…… ilçesinde dava takipçiliği yapan ve gerçek usulde vergilendirilen davacı; Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 116 inci maddesinde öngörülen Hayat Standardı Esasına ilişkin göstergelerin, 3405 sayılı Yasanın 2 inci maddesinde yazılı yetkiye dayanılarak artırılması hakkındaki Bakanlar Kurulunun 30.12.1987 günlü ve 87/12467 sayılı Kararının iptali ile götürü usulde vergilendirilmesine karar verilmesini istemiştir.

Vergi D.Gen.Kur. 1989/9 E., 1989/37 K.

Vergi D.Gen.Kur. 1989/9 E., 1989/37 K.

“İçtihat Metni”

Davacı : ………….

Davalılar : l- Başbakanlık

2- Maliye ve Gümrük Bakanlığı

Davanın Özeti : ………’un ……….. ilçesinde dava takipçiliği yapan ve gerçek usulde vergilendirilen davacı; Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 116 inci maddesinde öngörülen Hayat Standardı Esasına ilişkin göstergelerin, 3405 sayılı Yasanın 2 inci maddesinde yazılı yetkiye dayanılarak artırılması hakkındaki Bakanlar Kurulunun 30.12.1987 günlü ve 87/12467 sayılı Kararının iptali ile götürü usulde vergilendirilmesine karar verilmesini istemiştir.

Savunmanın Özeti : Davalı idareler; iptali istenen Kararnamenin yasaya uygun olduğunu, davanın bu kısmının reddini, ruhsatnameli dava vekilliği yapan davacının gerçek usulde vergilendirilmesinde de yasaya aykırılık bulunmadığını savunmuşlardır.

Danıştay Tetkik Hakimi : Semra Kıraçtı

Danıştay Savcısı Mehmet Bulut’un Düşüncesi : 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Hayat Standardı Esası” başlığını taşıyan mükerrer 116 inci maddesinde, yer alan miktar ve göstergeler” in, 1987 ve izleyen yıllar gelirlerine uygulanmak üzere tespit edilmesine ilişkin 30.12.1987 günlü ve 87/12467 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istenmektedir.

193 sayılı Kanuna 2772 sayılı Kanunla eklenen ve 3239 sayılı Kanunla değiştirilen mükerrer 116 inci maddede; gerçek usulde gelir vergisine tabi ……….. mesleki kazanç sahiplerinin beyan ettikleri gelir (zarar beyan edilmesi dahil); bu madde ile belli edilen miktara madde devamında belirlenen ilavelerin yapılmasından sonra bulunacak tutardan düşük olduğu takdirde bu şekilde tespit olunan tutardan 31 inci maddedeki indirimler yapıldıktan sonra kalan miktarın vergi tarhına esas alınacağı, bu tutarların asgari hadler olup, on katının ise uygulanacak azami hadleri oluşturacağı. Bakanlar Kurulunun bu maddede belirtilen tutarları, azami hadleri aşmamak koşuluyla, her birini ayrı ayrı veya topluca her yıl artırmaya yetkili bulunduğu kuralı getirilmiştir.

Sözü edilen maddenin 2772 sayılı Kanunla getirilen ilk şekline ilişkin gerekçesinde, daha önce uygulanmış olan peşin vergiden arzulanan sonucun alınamadığı, onun yerine düzenlenen bu hükümle bir vergi güvenlik müessesesi olarak hayat standardı esasının getirildiği, gerçek usulde gelir vergisine tabi ticari, zirai ve mesleki kazanç sahiplerinin kapsam dahilinde bulunduğu, bu mükelleflerin elde ettikleri gelirlerin asgari ücret düzeyinin altında kalamıyacağı görüşüne dayanıldığı, hayat standardı göstergelerinde de yaşam düzeyine ilişkin durumların dikkate alındığı ve bu yolla gerçek gelire, vergi incelemesi yapılmadan da yaklaşılmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Ne var ki madde metninin Plan Bütçe Komisyonunda ve Danışma Meclisinde görüşülmesi sırasında beyanı zorunlu kılman miktarın, asgari ücretle olan ilişkisi kaldırılarak belli bir rakama bağlanmak suretiyle kanunlaştırılması yoluna gidilmiştir. Anılan madde değişiklikler getiren 3239 sayılı Kanunun genel gerekçesinde ise, kanunlarda yer alan parasal miktarların zaman içinde yıpranma ve aşınmasını önlemek için Anayasa çerçevesinde Bakanlar Kuruluna yetki verildiği, böylece ekonomiyi daha iyi kavramanın öngörüldüğü belirtilmiş, madde gerekçesinde de Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin genişletildiğinden söz edilmiştir.

3239 sayılı Kanunun kimi maddelerinin bu arada Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 116 inci maddesinin Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile bir siyasi parti grubunca yapılan iptal başvurusu. Anayasa Mahkemesinin 19.3.1987 günlü ve E:1986-5, K:1987-7 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

Bu yaklaşımla konu incelendiğinde dava konusu kararda, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 2 inci maddesinde öngörülen iptal sebeplerinden olan yetki sınırlarının aşıldığını, şekil şartlarına uyulmadığını, konu dışında bir düzenlemenin bulunduğunu ve amaç dışına çıkıldığını söylemenin mümkün olmadığı sonucuna varılmaktadır. Zira, ilgili kanunların genel ve madde gerekçeleriyle böyle bir yetkinin verilmesindeki amaç, parasal rakamlarda meydana gelecek aşınmayı önlemek ve ekonomiyi daha iyi kavramak şeklinde ortaya konulmuş ve yetkinin kullanılma sınırı da yine madde hükmünde belirlenmiştir. Söz konusu Kararname ile de bu amaç ve sınır içinde maddede yer alan hadler belli oranda artırılmıştır.

Bu yetkinin kullanılmasında sadece yasa maddesindeki azami hadlerin sınır olduğu dikkate alındığında, dava dilekçesinde öne sürülen ve asgari ücret, enflasyon oranı ve benzeri ekonomik ölçütler ile bağlı kalınması gerektiği yolundaki iddialara itibar edilmesi mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekeceği düşünülmüştür.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca, Tetkik Hakimi Semra Kıraçlı’nın sözlü açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.

2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 2 inci maddesinde iptal davalarının; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılması öngörülmüştür.

Davacının dilekçesine ekleyerek sunduğu serbest meslek defterinin …………..

Noterliğinden 31.12.1986 tarihinde 7059 sayılı onaylı açılış sayfası örneğinden, dava takipçiliği yaptığı anlaşılmaktadır.

Dava takipçiliği, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun Geçici 17 inci maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin ilk fıkrasına göre yargı mercileri, Cumhuriyet Savcılıkları, icra memurlukları nezdinde başkatiplik, zabıt katipliği, zabıt katibi muavinliği yahut icra memurluğu veya yardımcılığı görevlerinden birini en az on yıl süre ile yapmış olan kimseler belli koşullarla en az üç avukat veya dava vekili olmayan bir yerde o yerin bağlı olduğu baroca tutulan listeye yazılmak şartıyla münhasıran o yerin hukuk mahkemeleri ile icra ve iflas dairelerinde, dava iş takibedebilmektedir. Bu madde uyarınca faaliyet gösterenlerin durumu, aynı Yasanın Geçici 13 üncü maddesine göre çalışan ve 3499 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte dava vekaleti ruhsatnamesine sahip olanlardan tamamen farklıdır.

Serbest meslek kazancının götürü usulde vergilendirilme koşullarını düzenleyen Gelir Vergisi Kanununun 69 uncu maddesinin ilk fıkrasında, yasa yapıcının belirttiği kimi meslek sahipleri ve gerçek kazançlarının teshilinde zorluk bulunmasından dolayı Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tayin edilecek olan ve ifası yüksek öğrenim gerektirmeyen benzeri serbest meslek erbabının safi kazançlarının götürü usulde saptanması kabul edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise durumları, ilk fıkra hükmüne uygun olsa dahi borsa ajans ve acentaları, gümrük komisyoncuları, dava vekilleri, müşavirler, diş protezcileri, kurumlar ve tüccarlarla serbest meslek erbabının ticari ve mesleki işlerini takip eden muakkip ve konser veren müzik sanatçılarının götürü usulde vergilendirilmeyeceği kurala bağlanmıştır, ikinci fıkra hükmünde götürü usulde vergilendirilemiyecekleri kabul edilenler arasında sadece dava vekiline yer verilmiş, dava ve iş takipçilerinden söz edilmemiş, ilk fıkraya göre götürü usulde vergilendirilmeleri uygun görülenleri belirleyen Genel Tebliğlerde de dava ve iş takipçileri anılmamıştır.

Maliye ve Gümrük Bakanlığının, davacının 5.1.1987 günlü başvurusu üzerine, 18.4.1987 gününde 28579 sayılı yazısı ile kurduğu ve dava konusu yapılmamış işleminde de Gelir Vergisi Kanununun 69 uncu maddesinin ilk iki fıkrası karşısında ruhsatnameli dava vekillerinin gerçek usulde, ruhsatsız olanların götürü usulde vergilendirilmeleri gerektiğine değinilmek suretiyle idarenin bu konudaki görüşü belirlenmiş olmaktadır.

Dava konusu yapılan Bakanlar Kurulu Kararıyla gerçek usulde gelir vergisine tabi olan serbest meslek erbabının beyan etmesi gereken en az matraha esas göstergeler artırıldığı ve 1987 yılı gelirlerine uygulanması gereken göstergeler sadece, gerçek usulde vergiye tabi serbest meslek erbabının menfaatini etkiler nitelik taşıdığı ve yukarıda açıklanan hukuksal nedenlerle götürü usulde vergilendirilmesi gereken davacının menfaatini etkileyici görülmediğinden, Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle açılan davada, 2577 sayılı Yasanın iptal davasının önkoşulu olarak aradığı menfaat ihlali koşulu gerçekleşmemiştir.

Bu nedenlerle davanın incelenmeksizin reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan 1400 lira posta ücretinin isteği halinde davacıya geri verilmesine, 28.4.1989 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın