GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEKTEN AÇIKÇA KAÇINMA MALA ZARAR VERME SANIĞIN HAZIR BULUNMASI SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI hk.

Ceza Genel Kurulu 2008/9-148 E., 2008/169 K.

Ceza Genel Kurulu 2008/9-148 E., 2008/169 K.

 

  • GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEKTEN AÇIKÇA KAÇINMA
  • MALA ZARAR VERME
  • SANIĞIN HAZIR BULUNMASI
  • SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI
  • 5320 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA … [ Madde 8 ]
  • 5326 S. KABAHATLER KANUNU [ Madde 35 ]
  • 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 151 ]
  • 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 226 ] “İçtihat Metni”

    Mala zarar verme ve görevi yaptırmamak için direnme suçları ile sarhoşluktan sanık E…. Y……’ın 765 sayılı TCY’nın 516/3, 522/1. maddeleri uyarınca 4 ay hapis ve 163 YTL. adli para, 5237 sayılı TCY’nın 265/1-4, 53. maddeleri uyarınca 9 ay hapis, 5326 sayılı Kabahatler Yasasının 35. maddesi uyarınca 50 YTL idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesince 27.10.2005 gün ve 320-848 sayılı hüküm sanık tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 9.Ceza Dairesince 28.02.2007 gün ve 7039-1582 sayı ile;

    “14.06.2005 tarihli celsede mazereti kabul edilen sanık E…. Y……. müdafiine duruşma günü bildirilmeden, gıyapta yargılama yapılarak hüküm tesis edilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması…”

    ” gerekçesiyle sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.

    Yerel Mahkeme ise 20.06.2007 gün ve 331-480 sayı ile;

    “…14.06.2005 tarihli oturumda sanık E…. müdafii Av. Ş… C….. mesleki mazeret bildirdiğinden bu mazeretinin kabulüne karar verilmiş olup, yine aynı oturumun 2.ara kararı ile duruşma gününün sanık müdafiine çağrı kâğıdı ile bildirilmesine karar verilmiştir. Bu karar doğrultusunda sanık müdafiine çağrı kâğıdı gönderilmiş olup, bu çağrı kâğıdında duruşma günü saati ile birlikte 19.09.2005 gün ve saat 11.50 olarak bildirilmiştir. Sözü edilen çağrı kâğıdı dosya içerisinde mevcut olup bulunduğu zarf içerisinden çıkartılarak bozma ilamı üzerine iliştirilmiştir…”

    ” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

    Yoklukta verilen bu hüküm sanık müdafiine 10.07.2007, başka suçtan cezaevinde bulunan sanığa 23.07.2007 tarihinde tebliğ edilmiş olup, sanık tarafından 24.07.2007 tarihinde temyiz edilmesi nedeniyle dosya Yargıtay C.Başsavcılığının “

    “sanığın temyiz isteminin süre yönünden reddi”

    ” istemli tebliğnamesiyle gönderildiği Ceza Genel Kurulunca 29.01.2008 gün ve 2007/237-2008/8 sayı ile;

    “…Yerel Mahkeme tarafından kendisine yapılan tebligat üzerine verdiği mazeret dilekçesinde, sanık müdafii olarak davaya kabulünü talep eden Av.Z….. Ş… C…..’ın savunmaya ilişkin görevini yerine getirip getirmediğinin dolayısıyla sanık ile arasında hukuken geçerli ve devam eden bir müdafilik ilişkisinin bulunup bulunmadığının, buna bağlı olarak ta sanığın temyizinin süresinde olup olmadığının tespit edilebilmesi için dosyada bulunmayan 15.09.2005 tarihli oturuma ait tutanağın veya onaylı örneğinin dosya içerisine konulması gerekmektedir.

    Bu nedenle, bahse konu oturuma ait tutanağın aslının bulunması halinde aslının dosya arasına konulması, aslının bulunamaması halinde ise 4473 sayılı Yasa hükümlerinin olaya uygun düştüğü oranda kıyasen uygulanarak bu tutanağın temin edilmesi gerekli olduğundan dosyanın Yerel Mahkemeye gönderilmesi amacıyla Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine…”

    ” karar verilmiştir.

    Yerel Mahkemece sözü edilen 15.09.2005 tarihli oturuma ait tutanak bilgisayara kayıtlı olduğundan buradan çıkarıp katip ve hakim tarafından imzalanmak suretiyle eksiklik giderilmiş ve dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 02.05.2008 tarihli havalesiyle Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmekle, değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Sanığın mala zarar verme ve görevi yaptırmamak için direnme suçları ile sarhoşluktan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, 14.06.2005 tarihli celsede mazereti kabul edilen sanık E…. Y…… müdafiine yeni oturum gününün tebliğ edilip edilmediğine ilişkindir.

    Ancak Ceza Genel Kurulunda yapılan müzakerede, uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçmeden önce, sanığın temyizinin süresinde olup olmadığının tespiti gerektiğinden bu husus Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak görüşülmüştür.

    Sanığın temyizinin süresinde olup olmadığının belirlenebilmesi, sanık ile Av. Z….. Ş… C….. arasında hukuken geçerli bir müdafilik ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespitine bağlıdır. Zira direnme hükmünün sanık müdafii sıfatıyla 10.07.2007 tarihinde tebliğ edildiği Av. Z….. Ş… C….. hükmü temyiz etmemiş, sanık ise başka bir suç nedeniyle bulunduğu cezaevinde 23.07.2007 tarihinde kendisine yapılan tebligat üzerine 24.07.2007 tarihinde hükmü temyiz etmiştir. Bu nedenle sanık ile Av. Z….. Ş… C….. arasında geçerli bir müdafilik ilişkisinin bulunduğunun kabulü halinde temyiz isteminin süre yönünden reddi gerekecek, savunma görevinin yerine getirilmemesinden dolayı geçerli bir müdafilik ilişkisinin bulunmadığının kabulü halinde ise sanığın temyizi süresinde yapılmış olacaktır.

    Dosyanın incelenmesinde;

    Bozma öncesinde 05.04.2005 tarihinde yapılan ilk oturumda sanığın “

    “avukat istiyorum”

    ” şeklindeki talepte bulunduğu, Yerel Mahkeme tarafından “

    “daha önce baroca görevlendirilen avukata duruşma gününü bildirir davetiye çıkartılmasına, gelmez ise yeniden barodan avukat istenmesine”

    ” karar verildiği, bunun üzerine soruşturma aşamasında sanığın müdafiliğini üstlenen Av. Z….. Ş… C…..’a 14.06.2005 tarihli duruşma gününün 22.04.2005 tarihinde tebliğ edildiği, Av. Z….. Ş… C…..’ın bu duruşma için mazeret dilekçesi vererek aynı zamanda sanık müdafii olarak davaya kabulünü talep ettiği, 14.06.2005 tarihli duruşmada mazereti kabul edilerek bir sonraki duruşma gününün kendisine 28.06.2005 tarihinde tebliğ edildiği, 15.09.2005 tarihli oturuma Av.Z….. Ş… C…..’ın sanık müdafii olarak katılarak olay yerinden sanığın annesinin topladığını söylediği 3 adet mermi çekirdeğini mahkemeye sunduğu ve 5237 sayılı Yasanın 265/1-3 ve 5326 sayılı Yasanın 35. maddelerinin uygulanması ihtimaline binaen ek savunma hakkı verilmesi üzerine ek savunma yaptığı, sanıklar müdafilerine esasa ilişkin savunmalarını hazırlamaları ve dosyanın C.Savcısına tevdii amacıyla duruşmanın ertelendiği 27.10.2005 tarihindeki bir sonraki oturumda sanık ve müdafiinin yokluğunda karar verildiği, kararın müdafie 18.11.2005 tarihinde tebliğine rağmen temyiz etmediği, sanığın ise kendisine 18.12.2005 tarihinde yapılan tebligat üzerine hükmü süresinde temyiz ettiği, temyizi inceleyen Yüksek 9. Dairesince hükmün bozulması üzerine bozmaya karşı diyeceklerinin sorulması için müdafie açıklamalı davetiye tebliğ edilmesine karşın duruşmaya gelmediği, mahkemenin sanık ve müdafiinin yokluğunda direnme kararı verdiği, bu kararın müdafie 10.07.2007 tarihinde tebliğine rağmen müdafiin temyiz etmediği, cezaevinde başka suçtan hükümlü bulunan sanığın kendisine yapılan tebliğ üzerinde hükmü süresinde temyiz ettiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

    Müdafii görevlendirilmesi ile ilgili olarak 5271 sayılı CYY’nın 150. maddesinde;

    “ (1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir…”

    ”,

    “Müdafiin görevlendirilmesinde usul”

    ” başlıklı 156. maddenin 1/a maddesinde ise;

    “150 nci maddede yazılı olan hâllerde, müdafi;

    a) Soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hâkimin istemi üzerine,

    b) Kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi üzerine,

    Baro tarafından görevlendirilir…”

    ” şeklinde düzenlemeler yeralmaktadır. İlk hüküm ve Özel Daire kararından sonra ancak direnmeden önce 02.03.2007 gün ve 26450 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “

    “Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin”

    ” müdafi veya vekillerin görevlendirilmesine ilişkin 5. maddesi;

    “(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemelerin yargılama giderlerinden sayılacağı ve mahkûmiyeti hâlinde kendisinden tahsil edileceği hususu hatırlatılarak talep ettiği takdirde barodan bir müdafi görevlendirmesi istenir.

    (6) Müdafi veya vekil görevlendirilmesi; soruşturma evresinde ifadeyi alan merci veya sorguyu yapan hâkim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından barodan talep edilir.”

    ” şeklinde,

    “Görevlendirme esasları”

    ” başlıklı 6. maddesi ise;

    “ (1) Soruşturma evresinde görev yapan müdafi veya vekil, engel bulunmadığı takdirde kovuşturma evresinde de öncelikle görevlendirilir…

    …” biçimindedir.

    Müdafiin görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem CYY’nın 151. maddesinde gösterilmiştir:

    “150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir”

    ”. Anılan yönetmeliğin 6. maddesinin 6. fıkrası da aynı doğrultudadır.

    Bu açıklamalar ışığında önsorunun çözümü açısından dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde;

    Sanığa istemi üzerine müdafii olarak görevlendirilen Av.Z….. Ş… C…..’ın yargılama aşamasında duruşmalar için bir kez mazeret dilekçesi vermek ve bir oturuma katılmak dışında herhangi bir işlem yapmadığı ve sanığın savunmasına ilişkin “

    “görevini yerine getirmekten açıkça kaçındığı”

    ” anlaşıldığından mahkemece derhal başka bir müdafiin görevlendirilmesi için CYY’ nın 151. maddesine göre işlem yapılması gerekir. Görevini yerine getirmekten açıkça kaçındığı anlaşılan avukat ile sanık arasında CYY anlamında hukuken geçerli bir müdafilik ilişkisi kalmadığından sanığın kendisine yapılan tebligat üzerine süresinde yaptığı temyiz geçerli olup hüküm temyizen incelenmelidir. Aksinin kabulü halinde atanan müdafi görevini yapmadığı için yeterince savunulmayan ve bunda bir kusuru bulunmayan sanığın kendi haklarını kullanmasının da önüne geçilmiş olunacaktır.

    Bu nedenle sanığın temyiz isteminin süresinde olduğuna oybirliğiyle karar verilerek direnme hükmünün incelenmesine geçilmiştir.

    İncelenen dosya içeriğine göre;

    Özel Dairenin bozma kararı sonrasında sanık müdafiine ve başka suçtan cezaevinde hükümlü bulunan sanığa 07.05.2007 tarihinde açıklamalı davetiye tebliğ edilmiştir. Sulakyurt Cezaevinde bulunan sanık 08.05.2007 tarihli dilekçeyle duruşmaya katılmak isteğini bildirmiştir. Yerel Mahkeme ise Sulakyurt Asliye Ceza Mahkemesine sanığın bozma ilamına karşı diyeceklerinin tespiti için 01.06.2007 tarihinde talimat yazmış ancak bu talimatın yanıtını bile beklemeden 20.06.2007 tarihinde “

    “sanık ve müdafiine açıklamalı çağrı kâğıdı gönderildiğinden”

    ” söz ederek sanık ve müdafiinin yokluğunda direnme kararı vermiştir.

    5271 sayılı CYY’nın 193. maddesinin birinci fıkrasında, “

    “Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir.”

    ” hükmü bulunmakta bu kuralın istisnaları da aynı maddenin 2. fıkrası, 194/2, 195, 196, 200/1, 204. maddelerinde düzenlenmektedir.

    Ceza yargılamasının temel ilkelerinden biri olan “

    “yüzdenlik-doğrudanlık”

    ” ilkesinin istisnalarından birini oluşturan 1412 sayılı CYUY’nın 226/4. maddesindeki; “

    “Duruşmadan vareste tutulmasını talep etmese bile, davanın görüldüğü yer mahkemesinin yargı çevresi dışında başka bir suçtan tutuklu veya cezası infaz edilmekte olan sanığın sorgusu bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığı ile yaptırılabilir”

    ” şeklindeki hükme karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CYY’nın 196. maddesinde yer verilmemiş olması nedeniyle, 1412 sayılı Usûl Yasamızdan farklı olarak davanın görüldüğü yer mahkemesinin yargı çevresi dışında başka bir suçtan cezası infaz edilmekte olan sanığın bizzat mahkemede hazır bulundurulması suretiyle bozmaya karşı diyeceklerinin sorulması gereklidir. Diğer bir ifadeyle, davanın görüldüğü yer mahkemesinin yargı çevresi dışında başka bir suçtan cezası infaz edilmekte olan sanığın istinabe yoluyla bozmaya karşı diyeceklerinin sorulması olanağı bulunmamakta olup mahkemede hazır bulundurulması zorunludur.

    Kaldı ki, sanık duruşmada hazır bulunmak istediğini de açıkça mahkemeye iletmiştir. Kuşkusuz sanığın hazır bulunması sadece bir ödev değil, aynı zamanda bir haktır. Bu bakımdan “

    “doğrudan doğruyalık-vasıtasızlık”

    ” ilkesinin istisnalarından biri olan CYY’nın 196/5. maddesindeki,

    “(5) Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir.”

    ” şeklindeki hükmün bile , “

    “sanık hazır bulunmayı açıkça istemedikçe”

    ” diye yorumlanması gerekir. Ayrıca anılan maddede bazı oturumlara “

    “getirilmemeden”

    ” söz edildiğine göre, yasakoyucunun 1412 sayılı CYUY’nda olduğu gibi 5271 sayılı CYY’nda da amacının tutuklu sanığın hükümde hazır bulunmasını sağlamak olduğu da anlaşılmaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 19.04.2005 gün 2005/19-40 ile 15.03.2005 gün ve 2005/20-27 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında bu ilkeler vurgulanmıştır.

    Bununla birlikte önsorunun görüşülmesi sırasında belirtilen açıklamalar ışığında görevini yapmaktan açıkça kaçınan sanık müdafiinin yerine CYY’nın 151. maddesi uyarınca yeni bir müdafii tayin edilmeden yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması da olanaklı değildir.

    Bu nedenlerle;

    1-Kendisine müdafii tayin edilmesi talebi bulunan sanığa müdafii olarak görevlendirilen ancak müdafilik görevini yapmaktan açıkça kaçınan Av. Z….. Ş… C…..’ın yerine yeni bir müdafii tayin edilmemesi,

    2-5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan CYUY’nun 326. ile birlikte yukarıdaki hükümler değerlendirildiğinde davanın görüldüğü yer mahkemesinin yargı çevresi dışında başka bir suçtan cezası infaz edilmekte olan ve duruşmada hazır bulunmak istediğini yazılı olarak mahkemeye ileten sanığın duruşmada hazır edilip müdafii huzurunda bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilmesi savunma hakkının açıkça kısıtlanması olup diğer yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu usuli nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir.

    SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

    1-Yerel Mahkeme direnme hükmünün, diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle saptanan usuli nedenlerden dolayı BOZULMASINA,

    2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.06.2008 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın