Davacı Hazine, kayden davalılar adına kayıtlı 2020 parsel sayılı aşınmazın kıyı kenar çizgisi içersinde kaldığını ileri sürerek, tapu iptali, elatmanın önlenmesi ve yapıların yıkımı isteklerinde bulunmuştur.

1. Hukuk Dairesi         2009/3026 E.  ,  2009/4318 K.
“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : BÜYÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/09/2008
NUMARASI : 2002/2800-2008/1267

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Hazine, kayden davalılar adına kayıtlı 2020 parsel sayılı aşınmazın kıyı kenar çizgisi içersinde kaldığını ileri sürerek, tapu iptali, elatmanın önlenmesi ve yapıların yıkımı isteklerinde bulunmuştur.
Davalılar, on yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, taşınmazın kıyı kenar çizgisi içersinde kalmadığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, taşınmazın kısmen kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığı gerekçesiyle, bu kısmın tapusunun iptali ile terkinine, bu kısma davlıların elatmalarının önlenmesine karar verilmiştir.
Karar,taraf vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi  aporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, çekişmeli taşınmazın kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasına dayalı tapu iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişme konusu taşınmazın kadastro  tespitinin 4.2.1972  tarihinde yapıldığı, 1.4.1972 de  kesinleştiği ve davanın  25.11.2002 tarihinde açıldığı  anlaşılmaktadır.
Her nekadar, nizalı  taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde  kalan bölümü devletin hüküm ve  tasarrufu  altında ve kamu malı niteliğinde  özel  mülkiyete  konu olamayacak  (Anayasanın 43, 3402 Sayılı  kadastro Yasasının 16/C  maddesi gereğince  )  yerlerden  olduğu  keşfen saptanmış ise de; 25.2..2009  tarihinde  kabul edilip 14.3.2009  tarihinde yürürlüğe giren  5841 Sayılı Yasanın 2.  maddesi ile  3402 Sayılı Yasanın 12.  maddesinin 3. Fıkrasına  eklenen  ” bu hüküm iddia ve taşınmazın  niteliğine  yahut  Devlet ve  diğer kamu tüzel kişileri  dahil  tarafların sıfatına  bakılmaksızın  uygulanır” ve 3. Maddesi ile eklenen geçici 8. maddesinin  ” bu kanunun 12.  maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve  tasarrufu altında  olduğu iddiası  ile yürürlük  tarihinden önce  açılmış ve  henüz  hükme  bağlanmamış olan davalarda  dahi  uygulanır”  şeklindeki  hükmü  gözetildiğinde  kadastro  tespitinin  kesinleştiği tarih olan  1.4.1974 ile davanın açıldığı tarih  arasında  3402 Sayılı Yasanın 12.  Maddesinde  sözü edilen  10 yıllık  hak düşürücü sürenin  geçmiş  olduğu sabittir.
Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen yasal  düzenlemeler gereğince davanın  hak düşürücü süreden  dolayı  reddine karar verilmesi için karar bozulmalıdır.
Ayrıca, davacı Hazinenin ıslahla bilirkişi raporuna göre taşınmazın kıyı kenar çizgisi kapsamında kalan kısmının tapusunun iptali ile bu kısma davalının elatmasının önlenmesi ile yapıların yıkımını talep ettiği, mahkemece de bu talep doğrultusunda hüküm kurulduğuna göre, davada red edilen kısım bulunmadığı halde davalı yararına vekalet ücreti takdiri de doğru değildir.
Öyleyse, tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,  9.4.2009  tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın