Başvurucu, tutuklu olarak bulunduğu Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda diğer hükümlülerle sohbet hakkının sınırlandırılması nedeniyle işkence yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başvuru Numarası: 2013/3550

Karar Tarihi: 19/11/2014

R.G. Tarih-Sayı: 7/3/2015-29288

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başkan  :  Serruh KALELİ
Üyeler  :  Nuri NECİPOĞLU
 Hicabi DURSUN
 Erdal TERCAN
 Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör  :  Murat ŞEN
Başvurucu  :  Turan GÜNANA

BAŞVURUNUN KONUSU

Başvurucu, tutuklu olarak bulunduğu Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda diğer hükümlülerle sohbet hakkının sınırlandırılması nedeniyle işkence yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

BAŞVURU SÜRECİ

Başvuru, 17/5/2013 tarihinde Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur.

Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/4/2014 tarihinde, adli yardım talebinin kabulüne, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

Bölüm Başkanı tarafından 27/06/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

Başvuru konusu olay ve olgular 30/6/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre sonunda görüşünü 29/8/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüşe karşı başvurucu 15/9/2014 tarihinde beyanda bulunmuştur.

III.  OLAY VE OLGULAR

Olaylar

Başvuru dilekçesi ve ekleri ile Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının gönderdiği belgelerle ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

Başvurucu, başvuru tarihinde Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunmaktadır.

Başvurucu, 4/3/2013 tarihli dilekçesi ile sohbet hakkının 10 saat olduğunu ancak tutuklu olarak bulunduğu Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunun sadece 5 saat sohbet imkânı vererek sohbet hakkını gasp ettiğini iddia ederek Kocaeli İnfaz Hâkimliğine başvurmuştur.

İnfaz Hâkimliğinin, E.2013/1278 sayısına kayden yapılan yargılamada ceza infaz kurumu, başvurucunun şikâyetine dair “T.C. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 22/01/2007 tarih ve 45/1 sayılı Genelgenin “Ortak Etkinlikler” başlığının 13. maddesinde “Güvenlik bakımından tehlike yaratmayacağı ölçüde, idare ve gözlem kurulu tarafından belirlenen istekli hükümlü ve tutuklular 10 kişiyi aşmayacak gruplar halinde ve idarenin gözetiminde açık görüş alanlarında veya diğer ortak yerlerdeki sosyal faaliyetler çerçevesinde 10 saati aşmamak üzere sohbet amacıyla bir araya getirilebilirler. Bu faaliyet içerisinde açık görüş, avukat ve ziyaretçi görüşlerini aksatmayacak şekilde yaptırılır” dendiği adı geçenin dilekçesinde söz ettiği gibi 10 saat sohbet hakkı bulunduğundan bahsetmediği sadece 10 saati aşmaması gerektiği hususunun belirtildiğinden kurumumuzun mevcudu, personel sayısı da göz önüne alınarak güvenlik zafiyeti oluşturmayacak şekilde gerekli düzenlemeler yapılmaktadır. Konuya ilişkin olmak üzere Yargıtay 9.Ceza Dairesinin kararı da yazımız ekinde sunulmakla; ayrıca bu sohbet faaliyetlerinin yanı sıra Kurumumuz Psikososyal Servisi tarafından kurslar (Bilgisayar, bağlama vs)  ile hobi faaliyetleri düzenlenerek gerek kurumumuzca kaldığı süre zarfında gerekse kurumumuzdan tahliye edilmeleri sonrasında tutuklu ve hükümlüleri bu faaliyetlere kanalize ederek topluma kazandırılmaları ve meslek edinmelerine dair yol izlenmektedir. Tutuklu Turan Günana için bahsedilen sebepler doğrultusunda kurumumuzca 5 saat sohbet faaliyet 2.5 saatte spor faaliyeti düzenlenmiştir” şeklinde açıklama yapmıştır.

İnfaz Hâkimliği, 26/3/2013 tarih ve E.2013/1278, K.2013/1455 sayılı kararı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin benzer bir konuya ilişkin kararına atıf yaparak başvurucunun talebini reddetmiştir.

İnfaz Hâkimliğinin atıf yaptığı Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 21/7/2005 tarihli kararında özetle cezaevinin iki saat olarak belirlediği sohbet süresinin mahkemenin hukukilik denetimi dışına çıkarak idarenin yerine geçip yeni bir idari işlem tesis edilemeyeceği belirtilmiştir.

Anılan karara yapılan itiraz, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/4/2013 tarih ve 2013/424 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiş ve karar, başvurucuya 18/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucu 17/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

Başvurucunun iddialarına ilişkin Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 7/11/2014 tarih ve 2014/21880 sayılı müzekkere cevabı şöyledir:

“F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında üç kişilik ve tek kişilik odalar bulunmakta olup, adı geçen hükümlünün nakil geldiği 21.12.2012 tarihinden itibaren üç kişilik odada barındırıldığı;

Adı geçen hükümlünün nakil geldiği 21.12.2012 tarihinden itibaren bir ay süre ile deneme sürecinde olması sebebi ile Ocak 2013 tarihinde herhangi bir sosyal ve sportif etkinliklere dahil edilmediği, Şubat 2013 tarihinden itibaren sohbet, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere katıldığı, Kurum Müdürlüğü tarafından aylık açık görüşün, her ayın üçüncü haftası yaptırılması sebebi ile hükümlülerin sohbet faaliyetlerinin açık görüş yerlerinde gerçekleşmesi sebebi ile hükümlülere sohbet faaliyeti düzenlenmediği, geriye kalan zamanlarda hükümlülere sohbet, ve etkinlik faaliyeti düzenlendiği, haftalık 2,5 saatlik periyotlar dahilinde kurumun mevcut fiziki yapısı ile hükümlü ve tutuklu mevcudu göz önünde bulundurularak, tüm hükümlü ve tutuklulara eşit düzeyde planlama yapıldığı, sonuç olarak hükümlü ve tutukluların aylık toplam 5 saat sohbet ile 2,5 saat kapalı spor salonu ve 2,5 saat çim saha olmak üzere toplam 10 saat etkinliklerden faydalandırıldığı tespit edilmiştir.”

İlgili Hukuk

13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’unun 9. maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup hâlinde iyileştirme yöntemleri uygulanır.

(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar ile süresine bakılmaksızın, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgütün faaliyeti çerçevesinde, Türk Ceza Kanununda yer alan;

a) İnsanlığa karşı suçlardan (madde 77, 78),

b) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82),

c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188),

d) Devletin güvenliğine karşı suçlardan (madde 302, 303, 304, 307, 308),

e) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

Mahkûm olanların cezaları, bu kurumlarda infaz edilir.

(3) Eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli hâlde bulunan ve özel gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekli olduğu saptananlar ile bulundukları kurumlarda düzen ve disiplini bozanlar veya iyileştirme tedbir, araç ve usullerine ısrarla karşı koyanlar bu kurumlara gönderilirler.

.”

Adalet Bakanlığının 17/6/2005 tarihli Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri Yönetmeliği’nin 6. maddesi şöyledir:

“Gözlem ve sınıflandırma merkezi, ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis veya iki yıldan fazla süreli hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin kişisel özellikleri, bedensel, aklî ve sağlık durumları, suç işlemeden önceki yaşamları, sosyal çevre ve ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlâkî eğilimleri, suça bakış açıları, hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek, durumlarına uygun infaz kurumlarına ayrılmaları ve bunlara göre saptanacak infaz ve iyileştirme rejiminin uygulanmasını; işledikleri suç tiplerine, gösterdikleri eğilimlere, tutum ve davranışları nedeniyle sıkı gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekip gerekmediğine göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarına veya normal güvenlikli ceza infaz kurumlarına veya açık ceza infaz kurumlarına gönderilmelerini sağlamakla görevli ve yetkilidir.”

Anılan Yönetmelik’in 10. maddesi şöyledir:

“Hükümlülerin gözlemleri, idare ve gözlem kurulunca, kuruma kabul tarihinden başlayarak tek kişilik odalarda yapılır. Ancak, kurumun tek kişilik odası bulunmaması veya kısıtlı sayıda olması durumunda tahsis edilmiş özel bölümlerinde de yapılabilir.

Gözlem ve sınıflandırmaya tabi tutulan hükümlülerin diğer hükümlü ve tutuklularla ilişki kurmamaları için gerekli tedbirler alınır.

Gözlem süresi altmış günü geçemez.”

Adalet Bakanlığı’nın Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler Hakkında 45/1 sayılı Genelgesi’nin “Ortak Etkinlikler” başlıklı üçüncü bölümünde aşağıdaki hususlar düzenlenmiştir:

(1) Hükümlü ve tutuklular işledikleri suçlara, kurumdaki davranışlarına, ilgi ve yeteneklerine göre gruplandırılarak, güvenlik bakımından tehlike yaratmadığı ölçüde, kendileri için hazırlanmış iyileştirme programları çerçevesinde eğitim, spor, meslek kazandırma ve çalışma ile diğer sosyal ve kültürel faaliyetlere katılırlar. Bu faaliyetler yüksek güvenlikli kurumlar ile diğer kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde on kişiyi aşmayacak gruplar hâlinde yürütülür. Programların süresi ve katılacak hükümlü tutuklu sayısı her programın özelliği, güvenlik koşulları ve kurumun olanakları dikkate alınarak idare ve gözlem kurulunca belirlenir. İyileştirme programlarının amaca aykırı sonuçlar verdiği tespit edilen hükümlü ve tutuklular yönünden bu uygulamaya son verilebilir veya gerekli değişiklikler yapılabilir.

.

(13) Güvenlik bakımından tehlike yaratmadığı ölçüde, idare ve gözlem kurulu tarafından belirlenen istekli hükümlü ve tutuklular, 10 kişiyi aşmayacak gruplar hâlinde ve idarenin gözetiminde, açık görüş alanlarında veya diğer ortak yerlerdeki sosyal faaliyetler çerçevesinde haftada toplam 10 saati aşmamak üzere sohbet amacıyla bir araya getirilebilir. Bu faaliyet hafta içerisinde açık görüş, avukat ve ziyaretçi görüşlerini aksatmayacak şekilde yaptırılır.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin R (2006) 2 sayılı “Cezaevi Kuralları Hakkında Tavsiye Kararları” konulu tavsiye kararının 27.6. ve 27.7. paragrafları şöyledir:

“27.6. Spor, oyunlar, kültürel faaliyetler, özel hobiler ve diğer boş zaman uğraşlarını kapsayan eğlendirici fırsatlar yaratılmalıdır ve mümkün olabildiğince mahpusların bu etkinlikleri organize etmelerine izin verilmelidir.

27.7.Mahpusların egzersiz esnasında ve eğlendirici faaliyetlere katılmaları için birbirleriyle bir araya gelmelerine izin verilmelidir.”

İNCELEME VE GEREKÇE

Mahkemenin 19/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 17/5/2013 tarih ve 2013/3550 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

  Başvurucunun İddiaları

Başvurucu,  tutuklu olarak bulunduğu Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda diğer hükümlülerle sohbet hakkının Adalet Bakanlığının genelgesi kapsamında haftada 10 saati aşmamak üzere verilebileceğinin belirtildiğini, buna rağmen cezaevi idaresinin bu hakkını kısıtladığını, bu şekilde tecrit edilmiş halde tutulduğunu ve sohbet hakkının kısıtlanmasının kendisine işkence niteliğinde olduğunu yaklaşık beş aydır sadece on yedi buçuk saat sohbet imkânı sağlandığını, sohbet dışı etkinliklere dâhil edilmediğini, daha önce kaldığı cezaevinde daha fazla süreyle sohbet imkânına sahip olduğunu ancak Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda keyfi olarak sürenin kısıtlandığını belirterek Anayasa’nın 13. ve 38. maddelerinde düzenlenen temel haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

   Değerlendirme

Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun tutuklu olarak bulunduğu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde diğer mahkûmlarla yeterli sohbet imkânın sağlanmayarak tecrit edilmiş halde tutulmasının Anayasa’nın 13. ve 38. maddesinde tanımlanan haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüş ise de cezanın infazı sürecinde hükümlü veya tutukluların tutulma koşullarına dair şikâyetin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulma/ceza verilmesi yasağı çerçevesinde Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 3. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Kabul Edilebilirlik Yönünden

Başvurunun incelenmesi neticesinde, işkence yasağına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Esas Yönünden

Anayasa’nın 17. maddesi şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

..

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.

.”

Sözleşme’nin “İşkence yasağı” başlıklı 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”

Başvurucu, tutuklu olarak bulunduğu Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda diğer hükümlülerle sohbet imkânının sınırlandırılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Adalet Bakanlığı görüş yazısında Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün “başvurucunun sohbet süreleri ile ilgili talebi yönünde kurumda barındırılan diğer tutuklu ve hükümlülere de aynı şekilde uygulama yapıldığı, bu itibarla bu uygulamanın kurum uygulaması olduğu, kurum uygulamalarına karşı 4675 sayılı Kanun kapsamında başvurucunun gerekli müracaatları yaptığı, kurumun mevcut yapısı, tutuklu ve hükümlü mevcudu ile personel sayısı göz önüne alınarak herhangi bir suç ya da örgüt grubuna karşı farklı uygulama yapılmadığı, başvurucunun şikayeti kapsamında ilgili kamu görevlileri hakkında görevleri yönünden bir kusur ve ihmalleri bulunmadığından adli ve idari yönden herhangi bir işlem yapılmasına lüzum görülmediği”belirttiğini ve yapılan müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığının iddiaları değerlendirirken gözetilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru dilekçesine benzer mahiyette cezaevi idaresinin haftada on saati aşmayacak şekildeki sohbet imkânına ilişkin genelgeyi keyfi ve hükümlü veya tutukluların aleyhine yorumlayıp ayda iki buçuk saate indirdiğini, bu durumdan psikolojik olarak etkilendiğini F Tipi cezaevindeki tecridin azaltılmasına yönelik bir katkı sağlanması gerektiğini beyan etmiştir.

Demokratik toplumların en temel değerlerinden biri olarak herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye “işkence” ve “eziyet”yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı yasağı getirilmiştir (B.No: 2013/293, 17/7/2014, .§ 80).

Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin vücut ve ruh sağlığını korumadan kaynaklanan negatif ödevidir (B.No: 2013/293, 17/7/2014, .§ 81). Diğer taraftan Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında, devletin, pozitif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (B.No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme’nin 3. maddesi her hangi bir sınırlama öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele yasağının mutlak mahiyeti Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde dahi istisna öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme’nin 15. maddesi benzer bir düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna öngörülmemiştir (bkz. Selmouni/Fransa [BD], B.No 25803/94, 28/7/1999, § 95; Assenov ve diğerleri/ Bulgaristan, B.No: 24760/94, 28/10/1998, § 93).

Öte yandan, bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup, her olayda asgari eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (B.No: 2012/969, 18/9/2013, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Aksoy/Türkiye, B.No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B.No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53).

Hükümlü veya tutuklular (mahkûmlar), Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında hukuka uygun olarak“bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma” olarak değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (bkz. B.No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahiptirler (Aynı yönde benzer bir karar için bkz.Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B.No. 74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Aynı yönde benzer bir karar için bkz. Silver ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No. 5947/72, 6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983, §§ 99-105).

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” şeklindeki kural hükümlü ve tutuklulara yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus, 5275 sayılı Kanun’un “İnfazda temel ilke” başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında“Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.” ve yine Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde “Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir” şeklinde düzenleme ile açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla verilen bir mahkûmiyet kararının veya tutuklama kararının infazında mahkûmlar için sağlanacak şartlar insan onuruna saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır.

Cezaevlerinde kötü muamele olarak kabul edilecek hususlar farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunların birçoğu cezaevi idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir. Bu nedenle mahkûmlar için bir cezaevindeki yaşam tüm yönleriyle değerlendirilmelidir. Cezaevlerindeki yaşam, mahkûmlara sunulan aktivitelerin genişliğinden, mahkûmlar ve ceza infaz görevlileri arasındaki ilişkilerin genel durumuna kadar geniş bir alanda değerlendirilmelidir (Avrupa İşkence ve İnsanlık dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) Standartları, 2002). Bu değerlendirmede mahkûmlara karşı yapılan muamele ve uygulanan cezanın, Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca bir ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunda yapılacak değerlendirmede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ile birlikte özellikle CPT’nin belirlediği standartlar ve ülkemiz hakkında hazırladıkları raporlar da göz önüne alınmalıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin 3. maddesi çerçevesinde cezaevinde tutulma koşullarını değerlendirirken başvurucular tarafından yapılan somut olaylara ilişkin iddialarla birlikte koşulların bir bütün olarak gözetilmesi gerektiğini belirtmiştir (bkz. Dougoz/Yunanistan, B.No: 40907/98, 6/3/2001, § 46). Bu kapsamda, önlemlerin şiddeti, amacı ve bireyler için sonuçları birlikte değerlendirilmelidir (bkz. Van der Ven/Hollanda, B.No: 50901/99, 4/2/2003, § 51).

Anayasa’nın 17. maddesi cezaevinde tutulan bir hükümlü veya tutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki davranışların, mahkûmları, özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma sokmaması gerekir. Cezaevinde tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde, mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvence altına alınması ve gerekli tıbbi yardım sağlanması da insan onuruna yakışır şartların sağlanması için gereklidir (Bkz. Piechowicz/Polonya, B.No. 20071/07, 17/4/2012, § 162).

Bir kişiyi özgürlüğünden alıkoyan önlemler genel olarak elem verici ve onur kırıcı bir durum içermektedir. Ancak yüksek güvenlikli bir ceza infaz kurumunda tutulma, tutuklular veya hükümlüler için tek başına kötü muamele yasağının ihlali olarak kabul edilemez. Kamu düzeninin sağlanması amacıyla bazı suçlardan ceza alanların veya tehlikeli mahkûmların yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında tutulmaları gerekebilir. Firarı engellemek, diğer mahkûmların huzur ve güvenliğini sağlamak amacı ile yapılacak bu tür düzenlemeler bazı mahkûmların diğer mahkûmlardan ayrılması ve sıkı kontrol altında tutulmasını öngörebilir (bkz. Piechowicz/Polonya, § 161; Ramirez Sanchez/Fransa, B.No. 59450/00, 4/7/2006, §§ 80-82 ve 138;Messina/İtalya (no. 2), B.No: 25498/94, 28/9/2000, §§ 42-54; Rohde/Danimarka, B.No: 69332/01, 21/7/2005, § 78; Van der Ven/Hollanda, §§ 26-31 ve 50; Csüllög/Macaristan, B.No: 30042/08, 7/6/2011, §§ 13-16).

Başvuru konusu olaya ilişkin olarak, başvurucu, Adalet Bakanlığının yayınladığı genelge uyarınca haftada on saate kadar diğer mahkûmlarla sohbet hakkının sınırlandığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla başvurucu yüksek güvenlikli bir cezaevinde sosyal izolasyona tabi tutularak tek başına tutulduğu sürenin artırıldığını iddia etmiştir.

CPT, tek başına tutmayı, bir mahkeme kararının infazı, cezaevi sistemi içinde bir disiplin cezasının uygulanması, önleyici tedbirlerin alınması veya mahkûmun güvenliğinin sağlanması gibi durumlarda başka mahkûmlarla görüşme imkânının kaldırılması olarak tanımlamaktadır. Tek başına tutma, özgürlüğü kısıtlanan mahkûmların haklarını daha da sınırlamaktadır. Daha fazla bir kısıtlamayı gerektiren bu tür bir tedbirin makul olup olmadığı değerlendirirken kanunilik, orantılılık, hesap verebilirlik, gereklilik ve ayrımcılık içermemesi ilkeleri açısından değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, CPT, uygun bedensel ve ruhsal uyarıcılar olmaksızın yapılan tek başına bırakmanın her şekli, uzun vadede akli melekelerin ve sosyal yeteneklerin yok olmasına neden olabileceğini belirtmiştir (bkz. Csüllög/Macaristan, § 30).

AİHM, tamamen duyusal yalıtma ile birlikte bütünüyle sosyal yalıtmanın kişiliği tahrip edeceğini ve güvenlik veya başka gerekçelerle haklı gösterilmeyecek bir insanlık dışı muamele biçimi oluşturacağını belirtmiştir. Diğer taraftan mahkûmların diğer mahkûmlarla görüşmesinin yasaklanmasının güvenlik, disiplin veya önleyici tedbirlerin gerektirdiği koşullarda Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir. (bkz. Öcalan/Türkiye, B.No: 46221/99, 12/5/2005, § 191). Ayrıca güvenliği sağlama, tutulan kişiyi diğer tutulanlardan koruma, devam eden yargılamada sanıkların hileli işbirliği yapmalarını veya tutulan kişinin dışarıdakilerle suç için işbirliği yapmalarını önleme gibi amaçlarla, tek başına tutma tedbirinin uygulanması da mümkündür. Başka bir ifade ile sıkı güvenlik rejimine ilişkin bir tedbir olan tek başına tutma kendiliğinden Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir müdahale sayılmaz (bkz. Van der Ven/Hollanda, § 50). Uzun süre başkalarından ayrı tutmanın Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında bir ihlal oluşturup oluşturmayacağı değerlendirirken olayın içinde bulunduğu özel koşullara, tedbirin zorunluluğuna, süresine, izlenen amaca ve ilgili kişi üzerindeki etkilerine bakılması gerekir (bkz. Rohde/Danimarka, § 93).

Cezaevindeki mahkûmlara yönelik aktiviteler (meslek edindirme, eğitim, spor, sohbet gibi) mahkûmların bedensel ve ruhsal sağlıkları için çok önemlidir. Bu durum cezaevinde bulunan tutuklular için de geçerlidir. Ancak bu tür aktivitelerin her birinin birbirinden bağımsız olarak sağlanmasının, cezaevleri için bir zorunluluk olduğu söylenemez. Cezaevinin imkânları kapsamında mahkûmlar için belirlenen değişik etkinliklere katılım mahkûmların sosyal yalnızlaşmasını engelleyecektir. Bununla birlikte, mahkûmların bu tür aktivitelere katılımının engellenmesi durumunda dahi kitap, gazete, dergi ve radyo gibi imkânlara sahip olması ya da cezaevinin dışındakilerle mektupla iletişim kuruyor olması veya ziyaretçileri ile görüşebilmesi de sosyal iletişim imkânının olduğunun kabul edilmesini gerektirir (bkz. Benzer yönde bir karar Öcalan/Türkiye, § 195). Ancak bu tür imkânların sağlandığı durumda dahi mahkûmun başkalarından ayrı tek başına tutulduğu durum Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında değerlendirilirken mahkûmun içinde bulunduğu özel durumun, tedbirin zorunluluğunun, süresinin, izlenen amacın ve tedbirin mahkûm üzerindeki etkilerinin dikkate alınması gerekir.

Somut olayda başvurucu, tutuklu olarak bulunduğu Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda, Adalet Bakanlığının 45/1 sayılı Genelgesi ile belirlenen haftalık azami on saat olan sohbet hakkının cezaevi idaresi tarafından kısıtlandığını ve bu şekilde tecrit edildiğini iddia etmiştir. Bunun dışında başvurucu, tek kişilik hücre veya odada kaldığını, cezaevinde hiçbir sosyal, kültürel, sportif aktivite yapılmadığını veya bunlardan kendisinin yararlandırılmadığını, sürekli olarak hücre veya tek kişilik koğuşta tutulduğunu, dış dünya ile irtibatını sağlayan, gazete, dergi, televizyon gibi imkânlardan yararlandırılmadığını, mektuplaşamadığını ve ziyaretçileri ile görüşemediğini ileri sürmemiştir.

Yüksek güvenlikli bir cezaevinde tutulan mahkûmun beden ve ruh sağlığı için uzun süre veya süresiz sosyal yalnızlaştırmaya maruz bırakılmaması elzemdir. Ancak tek başına tutma veya tecrit olarak adlandırılabilecek bir yalnızlaştırmadan bahsedebilmek için sohbet imkânının kısıtlanmasından öte mahkûmun diğer tüm iletişim imkânlarının da elinden alınması gereklidir. CPT’nin 2011 yılındaki Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu için hazırladığı raporda 45/1 sayılı Genelge uyarınca (bkz. 20) mahkûmlara tanınan sohbet hakkının azami bir şekilde kullandırılmasını ve mahkûmlar için daha geniş aktivite seçeneği sunulması tavsiye edilmiştir. Mahkûmların daha uzun süreli sohbet imkânından yararlandırılması maruz kaldıkları güvenlik rejiminin sıkıntılarını azaltmak için önemlidir. Ancak bu hususun güvenlik gibi cezaevi için kaçınılmaz gerekçelerle kısıtlanmasının tek başına başvurucunun “insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye” tabi tutulduğu veya tek başına kalma tedbirinin işlediği suçun niteliği nedeniyle yüksek güvenlikli bir cezaevinde tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde başvurucunun katlanması gereken elem seviyesinden daha fazla bir eziyet seviyesine ulaştığı söylenemez.

Başvurucu cezaevinde üç kişilik koğuşta tecrit kabul edilmeyecek bir durumda kalmaktadır. Ayrıca cezaevindeki imkânlar kapsamında başvurucuya, aylık 5 saat süre ile sohbet imkânı tanınmıştır. Bununla birlikte başvurucu aylık 2,5 saat kapalı spor salonu ve 2,5 saat çim sahadan yararlanma imkânı tanınmıştır (bkz.§ 16). Başvurucunun bu imkânlardan yararlanırken diğer mahkûmlardan farklı bir muameleye tabi tutulduğuna dair herhangi bir iddiası da bulunmamaktadır. Başvurucunun cezaevine nakledildikten sonraki ilk ayında hiçbir aktiviteden yararlandırılmaması yönelik cezaevi idaresinin tutumu da Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri Yönetmeliği’nin 6. ve 10. maddeleri kapsamında mevzuata uygundur (bkz. §§ 18-19).

Dolayısıyla başvurucunun uzun süre veya süresiz bir şekilde tek başına tutulma veya sosyal yalnızlaştırılmaya maruz kaldığının kabul edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Bununla birlikte cezaların infazında mahkûmların tekrar sosyalleşmesini teşvik etmek için sohbet gibi sosyal, kültürel ve sportif aktivite imkânlarından azami olarak yararlandırılması gerekmekle birlikte başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kötü muamele ağırlık eşiğine ulaştığı söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının kötü muameleden bahsedebilmek için gerekli ağırlık eşiğini aşmadığı anlaşılmakla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan işkence yasağının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

Başvurucu tarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan işkence yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

Başvurucunun yargılama giderlerinden tamamen muaf tutulmasına,

19/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Serruh KALELİ

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Hasan Tahsin GÖKCAN

Bir Cevap Yazın