9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Yasası’nın 352/a maddesinde yer alan “Bu Kanun uyarınca hükmolunan cezalar tecil edilemez, hürriyeti bağlayıcı cezalar 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı para cezasına ve tedbirlere çevrilemez,” kuralının Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir

Gerekçe Kısmını Gizle

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Esas Sayısı : 1994/52

Karar Sayısı : 1994/47

Karar Günü : 4.7.1994

R.G. Tarih-Sayı :R.G.’de yayımlanmamıştır. (Red)

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Terme İcra (Ceza) Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU : 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Yasası’nın 352/a maddesinde yer alan “Bu Kanun uyarınca hükmolunan cezalar tecil edilemez, hürriyeti bağlayıcı cezalar 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı para cezasına ve tedbirlere çevrilemez,” kuralının Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY :

Çekin karşılığının olmaması nedeniyle alacaklı tarafından borçlu aleyhine icra kovuşturmasına başlanmıştır.

Alacaklı, süresi içinde mal bildiriminde bulunmayan borçlunun, İİKnun 337. maddesi uyarınca cezalandırılmasını için İcra Ceza Hakimliği’den istemiştir.

Mahkeme, baktığı davada uygulayacağı İcra ve İflas Yasası’nın 352/a maddesinin Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine aykırı görerek iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

II- İTİRAZIN GEREKÇESİ :

İtiraz yoluna başvuran Mahkeme’nin, kararının gerekçe bölümü aynen şöyledir:

“Sanık hakkında tatbik edilecek madde İİKnun 337 maddesidir. Tatbik edilemeyecek maddeler ise İİKnun 352/a yolu ile 647 sayılı kanunun 4. ve 6. maddeleridir. Mahkememiz tanım maddeleri olan 647 sayılı kanunun 3. ve 5. maddelerine ve CMUKnun 104. maddesine göre 647 sayılı kanunun 4. ve 6. maddelerinin uygulanmasını emreden İİKnun 352/a maddesinin Anayasaya aykırı olduğunu görmüştür.

Öz olarak İİKnun 352/a maddesi ödeme şartını ihlal eden sanığın alternatifsiz olarak hapse girmesini emretmektedir. Bu haliyle toplumda pek deşifre olmamışsa da şiddet yanlısı bir madde görünümündedir. Kabul edilen odur ki; icra takibini akim bırakmak kamu düzenini çoğu suçtan daha fazla oranda bozmaktadır.

Takibi şikayete bağlı olup, mahkumiyeti paraya çevrilebilen, ertelenebilen, TCK 508. maddesindeki suç aynı zamanda yüz kızartıcı suçlardandır. Kamu adına takip edilen TCK. 309/1 maddesindeki mahkemece verilen ilama rağmen, aynı taşınmazı tekrar zaptetme suçunu aynı şekilde paraya çevrilip, ertelenebilen suçlardan olduğu madde metninden anlaşılmaktadır. Üçüncü olarak takibi şikayete bağlı olup, paraya çevrilemeyen, ertelenemeyen suç mal bildiriminde bulunmamaktadır. Benzer şekilde taahhüdü ihlal olarak adlandırılan İİKnun 340. maddesindeki suç ve dava konusu mal bildiriminde bulunmama suçlarının çok ağır biçimde yaptırıma bağlanmış olduğu örneklerle mukayesede anlaşılmaktadır.

Kanun tekniği açısından bakıldığında görülen özellik kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın tarifine giren, İİKnun 337 maddesinin müeyyidesinin, kısa süreli olmayan hürriyeti bağlayıcı ceza imiş gibi nitelendirilmesidir. Para cezasının tarifi yapılmıştır. Tarife uyar şekilde tedbire başvurmanın infazın tekniğine uygun olmadığının kıstası anlaşılamaz. Ertelenme şartlarının varlığına rağmen, kesinlikle ertelenmeme dilekçesi peşin hükümle yaklaşımı ortaya koymaktadır.

Verilen cezasının infazının da nasıl yapılacağını gösteren cezaların infazı hakkındaki kanun İİKnuna göre özel kanundur. Özel kanun genel kanunun bir maddesi ile yok sayma infazın İİKnuna göre yapılmasını öngörmek olur, cezai hükümler inzibakı nitelikte değilse infaz kanununa uygun olarak verilen cezaların infazı sağlanmalıdır. Ceza infaz kanununun 4/son maddesindeki madde hükümlerinin kimlere uygulanamayacağını göstermektedir. O halde 4. madde İİKnun 337. maddesinin belirttiği müeyyidenin yerine getiriliş şeklini göstermektedir. Uygulanmayacaksa dahi İİKnunda değil 647 sayılı kanunda genel hüküm olmalıydı.

Tesadüfen bu suç işlenebilir. Pazarlama şirketlerinin hızla çoğaldığı ülkemizde bürokratik külfet gibi görülen bir işlem olarak dahi görülse; mal bildiriminde bulunmamanın muhakkak hapisle neticelenmesi makul kabul edilebilecek izahtan her şartla uzaktır. Sermayenin korunması düşünülse dahi bu masum görülen bir maddenin arkasına saklanarak yapılmamalıdır. Bu yargıya suç sanıkların sosyal tabakalaşmanın inkar edilemeyeceği ülkemizde tavana değil, tabana doğru artmakta olduğundan varılmaktadır. Birkaç ansiklopedi, tencere – tava seti alanlar genellikle sanık, satanlar müşteki durumundadır.

Haklarında milyarlarca liralık kredi borcunu ödemediğinden dolayı takibat yapılan (genelde yapılmamaktadır) kişilerin mal bildiriminde bulunmadığından hapsedildikleri duyulmamıştır. Vaka olarak meydana gelse her türlü baskının konularından olmaları beklenirdi. Kaldı ki fukaralık seviyesi arttıkça suç sanığı olma ihtimalinin arttığını kabul, tersine yargıyı hemen doğurmaktadır. Hukuk devleti varsıllara hizmet eden devlet anlamını hiçbir zaman taşımamaktadır.

Türk milletinin yasama organında öncelikle Türk Milletinin günlük hayatını geleceğe dönük olarak düzenleyen yasaların çıkmasını beklemek ulusun talebi ve hakkı olmalıdır. Dava ile ilgili kanunun 352/a maddesi İİKnuna gören borcunu ödeyememenin asıl müeyyidesidir. Oysa, TCKnuna giren borcunu ödeyememe değil dolandırma dahi daha hafif müeyyidelendirilmiştir. Hiç değilse dolandırıcının hapise girmesi tek yol değildir. Dolandırdığı değerin bir kısmı ile paraya çevrilen cezasını ödeyebilir.

Netice olarak İİKnun 337. maddesinde belirtilen mal beyanında bulunmama suçundan verilecek cezanın infazının İİKnun 352/a’ya göre 647 sayılı cezaların infazı hakkındaki kanuna uygun olarak yapılmasını, Anayasa’nın cezaların şahsiliği ilkesine tamamen ters düşen hal olması sebebiyle Türk Anayasası’na aykırıdır. Aykırı olan İİKnun 352/a “Bu kanun uyarınca hükmolunan cezalar tescil edilemez, hürriyeti bağlayıcı cezalar 647 sayılı cezaların infazı hakkında kanunun 4. maddesinde yazılı para cezasına ve tedbirlere çevrilemez” maddenin Anayasa’ya aykırılığına, iptal için Anayasa Mahkemesi’ne başvurması, dair verilen karar sanığın yokluğunda müştekinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.”

III- YASA METİNLERİ :

9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Yasası’na 6.6.1985 günlü, 3222 sayılı Yasa’nın 44. maddesiyle eklenen “352/a” maddesinin itiraz konusu cümlesi şöyledir:

“Madde 352/a -Bu Kanun uyarınca hükmolunan cezalar tecil edilemez, hürriyeti bağlayıcı cezalar 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4 üncü maddesinde yazılı para cezasına ve tedbirlere çevrilemez,”

IV- İLK İNCELEME :

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince yapılan ilk inceleme toplantısında, başka bir husus üzerinde durulmadan esas yönünden karar verilmesi uygun bulunarak ilk inceleme raporu, itirazla ilgili dava dosyası, iptali istenen yasa kuralı ile Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve ilgili diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

İtiraz konusu İcra İflas Yasası’nın 352/a maddesindeki kural hakkında Anayasa’ya aykırılık savı ile daha önce Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuş ve bu itiraz yerinde görülmiyerek 11.3.1986 günlü, Esas 1985/32, Karar 1986/9 sayılı karar ile esastan red edilmiş, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı da 9.5.1986 günlü, 19102 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Anayasa’nın 152. maddesinin ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesinin son fıkralarında, Anayasa Mahkemesi’nin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı yasa hükmünün Anayasa’ya aykırılığı savıyla yeniden başvuruda bulunulamayacağı öngörülmektedir.

Aynı kural hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için, önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 9.5.1986 gününden itibaren geçmesi zorunlu on yıllık süre henüz geçmemiştir. On yıl geçmeden aynı kural hakkında Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması olanaksızdır. Bu nedenle Mahkeme’nin, itiraz başvurusunun yetkisizlik nedeniyle reddine karar verilmelidir.

V- SONUÇ :

İtiraz konusu kuralın iptali istemi, daha önce Anayasa Mahkemesi’nin 9.5.1986 günlü, 19102 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11.3.1986 günlü, Esas 1985/32, Karar 1986/9 sayılı kararıyla işin esasına girilerek reddedilmiş olduğundan, Anayasa’nın 152. madesinin son fıkrası ile 2949 sayılı Yasa’nın 28. maddesinin son fıkrası gereğince başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle itirazın REDDİNE,

4.7.1994 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Yekta Güngör ÖZDEN

Başkanvekili

Güven DİNÇER

Üye

Yılmaz ALİEFENDİOĞLU

Üye

Selçuk TÜZÜN

Üye

Ahmet N. SEZER

Üye

Haşim KILIÇ

Üye

Yalçın ACARGÜN

Üye

Mustafa BUMİN

Üye

Sacit ADALI

Üye

Ali HÜNER

Üye

Lütfi F. TUNCEL

Bir Cevap Yazın