DAVASIZ YARGILAMA OLMAZ İLKESİ ETKİN PİŞMANLIK SANIK LEHİNE VAZGEÇME UYUŞTURUCU MADDE KULLANMAK HK.

Ceza Genel Kurulu 2008/10-59 E., 2008/106 K.

Ceza Genel Kurulu 2008/10-59 E., 2008/106 K.

 

  • DAVASIZ YARGILAMA OLMAZ İLKESİ
  • ETKİN PİŞMANLIK
  • SANIK LEHİNE VAZGEÇME
  • UYUŞTURUCU MADDE KULLANMAK
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 188 ]
  • 5320 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA … [ Madde 8 ]
  • 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 305 ] “İçtihat Metni”

    Sanık M….. A.. G..’ün uyuşturucu madde kullandığı iddiasıyla sanıklar M…… K.., B…… S…. ve E…. Ö….’in ana sözleşmeye aykırı olarak bir takım işler yapmak suretiyle devleti zarara uğrattıkları iddiasıyla 5237 sayılı TCY’nın 191, 53, 54/1, 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası sonunda; Adana 1.Ağır Ceza Mahkemesince 27.12.2006 gün ve 331-444 sayı ile; “

    “…sanık hakkında uyuşturucu ticareti yapmak suçundan istihbarat bilgisi ile takibat yapıldığı, sanığın uyuşturucu kullandığına dair bir istihbaratın bulunmadığı ve içmek amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan takibat yapılmadığı, sanığın kendiliğinden uyuşturucu madde kullandığını söylediği ve suçun ortaya çıkmasını sağladığı dolayısıyla hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği…

    …” gerekçesiyle 5237 sayılı TCY’nın 192/2. maddesi delaletiyle CMK. 223/4-a maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

    Sanık ve müdafiinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10.Ceza Dairesince 23.05.2007 gün ve 5966-6171 sayı ile uyuştururcu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmü onadıktan sonra;

    “…Uyuşturucu madde kullanmak suçundan kurulan hükme ilişkin incelemede;

    Oluşa ve incelenen dosya kapsamına göre; uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan alacağı cezadan kurtulmaya yönelik beyanı dışında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurduğuna ilişkin yeterli ve inandırıcı kanıt bulunmadığı gözetilmeden, sanığın bu suçtan beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi”

    ” isabetsizliğinden bozulmuştur.

    Yerel Mahkeme ise 14.11.2007 gün ve 198-347 sayı ile;

    “…Mahkememiz yukarıda açıklandığı üzere uyuşturucu madde kullanmaktan mahkûmiyet kararı vermeyip etkin pişmanlık nedeniyle ceza tayinine yer olmadığına karar vermiş, Yargıtay 10. Ceza Dairesi bozma ilamında mahkememizin kararı gerekçe yapıldığında, hükmün karıştırıldığı kanaatine varılmış, keza sanık soruşturma sırasında uyuşturucu madde kullandığını savunma olarak bildirmiş, sanığın bu savunması, güvenlik güçleri tarafından uyuşturucu maddelere el konulduğundan doğrulanmış, ancak sanık uyuşturucu içtiğine dair bir bilgi bulunmadığı halde soruşturma sırasında uyuşturucu madde kullandığını belirterek etkin pişmanlık gösterdiğinden ceza tayinine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiş, Mahkememizin emsal kararları, Yargıtay 10. Ceza Dairesi tarafından tasdik edilmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkememizin 27.12.2006 tarihli kararın gerekçesi doğrultusunda önceki kararda ısrar edilmesine…”

    ” gerekçesiyle direnmiştir.

    Hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.03.2008 gün ve 17870 sayılı olup “

    “bozma”

    ” tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Sanık hakkında uyuşturucu madde kullanmak suçundan açılan kamu davası sonunda Yerel Mahkemece etkin pişmanlık nedeniyle 5237 sayılı TCY’nın 192/2. maddesi yollamasıyla CYY’nın 223/4-a maddesi uyarınca verilen ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin hükmü Özel Daire sanığın bu suçtan beraatına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozmuş, Yerel Mahkeme ise ilk hükmünde direnmiştir. Görüldüğü gibi Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, somut olayda içmek için uyuşturucu madde bulundurmak suçunun oluşup oluşmadığı noktasındadır.

    Ancak Ceza Genel Kurulunda yapılan müzakerede, uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçmeden önce, Yerel Mahkemece bu suçtan verilen ilk hükme ilişkin temyizin olup olmadığının tespiti gerektiğinden bu husus Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak görüşülmüştür.

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 305. maddesine göre, maddede kesin olarak belirtilen hükümler ile re’sen temyize tabi bulunan hükümlere ilişkin istisnalar hariç olağan yasa yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 310 uncu maddesine göre iki koşulun varlığı gereklidir. Bunlardan ilki süre ikincisi ise istek koşuludur.

    Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan “

    “Davasız yargılama olmaz.”

    ” ilkesine uygun olarak temyiz davası kendiliğinden açılmaz, bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. CMUY’nın halen yürürlükte bulunan 305 inci maddesinin 1 inci fıkrası ile bu kuraldan uzaklaşılmış ve bazı ağır mahkûmiyetlerde istek şartından sanık lehine vazgeçilerek, temyiz incelemesinin kendiliğinden (re’sen) yapılması kabul edilmiş ise de, onbeş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin olanların dışında kalan hükümlerde, süre ve istek koşullarına uygun temyiz davası açılmamışsa hükmün Yargıtay’ca incelenmesi olanaksızdır.

    Bu açıklamalar ışığında dosya içeriği değerlendirildiğinde;

    Sanığın ve müdafiinin yüzüne karşı tefhim edilen Adana 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 27.12.2006 tarihli ilk hükmünü sanık ve müdafii ayrı ayrı temyiz etmiştir.

    Sanık tarafından verilen 29.12.2006 tarihli temyiz dilekçesi aynen, “

    “sayın başkanım, saygılarımı sunarak 27.12.2006 tarihinde almış olduğum cezamın 4 yıl 2 ay vermiş olduğum ifadeler doğrultusunda bana verilen cezanın uygun olmadığına kanaat etmekteyim dosyamın yasal olan temyiz hakkımın verilmesini ve dosyamın murafaalı temyiz edilmesini saygılarımla arz ederim”

    ” şeklindedir. Sanık müdafiinin 28.12.2006 tarihli dilekçesinde de, başlık kısmına “

    “suç: esrar satmak”

    ” yazıldıktan sonra tamamen uyuşturucu ticareti suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin temyiz nedenleri anlatılmıştır.

    Görüldüğü gibi sanığın ve müdafiinin temyizleri uyuşturucu madde ticareti suçundan 5237 sayılı TCY’nın 188/3 ve 62. maddeleri uyarınca verilen 4 yıl 2 ay hapis ve 2000 YTL adli para cezasına yönelik olup uyuşturucu madde kullanmak suçundan verilen “

    “ceza tayinine yer olmadığı”

    ” hükmüne ilişkin temyiz bulunmamaktadır.

    Öte yandan olayımızda res’en temyiz incelemesi yapılmasını gerektirir nitelikle bir ceza da söz konusu değildir.

    Bu itibarla Yerel Mahkemenin 27.12.2006 gün ve 331-444 sayılı ilk hükmündeki uyuşturucu madde kullanmak suçundan kurulan hükme ilişkin bir temyiz olmayıp hüküm kesinleştiğinden Özel Dairenin bu suçla ilgili bozma kararının kaldırılmasına ve direnme hükmü hükümsüz kaldığından dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesine karar verilmelidir.

    SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

    1- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 23.05.2007 gün ve 5966-6171 sayılı kararının uyuşturucu madde kullanmak suçundan kurulan hükme ilişkin verilen bozma kararıyla sınırlı olarak KALDIRILMASINA,

    2- Direnme hükmü hükümsüz kaldığından dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.05.2008 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın