İMAR PLANININ DAVA KONUSU EDİLMEMESİ KAMULAŞTIRMA KAMULAŞTIRMA İŞLEMİNE DAYANAK ALINAN İMAR PLANININ DAVA KONUSU EDİLMEMESİ KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KURULUNUN KORUMA ALANI İÇİNDEKİ TAŞINMAZIN KAMULAŞTIRILMASI

Büyük Gen.Kur. 1993/1 E., 1995/2 K.

Büyük Gen.Kur. 1993/1 E., 1995/2 K.

 

  • İMAR PLANININ DAVA KONUSU EDİLMEMESİ
  • KAMULAŞTIRMA
  • KAMULAŞTIRMA İŞLEMİNE DAYANAK ALINAN İMAR PLANININ DAVA KONUSU EDİLMEMESİ
  • KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KURULUNUN KORUMA ALANI İÇİNDEKİ TAŞINMAZIN KAMULAŞTIRILMASI
  • 2863 S. KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU [ Madde 15 ] “İçtihat Metni”

    Kamu personelinin başlangıç derecesinin tesbitine ve intibaklarının yapılmasına ilişkin işlemlere karşı, bu işlemlerin niteliğinden dolayı her zaman ileriye dönük sonuç doğurmak üzere uyuşmazlık çıkartılarak dava açılabileceği yolundaki 16.3.1989 gün ve E:1988/2368, K:19897415 sayılı beşinci daire kararı ile memuriyete başlangıç derecesinin tesbitine ve intibakların yapılmasına ilişkin işlemlerin ilgililere tebliği üzerine kanunda öngörülen süre içinde dava açılması gerektiği, dava açılmamış olması halinde daha sonra idareye başvurarak aynı konuda tesis ettirilecek işlemler üzerine açılan davaların süre aşımı nedeniyle incelenemeyeceği yolundaki 4.4.1991 gün ve E:1988/2150, K:1991/667 sayılı beşinci daire kararı arasında aykırılık bulunduğu … vekili Av. … tarafından ileri sürülerek içtihatlar arasındaki bu farklılığın giderilmesi istenilmiş bulunduğundan raportör üyenin raporu, konu ile ilgili kararlar ve yasal düzenlemeler incelendikten ve Başsavcının içtihadın birleştirilmesine yer olmadığı yolundaki düşüncesi ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşüldü:

    İçtihadın birleştirilmesi isteminin konusunu kamu personelinin başlangıç derecesinin tesbiti ve intibaklarının yapılmasına ilişkin işlemlerin her zaman dava edilip edilemiyeceği hususu oluşturmaktadır.

    16.3.1989 gün ve K.No:1989/415 sayılı kararda, kamu personelinin başlangıç derecesinin tesbitine veya intibaklarının yapılmasına ilişkin işlemleri, tüm meslek yaşamları boyunca etkisini sürdüren, parasal ve özlük hakları yönünden her ay hukuki sonuçlar doğurmaya devam eden işlemler olarak gören beşinci daire, bu işlemlere karşı ilk tesis edildikleri anda dava açılmamış olmasını sonradan yapılan başvuruya dayalı işlemlerin dava konusu edilmesine engel görmemiş ve kamu personelinin haklarında tesis edilen işlemlerin hatalı ya da hukuka aykırı olduğunu herhangi bir yolla öğrenmeleri halinde idareye yaptıkları başvuru üzerine verilen yanıtların iptali için idari dava açma haklarının saklı olduğunu hükme bağlamıştır.

    Bu karara aykırı olduğu ileri sürülen ve yine beşinci dairece verilen 4.4.1991 gün ve K.No:1991/667 sayılı kararda, intibaklarda idari dava açma süresinin işlemeye başlaması, idari davaya konu edilebilecek nitelikte bir intibak işleminin varlığına ve bunun yöntemine uygun olarak ilgilisine tebliğ edilmesine bağlı tutulmuş ve bu işlemlere karşı tebliğ tarihinden itibaren yasal süresi içinde dava açılması gerektiği hükme bağlanmıştır.

    Görüldüğü üzere her iki kararda, davaya konu edilen işlemler, kamu personelinin başlangıç derecesinin saptanmasına ya da intibakının yapılmasına ilişkin olarak ayniyet arzetmekte iken ilk kararda, bu işlemlerin memuriyet yaşamı boyunca etkisini sürdürdüğü ve her ay hukuki sonuçlar doğurduğundan hareketle aynı konuda idareye başvurarak ileriye yönelik sonuç doğurmak üzere tesis ettirecekleri işlemlere karşı dava açılabileceği kabul edilmiş, ikinci kararda ise bu işlemlerin, ancak ilk tesis ve tebliğ tarihinden itibaren dava konusu edilmeleri gerektiğine karar verilerek her iki uyuşmazlıkta aynı süre kuralları uygulandığı halde farklı sonuçlara ulaşılmıştır.

    Bu hale göre ortada birbirine aykırı iki kararın mevcut olduğuna oyçokluğuyla karar verilerek usulün diğer kesiminin incelenmesine geçildi.

    İlgilisine bildirildiği halde süresi içinde dava konusu edilmeyen intibak işleminin düzeltilmesi istemiyle yapılan başvuru üzerine idarece, tesis edilen işlemlere (olumsuz) karşı açılan davalarda Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararlar arasında aykırılık bulunmakla beraber, içtihat 4.4.1991 gün ve E:1988/2150. K:1991/667 sayılı süre ret kararı doğrultusunda süreklilik kazandığından 2575 sayılı Danıştay Kanununun 39 uncu maddesinde belirtilen lüzum unsurunun gerçekleşmemesi nedeniyle içtihadın birleştirilmesine yer olmadığına 4.5.1995 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

    AYRIŞIK OY

    X-İçtihadı birleştirme kararı, yasanın bir kuralının, mahkeme tarafından maddi bakımdan birbirine benzer olaylara uygulanmasında, yorum farkı nedeniyle birbiri ile çelişen kararlar verilmesi halinde, bu kuralın olaya hangi anlamda uygulanacağını saptamak için verilir.

    Öte yandan, kararlar arasında aykırılık ve uyuşmazlıktan bahsedilebilmesi için maddi olay ve hukuki dayanaklarda ayniyet bulunmasına karşın aykırı kararlar verilmiş olması gerekmektedir. Bunun aksi olması halinde, yani hukuki dayanakların ve maddi olayların farklı bulunması veya hukuki dayanak ve maddi olaylardan birinin farklı bulunması halinde birbirinden farklı kararların ortaya çıkması doğal olup bu durumda kararlar arasında yasanın öngördüğü anlamda aykırılıktan söz edilemeyecektir.

    Birleştirilmesi istenen kararların verilmesine neden olan olaylara bu açıdan bakıldığında:

    Birbirine aykırı oldukları nedeniyle, içtihatların birleştirilmesi yoluyla, aralarındaki aykırılığın giderilmesi istenen Danıştay Beşinci Dairesinin 16.3.1989 gün ve E:1988/2368, K:1989/415 sayılı kararı ile 8.9.1981 gününde endüstri meslek lisesi mezunu olarak göreve başlayan davacının memuriyete giriş derecesinin düzeltilerek yeniden yapılması yolundaki 5.9.1986 günlü isteğinin reddi üzerine 31.10.1986 tarihinde açılan davayı, sözü geçenin 1982 ve 1984 yıllarında aynı konu ile ilgili olarak yaptığı başvurular üzerine tesis edilen işlemlere karşı süresinde dava açılmadığından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 7. ve 10 uncu maddelerine dayanılarak, süre aşımı noktasından inceleme yeteneği bulunmadığı, gerekçesiyle reddeden Ankara Üçüncü İdare Mahkemesi kararı bozularak işlem iptal edilmiş ve karar bu şekilde kesinleşmiş iken; aynı dairenin 4.4.1991 gün ve E:1988/2150. K:1991/667 sayılı kararı ile intibak işleminin ilk tesis edildiği 1978 tarihinde yasal süresi içinde dava konusu edilmediği aradan uzun bir süre geçtikten sonra 26.12.1983 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle süre noktasından reddeden Ankara Üçüncü İdare Mahkemesinin 25.3.1988 gün ve E:1986/586, K:1988/442 sayılı kararı onanmış ve karar düzeltme istemi reddedilerek kesinleşmiştir.

    Süre ret kararının onanması ile sonuçlanan bu davaya ilişkin dosyanın incelenmesinden, lise mezunu olarak 1 yıllık tapu kadastro kursundan sonra aday memur olarak göreve başlayan 25.4.1974 günlü onayla Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünde teknik hizmetler sınıfında teknisyen olarak asaleten atanan davacının, 1978 yılında … Akademisi Ekonomi Maliye İhtisası bölümünden mezun olması üzerine, bu sınıf içinde giriş derecesi bakımından intibakının yapıldığı ve bunun davacıya bildirildiği halde bu işleme karşı dava açmadığı; bu tarihten sonra davalı idareye yaptığı başvurulara ilişkin 16.2.1983, 2.3.1983, 8.6.1983, 28.11.1983 günlü dilekçelerinde ise, “Ekonomici” unvanından yararlandırılarak durumuna uygun ek göstergenin ve özel hizmet tazminatının verilmesini istemiş, tesis edilen işlemlerde ise (en son 15.12.1983) durumu itibariyle ek gösterge ve özel hizmet tazminatından yararlanamayacağının bildirildiği, 15.12.1983 günlü bu işleme karşı 26.12.1983 tarihli dilekçe ile açılan davaya 3.2.1984 günü verilen bir dilekçe ile yüksek okulu bitirmesi nedeniyle yapılan intibakı sırasında fen memurlarına tanınan giriş derece ve kademesinin bir derece yükseltilerek yapılması gerekirken, bu bir derecenin verilmemesi suretiyle ortaya çıkan hatalı intibak işleminin iptal edilerek 657/36/A-4 uyarınca giriş derece ve kademesine bir derecenin ilave edilmesi istemini de dahil ettiği anlaşılmaktadır.

    Açıklandığı gibi 1978 yılından 1983 yılına kadar davacının intibakının düzeltilmesi ile ilgili olarak davalı idareye bir başvurusu yoktur.

    Nitekim, Ankara Üçüncü İdare Mahkemesi 18.4.1986 tarihli K:1986/504 sayılı dilekçe ret kararında “ortada davacının hatalı yapıldığını öne sürdüğü ve düzeltilmesini istediği intibak işlemi ile ilgili olarak tesis edilmiş bir idari işlem de yoktur” denilmiştir.

    Her ne kadar, bu karar üzerine verilen 16.6.1986 tarihli yenileme dilekçesinde, idarece yapılan intibak işlemine 657/36/A-4 maddesine göre giriş derecesine 1 derece eklenmesi istenilmiş ve dilekçede 24.1.1984 gün 3310 sayılı müracaatının da dikkate alınmasından söz edilmişse de böyle bir müracaata ilişkin herhangi bir belge ve bilgiye dosyada rastlanmamıştır.

    Dava bu hali ile üçüncü idare mahkemesince süre ret kararı ile sonuçlandırılmış ve beşinci dairece karar aynen onanmıştır. 1978 yılındaki intibak işleminden sonra, intibaka yönelik olarak idareye herhangi bir başvurunun olmadığını, davacı tarafından verilen karar düzeltme dilekçesinde “müvekkilinin 1978 yılında yapılan intibak çizelgesinden bu yanlışlığın tesbit edilemediği, ancak 11.12.1983 tarihinde öğrenilmesi üzerine 26.12.1983 tarihinde dava açıldığı” yolundaki ifadesi de doğrulamaktadır.

    Hal böyle olunca, ortada beşinci dairenin 16.3.1989 gün ve K:1989/415 sayılı kararına konu olan uyuşmazlıkta olduğu gibi bir intibak işleminden sonra, bu işlemin hatalı olduğu iddiasıyla buna karşı başvuru tarihinden itibaren ileriye dönük sonuç doğurmak üzere sonradan yapılan başvuruya dayalı bir işlem ve bu işlem üzerine açılmış bir dava üzerine verilmiş bir karar bulunmadığından, maddi olay ve hukuki durumdaki farklılık nedeniyle sözü edilen kararlar arasında 2575 sayılı Danıştay Kanununun 39. maddesi kapsamına giren bir aykırılıktan söz edilemiyeceğinden içtihadın birleştirilmesine gerek bulunmadığı görüşüyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına karşıyız.

    XX- 2575 sayılı Danıştay Kanununun 39 uncu maddesinde,”İçtihatları Birleştirme Kurulu, dava dairelerinin veya idari ve vergi dava daireleri genel kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü veyahut birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi gerekli görüldüğü takdirde. Danıştay Başkanının havalesi üzerine, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra işi inceler ve lüzumlu görürse, içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar verir” denilmektedir.

    Bu kurala göre, kararlar arasında “aykırılık veya uyuşmazlık” varsa ve “lüzum” görülüyorsa içtihadın birleştirilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

    İçtihadın birleştirilmesi istemine konu olan kararlar arasında “aykırılık” bulunduğu açıktır. Esasen bu husus, kurul tarafından da kabul edilmekte ve kararda ifade olunmaktadır. Bununla beraber “lüzum unsuru”nun gerçekleşmediğinden söz edilerek “içtihadın birleştirilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir.

    Kurul, görevli dairenin bir konudaki kararlarının “süreklilik” kazanmış olmasını içtihadın birleştirilmesi lüzumunu kaldıran bir neden olarak görmekte ise de, bir hukuki sorun üzerinde kararlar arasında aykırılık ve uyuşmazlık varsa, kararlardan birinin “süreklilik” kazanmış olmasının içtihadın birleştirilmesini lüzumsuz kıldığı kabul edilemez. Zira aynı sorunla karşılaşacak olan idare ve vergi mahkemelerinin ve özellikle idarenin, “süreklilik” kazandığı kabul edilen daire içtihadına emsal işlerde uymak zorunluluğu bulunmadığı gibi, bizzat o dairenin daha sonra içtihadım değiştirmesine de engel yoktur.

    Diğer taraftan içtihatları birleştirme usulü, hukuki sorunlar hakkında değişik görüş ye anlayışları, uygulama bakımından belirli ve sürekli bir içtihada bağlamaya yarayan yol olduğundan, buna baş vurmadan içtihadın süreklilik kazandığını söylemek mümkün değildir. Ayrıca İçtihatları Birleştirme Kurulu, aykırılık ve uyuşmazlık bulunan kararların içerdiği gerekçe ve çözümlerden farklı gerekçelerle bambaşka bir çözüm şeklini de kararlaştırabileceğine göre bu doğru ve kesin sonucu geciktirecek, daha bir süre içtihat değişikliklerine, ilgililer arasında eşitsizliğe, genel olarak şüphe ve tereddütlerin devamına imkan verecek bir çözüm şekli yerinde görülemez.

    Bu nedenlerle, kanunda öngörülen şartların gerçekleştiği, içtihatların birleştirilmesine karar verilmesi gerektiği görüşüyle karara karşıyız.

 

Bir Cevap Yazın