Hırsızlık” suçu, Türk Ceza Kanununda tanımlanmış bir suç olduğundan, bir fiilin hırsızlık olup olmadığının, ancak ceza mahkemesince verilecek karar ile belirlenebileceği, 2- Bu bağlamda, hırsızlık suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün 8. maddesinin 6. fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacı hakkında anılan suçu işlediğine dair adli yargıda kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, bunun dışında dolandırıcılık suçu nedeni ile yapılan soruşturmanın da takipsizlik kararı ile sonuçlandığı anlaşıldığından davacı hakkında verilen disiplin cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.

İdare D.Gen.Kur.         2010/1313 E.  ,  2011/250 K.

  • DİSİPLİN CEZASI
  • EMNİYET TEŞKİLATI DİSİPLİN KURULLARININ ÇALIŞMA ESAS VE YÖNTEMLERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK (0) EMNİYET TEŞKİLATI DİSİPLİN KURULLARININ ÇALIŞMA ESAS VE YÖNTEMLERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK
  • İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU (2577) Madde 49

“İçtihat Metni”Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukuki sorumluluk gerektirir.

Özeti : 1- “Hırsızlık” suçu, Türk Ceza Kanununda tanımlanmış bir suç olduğundan, bir fiilin hırsızlık olup olmadığının, ancak ceza mahkemesince verilecek karar ile belirlenebileceği,

            2- Bu bağlamda, hırsızlık suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün 8. maddesinin 6. fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacı hakkında anılan suçu işlediğine dair adli yargıda kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, bunun dışında dolandırıcılık suçu nedeni ile yapılan soruşturmanın da takipsizlik kararı ile sonuçlandığı anlaşıldığından davacı hakkında verilen disiplin cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.

            Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı) :

            Vekili                           : Av. …

            Karşı Taraf (Davalı)      : İçişleri Bakanlığı

            İstemin Özeti               : Şanlıurfa İdare Mahkemesinin 18.2.2010 günlü, E:2010/276, K: 2010/271 sayılı ısrar kararını, davacı temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.

            Savunmanın Özeti        : İdare Mahkemesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

            Danıştay Tetkik Hakimi Gülhan Akyüz’ün Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının Danıştay Onikinci Dairesinin kararında belirtilen gerekçelerle bozulması gerektiği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı Nazmiye Kılıç’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

            Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen İdare Mahkemesi ısrar kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, dosyanın tekemmül ettiği anlaşıldığından davacının yürütmenin durdurulması istemi görüşülmeyerek dosya incelendi, gereği görüşüldü:

            Dava, davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 7.7.2005 günlü, 2005/246 sayılı Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.

            Şanlıurfa İdare Mahkemesinin 14.6.2007 günlü, E:2007/609, K:2007/525 sayılı kararıyla; Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün 8. maddesinin 6. fıkrasından bahisle, Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapan davacı hakkında düzenlenen soruşturma raporunda, 12.2.2005 gününde davacının Yapı Kredi Bankası ATM cihazının önüne para çekmek için geldiği, davacının önündeki şahsın kredi kartını cihazda unuttuğu halde bunu fark etmeden işinin uzun süreceğini belirterek yerini davacıya verdiği, davacının kendisinden önce cihazı kullanan şahsın kredi kartından arka arkaya 200 YTL, 200 YTL, 200 YTL, 100 YTL, 10 YTL olmak üzere toplam 710 YTL para çektiği, akabinde sözkonusu kredi kartını da yanına alarak aracıyla olay yerinden uzaklaştığı, anılan şahsın kredi kartını unuttuğunu fark etmesi nedeniyle tekrar ATM cihazına dönmesi üzerine kredi kartının cihazda olmadığını ve davacının aracıyla uzaklaştığını görmesi üzerine polisi arayarak durumu bildirdiği, davacının aracının durdurularak aranması sonucu üzerindeki 685 YTL paraya ve anılan şahsa ait kredi kartına el konulduğu, davacının soruşturma kapsamında verdiği ifadesinde olay esnasında eşiyle konuşması nedeniyle dalgın olduğu , cihazda arıza olduğunu düşündüğünden gayri ihtiyari tuşlara bastığını ve cihazın para vermeye başladığını, parayı ve kredi kartını Emniyet Müdürlüğüne teslim etmek üzere yolda iken aracın durdurulduğunu, çıkan tartışma sonucu kredi kartını sinirlendiğinden yere fırlattığını belirttiği, soruşturma raporu sonucu para miktarının 5 ayrı işlem neticesinde gerçekleştiği ve bu işlemlerin gayri ihtiyari para çekmekten uzak olduğu, çekilen toplam miktar 710 YTL iken davacının üzerinde bulunan miktarın 685 YTL olduğu, aradaki farkın ise davacı tarafından harcandığı, soruşturma kapsamında ifadesi alınan ve davacının arabasını durduran ekipte yer alan polis memurunun davacının kredi kartını yavaşça ve gizli bir şekilde yere attığına şahit olduğu, bu sebeple davacının hırsızlık suçunu işlediği kanaatine varıldığı gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edildiği, olayın gelişimi ve soruşturma raporunda yer alan ifadelerin değerlendirilmesinden davacının üzerine atılı fiili işlediği sonucuna ulaşıldığından işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

            Anılan karar, temyiz incelemesi sonucunda, Danıştay Onikinci Dairesinin 7.5.2008 günlü, E:2007/4080, K:2008/2708 sayılı kararıyla; dosyadaki tüm bilgi ile belgeler ile davacının dalgınlık sonucu kendi kartının cihazda bulunduğu kanısı ile işlem yapmaya devam ettiği, durumu fark ettiğinde ise kart ve parayı iade etmek amacıyla emniyet müdürlüğüne gitmek üzereyken yakalandığı yolundaki ifadesi ve müştekinin, davacının hırsızlık kastı ile hareket etmediği ve kendisinden şikayetçi olmadığı yönündeki beyanı ile davacı hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin savcılık kararının bulunması karşısında, davacının üzerine atılı hırsızlık fiilini işlemediği sonucuna varıldığı, bu durumda, davacının fiilinin hizmet dışında resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak fiili olarak değerlendirilip bu fiile uygun ceza ile cezalandırılması gerektiğinden, dava konusu meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle bozulmuş ise de, İdare Mahkemesince, olayda her ne kadar davacı yanlışlıkla ATM cihazından para çektiğini belirtse de, bunun 1 ya da 2 kez olabileceği, aynı yanlışlığın arka arkaya 5 kez yapılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının para çektikten sonra kart sahibini aramaya yönelik bir çabasının olmadığı, olaydan sonra en yakın emniyet birimine başvurmak yerine aracına binerek olay yerinden uzaklaştığı, ATM cihazından çekilen para miktarının 710.-TL olduğu, davacının üzerinde bulunan paranın ise 685.-TL olup aradaki farkla benzin aldığı, dolayısıyla adıgeçenin iyiniyetli olmadığının açık olduğu gerekçesi de eklenerek davanın reddi yolundaki ilk kararında ısrar edilmiştir.

            Davacı, Şanlıurfa İdare Mahkemesinin 18.2.2010 günlü, E:2010/276, K:2010/271 sayılı kararını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.

            Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün “Meslekten Çıkarma” başlıklı 8. maddesinde, “hırsızlık” meslekten çıkarma cezası gerektiren eylemler arasında sayılmıştır.

            Hırsızlık suçu Türk Ceza Kanununda tanımlanmış bir suç olduğundan, bir fiilin hırsızlık olup olmadığı ancak ceza mahkemesince verilecek karar ile belirlenebilecektir.

            Dosyanın incelenmesinden, davacı hakkında ATM cihazından başkasına ait kredi kartı ile para çekmesi ile ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığınca “dolandırıcılık” suçundan dolayı başlatılan soruşturmada, 7.3.2005 günlü, Hz. No:2005/1934 sayılı karar ile “suçun manevi unsurunun oluşmadığı” gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, disiplin soruşturması sonucunda ise aynı fiil nedeniyle davacının “hırsızlık” suçunu işlediğinden bahisle dava konusu meslekten çıkarma cezasının verildiği anlaşılmaktadır.

            Buna göre davacının hakkında verilen disiplin cezasına esas teşkil eden “hırsızlık” fiilini işlediğine dair adli yargıda kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, bunun dışında dolandırıcılık suçu nedeni ile yapılan soruşturmanın da takipsizlik kararı ile sonuçlandığı dikkate alındığında, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

            Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüne, Şanlıurfa İdare Mahkemesinin 18.2.2010 günlü, E:2010/276, K: 2010/271 sayılı kararının Danıştay Onikinci Daire kararı doğrultusunda bozulmasına, 14.4.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi

 

KARŞI OY

            Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden Şanlıurfa İdare Mahkemesinin 18.2.2010 günlü, E:2010/276, K:2010/271 sayılı ısrar kararının hukuka uygun olduğu, davacının temyiz dilekçesinde belirtilen hususların anılan kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacı temyiz isteminin reddi ile ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

 

Bir Cevap Yazın