Karşılıksız çek keşide etmek suçu hk.

Ceza Genel Kurulu 2005/10-84 E., 2005/90 K.

Ceza Genel Kurulu 2005/10-84 E., 2005/90 K.

 

  • KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK
  • UZLAŞMA
  • 5252 S. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ … [ Madde 1 ]
  • 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 253 ]
  • 3167 S. ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLENMESİ VE ÇEK HAMİLLERİN… [ Madde 16 ] “İçtihat Metni”

    Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanığın, 3167 sayılı Yasanın 16/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırmasına ve 1 yıl süre ile bankalarda çek hesabı açmak ve çek keşide etmekten yasaklanmasına ilişkin, (İstanbul Yedinci Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.5.2001 gün ve 989-2233 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Onuncu Ceza Dairesince 24.3.2003 gün ve 8340-3287 sayı ile;

    “8.3-2003 tarih 25042 sayılı resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerini Korunması Hakkında Yasada Değişiklik yapılmasına ilişkin 4814 sayılı Yasanın Geçici 1 ve 2. maddeleri İle TCY.nın 2/2. maddesi hükmü nazara alınarak uygulama yapılmasında yasal zorunluluk bulunması” gerekçesiyle bozulmuş,

    Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 16.10.2003 gün ve 348-713 sayı İle; 4814 sayılı Yasayla değişik 3167 sayılı Yasanın 16. maddesi uyarınca sanığın çek tutan olan, 316.000.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, 1 yıl süre ile çek keşide etmekten ve bankalarda çek hesabı açmaktan yasaklanmasına karar verilmiş,

    Sanık müdafi tarafından temyiz edilen bu hüküm, dosyayı inceleyen Yargıtay Onuncu Ceza Dairesince 10.6.2005 gün ve 1236-5918 sayı ile onanmıştır.

    Yargıtay C.Başsavcılığınca 17.6.2005 gün ve 26558 sayı ile, “1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 73. maddesi, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı bulunan suçlarda yeni bir kurum olarak getirdiği uzlaşma yöntemini öncelikle uygulanmasını zorunlu olarak öngörmüş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın 253 ve 254. maddelerinde ise uzlaşma usulü düzenlenmiştir.

    Karşılıksız çek keşide etmek suçu şikayete bağlı suçlardandır. Gerek yeni maddi ceza, gerek ceza usulü yasalarımız şikayete bağlı suçlarda uzlaşma hükümlerine tabi olmama yönünde istisna kabul etmemiştir. Uzlaşma şikayete bağlı tüm suçlarda uygulama alanı bulacaktır.

    Buna göre şikayet vaki olduğunda CYY’nın 253. maddesindeki usûl gereği olarak uzlaşma süreci başlatılacaktır. Bu süreçte yasal otorite yönetiminde çek bedelinin veya karşılıksız kalan kısmının önemli bir miktarının ödenmesinin fail tarafından kabul edilmesi ve buna şikayetçinin nza göstermesi ve sonucunda da tarafların uzlaşıp failin uzlaşılan miktarı ve masraflan ödemesi soruşturmayı ve kovuşturmayı sona erdirecektir. Bu, sanığa yeni ceza yasasının tanıdığı yeni bir İmkandır. Zararın uzlaşılan miktarının ve giderlerinin ödenmesi şikayetten vazgeçme yanında ayrı bir takipsizlik veya davanın düşme nedenidir. Hiçbir zaman soruşturma ve kovuşturmada şikayetten vazgeçme hakkını kısıtlayan bir durum yaratmamaktadır. Uzlaşma olmadığı takdirde sonraki her evrede şikayetçi vazgeçme hakkını kullanabilecektir. Yine fail çek tutarının tamamını veya karşılıksız kalan kısmını evrelerine göre değişen tazminat ve gecikme faizini ödemesi halinde ceza davası düşecek veya tüm sonuçlarıyla ortadan kalkacaktır. Görülmektedir ki uzlaşma hükümleri, 3167 sayılı Yasa’nın “hükmün kesinleşmesinden sonra şika-yetten vazgeçildiğinde de hüküm bütün cezai sonuçlarıyla ortadan kalkar” şeklinde 16/b maddesinin 3. fıkrası ve “Davanın açılmasına engel olan davayı düşüren ve cezayı ortadan kaldıran nedenler” başlıklı 16/c maddesinin

    uygulanmasına engei değildir.

    Uzlaşma ile 3167 sayılı Yasanın 16/b ve 16/c maddeleri çatışmamakta-dır, Diğer bir ifade ile uzlaşma hükümleri 16/b ve 16/c maddelerine aykın de-ğildir. Yani, onların yerine geçip onlan ortadan kaldıran, uygulama yeteneğini yok eden>

    >düzenleme içermemektedir. Zira, şikayet vaki olduğunda öncelikle uzlaşma hükümlerinin uygulanması yasal zorunluluğu yerine getirilecek; uzlaşılmadığı takdirde 16/b ve 16/c maddelerindeki yetki ve imkanlar özgür irade ile kullanılabilecektir. Bu durumda uzlaşma faile hatta şikayetçiye tanınan yeni bir İmkandır. İhtilafın kısa zamanda tarafların özgür iradeleriyle ve adli mercilerin daha fazla meşgul edilmeyerek sonuçlandırılması amacını gütmektedir.

    Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasada Değişiklik Yapılmasına Dair 5349 sayılı Yasanın geçici 1. maddesinin “Diğer yasaların, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 1. kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili yasalarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar uygulanır” şeklindeki hükmünün uzlaşma kurumu yönünden uygulama alanı bulunmamaktadır. Zira, uzlaşma yukarıda açıklandığı üzere, 3167 sayılı Yasaya aykırı bir düzenleme değildir.

    Uzlaşma, yeni yapılan şikayetlerde ve sürdürülen soruşturma ve kovuşturmalarda mutlaka öncelikle uygulanması zorunlu bir maddi ceza ve ceza usulü kurumudur. Uzlaşma için zararın tamamının ödenmesi de şart değildir. Şikayetçi tarafından kabul edilmesi halinde önemli bir kısmı üzerinde anlaşma ve ödeme yeterli olacaktır. Karşılıksız çek keşide etmede de aynı şekilde çekin tam tutarı veya karşılıksız kalan kısmının tamamının ödenmesi şart olmayıp uzlaşılan önemli bir kısmının örneğin, 10 milyarlık çek bedelinin 6 milyarlık kısmının ödenmesiyle uzlaşma amacına ulaşmış olacaktır.

    Uzlaşmada temel düşünce, suçu kabul eden failin, suçtan zarar görenin zararının tümünü veya önemli bir kısımını ödemeyi kabul etmesi ve masraflarla birlikte ödemesidir. Burada dikkat edilecek nokta şikayetçinin, suçun kendisine verdiği zararın bir kısmından fedakarlık ederek önemli bir kısmının ödenmesini kabul etmesi mümkün hale getirilmiştir.

    Uzlaşma sağlanmaması keyfiyeti, daha sonra şikayetten vazgeçme hakkının kullanılmasına engel teşkil etmediği gibi, şüpheli ve sanığın karşılıksız çekin veya karşılıksız kalan kısmının tamamının tazminat ve gecikme faiziyle ödeyerek suçtan ve cezadan kurtulma imkanını ortadan kaldırmamaktadır.

    Sonuç olarak uzlaşma, 3167 sayılı Yasanın 16/b ve 16/c maddelerine aykırı değildir. Soruşturmada ve davada ayrı bir uygulama yeri vardır. Yeni Ceza Yasasının getirdiği bu imkandan sanığın mahrum edilmesine yol açacak yorum ve uygulama uzlaşma kurumunun temel fikrine aykırılık oluşturacaktır.” gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin onama kararının kaldırılması, 5271 sayılı CYY.nın 254. maddesi uya-rınca uzlaştırma işlemleri yapılmak üzere, Yerel Mahkeme hükmünün bozulması isteminde bulunulmuştur.

    Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okunup, konu müzakere edilmiş ve açıklanan karara varılmıştır.

    Sanığın karşılıksız çek keşide etmek suçundan, 3167 sayılı Yasanın 16/1. maddesi uyarınca çek bedeli olan 316.000.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, 1 yıl süre ile çek keşide etmekten ve bankalarda çek hesabı açmaktan yasaklanmasına karar verilen somut olayda; Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında, sübut ve nitelendirmede herhangi bir uyuşmazlık bulunmayıp, çözülecek sorun, 5237 ve 5271 sayılı Yasalarla hukukumuza giren uzlaşma kurumunun, 5349 sayılı Yasa ile 5252 sayılı Yasaya eklenen, Geçici 1. maddedeki düzenleme karşısında, karşılıksız çek keşide etmek suçlarında uygulama olanağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

    12.10.2004 gün ve 25611 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın, 73. maddesinin 8. fıkrasında; “Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür İradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet Savcısı veya hakim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir.” hükmü ile hukukumuzda uzlaşma kurumuna yer verilmiş, düzenlemenin amacı ve uygulanma koşullan ise madde gerekçesinde şu şekilde açıklanmıştır, “uzlaşma, esasında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yeralması gereken yeni bir kurumdur; ancak Ceza Kanununda esas hükmün yer alması ve Usul Kanununda uygulamanın düzenlenmesi zorunludur.

    Fıkrada ceza adalet sisteminde reform sayılabilecek bir kurum olarak “Uzlaşma” kurumu tanımlanmıştır.

    Çağımızda suç mağdurlarına karşı ceza adalet sisteminde, mağdurların yararlan yönünde yeni bir duyarlılığın ortaya çıktığı görülmektedir. Ülkemizde bugüne kadar mağdurlara karşı gösterilen özel dikkat sadece bazı adam öldürme, terör ve örgütlü suçlar bakımından söz konusu oluyordu. Bazı özel kanunlarda (örneğin 3.11.1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda olduğu gibi) suç mağdurlarına veya ailelerine Devletin tazminat ödemesi öngörülmektedir.

    Bununla beraber çağdaş ceza kanunlarında diğer bir kısım suçlar bakımından da koruma ilkeleri meydana çıkmaya başlamıştır. XXI. Yüzyıl adalet sistemi mağdurun tatmin edilmesini de ön plana çıkarmış bulunmaktadır. Bugün anlaşılmıştır ki, suça karşı salt ceza yaptırımları yeterli değildir. Zararın giderilmesi ve onarım, hiç şüphesiz, adaletin temel amacını oluşturmaktadır. Ancak bu, tek görünüm değildir.

    Uzlaşmanın hedefi suçun işlenmesinden sonra fail ve mağdur arasında meydana gelen çekişmeyi, bir arabulucunun girişimini sağlayarak çözmek ve adaleti sağlamaktır. Failin neden olduğu zararın giderilmesi, fail-mağdur arasındaki barış, uzlaşmanın asıl unsurunu oluşturur. Fail-mağdur arasında uzlaşma dışında da, tazminatın sağlanması olanaklıdır. Ancak uzlaşma kurumunda, zararın giderilmesi ve onarım yanında ayrıca bir moral unsur da vardır. 8u nedenle fail-mağdur arasındaki uzlaşma suçun faili bakımından cezanın “özel önleme” fonksiyonuna yardım ettiği gibi mağdurun ve genel olarak kanunun da yararlarının korunmasını sağlar. Fail, uzlaşma ile, işlediği suçun sorumluluğunu kabul edip üstlenerek ve sonuçlarını da giderek toplumla yeniden bütünleşme olanağını elde etmiş olur. Böylece failin ceza sorumluluğunu tespit ve zararın giderilmesi için gereken yapılmış bulunacağından, mağdur bakımından da adalet yerine getirilmiş olur. Fail-mağdur arasındaki uzlaşma, bundan başka, kamuda da, fiile ihlal edilmiş olan hukuk kurallarının geçerliliğini vurgulamış ve dolayısıyla kamusal bansın yeniden kurulmasına hizmet etmiş olur.

    Tasarının kabul ettiği sisteme göre, uzlaşma aşağıdaki esaslara göre gerçekleştirilmektedir.

    a)Uzlaşma sadece soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar İçin geçerlidir. Böylece sadece küçük ihtilafları içeren suçlar bakımından (hakaret, sövme, tehdit, basit nitelikli eylem gibi) bu yola gidilebilecektir. Bu ayırım ile, hukukumuzda yargı organlarının daha ağır suçlara ayırabilecekleri zaman alanı genişletilmekte ve küçük suçlarda tamamen yenileşti

    rilmiş bir yaptırım sistemi geliştirilmektedir. Tasan, ceza adaletinde onarıcı bir sistemi böylece organik olarak gerçekleştirmektedir.

    b)Failin suçu ve sorumluluğunu kabullenmesi gerekir. Fail fiilini inkar etmemelidir. Fail, kendisine isnat olunan suçları işlemediğini öne sürecek olursa o zaman ceza yargılama kuralları uygulanarak durumun aydınlatılması gerekir ve uzlaşma kurumu işletilmez.

    d)Fail suçtan doğan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemeli ve gidermelidir. Zararın giderilmesi failden dikkati çekecek surette büyük miktarda edimlerin yerine getirilmesini veya kişisel bir takım özverilerde bulunmasını gerektirdiği durumlarda, failin bütünüyle veya geniş bir kısmı itibarıy la mağdurun zararlarını tazmin etmeye çalışması aranır.

    e)Fail ve mağdur özgür iradeleri ile uzlaşmalıdırlar. Uzlaşma yoluna gidecek olan fail ve mağdur, bu yolu, gönüllü olarak kabul etmelidirler. Fiil, doğru olarak ve her iki tarafça kabul edilebilecek şekilde saptanmalı ve bir çözüm yolu bulunmalıdır.

    f)Fail veya mağdurun uzlaştıkları Cumhuriyet Savcısı veya hakim tara

    fından saptanmalıdır. Suçtan doğan zararın onarımına veya zararın gideril

    mesine ilişkin taraf iradeleri ceza yargılama hukuku kurallarına göre sapta

    nacaktır.

    g)Soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı fail-mağdur arasındaki uzlaşmayı saptadığında kamu davası açmayacaktır. Bu tespit kovuşturma evresinde hakim tarafından yapıldığında fail hakkında mahkumiyet hükmü verilemeyecektir. Bunun anlamı şudur ki, failin suçun zararlı sonuçlarını gidermek üzere yapacağı hareketler, ceza kovuşturmasının başlamaması veya

    son verilmesi ile sonuçlanacaktır;”

    Uzlaşma usulü ise; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının 253, 254 ve 255. maddelerinde düzenlenmiş olup, maddedeki hükümler şu şekildedir.

    “Uzlaşma

    MADDE 253. – (1) Cumhuriyet Savcısı, yapılan soruşturmanın durumuna göre, kanunun uzlaşma yapılabilmesi olanağını verdiği hallerde, faili bu Kanunun öngördüğü usullere göre davet ederek suçtan dolayı sorumluluğunu kabul edip etmediğini sorar.

    (2)Fail, suçu ve fiilinden doğmuş olan maddi ve manevi zararın tümünü veya bunun büyük bir kısmını ödemeyi veya zararları gidermeyi kabullendiğinde durum, mağdura veya varsa vekiline veya kanuni temsilcisine bildiri

    lir.

    (3)Mağdur, verilmiş olan zararın tümüyle veya büyük bir kısmı itibarıyla giderildiğinde özgür iradesi ile uzlaşacağını bildirirse, soruşturma sürdürülmez.

    (4)Cumhuriyet Savcısı, fail ile mağdur arasında uzlaşma işlemlerini idare etmek, tarafları bir araya getirerek bir sonuca ulaşmalarını sağlamak üzere, fail ve mağdurun bir avukat üzerinde anlaşamadıkları takdirde, bir veya birden fazla avukatın uzlaştırıcı olarak görevlendirilmesini barodan ister.

    (5)Uzlaştırıcı, başvurunun yapıldığı tarihten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaşmayı sonuçlandırır. Cumhuriyet Savcısı bir defaya mahsus olmak üzere bu süreyi otuz gün daha uzatabilir. Uzlaştırma süresince zamanaşımı durur.

    (6)Uzlaşma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma sırasında ileri sürülen bilgi, belge ve açıklamalar taraflarca izin verilmedikçe daha sonra açıklanamaz. Uzlaştırmanın başarısız olması nedeniyle daha sonra dava açılması halinde uzlaştırma sırasında failin bazı olayları veya suçu ikrar etmiş olması davada aleyhine delil olarak kullanılmaz.

    (7)Uzlaştırıcı, yaptığı işlemleri ve uzlaşmayı sağlayıcı müdahalelerini belirten bir raporu on gün İçinde ilgili Cumhuriyet Savcısına sunar.

    (8)Zarar, uzlaşmaya uygun olarak giderildiğinde ve uzlaştırma işleminin giderleri, fail tarafından Ödendiğinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.

    Mahkeme tarafından uzlaştırma

    MADDE 254. – (1) Kamu davasının açılması halinde, uzlaşmaya tabi bir suç söz konusu ise, uzlaştırma işlemleri 253. maddede belirtilen usule göre, mahkeme tarafından da yapılır.

    (2) Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde davanın düşmesine karar verilir. Birden çok fail bulunması halinde uzlaşma

    MADDE 255. – (1) Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.”

    Görüldüğü gibi suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması veya kovuşturulması şikayete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla, mağdur ve failin özgür iradeleri ile uzlaştıklarının, CYY.nın 253, 254 ve 255. madde hükümleri uyarınca soruşturma aşamasında C.Savcısı, kovuşturma aşamasında ise hakim tarafından saptanması halinde, kovuşturmaya yer olmadığına veya açılan davanın düşünülmesine karar verilecektir.

    5237 sayılı Yasanın; “Özel kanunlarla ilişki” başlığını taşıyan 5. maddesindeki; “Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.” hükmü uyarınca uzlaşmanın, koşullarının bulunması halinde gerek TCY.nda, gerekse ceza hükmü taşıyan Özel Yasalarda yer alan suçlar bakımından uygulanacağı konusunda bir kuşku bulunmamakta ise de, 5349 sayılı Yasa İle 5252 sayılı Yasaya eklenen Geçici 1. madde ile diğer yasaların TCY.nın Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümlerinin uygulanmasına ilgili yasalarda değişiklik yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar devam olunacağından, 3167 sayılı Yasa hükümlerinin bu kapsama girip, girmeyeceği, başka bir deyişle, aykırı düzenlemeler içerip içermediğinin de değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

    3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında’ki Yasanın 16. maddesinde karşılıksız çek keşide etme suçu düzenlenmiş olup, madde uyarınca karşılıksız çek keşide edenler, çek bedeli kadar ağır para cezasıyla, mükerirler ise bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacaklardır.

    Aynı Yasanın 16/a maddesinde, karşılıksız kalan kısmına İbraz tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasaya göre faiz yürütüleceği belirtilmiş,

    “Soruşturma ve kovuşturma usulü, görevli ve yetkili mahkeme” başlıklı 16/b maddesinde; maddede yazılı suçtan soruşturma ve kovuşturma yapılmasının şikayete bağlı bulunduğu, hükmün kesinleşmesinden sonra şikayetten vazgeçildiğinde de, hükmün bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılacağı, hükmüne yer verilip,

    “Davanın açılmasına engel olan, davayı düşüren ve cezayı ortadan kaldıran nedenler” başlıklı 16/c maddesinde; düzeltme hakkının kullanılması veya henüz dava açılmadan, çek tutan veya karşılıksız kalan kısmının % 12 tazminat ve faiziyle birlikte ödenmesi halinde ceza davası açılamayacağı, dava açıldıktan sonra hüküm verilinceye kadar % 15 tazminat ve faizle birlikte ödeme halinde, hüküm verildikte sonra, hüküm kesinleşinceye kadar % 18 tazminat ve faizle birlikte Ödeme halinde ceza davasının düşeceği, hüküm kesinleştikten sonra % 20 tazminat ve faizle birlikte ödeme halinde ise hükmün bütün cezai sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılacağı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

    Görüldüğü üzere, esasen 3167 sayılı Yasada da uzlaşmaya ilişkin hükümler yer almaktadır, ancak; her iki yasanın getirdiği sistem ve olanaklar arasında çeşitli farklılıklar bulunmaktadır,

    Şöyleki;

    1-Uzlaşma için failin mutlak olarak suçunu kabul etmesi gerektiği halde, 3167 sayılı Yasa hükümleri uyarınca Ödeme ile sonuç alınması için failin suçunu kabul etmesi gerekmez,

    2-Uzlaşmada, mağdurun zararının tümünün veya büyük bir kısmının ödenmesi zorunlu olduğu halde, 3167 sayılı Yasaya göre şikayetten vazgeçme, failin hiç ödeme yapmaması halinde de mümkündür,

    3-Uzlaşma için fail ve mağdurun anlaşmalarında zorunluluk bulunduğu halde, 3167 sayılı Yasaya göre fail mağdurdan bağımsız olarak ödemede bulunabileceği gibi, mağdur da bağımsız olarak şikayetten vazgeçebilir.

    4-Uzlaşma hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilir, ancak karşılıksız çek keşide etme suçuna mağdur ve fail hüküm kesinleştikten sonra da anlaşabilirler,

    5-Uzlaşma, yalnızca suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olması halinde mümkün olup, 3167 sayılı Yasada anlaşma için bu tür bir sınırlama bulunmamaktadır,

    6-Uzlaşmadan sadece uzlaşan fail yararlanabilmekte, diğer şerikler yararlanamamakta, 3167 sayılı Yasada ise, ödeme halinde diğer failler de yararlanmaktadır.

    7-Fail ile mağdur arasında uzlaşma sağlandıktan sonra, zararın giderilmeyen bölümü için, icra takibi yapılamayacağı gibi, hukuk mahkemesinde de dava açılamaz, oysa suçtan zarar gören, şikayetinden vazgeçtiği sırada, şahsi haklarından vazgeçtiğini açıklamadıkça, bu konuda icra takibi yapması ve hukuk mahkemesinde dava açması mümkündür.

    Bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi, ilk dört hususun birbirinin tamamlayıcısı oldukları, birini diğerine aykırılık oluşturmadığı savunulabilirse de, diğer hususlar 5237 sayılı TCY.nın Birinci Kitabının 73/8. maddesinde düzenlenen uzlaşma kurumuna açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

    11.5.2005 gün ve 5349 sayılı Yasanın 6. maddesi ile 5252 sayılı Yasaya eklenen Geçici 1. maddesi uyarınca, diğer yasaların, 5237 sayılı Yasanın Birinci kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri ilgili yasalarda gerekli değişiklik yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar uygulanacağından, Yargıtay C.Başsavcılığının, karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hükmün, uzlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiği görüşüyle bozulması yönündeki görüşünde isabet bulunmamaktadır.

    Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı;

    “5237 sayılı TCY.nın 73/8. maddesinde uzlaşmanın koşulları, 5271 sayılı CYY.nın 253, 254 ve 255. maddelerinde ise uzlaşmanın yöntemi ve so-nuçları ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Hukukumuza 5237 ve 5271 sayılı Yasalarla giren bu yeni kurum, düzenlenişi itibariyle hem maddi, hem de usul hukuku müessesesi özelliklerini taşıyan karma bir nitelik göstermektedir.

    5237 sayılı Yasanın 73/8. maddesi uyarınca uzlaşma şikayete bağlı bulunan ve suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüze! kişisi bulunan tüm suçlar açısından geçerli olup, maddede başkaca bir ek koşul veya sınır-landırıcı herhangi bir husus yer almamaktadır. Hukukumuzda, bazı suçlar açısından, uzlaşmaya benzer düzenlemeler yer almakta ise de, mağdurun zararının giderilmesi ve onancı adalete yardımcı olan bu normların TCY.nın 73/8. maddesinde düzenlenen uzlaşma ile bir ilgisi ve bu düzenlemeyi etkileyici veya düzenlemeden etkilenici herhangi bir yönü bulunmamaktadır.

    Uzlaşmanın hedefi suçun işlenmesinden sonra fail ve mağdur arasında meydana gelen çekişmeyi, bir arabulucunun girişimini sağlayarak çözmek ve adaleti sağlamaktır. Failin neden olduğu zararın giderilmesi, fail-mağdur arasındaki barış, uzlaşmanın asıl unsurunu oluşturur. Bu haliyle uzlaşma faile ve mağdura yeni bir imkan tanıyarak, ihtilafın kısa zamanda tarafından özgür iradeleriyle ve adli mercilerin daha fazla meşgul edilmeyerek sonuçlandırılmasını amaçlamaktadır. Fail-mağdur arasındaki uzlaşma suçun faili bakımından cezanın “özel önleme” fonksiyonuna yardım ettiği gibi mağdurun ve genel olarak kamunun da yararlarının korunmasını sağlar. Fail, uzlaşma île, işlediği suçun sorumluluğunu kabul edip üstlenerek ve sonuçlarını da giderek toplumla yeniden bütünleşme olanağını elde etmiş olur. Böylece failin ceza sorumluluğunu tespit ve zararın giderilmesi için gereken yapılmış bulunacağından, mağdur bakımından da adalet yerine getirilmiş olur. Fail-mağdur arasındaki uzlaşma, bundan başka, kamuda da, fiile ihlal edilmiş olan hukuk kurallarının geçerliliğini vurgulamış ve dolayısıyla kamusal bansın yeniden kurulmasına hizmet etmiş olur.

    Fail ve mağdur arasındaki uyuşmazlığı, ceza yargılaması dışına çıkarılıp, karşılıklı anlaşma çerçevesinde çözmeyi amaç edinen uzlaşma, devreye girdiğinde, gerek ceza gerekse hukuk yargılamasını devre dışı bırakır, diğer bir anlatımla uzlaşmanın devreye girmesiyle soruşturmanın, yargılama aşamasında İse kovuşturmanın sonraki aşamalarına geçilemez.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,

    TCY.nın 73/8 ve CYY.nın 253 vd. maddelerinde düzenlenen uzlaşma hükümleri, 3167 sayılı Yasanın 16/b ve 16/c maddelerinin yerine geçip onla-n ortadan kaldıran ve uygulama yeteneğini yok eden düzenlemeler olmayıp, bu düzenlemeleri de kapsayan, fail ve mağdura sağlanan hak ve yetkileri genişletici ve tamamlayıcı hükümler olup, 3167 sayılı Yasa hükümlerine aykırılık oluşturmadığı gibi, onlarla da çatışmamaktadır.

    Bu nedenle şikayet bulunduğunda, öncelikle uzlaşma hükümlerinin uygulanması yasal zorunluluğu yerine getirilecek; uzlaşılmadığı takdirde 3167 sayılı Yasanın 16/b ve 16/c maddelerindeki yetki ve olanaklar Özgür irade ile kullanılabilecektir.

    Yeni Ceza Yasasının getirdiği bu olanaktan sanığın yoksun bırakılmasına yol açacak çoğunluk görüşünün, uzlaşma kurumunun temel yapısına da aykırılık oluşturacağı düşüncesinde olduğundan, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü gerektiği görüşündeyim,” gerekçesiyle,

    Diğer beş kurul üyesi ise, haklı nedenlere dayanan Yargıtay C.Başsavcıiığı itirazının kabulü gerektiği görüşüyle,

    Karşı oy kullanmışlardır.

    Sonuç: Açıklanan nedenlerle,

    1-Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının (REDDİNE),

    2-Dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 5.7.2005 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın