KASTEN ÖLDÜRME HK. (Ceza Genel Kurulu)

Ceza Genel Kurulu 2011/1-146 E., 2011/169 K.

Ceza Genel Kurulu 2011/1-146 E., 2011/169 K.

  • KASTEN ÖLDÜRME
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 29 ]
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 38 ]
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 53 ]
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 62 ]
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 81 ]
  • 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 152 ]
  • 1136 S. AVUKATLIK KANUNU [ Madde 38 ] “İçtihat Metni”

    Kasten öldürme suçundan sanıklar H…. R….Ö……. ile R… E…. Ö…….’in, 5237 sayılı TCY’nın 81/1, 29/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 15’er yıl, aynı suça azmettirmekten sanık A……. Ö…….’in, 5237 sayılı TCY’nın 38/2, 81/1, 29/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve haklarında aynı Yasanın 53. maddesinin uygulanmasına, sanık F…. K…

    ……’ın ise, 5237 sayılı TCY’nın 39/1, 82/1-d, 29/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında aynı Yasanın 53. maddesinin uygulanmasına, suç eşyalarının TCY’nın 54. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin, Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 18.12.2007 gün ve 354-511 sayı ile verilen ve kasten öldürme suçundan kurulan hükümler yönünden re’sen temyize tabi olan hükmün, sanıklar müdafileri ve bir kısım katılanlar vekilleri tarafından da temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.03.2009 gün ve 6311-1245 sayı ile;

    “…

    …2- Sanık F…. ile A…….’in gayriresmi birlikte yaşadıkları, sanık F….’in eski eşinden miras kalması üzerine otobüs alarak işletmesi için sanıklar A……. ve çocukları H…. R….ve R… E….’e verdiği, bu sırada sanık F….’in kardeşi olan maktul R……, F….’den 100.000 YTL’lik borcuna karşılık senet aldığı bu konuda protokol de yaptıkları ve borcunun karşılığı olarak, maktulün olaydan 15 gün önce sanık F….’e ait otobüse el koyduğu, tarafların anlaşması üzerine yeniden otobüsün çalışmaya başladığı, senedin vadesi olan 30.07.2006 tarihinde alacağını tahsil edemeyen maktul birkaç kez girişimden sonra olay günü otobüsün anahtarına tekrar el koyduğu, dosya içeriği ile telefon kayıtları ve sanık Harun’un vekili huzurunda usulüne uygun alınmış ilk ifadesinden de anlaşıldığı üzere, bunu öğrenen sanık A……., oğulları sanıklar H…. R….ile R… E….’i azmettirmek suretiyle maktulü bıçaklayarak öldürdükleri olayda;

    a) Sanık A…….’in adam öldürmeye azmettirme, sanıklar H…. R….ve R… E….’in adam öldürme suçları yönünden; öldürülenin sanıklardan F….’den senede bağlı alacağını tahsil amacıyla sanıklar A……., H…. R….ve R… E….’in F…. adına vekaleten işlettikleri otobüsün anahtarını alarak, otogarda bekletmesi nedeniyle olayın meydana geldiği, ortada hukuki anlaşmazlığın bulunduğu, maktulün eyleminin haksız fiil oluştursa bile kardeşi sanık F….’e yönelik olduğu, diğer sanıklar A……., H…. R….ve R… E….’e yönelik haksız bir davranışın bulunmadığı gözetilmeden sanıklar lehine haksız tahrik hükmü uygulanarak eksik ceza tayini,

    b) Sanık F….’in adam öldürme suçu yönünden;

    Öldürme suçunda sanıklar A……., H…. R….ve R… E…. ile fikir ve irade birliği içinde hareket ettiğini, yardımda bulunduğunu gösterir kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı anlaşıldığı halde, sanık F….’in beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi” isabetsizliğinden tahrik nedenine ilişkin bozma nedeni yönünden oyçokluğuyla, diğer yönlerden oybirliğiyle bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyelerinden S.E. Y…

    …. ile E. K…

    …… ise, yerel mahkemece tahrikin kabul edilmesinde bir isabetsizlik görülmediği görüşüyle (a) bendinde yer alan bozma nedeni yönünden karşı oy kullanmışlardır.

    Yerel mahkemece, 29.06.2009 gün ve 164-204 sayı ile sanık F…. hakkındaki bozma nedenine uyularak bu sanığın beraatına karar verilmiş, ancak tahrike ilişkin bozma nedeni yönünden önceki hükümde direnilmiştir.

    Bu hükmün re’sen temyize tabi olması ve katılanlar vekili ile sanıklar müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 08.06.2010 gün ve 35-140 sayı ile;

    “Sanıkların kasten öldürme suçundan cezalandırılmalarına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında çözülmesi gereken uyuşmazlık, suçun haksız tahrik altında işlenip işlenmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

    Ancak, incelenen dosya içeriğine göre, aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların kovuşturma aşamasında tek müdafii tarafından savunulmalarının, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığı hususu, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınıp öncelikle tartışılmıştır.

    Bu konuda sağlıklı bir çözüme ulaşılabilmesi için, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

    5271 sayılı CYY’nın, ‘Şüpheli veya sanığın birden fazla olması halinde savunma’ başlığını taşıyan 152. maddesi, ‘Yararları birbirine uygun olan birden fazla şüpheli veya sanığın savunması aynı müdafie verilebilir’ hükmünü taşımaktadır.

    Öte yandan, 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 38. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca avukatın, aynı işte menfaati zıt olan bir tarafa vekalet etmesi halinde, gelen işi reddetmesi zorunluluğu getirilmiştir.

    Yine Türkiye Barolar Birliğince kabul edilen Avukatlık Meslek Kurallarının 35. maddesinde de, ‘Avukat aynı davada birinin savunması öbürünün savunmasına zarar verebilecek durumda olan iki kişinin birden vekaletini kabul edemez’ kuralına yer verilmiştir.

    Bütün bu hükümlerden de anlaşılacağı gibi, menfaat zıtlığını dar anlamda yorumlamamak gerekir. Burada, önemli olan, savunmanın hiçbir şekilde zafiyete uğramamasıdır. Nitekim öğretide de aynı görüş benimsenmiş, şüpheli veya sanıklardan birisinin savunulması ancak diğer sanığın suçlanmasıyla sağlanabiliyorsa, çıkarların çatıştığını ve müdafilerinin değişik kişiler olması gerektiği belirtilmiştir. (Prof. Dr. N…

    … C…

    …. – Doç. Dr. H…

    ….. Z…

    …., Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası sh. 170)

    Uygulamada Ceza Genel Kurulunun 20.10.2009 gün ve 85-242 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, birlikte suç işlediği iddia edilen sanıkların müdafiliğinin tek avukat tarafından üstlenilmesi halinde, bu durumun sanıklar arasındaki menfaat çatışması nedeniyle, bazı sanıkların savunmaları bakımından zafiyet yaratacağı ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracağı kabul edilmiştir.

    Somut olayda, sanıkların kolluk tarafından ifadelerinin alındığı aşamada dahi, aralarındaki menfaat çatışmasından bahisle baro tarafından farklı avukatlar görevlendirildiği halde, kovuşturma aşamasında, 26.11.2007 günlü oturumda Avukat H…

    …. G…

    ….’in, sanıklar A……. Ö……., H…. R….Ö……. ile R… E…. Ö…….’in müdafii olduğunu bildirerek duruşmaya katıldığı, sanıkların diğer müdafilerinin ise müdafilikten çekildikleri, bu aşamadan sonra, adı geçen sanıkların ek savunmaları ve son savunmalarının alınmasında müdafii olarak Av. H…

    …. G…

    ….’in görev yaptığı, ilk hükmü ve direnme hükmünü de sanıklar adına temyiz ettiği, savunma ve temyiz dilekçelerinde de özellikle sanıklardan H…. R….’in kolluk tarafından müdafii huzurunda alınan ifadesini reddetmek suretiyle savunma yaptığı anlaşılmaktadır.

    Birlikte suç işlediği iddia edilen sanıklardan, birisi tarafından suçun tek başına ve ani gelişen bir kararla işlenildiğinin savunulması karşısında, diğer sanıkların suça katılmadıklarının savunulmasının gerektiği, bu durumun da suçu tek başına işlediğini savunan sanık yönünden savunmada zafiyet yaratacağı açıktır. Bu nedenle aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların, savunmalarının başka müdafiler tarafından üstlenilmesinin sağlanması gerektiği nazara alınmadan, yerel mahkemece duruşmaya devam edilerek hüküm kurulması, yukarıda açıklanan yasa ve meslek kurallarına aykırıdır…

    …” gerekçesiyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.

    Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 29.12.2010 gün ve 259-331 sayı ile;

    “…Maktul R……’ın sanık F…. veya diğerlerinden herhangi bir hak ve alacağı olmadığı açıktır.

    Sanık F…. kocasından kalan parayı istediği şekilde tasarruf etme hak ve yetkisine sahiptir. Bu konuda sanık F….’in kardeşi olan maktulün hiçbir hakkı bulunmamaktadır. Buna rağmen, maktul R…… önce sanıkların işlettikleri Otobüse el koyup sefere çıkmasına engel olmuş, buna karşılık 100.000 YTL’lik senet almış, ancak, süresinde bedelini alamayınca aynı eylemi yine gerçekleştirmiştir. Sanık A……. ile sanık F….’in birlikte yaşamaları konusunda, sanık A…….’in eşi dışında hiç kimsenin herhangi bir hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Bu konuda, var ise sanık A…….’in eşinin yasal yollara başvurma hakkı bulunmaktadır. Sanıklar A……. ile F…. kendilerine yeni bir yaşam sağlamışlar, bu yeni hayat yolunda sanık A…….’in çocukları H…. R….ve R… E…. de yer almışlardır. Buna rağmen, herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmamak için maktule oldukça yüksek bir meblağ olan 100.000 YTL’lik senet verilmiştir. Sanık F….’in bankadaki hesap durumu da gözetildiğinde bu parayı rahatlıkla ödeyebileceği, maktul R……’ın yasal yolla da olsa bu parayı tahsil edebileceği açıktır. Ancak, maktul R…… bununla yetinmemekte, daha fazla para elde etme çabası içerisine girmektedir. Söz konusu otobüs, sanıklar A……., H…. R….ve R… E….’in zilyetliği altındadır. Bu otobüs yoluyla geçimlerini sağlamaktadırlar. Sanık F…. ise, bu otobüsten elde edilecek para ile kredi borcunu ödeyecektir. Dolayısıyla, maktul R……’ın haksız olarak otobüse el koyup sefer çıkmasına engel olması, sanıklar A……., H…. R….ve R… E…. lehlerine haksız tahrik nedeni oluşturmaktadır. Ancak, sanıklar rahatlıkla polise müracaat edip, maktul R……’ın bu eylemi nedeniyle hakkında işlem yapılması, yasal yolla anahtarı geri almaları mümkün bulunmaktadır.

    Ancak, Sanıklar H…. R…., R… E…. ve A…….’in öldürme eylemleri ile, maktul R……’ın haksız olarak otobüse el koyup sefere çıkma eylemleri arasındaki aşırı oransızlık gözetildiğinde, sanıklar A……., H…. R….ve R… E….’in cezalarının 5237 sayılı TCK’nın 29/1. maddesi gereğince 18 yıl hapse indirilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

    Bu itibarla, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin; sanık A…….’in adam öldürmeye azmettirme, sanıklar H…. R….ve R… E….’in adam öldürme suçları yönünden; öldürülenin sanıklardan F….’den senede bağlı alacağını tahsil amacıyla sanıklar A……., H…. R….ve R… E….’in, F…. adına vekaleten işlettikleri otobüsün anahtarını alarak, otogarda bekletmesi nedeniyle olayın meydana geldiği, ortada hukuki anlaşmazlığın bulunduğu, maktülün eyleminin haksız fiil oluştursa bile kardeşi sanık F….’e yönelik olduğu, diğer sanıklar A……., H…. R….ve R… E….’e yönelik haksız bir davranışın bulunmadığı, bu nedenlerle de, sanıklar lehine haksız tahrik hükmünün uygulanmaması gerektiğine dair bozma görüşüne katılınmayarak mahkememizce verilen önceki hükümde direnilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

    Mahkememizce de katılan ve uyulan Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda; Sanık F….’in öldürme suçunda sanıklar A……., H…. R….ve R… E…. ile fikir ve irade birliği içinde hareket ettiğini, yardımda bulunduğunu gösterir kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığından, beraatine karar verilmesi gerekmiştir.

    Yukarıdaki gerekçelerle Mahkememizce verilen karar temyiz üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.2010 tarih ve 2010/1-35 Esas – 2010/140 Karar sayılı ilamı ile birlikte suç işledikleri iddia olunan sanıkların her birinin savunması diğer sanıkların suçlanmasını gerektirebileceği, bu durumda her sanığın ayrı müdafii ile savunmasının sağlanması gerektiği halde aynı müdafii ile savunmalarının yapılması nedeniyle aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların savunmalarının başka müdafiiler tarafından üstlenilmesi gerektiği gerekçesiyle sair yönler incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiş olup Mahkememizce bu bozma doğrultusunda her sanığın başka müdafii ile savunması sağlanmış ve yapılan yargılama ile toplanan deliller çerçevesinde yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerden herhangi bir değişikliğe yol açabilecek herhangi bir delil veya durum gerçekleşmediği” gerekçesiyle “Sanıklar H…. R….Ö……., R…

    …. E…

    …. Ö…….’in adam öldürmek, sanık A……. Ö…….’in ise adam öldürmeye azmettirme suçlarından haksız tahrik bulunmadığına dair bozma kararına karşı Mahkememizin 18.12.2007 tarih 2006/354 Esas – 2007/511 Karar sayılı hükümlerinde direnilmesine” karar vermiştir.

    Re’sen temyize tabi olan bu hükmün de sanıklar H…. R….Ö……. ve R… E…. Ö……. müdafileri ile katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının “onama” istekli, 13.05.2011 gün ve 146134 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Yerel mahkemece kasten öldürme suçundan sanıklar H…. R….Ö……. ile R… E…. Ö…….’in, 5237 sayılı TCY’nın 81/1, 29/1, 62/1 ve 53., aynı suça azmettirmekten sanık A……. Ö…….’in ise 5237 sayılı TCY’nın 38/2, 81/1, 29/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 15’er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiş, temyiz üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece; “…öldürülenin …sanıklar A……., H…. R….ve R… E….’e yönelik haksız bir davranışın bulunmadığı gözetilmeden sanıklar lehine haksız tahrik hükmü uygulanarak eksik ceza tayini…” isabetsizliğinden hüküm oyçokluğuyla bozulmuş, yerel mahkeme tarafından ilk hükümde direnilmesi üzerine re’sen temyize tabi olan ve katılanlar vekili ile sanıklar müdafii tarafından temyiz edilen hüküm, dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca; “aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların, savunmalarının başka müdafiler tarafından üstlenilmesinin sağlanması gerektiği” gerekçesiyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmuştur. Yerel mahkemece, sanıkların ayrı müdafiiler tarafından savunulmalarını sağlamak suretiyle bozmaya uyulmuş ancak sonuçta 18.12.2007 tarihli ilk hükmünde direnilmesine karar verilmiştir.

    Ceza Genel Kurulu’nun 05.10.2010 gün ve 172-185, 11.07.2006 gün ve 152-185 ile 29.06.2004 gün ve 132-153 sayılı kararları başta olmak üzere uyum ve kararlılık gösteren içtihatları uyarınca; Ceza Genel Kurulu’nun bozma kararı ile direnme hükmü tümüyle ortadan kalkmış olup yerel mahkeme artık yeni ve değişik bir karar vermekte serbesttir. Bozmaya uyularak verilen kararlar da yeni bir karar olup, hukuken direnme niteliğinde olmadığından öncelikle Özel Dairece incelenmesi gerekmektedir. Özel Dairece incelenmeyen bir hükmün doğrudan doğruya ve ilk kez Ceza Genel Kurulunca incelenmesi usul yasasına aykırıdır.

    Özel Daire görüşü belli olduğundan, tekrar dairece inceleme yapılmasının davayı gereksiz yere uzatacağı gibi bir görüş de ileri sürülemez. Davaların uzamasını önlemek amacıyla da olsa, emredici usul kurallarının uygulanmasından vazgeçilemeyeceği gibi Özel Daire görüşünde değişiklik olabilmesi de her zaman olanaklıdır.

    Öte yandan Ceza Genel Kurulu’nun bozma kararına uyulduktan sonra verilen kararın yeniden ve doğrudan Ceza Genel Kurulunca incelenmesi, Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı direnilmeyeceğine ilişkin, 1412 sayılı CYUY’nın, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesine aykırıdır. Doğrudan doğruya Ceza Genel Kurulunca inceleme yapılması, yerel mahkeme kararına direnme niteliği kazandıracak ve Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı yerel mahkemelerin direnme yetkisi olmadığına dair temel ilke zedelenecektir. Bu nedenlerle hukuken yeni olan bu kararın Özel Dairece incelenmesi gerekmektedir.

    Bu nedenlerle, haklarındaki 18.12.2007 tarihli kararda direnildiği belirtilen sanıklar H…. R….Ö……., R… E…. Ö……. ve A……. Ö……. ile hakkındaki Özel Daire bozma ilamına uyulmasına karar verilen sanık F…. Kayahan’a ilişkin olarak temyiz incelemesi yapılabilmesi için dosyanın Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

    SONUÇ:

    Açıklanan nedenlerle;

    Temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.07.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

Bir Cevap Yazın