DİLEKÇENİN REDDİ HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE KORUMA TEDBİRLERİ NEDENİYLE TAZMİNAT

Ceza Genel Kurulu 2010/6-212 E., 2010/263 K.

Ceza Genel Kurulu 2010/6-212 E., 2010/263 K.

 

  • DİLEKÇENİN REDDİ
  • HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
  • KORUMA TEDBİRLERİ NEDENİYLE TAZMİNAT
  • 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 141 ]
  • 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 142 ] “İçtihat Metni”

    Davacı G…

    …. vekili 20.02.2008 tarihli dilekçesi ile, davacının tutuklu olarak yargılandığı davada beraat ettiğinden koruma tedbirleri nedeniyle 10.000 Lira maddi, 10.000 Lira manevi tazminat ve faiz isteminde bulunmuş, istemi değerlendiren Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce 22.09.2008 gün ve 72-235 sayı ile;

    “…Davacı vekilinin dava dilekçesine davası ile ilgili herhangi bir delil ve belge eklemediği, bu konuda CMK’nın 142/3-4. maddeleri uyannca dava dilekçesindeki bilgi, belgelerin yetersizliği ifade edilerek eksikliğin bir ay içerisinde giderilmesi, aksi halde istemin reddedileceği hususunun şerhli davetiye ile davacı vekiline 14.08.2008 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği halde inceleme tarihi olan 16.09.2008 tarihine kadar mahkememize bile firilmediği anlaşılmakla;

    CMK’nın 142/4. maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddine,

    Yargılama giderinin davacıdan alınıp Hazineye gelir kaydına,

    Davalı Hazine vekili için 1.100 YTL avukatlık ücretinin davacıdan alınıp davalı Hazineye verilmesine” karar verilmiştir.

    Bu karara karşı davacı vekili tarafından yapılan itirazı inceleyen Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce 27.11.2008 gün ve 1566 sayı ile;

    “\..Davacı vekili 20.02.2008 havale tarihli dilekçe ile haksız olarak tutuklanması sonucu çalışamadığını, ailesinin masraflar yaptığını belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

    Mahkemece yapılan tebligata rağmen zararlarını kanıtlayıcı belge davacı taraf ibraz etmemiştir.

    CMK’nın 142/6. maddesinde; * istemin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapar’ şeklindeki düzenleme getirilmiştir.

    Dava dosyası getirtilip incelenerek davacının sosyal ve ekonomik durumu resen araştırılarak manevi tazminat istemi karara bağlanabileceği gibi yasal tazminat talebi de resen araştırılması gerektiğinden; CMK’nın 267 ve devamı maddeleri uyarınca itirazın kabulü ile Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesinin 22.09.2008 gün 72-235 sayılı kararının kaldırılmasına” karar verilmiştir.

    Adalet Bakanİığı’nın 05.02.2009 gün ve 6233 sayılı yazısı üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığınca 06.03.2009 gün ve 38483 sayılı ihbarname ile;

    “i- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 142/1. maddesinde yer alan * Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir’ şeklindeki düzenleme nazara alındığında, davacının beraat ettiği Kadıköy Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinin 21.09.2007 tarihli kararının sanık vekilinin yüzüne karşı verildiği ve 28.09.2007 tarihinde kesinleştiği, sanık vekili Avukat Mehmet imzalı tarihsiz dilekçenin ise 20.02.2008 havale tarihli olduğu dikkate alındığında, 3 aylık başvuru süresinin geçirilmiş olduğu,

    2- Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce, sanık vekiline dilekçesindeki eksiklikleri gidermesi için çıkarılan meşruhattı davetiyenin bizzat tebliğini müteakip, 1 aylık yasal süre içerisinde eksikliklerin giderilmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 142/4. maddesine dayanılarak dava dilekçesinin reddine karar verildiği, ancak itiraz merci Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce anılan maddenin 6. fıkrasında yer alan *istemin ve ispat belge/erinin değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat miktarının saptanmasında mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya veya hâkimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir’ şeklindeki düzenleme nazara alınarak, mahkemesince re’sen araştırma yapılması gerektiğinden bahisle itirazın kabulüne karar verilmiş ise de, 6. fıkrada yer alan ‘istemin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya yetkilidir’ biçimdeki ifadenin, davacının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Ka-nunumun 142/4. maddesine göre üzerine düşen görevi yaparak, belirtilen eksiklikleri gidermesinden sonra, mahkemenin kararını vermek İçin ihtiyaç duyacağı diğer bilgi ve belgeler için re “sen araştırma yapması şeklinde yorumlanması gerektiği, aksi halde 4. fıkranın bir öneminin kalmayacağı, mahkemenin başvuru üzerine resen araştırmaya başlaması gerekeceği anlamına geleceği, oysa talebin tazminat hukukuna ilişkin şahsi bir hakka dayandığı, önce talep edenin kanunda öngörüldüğü şekliyle kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiği cihetle, mahkemece verilen 1 aylık yasal süre içerisinde eksikliğin giderilmem iş olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin reddi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı,” görüşüyle yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’nce 30.06.2010 gün ve 7091-11902 sayı ile;

    * Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden kabulü ile Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 27.11.2008 tarih ve 2008/1566 müteferrik sayılı kararın 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi gereğince bozulmasına” karar verilmiştir.

    Yargıtay C.Başsavcılığı ise 11.10.2010 gün ve 38483 sayı ile;

    n5271 sayılı CMK’nın 142/1. maddesinde ^

    ^karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir” hükmü öngörülmüştür.

    Maddedeki açık düzenleme gereğince, hükmün kesinleşmesi yeterli olmayıp, kesinleştiğini belirten meşruhatla birlikte bizzat sanığa bildirilmesi gerekmektedir. Ancak her ne suretle olursa olsun kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süreyi geçiren kimseler tazminat başvuru hakkını kaybedeceklerdir.

    Somut olayda, sanık Gülcan hakkında Kadıköy Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce yağma suçundan yapılan yargılama sonucunda, 21.09.2007 günlü kararla sanığın beraatına karar verilmiş, sanık savunmanının yüzüne karşı veri/en hüküm 28.09.2007gününde kesinleşmiştir. Ancak getirtilen karar örneğine göre, kararın, diğer ilgililer tarafından temyiz edilmediğinden 28.09.2007 gününde kesinleşmiş olduğu sanığa veya savunmanına tebliğ edilmediği anlaşılmıştır. Bu bildirim yapılmadığından, tazminat davası açma süresi yönünden dikkate alınması gereken üç aylık süre değil, bir yıllık süre olacaktır.

    Davacı Gülcan vekilinin maddi ve manevi tazminat istemine konu dilekçesi, hakim tarafından 20.02.2008 günü havale edilmiştir. Havale tarihine göre dava yasal bir yıllık süre içerisinde açılmış olduğundan, (1) no’lu kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen neden yerinde değildir. Özel Daire’ce süreye ilişkin kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi gerekirdi.

    Yine somut olaya dönecek olursak, davacı Gülcan vekili Av. Mehmet, müvekkilinin, yağma suçundan beraat ettiği Kadıköy Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2007/159 esas sayılı dosyasında 6,5 ay tutuklu kaldığını, yargılama sonucunda beraat ettiğini, hiçbir ilgisi olmadığı bir suçtan dolayı cezaevine girmiş olmasının, iieriki hayatında onarılmaz yaralar açtığını, mahkeme masrafları yaptığını, çalışıyor olması nedeniyle bu dönemde kazanç kaybına uğradığını, haksız yere tutuklanması nedeniyle 10.000 YTL maddi, 10.000 YTL manevi tazminat isteminde bulunmuş, delil olarak Kadıköy Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2007/159-213 sayılı dosyasını göstermiş ve ayrıca sair deliller demiştir.

    Davanın açıldığı Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi, gerekli işlemlerin yapılması İçin naip hakim görevlendirmiş, naip hakim tarafından, davacı vekiline, davacının ikametgah belgesi ile davaya ilişkin delillerini tebliğinden itibaren bir ay içinde bildirmesi, bildirmediği takdirde davanın reddedileceği hususunu içeren açıklamalı tebligat yapılmış, yapılan tebliğe rağmen eksiklikler giderilmediğinden Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22.09.2008 gün, 2008/72235 sayılı kararı ile 5271 sayılı CMK’nın 142/4. maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.

    Davacı vekili tarafından dava dilekçesinin reddine ilişkin karara süresinde itiraz edilmiş, itiraz mercii Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce

    27.11.2008 gün ve 2008/1566 müteferrik sayılı karar ile ‘ceza dosyası getirtilip, davacının sosyal ve ekonomik durumu da re’sen araştırılarak, tazminat istem feri karara bağlanabileceğinden, itirazın kabulüne’ karar verilmiştir.

    CMK’nın 141. maddesinin a-j bentlerinde belirtilen kişilerin, maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri hükme bağlanmıştır.

    Maddi zarar, haksız olarak yakalanan ya da tutuklanan kişinin bedenen ya da malen uğradığı mali kayıptır. Yoksun kalınan kazanç ile haksız eylem ve işlemin yol açtığı giderler de maddi zarar kapsamındadır.

    Manevi zarar ise, Ceza Genel Kurulu’nun 11.05.1999 gün, 102-115 ve 17.03.2009 gün, 2008/193-60 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, tutuklanan şahsın sosyal çevresinde itibarının sarsılması, özgürlüğünden yoksun kalınması nedeniyle duyulan elem, ıstırap ve ruhsal sıkıntıların bir ölçüde de olsa giderilmesi amacına yöneliktir. Bu nedenle manevi tazminata hük-medilirken kişinin cezaevinde kaldığı süre, sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, atılı suçun niteliği, tutuklamanın şahıs üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler dikkate alınarak, zenginleşme sonucunu doğurmayacak, adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır bir miktar olmasına özen gösterilmelidir.

    142. maddenin 3 ve 4. fıkraları gereğince, tazminat isteminde bulunan kişinin dilekçesine, açık kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararın nitelik ve niceliğini kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesi zorunludur.

    Tazminat istemine ilişkin dilekçedeki bilgi ve belgelerin yetersizliği durumunda, mahkeme, eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi halde istemin reddedileceğini ilgiliye duyurur. Süresinde eksikliği tamamlanmayan dilekçe, itiraz yolu açık olmak üzere reddolunur.

    Bu hükümlere göre, dava dilekçesinin, yasal koşul ve belgeleri kapsamaması nedeni ile reddolunması halinde, yasal süresi içinde eksikliklerin tamamlanması suretiyle yeniden başvuruda bulunulması olanağının bulunduğu açıktır. Bu nedenle de, bu hükümler uyarınca dava dilekçesinin reddine İlişkin olarak verilen kararlar aleyhine*itiraz’yasa yoluna başvurulabilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulu’nun 03.10.2000 gün, 173-180 sayılı kararında da bu husus açıkça vurgulanmıştır.

    CMK’nın 142. maddesinin 5-6-7. fıkralarında, dilekçe ve ekli belgelerin yeterliliği durumunda, tazminat istemi konusunda esasa ilişkin incelemenin ne şekilde yapılıp, kararın nasıl verileceği belirtilmiş olup, son fıkrasında, esasa ilişkin karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulacağı hükme bağlanmıştır.

    Esasa ilişkin incelemenin nasıl yapılacağını gösteren 6. fıkrası istemin ve İspat belgelerinin değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat miktarının saptanmasında, mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya veya hakimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir’ biçimindedir.

    Bu hüküm, dava dilekçesine, tazminat istemine ilişkin belgelerin eklenmesinden ve işin esasına girilmesinden sonra uygulanması gereken bir hükümdür.

    Maddi zarar istemlerinde, davacının, gerçek zararını belgelemesi ve bunun delillerini de dilekçesine eklemesi zorunlu iken manevi tazminat istemlerinde dava dilekçesine eklenmesi gereken bir belge ya da sunulması zorunlu olan bir bilgi bulunmamaktadır.

    Manevi tazminat istemi üzerine mahkeme, haksız gözaltı ya da tutuklamaya konu olan dosyayı getirtip incelediğinde, manevi tazminata hükmedilmesl konusundaki aranan kriterlerin tümünün yanıtiarını kolayca bulabilecektir.

    inceleme konusu olayda, Kadıköy Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinin 21.09.2007 gün 2007/159-213 sayılı karar örneğinden dahi sanığın, suç tarihinde 23 yaşında olup, evli ve üç çocuğunun bulunduğu, hurda toplayarak geçimini sağladığı, 04.03.2007 tarihinde işlediği ileri sürülen yağma suçundan, 05.03.2007 tarihinde tutuklandığı, yargılama sonucunda sanığın suçu sabit olmadığından 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verildiği hususları ile davacının açık kimlik ve adresi açıkça anlaşılmaktadır.

    Davacı vekili dilekçesinde 10.000 YTL manevi tazminat isteminde bulunarak, tazminatın nitelik ve niceliğini de belirtmiştir. Müvekkilinin zarara uğradığı işlemin ne olduğunu da belirtmiştir.

    Bu durumda, manevi tazminat istemi yönünden, CMK’nın 142. maddesinin 3 ve 4. fıkralarının uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Mahkemece ceza dosyası getirtilip incelenerek, zenginleşme sonucu doğurmayacak, adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır ölçüde manevi tazminat konusunda bir karar verilmesi gerekirdi.

    Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin dava dilekçesinin CMK’nın 142/4. maddesi uyarınca reddine ilişkin 22.09.2008 gün, 2008/72-235 sayılı kararına yönelen itiraz üzerine verilen itirazın kabulüne ilişkin Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2711.2008 gün ve 2008/1566 müt. sayılı kararı manevi tazminat istemi yönünden yerindedir. Maddi tazminat istemi yönünden ise yerinde değildir. Zira davacı vekili, maddi tazminat İstemine dayanak oluşturacak bilgi ve belgeleri sunmamış, ihtara rağmen gereğini yerine getirmemiştir. Ancak yasal süresi içerisinde, gerekil bilgi ve belgeleri tamamlayıp ekleyerek yeniden maddi tazminat isteminde bulunmasına engel bir durum söz konusu değildir.

    Açıklamalar ışığında; Özel Dairenin, (2) nolu kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen nedeni sadece’ maddi tazminat yönünden kabul edip, itiraz mercii Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27.11.2008 günlü kararının bozulması; (2) no’lu kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen nedeni ^

    ^manevi tazminat’ yönünden reddetmesi ve yine (1) no’lu kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen neden yerinde olmadığından reddine karar vermesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurmasının yasaya aykırı olduğu kanaatine ulaşılmıştır”‘görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, “Özel Daire’nin kararının kaldırılması, (2) no’lu yasa yararına bozma isteminin manevi tazminat yönünden ve (1) nolu yasa yararına bozma isteminin de davanın süresinde açılmış olması nedeniyle reddine, (2) no’lu yasa yararına bozma isteminde Heri sürülen nedenin maddi tazminat yönünden yerinde olması nedeniyle itiraz merciinin kararının bozulmasına karar verilmesi” isteminde bulunulmuştur.

    Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle. Ceza Genel Ku-rulu’nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    Tutuklu kaldığı davada beraat etmesinden dolayı koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteminde bulunan davacı vekilinin dilekçesinin, “yeterli bilgiyi içermemesi, herhangi bir belge eklenmemesi ve yapılan ihtara rağmen bu eksikliğin giderilmemesi” gerekçesiyle Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesince CYY’nin 142/4. maddesi uyarınca reddine İlişkin karara yapılan itirazın Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce “tazminat istemi üzerine gerekii araştırmanın resen yapılması gerektiği” gerekçesiyle kabul edilmesi üzerine. Adalet Bakanlığı’nca; “Davanın 3 aylık süre içinde açılmadığı ve Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesinin dava dilekçesinin reddine karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığı”görüşüyle yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulmuş, Özel Daire’ce de bu istem kabul edilerek Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi kararının, yasa yararına bozulmasına karar verilmiştir.

    Bu karara karşı Yargıtay C.Başsavcılığı’nca; davanın süresinde açılmış olması nedeniyle Adalet Bakanlığı’nın (1) no’lu yasa yararına bozma isteminin reddiyle Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi kararının manevi tazminat istemi yönünden yerinde olduğundan hareket edilerek, (2) no’lu yasa yararına bozma isteminin sadece “maddi tazminat” yönünden kabulüne karar verilmesi gerektiği, görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurulmuştur.

    Görüldüğü gibi somut olayda Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Gene! Kurulu’nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar:

    1) Dava dilekçesinin süresi içinde verilip verilmediğine,

    2) CYY’nin 142/4. maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddi koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

    İncelenen dosya içeriğine göre;

    Davacı vekilince 20.02.2008 tarihli dilekçe ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu, dilekçede davacının adresi ve ne iş yaptığına dair bir bilgi yer almadığı gibi dilekçeye hiçbir belgenin de eklenmediği, Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce naip hakim görevlendirilerek davaya dayanak yapılan beraat kararının mahkemesinden getirtildiği, davacının beraat ettiği Kadıköy Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 21.09.2007 tarihli kararının sanık müdafiinin yüzüne karşı verildiği, kararda tazminat isteme hakkının hatırlanmadığı, davacı yönünden kararın 29.09.2007 tarihinde kesinleştiği, kesinleşen kararın davacıya tebliğ edildiğine ilişkin bir bilginin bulunmadığı,

    Naip hakimin inceleme günü olarak belirlediği 27.05.2008 tarihinin davacı vekiline 21.03.2008’de davetiye ile tebliğ edildiği, davetiyeye “davacının ikametgah belgesi, dosyaya ilişkin delilleriniz ile zararın neden kaynaklandığını ve net miktarını çağrı kağıdının tebliğinden İtibaren 15 gün içinde mahkememize bildirmeniz ihtar olunur” açıklamasının yazıldığı, davacı vekilinin mazeret bildirerek inceleme günü gelmediği ve herhangi bir belge de sunmadığı,

    Naip hakim tarafından 5271 sayılı CYY’nin 142/4. maddesi uyarınca aynı açıklamanın, sürenin bir ay olarak belirtilmesi suretiyle inceleme günü île birlikte davacı vekiline 12.06.2008 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin 31.07.2008 tarihindeki ikinci incelemeye yine mazeret bildirerek gelmediği ve herhangi bir belge sunmadığı,

    Naip hakimce bu kez daha önce davacı vekiline tebliğ edilen açıklamaya naksi takdirde davanın reddedileceği” ihtarının da eklenerek inceleme gününün açıklamalı çağrı kağıdıyla davacı vekiline tebliğine karar verildiği, davetiyenin 14.08.2008 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, 16.09.2008 tarihindeki üçüncü inceleme gününde de davacı vekili gelmediği gibi yine herhangi bir belge sunmadığı, naip hakimin tevdii üzerine Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce 22.09.2008 tarihinde dosya üzerinden verilen kararla, CYY’nin 142/4. maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddine karar verildiği,

    Anlaşılmaktadır.

    Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

    1) Dava dilekçesinin süresi içinde verilip verilmediği:

    01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı * CYY’nin Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa”n\n 18. maddesi ile 466 sayılı “Yasa Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Yasa” yürürlükten kaldırılmış ve 5271 sayılı CYY’de “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” ana başlığı altında, 141 ila 144. maddelerinde, tazminat İsteme koşulları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir, 5320 sayılı Yasa’nın 6/1. maddesindeki; “Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 ila 144. maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır”hükmü uyarınca davacının beraat ettiği davada tutuklu kaldığı tarihin 01 Haziran 2005 tarihinden sonra olması nedeniyle uyuşmazlığın 5271 sayılı CYY hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği hususunda du-raksama bulunmamaktadır.

    5271 sayılı CYY’nin * Tazminat İsteminin Koşulları” başlıklı 142. maddesinin 1. fıkrasındaki; * Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl İçinde tazminat isteminde bulunulabilir” şeklindeki düzenleme nedeniyle beraat kararının kesinleştiği hususunun davacıya tebliğ edilmesi gereklidir.

    Somut olayda, davacının yağma suçundan yargılandığı Kadıköy Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce 21.09.2007 tarihinde beraatine karar verilmiş, sanık müdafiinin yüzüne karşı verilen bu karar temyiz edilmeksizin 29.09.2007 tarihinde kesinleşmiş, ancak kesinleşen beraat karan davacıya tebliğ edil-memiştir. Bu durumda CYY’nin 142/1. maddesinde belirtilen üç aylık süre işlemeye başlamayacağından aynı fıkradaki bir yıllık süre içinde davanın açılması gerekli ve yeterlidir. Davacı da bu süre içinde 20.02.2008 tarihinde dilekçesini vermiştir.

    Diğer taraftan; CYY’nin 141. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentleri uyarınca, “Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra, haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraat/erine karar verilenler” ile “Mahkum olup da, gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük süre/erinden fazla olan veya işlediği suç için, kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle, zorunlu olarak, bu cezayla cezalandırılanlara” kararda tazminat isteme haklarının bulunduğunun bildirilmesi, aynı maddenin 2. fıkrasının zorunlu sonucudur.

    Bu düzenlemeye koşut olarak, CYY’nin 231. maddesinin 3. fıkrasında; * Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hal varsa bu da bildirilir”‘ve aynı Yasa’nın “Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar” başlıklı 232. maddesinin 6. fıkrasında; “…Hüküm fıkrasında, …kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” biçiminde getirilen düzenleme ile de tazminat istemeye hakkı olan kişiye kararda bu hakkının hatırlatılması konusunda oluşabilecek duraksamaların önüne geçilmiştir.

    Somut olayda davacı hakkında, Kadıköy Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararında, CYY’nin 141/2, 231/3 ve 232/6. maddeleri uyarınca yapılması gereken, * tazminat isteme hakkı olduğuna ilişkin” bildirimin yapılmadığı anlaşıldığından, bu açıdan da dava dilekçesinin süresinde verildiğinin kabulü gerekmektedir.

    Bu nedenle. Adalet Bakanlığı’nın (1) nolu yasa yararına bozma istemi ile bu istemi kabul eden Özel Daire kararında isabet bulunmamakta olup, Yargıtay C.Başsavcılığının dava dilekçesinin süresi içinde verildiğine ilişkin itirazının kabulüne karar verilmesi gerekmektedir.

    2) CYY’nin 142/4. maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddî koşullarının bulunup bulunmadığı:

    Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi, kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla getirilmiş bulunan kendine özgü bir kurumdur. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca, Anayasamızın 19. maddesinin son fıkrasının 03.10.2001 gün ve 4709 sayılı Yasa ile; “Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre. Devletçe ödenir” şeklinde değiştirilmesi üzerine 466 sayılı Yasa’nın yürürlükten kalkıp kalkmadığına ilişkin ortaya çıkan tartışmalar, 23.11.2004 gün ve 177-203 sayılı kararında; “466 sayılı Yasa’ya dayalı tazminatlarda, her türlü sorun, öncelikle yasa normlarıyia çözümlenecek, açıklık bulunmayan ahvalde*tazminat hukuku’kıyaslamasına başvurulacak, fiilin en ziyade* haksız fiil’ benzeri olduğu gözetilecek çözüme ulaşılacaktır” tespiti yapılarak son-landırılmış ve koruma tedbirleri nedeniyle tazminat kurumunun kendine özgü bir kurum olduğu açıkça vurgulanmıştır. Buna göre, bu kurumun salt ceza yargılaması hukuku veya salt tazminat hukuku mantığı ile değerlendirilmesi, karşılaşılan sorunların çözümlenmesi olanağı bulunmamaktadır.

    01 Haziran 2005 tarihinden sonra gerçekleşen işlemler açısından da karşılaşılan sorunların çözümünde, Ceza Genel Kurulu’nun anılan kararından hareketle öncelikle CYY’nin 141 ila 144. maddeleriyle getirilen düzenlemelerin esas alınması, çözüme ulaşılamaması halinde ise tazminat hukuku kurallarına başvurulması gerekmektedir.

    5271 sayılı CYY’nin “Tazminat İsteminin Koşulları” başlıklı 142. maddesinin 1. fıkrasında; n(l) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir” şeklinde tazminat isteme süresi,

    2. fıkrasında; “İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır” şeklinde görevli ve yetkili mahkeme,

    3. fıkrasında; “Tazminat isteminde bulunan kişinin dilekçesine, açık kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararın nitelik ve niceliğini kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesi gereklidir” şeklinde tazminat isteminde bulunan kişinin dilekçesinde yer alması gereken hususlar,

    4. fıkrasında ise; “Dilekçesindeki bilgi ve belgelerin yetersizliği durumunda mahkeme, eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi halde istemin reddedileceğini ilgiliye duyurur. Süresinde eksiği tamamlanmayan di/ekçe, mahkemece, itiraz yolu açık olmak üzere reddolunur” şeklinde dilekçedeki bilgi ve belgelerin eksik olması durumunda bu eksikliğin tamamlanmasının yolu gösterilmiş, eksikliğin tamamlanmaması halinde ise dilekçenin mahkemece reddolunacağı hükme bağlanmıştır.

    Bu düzenlemeye göre maddenin 2. fıkrasında; kamu düzenine ilişkin olarak kesin bir yetki kuralı getirilmiş, 3. fıkrasında; tazminat isteminde bulunan kişinin dilekçesinde, “açık kimlik ve adresi ile zarara uğranılan işlemin ve zararın nitelik ve niceliğinin” bulunması ve bunlara ilişkin belgelerin de dilekçeye eklenmesi zorunlu kılınmıştır.

    Maddenin 4. fıkrasında ise, dilekçedeki bilgi ve belgelerin yetersizliği durumunda mahkemenin, “eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi halde istemin reddedileceğinin” davacıya bildireceği ve süresi içinde eksiği tamamlanmayan dilekçenin, mahkemece itiraz yolu açık olmak üzere reddoiunacağı açık ve net bir şekilde belirtilmiş, bu aşamada dilekçedeki eksikliklerin mahkemece re’sen yapılacak araştırma ile giderilmesine olanak tanınmamış, bilgi ve belgeleri yetersiz olan ve verilen sürede eksiklikleri de tamamlanmayan dilekçelerin reddolunması hususunun takdire bağlı kılın-madığı emredici bir ifade ile hüküm altına alınmıştır. Aynı maddenin 5. ve devamı fıkralarında ise mahkemece yeterli kabul edilen dilekçe üzerine yapılacak işlemler sıralanmıştır.

    Dilekçesi CYY’nin 142/4. maddesi uyarınca reddedilen ilgili, süresi içinde olmak koşuluyla eksiklikleri tamamlayarak yeni bir dilekçe ile tekrar tazminat isteminde bulunabilecektir. Zira dilekçenin reddolunması tazminat isteminin esastan reddi anlamına gelmemektedir.

    Maddede yer alan düzenlemeden de anlaşılacağı üzere yasa koyucu tarafından maddi ve manevi tazminat istemleri açısından farklı koşullar öngörülmediğine göre maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin dilekçelerin yeterliliği konusunda aranan koşullarda ayrıma gidilmemesi ve birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

    Davacı vekilinin 20.02.2008 tarihli dilekçesinde, davacının açık kimliği, adresi, ne iş yaptığı ve istenilen zararın ne şekilde doğduğuna ilişkin bir bilgi yer almadığı gibi ekine de davacının beraat ettiği yargılama sırasında alındığı anlaşılan vekaletname dışında hiçbir belge eklenmemiştir. Davacı hakkında Kadıköy Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararının başlığında ikamet adresinin nÜ..”olması, İstanbul İli Ü… İlçesinde ağır ceza mahkemesi teşkilatının kurulu bulunması, dava dilekçesine ekli vekaletnamede davacının adresinin nO… P… Cezaevi”olarak gösterilmesi ve dava dilekçesinin Kadıköy Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’ne verilmesi hususları birlikte gözönüne alındığında, dilekçenin CYY’nin 142/2. maddesinde gösterilen ve kamu düzenine ilişkin olarak belirlenen yetkili ağır ceza mahkemesine verilip verilmediğinin tespiti açısından oldukça önem arz eden ikametgah belgesinin eklenmesi bir yana adres bilgisine dahi dilekçede yer verilmediği görülmektedir.

    Mahkemece görevlendirilen naip hakim tarafından, üç ayrı inceleme günü belirlenmesine ve davacının ikametgah belgesi, dosyaya ilişkin delilleri île zararın neden kaynaklandığı ve net miktarın neden ibaret olduğunun bildirilmesi için yapılan ihtarlara rağmen, davacı vekili inceleme günlerinde gelmediği gibi herhangi bir belge de sunmamıştır.

    Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat kurumunun yasaya konuluş amacı gözetilerek yasadaki boşlukların, ceza yargılanmasındaki işlemler nedeniyle CYY’nin 141/1. maddesi kapsamında tazminat isteme hakkına sahip ilgililer lehine tamamlanması ve konulan kuralların ilgililer lehine yorumlanması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak Yasa’nın öngördüğü ve yerine getirilmesi ilgililer açısından herhangi bir ek yükümlülük oluşturmayan asgari koşulların yerine getirilmemesi halinde, bunun müeyyidesi de Yasa’nın amir hüküm ile açıkça belirlenmiş olduğundan bu konuda yorum yoluyla doldurulması gereken yasal bir boşluk olduğundan da söz edilemez.

    Bunun yanında, CYY’nin 142/6. fıkrasındaki; “İstemin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat miktarının saptanmasında mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya veya hakimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir” şeklindeki hükmün, mahkemece yeterli kabul edilen dilekçe üzerine, istemin esasına girilerek yapılacak işlemlere ilişkin olmasından dolayı olayımızda uygulama olanağı yoktur.

    Bu nedenle, açık yasal düzenlemeler karşısında asgari olarak aranan bilgi ve belgeleri taşımayan, yapılan ihtarlara karşın eksiklikleri de tamamlanmayan dilekçenin Kadıköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce reddine karar verilmesinde hem maddi hem de manevi tazminat yönünden yasaya aykırı bir yön olmadığından, itiraz üzerine bu kararın kaldırılmasına karar veren Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında isabet bulunmamaktadır.

    Bu itibarla; Adalet Bakanlığı’nın, dilekçenin reddi kararının itiraz üzerine Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kaldırılmasında isabet bulunmadığına ilişkin (2) nolu yasa yararına bozma isteminin kabulüne karar veren Özel Daire yasa yararına bozma kararının, maddi tazminat istemine ilişkin olarak doğru ancak manevi tazminat açısından isabetsiz olduğuna dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi Doç. Dr. İbrahim Şahbaz; “Haksız olarak özgürlüğünden yoksun kılınanların uğradıkları maddi ve manevi tazminat istemlerine İlişkin düzenlemeler 1961 ve 1982 Anayasalarında yer aldığı gibi, tarafı olduğumuz AİHS ve diğer uluslararası birçok metinde ve 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasası’nın 141 vd. maddelerinde yer almaktadır.

    Bu düzenlemelerin amacı, özgürlükten yoksun kalanların haklarının teslim edilmesidir. Bu aynı zamanda özgürlük kısıtlaması işleminde görev alan kamu görevlilerinin tamamının hukuka uygun davranmalarının sağlanmasını hedeflemektedir.

    Somut olayımızda davacı, Kadıköy Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/159 E. ve 2007/213 K. sayılı kararıyla beraat etmiştir. Davacı ve vekilinin bu beraat kararının başlığında ve içerisinde adres ile diğer bilgiler bulunmaktadır.

    Davacı vekili aynı yer Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına verdiği 20.02.2008 havaleli dilekçe ile tutuklu bulunulan süre için maddi ve manevi tazminat istemiştir.

    Dava dilekçesinde beraat edilen dava ile ilgili dosyanın esas ve karar numaraları belirtilmiş olup, bu beraat dosyası aynı adliyede bulunmaktadır,

    Dosya içerisinde davacının adresi, hurda toplayarak geçimini temin ettiği, evli ve üç çocuğunun olduğu, 23 yaşında bulunduğu ile vekaletnamen avukatının olduğu gibi hususlar yer almaktadır.

    Bu başvuru üzerine talebin reddedilmesine karşı yapılan itiraz üzerine itirazı inceleyen itiraz merciince davacının davasının reddinin yerinde olmadığına karar verilmiş, ancak yasa yararına bozma başvuru yolu ile hak isteminin yerinde olmadığı ifade edilmiştir.

    Çoğunluk görüşünde dile getirilen ve dilekçede eksiklik olması nedeniyle yasa yararına bozma isteminin (2) nolu kısmının kabulüne ilişkin görüşe katılmamaktayım. Çünkü, davacının dilekçesinde eksik olarak gözüken adres ile maddi tazminat için gerekli olan belgelerin eklenmemesi hususu, beraat edilen dosyadaki bilgiler karşısında, 5271 sayılı CYY’nin 142/4. maddesi gereğince istemin belge eksikliği nedeniyle reddedilmesi yerine, aynı Yasa’nın 142/6. maddesi dikkate alınarak eksikliğin bu yolla giderilmesini ge-rektirmekteydi. Zira davacının avukat tutması ve vekaletname gereğince avukatın maliyeye vergi ödeme yükümlülüğü dikkate alındığında, davacının vekaletname gereğince vekiline ücret ödediği sabit olduğu gibi, hurda toplamakla geçimini temin eden kimse hakkında zaten 142/6. madde gereğince araştırma yapılacağından, maddi tazminat için ayrıca belge aranmasına gerek bulunmamaktadır. Bir başka deyişle, belge eklenmesi gerekse bile, hurda toplama işi nedeniyle kıt kanaat geçinen kimseden ayrıca belge istenmesi yerine, 142/6. madde gereğince araştırma yapılarak maddi tazminat belirlenebilirdi. Bu nedenle 142/4. maddeyi, somut olayımızda olduğu gibi, vekaletnamen avukatı olmayan veya ne iş yaptığı anlaşılamayan ve gerçekte talep ettiği miktara göre belgeli konuşmakla beraber belge sunamayan kimseler bakımından arayabiliriz. Beraat ettiği dosya içerisinde ne iş yaptığı açık olan kimseden, zaten belgeli iş yapmadığı halde belge istenmesi, o kimse açısından bir hakkın kullanımının zora sokulması sonucunu doğurabilir. Oysa hukuk devletinde hakların mümkün mertebe etkin kullanımını sağlayacak mekanizmanın işletilmesi ve yasanın etkin kullanımını sağlayabilecek yorumlarda bulunulması gerekmektedir.

    Diğer yandan manevi tazminat bakımından zaten belge istenmesine gerek olmadığından, yine beraat dosyasındaki adres ve diğer bilgiler dikkate alınmak suretiyle, 142/6. madde işletilerek hakkın tesliminin sağlanması gerektiği halde, çok bariz olmasına karşın bu hak isteminde de gecikme olmaktadır.

    Maddi ve manevi tazminat talebi üzerine, 142/6. maddede yer alan, ^

    ^İstemin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat miktarının saptanmasında mahkeme gerekü gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya veya hakimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir’ düzenlemesi dikkate alınarak, yukarıda belirttiğim bilgi/er ışığında 142/4. madde dikkate alınmaksızın, 142/6. madde işletilerek tazminat istemleri hakkında bir karar verilebilecekken, davanın uzatılmasına sebebiyet verilmiş olunmaktadır” görüşüyle,

    Çoğunluk görüşüne katılmayan bîr Genel Kurul Üyesi de, benzer düşüncelerle dilekçenin reddi kararı isabetsiz olduğundan itirazın kabulü yönünde, karşı oy kullanmışlardır.

    Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

    1- Yargıtay C.Başsavcılığı’nın dava dilekçesinin süresi içinde verildiğine ilişkin itirazının KABULÜNE, dava dilekçesinin reddi kararının maddi tazminat açısından isabetli, manevi tazminat açısından ise isabetsiz olduğuna ilişkin itirazının REDDİNE,

    2- Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’nin 30.06.2010 gün ve 7091-11902 sayılı yasa yararına bozma kararının KALDIRILMASINA,

    3- Adalet Bakanlığı’mn dava dilekçesinin süresi içinde verilmediğine ilişkin (1) no’lu yasa yararına bozma isteminin REDDİNE,

    4- Adalet Bakanlığı’mn dava dilekçesinin reddi kararında bir isabetsizlik bulunmadığına ilişkin (2) nolu yasa yararına bozma İsteminin KABULÜNE, Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27.11.2008 gün ve 1566 sayılı kararının bu nedenle CYY’nin 309. maddesi uyarınca yasa yararına BOZULMASINA,

    5- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.12.2010 günü yapılan müzakerede (1) nolu uyuşmazlık açısından oybirliği, (2) nolu uyuşmazlık konusu açısından ise oyçokluğu ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın