Dava Dairelerinin, İdari ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında süregelen aykırılıkların giderilmesi suretiyle kararlarda istikrarın sağlanmasıdır.

Büyük Gen.Kur. 1988/2-3-4 E., 1989/5 K.

Büyük Gen.Kur. 1988/2-3-4 E., 1989/5 K.

“İçtihat Metni”

Üçüncü Dairenin 6.7.1987 günlü ve E: 1986/3543, K: 1987/1791; 2.6.1987 günlü ve E: 1986/3491, K: 1987/1507; 6.7.1987 günlü ve E: 1986/3350, K: 1987/1812 sayılı kararları ile Dördüncü Dairenin 19.12.1984 günlü ve E: 1984/1035, K: 1984/4605; 12.4.1985 günlü ve E: 1984/3436, K: 1985/1160; 22.10.1984 günlü ve E: 1983/2243, K: 1984/3745 sayılı kararları arasındaki aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi Danıştay Başkanlığı tarafından istenilmiş olmakla söz konusu kararlar, Raportör Üyenin raporu ve ilgili mevzuat incelendikten, Danıştay Başsavcısının, “içtihatların birleştirilmesine gerek olmadığı” yolundaki sözlü açıklaması dinlendikten ve konu itibariyle benzerliği bulunan Esas: 1988/2-3 ve 4 sayılı dosyaların birleştirilmesine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü.

İçtihatların birleştirilmesinden beklenen amaç, Dava Dairelerinin, İdari ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında süregelen aykırılıkların giderilmesi suretiyle kararlarda istikrarın sağlanmasıdır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası 3505 sayılı Kanunun 1.1.1989 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe giren 2 nci maddesi ile değiştirilerek “kasıt ve ihmal” unsuru fıkra metninden çıkartılmıştır.

Mevcut yeni düzenleme karşısında, bundan böyle kanuni temsilcilerle vergi daireleri arasında isteme ilişkin konuda bu tür anlaşmazlıkların doğması beklenemiyeceğinden, içtihatların birleştirilmesini zorunlu kılan lüzum unsuru gerçekleşmemiş olmaktadır.

Öte yandan Üçüncü Dairenin 1987/1791, 1987/1507 ve 1987/1812 sayılı kararlarında, kanuni temsilcinin verginin ödenmemesi hususunda kastı ya da ihmali bulunduğunun vergi dairesince tesbitine gerek görülmemiş ve buna karşılık Dördüncü Dairenin 1984/4605, 1985/1160 ve 1984/3745 sayılı kararlarında kasıt ve ihmalin vergi dairesince kanıtlanması gerektiği görüşüne yer verilmiş ise de bu hususta kesin bir kural vaaz edilmesi, mahkemelerin ve Danıştay’ın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20 nci maddesi hükmü çerçevesinde kendiliklerinden yapacakları araştırma ile maddi olayı tespit ederek her olayın özelliğine göre ve delilleri tahlil ve takdir suretiyle hüküm kurmalarını kısıtlayacağından, içtihatların birleştirilmesini gerektiren lüzum unsuru bu bakımdan da mevcut bulunmamaktadır.

Belirtilen bu nedenlerle içtihadın birleştirilmesine yer olmadığına 7.12.1989 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

AZLIK OYU

X- 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında 3505 sayılı Kanunla yapılan değişiklik nedeniyle içtihadın birleştirilmesini zorunlu kılan lüzum unsuru ortadan kalkmış bulunduğundan sadece bu yönden içtihadın birleştirilmesine yer olmadığı görüşü ile kararda yer alan ikinci gerekçeye katılmıyoruz.

XX- 2575 sayılı Danıştay Kanununun 39 hatları Birleştirme Kurulu, dava dairelerinin veya idari ve vergi dava daireleri genel kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü veyahut birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi gerekli görüldüğü takdirde, Danıştay Başkanının havalesi üzerine, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra işi inceler ve lüzumlu görürse, içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar verir.” denilmektedir.

İçtihadın birleştirilmesine konu olan kararlardan Üçüncü Daire kararlarında, Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesinde yer alan kanuni temsilcilerin, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenlerin ve varsa bunların temsilcilerinin sorumluluğu konusunda, vergi borcunun zamanında ödenmediğinin tesbit edilmesiyle vergi ödevlerinin kasıt ve ihmal ile yerine getirilmemiş olduğunun ortaya konulmuş sayılacağı, bunun aksinin, yani vergi borcunun ödenmemesinde kasıt ve ihmal bulunmadığının kanuni temsilci tarafından kanıtlanabileceği, Dördüncü Daire kararlarında ise, vergi borcunun zamanında ödenmemiş olmasının tek başına kasıt ve ihmali ifadeye yeterli olmadığı, bu hususun vergi dairesince tesbit edilmesi gerektiği görüşü benimsendiğinden, kararlar arasındaki aykırılık açıktır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesinde değişiklik yapan 3505 sayılı Kanunun 2 nci maddesi, anılan Kanunun 35 inci maddesi hükmüne göre 1.1.1989 tarihinde yürürlüğe girdiğinden, ancak bu tarihten sonraki uyuşmazlıklar için uygulanabilir. Bu tarihten önceki vergilendirme dönemlerine ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklarda aynı görüş aykırılığının ortada kalacağı ve bunun uzun bir süreyi kapsayacağı açık olduğundan, kanun değişikliği nedeniyle içtihadın birleştirilmesine yer olmadığı yolundaki çoğunluk gerekçesine katılmak mümkün değildir.

Öte yandan kanuni temsilcinin sorumluluğu konusunda vergi dairesinin bir tesbit yapması gerekip gerekmediğini saptayan bir içtihadı birleştirme kararı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20 nci maddesine göre mahkemelerin kendiliklerinden yapacakları incelemeyi engellemiyeceği gibi, olayın özelliklerine göre delilleri takdir etmelerini de hiç bir zaman bertaraf edemeyeceğinden, bu gerekçede yerinde değildir.

Bu nedenlerle, içtihatların birleştirilmesi için yeterli neden bulunduğu sonucuna varıldığından, aksi yönde verilen karara karşıyız.

 

Bir Cevap Yazın