BELGE DÜZENLENMEDEN TİCARİ İŞLETMEDEN ÇEKİLEN TAŞINMAZ İŞİ TERK KDV’YE ESAS EMSAL DEĞERİN TESBİTİ TİCARİ FAALİYETTE BULUNMAK İÇİN İKTİSAP EDİLİP İŞİ TERK TARİHİNDE BELGE DÜZENLENMEDEN İŞLETMEDEN ÇEKİLEN TAŞINMAZ

1. Daire 2001/3537 E., 2004/306 K.

1. Daire 2001/3537 E., 2004/306 K.

  • BELGE DÜZENLENMEDEN TİCARİ İŞLETMEDEN ÇEKİLEN TAŞINMAZ
  • İŞİ TERK
  • KDV’YE ESAS EMSAL DEĞERİN TESBİTİ
  • TİCARİ FAALİYETTE BULUNMAK İÇİN İKTİSAP EDİLİP İŞİ TERK TARİHİNDE BELGE DÜZENLENMEDEN İŞLETMEDEN ÇEKİLEN TAŞINMAZ
  • 193 S. GELİR VERGİSİ KANUNU [ Madde 37 ]
  • 193 S. GELİR VERGİSİ KANUNU [ Madde 41 ]
  • 213 S. VERGİ USUL KANUNU [ Madde 267 ] “İçtihat Metni”

    İstemin Özeti : İşi terk tarihi itibarıyla işletmeden çektiği taşınmaz için belge düzenlemediği görüşüyle davacı adına 1995 yılı için re’sen salınan ağır kusur cezalı gelir vergisi ve fon payını; arsa ticareti yapmak üzere 27.5.1994 tarihinde 1,5 milyar bedelle satın aldığı araziyi özel parselasyona tabi tutarak parselasyon sonucu oluşturulan arsalardan ( 3 ) adedini sattığı ancak resmi parselasyona çevrilemediği ve imar izni de alınamadığı için satıştan vazgeçilerek avans olarak aldığı paraları iade ettiği tespit edilen davacının söz konusu araziyi 1994 ve 1995 yılı kayıtlarında göstermediği gibi işini terk ettiği 2.5.1995 tarihinde işletmeden çektiği bu arazi için belge düzenlememiş olması eleştirilerek, söz konusu taşınmaz için … Tapu Müdürlüğünce bildirilen değerin emsal bedel kabul edildiği, emsal bedel ile maliyet arasındaki fark üzerinden tarhiyat yapıldığının anlaşıldığı, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37’nci maddesinin 2’nci fıkrasının 6’ncı bendinde; satın alınan veya trampa suretiyle iktisap olunan arazinin iktisap tarihinden itibaren ( 5 ) yıl içinde parsellenerek bu müddet içinde veya daha sonraki yıllarda kısmen veya tamamen satılmasından elde edilen kazançların ticari kazanç sayılacağı kuralına yer verilmiş olup bu kapsamda satış yapmadığı hususunda ihtilaf bulunmayan davacı adına yapılan cezalı tarhiyatta yasaya uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle kaldıran, işletmeden çekilen taşınmaz için belge düzenlenmemesi nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezası yönünden ise davayı reddeden İzmir Üçüncü Vergi Mahkemesinin 30.5.2001 gün ve E: 1997/956, K: 2001/662 sayılı kararının; arsa ticareti için mükellefiyet tesis ettirerek bu amaçla arazi aldığı kendi ifadesiyle tespit edilen davacının işletmeden çektiği bu taşınmaz için emsal bedeli tespit olunarak yapılan tarhiyatta yasaya aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek bozulması istemidir.

    Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

    Tetkik Hakimi: Birgül Öğülmüş’ün Düşüncesi: Davacının 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37’nci maddesinin 2’nci fıkrasının 6’ncı bendi kapsamında kazanç getirici faaliyette bulunmak üzere mükellefiyet tesis ettirdiği dosya içeriğinden anlaşılmakta olup işi terk itibarıyla belge düzenlenmeden işletmeden çekilen taşınmazın emsal bedelinin belirlenmesi için öngörülen şartlar mevcut olmakla beraber emsal bedelin tespiti için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 267’nci maddesinin 2’nci sırasında yer alan maliyet bedeli esasının uygulanması yerine tapu müdürlüğünce gönderilen yazıya göre matrah farkı yaratılamayacağından vergi mahkemesince takdir olunan matrahın miktarının hukuka uygunluğu araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden, temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

    Savcı: …. ….

    Düşüncesi: Arsa alım-satımı yapan davacının uyuşmazlık dönemine ait işlemlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen inceleme raporuna dayanılarak adına yapılan cezalı tarhiyata karşı açılan davayı kabul eden vergi mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.

    Davacının ticari amaçla arsa satın aldığı ve bu nedenle de gelir vergisi mükellefiyeti tesis ettirdiği, 1994 ve 1995 takvim yılı işlemlerinin incelenmesinde mükellefiyet tesisine neden olan arsa alışını defterlerinde göstermediği, bu arsayla ilgili herhangi bir satış işleminde bulunmadan 2.5.1995 tarihinde işini terk ettiği taraflar arasında çekişmesizdir. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 39., 40 ve 41. maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden, teşebbüs sahibinin ticari ve özel mal varlıkları arasında ayırım yapıldığı, gayri safi kazancın oluşumunu etkileyen kıymetlerin işletme sahibi veya aile fertlerine tahsis edilmesi halinde bu durumun işletme bünyesinde yapılan normal satışlar gibi işlemine tabi tutulmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

    Davacının ticari kazanç yönünden mükellefiyet tesisine neden olan arsanın işi terk tarihi itibariyle kendi adına işletmeden çektiğinin sabit bulunması karşısında işletmeden çekilen taşınmazın emsal bedelle değerlendirilmesinde kanuna aykırılık bulunmadığından, vergi mahkemesince davacının ticari kazancı bulunmadığı gerekçesiyle cezalı tarhiyatın kaldırılması yolunda verilen kararda hukuka uygunluk görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile temyize konu vergi mahkemesi kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü:

    İşi terk tarihi itibarıyla işletmeden çektiği taşınmaz için belge düzenlemediği görüşüyle davacı adına salınan cezalı gelir vergisi ve fon payını kaldıran vergi mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.

    193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 41’inci maddesinin ( 1 ) işaretli bendinde; teşebbüs sahibi ile eş ve çocuklarının işletmeden çektikleri paralar ile aynen aldıkları değerlerin gider olarak indirilmesi kabul edilmemiş, parantez içi hükümle de aynen alınan bu değerlerin emsal bedeli ile değerlenerek, teşebbüs sahibinin çektiklerine ilave olunacağı kurala bağlanmıştır.

    213 sayılı Vergi Usul Kanununun “”Değerleme”” başlıklı Üçüncü Kitabının İktisadi Kıymet Değerleriyle ilgili “”Değerleme Esasları”” başlıklı Birinci Kısım Birinci Bölümünde yer alan 267’nci maddesinde ise emsal bedeli, gerçek bedeli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değer olarak tanımlandıktan sonra emsal bedelin sırası ile ortalama fiyat esası, maliyet bedeli esası ve takdir esasına göre tayin olunacağı belirtilmiş, emsal bedelin saptanmasında bu sıralamaya uyulması zorunluluğu getirilmiştir.

    Birinci sıradaki ortalama fiyat esasına göre değerleme yapılabilmesi için aylık satış miktarının emsal bedeli tayin olunacak her bir malın miktarına nazaran %25 den az olmaması koşulunun gerçekleşmesi gerektiğinden olayda bu koşul gerçekleşmemiştir.

    İkinci sıradaki maliyet bedeli esasında ise emsal bedeli belli edilecek malın maliyet bedeli bilinir veya çıkarılması mümkün olursa bu takdirde mükellefin, bu maliyet bedeline toptan satışlar için %5, perakende satışlar için %10 ilave etmek suretiyle emsal bedelini belli edeceği öngörülmüştür. Gerçek maliyetin belirlenememesi halinde ise emsal bedelin üçüncü sırada yer alan takdir esasına göre tespit edilmesi yoluna gidilmesi gerekmektedir.

    27.5.1994 tarihinde 1,5 milyara arazi satın aldıktan sonra 1.8.1994 tarihinde mükellefiyet tesis ettiren davacının özel parselasyona tabi tuttuğu bu araziyi her biri 250 m2’den oluşan 58 parsele ayırdığı, bu parsellerden üçünü satış bedelinin bir kısmını avans şeklinde alarak 3. şahıslara sattıktan sonra imar izni alamadığı, resmi parselasyon yaptıramadığı için satıştan vazgeçildiği, resmi parselasyon çalışmalarının devam ettiği dosya içeriğinden anlaşılmıştır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37’nci maddesinin 2’nci fıkrasının 6’ncı bendinde yer alan; satın alınan veya trampa suretiyle iktisap olunan arazinin kanunda öngörülen süre içerisinde parsellenerek satılmasından elde edilen kazanca değil, bu amaca yönelik olarak iktisap olunan ve her ne kadar kayıtlara alınmamış olsa da işletmeye dahil bulunan taşınmazın işi terk tarihi itibarıyla teşebbüs sahibi tarafından işletmeden çekilmesine dayanan uyuşmazlığın; emsal bedel değerlemesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir.

    Teşebbüs sahibi olan davacının işletmeden çekmesi nedeniyle emsal bedelinin tespiti gereken taşınmazın maliyet bedeli ile ilgili olarak inceleme elemanı tarafından bir eleştiri yapılmadığından vergi mahkemesince maliyet bedeli esasından hareketle emsal bedelin tespit edilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken cezalı tarhiyatın kaldırılması yolunda verilen kararda hukuka uygunluk görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile İzmir Üçüncü Vergi Mahkemesinin 30.5.2001 gün ve E: 1997/956, K: 2001/662 sayılı kararının bozulmasına, 492 sayılı Harçlar Kanununun 13’üncü maddesinin ( j ) bendi parantez içi hükmü uyarınca alınması gereken harç dahil olmak üzere yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine 11.2.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bir Cevap Yazın