BİLİŞİM SİSTEMİNE GİREREK BİLGİLERİ DEĞİŞTİRMEK, GÖREVLİ MAHKEME, SAHTECİLİK hk.

Ceza Genel Kurulu 2007/11-44 E., 2007/200 K.

Ceza Genel Kurulu 2007/11-44 E., 2007/200 K.

 

  • BİLİŞİM SİSTEMİNE GİREREK BİLGİLERİ DEĞİŞTİRMEK
  • GÖREVLİ MAHKEME
  • SAHTECİLİK
  • 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 244 ]
  • 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 342 ] “İçtihat Metni”

    Bilişim sistemine girerek bilgileri değiştirmek suçundan E… B…. L…, S…. Y….. ve A…. F…. G…..’ün beraatlerine, sanık M….. H.. K……’ın ise lehe Yasa olduğu sonucuna ulaşılan 5237 sayılı TCY’nın 244/2, 62 ve 51/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine ilişkin, Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.09.2005 gün ve 1880-1104 sayılı hüküm, katılan idare vekilinin temyizi üzerine; dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 18.12.2006 gün ve 3524-10373 sayı ile;

    “… Ç….. Üniversitesi F.. E…… Fakültesi’nde işçi olarak çalışan sanık M….. H.. K……’ın, aynı Fakülte’nin B….. Bölümü II. Öğretim öğrencisi sanık E… B…. L…’un bilgisi dahilinde, bu sanığa ait 2000-2002 ve 2003 Güz ve Bahar dönemlerindeki başarısız olduğu birçok dersin sınav sonuçlarını değiştirip başarılı olmasını sağladığı, aynı şekilde Ç……Üniversitesi M…… Fakültesi M….. M…… Bölümü II. Öğretim öğrencisi sanık S…. Y…. ile Ç…… Üniversitesi S. Ü…… Fakültesi II. Öğretim öğrencisi sanık A…. F…. G…..’ün de kendilerine ait başarısız oldukları birçok dersin sınav sonuçlarını değiştirdiklerinin iddia olunması karşısında; eylemlerin, suç ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 342/1. maddesinde öngörülen resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirilmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilip görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması…” isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.

    Yargıtay C.Başsavcılığınca 08.02.2007 gün ve 205769 sayı ile;

    “… 1- Yargıtay 11. Ceza Dairesince benimsenen görüş doğrultusunda yargılamaya konu eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Yasaya göre Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren bir suçu oluşturduğu kabul edilse bile, yargılama sırasında 5271 sayılı CMY’nın yürürlüğe girmesinden sonra aynı eylem Asliye Ceza Mahkemesinin görevi kapsamına alınmıştır. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yargılamanın sonuçlandırılmasında ceza yargılama yasasının hemen uygulanması ilkesine aykırı bir durum bulunmamaktadır. Diğer yönden sanıklardan E… B…. L.., S…. Y….., A….. F…. G…. haklarında beraat kararı, sanık M….. H.. K…… hakkında ise mahkumiyet kararı verilmesine rağmen temel ceza asgari hadden tayin edildikten sonra TCY’nın 62. maddesindeki indirim hükümleri uygulanıp, hükmedilen sonuç ceza da tecil edilmek suretiyle lehe uygulanma ihtimali bulunan bütün hükümler uygulanmıştır. Sanıklar hakkında verilen hükümler dikkate alındığında yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesince yapılıp sonuçlandırılmasının hiçbir yararın olamayacağı açıktır.

    2- Ayrıca iddianame içeriğine göre 765 sayılı TCY’nın 342/1. maddesi ile bunun karşılığı olan 5237 sayılı Yasanın 204/1. maddesindeki resmi evrakta sahtecilik suçunun oluşması mümkün değildir. Somut olayda bilgisayar sistemine girilerek başarısız olunan bazı derslerin sınav sonuçlarının değiştirilmesi ile ilgili olarak hukuki hüküm ifade edecek şekilde herhangi bir belge düzenlenmediği gibi gerçek sınav sonuçlarını içeren ve öğretim üyeleri tarafından imzalanan listelerde herhangi bir tahrifat yapılmamıştır. Bilgisayar sistemine girilerek verilerin değiştirilmesi eylemi 765 sayılı TCY’nın 525/b maddesinde ve 5237 sayılı TCY’nın 244. maddesinde Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanından yer alan suçlar arasında düzenlenmiştir. Sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede de sahte belgeden söz edilmeksizin bilgisayar sistemine girilerek veri tabanındaki bazı bilgilerin değiştirilmesi suretiyle menfaat temin edildiği anlatılmıştır. İddianamenin dışına çıkılarak görevsizlik kararı verilmesi mümkün değildir…” gerekçeleriyle itiraz yasayoluna başvurularak, Özel Daire bozma kararının kaldırılarak, dosyanın incelenmek üzere Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmesi isteminde bulunulmuştur.

    Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

    KARAR : Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında doğmuş bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

    1- 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlendiği iddia olunan ve suç tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanında bulunan bir suç nedeniyle, Asliye Ceza Mahkemesince yargılama yapılarak hüküm tesisinin, anılan eylemin 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’da Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanında yer alan bir suç olarak düzenlenmesi nedeniyle Asliye Ceza Mahkemesince verilen hükmün bu Yasa değişikliği nedeniyle hukuka uygun kabul edilip, edilemeyeceği,

    2- Resmi belgede sahtecilik suçundan açılmış bir kamu davası bulunup, bulunmadığı,

    Noktalarında toplanmaktadır.

    Birinci uyuşmazlık nedeni hakkında karar verilebilmesi için öncelikle, 765 sayılı TCY’nın 342. maddesinde Ağır Ceza Mahkemesinin, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 204/1. maddesinde ise Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanında düzenlenmiş bulunan, resmi belgede sahtecilik suçundan açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.

    UYUŞMAZLIKLA İLGİLİ NORMLAR :

    1412 sayılı CYUY.nın 150. maddesinde;

    “Tahkikat ve hüküm, yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altına alınan şahıslara hasredilir.

    Bu hudut dahilinde olarak, mahkemeler istiklal ile hareket etmek hak ve görevine haiz olup ceza kanununun tatbikinde kendilerine arz edilen iddialarla bağlı değildirler.”

    Aynı Yasanın 257. maddesinde ise;

    “Hükmün mevzuu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir.

    Fiili takdirde mahkeme, iddia ve müdafaalarla bağlı değildir.” hükümlerine yer verilmiş,

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CYY’nın 225. maddesinde;

    ” ( 1 ) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.

    ( 2 ) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.”

    Şeklinde 1412 sayılı Yasanın 150 ve 257. maddelerinin kapsamı tek madde halinde düzenlenmiştir.

    NORMLARLA İLGİLİ DEĞERLENDİRME :

    1412 sayılı CYUY.nın 150 ve 257. maddeleri ile 5271 sayılı CYY’nın 225. madde hükümleri uyarınca mahkemeler iddianamede belirtilen olayla bağlı olup, davasız yargılama olmaz ilkesi uyarınca açılmayan bir davadan dolayı hüküm kuramazlar. 1412 sayılı CYUY’nın 148 ve 5271 sayılı CYY’nın 170. maddeleri gereğince kamu davası açma görevi Cumhuriyet savcısına aittir. Cumhuriyet savcısı tarafından iddianame konusu fiilin, iddianamede nitelendirilen suçu oluşturmayıp, başka bir suçu oluşturması, diğer bir deyişle suçun hukuki nitelendirmesinin değişmesi ve değişen bu niteliğin mahkemenin görev alanında veya alt dereceli mahkemenin görev alanında yer alan bir suçu oluşturması halinde mahkemece 5271 sayılı Yasanın 226. maddesi uyarınca sanığa veya varsa müdafiine ek savunma hakkı tanınmak suretiyle aynı Yasanın 223. maddesinde belirtilen hüküm veya hükümlerin verilmesi, değişen niteliğin mahkemenin görevini aşması halinde ise, Yasanın 5. maddesi uyarınca görevsizlik kararıyla işin görevli mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. İddianamede yer verilmeyen, başka bir anlatımla kamu davasına konu edilmeyen bir fiilden dolayı, ek savunma hakkı suretiyle hüküm tesisi veya görevsizlik kararıyla işin görevli mahkemeye gönderilmesi olanaklı değildir. Bu kabul, davasız yargılama olmaz ilkesi ve kamu davası açma tekelinin Cumhuriyet savcısına ait olmasının doğal ve vazgeçilemez sonucudur.

    Adana C.başsavcılığının 19.12.2003 gün ve 12595 sayılı iddianamesinde;

    “Sanıklar E….’nın Ç…… Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü II. Öğretim öğrencisi, sanık S…. Y…..’ın M…… Fakültesi M….. M……. bölümü öğrencisi, A….. F…. G…..’ün S. Ü…… Fakültesi II. Öğretim öğrencisi olduğu, sanık M…..’in ise aynı fakültede işçi statüsünde bulunduğu, asıl mesleğinin bilgisayar programcısı olduğu, babasının da fakülte bilgi işlem daire başkanı olduğu, sanık Mehmet’in bu durumdan faydalanarak aralarında gönül ilişkisi olan sanık E… B…. L..’un ders notlarını değiştirdiği, bu durumdan sanık E….’nın da haberdar olduğu;

    Sanıklar S…. ve A…..’in ise tesbit edilemeyen kişiler aracılığı ile ders notlarını değiştirdikleri”

    İddia olunarak, sanıkların 765 sayılı TCY’nın 525/b-son maddesi uyarınca cezalandırılmaları isteminde bulunulmuştur.

    İddianamede dava konusu edilen fiil, sanıkların bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi veya verileri değiştirmelerinden ibaret olup, 765 sayılı TCY’nın 525/b maddesinde yaptırıma bağlanmış, fiil, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 244/2. maddesinde de benzer şekilde düzenlemeye konu edilmiştir. İddianame içeriğinde, sanıkların sahte olarak resmi bir belge oluşturdukları veya gerçek olan resmi bir belgeyi değiştirdikleri ya da sahte olarak oluşturulmuş resmi bir belgeyi kullandıkları yönünde bir anlatım bulunmadığı gibi bu anlama gelebilecek bir iddia ve isnata da yer verilmemektedir.

    İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiil “bilişim sistemine girilmek suretiyle bilgileri değiştirmek”ten ibaret olup, anılan suç gerek 765 sayılı TCY, gerekse 5237 sayılı TCY’nda Asliye Ceza Mahkemesinin görevi alanında bulunmaktadır. Konusu “bilişim sistemine girilmek suretiyle bilgileri değiştirmek olan” iddianame dışına çıkılarak, davaya konu edilmeyen ve bağımsız bir diğer suç teşkil eden başka bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve sahtecilikten açılmayan davadan hüküm kurulabileceğinin düşünülerek görevsizlik kararı verilmesinin önerilmesi yasal olarak olanaklı değildir.

    Hükmün esastan incelenerek, sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi yerine, iddianame konusu edilmeyen resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturabileceği ve kanıtları değerlendirmenin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi gereğine işaret eden Özel Daire bozma kararı bu nedenlerle isabetsizdir.

    Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının ( 2 ) nolu itiraz nedeninin kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, varılan sonuç itibariyle bu aşamada ( 1 ) nolu uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın esas hakkında inceleme yapılmak üzere Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi S. Bakıcı;

    “Sanıklardan M…

    …. H.. K…

    …….’ın, gönül ilişkisi olan sanık E…

    … B…

    …. L..’un ders notlarını değiştirdiği, bu durumdan sanık Esma’nın da haberdar olduğu, sanıklar atılı suçları bu şekilde işledikleri iddiasıyla 765 sayılı Yasanın 525/b-son maddesi uyarınca cezalandırılmaları için kamu davası açılmıştır.

    Dosya içeriğine göre;

    Sınav sonuçları ilgili öğretim görevlisi tarafından liste yapılıp imzalanarak Dekanlık öğrenci işlerine elden teslim edilmekte, bu sonuçlar Rektörlük tarafından internet üzerinden ilan edilmektedir. Bu notlar, kütüklere işlenmekte, diplomaya esas alınmaktadır.

    Öğrenci İşleri Daire Başkanlığının 24.04.2003 tarihli yazısına göre sanığın eylemi, sadece bilgisayar kayıtlarını değiştirme aşamasında kalmamıştır. Öğretim üyelerinin gönderdiği imzalanmış sınav sonuç listelerinin bir kısmı yok edilmiştir. Öğrenci olan sanıklarla ilgili 3 veya 4 değişik transkript örnekleri dosyadadır. Bunlardan sadece biri doğrudur. Öte yandan, Öğretim görevlisinin düzenlediği çizelgeye göre sanık Esma 2000-2001 Bahar dönemi İngilizce sınavından ( FF ) almıştır. Fakültenin bildirdiği yazıda ise ( CC ) gözükmektedir. Kayıtlar, değiştirilen notlara göre düzenlenmiştir.

    Sanık M…

    ….. H…, bilişim sistemine girmekle yetinmemiş, buna dayalı olarak sahte resmi belge düzenlenmesine neden olmuştur. Bu belgelerin niteliği ve bilişim suçunun sonucunda sahtecilik suçunda fikri içtima kurallarının uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekmektedir. Sanıklar bilgisayardaki notların değiştirilmesi sonucu, alınan çıktıların kayıtlara geçeceğini, bunlara dayanarak sınıfı geçip mezun olacaklarını bilmektedirler ve bu amaca yönelik davranmışlardır. İddianamede “ders notlarının değiştirildiği” belirtilirken, bu değişikliğin sonuçları da gözetilmiştir. Bilişim sistemine girmekle yetinilmeyip, yapılan değişikliğin kayıtlara yansımasının amaçlanması, iddianame içeriği, dava açılmasının neden ve amacı gözetildiğinde sahtecilik suçundan da dava açılmış olup iddianame kapsamı dışına çıkılmamıştır.

    Ayrıca; Yargıtay C.Başsavcılığı itirazında, yasaların zaman bakımından uygulanması ve istisnası anlatılmış, 5271 sayılı Yasanın ( 5235 sayılı Yasanın 10-12 maddeleri olmalıydı ) yürürlüğe girmesinden sonra eylemin asliye ceza mahkemesinin görevine girdiği, sanık lehine olan bütün hükümlerin uygulandığı, ağır ceza mahkemesi tarafından davanın sonuçlandırılmasında bir fayda olmadığı ileri sürülmüşse de genel hukuk ilkesine aykırı bu görüşe katılmak olanaksızdır. Kaldı ki kararı temyiz eden, davaya katılan vekilidir. Yani aleyhe temyiz davası açılmıştır.

    Bireyin sahte resmi belge düzenleme suçu 765 sayılı TCK.nun 342. maddesinde düzenlenmiş olup bu suça bakmak görevi ağır ceza mahkemesinindir. Aynı suç, 5237 sayılı Yasanın 204/1. maddesinde benzer biçimde düzenlenmiş olup Asliye Ceza Mahkemesi görevlidir. İtiraz açık olmamakla birlikte bu suçta, asliye ceza mahkemesinin görevli olduğu düşüncesi gündemi getirilmektedir. Bu değişiklik 01.06.2005 tarihinden önce işlenen ve açılan davaları etkilememektedir. Çünkü 765 sayılı Yasada değişiklik yapılmamıştır. Yürürlükten kaldırılmış ise de lehe yasanın tespiti yönünden yürürlüğünü sürdürmektedir. Bu yasaya göre ağır cezalık bir suç, ağır ceza mahkemesinde görülmelidir. Asliye Ceza Mahkemesi, 765 sayılı Yasayı uygularken, ağır ceza mahkemesinin görevine giren bir suçun unsurlarını ve dilleri tartışamaz. Hele hele, lehe ise ağır ceza mahkemesinin bakması gereken bir davadan dolayı örneğin 765 sayılı TCK.nun 342. maddesini uygulayıp hüküm kuramaz. kendisi üst dereceli mahkemenin yerine geçemez. Görev kamu düzeni ile ilgili olup değiştirilemez ve üst dereceli mahkemede yargılanmak sanık için bir teminattır.

    5252 sayılı Yasa ile ağır hapis cezasının hapse dönüştürülmesi, görev hususunu etkilememektedir. Çünkü 765 sayılı Yasada yer alan ağır hapis cezaları hapse dönüştürülmemiştir. 765 sayılı Yasa incelendiğinde 342 veya benzer maddelerinin yaptırımı “ağır hapis cezası”dır. Hapis cezası değildir. Dönüştürülen; hükmolunan ve infaza verilecek olan sonuç cezadır. Bu nedenle Ceza Genel Kurulu ağır hapse dayalı olarak TCK.nun 31 ve 33. maddelerinin yürürlükte olduğunu kabul etmiştir. 765 sayılı Yasadaki ağır hapsin, hapse dönüştürüldüğünün kabulü, anılan Yasanın 31 ve 33. maddelerinin uygulanması gerektiğine ilişkin Ceza Genel Kurulu kararı ile çelişki yaratacaktır. Kararlardaki istikrarı bozacaktır. Böyle bir kabul halinde, ağır hapis cezalarının içtimaına ilişkin 765 sayılı Yasanın 77. maddesi de uygulanamayacak, ağır hapis cezası olarak kabul edilip 36 yıl yerine 25 yılı geçmeyecek şekilde toplanacaktır. Bu şekilde 11 yıllık bir cezanın yargı kararları ile affedilmesi, yasa koyucunun amacına ve yasanın ruhu ile mevcut hükümlere aykırıdır.

    Olayda, birbirine dönüşmeyen fikri içtima kuralları uygulanamayan, bağımsız iki ayrı suç bulunmadığından “bir olayın anlatılması sırasında bir başka olaydan bahsedilmesi o olay hakkında dava açıldığını göstermez.” kuralı da ihlal edilmemiştir.” gerekçeleriyle,

    Diğer üç Kurul Üyesi ise, sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı görüşüyle,

    ( 2 ) Nolu itiraz nedeninin reddi yönünde oy kullanmışlardır.

    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

    2- Dosyanın esas hakkında inceleme yapılmak üzere, Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmesi için, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 09.10.2007 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın