Başvurucular, Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil davasının reddedildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve tazminat talep etmişlerdir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başvuru Numarası: 2014/2021

Karar Tarihi: 19/11/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başkan  :  Serruh KALELİ
Üyeler  :  Nuri NECİPOĞLU
     Hicabi DURSUN
 Erdal TERCAN
 Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör  :  Murat AZAKLI
Başvurucular  :  1. Coşkun AKTÜRK
 2. İsmet ÇİÇEK
 3. Ümmehan DEMİR
 4. Cemil DEMİR
 5. İmdat YILMAZ
 6. Sabri GÜNER
 7. Mehmet ÖZDEMİR
 8. Mehmet AKTÜRK
 9. Ayla CANBULUT
 10. İbrahim AKTÜRK
 11. Sait DEMİR
 12. Nazmi ÇİÇEK
 13. İbrahim SEVİNDİ
 14. Saide AKAN
 15. Nejdet GÜNER
 16. Ercan ÇİÇEK
 17. Ferat AYDIN
 18. Seddar YILMAZ
 19. Necat YILDIZ
 20. Halil ÇİÇEK
 21. Rahmi ÇİÇEK
 22. Tülay AKPINAR

BAŞVURUNUN KONUSU

   Başvurucular, Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil davasının reddedildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve tazminat talep etmişlerdir.

BAŞVURU SÜRECİ

Başvuru, 10/2/2014 tarihinde Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 17/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

Bölüm Başkanı tarafından 8/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 2/7/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

Olaylar

Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

Başvurucular, Ordu ili Kabadüz ilçesi Yokuşdibi beldesi Artık köyünde, Mart 1939 tarihli tapu ile adlarına tapuya tescilli taşınmazın bir bölümünde genel kadastro yapıldığını ve kısmen tapu malikleri adına tespit edildiğini, taşınmazın kısmen orman vasfı taşıdığı gerekçesiyle tespit dışı bırakıldığını, tapu kaydının bu yeri de kapsadığını belirterek, bu kısmın adlarına tapuya kayıt ve tescili için 22/4/1999 tarihinde Orman Genel Müdürlüğü aleyhine Kabadüz Asliye Hukuk Mahkemesinde tescil davası açmışlar, Mahkemenin kapatılması üzerine dosya Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.

Yargılama sırasında Maliye Hazinesi ve Yokuşdibi Belediye Başkanlığı dâhili davalı olarak davaya katılmışlardır.

Mahkeme, 14/11/2011 tarih ve E.2004/218, K.2011/520 sayılı kararla; dava konusu yerin bir bölümünün orman, bir bölümünün ise yaylak vasfında bulunduğu ve özel mülkiyete konu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Başvurucuların temyizi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 12/6/2012 tarih ve E.2012/4637, K.2012/8873 sayılı ilamla;  tapu kaydının oluşumuna esas belgelerin dosyaya eklenmesi gerektiği belirtilerek dosyanın geri çevrilmesine karar vermiştir.

Eksik hususların tamamlanmasından sonra Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 29/1/2013 tarih ve E.2013/100, K.2013/492 sayılı ilamı ile hüküm onanmıştır.

Başvurucuların karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 2/12/2013 tarih ve E.2013/6117, K.2013/10998 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

Bu karar başvuruculara 14/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucular, 10/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

İlgili Hukuk

12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi, 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713., 715. ve 716. maddeleri, 25/2/1998 tarih ve 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 4. maddesi.

İNCELEME VE GEREKÇE

Mahkemenin 19/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 10/2/2014 tarih ve 2014/2021 numaralı bireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:

  Başvurucuların İddiaları

Başvurucular, eski tapu kaydı ile murisleri ve kendileri adlarına tescilli taşınmazı uzun süredir kullandıklarını, kadastro tespiti sırasında taşınmazın kısmen tespit dışı bırakıldığını, kısmen adlarına tescil edildiğini, Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil davasının, taşınmaz genişlemeye ve değişmeye müsait olmadığı için sabit hudutlu olduğu halde, Mahkemece mahalli bilirkişi beyanlarına, fen bilirkişisi raporlarına, dava dosyasında bulunan bütün bilgi ve belgelere, resmi kurumlarca yapılan yazışmalara aykırı olarak reddedildiğini, yıllarca kullandıkları ve evlerinin olduğu yerleşim yerinin ellerinden alındığını, ziraat bilirkişisinin objektif bir rapor sunmadığını, tapu siciline inanarak ve güvenerek işlem yaptıklarını, yıllarca emlak vergisi ödediklerini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Başvurucular Saide Akan ve Necat Yıldız, taşınmazı tapu kaydına güvenerek satın aldıklarını, ancak Mahkeme kararıyla taşınmazın ellerinden alındığını belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

   Değerlendirme

Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucuların Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davanın reddine karar verilmesinin mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ileri sürdükleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucuların anılan iddiaları yargılama sonucunda verilen kararın adil olup olmadığına yönelik olup, bu iddialar adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucuların makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlali iddiaları ayrıca incelenmiştir. Yine başvuruculardan Saide Akan, Necat Yıldız ve Ferat Aydın tarafından yapılan bireysel başvurular ayrı değerlendirilmiştir.

Kabul Edilebilirlik Yönünden

   Başvurucular Saide Akan ve Necat Yıldız’ın Mülkiyet ve Adil Yargılanma Haklarının İhlali İddiaları 

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“.Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).

Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 20).

Başvuru konusu olayda, başvurucular Saide Akan ve Necat Yıldız, Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davaya konu taşınmazı A.Y. ve D.E.’den satın aldıklarını ve adlarına tescil edildiğini, Mahkemece davanın reddine karar verilmesiyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Başvurucular Saide Akan ve Necat Yıldız, diğer başvurucular ve murisleri tarafından Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tescil davasında taraf olarak yer almamışlar ve olağan kanun yollarına başvurmamışlardır. Anılan davada, başvurucuların taşınmazı devraldıklarını iddia ettikleri A.Y. ve D.E. davacı sıfatıyla yargılamanın sonuna kadar davada yer almışlardır. Anılan başvurucular, Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davada taraf olmadıkları gibi, satın aldıklarını iddia ettikleri taşınmaza yönelik dava açmadıkları ve olağan kanun yollarına başvurmadıkları, dolayısıyla hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarını usulünce tüketmeden bireysel başvuruda bulundukları anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucular Saide Akan ve Necat Yıldız tarafından, hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yolları usulüne uygun olarak tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Başvurucu Ferat Aydın’ın Mülkiyet ve Adil Yargılanma Haklarının İhlali İddiası 

6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (3) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“(3) Başvuru dilekçesinde başvurucunun ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgilerinin, işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih ile varsa uğranılan zararın belirtilmesi gerekir. Başvuru dilekçesine, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin eklenmesi şarttır.

.

(6) Başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde, Mahkeme yazı işleri tarafından eksikliğin giderilmesi için başvurucu veya varsa vekiline onbeş günü geçmemek üzere bir süre verilir ve geçerli bir mazereti olmaksızın bu sürede eksikliğin tamamlanmaması durumunda başvurunun reddine karar verileceği bildirilir.”

6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

(1) Bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınması gerekir.

(2) Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün bireysel başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuru formu ve ekleri” başlıklı 59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“.

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer alır:

.

ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti.

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

.

(3) Başvuru formuna aşağıdaki belgeler ya da onaylı örnekleri eklenir:

.

e) Dayanılan belgelerin asılları ya da onaylı örnekleri.

.

(4) Başvurucu ihlal iddiasına dayanak gösterdiği üçüncü fıkradaki belgelere herhangi bir nedenle erişememesi hâlinde bunun gerekçelerini belirtir. Mahkeme gerekli gördüğü takdirde bu bilgi ve belgeleri resen toplar.

.”

İçtüzüğün “Formun ve eklerinin hazırlanmasına ilişkin ilkeler” başlıklı 60. maddesi şöyledir:

“(1) Başvuru formu, İçtüzüğün 59 uncu maddesine uygun olarak düzenlenir ve aynı maddede belirtilen belgeler ya da onaylı örnekleri başvuru formuna eklenir.

(2) Başvuru formu okunaklı ve başvurunun esasına yönelik özlü bilgileri içerir şekilde hazırlanır. Başvuru formunun ekler hariç on sayfayı geçmesi hâlinde başvurucunun ayrıca başvuru formuna olayların özetini eklemesi gerekir.

(3) Başvurucu, başvuru formunun ekinde sunduğu belgeleri, tarih sırasına göre numaralandırarak her bir belgeyi tanımlayıcı başlıklar hâlinde dizi pusulasına bağlar.”  

İçtüzüğün “Form ve eklerinin ön incelemesi ve eksiklikler” başlıklı 66. maddesi şöyledir:

“(1)Bireysel Başvuru Bürosu gelen başvuruları şeklî eksiklikler bulunup bulunmadığı yönünden inceler. Başvuru formunda veya eklerinde herhangi bir eksiklik tespit edilmesi hâlinde, bunların tamamlattırılması için başvurucuya, varsa avukatına veya kanuni temsilcisine onbeş günü geçmemek üzere bir süre verilir.

(2)  Eksikliklerin tamamlattırılmasına dair yazıda başvurucuya geçerli bir mazereti olmaksızın verilen sürede eksiklikleri tamamlamadığı takdirde başvurusunun reddine karar verileceği bildirilir.

(3) Başvurunun; süresinde yapılmadığı, 59 uncu ve 60 ıncı maddelerdeki şekil şartlarına uygun olmadığı ve tespit edilen eksikliklerin verilen kesin sürelerde tamamlanmadığı hâllerde Komisyonlar Başraportörü tarafından reddine karar verilir ve başvurucuya tebliğ edilir. Bu karara tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Komisyona itiraz edilebilir. Bu konuda Komisyonların verdiği kararlar kesindir.”   

6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzüğün 59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).

Başvurucunun, kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale nedenolduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesine eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 20).

6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde, Anayasa Mahkemesi başvurucudan, eksikliğin tamamlanmasını ister. İçtüzüğün 66. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Mahkemenin başvurucudan giderilmesini isteyebileceği eksiklikler, “şekli eksiklikler“dir. 6216 sayılı Kanun’un 47. ve İçtüzüğün 66. maddesi birlikte değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi başvurucudan ilk olarak, usulünce doldurulmamış olan başvuru formunun usulüne uygun olarak doldurulmasını isteyebilir. İkinci olarak ise başvurucunun “ihlal iddiasına dayanak gösterdiği” bilgi, belge ve deliller başvuru dilekçesine eklenmemiş ise dayanılan bu belgelerin tamamlanması istenebilir (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 21). Başka bir deyişle Anayasa Mahkemesi başvurucudan, dilekçesinde dayandığı ancak Mahkemeye ibraz etmediği delillerini tamamlamasını isteyebilir.

Yukarıda belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların niteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve eklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması ve gerekli açıklamaları yapması zorunludur (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 23).

Somut başvuruda başvurucu Ferat Aydın, başvuru dilekçesinde, Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davasının, eksik inceleme ve araştırma sonucu reddedildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucunun, ihlale neden olduğunu ileri sürdüğü Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile dosyasının incelenmesinde, davanın tarafları arasında yer almadığı anlaşılmış ve dava dosyası ile ilgisi tespit edilememiştir. Anayasa Mahkemesince, başvurucuya, 10/7/2014 tarihli yazı gönderilerek, Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi dava dosyasında davacı veya davalı olduğuna dair belgenin ya da anılan dava dosyasıyla bağlantısını gösteren belge veya bilginin, yazının tebliğinden itibaren on beş gün içinde bildirilmesi talep edilmiştir. Anılan yazı 21/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği halde, başvurucu herhangi bir belge sunmadığı gibi yazıya karşı cevap da vermemiştir. Bu şekilde başvuru dilekçesi ile ihlal iddialarının dayanağı belgeler açıkça sunulmadığı gibi başvurucu, herhangi bir bilgi ve belgenin ilgililerden istenmesi için Mahkemeden bir talepte de bulunmamıştır.

Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda başvurucuların başvurularını titizlikle hazırlama ve takip etme yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvurucu, ihlal edildiğini iddia ettiği Anayasa hükmünün nasıl ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlamak zorundadır. Başvurucu tarafından soyut şekilde birtakım Anayasa hükümlerine atıfta bulunulmuş olması iddiaların ispatlandığı anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu, Anayasa’ya aykırılığın soyut biçimde ileri sürülmesini sağlayan bir yol olarak düzenlenmemiştir.

Başvurucunun, ihlal iddiasının dayanağı olan tüm olayları göstermesi, başvuruyu aydınlatacak ve hükmün esasını etkileyecek argümanları destekleyici tüm belgeleri başvuru dilekçesine eklemesi gerekir. Şayet bir belge elde edilememişse, bunun da nedenleri açıklanmalıdır. Somut başvuruda başvurucu bu koşulları yerine getirmeyerek iddialarını temellendirmediğinden başvurusunun esasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 26).

Açıklanan nedenlerle, başvurucu Ferat Aydın tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının başvurucu tarafından kanıtlanmamış olması nedeniyle,   başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

    Diğer Başvurucuların Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı iddiaları

Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, . açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,  bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

Somut olayda başvurucular, eski tapu kaydı ile adlarına tescilli taşınmazı uzun süredir kullandıklarını, kadastro tespiti sırasında taşınmazın kısmen tespit dışı bırakıldığını, kısmen adlarına tescil edildiğini, Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil davasının, taşınmaz genişlemeye ve değişmeye müsait olmadığı için sabit hudutlu olduğu halde, Mahkemece mahalli bilirkişi beyanlarına, fen bilirkişisi raporlarına, dava dosyasında bulunan bütün bilgi ve belgelere, resmi kurumlarca yapılan yazışmalara aykırı olarak reddedildiğini, yıllarca kullandıkları ve evlerinin olduğu yerleşim yerinin ellerinden alındığını, ziraat bilirkişisinin objektif bir rapor sunmadığını, tapu siciline inanarak ve güvenerek işlem yaptıklarını, yıllarca emlak vergisi ödediklerini belirterek, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Başvurucular, 22/9/1999 tarihinde Orman Genel Müdürlüğü aleyhine açtıkları davada, 60-70 yıldır kullandıkları ve eski tapu kayıtlarına göre kısmen kendi adlarına kısmen murisleri adlarına tescilli olan taşınmazın orman olduğu gerekçesiyle kadastro tespiti sırasında tespit dışı bırakıldığını, taşınmazın sınırlarının sabit sınır olduğunu, tahmini olarak 5000 dönüm araziyi kapsadığını ve ellerindeki tapu kaydının dava konusu yeri de içine aldığını ileri sürerek, zilyedi oldukları taşınmazın adlarına tescilini talep etmişlerdir. Kabadüz Asliye Hukuk Mahkemesince tarafların delilleri toplanmış, eski tapu kayıtları istenmiş, kadastro krokisi, orman amenajman planı, memleket haritası getirtilmiştir. Yargılama sırasında Yokuşdibi Belediye Başkanlığı ve Maliye Hazinesi dahili davalı olarak davaya katılmışlardır. Kabadüz Adliyesinin kapatılması üzerine yargılamaya Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde devam edilmiştir. Mahkemece, taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılıp bilirkişi raporları alınmıştır. Mahkeme, 14/11/2001 tarihinde, tüm dosya kapsamı ve deliller ile keşif ve bilirkişi raporlarını inceleyerek, tescil dışı bırakılan kısmın kısmen orman, kısmen yaylak vasfında olduğu, tapu kaydının kapsamında kalmadığı, dolayısıyla özel mülkiyete konu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince davanın tapuda kayıtlı olmayan taşınmazın tesciline ilişkin olduğu belirtilerek ve Mahkemece verilen kararın gerekçesi kabul edilerek 29/1/2013 tarihinde hüküm onanmıştır. Karar düzeltme talebinin reddedildiği 2/12/2013 tarih itibarıyla hüküm kesinleşmiştir.

Mahkemenin gerekçesi ve başvurucuların iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Başvurucular, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadıklarına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadıklarına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadıkları gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

Açıklanan nedenlerle, başvurucular tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

   Diğer Başvurucuların Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiaları

Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

   Esas Yönünden

Başvurucular, Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38-39).

Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41-45).

Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, taşınmazın tapuya tescili davasında, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 22/4/1999 tarihidir.

Başvurucuların bir kısmı mirasçı olarak yargılama sürecine katılmışlardır. Ancak miras bırakanından intikalle davayı takip etmekte olan başvurucular açısından da makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak sürenin başlangıç anı, başvurucuların yargılamaya katıldığı tarih değil, somut olayda murisleri açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç anı olan 22/4/1999 tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somut başvuru açısından bu tarih, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince karar düzeltme isteminin reddedildiği 2/12/2013 tarihidir.

Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, başvurucular, 22/4/1999 tarihinde Orman Genel Müdürlüğü aleyhine açtıkları davada, 60-70 yıldır kullandıkları ve eski tapu kayıtlarına göre kısmen kendi adlarına kısmen murisleri adlarına tescilli olan taşınmazın orman olduğu gerekçesiyle kadastro tespiti sırasında tespit dışı bırakıldığını ileri sürerek taşınmazın adlarına tescilini talep etmişlerdir. Kabadüz Asliye Hukuk Mahkemesince tarafların delilleri toplanmış, eski tapu kayıtları istenmiş, kadastro krokisi, orman amenajman planı, memleket haritası getirtilmiştir. Yargılama sırasında Yokuşdibi Belediye Başkanlığı ve Maliye Hazinesi dâhili davalı olarak davaya katılmışlardır. Kabadüz Adliyesinin kapatılması üzerine yargılamaya Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde devam edilmiştir. Mahkemece, taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılıp bilirkişi raporları alınmıştır. Mahkemece dosyanın birçok defa incelemeye alındığı, uzun süre mera tespit çalışmalarının kesinleşmesinin beklendiği anlaşılmıştır. Mahkeme, 14/11/2001 tarihinde, tüm dosya kapsamı ile keşif ve bilirkişi raporlarını inceleyerek, tescil dışı bırakılan kısmın kısmen orman, kısmen yaylak vasfında olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince 12/6/2012 tarihinde dosyada eksikliklerin bulunduğu gerekçesiyle dosyanın Mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir. Eksik hususların tamamlanmasından sonra, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince, 29/1/2013 tarihinde hüküm onanmıştır. Karar düzeltme talebinin reddedildiği 2/12/2013 tarih itibarıyla hüküm kesinleşmiştir.

6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir  (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).

Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, mülga 1086 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık on beş yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

   6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

Başvurucular, makul sürede yargılama yapılmadığı için maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmişlerdir.

6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

       “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

Başvurucuların tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin on beş yıllık yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucular Coşkun Aktürk’e net 2.100,00 TL, Ümmehan Demir’e net 4.150,00 TL, İbrahim Aktürk’e net 4.150,00 TL, Nejdet Güner’e net 3.200,00 TL, diğer başvuruculara (kabul edilemezlik kararı verilen başvurucular Saide Akan, Necat Yıldız ve Ferat Aydın dışındaki) ayrı ayrı net 12.450,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

Başvurucular tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvuruculara (kabul edilemezlik kararı verilen başvurucular Saide Akan, Necat Yıldız ve Ferat Aydın dışındaki) müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

  1. Başvurucular Saide Akan ve Necat Yıldız’ın ihlal iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, anılan başvurucuların yaptıkları yargılama giderlerinin üzerilerinde bırakılmasına,

Başvurucu Ferat Aydın’ın ihlal iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, anılan başvurucunun yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

3. Diğer başvurucuların yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Diğer başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

Başvurucular Coşkun Aktürk’e net 2.100,00 TL, Ümmehan Demir’e net 4.150,00 TL, İbrahim Aktürk’e net 4.150,00 TL, Nejdet Güner’e net 3.200,00 TL, diğer başvuruculara (kabul edilemezlik kararı verilen başvurucular Saide Akan, Necat Yıldız ve Ferat Aydın dışındaki) ayrı ayrı net 12.450,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

Başvurucular tarafından yapılan 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA (kabul edilemezlik kararı verilen başvurucular Saide Akan, Necat Yıldız ve Ferat Aydın dışındaki) MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

19/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Serruh KALELİ

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Hasan Tahsin GÖKCAN

Bir Cevap Yazın