IRZA GEÇMEK SUÇU HK.

Ceza Genel Kurulu 2005/5-176 E., 2006/114 K.

Ceza Genel Kurulu 2005/5-176 E., 2006/114 K.

  • IRZA GEÇMEK SUÇU
  • 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 414 ]
  • 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 417 ]
  • 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 59 ] “İçtihat Metni”

    Onbeş yaşından küçük kız kardeşinin ırzına geçmek suçundan sanık E… G….’in, 765 sayılı TCY.nın 414/1, 417, 59/2, 414/1, 80, 417, 59/2 ve 71. maddeleri uyarınca sonuç olarak 12 yıl 18 ay 15 gün ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında 31 ve 33. maddelerin uygulanmasına ilişkin Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince 06.04.2004 gün ve 187-91 sayı ile verilen hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 11.11.2004 gün ve 5628-7295 sayı ile;

    “Evden kaçmayı adet haline getiren mağdurenin karakola verdiği 17.10.2003 tarihli beyanında öz ağabeyi olan sanığın askerlik hizmetinden önce ve sonra ırzına geçtiğinden bahisle şikayetçi olmuş ise de, aşamalarda beyanından vazgeçmesi, iddiasına dayanak yaptığı annesi S….’nin, kızının geçirdiği beyin travması ile olumsuz kişiliğini izah ederek oğluna iftira ettiğini beyan etmesi, Adana Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünce düzenlenen 24.2.2004 tarihli raporda mağdurenin muayenesinde akut ya da kronik livatanın objektif bulgularının bulunmadığı, şahsın yaşı dikkate alındığında, fiziksel gelişim nedeniyle herhangi bir bulgunun tespit edilemeyebileceğinin açıklanması karşısında mağdurenin aşamalarda değişen iddiasının maddi bulgularla doğrulanamadığı, sanığın ırza geçme eylemlerini işlediğine dair kuşkudan uzak yeterli ve kesin deliller elde edilemediği gözetilmeden sanığın beraatı yerine yazılı gerekçe ile mahkûmiyetine hükmedilmesi” isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

    Yerel Mahkeme ise, 02.02.2005 gün ve 520-17 sayı ile;

    “Soruşturma sırasında mağdurenin koruma altına alınarak Adana ilindeki kamuya ait yurda yerleştirildiği ve bilahare de Bursa’da bulunan S.R…

    …. Kız Yetiştirme Yurduna nakledildiği, mağdurenin bu yurda yerleştirildikten 2 gün sonra 09.12.2003 tarihinde yurttan izinsiz olarak ayrıldığı,

    25.03.2004 tarihinde Adana ilinde Çarşı posta merkezinden Adana C.savcılığına gönderilen ve ilgisi nedeniyle dosyaya intikal eden mağdure tarafından yazılan mektupta (yazım hataları esasa etkili olmayacak şekilde kısmen düzeltilerek aktarılmıştır) “ben C…. G…., hiçbir etki ve baskı altında kalmadan kendi irademle bunu yazmaya karar verdim. 4. Ağır Cezada süren davanın (davadaki) Genez, abim beni dövdüğü için bende gittim öğretmene söyledim, öğretmende bana …. abine iftira atarsan o zaman 2-3 tokat vurup bırakırlar diye söyledi…, ben hiç böyle olacağını bilmiyor(d)um… öğretmen… abin tacizci dersen o zaman intikamını alırsın dedi, abim E… G…. suçsuz, günahsız yere yatıyor, bu dosyayı incelemenizi istiyorum, 03 yani 19 da mahkememiz oldu, …. eğer böyle olsaydı hiç kendimi riske atarmıydım, hiç eve dönmez idim, yurtta kalırım, olmadığı için eve döndüm, ben yurdu istemiyorum, eğer beni yurda gönderirseniz o yurdu yakarım, sanık sandalyesinde oturanın aslında A…

    …. tetik olması gerekir, …. C…

    ….. G…

    ….. 03.25” cümlelerinin yer aldığı,

    Mağdurenin 6 yaşında iken damdan düşmesi sonucu geçirdiği travma neticesinde akli dengesini yitirdiği öne sürülmesine karşın Adana Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 09.01.2004 gün ve 577 sayılı raporuna göre “ruhsal muayenesinde; algı, bellek ve yönelimin doğal, çağrışımlarının düzenli, duygulanmanın hafif regresif (çekingen, içine kapanık) olarak değerlendirildiği, IQ nun 88 olarak ölçüldüğü”,

    Mağdurenin uzun süre öğretmenliğini yaparak onunla yüz yüze olan, görevleri nedeniyle de küçüklerin kişilikleri konusunda deneyimli olan öğretmenlerinin onun kişiliğinin olumsuzluğuna tesadüf etmedikleri, uzman hekimlerin bilimsel tahlillerinin de bunu doğruladığı,

    Bu tespitlerin sonucuna göre, mağdurenin küçük yaşta iken geçirdiği kafa travmasının zihinsel hastalığa neden olmadığı, fiziksel nedenlere bağlı olarak zaman zaman baş ağrılarından şikayetçi olduğu, bu halinin tıbbi delillere nazaran beyanlarına itibar edilemeyeceği olarak yorumlanamayacağı,

    Mağdurenin yargılama sırasında 02.12.2003 tarihindeki ilk oturumunda Bursa iline nakledildiğinin anlaşılması nedeniyle dinlenmediği, Bursa Ağır Ceza Mahkemesine yazılan talimatın ise yurttan izinsiz ayrılması nedeniyle iade edildiği, kayıtlara göre mağdurenin 09.12.2003 tarihinde yurttan ayrıldığı, 30.12.2003 tarihindeki ikinci oturuma ise kendiliğinden gelerek katıldığı, ifadesinde sanığa suç attığını bildirip öğretmen A…

    …’yi suçlayarak, yurttan kaçtıktan sonra Bursa’da yaşlı bir kadına bakıcılık yaptığını, oturumun yapıldığı gün otobüsle Adana’ya geldiğini bildirdiği,

    Hazırlık soruşturmasında 17 Ekim 2003 tarihinde mağdurenin beyanının tespit edildiği, sanığın son eylemini Haziran 2003 tarihinde gerçekleştirdiğini anlattığı, aradan geçen zaman nazara alındığında tıbbi muayene ile maddi kanıtlara ulaşılamamasının da raporlarda açıklandığı,

    Mağdurenin bulunduğu yaş, Bursa ilinde daha önce yaşamaması ve kaldığı sürenin 21 gün kadar olması, çevresini tanımaması nazara alındığında; Bursa ilindeki yurttan 09.12.2003 tarihinde ayrıldıktan sonra 30.12.2003 tarihine kadar “yaşlı bir kadına bakıcılık” yapmasının, ikinci oturum gününden haberdar olmamasına rağmen oturumdan önceki gün kalabalık ve geniş alana yayılmış il merkezinin dışında yer alan şehirlerarası otogara gidip (geliş zamanı ve mesafeye göre akşam vakti otobüse binmesi gerekmekte) otobüs bileti alarak Adana iline gelmesinin olanaksızlığı, seyahat firmasının yaşı küçük olan mağdurenin tek başına seyahatinin çekeceği dikkat nedeniyle buna izin vermeyecek olması ve yine tesadüfen 30.12.2003 tarihindeki oturum günü otobüsle Adana’ya gelerek ifade vermek için duruşma saatinde duruşma salonunda bulunmasının doğal olmadığı,

    Mağdurenin bu hareket tarzı, hazırlık soruşturmasında aile bireylerinin cinsel saldırının tanığı olarak gösterilmesi, yargılamada sergilenen ve tutanaklar ile sabit olan bu davranış biçimlerinden ulaşılan sonuca göre; mağdure ve ailesinin Ş.Urfa ili Birecik ilçesi nüfusuna kayıtlı iken Adana iline göç ederek yerleştikleri, erkek egemenliğine dayalı sosyal yapıyı benimseyip sürdüren ilkel anlayışın sahip olduğu yapının içinde yer alan ailenin bu anlayışa göre üstün birey olan erkeğin ve buna bağlı olarak da erkeğin temsil ettiği ailenin toplumsal geleceğini, itibarını nazara alarak içgüdüsel korunma anlayışı ile mağdureyi anlatımından ve iddiasından vazgeçirip sanığın cezasızlığı ile birlikte bunun doğal neticesi olarak kendi kişisel ve ailesel çıkarlarını korumayı amaçladıkları, bu sonuç için de mağdurenin Bursa ilinden özgür iradesi ile ifade vermesinin önlendiği, koruma altında olmasına rağmen Bursa ilinden alınıp Adana’ya getirilerek yargılamanın ikinci oturumunda hazır edildiği, iddiasından vazgeçmesinin sağlanıp, vazgeçmeye kuvvet kazandırmak amacıyla da soruşturmayı başlatan ve yasayla verilen ihbar görevini yerine getiren öğretmenlerin kişisel bir nedenleri olmamasına karşın basit bir etkili eylem nedeniyle mağdureyi sanığı ırza geçmekle suçlaması için ikna ettiklerinin öne sürüldüğü,

    Sanığın hazırlık soruşturmasındaki ikrarını yargılamada kabul etmeyip zora dayalı olduğunu savunmasına karşın; sanığın ikrarı ile mağdurenin iddiası karşılaştırıldığında;

    Sanığın 17.10.2003 tarihinde saat 21.15 de yakalandığı,

    Mağdurenin ifadesinin 17.10.2003 tarihinde saat 22.00’da tespit edildiği,

    Sanığın savunmasının mağdureden sonra ve 18.10.2003 tarihinde saat 12.45’de alındığı,

    Mağdurenin, ırza geçme eylemlerinin askerlik öncesi ve sonrasında Haziran 2003 tarihine kadar devam ettiğini bildirmesine karşın, savunması mağdurenin ifadesinden sonra alınan sanığın buna kısmen aykırı olacak şekilde askerden geldikten sonra ancak kesin hatırlamadığı bir tarihte mağdurenin bir kez ve anal yoldan ırzına geçtiğini, askere gitmeden önce ise bir kez ırza geçmek istediğini, olayı annesinin görüp kızdığını anlattığı,

    Mağdurenin annenin gördüğü ve elle cinsel saldırı olarak tarif edilen olayı ifadesindeki sıra içinde “askerden geldikten sonra” cümlesinden sonra anlattığı,

    Sanığın gözaltında bulunduğu sırada alınan 17.10.2003 ve 18.10.2003 tarihli raporlarında kötü muamele yapıldığına dair ize rastlanmadığı,

    Kolluğun ikrarı iradeye aykırı tespit etmesi halinde, mağdurenin ifadesinin daha önce alınması nedeniyle sanığın anlatımının aynı kronolojik sırada iddiaya uygun olarak tutanağa aktarılmasının bekleneceği,

    Bu itibarla, ikrarın özgür iradenin ürünü olduğunda kuşku bulunmadığı,

    Mağdurenin muayenesi sonucunda düzenlenen raporlarda livata sonucu meydana gelebilecek bulgulara rastlandığı, suçun son işlendiği tarihten sonra geçen zaman, mağdurenin yaşı ve fiziksel gelişimi nazara alındığında bu izlerin belirgin özelliklerini yitirmesinin mutlak olduğu, bu nedenle de Adana Adli Tıp Kurumunun 24.02.2004 tarihli raporunda; “saptanan kronik zemindeki anal fissürün, muayene edildiği tarihten öncesine (birkaç günden daha eski) ait livata söz konusu olduğunda meydana gelebileceğinin, bu durumun livata dışında kabızlık gibi bir nedenle de meydana gelebileceğinin” bildirildiği,

    Maddi kanıtlardaki bu halin yargılamada ortaya konan diğer kanıtlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiği,

    Mağdurenin hazırlıktaki anlatımı, sanığın ikrarı ve yargılama sırasında sergilenen davranışların raporların bu özelliği ile birlikte değerlendirilmesinde başlangıçtaki iddianın suç atma olmadığının anlaşıldığı,

    Bu nedenlerle de baskıya dayalı olarak değiştiğinde kuşku bulunmayan mağdurenin yargılamadaki anlatımını, sanığı sosyal nedenlerle koruyan annenin beyanını nazara alan ve suçtan sonra geçen zaman nedeniyle kaybolmasından dolayı ulaşılamayan maddi kanıtların yetersizliğine işaret eden bozma ilamının yerinde olmadığı sonucuna varılmakla” gerekçesiyle ve oyçokluğuyla önceki hükümde direnmiş, mahkeme üyelerinden Hakim A.M. Altıparmak ise, Özel Daire bozma gerekçeleri doğrultusunda karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

    Bu kararın da sanık müdafii ve o yer C.savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının “bozma” istekli 08.12.2005 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Sanığın, onbeş yaşından küçük kız kardeşinin ırzına geçmek suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, dosyadaki kanıtların sanığın cezalandırılmasına yeterli olup, olmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

    İncelenen dosya içeriğine göre;

    17.10.2003 tarihinde düzenlenen yakalama tutanağında; saat 18.00 sıralarında telefonla yapılan ihbarda 1989 doğumlu C…. G….’e öz ağabeyi E… G…. tarafından yaklaşık 8 yıldır tecavüz edildiğinin bildirilmesi üzerine, mağdure C…. G…., babası Hasan Genez ve annesi S…. Genez’in emniyete getirildikleri, mağdurenin ihbarı doğruladığı, sanık E… G….’in çalıştığı yer tespit edilerek, saat 21.15’de yakalanıp gözaltına alındığı belirtilmiştir.

    Mağdure C…. G…., kolluk tarafından alınan ifadesinde; öz ağabeyi olan E… G….’in, 6-7 yaşından beri kendisine elle sarkıntılık ettiğini, küçük olduğu için önceleri bunun farkında olmadığından kimseye söylemediğini, zamanla daha çok yakınlaşmaya başladığını, geceleri ablasıyla beraber aynı odada kaldıkları zamanlar yanına gelip yattığını ve cinsel organını çıkartıp, üzerine çıkarak cinsel organını kendi cinsel organına sürttüğünü ve “senin göğüslerini yiyecem” dediğini, neden böyle dediğini sorduğunda ise kendisini susturduğunu, daha sonraları ağabeyinin askere gitmeden önce evde kimsenin bulunmadığı bir sırada, “C…. benim taşaklarım kaşınıyor, bunu senin götüne sokarsam iyi gelir” diyerek pantolonunu çıkarttığını, kendisini yere yatırıp cinsel organını arkasına sürttüğünü, bir süre sonra üzerinden kalktığında ağabeyinin cinsel organından beyaz bir sıvı aktığını, daha sonraları yine evde kendisini yalnız bulduğunda kendisiyle ters ilişkiye girdiğini, askerden döndükten sonraları da kendisiyle evde kimsenin bulunmadığı sıralarda ters ilişkiye girdiğini, ama kendisini kimseye söylememesi için tehdit etmediğini, ağabeyinin elle arkasını taciz ettiği sırada annesinin görmüş olduğunu ve kendisine kızıp ağabeyinden uzak durmasını söylediğini, ağabeyinin kendisine tacizde bulunduğundan ablası F…

    ….’nin de 3 aydır haberi olduğunu ve onun da kendisine kızdığını, yaşadığı bu olayları ailesine anlatamadığını, ağabeyinin son olarak Haziran ayında gündüz vakti evde kimsenin bulunmadığı bir sırada kendisiyle ters ilişkiye girdiğini, bu son olaydan beri yanına yaklaşmadığını ve tacizde bulunmadığını, evde kimseye anlatamadığı için konuyu okulda sınıf öğretmenine anlattığını beyan etmiştir.

    Duruşmada 30.12.2003 günlü oturumda; olaydan önce ağabeyinin kendisini dövdüğünü, Ş…

    …… İlköğretim Okulunda öğretmen olan A…

    …. T…

    ….’e bunu söylediğini, onun da ağabeyi hakkında böyle bir iddiada bulunmasını, hatta daha etkili olması için bir de yazı yazmasını söylediğini, bunun üzerine bir yazı hazırladığını ve öğretmenine verdiğini, ağabeyinin kendisine tecavüz etmediğini, Bursa’da bir yurda yerleştirildiğini, tahminen 9 Aralıkta yurttan kaçtığını, Bursa’da yaşlı bir kadına evinde bakıcılık yaptığını, duruşma günü sabahı otobüsle Adana’ya geldiğini, ailesinin evinde kalacağını, önceki ifadelerinin doğru olmadığını, öğretmeninin intikam alması için söylediğini, bu şekilde ifadede bulunduğunu söylemiştir.

    Mağdure tarafından postayla C.savcılığına gönderilen ve 30.03.2004 tarihinde havale edilen mektubunda ise yazım hataları olanak verdiği ölçüde düzeltilmek suretiyle aynen; “Adana Büyük Cumhuriyet başsavcılığı ben C…. G…. hiçbir etki ve baskı altında kalmadan kendi irademlen bunu yazmaya karar verdim. 4 Ağır Cezada görülen davanın C…. G….. Abim beni dövdüğü için ben de gittim öğretmene söyledim. Öğretmenim de bana dedi ki eğer abine iftira atarsan o zaman 2-3 tokat vurup da bırakırlar diye söyledi. Ben hiç böyle olacağını bilmiyorum.Öğretmen abim beni dövdüğü için eğer polislere söylersen abin tacizci eğer söylersen o zaman intikamını alırsın dedi. Abim E… G…. suçsuz günahsız yere yatıyor. Bu dosyayı incelemenizi istiyorum. 3 yani 19 da mahkememiz oldu, bu davanın avukat H…

    …. B…

    ….. eğer böyle olsaydı hiç kendim rızamla otururmuydum, hiç eve dönmezdim yurtta kalırım. Olmadığı için eve döndüm, ben yurdu istemiyorum. Eğer beni yurda gönderirseniz o yurdu yakarım, sanık sandalyesinde oturan abim, olması gereken aslında sanık sandalyesinde A…. T….olması gerek. Bu davayı gören hakimler, savcıların görüp incelemesi gerek, eğer böyle olmuş olsaydım ben abimi öldürürdüm. Böyle olmadığı için her şey iftiraydı, hepsini de öğretmen bana bunu yap dedi ben de yaptım. Böyle olacağını hiç bilmiyordum. 4: 6 da görülecek mahkememizi lütfen bunu iyice inceleyin, elinizi vicdanınıza koyun ona göre karar verin. Saygılarımla C…. G….” şeklinde beyanda bulunmuştur.

    Sanık E… G…. kolluktaki ifadesinde; C…. G….’in, küçük kız kardeşi olduğunu, dilinin menenjit hastalığı geçirdiği için peltek olduğunu, bir sene kadar önce askerden geldiğini, tarihini tam olarak hatırlamadığını, evde C…. ile birlikte oldukları sırada onu bulunduğu odaya çağırdığını, üzerini soyduğunu, kendi pantolonunu da çıkarttığını, somyanın üzerine C…

    ….’yu yatırıp arkadan ters ilişkiye girdiğini ancak boşalmadığını, bu olayı kimsenin görmediğini, askere gitmeden önce de 13-14 yaşlarında C…. ile ters ilişkiye girmek istediğinde annesinin kendilerini görerek kendisine kızdığını ve hatta dövdüğünü, son olaydan ise ailenin haberi olmadığını beyan etmiş ve ifadesini parmak basarak tasdik etmiştir.

    Aynı tarihte Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusunda ise; kız kardeşi ile ilişkiye girmesinin söz konusu olmadığını, bu olayın tamamen iftira olduğunu, suçlamayı kabul etmediğini bildirmiş, kolluk ifadesi okunup sorulduğunda, kabul etmediğini, okuma yazması olmadığı için ifadeyi parmak iziyle tasdik ettiğini belirtmiştir.

    Duruşmada 02.12.2003 günlü oturumda; suçlamayı kabul etmediğini, iki yıl kadar önce askere gittiğini, askere gitmeden önce kız kardeşi C…

    ….’nun sık sık evden kaçtığını, bu nedenle kendisini dövdüğünü, kolluk ifadesini kabul etmediğini, polislerin kendisini dövdüklerini, bu nedenle o şekilde ifade verdiğini söylemiştir.

    Sanık müdafii ise, sanığın savunmalarına katıldığını, sanığın ailesini tanımadığını, patronu olan F…

    ….. A…

    …. tarafından istenmesi üzerine bu görevi üstlendiğini, sanığın cezaevinde vekaletname verirken “beni dövmeye mi geldiniz” diye korktuğunu, evraka parmak izini basmaktan kaçındığını, kolluk aşamasında hukuki yardım sağlanmadığını, sanığın kolluktaki ikrarına bu nedenle itibar edilemeyeceğini, cezalandırılması için dosya kapsamında kanıt bulunmadığını belirtmiştir.

    Mağdure ve sanığın anneleri olan tanık S…. G…

    ….. kolluktaki ifadesinde; oğlu E… G….’in menenjit hastası olması nedeniyle dilinin peltek olduğunu, beş ay önce askerden geldiğini, evlerinin iki oda bir salondan ibaret bulunduğunu, yedi çocuğu olduğunu, kızları C…. ve Fadile’nin birlikte yattıklarını, E…

    …. ile kardeşi E…

    ….’ın ise salonda ve onlardan ayrı yattıklarını, eşi ve üç küçük çocuğuyla kendisinin ise ayrı bir odada yattıklarını, bugüne kadar oğlu E…

    ….’un, kızı C…

    ….’ya fiili livata yaptığını ya da tasaddide bulunduğuna şahit olmadığını, kızı C…

    ….’nun küçük yaşta damdan düştüğünü ve havale geçirdiğini, hiçbir iş yapmadığını, bu nedenle zaman zaman ona kızdığının olduğunu, hatta birkaç kere evden kaçtığını, bir keresinde Denizli polis merkezi tarafından teslim edildiğini, bir keresinde de mahalle muhtarının bularak teslim ettiğini beyan etmiştir.

    Duruşmada 02.12.2003 günlü oturumda; benzer şekilde anlatımda bulunmuş, eğer böyle bir şey olsa bunu hissedeceğini, oğlunun böyle bir şey yapacağını sanmadığını, olayın kızının iftirasından ibaret olduğunu, kızının en küçük bir sözde sinirlendiğini, bir keresinde ona bir tokat vurduğunda evden kaçtığını, bir kere de kardeşleri ile kavga ettiğinde evden kaçtığını söylemiştir.

    Mağdure ve sanığın kız kardeşleri olan tanık F…

    ….. G…

    …. kolluktaki ifadesinde; ağabeyinin, kızkardeşi C…

    ….’ya fiili livata yaptığını görmediğini, kız kardeşi ile birlikte yattıklarını, ağabeyinin böyle bir olay yaptığını zannetmediğini beyan etmiştir.

    Duruşmada 02.12.2003 günlü oturumda; kardeşi C…

    ….’nun 6 yaşından önce evin damından düştüğünü, o zamandan beri akli dengesinin yerinde olmadığını, kardeşinin bir başkası ile cinsel ilişkisinin olduğuna dair bir şey bilmediğini, sanığın mağdureye olumsuz bir hareketini görmediğini, sanık askerde iken mağdurenin iki kez evden kaçtığını ve ikişer gün dışarıda kaldığını söylemiştir.

    Tanık A…. T…. duruşmada dinlenmiş olup, Ş…

    ……. İlköğretim okuluna bu öğretim döneminde atandığını, mağdurenin de bulunduğu sınıfın rehber öğretmeni olduğunu, bu nedenle öğrencilerle tanışıp sorunlarını dinlediğini, mağdurenin kendisine yazdığı bir mektubu verdiğini, bu mektupta ailesinde şiddete maruz kaldığını, 6 yaşından bu yana da ağabeyi tarafından kendisine cinsel tacizde bulunulduğunu belirttiğini, bunun üzerine durumu okul rehber öğretmenine anlattığını, daha sonra mağdurenin bu halinin okulun diğer öğrencilerince de bilindiğini öğrendiklerini, okul rehber öğretmeninin durumu emniyet müdürlüğünün çocukları koruma şube müdürlüğüne bildirdiğini, mağdurenin yazdığı mektubun da öğretmen E…

    … A.’ta olduğunu, cinsel tacizin boyutunu öğrenmek için mağdure ile konuştuğunda, ağabeyinin kendisi ile cinsel ilişkide bulunduğunu yani ileri boyutta olduğunu söylediğini, bu olaylar olduğunda mağdureyi henüz 15 gündür tanımakta olduğunu, annesini çağırıp konuştuğunu, doğrudan bu olayı sormadığını, ev içindeki durumunu öğrenmek istediğini bildirdiğini, annenin, mağdurenin sinir hastası olduğunu, sık sık yalan söylediğini belirttiğini, bu olaylar sırasında sanığın da bir kez annesi ile birlikte okula geldiğini, mağdurenin 6. sınıfta olduğunu ve önceki öğretmenlerinden de araştırma yaptığını, öğrendiği ve gözlemine göre mağdurenin verilen görevleri yerine getiren, dürüst, uyumlu, herhangi bir zeka problemi olmayan bir öğrenci tipi sergilediğini, kendisi ile yaptığı konuşmalarda bu nedenle daha önce iki kez evden kaçtığını, yine evden kaçmayı ve intihar etmeyi de düşündüğünü söylediğini beyan etmiştir.

    Tanık E…

    … A. duruşmada, Ş…

    …… İlköğretim Okulunda rehber öğretmen olduğunu, 2003 yılı Ekim ayında öğretmen A…. T….’in, kendisine mağdure tarafından yazılmış bir mektup getirdiğini, mektupta uzun zamandır ağabeyinin cinsel tacizine uğradığını, intihar etmek istediğini, intihara kalkıştığını ve bunların devam ettiğini yazmış olduğunu, bunun üzerine mağdureyi çağırıp mektubun doğru olup olmadığını sorduğunda, yazılanları teyit ettiğini, uzun zamandır kendisine tecavüz edildiğini söylediğini, utandığı için tam da açıklamadığını, açıklaması konusunda kendisiyle konuştuğunda tecavüzden kastının cinsel ilişki olduğunu anladığını, bu olayın doğruluğunu araştırılması için mektubu okuldaki odasında sakladığını, ancak bu olaydan dolayı bir sürü problemle karşılaştıklarını, sanığın ailesi tarafından rahatsız edildiklerini, tehditlere maruz kaldıklarını, bu kargaşa içerisinde de mektubun odasından kaybolduğunu, mektubun fotokopisini de almadığını, kaybolmuş veya çalınmış olabileceğini söylemiştir.

    Tanık H…

    ….. A…

    …. duruşmada, mağdureyi 2. sınıftan 5. sınıfa kadar okuttuğunu, sınıfının okulun eğitim yönünden geri kalmış öğrencilerinden oluştuğunu, mağdurenin annesi ile görüştüğünde bir kafa travması geçirdiğini ve bu nedenle dikkatli olması gerektiğini söylediğini, diğer öğrencileri bu konuda uyardığını, hatta bir keresinde mağdurenin başının ağrıdığını söyleyip rahatsızlandığını ve ayaklarının dibine yığıldığını, sık sık da baş ağrılarından şikayetçi olduğunu, bunun dışında herhangi bir olumsuzluğunu görmediğini, diğer öğrencilerden farklı olmadığını, iddia edilen olaylar konusunda bir şey bilmediğini beyan etmiştir.

    Tanık F…

    …. A…

    …. duruşmada, döküm fabrikası olduğunu, sanığın da yaklaşık 8-10 yıldır yanında çalıştığını, bu süre içerisinde herhangi bir olumsuz haline rastlamadığını, sanığın böyle bir şey yapacağına inanmadığını söylemiştir.

    Mahalle muhtarı olan tanık M…

    ….. A…

    ….. ise, olaya ilişkin bir bilgisi olmadığını, 1 yıl kadar önce huzurda bulunan mağdurenin evinden kaçmış olduğunu, bulan bir kişinin yanına getirdiğini, telefon numarasını alıp ailesine ulaştığını ve kızı babasına teslim ettiğini beyan etmiştir.

    Mağdure C…. G…. hakkında düzenlenen raporların incelenmesinde;

    1) Çukurova Üniversitesi B…

    ….. Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniğince düzenlenen 17.10.2003 günlü geçici raporda; anal muayenede saat 12 radiusunda derin olmayan anal fissür bulunduğu, sfinkter tonusunun azalmış olduğu; kadın hastalıkları ve doğum kliniğince düzenlenen raporda ise kızlık zarının sağlam olduğu bildirilmiştir.

    Aynı hastane tarafından düzenlenen 24.12.2003 tarihli raporda ise, önceki rapora atıfla anal muayenesinde litotomi pozisyonunda saat 12 radiusunda derin olmayan kronik değişikliklerin gözlendiği anal fissür bulunduğu, ıkındığı zaman hemorodial lezyonun ortaya çıktığı, akut darp ve cebir izine rastlanmadığından, perinal muayenesinde ekimoz, hematom gözlenmediğinden, anal fissür de kronik tipte olduğundan, akut fiili livata ile uyumlu bulgu saptanmadığı, kesin raporun adli tabiplikçe verileceği belirtilmiştir.

    2) Adana Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Sağlık Kurulunca düzenlenen 09.01.2004 günlü raporda; alınan öyküde 3 yaşında havale geçirdiği, kafa travması öyküsü olduğu, ilkokulu 6 yılda bitirdiğinin anlaşıldığı, ruhsal muayenesinde, algı, bellek, yönelimin doğal, çağrışımlarının düzenli olduğu, duygulanımının hafif regresif olarak değerlendirildiği, IQ’nun 88 olarak bulunduğu ve sınır zeka seviyesinde olduğu, buna göre sonuç olarak faile ve fiile mukavemetini engellemeyeceği, fiilin kötülüğünü ve sonuçlarını anlayacağı belirtilmiştir.

    3) Adli Tıp Kurumu Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 07.01.2004 günlü raporda; yapılan genital muayenesinde hymenin sağlam olduğu, diz-dirsek pozisyonunda yapılan anal muayenesinde akut veya kronik livatanın tıbbi bulgularına rastlanmadığı, anal sfinkter tonusunun doğal bulunduğu, sonuç olarak akut veya kronik livata bulgusuna rastlanmadığını, ancak kaydırıcı madde kullanılarak ve rızaen gerçekleşen fiili livata olgularında fiili livatanın tıbbi delillerine rastlanmayabileceği bildirilmiştir.

    4) Yerel Mahkemece, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi tarafından tespit edilen hususlar ve raporlar bildirilmek suretiyle yeniden rapor istenmesi üzerine Adli Tıp Kurumu Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 24.02.2004 günlü raporda ise, sonuç olarak, saptanan kronik zemindeki anal fissürün, muayene edildiği tarihten öncesine (birkaç günden daha eski) ait livata söz konusu olduğunda meydana gelebileceği, ancak bu durumun livata dışında kabızlık gibi nedenlerle de meydana gelebileceğini, incelenen evraklarda akut ya da kronik livatanın objektif bulgularının bulunmadığı, şahsın yaşı dikkate alındığında fiziksel gelişim müsaade edeceğinden herhangi bir bulgu olmadan da livatanın gerçekleşebileceği belirtilmiştir.

    Sanık E… G…. hakkındaki raporların incelemesinde;

    1) Gözaltındayken Adana Numune Hastanesince 17.10.2003 tarihinde saat 22.32’de ve 18.10.2003 tarihinde saat 11.10’da düzenlenen raporlarda, darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir.

    2) Adana Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Sağlık Kurulunca düzenlenen 18.11.2003 günlü raporda; yapılan muayenesinde dizatrik konuşma tespit edildiği, çağrışımlarının düzenli, duygulanımının doğal olduğu, kendisini mantıklı bir biçimde savunduğunun gözlemlendiği, klinik gözlem ve psikometrik incelemede donuk zeka tespit edildiği, buna göre sonuç olarak cezai ehliyetinin tam olduğu, TCY.nın 46 ve 47. maddelerinden yararlanamayacağı bildirilmiştir.

    Dosya içerisinde bulunan Adana 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.11.2003 gün ve 1173-1134 sayılı ilam örneğinin incelenmesinde; Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğünce hasımsız olarak açılan davada, mağdure C…. G….’in korumaya alınmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

    Yüreğir Askerlik Şubesi Başkanlığınca 05.04.2004 günlü yazı ile sanığın 22.11.2001 tarihinde askere sevk edildiği, 09.05.2003 tarihinde terhis mahiyetinde izne ayrıldığı ve terhis tarihinin 22.05.2003 günü olduğu bildirilmiştir.

    Bütün bu bilgi ve belgeler ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;

    Mağdure C…

    ….’nun öğrenim gördüğü ilköğretim okulunun rehber öğretmenleri tarafından, öğrencileri olan mağdurenin anlatımlarından etkilenmeleri sonucunda durumu kolluğa ihbar etmeleri ile mağdurenin ırzına geçildiği iddiası gündeme gelmiştir. Adana Emniyet Müdürlüğü Çocuk Koruma Şube Müdürlüğünün başlattığı soruşturmada, mağdure ve sanık kolluk tarafından alınan ifadelerinde olayı doğrulamışlar, ancak oluş şeklini birbirlerinden tamamen farklı bir şekilde anlatmışlardır. Sonraki aşamalarda ise hem mağdure hem de sanık, iddiaların doğru olmadığını, böyle bir olayın meydana gelmediğini belirtmişler, hatta mağdure daha sonra Adana C.Başsavcılığına hitaben yazdığı mektupta kendine özgü ifade tarzıyla iddiaların doğru olmadığını, ağabeyi olan sanığın suçsuz olduğunu bildirmiştir.

    Tanıklardan mağdure ve sanığın anneleri olan S…. G…

    …., hiçbir aşamada iddiaları doğrulamamış, aksine mağdurenin küçük yaşta geçirdiği bir rahatsızlığa bağlı olarak sinirli ve evden kaçma eğilimi olan bir yapıda olduğunu, birden fazla kez evden kaçtığını belirtmiş, mağdurenin evden kaçma eğilimi, tanık Mehmet Akçalı tarafından da doğrulanmıştır.

    Mağdurenin öğretmenleri olan tanıklar A…. T….ve E…

    … A. ise, mağdurenin olaya ilişkin anlatımlarını inandırıcı bulduklarını belirtmekle birlikte, mağdure tarafından kendilerine yazıldığını ileri sürdükleri mektubu, kaybolduğunu belirterek ibraz edemedikleri gibi, duyuma dayalı bu bilgiden başkaca somut herhangi bir başka bilgi ve belge ortaya koymamışlardır.

    Mağdure hakkındaki tıbbi raporlar incelendiğinde, fiili livatanın maddi kanıtlarının bulunmadığının belirtildiği gibi, sınır zeka seviyesinde olduğunun bildirildiği görülmektedir.

    Mağdure soruşturma aşamasında bu soruşturmaya dayalı olarak koruma altına alınarak bir başka ildeki yetiştirme yurduna yerleştirilmiştir.

    Görüldüğü gibi, mağdurenin iddiaları, sanığın kolluk anlatımı haricinde herhangi bir somut kanıtla doğrulanmamış, sonraki aşamalarda hem mağdure hem de sanık bu ifadelerinden dönmüşlerdir. Kaldı ki, mağdurenin ruhi yapısına ilişkin tanık anne S….’nin anlatımları ve sınır zeka seviyesinde olduğuna ilişkin tıbbi rapor nazara alındığında, mağdurenin anlatımlarına bir başka somut kanıtla desteklenmediği sürece itibar edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Oysa dosya kapsamında mağdurenin fiili livata yoluyla ırzına geçildiğini kanıtlamaya yeterli, şüpheden uzak başkaca herhangi bir bilgi ve belge de bulunmamaktadır.

    Ceza yargılaması hukukunda vicdani kanıt sistemi benimsenmiştir. Bu sistemle ifade edilmek istenen hem kanıt serbestliği hem de kanıtların değerlendirilmesi serbestliğidir. Ceza yargılamasında somut gerçek arandığından, yargıcı bu gerçeğe götürebilecek her şey kanıt olabilir.

    Ancak, hükme dayanak alınan kanıtların gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlayıcı ve hukuka uygun bulunmaları ve mutlak surette her türlü kuşkuyu gidermeye yeter düzeyde olmaları gerekir. Bu belirlemeler ceza yargılamasında şekli duruma değil, somut gerçeğe itibar edileceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü hak ve adalet duygularını yaralayacaktır.

    Yerel Mahkemece, herhangi bir somut kanıtla desteklenmeyen ve aşamalarda değişen mağdure anlatımlarına itibarla, dosya kapsamına uymayan ve varsayımlara dayalı gerekçelerle sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükümde direnilmesi yasaya aykırıdır. Bu itibarla direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Kurul Üyesi ise, Yerel Mahkemenin direnme gerekçelerinin isabetli olduğu ve hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

    SONUÇ:Açıklanan nedenlerle,

    1-Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,

    2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 11.04.2006 günü yapılan müzakerede sonucu itibariyle tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi.

Bir Cevap Yazın