Başvurucu, kanuni tutukluluk süresi aşılmasına rağmen serbest bırakılmaması, tutukluluğunun devamının somut gerekçelere dayanmaması ve masumiyet karinesine aykırılık nedeniyle Anayasa’nın 19. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başvuru Numarası: 2013/9303

Karar Tarihi: 19/11/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başkan  :  Serruh KALELİ
Üyeler  :  Nuri NECİPOĞLU
 Hicabi DURSUN
 Erdal TERCAN
 Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör  :  Muharrem İlhan KOÇ
Başvurucu  :  Önder SIĞIRCIKOĞLU
Vekili  :  Av. Uğur Buğra TANIR

 

BAŞVURUNUN KONUSU

Başvurucu, kanuni tutukluluk süresi aşılmasına rağmen serbest bırakılmaması, tutukluluğunun devamının somut gerekçelere dayanmaması ve masumiyet karinesine aykırılık nedeniyle Anayasa’nın 19. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

BAŞVURU SÜRECİ

Başvuru, 12/12/2013 tarihinde Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/2/2014tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

Bölüm Başkanı tarafından 15/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

Başvuru konusu olay ve olgular 16/9/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı benzer başvurulara ilişkin önceki görüşlerine atıf yaparak ayrıca görüş sunulmasına gerek görülmediğini bildirmiştir.

III.    OLAY VE OLGULAR

Olaylar

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

Başvurucu, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek suçundan 12/2/2012 tarihinde tutuklanmıştır.

Başvurucu ile birlikte toplam 6 sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 18/9/2012 tarih ve 2012/885-384 sayılı iddianamesiyle Devletin gizli belgelerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/46 Esas sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır.

Yargılama sonunda Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesince 7/10/2013 tarih ve E.2012/46, K.2013/88 sayılı kararla başvurucunun devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek suçundan beraatına, iki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan iki kez 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmen tutuklanmasına karar verilmiştir.

Başvurucu mahkumiyetle birlikte verilen tutukluluğun devamına ilişkin karara11/10/2013 tarihinde itiraz etmiş, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesince 31/10/2013 tarihinde itiraz reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya 28/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucu 12/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

Başvurucu hakkındaki hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 7/7/2014 tarih ve E.2014/4207, K.2014/8246 sayılı ilamıyla onanmıştır.

İlgili Hukuk

26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109. ve 328. maddeleri.

4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

.

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,

.

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”

5271 sayılı Kanun’un 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”

İNCELEME VE GEREKÇE

Mahkemenin 19/11/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 12/12/2013 tarih ve 2013/9303 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, yargılandığı davada ağır ceza mahkemesinin görevine giren casusluk suçundan beraat kararı verildiğini, tutuklu kaldığı sürenin mahkûmiyetine karar verilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin azami tutukluluk süresini aştığını, mahkûmiyet kararıyla birlikte gerekçesiz biçimde hükmen tutuklama kararı verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Değerlendirme

Başvurucunun şikâyetlerinin, masumiyet karinesinin ihlali, azami tutukluluk süresinin aşılması ve tutuklama kararının gerekçesinin soyut olduğu iddialarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurunun, masumiyet karinesi ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1.         Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

Başvurucu, tutuklama ile ilgili karar verilirken kesin hüküm halini almayan ceza süresinin dikkate alınması suretiyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir.

Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”

AİHS’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”

Masumiyet, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

Kişi serbest bırakılmadan yargılandığı davada ilk derece mahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan sanığın sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında cezaya hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. (B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 26).

Bu çerçevede masumiyet karinesi, mahkûmiyet hükmü kesinleşmeden kişi hakkında koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel olacak şekilde yorumlanamaz. Bu nedenle, ceza muhakemesi sürecinde kişinin mahkûmiyet kararı nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılması masumiyet karinesinin ihlali olarak değerlendirilemez.

Somut olayda, Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesince 7/10/2013 tarihinde başvurucunun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan toplam 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmedilen ceza miktarına göre kaçma şüphesi olması nedeniyle tutuklanmasına karar verilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun “masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki iddianın “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2.         Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiği İddiası

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

 Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

   .

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.  

   .

     Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.  

30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

Başvurucu, mahkûmiyetine esas alınan“kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçuna ilişkin yargılamanın asliye ceza mahkemesinin görev alanına girmesi nedeniyle azami tutukluluk süresinin bir yıl altı ay olarak kabul edilmesi gerektiğini, tutuklu kaldığı sürenin azami süreyi aştığını, bu nedenle verilen tutuklama kararının kanunilik ilkesini ihlal ettiğini, tutuklama ve tutuklamanın devamı kararlarının gerekçesinin soyut olduğu, kararda kaçma şüphesini doğrulayan somut olgunun gösterilmediğini ve adli kontrol tedbirinin dikkate alınmadığını ileri sürmüştür.

Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla, tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür. Ancak başvurucu hakkında ilk derece mahkemesinde mahkûmiyet kararı verilmiş ise, bireysel başvuru açısından talep hukuka aykırılığın tespiti ve tazminatla sınırlı kalacaktır (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 31).

Kişi serbest bırakılmadan yargılandığı davada ilk derece mahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan sanığın sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında cezaya hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Nitekim gerek AİHM, gerekse Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. (B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 26).

Somut olayda başvurucu, hakkındaki dava temyiz aşamasındayken bireysel başvuruda bulunmuştur. Ancak bireysel başvuruda karar verilmeden önce temyiz aşamasında olan yargılama Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 7/7/2014 tarihli kararıyla kesin olarak sonuçlanmıştır.

Tutukluluk hâli sona ermiş olan başvurucunun, devam eden tutukluluk hâlinden farklı olarak, azami tutukluluk süresinin aşıldığı, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerinin soyut olduğu yönünde iddialar ileri sürmesi halinde, iddia edilen ihlalin tespitini ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu yolu tüketmesi gerekir (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 46).

5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde, makul sürede hakkında hüküm verilmeyen bir tutuklu için tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol bir yandan başvurucunun maruz kaldığı tutukluluk süresinin hukuka uygun olup olmadığının tespiti, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolu, başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul başarı imkânı sunmaktadır (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 48).

Başvurucu, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği 7/7/2014 tarihinden itibaren 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesine dayanarak tazminat talebinde bulunma imkânına sahiptir. Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yolu tüketilmeden bireysel başvuruların incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

Başvurucunun,

Masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması“,

Kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi“,

 nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

19/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Serruh KALELİ

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Hasan Tahsin GÖKCAN

Bir Cevap Yazın