HÂKİMİ ETKİLEMEYE ÇALIŞMA, RÜŞVETE ARACILIK ETME

Ceza Genel Kurulu 2007/5MD-70 E., 2007/254 K.

Ceza Genel Kurulu 2007/5MD-70 E., 2007/254 K.

  • HÂKİMİ ETKİLEMEYE ÇALIŞMA
  • RÜŞVETE ARACILIK ETME
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 277 ]
  • 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 213 ] “İçtihat Metni”

    Sanık Ş…. Ö… C……..’nun eyleminin rüşvete aracılık etme ve hakimi etkileme suçlarını oluşturmadığı gerekçesiyle beraatine ilişkin olarak bozmaya uyulmak suretiyle Yargıtay 5. Ceza Dairesinden verilen 02.02.2007 gün ve 3-1 sayılı hüküm Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “hükmün bozulması” görüşünü içeren 08.03.2007 günlü tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    İncelenen dosyada;

    Bolu ilinde yaşayan Y…. B….. isimli kişi ile aralarında oğlu ve şoförü de olmak üzere 14 arkadaşı hakkında Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonunda 21.4.2003 gün ve 2003/497 esas sayılı iddianameyle, sanıklardan Y…. B…..’ın reşit olmayan mağdurenin rızasıyla ve zincirleme biçimde cinsel ilişkide bulunduğu, diğer sanıkların ise ırza geçme ve zorla alıkoyma suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açıldığı, Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın tensip işlemlerinin 21.04.2003 tarihinde mahkeme başkanı O…. A…ile üye hakimler Hasan Tüfekçioğlu ve Selami Bereket tarafından kararlaştırılarak düzenlendiği, yüklenen suçlardan Bolu Sulh Ceza Mahkemesinin 01.04.2003 günlü kararı ile gıyaben tutuklu bulunan sanık Y…. B….. ile oğlu ve şoförünün bu hallerinin devamına karar verilip duruşma tarihinin 21.05.2003 olarak saptandığı, yükletilen suçların yüz kızartıcı cürümlerden olması sebebiyle, kamuoyundaki itibarının sarsılmasından kaygılanan ve gıyabi tutuklu olması dolayısıyla Bolu’yu terk etmek zorunda kalan, bu nedenle ticari ilişkileri aksayan sanık Y…. B…..’ın Bolu ve İstanbul Barosu’na bağlı bir kısım avukatları kendisi ve yakını olan diğer sanıkları savunmak üzere müdafii olarak seçtiği, ancak bununla yetinmeyerek başka müdafi arayışlarına da girdiği ve dostu olan Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı F…. Y….aracılığıyla tanımış olduğu tanık T…. Ç……’dan yardım istediği, T…. Ç……’nun da, daha önce sanık avukat Ş…. Ö… C……..’nun yanında katip olarak çalışması nedeniyle ceza davalarında uzmanlaşmış avukatları yakından tanıyan tanık C….. V….’la irtibata geçtiği, C….. V….’un Ankara Barosu avukatlarından Ş…. Ö… C……..’nun iyi bir ceza avukatı olduğunu söylemesi üzerine birlikte bürosuna gidip durumu aktardıkları, savunmayı üstlenmesi için öncelikle davaya ilişkin belgeleri incelemesi gerektiğini söyleyen Ş…. Ö… C……..’nun kendisine ulaştırılan belgeleri inceledikten sonra 30.000 Amerikan Doları karşılığında vekaleti üstlenebileceğini söylediği, yapılan görüşmeler sonucunda 4.000 YTL’lik kısmı peşin olmak üzere 15.000 YTL avukatlık ücreti mukabilinde sanık Y…. B…..’ın müdafiliğini yapması hususunda anlaştıkları, ancak müvekkili olan Y…. B….. ile T…. Ç……’nun, Y…. B….. hakkında bu dava nedeniyle yerel basında sıkça çıkan haberlerin kamuoyunda yarattığı olumsuzluktan yargının da etkilenebileceğini söylemeleri ve mümkün olduğu takdirde mahkeme kurulunu oluşturan hakim ve Cumhuriyet savcısıyla görüşülüp bu kaygının kendilerine de iletilmesi yolundaki ısrarlı istemleri karşısında mahkeme heyeti ile bu hususu görüşme ihtiyacı duyan Ş…. Ö… C……..’nun bu amaçla arayışa girdiği, önce Bolu Cumhuriyet savcısı M…. A.. G……’le görüştüğü, mahkeme başkanı O…. A…’ın iş sahipleriyle ve çevresiyle mesafeli bir yaklaşım içinde bulunduğunu tespit ederek kendisine ulaşılamayacağını anlayınca, bu kez tensip tutanağında ismi yazılı olan ve önceden kendisinin de tanışıklığı olan üye hakim S….. B……’le görüşmeyi düşündüğü, onunla tanıştığını bildiği arkadaşı Av. M…. U…’yu arayarak S…. B…..’le görüşmek istediğini söylediği, M…. U…’nun da telefonla Selami Bereket’i arayıp Ş…. Ö… C……..’nun eskiden ağır ceza mahkemesi başkanı olan bir Yargıtay üyesinin oğlu olduğunu söyleyip bu isteği ilettiği, olumlu cevap alan Ş…. Ö… C……..’nun bu kez bizzat S…. B…..’i telefonla arayıp görüşme arzusunu ilettiği, S….. B……’in hafta sonu İstanbul’da olacağını söylemesi üzerine, yanında şoförü B…. K….. ve eski çalışanı C….. V…. olduğu halde Çınarcık’taki yazlığına gittiği, bilahare iki gün sonra yeniden S….. B……’le görüşüp İstanbul Princess Otel’de kaldığını öğrenmesi ve oraya davet edilmesi üzerine İstanbul’a geçip T…. Ç…… ile buluştuktan sonra S….. B…..’i kaldığı otelde ziyaret ettikleri, nezaket konuşmalarından sonra sanık Ö…. Ş…. C…….nun bizzat T…. Ç……’nun da bulunduğu ortamda, Y…. B….. hakkında yazılı ve görsel yerel basında sıkça yer verilen haberlerin kamuoyunda yarattığı olumsuzluğun yargıyı da etkileyebileceği kaygısını dile getirdiği, sanık S….. B…..’in, “yargı hiçbir zaman basında çıkan haberlere dayalı olarak karar vermez” şeklindeki cevabı üzerine rahatladığı ve başka konularda sohbeti sürdürdükleri, S….. B…..’in sohbet sırasında tayin isteğinde bulunduğunu söylemesi üzerine sanık Ş…. Ö… C……..’nun da, isterse bu konuda yardımcı olabileceğini belirttiği, bu kısa görüşme sonrasında otelden ayrıldıkları, Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 21.05.2003 günlü ilk oturumuna katılması diğer müdafilerince uygun görülmeyen gıyabi tutuklu sanık Y…. B…..’ın bu oturuma gelmediği, O…. A…’ın başkanlığında mahkeme üyeleri H…. T…… ile S…..B…..’ten oluşan ağır ceza kurulunca gerçekleştirilen ilk oturumda mağdurenin dinlendiği, evlenmeyi istediği S…. B…..’ın buna yanaşmaması karşısında kızarak bu kez babası olan Y…. B…..’la ilişkisi olduğu yolunda söylenti yaydığı, esasen Y…. B…..’la cinsel ilişki kurmadığı yolundaki beyanlarının tutanağa geçirildiği, bir kısım sanık ve tanıkların dinlendiği, ayrıca mağdurelerin gerçek yaşlarının tespiti bakımından rapor aldırılması kararlaştırıldıktan sonra sanık Y…. B…..’ın gıyabi tutukluluk halinin devamına karar verilip duruşmanın ertelendiği, hakim S….. B…..’in rahatsızlığı nedeniyle raporlu olduğu ve katılmadığı 19.06.2003 tarihli oturuma kendiliğinden gelen sanık Y…. B…..’ın sorgusu yapıldıktan sonra yüklenen suçun niteliği ve mevcut kanıt durumu gerekçe gösterilerek salıverilmesine karar verildiği, bu davada sanık Y…. B…..’ın müdafiliğini üstlenmiş bulunan sanık Ş…. Ö… C……..’nun sonraki oturumlara katılmadığı, sanık savunması, ilgili dava dosyasındaki belgeler, tanık anlatımları gibi kanıtlardan, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde anlaşılmaktadır.

    Yargılamayı gerçekleştiren Yargıtay 5. Ceza Dairesince de dosyadaki kanıtlarla uyumlu biçimde ve bu doğrultuda gerçekleştiği kabul edilen eylemlerin yasada öngörülen suç tiplerine uyup uymadığı hususu değerlendirilecek olursa;

    Gerek 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 213. maddesinde, gerekse suçtan sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 252. maddesindeki düzenlemelerde; rüşvete konu nesnenin, verenin egemenlik alanından çıkarılıp, failin veya onun öngördüğü üçüncü kişinin egemenlik ve nüfuz alanına sokulması ile rüşvet suçunun tamamlanmış olacağı kabul edilmekle birlikte, öngörülen suç siyasetinin bir gereği olarak kamu görevlisi ile iş sahibi arasında belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik yarar teminini öngören bir anlaşmanın gerçekleşmiş olması da, suçun oluşumu bakımından yeterli görülmektedir. Ancak rüşvet anlaşmasından söz edilebilmesi için, belirli bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, kamu görevlisi ile ferdin rızaları arasında, bu iş karşılığında yarar sağlanması hususunda karşılıklı bir mutabakat bulunmalıdır. O nedenle, memur (kamu görevlisi) tarafından ferde veya fert tarafından memura (kamu görevlisine) doğrudan veya dolaylı bir istek yahut önerinin yapılması ve muhatabın bunu kabul etmesi gerekmektedir.

    Somut olayda, ağır ceza mahkemesinde ırza geçme suçundan sanık olarak yargılanan ve rüşvet verme suçundan dolayı hakkında verilen beraat kararı kesinleşmiş bulunan Y…. B….. ile aynı mahkemede üye hakim olarak görevli bulunan ve rüşvet alma suçundan dolayı hakkındaki beraat kararı kesinleşmiş bulunan Selami Bereket arasında doğrudan bir anlaşmanın varlığından söz edilemeyeceği gibi, bu davada sanık Y…. B…..’ın müdafiliğini üstlenmiş bulunan sanık Ş…. Ö… C…….. aracılığıyla, görev dışı davranması ve görülen davada belirli bir işlemi gerçekleştirmesi karşılığında haksız yarar sağlanması hususunda tarafların serbest iradeleriyle uzlaşarak açık veya örtülü bir rüşvet anlaşması yapıldığının yeterli ve inandırıcı kanıtı elde edilemediği, “rüşvete aracılık etme” suçunun öğelerinin gerçekleşmediği saptanmıştır.

    Öte yandan, yargılama konusu eylemin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 232. maddesinde düzenlenen “yargıçlar üzerinde nüfuz kullanma suçu” ve sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasında benzer hukuki yararı korumak amacıyla yaptırıma bağlanan “yargı görevi yapanı etkileme suçları” karşısındaki durumunun da değerlendirilmesi gerekir.

    765 sayılı TCY’nın 232. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, mahkemelerin bağımsızlığını güvence altına alan 138. maddesinin yaptırımını oluşturmaktadır. Bu düzenleme ile korunmak istenen hukuki yarar, yargı işlevinin yansızlığı ve önyargısızlığıdır.

    Etkileme eylemi, davanın taraflarından birinin lehinde olabileceği gibi aleyhinde de olabilir.

    Suçun önkoşulu, etkilemenin; “görülmekte olan bir davanın taraflarından biri hakkında” belirlenen biçimde karar verilmesine yönelik olmasıdır. Davanın niteliği ve mahkemenin tek hakimli veya toplu mahkeme olmasının önemi yoktur. Yargıcın, kurula katılarak görüş bildirip, karar alma sürecinde sonucu etkileyebilme olanağının bulunması yeterlidir.

    Suçun maddi öğesi; yargıca “emir ve baskı” da bulunarak ya da “nüfuz” yahut “iltimas” ederek onu etkilemektir. Suçun oluşumu açısından, etkilemenin istenilen sonucu meydana getirmesi şart değilse de, failin, “yakınlık”, “düşmanlık” ya da “yarar” saikiyle hareket etmesi gerekmektedir. Bu suç, açıklanan saiklerle yargıçları etkilemek için emir verildiği, baskı yapıldığı veya nüfuz icra edildiği yahut iltimas da bulunulduğu, başka deyişle hatıra binaen ricada bulunulduğu anda tamamlanır.

    5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 277. maddesiyle getirilen düzenlemede ise, yargıç kavramı yerine “yargı görevi yapanlar” tanımı kullanılarak, “yüksek mahkemeler ile adli, idari ve askeri mahkemelerin üye ve yargıçları ile Cumhuriyet savcıları ve avukatlar” da kapsama alınmıştır. Suçun maddi öğesi, yargı görevi yapanları, emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek suretiyle veya her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır.

    Önceki düzenlemeden farklı olarak bu suçta, “yakınlık”, “düşmanlık” veya “yarar” şeklinde saikler de aranmamıştır. Ayrıca iltimas suretiyle etkileme, önceki düzenlemede suça vücut veren seçimlik hareketlerden biri iken, bu yeni yasada, etkileme teşebbüsünün iltimas düzeyini aşmaması, bir başka deyimle iltimas suretiyle etkileme, suçun daha hafif cezayı gerektiren nitelikli bir hali olarak düzenlenmiştir.

    Ceza davasında bir sanığın müdafiliğini üstlenen avukat Ş…. Ö… C……..’nun aynı davada üye hakim olarak görevli Selami Bereket’le arasında astlık üstlük ilişkisinin bulunmaması nedeniyle emir vermesi mümkün olmadığı gibi, baskı veya nüfuz icrası sayılabilecek bir davranışı da mevcut değildir. Ayrıca, görülmekte olan davanın sanığı Y…. B….. hakkında yazılı ve görsel yerel basında çıkan haberlerin kamuoyunda yarattığı olumsuz havanın yargıyı da etkileyebileceği kaygısını mahkemenin bir üyesine iletmekten ibaret eylemin hukuka aykırı olduğundan ve “yarar saikiyle” davanın taraflarından birinin lehinde karar verilmesini sağlamaya yönelik “iltimas” niteliğinde sayılacağından da söz edilemez. Bu itibarla, somut olayda yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçunun da oluşmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün onanmasına karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyesi ise;

    “Görüşme yeri ve nedeni, görüşülen konu, sanık Ş…. Ö… C……..’nun kişisel konumu ile görüştüğü yargıcın tayininde yardımcı olabileceğini söylemesi de dikkate alındığında, sanık Avukat Ş…. Ö… C……..’nun müdafiliğini üstlendiği gıyabi tutuklu sanığın Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davasının duruşmasından önce, bu mahkemenin üyesi Selami Bereket’in İstanbul’da kaldığı otele giderek dava ile ilgili görüşmesi eyleminin, yargı görevi yapanı etkilemeye kalkışma suçunu oluşturduğu” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

    SONUÇ :

    Açıklanan nedenlerle;

    1- Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının REDDİNE,

    2- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 02.02.2007 gün ve 3-1 sayılı beraat kararının ONANMASINA,

    3- Dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 27.11.2007 günü oyçokluğu ile karar verildi.

Bir Cevap Yazın