GECELEYİN KONUT DOKUNULMAZLIĞINI BOZMA

3. Ceza Dairesi 2009/18905 E., 2010/23843 K.

3. Ceza Dairesi 2009/18905 E., 2010/23843 K.

  • GECELEYİN KONUT DOKUNULMAZLIĞINI BOZMA
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 116 ] “İçtihat Metni”

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

    Konut (mesken), devamlı ya da geçici olarak kişilerin yerleşmek ve barınmak amacıyla oturmalarına elverişli yerlerdir. Bir yerin konut ya da eklenti olup olmadığı ise, ondan yararlanmaya hakkı olanların açık ya da örtülü biçimde sergilenen iradeleriyle belirlenir.

    Türk Ceza Yasası’nın 116. maddesinde düzenlenen konut dokunulmazlığını bozma suçu, bireysel özgürlüğe karşı işlenen suçlardandır. Bu suçla korunan değer, konuttan yararlanmaya hakkı bulunanların kişi özgürlüğüdür. Bu varlık, değer ya da yararlar, her zaman ve her yerde değil, ancak konut ya da eklenti sayılabilen yer koşulu ile sınırlıdır.

    Bu madde ile irade ve rıza özgürlüğünü ihlal ederek konut ya da eklenti sayılabilen yerlere girmeyi yasaklamıştır.

    Konut, aile bireylerinden ya da birden fazla kişi tarafından birlikte kullanılması durumunda, birlikte oturanlardan birinin konuta girme konusunda geçerli rızasından söz edebilmek için bu kişinin rızasına dayanarak giren failin (sanığın) konutta oturan başkalarının haklarını çiğnememesi gerekir. Başka bir anlatımla, konutu birlikte kullananlardan, bu kimsenin failin (sanığın) konuta girmesine ilişkin rızasının geçerli olması için, bu hukuka aykırı ve başkalarının haklarına saldırı niteliğinde bulunmamalıdır.

    Somut olayda, Almanya’da yaşayan katılan, eşinden ayrılmış olan kızına ve torunlarına Türkiye’de bulunan konutunu (evini) devamlı oturmaları için koşulsuz olarak tahsis etmiştir. Kızı da kendisinin yararlanması için katılan tarafından verilen bu konuta aralarında resmi evlilik birliği de olmadığı halde sanığı da alarak; birlikte yaşamaya başlamışlardır. Katılanın kızı ile sanığın, katılanın evinde birlikte üç yıl kadar kaldıktan sonra, katılan Almanya’dan dönmüştür. Katılan, kızına oturması için bıraktığı konuta yerleşerek, kızı ve kızının birlikte karı koca gibi yaşadığı sanık ile birlikte oturmaya başlamıştır. Bu şekilde üç ay süre ile birlikte yaşayan katılan, daha sonra kızına sanığın eve gelmesini istemediğini bildirmiştir. Kızı ise, sanık ile uzun süredir bu evde birlikte yaşadığını, bundan sonra da birlikte yaşamaya devam edeceğini açıklamıştır. Katılan ise, sanığın kendi rızası olmadığı halde, kızının rızasıyla birlikte oturdukları mülkiyeti kendi adına olan konuta (eve) gelerek kızı ile karı koca gibi yaşadığı için konut dokunulmazlığını bozma suçunu işlediğinden dolayı şikayetçi olmuştur.

    Sanık, katılanın kızı ile bu konutta uzun süredir birlikte yaşamaktadır. Bu nedenle katılanın evine serbestçe girip çıkmaktadır. Katılanın kızı ise eşinden boşanmış, 14.11.1965 doğumlu olup, ergindir ve eve serbestçe giren sanık ile resmen evli olmadığı halde karı koca gibi birlikte yaşamaktadır. Bu durumda, katılanın kızı üzerinde hukuki bir otoritesi ve kızının cinsel özgürlüğünü sınırlama yetkisi yoktur. Ergin olan kızının, erkek arkadaşını kabule ve onunla özgürce ilişkiye girme hakkı vardır. Bu yüzden de, katılan annesinin Almanya’dan döndükten sonra, birlikte yaşadığı ortak konutun dokunulmazlığının bozulup bozu İma masında kendi rızası başta rol oynayacaktır.

    Sanığın, katılanın kızının rızasına dayanarak, katılanın kızı ile paylaştığı ortak konuta girmesi, hukuka aykırı olmadığı ve katılanın haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığı açıktır.

    Bu nedenlerle, konut dokunulmazlığını bozma suçu unsurları itibariyle oluşmadığı halde, sanığın hükümlülüğüne karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan, hükmün (BOZULMASINA), 14.07.2010 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

    KARŞI OY

    Konut dokunulmazlığını bozmak suçu hak sahibinin rızası dışında konuta girmek veya nzası ile konuta girdikten sonra çıkmamak suretiyle işlenebilir. Konut dokunulmazlığını bozmak suçu ile Türk Ceza Kanunu’nun korumak istediği yerler “mesken veya meskenin eklentileri “d ir.

    Konuta girmek, failin bütün vücudu ile tamamen konuta girmesi demektir. Konuta veya eklentisine nereden girildiğinin önemi yoktur.

    Konuttan çıkmamak, konut sahibinin nzası ile girilen konuttan, söz, hareket ve tavırlarıyla kendisini çıkmaya davet edilmesine rağmen, çıkmamaktadır.

    Konuta rıza olmadan, gizlice veya hileyle girilmesi halinde bu suç oluşmaktadır. Sahibinin rızasına dayalı olarak konuta girildikten sonra bu rızanın geri alınması halinde; konutun terk edilmemesi halinde suç oluşur. Açıklanan rızanın, sakatlanmamış olması gerekir.

    Suçun, genel suç kastı ile işlenmesi yeterli olup, özel suç kastı aranmamıştır.

    Evlilik birliğinde aile bireylerinden birinin rızasının olması, hukuka uygunluk sebebidir. Konutu birden fazla kişinin ortak kullanması durumunda, bunlardan birinin rızasının olması hukuka uygunluk sebebidir. Konut sahibinin rızasıyla bu yere girilmesi halinde suç oluşmayacaktır. Rızanın varlığı veya yokluğu, failin davranışlarına, amacına, giriş nedenine göre tespit edilmelidir. Yerel ve olaysal koşullar, gelenekler nazara alınmalıdır. Sütçünün süt, gazetecinin gazete, postacının mektup bırakmak için eklentiye girmesinde örtülü rıza mevcuttur. Ancak aynı yere, ırza geçmek, söz atmak tasaddide veya sarkıntılıkta bulunmak, röntgencilik yapmak için girilmesinde rızanın varlığı kabul edilemez. Çünkü; konut sahibinin huzuru, güvenliği bozulmuş, kişisel özgürlüğü ihlal edilmiştir.

    Bu itibarla; konuta girmede, burayı kullanma ve tasarruf etme hakkına sahip olanların rızalarının tespiti zımnında, sanığın davranışları değerlendirilmeli, giriş amacı araştırılmalı, olaysal olarak değerlendirme yapılmalıdır.

    Her halde de rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması zorunludur. Meşru amaç, hukuka aykırı olmayan, hukuk düzeni tarafından suç kabul edilmeyen, haksız sayılmayan, yani hukuk düzenini bozmayan amaçlardır.

    Ortak kullananlardan birinin, şehvet amacıyla bir başkasını konuta alması halinde, meşru bir amaca yönelik olmadığından, vaki rızası geçersizdir. (Haydar Erol, Gerekçeli ve Açıklamalı Türk Ceza Kanunu, 2010, sayfa 2178-2179)

    Bu konuda hemen hatırlanması gereken iki içtihadı birleştirme kararı:

    “Karının çağırması üzerine, kocanın örtülü (zımni) olarak anlaşılan ona-masızlığına karşın, cinsel ilişkide bulunmak maksadıyla konuta girmek eylemi bu konutun dokunulmazlığını bozmak suçunu oluşturur. (İçt. Biri. K. 18.02.1942 21-4)

    Hizmetçinin yasal olmayan bir maksat için eve aldığı kişinin bu hareketi, kendisini oradan çıkarmak hakkına sahip kimsenin rızası dışında olmuş demektir. Bu nedenle konut dokunulmazlığını bozmak cürmünü oluşturur. (İçt. Biri. K. 12.03.1941 38-8)” şeklindedir.

    Genel açıklamalardan sonra somut olayımıza gelince:

    Katılan Periha tapusu kendisine ait olan ve örneği dosyada bulunan evinde suç tarihinden bir yıl öncesinden itibaren oturmaktadır. Almanya’dan kesin dönüş yapmadan önce evini eşinden ayrılan ve iki çocuğuyla yaşayan kızının kullanımına vermiş ve kesin dönüşten sonra da evine yerleşerek kızı ve torunlarıyla yaşamaya başlamıştır. Konutun sahibi katılandır.

    Kızı konutun ortak kullananı durumundadır ve gayrı meşru ilişki içinde olduğu üçüncü bir kişiyi konuta almaktadır. Kızın, yasal olmayan bir maksat için eve aldığı sanığın bu hareketi, kendisini oradan çıkarmak hakkına sahip kimsenin rızası dışında olmuş demektir. Bu kişi katılanın rızası dışında eve gelmekte ve kendisinin konuta girmesine müsaade etmeyen katılana evde kızının da hakkı olduğunu söylemekte, evden çıkmamakta ve katılana karşı tavır koymaktadır.

    Katılanın sanığa konutunu terk etmesini söyleyip sanığın konutu terk etmemesi fiili durumdur. Sahibinin rızasına dayalı olarak konuta girildikten sonra bu rızanın geri alınması halinde, konutun terk edilmemesi halinde suç oluşur. Konutun ortak kullananı durumunda olan katılanın kızının, rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik değildir. Gayrı meşru birlikteliği devam ettirmek, meşru amaç değildir. Zira meşru amaç, hukuka aykırı olmayan, hukuk düzeni tarafından haksız sayılmayan, yani hukuk düzenini bozmayan amaçlardır. Yerel ve olaysal koşullar, gelenekler nazara alındığında ortak kullananın ısrarı hoş karşılanmaz.

    Sanık hakkında yerel mahkemenin kurduğu hüküm isabetlidir ve Tebfiğnameye uygun olarak ONANMASI gerektiği düşüncesindeyim.

Bir Cevap Yazın