BANDROLSÜZ KİTAP SATAN KİŞİ, SUÇU MESLEK EDİNME, FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU

YARGITAY Ceza Genel Kurulu
ESAS: 2013/399
KARAR: 2014/58

5846 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanık H.. S..’ın 21.09.2009 tarihli eylemleri tek suç kabul edilerek 5846 sayılı Kanunun 81/9, TCK’nun 62 ve 52. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 15.000 Lira adli para cezası, 14.03.2010, 13.07.2010 ve 14.11.2010 tarihli eylemleri nedeniyle üç kez 5846 sayılı Kanunun 81/4, TCK’nun 62 ve 52. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 3.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanığın suç işlemeyi meslek edindiği anlaşıldığından TCK’nun 58/9. maddesi uyarınca sanığa verilen hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, cezalarının infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin, İzmir 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesince verilen 27.06.2012 gün ve 335-307 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 13.12.2012 gün ve 25108-32709 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.03.2013 gün ve 240621 sayı ile;

“İtirazlarımız Yüksek Dairenin onama ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme hükmünün suç işlemeyi meslek edindiği sabit olmayan sanık hakkında TCK’nun 58/9. maddesi uygulanmaması gerektiği yönünden bozulması ve bu kısmın hükümden çıkartılarak düzeltilerek onanması istemine yöneliktir.

1- 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesinin 9. fıkrası uyarınca, bazı özel hallerde bulunan faillerin, tekerrüre ilişkin genel şartlar aranmaksızın, cezalarının mükerrilere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi esası kabul edilmiştir. Bu çerçevede tekerrürün genel şartları bulunmasa bile itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında mükerrirlere özgü infaz rejimi ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik hükümleri uygulanacaktır.

Nitekim madde gerekçesinde ‘özel tehlike hali gösteren suçlular grubundan bir diğerini oluşturan suçu meslek edinen kişinin tanımının yapılması gerektiği görüşünden esinlenerek düzenlenmiştir.

Buna göre, kısmen de olsa suçtan elde ettiği kazançla geçimini sağlamaya alışmış kişi suçu meslek edinen kimsedir. Başka bir deyişle suçu meslek edinen kişi, suçtan elde ettiği kazançla hayatını sürdürme alışkanlığını (mutaden) elde etmiş bir kimsedir. Başka kazanç kaynağı olsa da, ne olursa olsun her türlü suçu kazanç sağlamak için işleyen kişi suçu meslek edinen kimsedir’ denilmektedir.
2- Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise meslek edinmek ‘1) Bir işi meslek olarak yapacak bilgi ve beceriyi kazanmak; 2) Bir şeyi yapmayı alışkanlık hâline getirmek anlamlarına gelmektedir.

3- 5237 sayılı TCK’nun 6 (i) maddesinde suçu meslek edinen kişi deyiminden; kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi anlaşılmaktadır, denilmektedir.

4- Bir kimsenin kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlaması için hukuken var denilebilecek bir suçun varlığı ile mümkündür. Bir kimsenin hukuken suç işlediği ise ancak kesinleşmiş bir ve veya birden çok kesinleşmiş mahkumiyet hükmünün bulunması ile anlaşılabilecektir. Aksinin kabulü, hakkında masum olması ve bu sebeple de beraat etmesi veya benzeri sebeplerle ceza almayacak kişiler hakkında da bu hükmün uygulanması sonucunu doğuracaktır ki bunu kabul etmek mümkün değildir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;

Sanığın 5846 sayılı Yasaya aykırılık fiilinden devam eden yargılamaları var ise de, henüz suç tarihinden önce kesinleşmiş eski mahkumiyet kaydı bulunmamaktadır. Bu halde sanığın kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağladığına ilişkin hukuken var olan bir veri bulunmamaktadır. Bu sebeplerle sanığın suç işlemeyi meslek haline getiren olarak kabul etmek mümkün görünmemektedir. Nitekim Yüksek Dairenizin 09.02.2012 gün ve 2011/9738 Esas, 2012/3210 Karar nolu kararı da bu yöndedir.
Bu sebeplerle, Özel Dairenin onama kararı vermesi hatalı olmuştur” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 25.03.2012 gün ve 3833-6934 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihinde sabıkası bulunmayan sanığın yerel mahkemece suçu meslek edinen kişi olarak kabulüyle TCK’nun 58/9. maddesi uyarınca hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezasının infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesinin isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın, Ç.. ilçesi, İ.. Caddesi, No: 4/A ve 79/B adreslerinde iki ayrı kitapevi işlettiği, emniyet görevlilerince yapılan aramalarda sanığın iş yerlerinde, evinde ve aracında pek çok sayıda sahte bandrollü veya bandrolsüz kitap ile bandrolsüz kitaplara basılmak üzere üretilmiş sahte bandrollerin ele geçirildiği,

Bu kapsamda;
1- 21.09.2009 günü saat 14.00’de sanığın İ..Caddesi No.4/A adresindeki işyerinde yapılan aramada 3245 adet bandrolsüz kitabın ele geçirildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.08.2011 gün ve 438 sayılı iddianame ile sanık hakkında kamu davası açıldığı, mahkemenin 2011/331 esas sırasına kaydının yapıldığı,
2- 21.09.2009 günü saat 17.30’da sanığın kullandığı 34 .. 6737 plaka araçta yapılan aramada 1.060 adet bandrolsüz kitap ile VHP serisinden 1130 adet yapıştırılmamış sahte bandrol, ikamet ettiği evde yapılan aramada ise 354 adet bandrolsüz kitap ele geçirildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.09.2011 gün ve 447 sayılı iddianame ile sanık hakkında kamu davası açıldığı, mahkemenin 2011/341 esas sırasına kaydının yapıldığı,
3- 14.03.2010 tarihinde sanığın İnkilap Caddesi No:79/B adresindeki işyerinde yapılan aramada bandrolleri şüpheli görülen 191 adet kitaba el konulduğu, bu kitaplardan 47 adedinin sahte bandrol yapıştırılmak suretiyle satışa arz edildiğinin bilirkişi raporu ile belirlendiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 28.8.2011 gün ve 427 sayılı iddianame ile kamu davası açıldığı, mahkemenin 2011/342 esas sırasına kaydının yapıldığı,
4- 13.07.2010 tarihinde sanığın İnkilap Caddesi No:79/B adresindeki işyerinde yapılan aramada 160 adet bandrolsüz kitabın ele geçirildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.09.2011 gün ve 448 sayılı iddianame ile kamu davası açıldığı, mahkemenin 2011/335 esas sırasına kaydının yapıldığı,
5- 14.11.2010 tarihinde sanığın İnkilap Caddesi No:79/B adresindeki işyerinde yapılan aramada 382 adet bandrolsüz kitabın ele geçirildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 28.8.2011 gün ve 426 sayılı iddianame ile kamu davası açıldığı, mahkemenin 2011/347 esas sırasına kaydının yapıldığı,

Yargılama aşamasında tüm dosyaların inceleme konusu olan 2011/335 esas sayılı dosya içerisinde birleştirilmesine karar verildiği ve yargılamaya bu dosya üzerinden devam edildiği,

Sanıktan elde edilen kitaplar üzerinde soruşturma aşamasında bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bilirkişi raporlarına göre suça konu kitapların tamamının kopya, bir kısmının bandrolsüz, bir kısmının ise sahte bandrollü olduğunun belirlendiği, buna göre 21.09.2009, 14.03.2010, 13.07.2010 ve 14.11.2010 tarihlerinde sanığın işletmiş olduğu kitap evlerinde, evinde ve aracında yapılan aramalarda sayıları farklılık göstermekle birlikte pek çok sayıda bandrolsüz veya sahte bandrollü kitabın ele geçirildiği,

Sanığın savunmalarında suçlamayı kabul etmediği, suça konu kitapları İstanbul’da faaliyet gösteren kitap toptancılarından aldığını, işyerinde bulunan çok sayıda kitap arasında ele geçen kitapların bandrolsüz veya sahte bandrollü olduğunu bilmediğini ifade ettiği,
Sanığın lise mezunu, bekar, sabıkasız, anne ve babasına bakmakla yükümlü olduğu, 1.000 Lira aylık gelirinin olduğunu beyan ettiği, suça konu kitapların satışa arz edildiği kitapevlerini işlettiği, başka gelir elde edebileceği faaliyetinin bulunmadığı,

Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için tekerrür, özel tehlikeli suçlular, mükerrirlere özgü infaz rejiminin mahiyeti ve uygulanma şartları üzerinde durulması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nun "Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular" başlıklı 58. maddesi;
“(1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi hâlinde, tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez.
(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı;
a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl,
b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren üç yıl,
Geçtikten sonra işlenen suçlar dolayısıyla uygulanmaz.
(3) Tekerrür halinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adlî para cezası öngörülmüşse, hapis cezasına hükmolunur.
(4) Kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz. Kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile parada veya kıymetli damgada sahtecilik suçları hariç olmak üzere; yabancı ülke mahkemelerinden verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.
(5) Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz.
(6) Tekerrür hâlinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.
(7) Mahkûmiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir.
(8) Mükerrirlerin mahkûm olduğu cezanın infazı ile denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması, kanunda gösterilen şekilde yapılır.
(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir" şeklinde düzenlenmiş olup,

Maddenin 1. fıkrasında önceden işlenen suçtan dolayı verilen hükmün kesinleşmesinden sonra yeni bir suçun işlenmesi halinde, sanık hakkında tekerrür hükümleri uygulanacağı, tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki hükmün kesinleşmesi ve ikinci suçun kesinleşmeden sonra işlenmesi yeterli olup, cezanın infaz edilmiş olmasına gerek bulunmadığı belirtilmiştir. Kanun koyucu tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki cezanın infaz edilmesi şartını aramadığı halde, 2. fıkrada ise infazdan sonra belirli bir sürenin geçmesi halinde tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağını hüküm altına almıştır. Buna göre, beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet halinde cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl, beş yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına mahkûmiyet halinde ise cezanın infaz tarihinden itibaren üç yıl geçmekle tekerrür hükümleri uygulanmayacaktır.

5237 sayılı TCK’nun 58. maddesi uyarınca kişinin mükerrir sayılması için ilk hükmün kesinleşmesinden sonra ikinci suçun 1 Haziran 2005 tarihinden sonra işlenmesi yeterli olup, ilk suçun 1 Haziran 2005 tarihinden önce veya sonra işlenmesinin ise mükerrirlik açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.

Maddenin 4. fıkrasında tekerrüre esas alınamayacak suçlar sayılmış, 5. fıkrasında ise fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış kişiler hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmiştir.

Maddenin 3. ve 6. fıkralarında mükerrirliğin sonuçları düzenlenmiş, 3. fıkrada sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis ve para cezası öngörülmesi durumunda hapis cezasının seçilmesi gerektiği, 6. fıkrasında ise hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi ve infazdan sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması gerektiği belirtildikten sonra, 7. fıkrada bu durumun kararda açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiş, 8. fıkrada mükerrirlere özgü infazın ve denetimli serbestlik tedbirin kanunda gösterilen şekilde yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Maddenin 9. fıkrasında ise mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve denetimli serbestlik tedbirinin itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu hakkında da uygulanmasına hükmedilmesi gerektiği düzenlenmiştir.

5275 sayılı Kanunun "Mükerrirlere özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbiri" başlıklı 108. maddesi ise;

"(1) Tekerrür hâlinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuzdokuz yılının,
b) Müebbet hapis cezasının otuzüç yılının,
c) Süreli hapis cezasının dörtte üçünün,
İnfaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi durumunda, koşullu salıverilmeden yararlanılabilir.
(2) Tekerrür nedeniyle koşullu salıverme süresine eklenecek miktar, tekerrüre esas alınan cezanın en ağırından fazla olamaz.
(3) İkinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda, hükümlü koşullu salıverilmez.
(4) Hâkim, mükerrir hakkında cezanın infazının tamamlanmasından sonra başlamak ve bir yıldan az olmamak üzere denetim süresi belirler.
(5) Tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresinde, koşullu salıverilmeye ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Hâkim, mükerrir hakkında denetim süresinin uzatılmasına karar verebilir. Denetim süresi en fazla beş yıla kadar uzatılabilir" şeklinde düzenlenmiştir.

5275 sayılı Kanunun 108. maddesinde düzenlenen mükerrirlere özgü infaz rejimi; özel bir infaz rejimi olmayıp, tekerrür veya özel tehlikeli suçluluk hallerinde hükümlünün şartlı salıverilmeden yararlanabilmesi için infaz kurumunda geçirmesi gereken süreyi uzatan özel bir durumdur. Maddeye göre, mükerrir ve özel tehlikeli suçlular, mahkum oldukları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuzdokuz yılını, müebbet hapis cezasının otuzüç yılını ve süreli hapis cezasının dörtte üçünü infaz kurumunda iyi halli olarak geçirmeleri durumunda şartlı salıvermeden yararlanabilecektir. Bununla birlikte mükerrir ve özel tehlikeli suçlu oldukları belirlenenler hakkında cezalarının infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanacaktır. Denetim süresini belirleme görevi hükmü veren mahkemeye ait değildir. Hükmü veren mahkeme, TCK’nun 58/7. maddesi uyarınca mükerrir ve özel tehlikeli suçlular hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra da denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar vermekle yetinecek, ayrıca denetimli serbestlik tedbirinin süresini tayin etmeyecektir. Denetim süresini belirleme ve uzatma görevi, hükümlünün infaz aşamasındaki davranışlarını da değerlendirerek şartlı salıverilme ile ilgili kararı verecek olan mahkemeye aittir. Bu mahkeme bir yıldan az olmamak kaydıyla denetim süresi belirleyecek, beş yıldan fazla olmamak kaydıyla da denetim süresinin uzatılmasına karar verebilecektir.

Özel tehlikeli suçlular düzenlenmesine ilk kez 5237 sayılı TCK’nda yer verilmiş olup, kanun koyucu itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu suçluyu özel tehlikeli suçlu olarak kabul etmiştir. Özel tehlikeli suçlular bakımından, mükerrerliğin şartları oluşmaksızın mükerrirlere özgü infaz rejimi ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması esası getirilmek suretiyle, cezanın özel önleme amacı ön plana çıkarılmıştır. Söz konusu kişilerin özel tehlikeli olarak kabulünün sebebi ise diğer suç faillerine göre suça eğilimlerinin yüksek olmasıdır.

İtiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu suçluluk hallerinden birinin varlığı mahkemece tespit edildiği takdirde, hükümde bu durumun açıkça belirtilip, mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi gerekmektedir.

Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümü açısından önem arz eden "suçu meslek edinen kişi" kavramı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır.

5237 sayılı TCK’nun "Tanımlar" başlıklı 6. maddesinin (i) bendinde;

"Suçu meslek edinen kişi deyiminden; kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi,
… Anlaşılır” hükmü yer almaktadır.

Suçu meslek edinen kişi hakkında TCK’nun 6. maddesinin gerekçesinde “Tasarının 45, 46 ve 47. maddelerinde yer alan ‘İtiyadı suçlu’, ‘Suçu meslek edinen kişi’ ve ‘Örgüt mensubu suçlu’ deyimlerine ilişkin tanımlar, bu madde kapsamına alınmıştır” açıklaması yapılmış,
Türk Ceza Kanunu Tasarısının 46. maddesinin gerekçesinde ise; “özel tehlike hali gösteren suçlular grubundan bir diğerini oluşturan suçu meslek edinen kişinin tanımının yapılması gerektiği görüşünden esinlenerek düzenlenmiştir.

Buna göre, kısmen de olsa suçtan elde ettiği kazançla geçimini sağlamaya alışmış kişi suçu meslek edinen kimsedir. Başka bir deyişle suçu meslek edinen kişi, suçtan elde ettiği kazançla hayatını sürdürme alışkanlığını (mutaden) elde etmiş bir kimsedir. Başka kazanç kaynağı olsa da, ne olursa olsun her türlü suçu kazanç sağlamak için işleyen kişi suçu meslek edinen kimsedir” açıklamasına yer verilmiştir.

Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 09.12.2003 gün ve 260-284 sayılı kararında açıklandığı üzere geçim; bir kimsenin bakımı ve beslenmesi, temel ihtiyaçlarının karşılanması, bunun için gerekli olan şeyler demektir. Suçun geçim vasıtası haline getirilmesi ise failin, kısmen de olsa süreklilik içinde suç işleyerek geçimini sağlamasıdır. Suçu meslek edinen kişi kısmen de olsa geçimini suçtan ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi olup, kişinin suçu işlemesinin sebebi, geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlama alışkanlığıdır. Bununla birlikte failin suçu geçim vasıtası haline getirdiğinin kabul edilmesi için aynı suçtan daha önce mahkum olmuş olması şartı aranmayacaktır. Ancak, failin daha öncede bu tür fiilleri işlediği hususunda kanaat oluşturacak yeterli deliller bulunmalıdır. Bununla birlikte failin, tek geçim vasıtasının suçtan elde ettiği kazanç olması da zorunlu değildir.

Mevcut kanuni düzenlemeler ve Ceza Genel Kurulu kararı birlikte değerlendirildiğinde; suçu meslek edinen kişiden söz edebilmesi için sanığın kısmen de olsa suçtan elde ettiği kazançla geçimini sağlamaya alışmış olması, diğer bir ifadeyle suçtan elde ettiği kazançla hayatını sürdürme alışkanlığını devam ettirmesi gerekmektedir. Sanığın başka kazanç kaynağı olsa dahi, kazanç sağlamak için her türlü suçu işlemesi halinde de suçu meslek edinen kişi olarak kabulü gerekir. Buna karşın, bir kimsenin suçu meslek edinen kişi olarak kabul edilebilmesi için aynı suçtan daha önce hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmünün bulunması şart değildir.

Mahkemece, suçu meslek edinen kişi sıfatını belirlemek amacıyla her somut olayda sanığın yaşam tarzı, faaliyetleri, sosyal ve ekonomik durumuna ilişkin araştırma yapılmalı, sanığın kısmende olsa geçimini işlemiş olduğu suçtan elde ettiği kazançla sağladığının ve bunu alışkanlık haline getirdiğinin tespit edilmesi halinde, suçu meslek edinen kişi sıfatıyla TCK’nun 58/9. maddesi uyarınca hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmelidir.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Çeşme ilçesinde iki farklı adreste kitapevi işletmeciliği yaparak geçimini sağlayan ve gelir elde edebileceği bir başka faaliyeti bulunmayan sanığın, 2009 ve 2010 yılları arasında dört farklı zamanda iş yerlerinde, evinde ve aracında yapılan aramalarda satışa hazır halde çok sayıda bandrolsüz ve sahte bandrollü kitap ile bandrolsüz kitaplara basılmak üzere üretilmiş sahte bandroller ele geçirildiği, yapılan her arama faaliyetinden sonra sanık hakkında adli soruşturma başlatılıp, Cumhuriyet savcısınca savunmasının alındığı, sanığın böylece eylemlerinin ceza soruşturmasına konu olduğunu ve hakkında devam eden soruşturmalar bulunduğunu öğrenmesine rağmen eylemlerini devam ettirmek suretiyle suçtan elde ettiği kazançla geçimini sağladığı ve bunu alışkanlık haline getirdiği anlaşılmaktadır.
Buna göre, yerel mahkemece sanığın suçu meslek edinen kişi olarak kabulü ile hakkında TCK’nun 58/9. maddesinin uygulanmasında, Özel Dairece de bu uygulamanın isabetli bulunarak yerel mahkeme hükmünün onanmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.02.2014 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen admin — Pzr Mar 22, 2015 8:50 pm — Cevaplar 0 — Ziyaret 35


kararara.com Sitesine Git

Bir Cevap Yazın