra tam olarak bilmediğim bir sokak içerisinde attım, bu olay esnasında Mehmet ile Olgun alkollüydüler, daha sonra gelerek polise bilgi verdik, Ozan silahım var dediğinde bize silah göstermedi, bu nedenle gerçekten silahı olup olmadığını bilmiyorum, şeklinde beyanda bulunmuş,

    Duruşmada ise; sanıklarla şikayetçileri daha önceden tanırım, olay tarihinde sanıklarla şikayetçileri Bayram’ın evinin önünde konuşurlarken gördüm, bir süre sonra birbirlerinin ardı sıra Bayram’ın evine çıktılar, bende peşlerinden çıktım, aralarında yüksek sesle konuştukları için kavga ettiklerini sandım, içeride şakalaşıyorlarmış, ben de kavga ediyorlar sanıp, sanıklarla şikayetçileri ayırdım, daha sonra evden çıktım demiş,

    Önceki beyanı okunup çelişki nedeniyle sorulduğunda; hazırlıkta niçin böyle bir ifade verdiğini ve sebebini bilmediğini söylemiştir.

    Savunma tanıklarından;

    Fatih; Bizim Ozan’ın cafesinin arkasında kahvehanemiz vardır. Olay tarihinde kahvehanede bulunduğum sırada sokakta bir tartışma duydum, tartışma sırasında birbirlerine bağırdıklarını duydum, vurduklarını görmedim. Bu olay ne zaman oldu tam tarihini hatırlayamıyorum. Akşam 20:00 sularında bu olayın olduğunu düşünüyorum. Karşı taraftaki şahıslardan sadece Oktay’ ı tanıyorum, başka kimseyi tanımıyorum. Oktay ve Ozan’ı tartışırken gördüm. Diğerlerini tanımadığım için bilmiyorum. Başkaca bir bilgim yoktur. Bu olayın üzerinden yaklaşık 2-2,5 ay geçmiştir. Bu olayın olduğu tarihten bir gün öncede Ozan’ın cafesinin önünde kavga olayı oldu. Kavgaya Oktay’ın karıştığını gördüm ancak diğer şahısları tanımadığım için kimin kime vurduğunu ve nasıl vurduğunu görmedim, kavganın neden çıktığı ve nasıl olduğuna ilişkin de bir bilgim yoktur,

    Murat; Olay tarihinde arkadaşım Fatih ile sanık Ozan’ın internet cafesininolduğu yere yakın bir kahveye oyun oynamak için gittik, günlerden çarşambaydı, yaklaşık iki ay kadar oldu, saat 20-21:00 sıralarında arkadaşlarla oyun oynarken toplu bir grup geldi. Ozan’ın internet cafesinin önünde aralarında tartışıyorlardı. Sonradan olay yerine polisler geldi. Biz kavga ve tartışma olurken kahvehaneden hiç kalkmadık, oyun oynadığımız masadan baktık. Fatih’le aynı masada karşılıklı oyun oynuyorduk. Olay yeri çok kalabalıktı kimin kime vurduğunu ve kimin kime ne dediğini görmedim duymadım. Benim bu olayla ilgili başka bir görgüm bilgim yoktur,

    Metin; Tam tarihini hatırlamıyorum ancak gece saat 22:00 sularında bir ses duydum, dışarı çıktığımda sanık Ozan’ın cafesinin önünde bir kalabalık gördüm. Benim dükkanım Ozan’ın dükkanının hemen yakınındadır, ben ber-berlik yaparım, dışarıya çıkıp baktığımda Ozan’ın dükkanının önünde üç dört kişi tartışıyorlardı, bu şahısları tanımıyorum. Tartışan grup bir süre sonra yirmibeş otuz kişi oldu. Daha sonra birbirlerine girdiler. Kavganın içinde sanık-ların hiç biri yoktu. Ben şikayetçileri tanımadığım için onlarında kavgaya karışıp karışmadıklarını bilemiyorum. Kavga bu şekilde bir süre devam ettikten sonra olay yerine polisler geldi, kavga ayrıldı, Ozan kavga eden şahıslara benim dükkanımın önünde kavga etmeyin şeklinde uyarıda bulunuyordu, kavga eden kişiler de birbirlerine karşılıklı küfürler ediyorlardı. Ozan bu kavgaya dâhil olmadı, kavgayı ayırmaya çalışıyordu. Kavga eden grubun bir kısmı Ozan’ın cafesininiçine kaçtılar. Ben sadece bu olayı gördüm başka bir olay görmedim, tam tarihini hatırlayamıyorum ancak Ocak ayı olduğunu düşünüyorum. Ozan’ın dükkanındabir şey kırılmadı ancak olay yerinde bulunan bir taksiye biri tekme attı ve taksinin dikiz aynası kırıldı,

    Murat; Ü… İlçesinde taksicilik yaparım. Olayın meydana geldiği tarihte benim arabam olay yerine yakın bir yerde park halindeydi. Burada kavga eden şahıslar benim aracımın dikiz aynasını kırmışlar, kırılma olayını ve kavgayı görmedim. Daha sonra Ozan’ın dükkânına gittim, içerisi bayağı kalabalıktı, polislerde vardı, tek tanıdığım Ozan olduğu için Ozan’a aynayı kimin kırdığını sordum, O da bilmediğini söyleyerek, ertesi gün gel aynanın parasını benden al dedi. Ben de ertesi gün Ozan’ın dükkanına gittim ve kırılan aynanın parasını Ozan’dan aldım,

    Şeklinde beyanda bulunmuşlardır.

    Gözaltı takip formlarına göre, sanıklar Mehmet, Ozan ve Olgun’un, 12.02.2009 günü saat 23.45’de, konut dokunulmazlığını ihlal ve kasten yaralama suçlarından gözaltına alındığı,

    Yakalama ve gözaltına alma formlarına göre, Olgun’un 12.02.2009 günü saat 23.15’de, Ozan’ın 23.45’de, Mehmet’in ise 23.15’de yakalandıkları anla-şılmaktadır.

    Mağdurlar hakkında düzenlenen 12.02.2009 tarihli raporlarda;

    Mağdur Oktay, mağdur Cüneyt, mağdur Bayram ve mağdur Ayhan’ın vücutlarının muhtelif yerlerinde yaralar Olduğu ve bu yaraların BTM ile giderilebileceği belirtilmiştir.

    Sanıklar hakkında düzenlenen 13.02.2009 tarihli adli raporlarda;

    Olgun’un, vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı, 217 promil alkollü olduğu,

    Mehmet’in, kafasındaki şişlik nedeniyle BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandığı,

    Ozan’ın ise, 170 promil alkollü olduğu, omzunda hafif hassasiyet olduğu BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandığı,

    Bilgilerine yer verilmiştir.

    Uyuşmazlık konuları hakkında karar verilebilmesi için öncelikle kişiyi hürri-yetinden yoksun kılma suçunun yapısının incelenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

    Her ne kadar Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kapsamına göre 1. uyuşmazlık nedeni, sanıkların mağdurlar Cüneyt ve Ayhan’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinde 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanma olanağı bulunup bulunmadığına ilişkin ise de, öncelikle sabit olan eylemin hangi suçu oluşturduğu ve bu suç tipine göre somut olayda 5237 sayılı TCY’nın43/2. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup, bulunmadığı değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, 5237 sayılı TCY’nın, İkinci Kitap, Hürriyete Karşı Suçlar’a ilişkin Yedinci Bölüm’de 109. maddesinde düzenlenmiştir. 765 sayılı TCY’nın, 179, 180, 181, 182, 429, 430 ve 431. maddelerinde düzenlenmiş bulunan suçlar, benzer bir biçimde 5237 sayılı TCY’nın 109. mad-desinde yaptırıma bağlanmıştır. Altı fıkra halinde düzenlenen maddenin birinci fıkrasında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli, ikinci fıkrasında, suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi nitelikli hal olarak, üçüncü fıkrasında ise, altı bend halinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli haller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında, suçun netice sebebiyle ağırlaşmış haline, beşinci fıkrasında, cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise, suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibariyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi halinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.

    Maddenin birinci fıkrası; “Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye ….cezası verilir” hükmünü taşımaktadır.

    Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması, kısıtlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde de, “bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir” şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Serbest hareketli bir suç olduğundan, maddi anlamda özgürlüğün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilir.

    Özgürlüğün sınırlandırıldığı yer başlı başına suçun gerçekleşmesi bakımından önemsizdir; gerçekten failin ya da mağdurun veya başkalarının mülkiyetinde olması; açık ya da kapalı bulunması; üzüntü verici ya da tedavi edici (curativo) veya şeref kırıcı vb. nitelikli bir yer olması arasında herhangi bir fark yoktur. Menkul yer olabilir; gemi, otomobil vb. olabilir. Sözgelimi, mağdurun kapatıldığı yerden kurtulması için yüksek pencerelerden atlamasının, gece bekçisinin gözetiminden ayrılmasının, saldırgan köpeklerden kurtulmasının ya da edebe aykırı bir kılıkta uzaklaşmasının zorunluluğunun söz konusu bulunduğu hallerde olduğu gibi. (Erol Cihan, Kişisel Özgürlüğü Sınırlama Cürmü, İÜHFM, 1975, sy.57)

    Öte yandan, özgürlüğü sınırlama süresi konusunda TCY’da herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Ancak, kişisel özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerir ve fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesini gerektirir. Bu bakımdan, her olayda sürenin, hem fail hem mağdur açısından kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma niteliğini taşıyıp taşımadığının,, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.

    Özgürlüğü sınırlama suçunun manevi unsuru ise, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesini ve bilmesini içeren genel kasttır. Yasanın metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun oluşumu için özel kast (saik) aranmaz. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, sy.130, Prof. Dr. Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4.Bası, İst-1994, sy.31, Prof. Dr. Durmuş Tezcan – Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem – Yrd. Doç. Dr. Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Ankara-2008, sy.363 vd., Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Prof. Dr. Ahmet Gökçen, Doç. Dr. A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2010, sy.275 vd., Dr. Recep Gülsen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, sy.87) ve yargısal kararlarda da (CGK’nun 03.12.2002 gün ve 288-419, 23.01.2007 gün ve 275-9 sayılı kararları) benimsenmiştir.

    Esasen kural olarak, failin suç saydığı bir sonucu bilmesi, istemesi ve bu suretle harekette bulunması, kastın varlığı açısından yeterlidir. Ayrıca, sonucun yasaya veya hukuka aykırı olduğunu bilme şartı aranmaz. Ancak, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu bakımından yasamız, eylemin “hukuka aykırı” işlenmesini şart koştuğundan, failin bu şekilde hareket ettiğini bilmesini ve istemesini aramaktadır. Bu durumda, failin, işlediği fiilin hukuka aykırılık bilincine de sahip olması gerekmektedir. Hâkim, suçun manevi unsuruna dâhil olan “hukuka aykırılık bilinci’Yıi elbette araştıracaktır.

    Yasanın hukuka aykırılık şartını failin iradesi ile ilgili olarak açık bir şekilde aradığı bu gibi hallerde, failin, fiilin gayrimeşru olduğunu bilmesi, kast kavramı içine girer. (Pisapia’ya atfen Dr. Recep Gülsen, Hürriyeti Tahdit Suçları, 2002, sy.89) Başka bir deyişle, manevi unsur, yani kusurluluk, hukuka özel aykırılığı kapsamına alır.

    Fakat, hukuka aykırılık bilinci özel kasıtla karıştırılmamalıdır. Fail, suç tipinin objektif unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği halde, eylemde hukuka aykırılık bilincinin bulunmaması nedeniyle, kastının varlığı kabul edilemese dahi, bu durum suçun özel kasıtla işlenebileceği anlamını taşımaz. (Prof. Dr. Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4.Bası, İst.-1994, sy.32)

    Bu suç tipi ile zincirleme suç ilişkisine gelince;

    5237 sayılı TCY’nın 43/3. maddesinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar arasında aynı Yasanın 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçuna yer verilmemiş olduğundan, koşulları bulunduğunda, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu yönünden de 5237 sayılı Yasanın 43/1-2 maddelerinin uygulanmasına yasal engel bulunmamaktadır.

    Aynı mağdurun, değişik zamanlarda, aynı suç işleme kararıyla hürriyetinden yoksun bırakılması halinde 5237 sayılı TCY’nın 43. maddesinin 1. fıkrası, failin aynı suç işleme kararının icrası düşüncesiyle, tek bir fiille birden fazla kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakması halinde ise aynı maddenin 2. fıkrası uygulama olanağı bulunacaktır. Örneğin, bir odada bulunanların üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle suçun işlenmesi, bir otobüsün hareket halinde iken durdurulması suretiyle yolcuların özgürlüğünün kısıtlanması, bir uçağın kaçırılması, hallerinde somut olayın gerçekleşme biçimi de nazara alınarak, 43. maddenin 2. fıkrası uygulanabilecektir.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

    Sanıklar Ozan, Olgun ve Mehmet’in, olaydan bir gün önce Ozan’a ait internet cafenin önünde meydana gelen olaydan sorumlu tuttukları mağdurlara ders vermek amacıyla, mağdur Bayram’ın evde olmadığı bir sırada geceleyin mağdurun rızasına aykırı olarak evinin kapı kilidini kırarak içeriye girip, mağdur Bayram’ı beklemeye başladıkları, mağdur Bayram’ın saat 20:30 sularında eve gelmesi üzerine hep birlikte mağduru darp ettikleri, yaralamanın konut içinde gerçekleşmesi nedeniyle bu eylemlerin devamı süresince gerçekleştirilen fiiller, doğal olarak mağdurun direncini yok ederek, bir yere gitmek veya bir yerde kalmak özgürlüğünü sınırlandırmış ise de, yaralama suçu esnasındaki bu davranışlarda, sanıkların mağdurların özgürlüklerini daralttıkları bilinç ve iradesiyle hareket ettikleri kabul edilemez, ancak, mağdur Bayram’ın bir gün önce gerçekleşen olayın faili olmadığının anlaşılması üzerine, bir gün önceki olayda bulunduğuna inanılan mağdur Cüneyt’in, mağdur Bayram’a telefonla aratılarak, gelmesinin istenmesi, mağdur Cüneyt’e ulaşılamaması nedeniyle, mağdur Bayram’ın evden ayrılmasına engel olunması, bilahare telefonunda cevapsız arama gören mağdur Cüneyt’in, Bayram’ı araması üzerine, mağdur Bayram’ın sanıklardan korkarak gerçek durumu, Cüneyt’e söylemeksizin eve gelmesini istemesi ve bu sırada da mağdur Bayram’ın özgürlüğünün rızasına aykırı olarak sanıklar tarafından kısıtlanması, bu mağdur açısından kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu oluşturmaktadır. Karşılıklı telefon irtibatından bir süre sonra mağdur Cüneyt’in, yanında arkadaşı olan ve olayla ilgisi bulunmayan Ayhan’la birlikte olay yerine gelmesi üzerine, sanıkların her iki mağdura saldırıp ellerindeki sopa ve telle yaralamaları, bu esnada her üç mağdurun evde tutulması, bir süre sonra mısırcı Oktay kim diyerek kardeşi Cüneyt’e, mağdur Oktay’a telefon ettirilerek Oktay’ın gelmesinin istenmesi, Oktay gelinceye kadar olayla ilgisi bulunmayan mağdur Ayhan’ın da, özgürlüğünün kısıtlanması olguları birlikte değerlendirildiğinde, bu mağdurlara karşı gerçekleştirilen yaralama ve akabinde diğer mağdur Oktay gelinceye kadar evde tutulmaları eylemlerinin 5237 sayılı TCY’nın 109/2-3-b maddesinde yaptırıma bağlanan özgürlüğü kısıtlama suçunu oluşturduğu, 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanabil-mesi için tek bir fiille aynı suçun birden fazla mağdura karşı işlenmesi gerektiği, gerek mağdur Cüneyt’e gerekse olaydan habersiz olarak konuta gelen mağdur Ayhan’a yönelik hareketlerin tek fiil kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının, sanıkların mağdur Cüneyt ve Ayhan’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinde 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin itiraz nedeninin yerinde olmadığı ve reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Kurul Üyesi Yargıtay C.Başsavcılığıitirazında ileri sürülen nedenlerle, Kurul Üyesi O.Yaşar ise, her üç mağdura yönelik hürriyetten yoksun bırakılma suçlarında, 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesi ile uygulama yapılarak, sanıkların yalnızca bir kez cezalandırılması gerektiği görüşüyle itirazın kabulü yönünde karşı oy kullanmışlardır.

    Diğer itiraz nedenine gelince;

    Mağdur Oktay’ın telefonla aranması ve Oktay’ın eve gelmesi üzerine, sanıklar Ozan, Mehmet ve Olgun tarafından, silahtan sayılan sopalarla darp edilerek, BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, dışarıdan sesler duyan tanık İdris’in içeriye girmesi ile de, sanıkların bu mağdura karşı eylemlerinin sonlandığı, bu şekilde gerçekleşen olayda, özgürlüğü sınırlama süresi konusunda TCY’da herhangi bir açıklama bulunmamakta ise de, kişisel özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Somut olayda, mağdurun eve gelişi ile kendisine karşı yaralama fiilleri arasında geçen zaman süreci tam olarak saptanamamış, sanıkların mağduru özgürlüğünden yoksun bırakma bilinç ve iradesiyle hareket ettikleri hususu da, bu suç yönünden yapılan soruşturmanın yetersizliği nedeniyle kuşkulu kalmıştır. Kuşku sanık lehine yorumlanır ilkesi uyarınca, var olan kuşkunun sanıklar lehine yorumlanması ile bu mağdura yönelik eylemlerin yaralama boyutunu aşıp, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu aşamasına ulaşmadığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla itiraz nedeni yerinde olup, kabulüne karar verilmelidir.

    Bu itiraz nedeni yönünden ise, üç Kurul Üyesi yerel mahkeme hükmünün isabetli olduğu gerekçeleriyle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddi yönünde oy kullanmıştır.

    Sonuç:

    Açıklanan nedenlerle;

    1-Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının,

    a) Mağdurlar Cüneyt ve Ayhan’a yönelik eylemler yönünden (REDDİNE),

    b) Mağdur Oktay’a yönelik eylemler yönünden ise (KABULÜNE),

    2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 25.12.2009 gün ve 14088-16644 sayılı onama kararının, sanıkların mağdur Oktay’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden (KALDIRILMASINA),

    3- Ünye Asliye Ceza Mahkemesinin 04.05.2009 gün ve 141-348 sayılı hükmünün, sanıkların mağdur Oktay’a yönelik eylemlerinin, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu oluşturmayıp, yaralama suçunu oluşturması nedeniyle (BOZULMASINA),

    4- Dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına (TEVDİİNE), 29.06.2010 günü yapılan müzakerede her iki itiraz nedeni yönünden de oyçokluğuyla karar verildi.

Bir Cevap Yazın