Kurum Sınavları Mülakat Soruları

Aciyo, değer ayrılığı anlamına gelmektedir. Önceleri madeni paraların gerçek ve nominal değerleri arasındaki aynlık aciyo sözcü­ğü ile belirtilirdi. Günümüzde, senetli kredi işlemleri dolayısıyla bankalann müşterilerinden yaptıkları tahsilat.“aciyo”. olarak adlandırılmaktadır

 ACİYO FAİZ TEORİSİ .

Para kirasının gerekçesini zaman unsuruna bağlayan teoridir.

Psikolojik. Marjinalist Ekol’ün temsilcilerinden .Eugen Von Böhm-

Bawerk, 19. yy sonunda Pozitif Kapital Teorisi , adlı eserinden bu önemli konuyu işlemiştir. 13öiım-B;ıwerk’e göre faizin nedeni, insan­.. ların bugün elde edebilecekleri mala, aynı malın gelecekteki duru­ş- mıından fazla değer yermeleridir. însanlar bugünkü 100 TL’yi, 5 yıl sonra sahip olabilecekleri 100 TL’ye tercih etmektedirler. Ancak 5 yit   sonra sahip olabilecekleri 100 TL’yi şimdiden elde edip kullanmak isteyenler doğal olarak bir fark ödemeyi göze almaktadırlar. Bu tercih malın ve paranın şimdiki ve gelecekteki değeri arasında bir aciyo yada ayrılık belirmesine yol açmakladır, Faiz, zaman açısından bir tercihin bedelidir.

Aciyotaj sözcüğü çoğunlukla yasadışı, ahlakdışı nitelikteki işlem – lerden sağlanan fiyat farklarını belirtir. Mirebau, ucuza kapatılmış r  devlet tahvillerinin fiyat farklanndan kazanç elde etmek üzere hazırlanan tertipleri aciyotaj olarak tanımlamıştır. Modem bankacılıkta aciyotaj denilince, rayiçleri düşürmek ya da yükseltmek için girişilen spekülatif davranışlar anlaşılmaktadır.

Para Teorisi* bölümü, konuların birbirinin içerisinde olmasından dolayı Makro İkti­sadın içerisinde sunulmaktadır.

  • AÇIK POZİSYON

Bankaların varlıklarıyla yükümlülükleri arasında ortaya çıkan pa­ra uyuşmazlıklarına “açık pozisyon” denir, Bu duruma örnek olarak gün içinde onaya çıkan döviz açık veya fazlalan verilebilir.

AÇIĞA VURULMUŞ TERCİHLER TEORİSİ[*]

Samuelson tarafından ifade edilen açığa vurulmuş tercihler teori­si, açık bir fayda fonksiyonu kullanmaksızın talep ve tüketici tercihle­ri arasında bir ilişki kurmaya elverişli teorik bir alt yapı oluşturmakta­dır, Açığa Vurulmuş Tercihler (AVT) Teorisi, tüketicinin gerçekleşen seçimlerinden hareketle bir talep teorisi oluşturur. Bu teori, modern fayda teorisinin tüm varsayımlarım kullanır ve açıkça tanımlanmış bir fayda fonksiyonu kullanmadan fayda teorisinin tüketici talebi ile ilgili bulgularını doğrulamakladır. Ancak bu analizin dayandığı ön koşul, tüketicinin tam tercihlerini açıkça ortaya koyması gereğidir. Tam açı­ğa vurulmuş tercihler teorisi şu sonuca ulaşılmasını sağlamaktadır.

  • Eğer, tüketici bütçe kısıtma göre doyumsuz ve azalan marji­nal İkamenin olduğu bir fayda fonksiyonunu maksimize edi­yor ise, tüketici tercihleri tam açığa vurulmuş tercihler hük­münü sağlıyor demektir.
  • Eğer, tüketici tercilıleri tam açığa vurulmuş tercihler hükmü­nü sağlıyor ise, bu tercihler, tüketicinin faydasını maksimize ettiği yolundaki hipotez ile tutarlıdır.

ADAT

Faizin hesaplanmasında kullanılan bir teknik terimdir. Faiz temel oluşturacak miktar ile günlerin çarpımı sonucunda bulunan rakamdır. Bu rakam faiz oranının sabit bölenine bölünerek faiz hesaplanır, Ala­caklı hesaplarda yıl 365 gün, borçlu hesaplarda 360 gün kabul edil­mektedir.

365 yada 360 x 100

Sabit Bölen = ……… ……………… …

Faiz oranı

AHLAKİ İKNA

Merkez bankasının tespit ettiği iskonto haddi veri iken, bankala­rın müşterilerine verdikleri borçlara uyguladıkları l’aiz haddi veya dev­let .tahvillerinden elde edilen faiz haddi yükselince, kâr maksimizasyo- nünü amaçlayan bankalar iskonto haddi ile örneğin, kredi faiz haddi 1 . arasındaki farktan, yararlanmak için merkez bankasından yoğun bi- ‘ çimde borçlanmak isterler. Ancak merkez bankası, kendisinin belirli . bir para politikası izlemesini imkansız kılan böyle bir durumun ger­çekleşmesine müsaade etmez. Böyle bir durumda merkez bankası bankalarla görüşerek bankaları kendisinden yoğun biçimde borçlan­. mamaya ikna eder ve bıı uygulamaya kısaca “ahlaki ikna” denir.

<3> AKIM DEĞİŞKENLER

Bir zaman birimi başına değer olarak belirlenen değişkene “akım değişken.”denir, (tüketim, tasamıf, ücretler)

<§> AKOJRD SİSTEMİ

İşçiye verilecek ücretin, işçinin ürettiği mal birimi başına belirlen­mesi ve ücretin buna göre ödenmesi olarak tanımlanmaktadır. Kısaca “parça başına ücret” olarak tanımlanmaktadır.

<3> AKREDİTİF

Bir kişinin talebi üzerine bir bankanın şube veya mıılıabirleti nez- dinde herhangi bir kişi ya da firma lehine açılan bir itibar hesabına ‘’akreditif’ denir. Akreditif, koşulsuz ya da koşullu olarak açılabilir. Akreditif koşulsuz olarak açılırsa buna “şahıs akreditifleri”, koşullu olarak açılırsa “emtia veya emtia belgeleri için açılan akreditifler” denir.

<$> AKSAK MİKYES TEORİSİ

(Bkz: Topal ölçek)

  • ANAYASAL (POLİTİK) İKTİSAT TEORİSİ ^

Anayasal İktisat Teorisi “devletin gücü ve yetkilerinin nasıl sınırlandırılabileceği ve nasıl sınırlandırılması gerektiğini ” inceleyen bir disiplindir. Anayasal politik iktisat teorisinin felsefi temellerini Sos­yal Sözleşme Teorisi oluşturur. Sosyal sözleşme, toplumda birlikte ya­şayan bireylerin, temel hak ve özgürlükleri ile toplumun içerisinde uyulması gerekli olan kuralları içeren şeklî olmayan kurallar üzerinde görüş birliğine vaımalannı ifade eder. Anayasalar, yazılı üst hukuk kurallarıdır. Buna karşın, sosyal sözleşme ilkelerinin yazılı olması gerek­mez. Anayasalar iyi bir toplumsal düzenin politik ve ekonomik ilkele­rini açıklar. Sosyal sözleşme, anayasalar gibi belirli kurumlar oluşturmaz. Kollektif kararlann alınacağı çerçeveyi ve prosedürleri normlar  olarak saptamaz. Bunun yerine sosyal sözleşme, temel insani değerle­ri ortaya koymaya çalışır. Anayasal politik iktisat, iyi bir toplum düze­ni oluşturacak politik kuralların ve kurumlann sosyal sözleşme teorisine dayalı olarak belirlenmesini savunur. Ancak, anayasal politik iktisat, toplumun hem hukuki hem de kuramsal yapısını yönlendirecek anayasaların, vatandaşların bilinçli gayretleri ile İdeal şeklini alacağını kabul eder. Bu düşünce literatürde *Sözleşmeci Anayasacüık” olarak  adlandırılır.

<$ ANKES

Merkez Bankasının, emisyona sunduğu banknotlara karşılık ola­rak kasasında tuttuğu değerlere ”ankes (rezerv)” denir.

  • $> ANTAGONİZM TEORİSİ

Bu teoriye göre gelirlerin paylaşılmasında, emek ve sermaye bir­birine rakip durumdadır. İşçinin emeğinden daha fazla yarar elde edebilmesi, işverenin kârdan fedakârlıkta bulunmasına bağlıdır. Emek ile sermaye arasındaki antagonizmfhasımlık-düşmanJık), Ricardo tarafından incelenmiştir. Ricardo’ya göte kâr ve ücretten birinin payına kısıntı yapmaksızın diğerinin payını yükseltmek olanaksızdır. J.S Mili de emek ve sermayenin çıkarları arasında kesin bir antagonlzm bulunduğunu ileri sürmüştür. Patıl Leroy-Beaulieu ise antagonizmin iddia edildiği kadar kesin olmayacağını ve iki tarafın çıkarları arasında bağdaşmazlık bulunmadığını kanıtlamaya çalışmıştır.

‘<$ ANONS ETKİSİ
Merkez bankasının reeskont oranı aracılığıyla izlenen para poli­tikasındaki. değişiklik sinyalini piyasalara vermesidir.

<S> ARA. MALLARI

Diğer malların üretiminde kullanılmak üzere talep edilen ve sonuçla üretiminde yer aldıkları malların değerleri içinde ifadelerini f”‘          bulan   mallara   “ara malları”denir.

<$> ARDIŞIK TALEPLER HİPOTEZİ

“Linçler teorisi”de denilen bu teori, kişi başına geliri benzer olan  ülkelerin ardışık talep yapısına sahip olacaklarını ve benzer tipte mal tüketeceklerini savunmaktadır. Buna göre gelişmiş zengin ülkeler birbirleriyle ticaret yaparlarken, gelişmekle olan fakir ülkeler de birbiıie- riyle ticaret yapacaklardır.

<§> ARZ ŞOKU

Toplam arz eğrisinde artış ya da azalış yönünde kaymaların ger­çekleşmesine “arzşoku”denir. Bunun iki nedeni vardır:

Verimlilikteki  artış: Yeni teknolojilerin geliştirilmesi sonucu Özellikle emeğin verimliliğinin artması, maliyetin düşmesine ve aynı fiyatlar geneJ düzeyinde daha fazla mal üretilmesini ifade eder ki bu olgu toplam arzın artmasına neden oiur.

  • Girdi fiyatlarında değişme: Üretim faktörlerinin fiyatlarında­’ ki değişme, örneğin işgücü fiyatının yükselmesi, aynı miktar ürünün daha yüksek maliyetle üretilmesini ifade eder ki bu durumda da toplam arz eğrisi sola kayar. Toplam arz eğrisi­nin sola kayması aynı milli gelir düzeyinde fiyatlar genel düzeyinin yükselmesidir. Hem fiyatlar genel düzeyinin art­ması yani enflasyon hem de azalması sonucu issizliğin artma­sıyla ekonomide stagflasyon yaşanmaya başlamış olur.

<$> ARZ YÖNLÜ İKTİSAT

Bu iktisadi görüş, devlet politikasının toplam talep yerine özel sektörce sağlanan üretken hizmetler arzının arttırılması yönünde mer­kezileştirilmesi olarak tanımlanabilir. Arz yönlü iktisadın ortaya çık­masının temel nedeni 1974 yılında dünya ekonomisinin İçine girdiği stagflasyonist bunalımdır. Kurama göre ekonomideki stagfiasyonist bunalımı aşmada temel araç vergi oranlarıdır. Onlara göre vergi oran­larındaki bir düşüşün ekonomi üzerindeki etkisi vergi gelirlerini azal­ması değil artması yönünde olacaktır. Yani vergi oranlarındaki azalma kişilerin tasarruf eğilimlerini artıracak, artan tasarruf faiz oranlarının düşmesine bu da yatınmların artmasına neden olacaktır. Onlara göre artan yatırım ve üretim kapasitesi fiyatların düşmesine ve ulusal geli­rin artmasına neden olur ki bu durumda da ekonomi tam istihdama erişir.

<$> ARZULANAN SERMAYE STOKU

Arzulanan sermaye stoku, firmaların uzun dönemde sahip olma­yı plânladıkları sermaye miktarıdır. Arzulanan sermaye stokuna ulaşa­bilmek için firmanın yatırım yapması gerekecektir. Firmalar ne kadar sermaye kullanacağına karar verirken sermayenin marjinal ürününün değerini sermayenin maliyeci ile karşılaştırırlar. Sermayenin marjinal ürününün değeri sermaye kullanım maliyetinin üzerinde oldukça ila­ve sermaye kullanımı kân artıracağından firma sermaye stokunu artı­racaktır. Bu sebeple firma, ilave edilen son birim sermeyenin ürettiği hasılanın değeri, onu kullanım maliyetine eşit olana kadar yatırım yapmaya devam edecektir.

<$> ASLİ PARA

Devlet otoritesinin kanuni tedavül gücü sağladığı yani o toplum­daki herkesin alış verişte kullandığı banknot ve ufaklık paraya “asli para” denir.

<$> AŞHU DUYARLILIK

Tüketimin rassal yürümesi hipotezinin sozkonusıt olduğu du-. ‘ramda, gelirdeki beklenen değişmelerin tüketimi etkilemesi olgusuna “aşm duyarlılık”denir.

AŞIRI DÜZLEŞTİRME ,

’Tüketimin rassal yürümesi hipotezinin sözkonusü olduğu du­rumda, gelirdeki beklenmeyen değişmelerin tüketimi etkilememesi olgusuna “aşırı düzleştirme” denir.

f AŞIRI ENFLASYON

: (Bkz: Hiper Enflasyon) :                                   1

<§> AŞIRI TASARRUF TEORİSİ

(Bkz: Tasarruf Paradoksu)

<S> ATIL REZERV

Bankaların topladıkları mevduatlardan kanuni karşılıktan ayırdık­tan sonra borç vermeyip elinde tuttuğu, kredilerden arta kalan rezerv­lere “alıl rezerv” denir.

<§• AVRUPA PARA YILANI

(Bkz: Tüneldeki Yılan)

<§> AYLAK SINIF

ABD’de işveren sınıfı içinde gösterişçi bir biçimde tüketim yapan asalak kesimi ifade eden terimdir. Terim ilk kez, Thorstefn Veblen tarafından 1989’da kullanılmıştır. Bu aylak elit tabakanın, Amerika’nın sanayileşmesi sırasındaki modem işletmelerin rekabetçi mücadelesi­nin ürünü olduğu iddia edilir. Aylak kesimin içine girdiği bu süreç, servet ve mal İsrafını kapsayan hedonizmin bir biçimidir. Aylak sınıf bireyleri, halkın ilgisini çekebilmek için hem savurganca hem de her­kesin izleyebileceği biçimde lıarcama yaparlar

BANKA TEMİNAT MEKTUPLARI

Bİr bankanın, bir kimsenin belirli bir işe girişmesi halinde, bu kişinin bu İşi yapabilecek maddi güce sahip olduğunu ve işi lüç veya ge­reği gibi yapamamasından doğan zararların belidi bir limit içinde kar­şılanacağını taahhüt etmesidir.

<$> BANKAIARARASI PARA PİYASASI

(Bkz: Interbank)

<î> BASEI, n

Ülkelerin Merkez Bankalarının bir araya gelerek oluşturdukları bir kuruluş olan BİS “Bank for International Setttements” 1974 yılın­da Basel komitesini oluşturmuştur. Basel Komitesi 1988 Yılında Basel- I standartlarını yayınlamıştır. Bu standartlar bankalann uyması gere­ken çalışma kıstaslannı belirlemektedir. 2amanla mali piyasaların ge­lişmesi sonucu bu standartlar yetersiz kalmış ve Basel – n standartlan oluşturulmuştur. Yeni Basel Sermaye Uzlaştsı (Basel ID, bankalann sermaye yeterliliklerinin ölçülmesine ve değerlendirilmesine ilişkin olarak Basel Bankacılık Denetim Komitesi tarafından, yayımlanan ve yakın tarihte birçok ülkede yürürlüğe girmesi beklenen standartlar bü­tünüdür. Esas olarak, bankaların sahip olması gereken sermaye mik- tannı belirlemeye yönelik bir düzenlemedir. Bankacılıkta risk yöneti­mi, maruz kalınan riskleri ölçmek ve bu risklerin gerektirdiği sermaye-

BAUMOL-TOBİN PARA TALEP MODELİ

Bu modelin hareket noktasını karar birimlerinin kazançlarla, ^ v      (beklenen) harcamalar arasındaki zaman açığını kapatmak için para talep etmeleri ‘oluşturur. Bir başka deyişle Baumol-Tobin modelinde kişiler ve (itinalar Keynes’in likidite tercihi teorisinden farklı.olarak iş» lemler saikiyle, ihtiyat saikiyle ve spekülasyon saikiyle para talep et- inek yerine sadece izlemler saikiyle para talep ederler. Keynes’in para ,   … talebinde bir kişi ortalama para miktarını nakit veya, vadesiz hesabında tutmak suretiyle hareket ederken, Baıunol-Tobin modelinde kişiler böyle hareket etmeyip aylık kazancının yarısını ilk iki haftadaki harcamalarını finanse etmek için cüzdanında vadesiz, mevduat hesabında C’           tınmayı ve aylık kazananın diğer yarısını da faiz getirisi olan vadeli mevduat hesabına yatırmayı veya itibari değeri sabit olan (istenildiği anda itibari değeri üzerinden nakde çevrilebilen ve dolayısıyla da ser­maye kaybı riski olmayan) hazine boııosıı satın almayı tercih edebilir. f*                 Böylece aylık kazancının bir kısmıyla faiz geliri elde edebilecektir. Baumol-Tobin modelinin içerdiği sonuçlardan bir tanesi de Keynes’in likidite tercihi teorisinde ileri sürdüğü görüşün spekülasyon saikiyle para talebinin söz konusu olmadığı bir ekonomide de (kişilerin ve fir­maların sadece muamele saikiyle para talep ettikleri bir ekonomide de) geçerli olduğu hususudur.

<$> BARRO-RİCARDO DENKLİK TEOREMİ

Bu teoriye göre yapılan vergi indirimleri eğer cari gelir artışının sürekli olduğu düşüncesi yaratırsa tüketimlere dönüşecektir. Yani r eğer bireyler bugünkü  cari gelirlerinin        artışını gelecekte         vergi    artışlan olmayacağı düşüncesine sahip olursa tüketime kanalize edecektir. Eğer gelecekte vergilerin yeniden arttırılacağını düşünüyorsa, cari ge­lirindeki artışını tasarrufa yöneltecek ve tasarrufunu artıracaktır. Birey­lerin, gelecekteki gelir kaybını cari dönemdeki gelir artışıyla dengele­me düşüncesine “Barro-Ricardo Denklik teoremi” denir,

<t> BAZ PUAN

Faiz oranlarındaki değişimi ifade eden bir ölçüm birimidir. Nok­tadan sonraki 4 üncü haneye kargılık gelir (0.0001). Örneğin faiz ora­nının % 9-25’den % 10.75’e yükselmesi durumunda 150 baz puanlık bir artış söz konusudur. Diğer bir ifadeyle baz puan % 0.01’e karşılık gelmektedir.

BEKLENEN FAYDA TEORİSİ

Bemoulli tarafından ortaya atılan beklenen fayda teorisi, ölçüle­bilir bir fayda fonksiyonuna dayanarak belirsizlik halinde insan davra­nışlarını açıklamaya çalışır, insanlar karar verdikleri anda bu karardan doğacak sonucu tam olarak bilmemektedir. Bir eylemin sonucu tam olarak bilinmeden bu eylemi yapmak konusunda bir kararın Önceden alınma gereği, iktisat teorisinde belirsizlik halinde insan davranışlarını açıklayacak modellerin geliştirilmesine yol açmıştır.

<$> BERANEK YAKLAŞIMI

Beranek’in yaklaşımı kişi ve işletmelerin sahip oldukları aktiflerin ne kadarının para olarak elde tutulacağını, ne kadannın menkul de­ğerlere yatırılacağına ilişkindir. Bu yaklaşımda net para girişlerinin, fir- malann piyasa lıakkındaki bilgilerine ve beklentilerine göre ortaya çı­kacağı belirtilmektedir. Bunun için işletmelere net nakit girişlerinin olası dağılımı ile nakit yetersizliğinin işletmeye maliyetinin önceden bilinmesi gerekmektedir. Bu yaklaşanda nakit yetersizliği işletmenin nakit iskontolarından yoksun kalmasına neden olmaktadır. Bera- nek’in analizinde, menkul değerlere yapılacak bir birimlik yatırımın

Makıo iktisat

sağlayacağı ek net gelinil bir birimlik nakit yetersizliğinin yol açacağı maliyet artışına oranına eşit oluncaya kadar, işletmenin elde tuttuğu para miktarını menkul değerlere plase eimesi gerektiği kabul edilmek­tedir.

BASTIRILMIŞ ENFLASYON

■Enflasyonun gerisindeki eğilimleri eLkilemeksizin, fiyat değişme­lerini kontrol, etmek için -fiyatların dondurulması :dummtıdur.. Yani ekonomide bir .genel enflaşyonlsl eğilim söz konusu iken eğer fiyat kontrolleri yoluyla fiyatlar aşağıya çekiliyor ye burada tuuılabiliyorsa bastırılmış enflasyon durumu söz konusudur. :

5 NİSAN KARARI ABI . 1994 yılı başında, yükselen kamu açıklarına bağlı olarak artan iç faiz oranları, sıcak para girişini hızlandırmış veTL’nin reel olarak aşırı değer kazanmasına neden olmuştur. Bu gelişme, işgücü maliyetinde­ki ‘reel artışlar, doğrııdan ve dolaylı ihracat teşviklerindeki azalma.İle bjrleşince Türk ekonomisinin hızla rekabet gücünü kaybetmesine yol açmıştır. Uzun bir süre istikrarlı görünen İ-TI. paritesi ciddi şekilde bo­zulmuş, enflasyonist beklentiler büyük ölçüde artmış, Hazine içeride borçlanılmaz duruma gelmiştir. ABD’li kredi değerlendirme kuruluşla­rının Türkiye’nin kredi değerliliğini arka arkaya düşürmesi sonucu dış kredi bulma imkanı da kalmayınca siyasal iktidar bir ekonomik istik­rar paketini yürürlüğe koymuş ve hemen peşinden IMF ile bir stand- by düzenlemesine gidilmiştir. Krizin tırmanmasında, bankalann açık pozisyonlarının 5 Milyar $’a ulaşması ve bankaların kambiyo zararla­rını sınırlandırmak için döviz alımlarını arttırmaları etkili olmuştur. 5 Nisan 1994 tarihli ekonomik istikrar programının başlıca bedelleri şunlardır;

  • Enflasyonu hızla düşürmek, Türk Lirasına istikrar kazandır­mak, ihracat artışını hızlandırmak, ekonomik ve sosyal kal­kınmayı sosyal dengeleri de gözeten sürdürülebilir bir teme­le oturtmak

Ek vergi alınarak kamu gelirlerini arttırmak

  • Bir taraftan ekonominin hızla istikrara kavuşturulması amaç­lanırken, diğer taraftan istikran sürekli kılacak yapısal re­formları gerçekleştirmek
  • Kamu açıklan hızla aşağı çekilirken, konsolide bütçe açığının :j)

ve dolayısıyla kamu kesimi harcama gereğinin düşürülmesi

  • Kamunun ekonomideki rolünün yeniden tanımlanması ve yeniden Örgüdenmesini sağlamak, üretim yapan sübvansi­yon dağıtan bir devlet yapısından, piyasa mekanizmasının tüm kurum ve kurallanyla işlenmesini sağlayan ve sosyal dengeleri gözeten bir devlet yapısına geçmek
  • Hazine borçlanmasını çekici hale getirebilmek için başlangıç­ta enflasyonun çok üstünde bir faizle kağıt satılması ve za­man içinde bu faizin düşürülmesi

Uygulamaya başlanan bu programla hedeflerin bir bölümüne kı­sa zamanda ulaşılmış, ihracat artışına itlıalat daralmasının eşlik etmesi sonucu dış ticaret açığı küçülmüş ve bunu izleyerek cari işlemler den-gesi pozitif bir dengeye gelmiştir. Ancak hükümetin açıkladığı istikrar  tedbirlerine rağmen, spekülasyon kân peşinde koşan yabancı ve yer-li mali kuruluşlan dizginlemek mümkün olmamıştır. Merkez Bankası rezervlerinin azalmaya devam etmesi sonucunda $ serbest piyasada 40 bin TL’ye ve gecelik faizler %1000’e ulaşmıştır.

Kamuoyunda yaşanan mali krizde bankaların büyük payı olduğu      yargısının sonucu olarak bankalar sıkı denetim altına alınmış, olağa­nüstü vergilerin devreye girmesiyle bazı küçük bankalar iflas etmiştir. Bunun sonucunda da hükümet tasarruf mevduatlarında sınırsız garan­ti sistemine geçmiştir.

Siyasal iktidara duyulan güvensizlik, ekonomik istikrar programı­nın yürürlüğe konmasından sonra da devam etmiş, mevcut iktidarın ve dolayısıyla uygulanan istikrar programının uzun ömürlü olmayaca­ğını düşünen ekonomik aktörler beklentilerini olumlu bir çerçeveye    dönüştürememişlerdir. 1994 yılı sonlarına doğru ara seçim ve sonrasında da genel seçim lıavasına girilmiş olması da siyasal iktidarın ömrünü tamamlamak üzere olduğu ve dolayısıyla uygulamaya çalışılan istikrar programının terk edileceği inancının yerleşmesine yol açmıştır. Bu bağlamda 5 Nisan Kararlan için, çerçevesi tam belirlenmeden, siyasal ve yapısal olumsuzluklar giderilmeden uygulamaya so­kulmuş ve başarısız sonuçlar alınmış bir ekonomik istikrar prog­ramı olarak tarihe geçmiştir diyebiliriz.

Emek piyasasında, enfor­masyon eksikliğinden kay­naklanan mevcut iş ola­nakları ile işsiz işçilerin uyumlaştırılması sorununu, ifade eden eğridir. Eğrinin eğimi iş uydurma sürecinin nidit etkinliğini göstermektedir.

BORÇ SERVİS ORANI

Alınan borcun, büıün faiz, ana para ödemelerinin yıllık toplamı­nın o yılın ihracat gelirine oranına “borç servis oram” denir. Yüksek bir borç servis oranı, borçlan geri ödeme kapasitesinin zayıflığını ifa­de eder.

BÖLÜNMÜŞ PİYASALAR TEORİSİ

Bu teorinin temel varsayımı, farklı vadelere sahip finansal aktifler arasında herhangi bir ikame ilişkisinin bulunmaması şeklinde özetle­nebilir. Bu teoriye göre kısa ve uzun vadeli faiz oranlan ayrı piyasalar­da belirlenen l’aiz oranlarıdır. Buna göre her vadeye ilişkin faiz oranı, ilgili piyasadaki arz ve talep tarafından belirlenmekte ve diğer vadele­re ait piyasalardaki beklenen faiz oranından etkilenmemektedir. Bölünmüş piyasalar teorisi, finansal aktifler arasında tam ikame ilişki­si olduğunu kabul eden bekleyişler teorisinin tam tersidir.

<$> BREİTON WOODS SİSTEMİ

1944 yılında ABD’nin Bretton Woods kasabasında imzalanan an­laşma İle devreye giren altın kambiyo sistemine verilen addır. Buna göre ABD dolarının değeri altına bağlanmış ve 1 ons altın 35 dolar ola­rak belirlenmiştir. Anlaşma ile doların konvertibl para olarak ve diğer paralara karşı tam bir dönüşümü olduğu kabul edilmiştir. Yani dolar anahtar para niteliğini kazanmıştır.

<$> CAMBJRİDGE DENKLEMİ

Bu teoriye göre formülün sol tarafı (M) ekonomideki para arzını, sağ tarafı ise para talebini ifade etmektedir. Halkın elde para tutma ar­zusunu ifade eden “k” halkın alışkınlıklarına ve psikolojik koşullara bağlı olduğundan kısa dönemde sabit kabul edilebilir. Neo-klasıkler daima ekonominin tam istihdamda olduğunu varsaydıklarından işlem hacmini ifade eden “T” de sabit kabul edilir. Dolayısıyla para arzında. artış, doğrudan fiyatlara “P” yansıyacaktır. Bu anlamda mübadele denklemi ile aslında aynı sonuçlan vermektedir. Mübadele yaklaşı­mında para arzı ön plana çıkarılırken, Cambridge denkleminde para talebi (elde para tutma) ön plana çıkarılmıştır.

  • CARİ AÇIK SORUNU

Türkiye Ekonomisi’nde özellikle son yıllarda sıkça gündeme gelen ve en çok tartışılan konuların başında cari açık sorunu gelmek­tedir. Bunun başlıca nedeni, cari dengenin ekonominin en önemli ve hassas bileşenlerinden biri olduğu yönündeki genel kabuldür. Diğer bir ifade ile ödemeler dengesi ülke ekonomisinin aynası duru­mundadır. Cari dengeyi belirleyen dinamiklerin analizi, özünde bir ülkenin cari açık ve dış borç sürdürülebilirliği ile sermaye hareketleri özellikle sıcak para olarak da sıkça vurgulanan kısa vadeli sermaye hareketlerine ilişkin tartışmalarla doğrudan ilgilidir. Ayrıca cari açığın, bir kısım sihirli eşik değerleriyle ifade edilen sürdürülebilirliğine dair farkiı görüşler bir yana bırakılırsa, özellikle gelişmekte olan Ollce ekonomilerinde son yıllarda yaşanan döviz ve/veya finansal kaynaklı krizlerin en önemli tetikleyicileıi arasında kabul edilmesi, konunun güncelliği ile önemini artırmaktadır. Buna ek olarak, iç ve dış ekonomik göstergelerin ve/veya şokların cari dengeye etkilerinin yönii ve boyııtıınım-modellenmesi, ekonometrik olarak incelenmesi, politika karar alıcılarının mekanizmanın nedensellik boyutlarım net. tespit edebilmelerine yardımcı olur. Aynca, cari dengeyi .doğaldan ve/veya dolaylı etkileyecek para ve maliye politikalarının, sürdürülebilir hedeflere ulaşmak için doğru zamanda ve birleşim içinde uygulanabilmesi adına önemli ipuçları verir. Ülkemiz koşullan düşünüldüğünde bir dönem önceki cari açık, yurtiçi büyüme oranı, reel döviz kuru Türkiye’de cari açığın belirleyici faktörlerini istatistiki olarak açıklayan en önemli değişkenlerdir. Gelişmiş ülkelerdeki büyüme oranı göstergesi olarak seçilen yedi gelişmiş ülke ve Avrupa Birliği’ne üye on beş ülke büyümesi, dünya faiz oranı ve net uluslar arası rezervler ithalat oranı da anlamlı değişkenler iken cari açık üzerinde etkisi zayıf bulunmuştur. Dış ticaret lıaddi ve literatürde ikiz açıklar olarak geçen biitçe açığı(kamu kesimi kesimi borçlanma gereği) ile cari açık ilişkisinin yönü nedensellik testine göre belirsizdir. Dalgalı döviz kuru rejiminde, döviz kuru cari açık ilişkisi bağlamında Lira’nm değer kaybı veya değerlenmesi; iki zıt senaryo çerçevesinde yapısal ekonomik model ve etki-tepki analizi yardımıyla irdelenmiştir. Birinci dıırum, “döviz kuaı-enflasyon geçişkenllğl mekanizması ile fiyat istikrarını kaybetme”, ikinci durum ise “uzun vadede yurtiçi üre­timin uluslararası rekabet gücünü azaltma” riskini taşımaktadır. Her iki riskten de kaçınmanın yolu, karar alıcıların ekonominin öncelikleri doğrultusunda, orta-uzım vadede tüm ekonomik birimleri gözetecek politikalar izlemesidir. Dış ticaret politikası ile uyumlu, Türkiye ekonomisinin makroekonomik dinamikleri ve fiyat istikrarını gözeten bir kur politikasının, ekonomi politikalarına olan güveni arttıracağı ve geleceğe dönük beklentileri olumlu etkileyeceği açıktır.

  • CARİ FAİZ ORANI

Piyasada fon arz ve talebinin karşılanması sonucu oluşan faiz ora­nına “cari faiz oranı” denir.

  • COBER

Borsaya kayıtlı olarak ve kendi nam ve hesabına hisse senedi ve tahvil alım satımı yapan kişiye acober“ denir.

<$> COLDTURKEY

Enflasyonun azaltılması sırasında fiyat artışlannın birden düşürül­mesini öngören İktisadi yöntem “Cold Turkey ya da Şok Politikası” olarak ifade edilmektedir. Üç aşama söz konusudur;

  • öncelikle ekonomideki talep fazlasına neden olan para arzı­nın geriye çekilmesi sağlanır. Merkez bankası genişletmeyi durdurmak için parayı emici politika izler.
  • Daha sonra Stagflasyon aşaması gerçekleşir. Bu aşamada pa­ra arzı daraltılıp, talep kısılmasına rağmen enflasyon beklen­tileri devam ettiği için ücretler ile mal ve hizmet fiyatları arttı- nlmaya devam eder.
  • Son aşamada ekonomi canlanarak tam istihdam milli gelir denge düzeyine geldiği ve enflasyonun durduğu görülür.

<$• CROWDtNG OUT

Devletin kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla banka dışı sektörlere tahvil ihraç etmesi neticesinde faiz oranlarının yükselmesi­ne bağlı olarak özel yatırım harcamalarının azalmasına “Crotvding Out (dtşlama) etkisi” denir.

ÇAPA POIİ1ÎKASI

Ekonomik istikran sağlamaya yönelik politikalarda döviz kurlan- nın ve bazı flyatlann sabitleştirilmesine yönelik politikalara “çapa politikası” denir.

  • ÇAPRAZ KUK

Farklı milli paraların kurlarının dolar gibi ortak payda üzerinden hesaplanmasına “çapraz kur” denir. İki yabana para biriminin bir başka ülkedeki değerlerini göstermek için kullanılan kur sistemidir.

  • ÇARPAN

ÇEKİM HİPOTEZİ

Yeni Keynesyen iktisatçılar.tarafından.ortaya atılan bu hipoteze göre, önceki dönem fiiii işsizlik haddi Önceki dönem doğal işsizlik haddinden büyük olduğunda, cari dönem doğal işsizlik haddi de ön­ceki dönem doğal işsizlik haddinden büyük olur. :       :

^ÇEKİRDEK ENFLASYON                           .
<$> ÇİFT FAİZ TEORİSİ Fiyat endekslerinde belirli ağırlığa salîip olan bazı mal gnıplarının temel gösterge olarak alındığı enflasyona “çekirdek enflasyon”denir. Ülkemizde çekirdek enflasyon olarak özel imalat sanayi grubu fiyat endeksi temel alınmaktadır,    ;  .

İsveçli iktisatçı Knut Wicksell’in ortaya atüğt bir teoridir. Wick- sell’e göre tasarnıf ve yatırım eşitliğini sağlayan gerçek faizdir.(tabii    doğal-reel faiz) Piyasa faizi, yani bankalann uyguladığı faiz bunun alıma inerse yatının talebi artar. Ancak tasamıflar gerçek faize bağlı ol­duğu için değişmez. Bu durnm faizin tekrar yükselerek gerçek doze­re        yine gelmesine neden olur. Eğer piyasa faizi gerçek düzeyinin Üzerine çıkarsa, bu kez yatmmlar azalır. Dolayısıyla faizler tekrar gerçek düzeyine doğru harekete geçer.

<$► ÇOĞALTAN

Kamu harcamalan yoluyla yapılan yatırımlarda meydana gelen bir artışın kendisinden daha büyük bir miktarda faaliyet, dolayısıyla da gelir artışına sebep olmasına “çoğaltan (çarpan)” denir.

<$- DALGA TEORİSİ

Temel olarak piyasaların değişik dalga büyüklüklerinde hareket edeceğini İfade eden ve R. N. Elliott tarafından geliştirilen teoridir. Pi­yasada oluşan ve küçüklü büyüklü olarak ortaya çıkan dalgalara bıra­kılan piyasaların gelecekteki seyrinin serbestçe belirlenebileceğini ka­bul eder.          _

<» DALGALANMA KORKUSU HİPOTEZİ

Katı sabit kurun savunucularından Calvo ve Reihart tarafından gelişürilen dalgalanma korkusu hipotezi, sermaye hareketlerine açık ve güvensizlik sorunu yaşayan bir ülkenin, dalgalı kur rejimini istediği iıalde dalgalanma korkusu nedeniyle döviz kunınu serbest dalgalan­maya bırakamamastdır. Bu nedenle sözü edilen ülkeler dalgalanma yerine faiz oranlannı belirlemekte vc müdahale politikalan uygula­maktadırlar. Dalgalı kur rejimini uyguladığını iddia eden bu ülkeler aslında fiili kurlara müdahale etmektedir. Doğal olarak bu durum fınansal krizlerden korkmanın bir sonucudur. Dalgalanma korkusu, sözü edilen nedenlerden ötürü ülkelerin döviz kuru tercihlerinin seçi­minde Önemli bir unsurdur.

  • DAR BOĞAZ ENFLASYONU

*1Dar boğaz enflasyonu”, planlanmış bulunan tam istihdam gelir düzeyine ulaşmadan önce, kullanılan İktisadi kaynaklarla üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki yükselmeler sonucu genel fiyat düzeyin­deki genel artış olarak tanımlanır.

<S> DEFANSA AÇIK PİYASA İŞLEMLERİ

Merkez bankasınla kontrolü dışındaki faktörler nedeniyle parasal tabanda ve banka rezervlerinde meydana gelen değişiklikleri denge­lemek amacıyla yürütülen açık piyasa işlemleridir. Örneğin; bârikacı- . lık sistemine mevduat girişlerinin hızlanması soniıcıı banka rezervle­rinde parasal tabanda ve para arzında bir atış ortaya çıkabilir. Ekono- . imik birimlerin mevduat ya da diğer varlıklar arasındaki tercihleri di- . rekt olarak, merkez., bankasının /.kontrolünde olmadığı; için, merkez:

: bankasının bıı tercihlerin sözü edilen parasal büyüklükleri arttırıcı et-;-‘., kişini giderebilmek amacıyla satış işlemlerine girişmesi, savunmaya, .dayalı, bir açık piyasa işlemi niteliğindedir, .   ..              .

<8> DEFLASYON                                   .

Toplam arz fazlasının ortaya çıkardığı.istikrarsı?lıklara flayah ola­rak iktisadi hayatta meydana gelen daraltıcı hareketlere “deflasyon” denir. Bir başka değişle deflasyonist süreç ekonomide üretim artışının,. azaldığı, fiyatlar genel düzeyinde sürekli düşüşün görüldüğü bir ikti­sadi bunalımdır. Deflasyonist dönemde eksik talep nedeniyle sürekli olarak düşen fiyatlar işletmelerin kapanmasına, stokların çoğalmasına bu da işsizliğin artmasına ve azalan gelirle birlikte efektif talebin daha da aşağılara düşmesine neden olur.

<$> DEFLASYONİST AÇIK

Keynesyen modelde tam istihdam düzeyindeki toplam planlanan harcama ile tam istihdam reel GSMH düzeyi arasındaki negatif farka “deflasyonist afife” denir, Keynesyen modelde bıı açığı kapatmak için genişletici maliye politikası kullanılır. Zira para politikası, faiz haddi sabit varsayıldığmdan etkin değildir.

<$> DEĞİŞKEN FAİZ

Var olduğu süresince piyasadaki değişimlere paralel olarak değiş­me göstermiş olan bir borcun faizine “değişken faiz“ denir.

  • DEPRESYON ARALIĞI

Ekonominin şiddetli depresyona girmesi durumunda firmaların bünyesinde oluşan büyük atıl kapasite neticesinde firmalar cari fiyat düzeyinde sahip olduğu mallan satmakta endişelidirler. Bu yüzden fi­yattan artırmadan ellerindeki mallan satışa arz ederler. Böylece her fir­manın bir yatay arz eğrisi oluşur. Bu aralığa “depresyon aralığı” denk,

<$> DESTEKLEYİCİ PARA. POLİTİKASI

Genişletici maliye politikasını para politikasıyla desteklemek su­retiyle, genişletici maliye politikasının hasıla düzeyi üzerinde olumlu etkisi ortaya çıkanlır. Bunun sonucu olarak para talebinde ortaya çı­kan artışı, para arzını arttırarak karşılamak ve böylece faiz haddinin artmasını ve yatırımın azalmasını Önlemeye yönelik politikaya “destek­leyici para politikası”denir.

DEVALÜASYON

Dış açık veren ülkede hükümet karan ile döviz kurunun yüksel­tilmesi yani ulusal paranın dış değerinin düşürülmesi olayına “devalü­asyon” denir.

  • DEVALÜASYON ETKİSİ

Devalüasyonun ilk etkisi, ithal mallarını ulusal para cinsinden pa- halılaştırmak ve ihraç mallarını yabancı para cinsinden ucuzlatmaktır. Her ülkede talep, o ülkenin para cinsinden İfade olunan fiyatlarla ters orantılıdır. O nedenle devalüasyon, ithal talebini kısıcı ve ihracat hac­mini genişletici etkiler doğurur. Sonuçta ihracat gelirleri artıp, ithalat giderleri azalır ve dış ödeme açığı kapanır.

  • DEVREVİ DÜŞÜK İSTİHDAM

Daha çok gelişmiş ülkelerde görülen ve talep yetersizliğinden kaynaklanan eksik istihdam türüdür

  • DEZENFLASYON

Birbirini takip eden yılların karşılaştırılması sırasında, sonraki yı­lın enflasyon haddinde bir önceki yıla göre orraya çıkan azalışlara “dezenflasyon” denir. Dezenflasyon kısaca, enflasyon haddinin düş­mesi olarak tanımlanabilir. Örneğin 1997 yılında fiyatlar genel dilzeyi- . nin % 28,1998 yılında ise fiyatlar genel düzeyinin % 21 arttığını varsa­/’*’        yarsak ortaya çıkan enflasyon haddindeki düşüşe dezenflasyon denir.

Dezenflasyon kısaca, sert olmayan dçflaşyonist önlemlerle enflasyo­nun sınııiandmlmaya çalışılmasıdır.

DIŞA AÇIKLIK ENDEKSİ

Bir ülkenin yapmış oldıığıı ihracatın GSYlH’ya olan oranına “dtşa açıklık endeksi” denir.

DİLENCİ KOMŞU POLİTİKASI

Bir ülkenin para arzım artırması, parasının dış değerini düşürürken net ihracatını arttırarak istihdam ve hasıla seviyesini yükseltir. Fakat bu ülkenin net ihracatını artırması, diğer ülkelerin dış ticaret den­geleri aleyhinedir ve onların hasıla ve istihdam seviyelerini düşürür. Bu sebeple paranın dış değerini düşürmeye dayalı bir dış ticaret politikası “dilenci komşu politikası “ olarak adlandırılır ve işsizliğin ihracı manasına gelir.

<$> DtNAMİKCDEĞİŞİME DÖNÜK) AÇIK PİYASA İŞLEMLERİ

Yürütülen para politikasının amaçlan çerçevesinde, ekonomik parasal tabanı ve para arzını değiştirmek amacıyla yürüttüğü açık piyasa işlemleridir, örneğin j merkez bankası, ekonomide enflasyonist                       faaliyetleri etkileyebilmek için, merkez bankasının banka rezervlerini,

İktisat baskının yoğunlaştığını belirlerse, banka rezervleri, parasal taban ve para arzı artışını yavaşlatma ve kısa vadeli faiz oranını arttırma amacıyla açık piyasa alımlan yapmaya başlayacaktır. Burada dikkat edileceği gibi, banka rezervlerini ve parasal tabanı değiştirme yönün­deki karar metkcz bankası tarafından verilmektedir. Dinamik açık piyasa işlemlerinin en önemli özelliği budur-

$ DİNAMİK ANAIİZ

Bir iktisadi sistemin denge durumlarında meydana gelen deği­şimlerin üzerinde duran analize “dinamik analiz” denir.

<8> DİNAMİK TOPLAM ARZ DENKLEMİ

Gerçekleşen fiyat, beklenen fiyat ve hasıla arasındaki ilişkiyi yan­sıtan denkleme *dinamik toplam arz denklemi” denir. Dinamik top­lam arz denklemi, beklenen enflasyon veri iken gerçekleşen enflas­yon ile lıasıla arasındaki ilişkiyi gösterir. Bu denkleme göre gerçekle­şen enflasyon beklenen enflasyona eşit olduğunda, hasıla da doğal hasılaya eşit olur. Buna karşılık gerçekleşen enflasyon beklenen enf­lasyondan büyük olduğunda hasıla da doğal hasıladan büyük olur. Veya tam tersine gerçekleşen enflasyon beklenen enflasyondan kü­çük olduğunda hasıla da doğal hasıladan küçük olur.

<$> DİNAMİK TOPLAM TALEP DENKLEMİ

Toplam talepteki değişmeyi enflasyon haddindeki değişme ile ilişkilendiren denkleme “dinamik toplam talep denklemi” denir. Di­namik toplam talep denklemine göre, toplam talepteki değişme nomi­nal para arzı büyüme haddi ve hükümet alımları veri iken, enflasyon haddi tarafından belirlenir. Bu anlamda da enflasyon haddi ile toplam talepteki değişme arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Enflasyon haddi ne kadar yüksek olursa, toplam talep o kadar küçük olur.

Mikıo İktisat

<8> DtSEKONOMl

Dışsal ya da içsel nakit ve fiziksel kayıplar için kullanılan terim­dir. Eksi ekonomiye ömek olarak; Asit yağmuruna uğrayan tarım işlet­mesi dışarıdan fiziksel kayba uğraması, ekonomisinin istihdam düze­yinin yükselmesi ve ücretlerin yükselmesi sonucu maliyetleri yükse­len bir fabrikanın dışsal nakdi kayba uğraması, çok büyüdüğü için yönetim mekanizmasının işleyişi yavaşlayan ve etkinliği azalan firma-:

  • nın .içten fiziksel vc nakdi kayba uğraması verilebilir.: . • ■ .

V ‘4] DOĞAL İŞSİZLİK

, ‘Friksiyonel işsizlik ve yapısal işsizlikten meydana gelen işsizlik, toplamına “doğa! işsizlik “denir. .!’•’!      \               •                                                                               :

^ DOĞRUDAN KOTASYON          :                  ;

Bir birim yabancı paıanın değiştirilebildiği ulusal para miktarı ile \ kurların belirlenmesidir (1 .$ » 1.450.000TL).

<$> DOLABİZASYON               .     .

: Dolarizasyon, bir ülkenin para sisteminde ABDdolannm ağırlığı­nın artması neticesinde ülke parası ile ABD Dolarının yer değiştirme­sidir. 1990’Jı yıllarda ülkemizde yaşanılan ekonomik sistemdeki birçok Faaliyetin dolarla yapılması buna en iyi örnektir, (ev kiralarının $’la ödenmesi)

<$> DOLAYLI KOTASYON

Döviz kurunun, bir birim milli para ile satın alınabilen yabancı para miktarı olarak tanımlanmasına “dolaylı kotasyon” denir.

DÖVİZ KURU SİSTEMLERİ

  • Serbest Dafgatanma Sistemi: Serbest dalgalanan kur siste­minde ülke parasının değeri piyasa tarafından belirlenmekte-

dır. Döviz piyasasına yapılan müdahaleler kurlann istenilen     >*)

düzeyde oluşmasını sağlamak yerine, bu piyasadaki gereksiz dalgalanmalan önlemek ve değişimleri daha ılımlı lıale getir­mek için yapılmaktadır. Bu sistemde para politikası daha et­kin hale gelmekte ve ülkenin tutması gereken uluslararası rezerv miktarı azalmaktadır! Diğer bir avantaj ise dışsal şoklann ilk etapta nominal kurlar tarafından emilmesi sonucu ülke içindeki istikrara olumlu katkıda bulunmasıdır. Serbest dalga­lanan döviz kuru sisteminden kaynaklanan olumsuzluk ise diş ekonomik ilişkilerde belirsizlikleri ve riskleri artırması ne­deniyle kaynak dağılımını olumsuz etkilemesidir. Aynca para politikası için nominal çıpa özelliğini taşıyabilen döviz kuru

bu özelliğini kaybettiğinden, serbest dalgalanan kur sistemi enflasyona elverişli bir sistem haline gelebilmektedir.

  • Gözetimli Dalgalanma Sistemi,* Bu kur sisteminde parasal otorite döviz kurlanna müdahale etmekle birlikte, bu müda­haleler önceden belirlenmiş kurallara göre yapılmamaktadır.

Parasal otorite bu müdahaleleri, kendi karar alma mekanlzmasını bir takım ekonomik göstergeler doğrultusunda o an   için iyi olduğunu düşündüğü bir şeklide çalıştırarak gerçek­leştirmektedir. önceden açıklanmış kurallara bağlı olarak ya­pılmayan bu müdalıaleler, ülke ekonomisinin hareket alanını genişletmektedir. Aynca bu şekilde yönlendirilebilen kurlar­la, serbest dalgalanan kur sisteminin yol açtığı bir takım risk ve belirsizlikler azaltabilmektedir. Diğer yandan kurallardan yoksun bu tür müdalıaleler ekonomiler genelinde düşünüldüğünde birbirleriyle çelişen yönleri olabilmektedir. Kurlann gözetimli bir şekilde dalgalandığı bir ekonomide, yapılan müdahaleler sonucu elde edilmeye çalışılan ekonomik yarar­lar diğer (ilkelerin bundan olumsuz etkilenmesi sonucu olu­şuyorsa bu sistem “kirli dalgalanma”olarak adlandırılmakta­dır.

  • ÂraUk İçimde Dalgalanma Sistemi: Bu tür bir sistemde, kınların belirlenen bir aralık içinde serbestçe dalgalanmasına izin verilmektedir. Serbest dalgalanan ve sabit kur sisteminin bir birleşimi gibi algılanabilecek bu kur sistemi esnekliği ve istikran beraberinde getirir. Merkez parite olarak belirlenen aralığın ortalama, değeri kurlara bir belirlilik kazandırırken kurlann bu aralık içinde dalgalanabilmesi dışsal şokların etki­sini azaltmaktadır. Bu sistemde aralığın belirlenmesi bir prob­lem niteliğini taşımaktadır. Çok dar belirlenen aralık istikrar­. sizliği ve spekülasyonu beraberinde getirebilmektedir. Ayrıca bu aralığın sürdürülebilir olması bu sisteme güven için şarttır. Devamlı ayarlanan aralık beklenen faydaları yok edebilmek­tedir.
  • Yönlendirilmiş Sabit Parite Sistemi: Bu kut sisteminde ül­ke parasının değeri sabitlenmiştir. Ancak bu sabit değer, aynı yönlendirilmiş sabit aralık sisteminde olduğu gibi, o ülkenin seçilmiş ekonomik göstergelerine ve özellikle ödemeler den­gesindeki gelişmelere bağlı olarak ayarlanabilmektedir. Bu sistem yönlendirilmiş sabit aralık sistemi ite karşılaştırıldığın­da daha katı bir yapıya sahip olmakla birlikte alışılmış sabit kur sistemleri ile karşılaştırıldığında, bu sistemlerden Farklı olarak sabit kur üzerinde bir baskı oluştuğunda, yine gerekli ayarlamanın bir anda değil belirli aralıklarla ve sıklıkla yapılı­yor olmasıdır. Bu nedenle bu sistem, yönlendirilmiş sabit ara­lık sistemin avantajlarını ve dczavantajlannı beraberinde ge­tirmektedir. Bunlara ek olarak, aralığın olmaması nedeniyle belirsizlikler daha aza indirgenmiştir.

Kaygan Arahk Sistemi• Kaygan aralık sisteminde, bir Önce­ki sistemden farklı olarak, aralığın ortalama değeri (merkez kur) sabitlenmemiştir. Bu ortalama değer belli olmayan süre­lerle ayarlanmaktadır. Genelde yüksek enflasyon gözlenen ekonomilerde uygulama alanı bulan bir sistemdir. Ayarlana­bilir merkez kur sayesinde kurun olası aşın değerlenmesi en­gellenmektedir. Fakat kaygan kur sisteminde ayarlama süre­sinin ve sıklığının bilinmemesi piyasalarda belirsizlik yarata­bilmektedir.

Yönlendirilmiş Sabit Arahk Sistemi- Yönlendirilmiş sabit aralık sisteminde, ülke parasının değeri önceden açıklanmış sabit bir değer etrafında belirli limitler içinde dalgalanmakta­dır. Fakat esas alınan sabit değer seçilmiş ekonomik gösterge­ler ve özellikle ödemeler dengesindeki gelişmelere bağlı ola­rak ayarlanabilmektedir. Uygulamada aralık sistemi yönlendirilmiş tj sabit parite sistemi ile karşılaştırdığında daha eı _ esnek bir yapıya sahip­tir. Yönlendirilmiş sabit aralık sistemin alışılmış sabit kur sistemlerinden farkı, sabit kur üzerinde bir baskı oluştuğunda, gerekli ayarlamanın bir anda değil belirli aralık­larla ve sıklıkla yapılıyor olmasıdır. Aynca bu ayarlamalar ara­sında belirlenen limitler içinde dalgalanmasına da izin veril­mektedir, Yapılan bu ayarlamalar sayesinde, diğer sabit kur sistemlerinde gözlenen ve beklentiden kaynaklı spekülatif hareketler engellenebilmektedir. En büyük olumsuzluk ise faiz politikasının kurları destekleme zorunluluğudur. Bu ne­denle faizler ekonominin gerekleri doğrultusunda istenildiği gibi kullanılamamaktadır.

Ayarlanabilir Sabit Kur Sistemi- Bretton Woods sistemi olarak bilinen bir sistemdir. Bu sistemde kur sabit olmakla birlikte parasal otorite süresiz bir şekilde bu kum sürdürmek zorunda değildir. Belirlenen kıtr uygulanan ekonomik politi­kalarla tutarsızsa arzu edilen yönde değiştirilebilmektedir. Bu sistem dış ticaret üzerindeki kur belirsizliğini azaltarak eko­nomik İstikrara katkıda bulunur. Diğer yandan olası bir ayar­lama beklentisi (devalüasyon) yoğıın spekülasyonlara yol açabildiğinden ekonomide kriz yaratmaya elverişli bir sistemdir.

  • Tam Dolarizasyon Sistemi■ Bu sistemi uygulayan ülke pa-. rasal bağımsızlığına son vermekte ve başka bir ülkenin para birimini kullanmaktadır. Para kıınılu sisteminin uç şeklidir. Parasal disiplini artırması nedeniyle güvenirliliği fazladır. Ay­. nca istikrarsız bir döviz kurunun yol açtığı olumsuzlukları or­tadan kaldım-. En önemli maliyetleri ise senyoraj gelirinin kaybı, Merkez Bankasının son kredi mercii rolüne sınırlama­sı, ekonomiyi döviz kum krizlerine karşı duyarlı hale getirme­sidir.
  • Para Kurulu Sistemi Ülke parasının seçilecek olan yaban­; cı bir para ile sabit kurdan değişimini öngören ve belirli yasal düzenlemeleri gerektiren bir sistemdir. Bu sistemde para oto­ritesi tilke parasını sadece yabancı para girişi karşılığı bas­maktadır. Ayrıca Merkez Bankasının parasal düzenlemeler ve son kredi mercii gibi geleneksel fonksiyonlarına son vermek­tedir Diğer yandan bu sistemin uygulanması kolay olmakla beraber para ve maliye politikalarının güvenirliliğini artırma­sı, döviz kuruna istikrar kazandırması, faiz oranları birleştir­mesi ve finansal derinliği artırması gibi faydalan da vardır. Bunun yanında bir takım maliyetler de getirmektedir. Para kurulu sisteminde bankalar daha duyarlı hale gelmekte, Mer­kez Bankası fonksiyonlarını kaybetmekte, mali politikalar üzerine sınırlama gelmekte ve nominal kurlar esnekliğini kaybetmektedir. Bıı sistemin uygulanacağı ekonomide güçlü bir kamu finansmanı, sağlıklı bir finansal yapı ve yeterli mik­tarda döviz kaynakları gerekli görülmektedir.
  • DÖVİZ TAYIN1AMASI

Döviz tayınlamast, arzı yeterli olmayan bir dövizin onu talep edenlere karşı miktarı kısıtlanarak dağıtılması demektir. Bu durumda İliç kimsenin ihtiyacı tam olarak tatmin edilemez.

DÖVİZ TEVDİAT HESABI

Yurtiçi veya yurtdışında yerleşik kişilerin, ticari bankalarda açmış oldukları yabana para cinsinden mevduata “döviz tevdiat hesabı” denir.

<8> DÖVİZE HÜCUM

Herhangi bir kriz nedeniyle kişilerin ulusal parayı yabancı para­larla değiştirmeye yönelmeleri durumuna “dövize hücum” denir. Bu durum ancak sermaye hareketlerinin serbest olduğu ülkelerde söz konusu olur.

<3> DÖVİZ KURUNUN AŞIRILIĞI

Esnek döviz kuru sisteminin egemen olduğu bir ekono­mide başlangıçta denge IS(el) – LM1 — FE eğrilerinin ke­siştiği nokta olan A noktasında sağlan­mıştır. Hükümetin para arzını artırması sonucu LM1 eğrisi dışa doğru kayarak LM2 konumuna gelmiş ve faiz haddi de II – i* nok­tasından i2’ye düşmüştür. Ancak B noktasında yurtiçi faiz haddi dün­ya faiz haddinden küçük olacağından, yatırımcılar düşük getiril! ulu­sal tahvil yerine yabana tahvil satın almayı yeğleyeceklerdir. Bu du­rumda dövize talep artar ve böylece nominal döviz kuru (e) yükselir ve reel döviz kımı düşer. Böylece yurliçinde üreıiien mallar ucuzlaya­rak, net ilıracat artar ve IS eğrisi sağa doğaı kayar. Ancak nominal dö­viz kıırtı beklentileri hesaba katıldığında duamı değişmektedir. Döviz kıınında beklenen değişmelerin sıfırdan farklı olduğu hesaba katılırsa nominal döviz kurıında kayma el’den e2’ye değilde, el’den e3’e şek­linde ortaya çıkabilir. Çünkü yurtiçi faiz haddi denge durumundan i2’ye düştüğünde hiç kimse elinde yurtiçi tahvil tutmak istemez. Bu durumda yatırımcıların ulusal tahvil talep etmeleri için, döviz kurunun iç – dış faiz farkım telafi edecek kadar düşeceği beklentisi içinde olma­ları, nominal döviz kurunun e2’den daha yüksek bir değere yükselme­si gerektiğini düşündükleri anlamına da gelmektedir.

.Nominal döviz kuru yatırımcıların bekleyişleri baskısı altında Cjş’den e3’e yükselince, IS eğrisi’de ISfe])’den IS(e3>’e kayar ve mal pi- yakasında hasıla Yj olmasına rağmen toplam talep Yj olacaktır. Bu du­rumda V.1 Y3 kadar bir talep fazlası ortaya çıkacaktır. Talep fazlası ha­sılada artışa; hasılada artış işlem güdüsüyle para lalebinde artışa; bu yurtiçi faiz haddinde yükselişe; en son olarak da nominal döviz kuru­nda düşüşe neden olacaktır. Faiz haddinin ve yatmmdaki nominal dö: viz kurunun yükselmesi ise ihracatta bir azalışa neden olacaktır. Bu süreç sonunda İS eğrisi IS(e3) den ]S(e2) konumuna gelir.

Döviz kurunda beklentilerin hesaba katılmasıyla, nominal döviz kurunun ej’den önce yeni denge değerinin üstüne çıkması ve daha sonra düşerek yeni denge değerine eşit olmasına “döviz kurunun aşı- rthgt” denir.

<$> DÖVİZ PİYASASINA MÛDAHAIi GEREKÇELERİ

Döviz kurunun düzeyini ve değişkenliğini etkileyen faktörlerin, ekonomi üzerinde oluşabilecek olumsuz etkilerini gidermek amacıy­la, merkez bankaları döviz piyasalarına müdahale etmekledir. Döviz piyasası, cari işlemler yoluyla gerçekleşen net para akımlanndan ve sennaye hesabı vasıtasıyla gerçekleşen para akımlarından etkilenmek­tedir. Cari işlemler yoluyla sağlanan net para akımları ultısal-yabancı mal ve hizmet fiyatları arasındaki farklılığa bağlıdır. Sermaye hesabı vasıtasıyla gerçeklemen para akımlan İse yıırtiçl ve yurtdışı faiz farklı­lıklarına göre belirlenen aktiflerin getiri oranlarına bağlıdır. Döviz kur­larının gerek sermaye hesabı vasıtasıyla, gerekse cari işlemler yoluyla sağlanan net para akanlarının etkisi altında olması, bazı koşullarda kurların düzeyini uiusal ekonomi politikalarıyla uyumlu olmayan bir şekilde etkileyebilmektedir.

Esnek kur sisteminde uiusal paranın değeri arz ve talep koşulları tarafından belirlenmektedir. Ulusal para arzı para talebini aştığında veya yabana para talebi yabancı para arzını aştığında, ulusal paranın yabancı paralar cinsinden değeri düşmektedir. Sabit kur sisteminde ise merkez bankası, parasının değerini önceden belirlenen bir düzey­de tutmak için piyasaya müdalıale etmektedir. Bu süreçte merkez bankası müdahalelerinden döviz rezervleri ve para arzı etkilenmekte­dir. Piyasada ulusal paraya olan talep arttığında merkez bankası ya­bancı para karşılığuıda ulusal para satmaktadır. Bu şartlarda ulusal pa­ra sauşı, ulusal para arzını ve dolayısıyla enflasyon oranını arttırmak­tadır. Uiusal para arzının para talebini aştığı şartlarda ise merkez ban­kası, yabancı para karşılığında ulusal para fazlalığını satın almaktadır. Ulusal paranın satın alımı bu süreçte, ulusa] para arzını azaltmakta ve enflasyonun kontrol akında tutulmasını kolaylaştırmaktadır. Merkez bankasının müdahaleye yönelik işlemleri, yabana paranın ulusal pa­ra karşılığında alınıp satılmasından oluşmaktadır. Müdahaleye yönelik işlemler sterilize edilmediğinde ulusal parasal taban artmakta veya azalmaktadır. Örneğin merkez bankasının ulusal paranın aşın değerli olduğu şartlarda piyasaya müdahalesi, yabancı para karşılığında ulu­sal para satışı şeklinde gerçekleşmektedir. Bu müdahale şekli parasai taban üzerinde genişletici etkilere neden olmaktadır. Merkez bankası­nın piyasaya ulusal para satması bir yandan nominal döviz kurunu yükseltirken, diğer yandan nominal faiz lıadlerlnde düşmeye neden olmaktadır. Bu süreçte parasal genişleme açık piyasa işlemlerine baş­vurmaksızın sağlandığından, tahvil arzında bir değişim meydana gel­memektedir. Ancak nominal faiz hadlerindeki düşme, tahvil piyasa­sında talep artışianna bağlı olarak tahvil fiyatlarının yükselmesine ne­den olmaktadır. Merkez bankasının aktif bileşiminde müdahalelere bağlı olarak meydana gelen bu değişimler, özel iktisadi birimlerin portföylerindeki yerli ve yabancı aktif paylarını da etkilemektedir.

Döviz piyasası müdahaleleri, kurların düzeyini ve/veya değişken­liğini etkilemeye yönelik olarak yapılmaktadır. Bu alandaki çalışmala­rı içeren literatür iki kategoriye ayrılmaktadır. Birinci kategoride yer alan çalışmalar, döviz kurlarının düzeyine yöneliktir. İkinci kategoride yer alan çalışmalar ise döviz kurlarının değişkenliği ile ilgilidir. Ancak temelde her iki kategoride yer alan çalışmalarda ulaşılan ortak sonııç, sterilize edilen müdahalelerin döviz kurunun dtizeyi ve değişkenliği . üzerine istatistiksel olarak.anlamlı etkilerinin olmadığıdır. Kur değiş- kenligi ile İlgili olarak yapılan çalışmalara göre, müdahaleler beklen­medik ve önemli boyutta olduğunda, etkili olmaktadır. Müdahalelerin beklendiği ve miktar olarak önemli olmadığı şartlarda, para otoritele­ri döviz kurlarının değişkenliğini etkiîeyememektedir. Merkez Banka­sı taralından yapılan müdahalelerin etkinliğine yönelik olarak yapılan bazı çalışmalarda, koordine edilen müdahalelerin kısa dönemde etkin olduğu yönünde istatiksel olarak anlamlı .sonuçlara ulaşılmıştır. Bu ça- : 1 ış ma la m göre, ABD, Japonya ve Avrupa Merkez Bankası arasında l<o- oıdineli müdahaleler olduğunda, müdahalelerin başarılı olma olasılığı tek yanlı müdahalelere göre daha yüksektir. Koordine edilmiş müda­haleler para otoritelerinin kredibilite sorununun olduğu küçük açık ülke ekonomilerinde, müdahalenin etkinliği açısından Önemlidir. Dö­viz piyasalarına yapılan resmi müdahalelerin niteliği gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında farklılaşmaktadır. Gelişmiş ülke­lerdeki müdahaleler özellikle 2000 yılından itibaren nitelik değiştir­miştir. 1990’lı yıllarda ABD ve Avrupa para otoritelerinin döviz piyasa­larına müdahaleleri sınırlı düzeyde kalmıştır. ABD para otoriteleri 1990’lı yılların ikinci yarısında piyasalara iki kez müdahalede bulun­duklarını açıklamışlardır. Bunlardan ilki, Japon Merkez Bankası ile bir­likte Yen’i desteklemek amacıyla Haziran 1998’de, diğeri ise G-7’lerle birlikte Eııro’yu desteklemek amacıyla Eylül 2000’de gerçekleştirilmiş­tir. Eylül 2000’den itibaren ise G-7 Ülkeleri tarafından döviz piyasaları­na koordineli olarak müdahalelerde bulunulmaktadır. Bu ülkelerin dı­şında Avustralya ve İsveç gibi gelişmiş ülke merkez bankaları da 1998 yılından İtibaren döviz piyasalanna tek yanlı müdahalelerde bulun­maktadırlar. Gelişmekte olan ülkelerde döviz piyasalarına yapılan res­mi müdahalelerin döviz kıırlan Üzerindeki etkileri, gelişmiş ülkelere göre daha fazladır. Gelişmekte olan Ülkelerin döviz piyasalarındaki iş­lem hacmi, gelişmiş ülkelerin işlem hacminden daha düşük olduğu için önemli büyüklükte olmayan müdahaleler dahi kurların düzeyine etki edebilmektedir. Buradaki temel husus, gelişmekte olan ülke mer­kez bankalannın döviz piyasalarına yaptıkları müdahalelerin tamamı­nı sterilize etmemeleridir. Bu nedenle ülkelerde müdalıalelerin geniş­letici etkileri meydana gelebilmektedir. Gelişmekte olan ülkeler ile ye­ni gelişen ülkelerin döviz piyasalanna müdahale hacimleri birbirlerine benzerlik göstermektedir. Yeni gelişen ülkelerde de döviz piyasalan­na son dönemde Önemli büyüklükte olmayan müdalıalelerde bulu­nulmaktadır. Bu ülkelerde müdahaleler önemli büyüklükte olmaması­na rağmen, ülkelerin döviz piyasası müdahalelerini etkin olarak de­ğerlendirmeleri dikkat çekicidir. Bu durum, müdahalelerin büyüklüğü ile döviz kurlarına yönelik temel amaçlann gerçekleşmesi bakımından müdalıalelerin etkinliği arasında, doğrudan bir bağlantı kumlamaya­cağım göstermektedir.

  • DUL KÜPÜ TEORİSİ

Kaldorcu gelir dağılımı teorisi olarak da ifade edilen fonksiyonel bir gelir dağılımı teorisidir. Ücretliler ve sermaye sahiplerinin tasarruf eğilimleri sabit tutulduğunda, gelir içindeki kâr payının yatırımın hâsı­laya oranı ile belirlenmesi şeklinde özetlenebilmektedir. Bu durum, ücretlilerin kazandıklan harcamaları; sermaye sahiplerinin ise harca­dıklarını kazanmalarına neden olmaktadır.

<S> DUR-KAUK POLİTİKASI

Kısıtlamalardan oluşan kısa dönemlerle, enflasyonun kısa dö­nemlerini birleştiren ekonomi politikasıdır. Terim Ingiltere’de 1960’lann başında, herhangi bir uzun vadeli ekonomik planlaması bu­lunmayan Macmillan hükümetini eleştirmek İçin kullanılmıştır.

<$> DUYURU ETKİSİ

.Bir politika.değişikliği haberi verildiğinde, bu değişikliğin kendisi . önemli, .olmamakla birlikte, bu haberin başka alanlarda ciddi : /. değişiklik.yapma, niyetlerine işaret ettiği durumlarda.söz:konusu olur. Örneğin merkez bankasının reeskont oranım düşürmesi durumunda,. düşüş oranının kendisi önemli olmasa da reeskont oranının düşürülmesi, bunu izleyecek genişletici politikalann bir işareti olarak düşünme olanağı sağlar. :

EFEKTİF TALEP

Efektif talep, harcama biçiminde düşünülen ve istihdam düzeyi­. nin de işgücü cinsinden ifade edildiği milli gelir demektir.

EFT SİSTEMİ

  • Elektronik Fon Transferi sistemi, para ve hesaplar arası akışın elektronik iletişim olanaklarının kullanılmasıyla gerçekleştirildiği sis­temdir. IıFT, tahsili ve aktarımı vakit alan diğer araçlara göre daha hız­lı yapılması ve maliyetleri düşümıesi nedeniyle günümüz ekonomi ya­pısında çok yoğun olarak kullanılan bir sistem haline gelmiştir.

<§> EKONOMİDEKİ ŞIRINGA VE SIZINTILAR

I+G+X“S+T+M

Bir ekonomide yatırım harcamaları (1), kamu harcamaları (G), ve ihracat (X) arttıkça denge milli geliri büyürken; tasarruflar (S), vergiler (T) ve ithalat (M) arttıkça denge milli geliri düşmektedir. Bu nedenle yatının, ihracat ve kamu harcamalarına milli geliri yükselten “toplam şırıngalar”, tasarruf, vergi ve ithalata ise milli geliri azaltan “toplam sı­zıntılar” denilmektedir. Toplam şırıngalar ile toplam sızıntılar birbiri­ne eşittir.

<§> EKSİK DEĞERLENMİŞ PARA

Yabana paralar cinsinden değeri serbest piyasadaki değerine ya da uzun dönemde ulaşacağı denge değerine göre düştlk olan paradır.

EKSİK ENFORMASYON MODELİ

Bu yaklaşımda her üreticinin bir tek mal ürettiği ve birçok mai tü­kettiği farzedilmektedir. Mal sayısının çok fazla olması nedeniyle arz edenler tüm fiyatları aynı anda gözleyemezler. Üreticiler kendi ürettik­leri malların fiyatlarını yakından izlerlerken tükettikleri tüm malların fiyatlarını aynı şekilde çok yakından izleyemezler. İşte bu durum (ek­sik enformasyon) nedeniyle üreticiler, fiyatlar genel düzeyindeki de­ğişmelerle nispi fiyatlardaki değişmekleri bazen karıştırlar ancak bu, ne kadar arz edecekleriyle ilgili kararlan etkilemez. Bu modelde fiyat­ların beklenen fiyatları aşması dunımunda arz edenler kendi ürettikle­ri malın nispi fiyatının yükseldiğini zannederek üretimlerini arttınrlar.

<$> EMERSON SİSTEMİ

Bu sisteme göre fabrikada uygulanan normun üçte iklslni(2/3) tutturan işçiye ücreti tam olarak ödenir. Bunu aşan işçiye ise ayrıca prim ödenir. Benzer bir sistem önerisi ABO’de yapılmıştır. Bu tür sis­temlerin cazip gelen tarafı ücretle verimlilik arasında bağıntı kurması­dır.

  • EMİSYON PRİMİ

Menkul kıymetlerin itibari değeri ile nominal satış değeri arasında ortaya çıkan müspet farka “emisyon pirimi” denir. Örneğin itibari değeri 10-YTL ve satış değeri 15-YTL olan bir menkul kıymetten 1000 hissenin var olması durumunda ortaya çıkan 5000-YTL müspet fark emisyon pirimi olarak kabul edilmektedir.

EN İYİ GAYRET ARACILIĞI  :             .    :…… ’

Bir menkul kıymete aracılık eden kurutuşun, satış süresi sonunda menkul.kıymetin satılmayan kısmının ilıraççı kuruma geri iadesini.ya da bu menkul kıymeti daha önceden satın almayı taahhüt.etmiş, kişi­lere satışını ifade eder.

<$> ENDEKSLİ TAHVİL

Enflasyonisr süreçlerde, enflasyonun tahvillerin üzerinde yazılı , olan değeri aşındırmasını ve böylelikle tahvil saleplerinin zarara uğra­malarını önlemek acıyla çıkartılan tahvil türüdür,

<S> ENFLASYON ATALETİ

Bekleyişler teorisi altında kişiler, paranın cari dönemde geçmiş dönemdeki kadar değer kaybedeceğini bekledikleri için, para cari dö­nemde geçmiş dönemdeki kadar değer kaybeder. Enflasyonla bekle­yişler arasındaki ilişkiyi vurgulayan bu duruma “enflasyon ataleti” denir.

<$► ENFLASYON HEDEFLEMESİ

Merkez bankalarının genellikle hükümetlerle birlikte, para politi­kası amacı olarak belli bir enflasyon rakamını hedeflemeleri enflasyon hedeflemesi olarak tanımlanmaktadır. Bu tür bir uygulamada, lıedef- lenen enflasyonun beklentileri etkileyebildiği ölçüde nominal çapa görevini üstlenmesi öngörülür. Diğer politikalardan farkı, enflasyon hedefinin net bir şekilde kamuoyuna duyurulması ve bu konu ile ilgili doğrudan sorumluluk alınmasıdır. Politikanın uygulanmasında, uy­gulayıcı kurum olarak merkez bankaları amaca yönelik bir araç ba­ğımsızlığına kavuşmaktadırlar. Diğer bir ifade ile merkez bankaları, kur ve faiz politikalarını enflasyonu kontrol altına almak amacı ile is­tedikleri biçimde kullanabilmektedirler. Bu tür uygulamalar, bir eko­nomideki ttim büyüklüklerin nominal çapa özelliğini kaybetmesi so­nucu bir zorunluluk olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu tür bir poli­tikanın başarısı için, güçlü ve sağlıklı bir mali yapı, enflasyon ile para politikası araçları arasında gözlenebilir ve istikrarlı bir ilişki, kredibili- te, bağımsızlık ve açıklık gibi unsurlar ön koşul olarak sayılmaktadır.

  • ENFLASYON SPİRALİ

“Enflasyon sarmalı* olarak da ifade edilen bu kavram, ücretlerin, kârların ve fiyatların birbirini kovalayarak yükselmesini ifade etmek­tedir.

<$> ENFLASYONİST AÇIK

Keynesyen modelde tam istihdam düzeyindeki toplam planlanan harcama ile tam istihdam reel GSMH diizeyi arasındaki pozitif farka “enflasyonist açtk”denir. Keynesyen modelde bu açığı kapatmak için daraltıcı maliye politikası kullanılır. Bıı anlamda toplam planlanan lıarcamayı daraltmak için; hükümet kendi harcamalannı azaltabilir, vergi haddi yükseltilerek lıarcanablllr gelir ve böylece de tüketim azal­tılabilir veya transfer ödemeleri enflasyonist açığın marjinal tüketim eğilimine oranı kadar azaltılabilir.

<S> ENFLASYONUN AYAKKABI MALİYETİ

Ayakkabı maliyeti; enflasyonun paranın satın alma gücünü aşın­dırmasının neden olduğu maliyeti düşüımek için gösterilen çabanın,harcanan zamanın maliyeti olarak tanımlanmakladır. Bıınu bir örnek­le açıklamak gerekirse; yıllardan beri (‘ilkemizde yaşanan kronik enf­lasyon ortamında iş adamları, çeşitli meslek mensuplan, esnaf ve sa­natkarlar, sade vatandaşlar, zamanlarının önemli bir bölümünü salıip oldukları para ve diğer nominal finansal aktiflerinin değerlerini koru­mak ve zaman zaman onaya çıkan fırsatlardan yararlanarak arttırmak için harcamaktadır. Böylece iş adamları, esnaf ve sanatkarlar, insanlar . zamanlarının bir bölümünü bif yandan banka ve diğer finanşai kurumlarla yakın temasta kalmak için, diğeı’ yandan elde tuttukları finan- sal kıyınçtlerinin, paralarının değer kaybım önleyici, reel olarak satın. alma gücünü arttırıcı her. türlü bilgiyi edinmek için iletişim araçlarını, telefon, faks, internet ve bu gibi teknolojileri kullanmakta, zaman za- man.da bizzat bankalara ve aracı kıımmlara gidip gelerek paralarım ve .finansal aktiflerini enflasyonun olumsuz etkilerinden korumak, önle­rine çıkan spekülatif fırsatlardan yararlanmak için harcamaktadır, işte bu süreçle geçirilen zaman ve harcanan emek enflasyonun ayakkabı maliyeti olarak tanımlanmaktadır.

ENFLASYONUN ETKİLERİ

  • Gelir Daöıhmı Üzerindeki Etkileri

Enflasyonla birlikte toplumda bir kesim satın alma güçlerini enflasyona karşı korurken; işçi, memur ve emekli başta ol­mak üzere sabit gelir elde edenler satın alma güçlerini koru­yamazlar. Böylece toplumda ücretli kesimden, serbest mes­lekle uğraşanlara ve kâr geliri elde edenlere doğru bir gelir transferi yani “yeniden gelir dağılımı olgusu” yaşanır,

  • Tasarru f r/e Yatırımlar Üzerindeki F.tkisi

Enflasyon dönemlerinde faiz oranlarının enflasyonun üzerin­de olması gerekir. Bazı kesimlerdeki faiz oranlarının enflas­yonun altında kalacağı korkusu (dtişük ve orta gelirliler), bıı kesimlerdekilerin tasarruftan uzaklaşmalarını ve tüketimlerini artırmalarına neden olur. Enflasyonla birlikte daha da zengin­leşen yüksek gelirli kesimler ise tasarruflannı artırmalarına rağmen bu tasarrufları spekülatif alımla ra yönlendirirler. Böy- lece enflasyon dönemlerinde ekonomide üretim miktarını arttıracak yatırımlar azalır.

  • ödemeler Dengesi Özerindeki Etkisi

Enflasyon dönemlerinde Ülke içi fiyatların artması, döviz kur­larında gerekli düzenlemeler yapılmadığı takdirde, ithal mal- lannın daha ucuz hale gelmesine, ihraç mallan değerinin ise yükselmesine neden olur. Böylece ithalat artarken, ihracat azalır ve Ödemeler dengesi bozulur. Bu durumda ithalatı sı­nırlayıcı politika izlenerek devalüasyon yapılır. İthalatın kısıl­ması, ülke içinde hammaddesi dışarıdan gelen ürünlerin üre­timinde tıkanmaya ve ithal girdi maliyetlerinin artmasıyla mevcut enflasyonun daha da şiddetlenmesine neden otur.

  • Kavnah Tahsisi Özerindeki Etkisi

Enflasyon, tasarrufları kısa vadeli spekülatif amaçlı yatırımla­ra yöneltir. Dış ödemeler dengesi bozulduğundan İthal edile­meyen bazı mallar ülke içinde üretilmeye başlanır. Böylece uluslararası rekabetten uzak, enflasyon ekonomisi kurallanna göre faaliyette bulunan hantal endüstriler, kaynak israfına yol açarlar. Yani enflasyon, göreceli olarak fiyat yapısını bozarak üretim faktörleri dağılımındaki etkinliğin kaybolmasını sağlar.

ENFLASYONUN KAYNAKLARI

  • Klasikler, miktar teorisiyle enflasyonu para miktanndakl artış­larla açıklamaktadır.
  • Keynesyenler, enflasyonun kaynağı olarak gelir ve harcama miktarındaki artışlan göstermiştir.
  • Monetaristler, modern miktar teorisiyle enflasyonu sadece para miktarının üretim miktarım aşan orandaki artışlarına bağlamaktadır.
  • Rasyonel bekleyişçiler, enflasyonda bekleyişlerin rolünü ön plâna çıkarmaktadır.

Enflasyonun kaynağında genel olarak ise şunlar gösterilebilir:

  1. Üretim ve yatının miktarındaki düşüklük
  2. Üretim maliyetlerindeki yükseklik
  3. Tüketim harcamalarındaki aşırı büyüme
  4. Tasarrufların yeterli düzeyde gelişmemesi :
  5. veya aşın Jrapaşite kullanımı . ’V.’.’İ’O-.’’’İ/’Vv’
  • Üretim miktarından bağımsız olarak arttırılan, para miktarı :(Emisyon) ,*

<$> EŞELMOBİL…………….

Sabit gelirlilerin satın alma güçlerinin, enflasyonun etkisiyle azal­masını kendiliğinden ayarlayarak önleyen sisteme “eşe sistemi denir. Örneğin bir dönemde enflasyon %20 arttığında, sabit gelirlilerin satın alma gücü dc %20 artarsa eşel mobil söz konusudur. V

  • EŞGÜDÜM YAKLAŞIMI

Bu yaklaşım firmaların, ücret ayarlama sürecinden daha çok, fiyat ayarlama sürecine dikkat etmeleri gerektiğinin üzerinde durmaktadır. Bu teoriye göre para stokunda bir artış olduğu varsayıldığında, bu artış aynı oranda nihai olarak fiyatlara da yansır. Ancak firmalardan biri fiyatım, diğer firmalar henüz fiyatları artırmadan para stokundaki artış ile aynı oranda artırırsa, müşterilerini kaybetme riski ile karşı kar­şıya kalacaktır. Bu bağlamda her fi mı a yeni dengeye, para stoku mal- lanna talep olarak yansıdıkça fiyatlarını ayarlayarak geçecektir ve bu tedrici bir şekilde olacaktır. Yeni duruma ve dengeye uyum aynı anda olamayacağından hareketle bu teori “eşgüdüm yaklaşımı” olarak ifa­de edilmektedir.

  • ETKİN PORTFÖY

Markowltz tarafından geliştirilen bu teoriye göre belli bir getiri   düzeyinde en düşük riske sahip ya da belli bir risk seviyesinde en       yüksek getiriye sahip portföye “etkin portföy” derin.

<S> ETKİN ÜCRET TEORİSİ

Ücretlerin işçilerin çalışma şevklerini arttırıcı bir faktör olmasın­dan hareketle, firmalann işgücünün etkinliğini artırmak için aynı sek­tördeki diğer firmalara göre daha fazla ücret vfcrmeye meyilli olmala­rına ve işçilerin çalışma arzularını bozacağı ve üretimi kısacağı endişe­siyle ücretlerde azaltmaya gitmemelerine yönelik politikaya “etkin ücret teorisi” denir.

  • EURO-BOND PİYASASI

1965-1969 yılları arasında ABD’de ülke dışına sermaye çıkışının yasaklanması, bıına karşın ülke dışında yatırım yapmayı serbest bırak­ması nedeniyle ABD firmalannın yurt dışı yatınmlannı finanse etmek amacıyla çıkardıkları bonolara verilen addır. Bu yolla ABD’li firmalar doğrudan sermaye ihracını yapamadıklan için bunu dolaylı yoldan tahviller aracılığıyla yapmışlardır.        .

<$> EVALÜASYON

Bankatann kayıtlarında sabit kur üzerinden geçirilen dövizlerin her ay sonunda geçerli (cari) kura göre düzenlenmesine “evaiüasyon * denir.

FAİZ VE DÖVİZ KURU İLİŞKİSİ

Sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir dünyada ülke parası­nın fiyatı olan faiz ile yabana ülke paralannın fiyatı olan döviz kuru birbirinden bağımsız hareket etmemektedir. Bu bağımlılık genellikle satın alma gücü paritesi veya faiz paritesi ile formüle edilmektedir. Bu bağlamda faiz oranları ile döviz kum arasındaki etkileşim üç kanaldan gerçekleşmektedir. Bunlar:

9 Döviz, getirisi olan bir finansal araç olup, faiz getirisi olan di­ğer araçlara bir alternatiftir. Faiz getirisinin daha yüksek ol­ması, başka şeyler sabitken, yerli para cinsinden finansal var­          lıklara olan talebi aıttınr. Bıı durum yatırımları yapanların el­lerindeki dövizleri satarak arz fazlası yaratmalarına ve yerli paranın değerlenmesine neden olur.

® Faiz oranlarının yükselmesi aynı anda hem hane halklarının . faiz kazancını hem de fimi alarm ve bankalann faiz yükünü arttırır. Faaliyetlerini bankalardan sağladıkları.krediler ile finanse eden firmaların üretim maliyetleri yükseldiği için kârlılıkları azalacağından ilk etapta üretimi kısma yoluna giderler.

, Firmalara olan nakit akımların yavaşlaması, firmaların borç yükünü arttırırken, geri ödenemeyen krediler nedeniyle bankacılıkkesiminin bilançosunun bozulmasına ve dolayısıyla finansal sistemin istikrarının aksamasına yol açar. Sonuç ola­rak; yüksek faiz oranlan lırma ve banka bilançolanm bozmak yoluyla ekonomik aktivitenin yavaşlamasına, finansal istikra- . nn bozulmasına ve böylece kötümser beklentileri güçlendi­rerek ülke parasının değer kaybetmesine (döviz kurunun yükselmesine) neden olur.

» Paranın değerini ve çeşitli risk primlerini içeren faiz oranı, ay­nı zamanda o ülke ekonomisine olan güvenin bir göstergesi­dir. Ekonomi kötü (iyi) durumda olduğunda ya da gelecekle ilgili beklentiler kötümser (iyimser) olduğunda, hem döviz kurlannın hem de faiz oranlarının yükselmesi (düşmesi) bek­lenir. Bu etki maliye politikası tarafından belirlenir. Düşük fa­iz oranlan kamu borç servisinin faiz yükünü azaltarak, enflas­yon bekleyişlerinin ve yedi para cinsinden varlıkların riskinin azalmasına, ülke parasının değerlenmesine (döviz kurunun düşmesine) neden olur.

Bu üç unsur da birbirinden bağımsız olmayıp, faiz oranlarındaki değişmenin döviz kum üzerindeki etkisi bu üç kanalın etkileşimine ve hangisinin göreli olarak daha baskın olduğuna bağlıdır.

<S> FAİZ – ENFLASYON İLİŞKİSİ

Sermayenin üretkenliği ve verimliliğinin bir karşılığı olarak görü­len faiz, sermayenin gerekli verim ve üretim artışını sağlayamaması durumunda ekonomide nominal değerlerin artmasından başka bir so­nuç doğurmayacaktır. Bu anlamda her durumda üretim artışını aşan orandaki faiz taleplerinin enflasyon doğurması beklenmelidir.

Dış sermaye ve dış borçlanma, iç sermaye yetersizliğini giderici rol üstlenmektedir. Ancak özellikle dış borçların içerdiği faiz yükünün ülke GSMH büyüme oranını aşan bir büyüklüğe ulaşması, dış serma­yenin getirdiğinden fazlasını götürmesine yol açarak ülkenin fakirleş­mesine ve arz yetersizliğinin daha da artarak enflasyonun büyümesi­ne hizmet edecektir. Dış sermayenin ülkede sağladığı üretim artış ora­nının, yani GSMH büyüme hızının, bu sermayeye ödenecek faiz ora­nından düşük olması halinde aradaki fark tamamen yurtiçi reel değer­lerden karşılanmakta, bu da ülke insanlarının dışarısı için karşılıksız çalışması yanında reel milli gelirin de azalmasına yol açmaktadır.

Faiz oranlarının yükselmesi ile tasarrufların anacağı ve tüketim harcamalarının kısılacağı, böylelikle de talepten kaynaklandığı kabul edilen enflasyon probleminin Önüne geçileceği ana flklr olarak benimsenmiştir. Bu anlamda da reel faiz oranlarının çok yüksek tutul­maması ve ekonomik büyüme oranlanna yakın olması gerekmektedir.

FAİZ DIŞI FAZLA

Faiz dışı fazla, faiz ödemeleri dışarıda tutulduğunda bütçenin faz­la vermesi anlamına gelir. Yani bütçe gelirleri faiz dışındaki bütçe gi­derlerini karşılamakta ve bir miktar da fazla verilmektedir. Bu gelir fazlası ile faiz ödemelerinin bir kısmı gerçekleştirilir. Faiz ödemeleri­nin kalan kısmı borçlanmayla karşılanır. Bunun sonucu, borç stokun­daki artışın faiz ödemelerinden daha az olmasıdır. Reel faizler, büyü­me hızı ite aynı düzeyde ise, bu dunun faiz dışı fazla verilmesi ülke­nin borç yükünde azalma sağlar. Faiz dışı fazlanın olumlu bir göster­ge olarak değerlendirilmesinin temel nedeni budıır.

<$> FEDAKARLIK ORANI

Anti enflasyonisr politikalar sonucu GSMH’ de ortaya çıkan yüz­de azalmanın, enflasyondaki azalmaya oranına “fedakarlıkoranı”de­nir. IMF bu oranın düşiik tutulabilmesini şu faktörlere bağlamaktadır:

  • Uygulanacak politikaların önceden kamuoyuna açıklanması
  • Politikanın ısrarlı bir biçimde uygulanması
  • Politikanın saygınlığının yüksek olması
  • Fiyatların ve. ücretlerin talep şartlanna duyarlılığının fazla olması
  • . Enflasyon beklentisinin cari enflasyonu önemli ölçüde etkiliyor olması

<$> FİNANSAL BAĞ1MIIUK ORANI

Bir bankanın, banka özkaynaklarının toplam aktifler içindeki pa­yını gösteren orana “Jînansal bağımlılık oram”denir. Bu oranın .dü­şük olması, bankaların yeterli sermaye ile çalışmadığını göstermekte­dir.

FİNANSAL DERİNLEŞME

Ekonomideki finansal araçlarda oıtaya çıkan yenilik sürecinde, tasarrufları yatırımlara dönüştüren kanallann yaygınlaşmasını ifade eden durumdur. Bu yaygınlaşma sürecinde ekonomide finansal aktif sayısı artmaktadır.

$ FİNANSAL KIRILGANLIK

Bir ekonomide finansal yeniliklerin yaygınlaşması sürecinde, fı- nansal aktif yelpazesi genişlemektedir. Finansal aktif yelpazesinin ge­nişlemesi, mevcut ekonomide likiditenin yaygınlaşmasına yol açmak­tadır. Likiditelerin yaygınlaşması ise ekonomik birimlerin borçluluk düzeylerini artırmakta, borçluluk düzeyleri artarken ekonomik birim­lerin bilançolan arasındaki bağımtılık çerçevesinde mali sistem kırıl­gan hale gelmektedir ki buna “Jlnansal kırılganlık” denir.

«> FİNANSAL TÜREVLER

Finansal türevler, belirli bir finansal araca veya göstergeye veya bir mala bağlı olan ve finansal piyasalarda belirli finansal risklerin ti­carete konu olmasını sağlayan finansal araçlardır. Finansal türevler, değeri bağlı olduğu varlıkların fiyatlarına bağlı olan, ancak bu varlık­lara semıaye yatırmayı gerektirmeyen sözleşmelerdir. îki taraf arasın­da, bağlı bulunulan varlığın fiyatları veya getirilerine dayalı ödemele­ri değiş tokuş etmeye dönük sözleşmeler oldukları için dayanak varlı­ğın mülkiyet transferine ve nakit akımlarına gerek kalmamaktadır. Fi­nansal türevler, risk yönetimi, hedging, piyasalar arası arbitraj ve spe­külasyon gibi bir çok amaç için kullanılmaktadır.

<& FİNANSAL LİBERALİZASYON

Finansal liberalizasyon; genellikle hükümetlerin, gelişmiş ülkele­rin, uluslararası finansal faaliyetlerini kendi ülkelerine çekmek için bankacılık finans sistemi üzerindeki denetim ve kısıtlamalan kaldırdı­ğı ya da önemli bir ölçüde azalttığı deregülasyon uygulamalarının bir sonucu olarak gösterilmekte ve ekonomilerin uluslararası sermaye akımlarına açılma sflred olarak ifade edilmektedir.

<$> FİNANSMAN

İşletmelerin faaliyetlerini sürdürmeleri, yani plasman ve yatınm- lara girişebilmeleri için gerekli olan sermayeyi bulma ve yönetme faaliyetine “finansman” denir.

FİNANSMAN BONOSU

İşletmelerin kısa vadeli işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamak için çıkardıktan teminatsız senetlere “finansman bonosu” denir. Şir­ketlere aracısız doğmdan finansman sağlar.

FİNANSMAN SINIRLAMASI

Firmaların yatmmlannı iç fonlarla finanse edilemeyen kısmını borçlanarak veya hisse senedi ihraç ederek finanse etmeleri gerekir.

Ancak gerçek hayatla firmalar yatırımın içsel fonlarla finanse edileme­yen kısmını borçlanarak finanse etme imkanına bazen sahip olmaya­bilirler. Yatırımın iç fonlara eşit veya ondan küçük olmasını ifade eden bu dununa “finansman sınırlaması” denir.

<$> FİYAT ARALIĞI

: Borsada işlem gören bir. hisse, senedinin, bir seansta önerilen en . alı fiyat seviyesi ile en.üstiiyal. seviyeleri arasındaki farka p senedin ‘fiyat aralığı”denir –

FİYAT DÜZEYİNİN MALİ TEORİSİ

Amerikalı iktisatçı ve hukukçu M. “Woodford tarafından geliştiri­len teori, gelecekteki parasız dünya fikrinden ortaya çıkmaktadır. Bu teorinin can alıcı noktasını, faiz dışı birincil fazla oluşturmaktadır. Bu yaklaşıma göre; Kamunun r.eel borç stoku = Reci faiz dışı biltçe fazla­sı + senyoraj geliridir. Bu eşitlikte, reel faiz dışı bütçe fazlası çok önemli bir değişkendir. Çünkü vergilerin artmadığı bir ortapıda, kamu harcamalanndakı bir artış ya hazine bonosu ve devlet tahvil ihracında ya da para arzında bir artışla sonuçlanacaktır. Kaldı ki, vergi gelirleri artmadığı halde kamıı harcamalarında bir artış olursa, üretim düzeyi­nin veri oldııgıı bir ekonomide fiyat artışları meydana gelecektir. Böy­lece FTPL yaklaşımı, biUçe açıklarının para miktanndaki bir artışla fi­nanse edilmediği bir ekonomide, fiyat artışlarının olabileceğini oıtaya koymaktadır. FFPL yaklaşımının bir ilginç sonucu da şudur: Borç dü­zeyinin yüksek olduğu ve borcun büyük bir miktannm yabancı para cinsiııdcn İfade edildiği bir ekonomide, riski sevmeyen yatırımcılann sayısı çoksa, faiz oranındaki bir artış, muhtemelen döviz kurunda bir dengelenme yerine, değer kaybına neden olacaktır. Kısacası yüksek borç, yabancı yatınmcıların riski sevmemeleri ya da yüksek dolar borç oranı faiz oranlarındaki yükselişe cevap olarak, döviz kurunda bir dü­şüşe neden olacaktır.

<$> FİYAT KOTASYONU

Belli bir para biriminin değerinin başka bir para birimi ile ifadesi­ne “fiyat kotasyonu ” denir.

<$> FISHEB DENKLEMİ

  1. V-P.T

Bu teoriye göre bir ekonomide para miktannda meydana gelecek olan artma ya da azalmalar, aynı yönde ve aynı oranda ekonomideki fiyatlar genel düzeyine yansıyacaktır. Paranın dolaşım hızını ifade eden “V” kısa dönemde halkın alışkanlıklarına ve ekonomideki örgüt­lenmeye bağlı olmasından ve halkın tüketim eğilimini değiştirmesinin zor olmasından dolayı sabit kabul edilmektedir. Bir ekonomide belit’ li bir dönemde alınıp satılan mal ve hizmet miktannı (işlem hacmi) gösteren “T” ise ekonominin kapasitesinin artırılmasına ve teknoloji ilerlemesine bağlı olduğunda yine kısa vadede sabit kabul edilir. Do­layısıyla eşitliğin her iki yanındaki para arzındaki aruş doğaldan fiyat­lar genel düzeyini etkilemektedir.

<3> FİSHER EŞİTLİĞİ

Fisher eşitliği, parasal büyüme, enflasyon ve faiz oranları hakkın- daki bulgulara dikkat çeken bir teoridir. Fisher eşitliğine göre parasal büyümenin artışı ilk olarak nominal faiz haddinde bir azalmaya yol açacakur. Daha sonra hasıla ve enflasyonla birlikte faiz haddi de ya­vaşça artacaktır. Uzun dönemde ise faiz haddi parasal büyüme ve enf­lasyon oranı ile aynı miktarda artacaktır.

<$> FİSHER ETKİSİ

Reel faiz haddınin, doğal hasıla düzeyinde sabit olduğu uzun dö­nemde, nominal faiz haddinin, nominal para arzı büyüme haddiyle (enflasyon haddi) bire bir değiştiğini ifade eden teoriye *Fisher etkisi ” denir,

<§> FİYAT ENFLASYONU

Ekonomik hayamı bazı sosyal tabaka ve baskı gruplan, devletin izlediği politikalar gereği veya tüketicilerin örgütlenememelerini fırsat bilerek, eksik rekabet piyasası kuralları altında diledikleri fiyatı tüketi­cilere kabul ettirirler ve gerçek piyasa değerinin üzerinde gelir elde ederler. Bıı bağlamda piyasaya sürülen mallann fiyatlarının yükselme­sinin bir diğer kaynağı, piyasada, rekabetin aksaması sonucu firmalar arasındaki rekabetin ortadan kalkmasıdır, diyebiliriz. Mal piyasasında serbest rekabetten uzak koşulların varlığına bağlı olarak ortaya çıkan fiyatlar genel düzeyini artırıcı yöndeki arz enflâsyonuna “fiyat ya da kâr enflasyonu’1, denir. Rekabetin ortadan kalkmasıyla kâr marjlarım-‘ artıran firmaların neden olduğu enflasyon olarak da ifade edilmekte­dir.

FİYAT İSTİKRAJRI

Bireylerin yatırım, tüketim ve tasarruf kararlarında dikkate alma­ya gerek duymadıkları ölçüde düşük bir enflasyon oranının yaşanma­sına “fiyat, istikrarı”denir. Yani fiyatlar genel düzeyinde aşağı ve yu­karı ölçülerde keskin dalgalanmaların yaşanmaması durumudur.

<$> FİZİKSEL SERMAYE

Fiziksel sermaye, bir ülkede var olan doğal kaynaklan, makinele­ri, binaları, köprüleri, barajları, yolları ve diğer kamusal altyapı unsur- lannı bünyesinde barındırır.

FİZYOKRASÎ

Fizyokrasi 18. yy’da Fransa’da gelişmiş olup, liberalizmin öncüsü olarak kabul edilmektedir. Fizyokratlar, ilk olarak Francois Qııesnay etrafında birleşmiş ve kendi düşüncelerini yayacak bir düşünce okıılu halini almıştır. En önemli temsilcileri; Thomas Hobbes, John Locke, David Hııme ve Montesqieu gibi fikir adamlandır.

  • Toplum hayatını yöneten doğal bir düzene inanırlar.
  • Devlet harcamalannın kısılması gerektiğini savunurlar.
  • Devletin borçlanması uygun gördükleri bir kaynak arayışı değildir.
  • Tek ve dolaysız vergiyi savunurlar.
  • Tek verginin kaynağı ise hâsılatın sadece topraktan elde edil­diği düşüncesine dayanılarak tanm sektöründen alınmalıdır.

<$> FRİKSİYONEL İŞSİZLİK

Çalışma hayatına yeni girenlerin veya mevcut işlerini bırakarak yeni İş arayışında olanlann işsiz olarak yer aldığı İşsizlik türüne “friksiyonel işsizlik” denir.

  • GARANTİIİ TAHVİL

Bir şirket tarafından İhraç edilecek olan tahvilin, bir bankanın ga­rantisi altında olması durumuna “garantili tahvil“ denir. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan bu yöntemde garantinin bir holding veya bir­kaç firma tarafından verildiği görülse de en etkilisi banka garantisidir.

GAYRİSAFİ MİLLÎ HASILA (GSMH)

Bir ekonomide bir yılda üretilen nihai mal ve hizmetlerin toplam piyasa değerine “gayri safi milli hasıla” denir.

OSMH ”C + I + G + (X-M)

Sah Mitli HasüafSMH) – GSMH – Amortismanlar Milli Gelir – SMH – Dolaylı Vergiler

Kişisel Gelir – Milli Gelir – (Kurumlar Vergisi + Dağıtılmayan Şirket Kârları + Sosyal Sigorta Kesintileri) + Transfer Harcamalan Harcanabilir Gelir – Kişisel Gejir – Dolaysız Vergiler GSMH ZIMNÎ DEFLATÖRÜ- Nominal GSMH / Reel GSMH

<§- GEREKLİ REZERVLER POLİTİKASI

Merkez bankasının kanuni karşılıklar oıanmda değişiklikler ya­r-          parak para çarpanının değerini artırmak veya   azaltmak                        suretiyle para arzını kontrol etmesine, “gerekli rezervler politikası” denir,

<$> GELİR ORTAKLIĞI SENETLERİ

Kamu iktisadi kumlukları ve iktisadi devlet teşekkülleri dahil ol­mak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarına ait altyapı tesislerinin gelir­lerine gerçek vc tüzel kişilerin ortak olması için -çıkarılan senetlere “gelir, ortaklığı.senetleri” denir. Ülkemizde böyle bir senedin çıkarıl­masındaki temel amaç, ekonomideki eksik tasarrufun tamamianma- smda enflasyonist baskının olmayacağı bir finansman kaynağı bulma zorunluluğudur. Bunun için cn uygun yolun iç borçlanma olduğu dü­şüncesiyle bir borçlanma senedi olan gelir ortaklığı senedi, yasada da ifade edildiği gibi temel altyapı yatırımlarının gelirlerinin         teminat olarak gösterilmesiyle çıkartılmıştır.

<$> GERİ BESLEME KUSALI

Reel GSMH’de bir azalma meydana geldiği zaman toplam talebi arttırmak için merkez bankasının ve hükümetin yaptığı müdahalelere denir.

GİRDİ ÇIKTI TABLOSU YAKLAŞIMI

Bu yaklaşım hem nominal hem de nispi fiyatların ıijit (katı) olabi­leceğini ortaya koymaktadır. Girdi çıktı tablosu ekonomideki tüm ça­lışanların ve firmaların üretim ve fiyat kararlarını hesaba katmaktadır. Arthur Okun’a göre bir firmanın müşterisi Clıane halkı veya firma) baş­ka bir firmadan alış veriş yapmak isterse belli bir maliyete maruz kalacaktır. İşte bu maliyet söz konusu firmanın fiyatı nispeten daha yüksek bile olsa, alıcıların yine de o firmadan alış veriş yapmaya de­vam etmelerine neden olmaktadır, Bu şekilde müşterileri olan flrma- 1ar oldukça ıızun bir süre ürünlerinin fiyatlarını diğer firmalara göre sabit tutabilmektedir. Eğer tüm firmalar bu şekilde davranırsa hem no­minal hem de nispi fiyatlar yapışkan olarak kalacaktır.

<$> GİZLİ ENFLASYON

Toplam talep, toplam arzı aşmakla birlikte uygulanan fiyat kont­rolü sayesinde fiyatlar genel düzeyinin artmadığı dolayısıyla enflasyo­nun baskı altına alınmış olduğu enflasyona “gizli enflasyon ” denir.

<S> GİZLİ İŞSİZLİK

Maıjinal verimliliği sıfır olan, çalışır göründüğü halde toplam üre­time hiçbir katkısı olmayan işgücüne “gizli işsiz” denir.

<S> GÖMÜLEME

Kişilerin ellerinde spekülasyon yaparak kâr elde etmek amacıyla para tutmalarına “gömûlemc” denir.

<$> GÖZETİMLİ DALGALANMA

Döviz piyasasındaki kur değişmelerinin, geçici nitelikteki etken­lere bağlı olarak istikrarsızlık içine girmesi durumunda hükümetlerin merkez bankaları aracılığıyla döviz alım satım işlemleri yürüterek kur­lar üzerinde istikrar sağlamasıdır.

<£> GRESHAM KANUNU

Çift maden sisteminin uygulandığı ülkelerde alün ve gümüş sik­kelerin değerleri arasında kanuni mübadele oranının uygulanması so­nucu her iki madenin arz ve talep miktarına göre piyasada meydana gelecek değer düşmeleri karşısında kanuni mübadelenin aynı kalma­sı uygulamada kanuni ve piyasa mübadele oranı olmak üzere iki tür mübadele ortaya çıkanr. Bu durumda şahıslar düşük değerli gümüş kullanıp altını saklarlar. Böylece altın piyasadan çekilmiş olur. Bu te- orTkısaca “kötüpam iyi parayı piyasadan kovar” şeklinde tanımlanır.

<§> GÜNEŞ LEKESİ TEORİSİ

  1. yy .da tarımsal üretimdeki değişmeleri, güneşteki lekeler gibi artıp azalmayla açıklayan teoridir. Tarım ekonomisinin çok önemli bir parçası olckığu için, genel iş koşullarının güneşteki lekelerin değişme­lerine göre öngörülebileceği varsayılmıştır.

<$> GÜNEYDOĞU ASYA ve RUSYA KRİZİ

1997 yılının ortasında Güneydoğu Asya ülkelerinde çıkan mali kriz tüm dünyayı etkiledi. Bu krizle birlikte gelişmekte olan ülkeler­den sermaye kaçışı başladı. Kriz çıkan ülkelerde zarar eden mali ku- : n.ılıışlar zararlarını asgariye indirmek için bütün gelişmekte olan ülke­lerden çıkıp krizi kiireselleştirmeyc başladılar. Asya’da başlayıp Rusya . ile büyüyerek devam eden ve sonunda Latin Amerika ülkelerine ula­. şan finansal krizin global bir krize doğıu yürümesinin temel nedeni olumsuz beklentilerin yaygınlaşmasıdır. Rusya’nın kriz ortamına gir- meşinin temel nedeni ise IMFnin kaynak yetersizliği içine girmesi so­nucu Rusya’ya olan desteğini askıya almış olmasıdır., IMF’nin bu kara­rını açıklaması ile tüm mali yatırımcılar Rıısya piyasasından kaçmaya başladı. Olumsuz beklentilerin büyüyerek yaygınlaşması, piyasada li­kidite sorununa neden oldu. Tasarruf sahipleri ya da tasarrufları yöne­tenler likit kalmayı tercih ettiklerinden uluslararası borç verilebilir fon­lar piyasasında da yeterli fon bulunamaz hale geldi.

Asya krizi Türkiye’yi fazla etkilemedi ama Rusya’da çıkan mali kriz Türkiye ekonomisini oldukça fazla etkiledi. Rusya krizinin Türki­ye’ye yansıması, “küreselleşme” ile bölgesel sorunların global nitelik kazanmasından ve sınır komşumuz olmasından kaynaklanmaktadır. Bu krizle yabancı yatırımcılar, Rusya ile birlikte Türkiye’den de çıkma­ya başladılar. Altı hafta içinde Türkiye’yi 6 Milyar $ yabancı yatırım terk etti. Merkez Bankası gelişmelere zamanında müdahale ederek bir taraftan döviz alıntıları için gerekli TL likiditeyi piyasalara verirken, di­ğer taraftan döviz satarak yabancı yatırımcıların döviz alımlannı kur­larda anormal oynamalar yaratmayacak şekilde kolaylaştırdı. Mali pi­yasalar açısından, faizler yükseldiği halde, Türkiye açısından Rusya krizi çok büyük bir tahribat yapmadı denebilir.

<$> GÜVENİRLİK ORANI

Bir bankanın özkaynaklanmn, toplam krediler oranına bölünme­siyle bulunan orana “güvenirlik oranı “denir. Bu oranın büyüklüğü tasarruf sahipleri için olumlu olmasına karşılık oranın küçüklüğü, ban­ka hissedarları açısından tercih nedenidir.

HAVA PARASI

Gayrimenkul spekülasyonunun yoğun olduğu bölgelerde mülk sahibinin kira bedelinin dışında ekonomik olarak elde ettiği ranta “bava parası” denir.                                                                                          .

  • HAVUÇ-SOPA STRATEJİSİ

Strateji temel olarak “ödül-ceza” üzerine kumlu olup, bu strateji ile yabancı para cinsinden aracılığın maliyeti yükseltilirken, milli paranın çekiciliği de arttınlıyor. Sopa, sermaye yeterliliği oranlarına, mevduat garantisine ve akışkan(likit) varlık tutulması zorunluluğuna dair düzenlemeleri içerirken; havuç ise milli para cinsinden tasamıfu ve borçlanmayı teşvik edici tedbirieri içermektedir. Uygulaması oldukça zor olan stratejinin başarısı, yerli piyasaların derinleştirilmesi ve alternatif yatırım araçlannm piyasaya sunulmasına bağlıdır. Ters dolarizasyon olarak nitelendirilen söz konusu stratejiyi gerçekleştirm­eye çalışan 85 ülkeden sadece İsrail ve Polonya başanlı olmuştur.

HAYAT PAHALILIĞI ANLAŞMASI

Nominal ücretlerin, her dönem başında önceki dönemin enflas­yon haddi ile hedeflenen sabit reel ücret artış lıaddi toplamı kadar art­tırılmasını öngören endeksleme uygulamasıdır.

HEDEF ALAN SİSTEMİ

Avrupa Birliği Merkez Bankasının 1982-1992 yıllan arasında sabit döviz kurunun bir türü olarak kullandığı sistemdir. Bu sistemde anah­tar para olarak “Alman Markı (DM)” kullanılmıştır. Birlikteki tüm para­lar DM’ye sabitlenmiş ancak bıı sabitleme farklı oranlarda olmuştur. Bu sistem Merkez bankalarının beraber hareket etme niteliğine.bağlı bir sistem olarak eşgüdüm İçinde olmayı gerektirmektedir. Doğu Al-. manya ile Batı Almanya’nın.birleşmesi sürecinde yapılan harcamaları finanse etmek amacıyla genişletici maliye.politikasının izlenmesi üze­rine Almanya’nın enflasyonunda yükselme yaşanmıştır, Enflasyonun yükselmesiyle kısıtlayıcı politikaya dönülmüş ye Almanya’da faizler yükselmiştir. Merkez Bankaları işbirliği içinde olduğu için ve DM’ye bağlı bir sistem uygulanmakta olduğundan, Almanya ekonomisinde, yaşananlar diğer ülkeleri olumsuz etkilemiştir. Faizlerin yükselmesiy­le sermaye akımları Almanya ekonomisine kaymıştır. Bunun, üzerine 1992 yılında Ingiltere %15 oranında devalüasyon yaparak bu sistemi terkeuniştir.                                                                       :

HETERODOKS İSTİKRAR POLİKALARI

özellikle enflasyonun atalet kazandığı yüksek enflasyon ya da kronik enflasyonla mücadelede kullanılan ekonomik istikrar politika­sıdır. Bu politika, fiyat ve ücret kontrolleriyle beraber sıkı para ve ma­liye politikasını içermektedir. Aynca hiper enflasyonda fiyatlar günlük olarak belirlendiğinden endekslemeler ve fiyatların belirlenmesi gide­rek serbest döviz kuruna bağlanır, Bu durumda eğer döviz kum istik­rarı sağlanırsa diğer fiyatlar da hızla istikrara girecektir. Bu yüzden he- terodoks politikalar başta döviz kum olmak üzere diğer fiyat ve ücret­lerin dondurulmasını ve gelirler politikasının uygulanmasını içermek­tedir.

<§> HIZLANDIRAN

Tüketim harcamalarında meydana gelen değişmenin yatınmlar üzerinde meydana getireceği etkiye “bızlandtran” etkisi denir. Belli

bir miktarda üretim, kendisinden birkaç kat daha fazla sermaye gerek­tirdiği için tüketim niallarmın üretimini değiştirmek için yatının malla­rı üretiminde daha büyük değişiklik olması durumudur.

  • HIZLANDIRMA HİPOTEZİ

Ekonominin sürekli olarak doğal işsizlik haddini temsil eden kü­çük bir işsizlik haddinde faaliyet göstermesi için enflasyon iıaddinln sürekli yükselmesi gerektiğini ifade eden teoriye “hızlandırma hipote­zi” denir. Hızlandırma hipotezi, enflasyon haddinin sabit olduğu do­ğal işsizlik lıaddinin neden enflasyonu hızlandırmayan işsizlik haddi diye de nitelendirildiğini de açıklamaktadır.

  • HtPER ENFLASYON

Hızı sürekli olarak artan ve piyasalar üzerinde yıkıcı bir etki bıra­kan enflasyona “biper (aşın) enflasyon” denir. Bu dönemde paradan kaçışlar başlar ve faiz oranı günlük olarak yükselmeler gösterir.

  • HOŞ OLMAYAN MONETASİST ARİTMETİK

Gelişmekte olan ülkeler kamu kesimi açığını iç borçlanma yoluy­la kapatarak parasal genişlemeden kaçınablleceklerini düşünürler. Ancak bir süre sonra iç borç stoku öylesine büyür ki bu stoku eritebil­mek için para basmak zorunda kalıriar. Buna “Hoş olmayan moneta- rist aritmetik” denir.

<$> HY5TERESİS HtPOTEZt

Bu hipoteze göre ekonomi geçici bir şokla o andaki denge dunı- mundan uzaklaşabilir. Ancak bir süre sonra şok ortadan kalkınca da artık eski denge durumuna geri dönmez.

<$> IİJMLI ENFLASYON

(Bkz: Sürünen Enflasyon)

<& INTERBANK

. . “Bankalara ra sı para piyasası” olarak ifade edilen ve kısa dö­nemde nakit fazlası bulunan bankalarla, nakit ihtiyacı yaşayan banka­ların karşılaştırılmalarına yönelik bir para piyasasıdır. Bu piyasada ara­cılık faaliyeti Merkez Bankası tarafından yürütülmektedir. Bu piyasa­da bankaların birbirlerinden haberdar olmadan işlem yapmaları esas­tır. Böylece kiiçiik bankalar dezavantaj yaşamamış, büyük bankalar da tekel güçlerini kullanmamış olurlar. Bıı piyasada faiz oranlan arz ve talebe göre serbestçe belirlenmektedir.

<§> İÇERİDEKİLER — DIŞARIDAKİLER MODELİ    /

Bu modele göre firmalar, işsizleri işe alıp istihdam etmek yerine, halen, çalışmakta olan işçileri muhafaza etmek eğilimindedirler, Çün-r kü firmalar eski işçileri işten çıkarmanın, yenilerini eğitmek için katla­nılacak maliyetleri de içereceğini düşünerek, elemaniannı değiştirme­yi ye yenilerinin istihdamını pek göze alamazlar. Bu modele göre içer- dekileri (mevcut işçiler) ücretlerini indirmezler ise işsizlikle tehdit et­menin iki sebepten etkisi olmayacaktır. Birincisi; tehdit edilenler bel­ki Ücret indirimini kabul edecek ama buna karşılık daha gayretsiz ve daha düşük verimle çalışacaklardır, İkincisi; firmaların şimdiki ytiksek ücretli işçilerini çıkanp işsizleri (dışarıdakiler!) düşük ücretle istihdam etmesi lıalinde, bunlar bu sefer içerdekiler durumuna gelecek ve bir dahaki seferde öncekiler gibi Ücret indirimlerine mukavemet edecek­lerdir.

<§> İKİ KUTUP GÖRÜŞÜ HİPOTEZİ

İki kutup görüşü, ülkelerin tamamen esnek veya tamamen sabit kur rejimi uygulamaları gerektiğini önemıektedir. “Köşeler hipotezi” olarak da tanımlanan bu görüşte, kur istikrarı veya para politikası seçilerek hedeflemenin yapılması gerektiği açıklanır. Ancak bu koşullar, uluslararası sermaye hareketlerinin serbestliğinin veri olması ile anlam kazanmaktadır. Döviz kurunun tam anlamıyla istikran için katı sabit kur uygulamalarına ihtiyaç olduğunu belitten Fischer, esnek kurun sözü edilen istikrarı sağlayamayacağını ifade etmektedir. Esnek kurun veya dalgalı döviz kurunun seçilmesi durumunda, hedefleme olarak döviz kuru istikran dikkate alınmayacak ve merkez bankası para politikalannı bağımsız biçimde uygulayacaktır. Ancak önemle vurgulanması gereken nokta, bir ülkenin dalgalı kur rejimini seçmesi ile birlikte buna uygun bir para politikasının seçilmesidir. Burada karşımıza çıkan para politikası seçenekleri; Döviz kuru çıpası, Parasal hedefleme, Enflasyon hedeflemesi, IMF destekli diğer para politikaları ile diğerleri biçiminde ortaya çıkmaktadır. Bu görüşe göre, merkez bankası ya kur istikrarını, ya da para politikasını hedeflemek duru­mundadır. Örneğin, günümüz Türk ekonomisinde, merkez bankası niçin kurlara müdahale etmiyor şeklindeki soruların yanıtı burada giz­lidir. Çünkü halen uygulanan döviz kuru rejimi enflasyon hedefleme­si altında uygülanan bağımsız dalgalanma olup, bu rejimde döviz kurlan Önceden belirienmemekte ve veri döviz kurlan etrafında bir müdahaleyi içermemektedir. Dolayısıyla, aktif bir kur müdahale poli­tikası yoktur.

<$> İKİNCİL PİYASA

Menkul değerlerin bir kere halka arzı gerçekleştikten sonra bunu atan yatırımcılar tarafından tekrardan satımının ve diğer yatınmcılann bunları aldığı piyasalara “ikincil piyasalar” denir. Kısaca ikinci elden alım satımın yapıldığı piyasadır.

  • İKTİSADİ REFAH ÖLÇÜTÜ (J.TOBİN W.NORDHAUS)

Satınalma gücü paritesine göre hesaplanan GSMH değerine, ge­çimlik üretimin değeri ite boş zamandaki değişmenin değerini ilave et­tikten sonra, çevre kirliliği maliyetlerinin çıkanlmasıyla elde edilen de­ğere “iktisadi refah ölçütü ” denir.

<$> İMKÂNSIZLIK TEÖKEMÎ

Aitow tarafından oıtaya atılan imkansızlık teoremi, bir grupta ba­zıları için var olan rasyonelliğin dışsal olmak zorunda olacağını göster­mektedir. Teorem, çoğunluk tarafından tercih edilen hallerin üçüncü bir kişi veya grup tarafından benimsenemeyeceğini, benimsenmesinin ancak grup baskısıyla olacağını ileri sürmektedir.

İNTİBAK MALİYETLERİ

Onpeki dönem sennaye stokundan, arzulanan sermaye stokuna geçişin beklendiği şekilde hızlı intibaka sahip olamayacağından hare­: keıJe ortaya çıkan maliyetlerdir, Zira gerçek hayatta herşeyden önce sermaye mallannın üretilmesi belli, bir zaman almakta, dolaysız mali­. yetler yanında dolaylı mâliyeler de prtaya çıkmaktadır. Bıı maliyetlere.

  • örnek olarak, dolaylı maliyet yatırımın içerdiği sermaye mallarının te­sise montajı için tesisin bir süre kapatılması, montajda çalışan işçilere ücıet ödenmesi vb. verilebilir. Eğer intibak maliyetleri, yatırım luzı art­tıkça artıyorsa, firmalar yatırımlarını daha yavaş gerçekleştirmeyi ter­’ ‘ ‘çihederler.     .
  • Iskonto

Bankaların verdiği kredi sırasında senede bağlı vadeli bir alacağa faiz, komisyon ve para nakli ücreti gibi diğer giderleri düşerek yapmış olduğu işleme “iskonto” denir.

İŞTİRA

Iskonto işlemi sırasında banka tarafından satın alınan senedin, fa- iz-komisyon vb. giderler düşüldükten sonra senet sahibine bedelinin ödenmesi işlemine “iştira”denir.

İŞ TAYIN LAMASI

Devlet tarafından çalışanların aşın emek arzı ile iş kıtlığı yaratma­sı ve doğal eksik istihdam oranını arttıracak şekilde davranmasına

neden olan bir ücret politikası izlenmesine “iş tayınlaması“ denir. Iş layınlaması olduğu zaman iş arayanların sayısına göre daha az iş ola­nağı vardır. İşçiler daha yüksek ücret düzeyine sahip olmak veya içer­de çalışanlann menfaatlerini korumak gibi sebeplerle bu yola başvu­rabilirler.

<$> İŞSİZLİĞİN İHRACI POLİTİKASI

işsizlikle mücadelede ithalatı sınırlayıcı Önlemlerin alınmasıyla daha önce dışandan satın alınan mallann ülkede üretilmesi söz konu­su olacağından, toplam talep ve dolayısıyla istihdam yükselecektir. Böyle bir durumda söz konusu ülkeye ihracat yapan ülkelerin ihraca­tının azalması bu defa bu ülkelerde işsizlik somnunun doğmasına ne­den olacaktır. Bu şekilde bir Ülkenin işsizlik sorununu çözümlerken başka ülkelerde işsizliğin ortaya çıkmasına neden olunması olgusuna “işsizliğin ihroct politikası” denir.

$ İŞSİZLİK HADDİ

( Bkz: işsizlik Oranı)

İŞSİZLİK ORANI

Can ücret düzeyinden çalışma gücü ve arzusunda olup da iş bu­lamayan nüfusun toplam işgücüne olan oranına “işsizlik oram”denir, iktisadi literatürde “işsizlik haddi” olarak da tanımlanmaktadır.

$ İŞSİZLİK SIKLIĞI

işçilerin birim zamanda ortalama olarak kaç defa işsiz kaldığını gösteren orana denir. Bu dunımu iki unsur belirler. Birincisi ekonomi­de firmalar arasında emek talebinin değişmesi; İkincisi ise işgücüne yeni işçilerin katılma hızıdır.

4> İTHAL ENFLASYON

Bazı giderlerin ithal edildiği dışa bağımlı ekonomilerde ülke pa­rasının sürekli değer kaybetmesi sonucu ya da başka nedenlerle ithal girdi fiyatlarının yükselmesi ve maliyetlerin artması söz konusu olıır. Bıı şekilde ekonominin dışarıya bağımlı olması nedeniyle ortaya çıkan fiyat artışlarına “ithal enflasyon”denir.                                                     ,

İTİBARİ PASA

‘ ‘ Nominal değeri yapıldığı madenlerin değerinden daha yüksek olan ve nominal değeri yasalarla güvence altına alınmış paralara

“itibari para” denir. ‘                         ‘ ‘•                                   ■ • İv’/ V

■&” KAİME ENFLASYONU . ■■■

Kaime, 1840’da tedavüle çıkarılan ilk Osmanh kâğıt parasıdır. Os- manlınm son yıllarında altın paraya çevrilebilir kâğıt para olarak orta­ya çıkan kaimenin, Ahdülam’in tahta çıkmasıyla birlikte altın karşılı­ğının olmamasına rağmen miktarının önemli ölçülerde arttınlması so­nucu oluşan enflasyona “kaime enflasyonu” denilmektedir. Abdülaziz döneminde, sadece mürekkep ve matbaa masrafıyla elde edilen kâğıt paradan fazla miktarda bastınnca, halkın kaimeye olan güveni sarsıl­mış ve alışverişlerde kullanılmaz hale gelmiştir. Dükkânların kapan­masına yol açan bu uygulama dışanya borçlanılarak ortadan kaldınl- mıştır,

<8> KALDORCU GELİR DAĞILIMI TEORİSİ

(Bkz. Dul Küpü Teorisi)

<&- KALECKİ’NİN MONOPOL DERECESİ TEORİSİ

Rekabet azaldıkça nispi olarak kâr payının yükseldiği ve rekabet arttıkça nispi olarak ücret payının yükseldiği yönündeki düşünceyi ifade eden fonksiyonel bir gelir dağılımı teorisidir.

<$> KALKINMA BANKACILIĞI

Kalkınma bankacılığı amaç olarak özellikle gelişmekte olan Ülke­lerde marjinal tasarruf ve yatınm eğiliminin düşük olması nedeniyle tasarrufları ve yatırımları mutlak olarak artırmaya yönelik politikaları benimsemiş bir bankacılık sistemidir.

  • KAMBİYO DENETİMİ

Bir ülkedeki bütün gerçek ve tüzel kişilerce elde edilen her türlü yabana paranın veya yabana paralan temsil eden belgelerin, merke­zi bir kunıma (merkez bankası) devredilmesinin zorunlu kılınması ve yabancı para satın almak isteyen kimselerin bu merkezi kunımdan izin istemek zorunda olmasıdır.

$ KAMBİYO DENKLEŞTİRME FONU

Döviz kurunun istikrannı sağlayabilmek adına para otoritelerinin döviz piyasasına alıcı ve satıcı olarak müdahale edebilmesi için port­föyünde milli para yanında yeterli miktarda döviz ve altın stoku bu­lundurması gereklidir. Merkez bankalan tarafından, Özellikle ödeme­ler bilançosu dengesinde görülen kısa süreli açıklan gidermek ama­cıyla kurulan fona “kambiyo denkleştirme fonu ” denir. Bu fon daha çok uluslararası sermaye piyasalarındaki hareketlerden doğan istikrar­sızlıkları gidermek amacıyla uygulanan bir önlemdir.

<8> KAMBİYO RİSKİ

Döviz kurianndaki değişmeler nedeniyle uluslararası ticaret ve ödemelerde uğranılacak zararlara *kambiyo riski” denir.

KAMU TERCİHİ TEORİSİ

Kamu ekonomisi içerisinde bağımsız veya yan bağımsız bir alt disiplin olarak doğan Kamıı Tercihi Teorisinin temelleri 1960’h yıllann başlannda kurulan Thomas JefFerson Merkezinde atılmıştır. Kamu Tercihi Teorisi alternatif olarak “Politik İktisat Teorisi” veya “Yeni Politik İktisat” olarak adlandırılabilir olup, esasen II. Dünya Savaşım

izleyen yıllarda gelişim göstermiş, bu gelişim Amerika’da 1950’li ve 1960İt yıllarda, Avrupa ve Japonya’da ise 1970’li yıllarda yoğunluk kazanmıştır. Kamu Tercihi Teorisinin bu yıllarda ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden birisi, Kamu Tercihi gibi , kaynak dağılımı He ilgilenen “Sosyal Refah Teorisi” ile “Kamusal Mallar Teorisi” olarak anılan neo;klasik yaklaşımların, ortaya çıkan sorunları açıklamakta ve bu sorunlara karşı çözüm getirmekte yetersiz kalmasıdır. îkinçi neden,

. Keynesyen politik iktisat uygulamalarının ortaya çıkardığı sorunlardır.

‘ . Kamu Tercihi vc Anayasal İktisat yaklaşımı da “Kamusal Mallar ‘ ‘ Teorisi’’ ye. “Sosyal Refah .Teorisi” gibi kaynak, dağılımı konusunda, yoğunlaşmakta ise de, her iki. teoriden ..ayrıldığı, nokta toplam .ekonomik kaynaklann kamu ve özel alanda dağılımı ile kamu kesimi . içindeki bileşiminin siyasal süreç içerisinde belirlendiğini, savun-

  • masıdır, ■                                  .     ;   î..t                       .v.

KAPİTAIİZE DEĞER                V          .

: v ;:- Kapitalize değer, bir firmanın, yıllık kazancının, sermaye faizi olarak kabul edilen orana bölünmesiyle bulunan rakamdır. Sermaye Faizi olarak genellikle cari faiz haddi alınmaktadır.

<$> KAPSAM EKONOMİLERİ

. Üretimde ölçek ekonomilerinden farklı bir maliyet avantajını ifa­de eden, iki veya daha fazla ürünün ayrı firmalarda üretilmesi yerine aynı firma içinde üretilmesiyle meydana gelen ve maliyetlerde ortaya çıkan tasarrufu anlatan teoridir.

<§> KÂR ENFLASYONU

(Bkz: Fiyat Enflasyonu.)

^ KARABORSA

Enflasyonist dönemlerde bazı mallarda ortaya çıkan kıtlığı kulla­narak, ellerinde tuttukları mallan nomıal fiyatının üstünden satarak rant elde eden, yasal olmayan piyasalara “karaborsa ” denir.

KARABORSA ETKİSİ

Karaborsada arz-talep mekanizmasının işle­yişini ve fiyatın oluşu­munu ifade eden ana­lizdir. Karaborsada fi­yatın nasıl oluştuğu­nu gösteren şekilde S piyasa arz eğrisini, D piyasa talep eğrisini, P arz ve talebi birbiri­ne eşitleyen denge fi­yat düzeyini, N ise denge miktannı göstermektedir. Kamu otoriteleri P fiyatını pahalı bu­larak, üreticileri P1 fiyatından mal arz etmeye zorunlu tutarlarsa arz azalarak ON1 seviyesine gelecek, talep miktan ise artarak OK düzeyi­ne çıkacaktır. Bu dunımda N1K kadar bir talep fazlası ortaya çıkacak­tır. Talep arzdan fazla olduğundan ve stoklar daha çok mal arzına uy­gun olduğundan, satıcılardan bir kısmı bu durumdan yararlanmak İs­teyecekler ve ON1 miktarından sonra yeni bir arz eğrisi oluşacaktır. “aSl” karaborsa arz eğrisidir. Karaborsada mal satmak riskli ve külfet­lidir. Karaborsacı stoklannı gizlemek vb. gibi nedenlerle bazı masraf­ları göze almak zorundadır. Bu durum karaborsada arz eğrisinin daha dik eğimli olmasına yol açar. Karaborsanın ortaya çıkması, talep edi­len ma İm esnekliğine bağlı olarak talep miktarının azalmasına yol aça­bilir. Karaborsada alışveriş yapmak istemeyenler taleplerini kısabilir. Bu durumda yeni arz eğrisi (aSl) ve talep ile Dİ eğrisinin kesişmesiy­le bulunan P2 fiyatı karaborsa fiyatı olacaktır,

<$> KAYDİ PARA

Mevduat parası olarak da adlandırılan kaydl para bankalar tara­fından kredi işlemleri sonucu yaratılmış olan paradır.

<$> KAY1TDIŞI EKONOMİ

(Bkz: Yeraltı Ekonomisi)

4 KESİN AHŞ TAAHHÜDÜ

Menkul kıymetin bir aracı kurum tarafından halka arz edilişi sıra­sında, menkul kıymetin ilk halka ammn tamamı aracı kıınım tarafın­dan satın alınıp bedeli ihraç eden lamıma ödenir. Bu şekilde yapılan satışa da “kesin iıhş taahhüdü”ile.satış denir. ‘Burada.bütün.risk ara- • cı kuruma aittir. • ‘ ■■                  V’jC;’ ‘; ■/

<$> KEYNES ETKİSİ

Faiz oranlarındaki bir gerilemenin toplam talepte (hem tüketim , hem yatırım) meydana getirdiği artışa “Kcyııes etkisi”denir. Buna gö­re nominal ücretteki azalma Önce fiyatlar genel düzeyini düşürür. Daha sonra da ekonominin reel para arzmı artırarak ekonomi kendilik ğinden tam istihdama döner. .

  • KEYNES’İN FAİZ TEORİSİ ■     :

Keynes’in faiz teorisi likidite tercihine dayanır. Likidite tercihi, in­sanların ellerinde para tutmak arzusuna verilen addır. İnsanlar ellerin­deki parayı başkalarına ödünç verdikleri zaman servetlerinde hiçbir değişiklik olmamakla birlikte, likiditelerinin azalması biçiminde özve­ride bulunmuş olurlar. Yani Keynes’e göre “faiz, paradan aynlmanm ödülüdür”. Diğer şartlar sabitken insanların likidite tercihleri kuvvet­lenirse faiz haddi yükselmekte, zayıflarsa faiz haddi düşmektedir. Bu anlamda faiz haddi, insanların ellerinde tutmak istedikleri para mikta- nyla memleketteki mevcut para stokunu eşitleyen bir fiyattır.

<$> KEYNESGİL ARALIK

(Bkz; Depresyon Aralığı)

KEYNESGİL KOI’UONKTÜR TEORİSİ

Keynesgtl konjonktür teorisi ekonomik dalgalanmaların esas kay­nağının bekleyişlerdeki dalgalanmalar olduğunu ortaya koymaktadır. Bıı yaklaşıma göre konjonktürün başlamasına neden olan dürtü, gele­cekte beklenen satışlar ve kârlardaki değişmelerdir, Kârlardaki ve ge­lecekte beklenen satışlardaki değişmeler sermaye talebini ve yatmm düzeyini değiştirir. Böylece konjonktür mekanizması İşlemeye başlar. Bir yandan başlangıçta yatırımlardaki bir değişme çarpan etkisi yara­tarak toplam hareamalan, reel GSMH’yi ve harcanabilir geliri etkiler. Diğer yandan harcanabilir gelirdeki değişme tüketim harcamalannı değiştirir.

<$> KEYNESYEN TOPLAM ARZ EĞRİSİ

Keynesyen toplam arz eğrisi yatay olup, veri fiyat seviyesinde fir­maların talep edilen her miktarı arz edebileceğini ima eder. Bıı görü­şün altında ekonomide işsizliğin mevcudiyeti varsayımı yatar. İşsizli­ğin varlığı, firmalara cari ücret düzeyinde yani ücretleri anırmadan di­ledikleri kadar işgücü kullanma ve üretimlerini artırma imkanı sağlar. Böylece Almaların marjinal üretim maliyeti değişmeden üretim hacmi artırılabilir ve veri fiyattan talep edilen her miktar arz edilebilir. Keynesyen arz varsayımının geçerliliği halinde toplam talebin artma­sı, fiyat seviyesi değişmeden hasıla/gelir seviyesini arttıracaktır.

<» KEYNESYEN TÜKETİM FONKSİYONU

Keynes’in tüketim ile ilgili fikirleri, tüketimin mutlak gelir hipote­zi olarak bilinir. Keynes’e göre tüketim, cari gelirin artan bir fonksiyo­nudur ve gelir seviyesi yükseldikçe tüketim talebi artar. Keynesyen görüşe göre tüketim hareamalan, doğnıdan doğruya harcanabilir geli­re bağlı olarak değişir. Keynes’e göre insanlann gelirleri arttıkça tüke­timleri artar ancak tüketimdeki artış, gelirdeki artıştan daha az olur. Bu anlamda Keynes’in tüketim fonksiyonunda şu özellikler bulunur:

o    Keynes’e göıe “Ortalama Tüketim Eğilimi(ARC)”, tüketim harcamasının harcanabilir gelire oranıdır. Harcanabilir gelir arttıkça ARC azalır.

e “Ortalama Tasarruf Eğiltmi(ARS)”, tasarrufun harcanabilir gelire oranıdır. Tasarruf negatif eğilimli olduğu zaman ARS’

. de negatiftir. Harcanabilir gelir arttıkça ARS de artar.

  • *Ortalama Tüketim Eğilimi(ARC)” ve “Ortalama Tasarruf Eğilimi(ARS)” toplamı bire eşittir (ARC + ARS «1). ‘■

.:v: • :Recl tüketim harcamaları, reel çan. gelirin kısa dönemde değişmeyen istikrarlı bir fonksiyonudur.

  • . “Marjinal Tüketim Egilimi(MRC)” pozitif ama birden küçük-,

;‘‘\‘vtür(0 < MRC < 1).                                                             ……. ’ ‘

« . Her ek harcanabilir gelir, ek arzulanan tüketime ve ek arzu­lanan tasarrufa neden olacağı için “Marjinal Tüketim. Eğilimi .7        .     .. (MRC)” ve ‘Marjinal Tasarruf Eğilimi. (MRS)” toplamı bire

eşittir (MRC + MRS ^ 1).

  • ‘‘Ortalama Tüketim Eğilimi (AlİC)”, “Marjinal Tüketim Eği­

limi (MRC) “ den daha büyüktür (ARC > MRC).

<$> KIRILGAJN DENGE HÎPOTEZİ

Avrupa ülkelerinde enflasyonla mücadele politikalanndan sonra normal olarak doğal işsizlik oranının kendi doğal konumuna geri dön­mediği gözlenmiştir. Bu durumu açıklayan yapısala teorilere “kırıl­gan denge hipotezi ” denilmektedir.

<$> KISMİ REZERV BANKACILIĞI

Bankaların ellerinde bulundurmak zorunda oldukları rezervlerin, vadesiz mevduatlarının belli bir yüzdesinden ibaret olduğu bankacılık sistemidir, Bu sistemde bankanın verdiği kredilerin küçük bir kısmı banka ortaklarının koyduğu sermaye ile, daha büyük bir kısmı ise mevduat yatıran müşterilerin paraları ile gerçekleştirilmektedir. Ban­kalar bir aracı kurum olarak fon fazlası olan ekonomik birimlerden

fon açığı bulunan ekonomik birimlere fon transfer edilmesine aracılık ederek ekonomide yatınmlann ve verimliliğin artmasına katkıda bu­lunmaktadırlar. Bankalar, hesap sahiplerinin beklenmedik nakit talep­lerini karşılamak veya günlük ve gelecekteki kredi taleplerini de kar­şılayabilmek için ellerinde atıl rezerv bulundururlar.

  • KIYI ÖTESİ BANKACILIĞI

Ana ülkede bankacılığı düzenleyen yasaların koyduğu kısıtlama­lardan kurtulmak amacıyla büyük bankalann yurt dışında kurdukları şube veya ofislerden gerçekleştirdikleri mevduat ve kredi faaliyetleri­ne “kıyı ötesi bankacılığı” denir. Bu tür bankacılık daha çok bankacı­lık faaliyetleri üzerinden vergi alınmayan ve paranın kaynağının sorul­madığı ülkelerde yapılmaktadır.

<$> KİRIİ DALGALANMA

Döviz piyasalarındaki kur değişmelerinin gözetim altında tutul­duğu durumda, gözetim ve dalgalanma, kısa vadeli dalgalanmaların giderilmesi yanında ihraç mallanna dış piyasalarda rekabet üstünlüğü sağlamak amacıyla yapılıyorsa buna “kirli dalgalanma” denir.

  • KİRLİ DÖVİZ KURU SİSTEMİ

(Bkz: Yönetilen Döviz Kuru Sistemi)

KIASÖC FAİZ YEOEÎSt

Klasiklere göre faiz, tasarrufun yani tüketimi kısmanın karşılı­ğıdır”. Bu nedenle de faiz oranı ile tasarruf miktan arasında doğrusal bir ilişki vardır. Klasiklere göre tasarruf eğilimi sabitken, faiz haddi yükselirse tasarruf miktan artmakta, faiz haddi düştükçe tasarruf mik­tan azalmaktadır. Yatırım oram ise faiz oranı ile ters ilişki içerisindedir. Faiz arttıkça yatmm miktan azalmakta, faiz düştükçe yatırım miktarı artmaktadır. Klasiklere göre faiz, tasarrufla yatırımın eşit oldukları noktada oluşmaktadır.

<§> KLASİK İSTİHDAM TEORİSİ

Klasik iktisatçılar, ekonomik düzenin yapısında daima tam istih­damı sağlayan bir mekanizmanın bulunduğuna inandıklarından, istih­dam sorunu ile yani bir ülkede iş hacmini belirleyen faktörlerle uğraş­mamışlardır. Bu nedenle klasikler araştırmalarında esas olarak tam is­tihdam düzeyindeki milli gelirin oluşumuna ve bunun nasıl bölüşül­dü ğü ne yer yermişlerdir.

  • KLASİK MİKTAR TEORİSİ :                      ■

(Bkz; Fisher. Denklemi)

<$> KLASİK TOPLAM ARZ EĞRİSİ

Klasik toplam arz eğrisi dikey olup, fiyat seviyesi ne olursa olsun ekonomideki toplanı arz miktarının sabit olduğunu ifade eder. Klasik durum emek piyasasında her zaman tam istihdam olduğu varsayımı­na dayandığından ekonomi sürekli potansiyel hasılayı :üretir. Yani üretim hacmini ve arzı arttırabilecek ilave.kaynak yoktur. Talepte bir artış olduğunda firmalar daha fazla üretmek.için, daha fazla emek is- tilıdanı etmek isteyecek ancak tam istihdamdan dolayı başta işçi bula­mayıp, diğer firmalardan işçi kapmaya çalışacak ve nominal ücretleri yükseltecektir. Akabinde aynı şeyi bütün firmalar yapacak ve üretim maliyetleri artınca malların fiyatları da artacaktır. Fakat üretim seviye­si değişmeyecektir.

4> KLASİK ÜCRET TEORİSİ

Klasiklere göre ücret işverenler bakımından işin marjinal verimi­ne, işçiler bakımından da işin marjinal zahmetine eşittir, tşin marjinal verimi tam istihdam düzeyine yaklaştıkça azalan verimler yasasının et­kisiyle azalmaktadır. İşin marjinal zahmeti ise bunun tersine istihdam düzeyi yükseldikçe artmaktadır. Bu anlamda klasiklere göre çalışmak isteyen herkes cari ücrete razı olmak koşuluyla iş bulabilmektedir. Ya­ni ekonomik düzen herkese iş sağlamakta fakat bazı kimseler bu hacimde bir istihdam düzeyinin gerekli kıldığı derecede düşük ücret­le çalışmak istememektedirler. Yani klasikler gayri iradi İşsizliğin ola­bileceğini kabul etmemekte ve İşsizlerin İş bulamadığı için değil, mev­cut ücretle çalışmak İstememelerinden dolayı işsiz kaldıklarını belirt­mektedirler.

^ KONJONKTÛREL DALGALANMALAR

Ekonomide ortaya çıkan periyodik zaman süreçlerini içeren ve belirli aralıklarla yenilenen dalgalanmalara “konjonktûrel dalgalan­malar” denir.

<$> KONJONKTÛREL İŞSİZIİK

iktisadi hayatta görülen dalgalanmalar sonucu ortaya çıkan işsiz­liğe “konjonktûrel işsizlik” denir.

<$> KONVERJANS TEORİLERİ

(Bkz: Yakınlaşma Teorisi)

<$> KONSOL

Sahibine her yıl (sürekli olarak) sabit bir faiz geliri sağlayan uzun vadeli ve sabit faizli tahvile “konsol” denir.

  • KONVERTİBtÜTE

Bir ulusal paranın resmi döviz piyasasında başka bir ulusal para­ya serbestçe dönüştürtUebilmesine “konvertibilitebu özelliği olan paralara da “konvertibl” paralar denir. Bu paralar uluslararası ödeme­lerde geçerli olan paralardır. Konvertibilite, dış ticaretten doğan borç ve alacakların çok yanlı olarak denkleştirilmesi ve uluslararası uzman­laşmadan yararlanmaya olanak sağlanması nedeniyle dünya ticareti­nin geliştirilmesinin temel koşullanndan birisidir.

® KREDİ

Belli miktardaki bir satın alma gücünün, belli bir süre ve bu süre­nin sonunda iade edilmek vaadiyle bir bedel (faiz) karşılığında bir ger­çek veya tüzel kişi emrine verilmesidir.

> KREDİ ÇATIRTISI

Fon arz edenlerle Fon talep edenler arasında bağlantıyı sağlayan bankacılık sektöründe meydana gelen ciddi krizler neticesinde banka­ların aracılık görevlerini etkin, biçimde sürctünııelerini engelleyen ve firmaların borçlanma sınırlamasına tabi olmalarına yol açan durum­dur.

<& KREDİ DEĞERLİLİĞİ

. Kredi yerenin ya da onıın adına hareket eden tarafsız bir kuru­mun, kredi alacak olanın geçmiş ve gelecekteki borç geri ödeme ye­teneğine ilişkin yaptığı ölçümün sonucuna ‘’kredi değerliliği”denir.

KREDİ GÖRÜSÜ

Son yılarda parasal aktarımda kredilerin rolü olup olmadığını tar­tışan pek çok çalışma, mevcuttur. Bu çalışmaların en çok bilineni Ber- nanke ve Blinder(1988) modelidir. Bu çalışma geleneksel IS/LM mo­deline krediyi üçüncü varlık olarak eklemektedir. Kredi görüşü kredi piyasasındaki bilgi asimetrisinin önemi üzerinde dunnakta ve banka­lara aktarımda özel bir önem atfetmekledir. Kredi piyasalarda bilgi asi­metrisi fon talep eden borçlanıcının yatırım projesini lıakkmda daha fazla bilgi sahibi olmasından kaynaklanmaktadır. Bilgi asimetrisi “ex- ante” ve “ex-posf olarak ortaya çıkabilir. Ex-ante bilgi asimetrisi ödünç veren kişi veya kuruluşun yüksek riskli ve düşük riskli borçla- nıcılar arasında ayırım yapamadığı zaman ortaya çıkar. Ex-post bilgi asimetrisi ise proje tamamlandıktan sonra projenin getirisi ile ilgili bil­giye sadece borçlanıcının sahip olması durumunu ifade eder. Kredi pi­yasasındaki bu bilgi asimetrisi iki genel sonınun ortaya çıkmasına se­bep olmaktadır: tersi seçim ve ahlaki tehlike. Tersi seçim, taraflar ara­

sında sözleşme yapılmadan önce ortaya çıkan bir asimetrik enformas­yon sorunu olup, saklı enformasyondan kaynaklanmaktadır. Saklı en­formasyon, piyasadaki taraflardan birisinin kendisi hakkmdaki bildiği, diğer tarafın bilmek istediği fakat öğrenemediği şeydir. Ahlaki tehlike ise, sözleşme yapıldıktan sonra ortaya çıkmakta ve saklı faaliyetten kaynaklanmaktadır. Saklı faaliyet, ekonomik ilişkide bir tarafın faali­yetinin, diğeri tarafından gözlenememesidir. Tersi seçim “e^ante” bil­gi asimetrisinin, ahlakı tehlike ise “ex-post” bilgi asimetrisinin sonucu­dur. Kredi kanalı teorisine göre para politikasının reel ekonomik akti- viteler üzerinde iki açıdan etkisi mevcuttur. Birincisi bir firmanın net değerinin yüksek olması firmanın kredi piyasasından daha kolay borçlanmasına yardımcı olmakta, bu da firmanın yatınm kararını etki­lemektedir. Fara politikasının borçlantcılann bilançosunu etkileyerek reel çıktıda değişime sebep olduğu bu kanal, bilânço kanalı olarak ad­landırılır. tkinci olarak ise para politikası, bankaların bankaya bağımlı firmalara kredi arzını etkilemektedir. Bu kanal banka ödünçleri kana­lı olarak adlandırılmaktadır.

<$> KREDİ MEKTUPLARI

Kredi mektubu, bir banka tarafından şubesi veya muhabirlerine hitaben yazılan, lehdann kimliğini belirten ve belli bir miktar ödeme­nin yapılmasını talep eden bir mektuptur.

KREDİ TAYINLAMASI

Kredi tayttüamasi; borç verenlerin, bireylerin cari faiz haddinden borçlanabilecekleri tutan sınırlamasıdır, örneğin arz edenler konu­munda olan bankaların, müşterilerin borçlanmaları üzerindeki sınırla­maları kaldırması halinde, firmaların yatırım harcamalan ve hane lıalk- larıntn dayanıklı tüketim mallanna harcamaları ve buna bağlı olarak talep ve hasıla artacaktır. Aksine bankalar kredilerini daraltırlarsa(ta- yınlama) firmalar ve hane halkları harcamalannı finanse edemeyece­ğinden harcamalar düşecektir. Kredi tayınlaması iki farklı sebeple or­taya çıkabilir.

® Birincisi; boıç verenin, muayyen bir müşterisinin iyi veya kö­tü bir müşteri oluşunu nazara alarak geri ödenmeme riskine göic faiz haddi belirleyerek kredi arzı oluşturmasıyla olıışabi- .                lir. Kredi veren ekonominin gidişatını göz önünde bulundu­

………. rarak, ekonominin iyi gidişatta olduğu dönemde müşterilerin

büyük çoğunluğunun borç ve faizlerini geri ödeyebileceği : inancıyla dalıa cömert şekilde kredi arzı oluşturabilecektir, ; ■ ;: : Ancak müşteriye güyen azaldıkça veya.ekonomik konjohk- ttir kötü durumdaysa kredi faizlerinin yükselmesiyle beraber : ‘• ■ kredi talebi azalacak ve tayınlama ortaya çıkacaktır.: ■:) !; i: İkincisi ise merkez bankasının ticari bankalara ve diğer kredi kunımlarına verdiği kredilerini sınırlama baskısıyla ortaya çı-

  • Bıı durumda bankaların bir dönemdeki kredilerini; belli bir orandan daha fazla artınnalarına izin.yerilmez, Böy- leçc ekonominin genişlemesine tayınlama yoluyla izin veril­: memiş    olunur. ■               .               ■.

f KRONİK DÜŞÜK İSTİHDAM

Daha çok az gelişmiş ülkelerde görülen ve inşanlann tamamen iş-. siz kalmalarından çok az çalışmaları yani gizli işsizlik şeklinde ortaya çıkan eksik istihdam türüdür.

  • KUVERTÜR

Bankacılıkta kefalet ve teminat ile eşanlamlı kullanılan kuvertür sözcüğü, aynı zamanda bankalara teminat mektubu ile yatırılan bloke para anlamını da içerir.

  • KÜRESEL GELİŞMELERİN TÜRKİYE EKONOMİSİNİ

ETKİLERİ[2]

ABD ekonomisinde yaşanabilecek sorunların bütün dtinyada ve özellikle Türkiye gibi yükselen ve gelişen piyasa ekonomilerinde da­ha ciddi problemlere yol açabileceği sık sık vurgulanmaktadır. Türki­ye ekonomisinde 2000-2001 krizinden bu güne kadar geçen süre için­de uygulanan ekonomik istikrar programlarıyla geçmişte çok daha fazla kınlgan olan ekonomi, bir iyileşme sürecine girmiştir. 2002 yılın­dan itibaren de ekonomik programlann uygulanmasında gerekil öze­nin gösterilmesi, parasal ve mali disipline uyulması ve fiyat istikrarı konusunda gösterilen kararlılık ve yapısal reformlar makro ekonomik göstergelerin iyileşmesine katkıda bulunmuştur. 2002 yılında başlayan büyüme uygulanan makro ekonomik programın desteğiyle birlikte devam etmiş, 2003-2004 yıllannda da hedeflerin üzerinde gerçekleş­miştir. Uluslararası konjonktürde görülen olumlu gelişmeler, güven ortamı sağlanması ve enflasyondaki düşüşte sağlanan başarı, kredi fa­izlerindeki düşüşü de beraberinde getirmiştir. Bu olumlu makro eko­nomik gelişmelerin yansımalan, 2005 yılında da görülmüş, 2004 yılın­da gerçekleşen yüzde 9,9’luk büyümenin ardından yüzde 7,6’lık bir büyüme gerçekleşmiştir. Türkiye ekonomisi 2006 yılının ilk çeyreği dahi! olmak üzere son on sekiz çeyrektir büyümektedir. Türkiye eko­nomisinin makro ekonomik göstergelerinin giderek iyileşmesi; AB’ye tam üyelik konusunda kaydedilen ilerlemeler, yabancı sermaye girişi­nin artması, ihracatın ve ithalatın, artması ve dolayısıyla dış ticareün GSMH içinde artan ağırlığı nedeniyle ekonomimizin dünya ekonomi­sindeki büyüme konjonktürüne daha ilgili hale gelmiştir. Dünya eko­nomisi, 2004 yılında gösterdiği yüksek performans neücesinde son 4 yılın en büyük büyüme hızını yakalamıştır. 2005 yılında özellikle ge­lişmekte olan ülkeler açısından olumlu geçmiştir. Küresel ekonomiler­de Japonya ve Çin’in izlediği kur ve faiz politikalanyla giderek artan

likidite ve büyiik ekonomilerde giderek büyüyen dış açıklar, ham­madde ve pelrol fiyatlarındaki artışlar ve varlık fiyatlarında oluşan ba­lonlar küresel ekonomide makro ekonomik istikrarın bozulabileceği yönündeki beklentileri artmıştır. Gelişmiş ekonomilerde özellikle ABD’de enflasyonist baskıların artabileceği şüphesine yol açmıştır. Bu amaçla gelişmiş ülkelerin merkez bankaları ve FED’in para politikası araçlarını kullanarak faizleri daha da arttırabileceği ve küresel likidite­nin daralacağı beklentilerini arttırmıştır. Gelişmiş ülke ekonomileri makro ekonomik göstergelerinin görülen bu gelişmelerin etkisi daha : fazla gelişmekte olan ülke ekonomilerinde daha fazla hissedilmiştir. Ülkemizin de içinde bukındıığıı gelişmekte olan ülke ekonomilerinde makro ekonomik istikrar ortamında görülen bozulmalar ve geleceğe yönelik endişeler yoğun sermaye çıkışlarının olabileceği beklentileri- ııi arttırmıştır. Bu gelişmeler ise gelişmekte olan ülkelerde risk primle- ıini yükseltmiş, faiz ve döviz kurlarındaki dalgalanmaları arttırmıştır. Bütün bu olumsuz gelişmeler giderek daha fazla dışa açık hale gelen ve. küresel ekonomiye entegre olan Türkiye ekonomisi de etkilemeye başlamıştır. Gelişen ekonomilerde yaşanan düşük faiz oranı nedeniy­le artan uluslararası likidite borçlanma maliyetlerinin düşük olduğu gelişmiş ekonomilerden, reel getirilerin nispeten yüksek olduğu geliş­mekte olan ekonomilere akmaya başlamışur. Olabilecek dış şoklar karşısında Türkiye ekonomisinde kırılganlığın giderek artan cari iş­lemler açısından kaynaklandığı söylenebilir. Cari işlemler açığının art­masında aşırı değerlenmiş kıının ihracat ve ithalat üzerinde yarattığı olumsuz etki ile ithalatın hızla artmasına yol açan diğer etkenlerin pa­yı büyüktür. Türkiyede sanayi üretiminin giderek ithalata daha fazla bağımlı hale geldiği bir dununda cari açığın büyümesinde petrol ve hammadde fiyatlarındaki aruşm etkisi fazla olmuştur. Ayrıca ithalatın son yıllarda hızlı bir şekilde artmasının diğer nedeni de büyüme hızın­daki yüksek performansın beraberinde getirdiği yatınm talebindeki artışlardır. Merkez bankası verilerine göre uluslararası enerji fiyatların­daki artışın cari açığa etkisi 2005 yılı itibariyle 8 Milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. 2005 yılında cari açığın GSMH’ya oranı 6,4 olarak ger-

çekleşmiştir. Cari açığın GSMH’ya oranındaki 1,4 puanlık artısın ham petrol fiyatlanndaki artıktan kaynaklandığı belirtilmektedir. Uluslara­rası piyasalarda son yıllarda görülen likidite bolluğu ve Türkiye’nin AB ile Üyelik müzakerelerini başlatmış olması ve siyasal istikrar ile bir­likte mali disiplinin faizlerin de düşmesiyle birlikte sağlanması, gide­rek artan cari açığın finansmanını kolaylaştırmıştır. Buna rağmen ser­maye akışında küresel ekonomide belirtilen riskler nedeniyle oluşabi­lecek kesintiler ekonomide belirsizliği arttıran etkenlerdir. Mayıs – Ha­ziran aylannda yaşanan türbülans bunun en önemli göstergesi olmuş­tur. Kur ve faiz düşmesi Türkiye dışındaki faktörlerin etkisiyle yüksel­miştir. Bunun en önemli nedeni de cari açığın sürdürülebilir olduğu yönündeki şüphelerdir. Dış şoklara karşı kırılganlığı arttıran cari açı­ğın 2006 yılında 30 Milyar doları geçebilecek bir düzeye gelmesi ulus­lararası yatırımcılar açısından da ciddi bir risk olarak algılanmaktadır. Cari açığın finansmanının yaklaşık son iki yıldır doğrudan yabana ser­maye yatırımlarındaki artışlar karşılanmaktadır. Ancak bu yatırımlar Çin ve Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yeni tesisler açarak değil mevcut tesislerin saün alınması şeklinde gerçekleşmektedir. Uluslara­rası piyasalarda yaşanabilecek olumsuz gelişmelerin bu tür sennaye girişlerini azaltması halinde kınlganlık daha da artabilecektir. Küresel dengesizliklerin artışı ve bu dengesizliklerin çözümüne ilişkin belirsiz­liklerin oluştuğu günümüzde artan risk cari açığı yüksek Türkiye gibi Ülkeleri daha fazla etkilemektedir. Mayıs – Haziran ayında yaşanan türbülansta cari açık dışında tüm makro göstergeleri iyi olduğu halde uluslararası yatırımcıların küresel ekonomide artan risk algılamaları nedeniyle gelişmekte olan ülkelerden çıkmak İstemeleri döviz kunı- nun yaklaşık yüzde 30, faizlerinde yüzde 13 den yüzde 21’e çıkarak yaklaşık yüzde artmasına neden olmuştur.

<$* LASPEYRES ENDEKSİ

TÜFE gibi sabit bir mal sepeti ile oluşturulan endekslere “laspey- res endeksi” denir.

<§> LİKİDİTE

Ekonomide, para piyasasında işlem gören para ve benzeri araçla­rın nakit durumuna geçebilme lığlarına “likidite” denir. Bir aktifin bilinen bir fiyattan anında paraya döniişebilme derecesidir.

<$> LİKİDİTE TERCİHİ

Likidite tercihi teorisi. . insanların ellerinde pa- . ra tutma arzularına da­yanan teoridir.: Likidite tercihi diye bir arzunun var olabilmesi için gele­cekteki faiz hadlerinin ne olacaklarının şimdi­den keşin, olarak bilin­memesi temel koşuldur. Bu anlamda Keynes’e göre insanların elde pa­ra tutma arzularını etkileyen üç unsurun varlığı mevcuttur. Bunlar:

  • Muamele Güdüsü

İnsanların tüketim gereksinmelerini karşılamak üzere elde para tutma arzulandır. Bu güdüyle elde tutulan para faiz had­dine karşı duyarlı değildir.

  • İhtiyat Güdüsü

insanların çıkabilecek olağanüstü masraflarım karşılayabil­mek amacıyla elde para tutma arzulandır,

  • Spekülasyon Güdüsü

insanların faiz lıadlerindeki değişikliklerden yararlanmak maksadıyla elde para tutma arzulandır. Keynes’ın en çok önem verdiği güdüdür. Zira Keynes’e göre likidite tercihi esas olarak bu maksatla elde para tutma arzusudur.

Likidite tercihi sabitken faiz haddi düşürülürse para talebi iki ne­denle artar. Bir kere, düşük faiz haddi yatırımları teşvik ederek

genel faaliyet hacmini ve milli geliri artıracaktır. Milli gelirin ve faaliyet hacminin artması, muamele ve ihtiyat motifleriyle yapılan para talebini arttırır. Bu durum para hacminin arttırılmasını ge­rektirir. Diğer taraftan faiz haddinin düşmesi spekülasyon güdü­süyle para talebini tahrik edebilir.

$ LİKİDİTE TUZAĞI

Ekonomide faiz oranlarının düşebileceği en düşük düzeye inmiş olmasından dolayı, para arzını arttırarak faiz oranlannı daha fazla dü­şürmenin imkansız olduğu duruma Likidite tuzağı “denir. Bu dunım- da para politikasının etkinliği sıfır olup milii gelir ancak maliye politi­kası yardımıyla kamu harcamalan yapılarak arttınlabilir.

  • LOKOMOTİF TEORİSİ

Durgunluk dönemlerinde dünya ekonomisinin bir büyük ülkenin veya büyük ülkelerin Öncülüğünde ve tüm ülkelerin iktisat politikala­rının koordinasyonu sağlanarak büyümesinin tüm ülkelerin yaranna olduğu düşüncesinden hareketle, bir ülke ekonomisinin hızla gelişip ve dünya ekonomisini peşinden sürükleyeceği düşüncesine “lokomo­tif teorisi” denir.

Model, işgücü piyasası­nın neo-klasik modelini esas alır, ancak fiyatlar genel seviyesi, nominal Ücretler ve dolayısıyla reel ücretlerle ilgili bir bilgilenme sorunundan bahseder. Temel varsa­yım İşçiler ile firmalann bilgilenme farktandır.

Teoriye göre fiyat seviyesi yükseldiğinde işçiler bunu bilmemekledir. Yalnızca kendilerine teklif edilen nominal ücreti bilmekte ve buna bağlı olarak ücretin arttığını zannederek daha fazla çalışmak istemek­tedirler. Lucas arz eğrisi, firmaların arz etmek istedikleri hasıla mikta­rının fiili fiyat seviyesinin (P) beklenen fiyat seviyesine oram (Pe) bü­yüdükçe artacağını göstermektedir. Burada firmaların fiili fiyat seviye­sini tam bilmeseler de işçilere göre daha iyi bir tahmin yapmaları ye­. terlidir.

Toplam arz eğrisi, eşitlik (l)’e göre ve veri.bir beklenen fiyat se- viyesi.(Pe) için çizilmiştir. Fiili fiyat seyiyesi (P), beklenen fiyat seviye-. : sine(Pe) eşil ise arz edilen hasıla tam istihdam hasılasıdır. (Y*) Fiyatlar. beklenen fiyattan yüksek olursa “B” noktasının gösterdiği gibi reel üc­retler düşecek ve hasıla yükselecektir. “C” noktasında ise fiili fiyatlar beklenen fiyatların altındadır ve firmaların arz ettikleri hasıla Y*’den azdır.

Lucas modeli, tam istihdamdan geçici bazı sapmalann olabilece- , gini ortaya koymaktadır. Modeldeki, en önemli nokta, bu sapmanın, ancak beklentilerde hata olması durumunda oıtaya çıkabileceğinin ve ancak lıa talan n devam etmesi ile sapmanın sürebileceğinin vurgulan- masıdır.

<$> LUCAS KRİTİĞİ

Lucas Kritiğinz göre bir ekonomide hükümet yeni bir politika iz­lediğinde, iktisatçılar ve politika yöneticileri bu politikanın etkilerini iktisadi değişkenler arasındaki mevcut ilişkilerin gelecekte de devam edeceğini varsayarak tahmin ederler, Oysa hükümetin izlediği yeni bir politika, tüketicilerin, firmaların ve işçilerin bekleyişlerini etkilemek suretiyle, ekonomik değişkenler arasındaki sözkonusu ilişkilerin de­ğişmesine yoJ açar. Bu yüzden de, yeni bir ekonomi politikasının et­kilerini, mevcut ekonomik yapının değişmeyeceği varsayımı altında tahmin etmek anlamsız hale gelmektedir. Bu analiz nobel iktisat ödü­lü almış E. Lucas tarafından ifade edildiğinden dolayı “Lucas Kritiği” olarak adlandırılmaktadır.

  • LUNDBERG GECİKMESİ

Harcamaların yapılmasıyla üretimde bulunulması arasında geçen zamana ‘lundberg gecikmesi” denir. Harcamalarda bulunma ve Üreti­me başlanılabllme, artan talebe karşı sabit sermaye artınmı, işçi bula­bilme gibi nedenlerle zaman alır. Kaldı ki girişimci de talepteki artışın sürekli olduğuna inanıncaya kadar bekler ve artışı stoklardan karşıla­maya çalışır.

  • MAHREÇLER YASASI (J.& SAY)

Klasiklerden J.B. Say tarafından ortaya atılan bu yasaya göre esas olan mallarla mallann mübadele edilmesidir. İktisadi alemde para, sa­dece bir aracıdır. Bu yasaya göre gerçek satın alma gücünü para değil mallar temsil etmektedir. Bir mal üretildiği zaman yalnız bir arz yapıl­mış olmaz, aynı zamanda aynı miktarda bir talep de yaratılmış olur. Yani mahreçler yasasına göre “berarz kendi talebini yaratır”. Piyasa­ya maJ arz eden herkes bir taraftan malını satmaya çalışırken diğer ta­raftan da eş değerde başka mallar almaya uğraşacak ve böylece piya­sadaki arz ve talep daima birbirine eşit olacaktır. Üretilen her mal da satılabileceğinden genel anlamda bir talep yetersizliği söz konusu ol­mayacaktır. Ayrıca bu yasaya göre kazanılan gelirler derhal ve tama­men harcanacak yani tasarruf yapılmayacaktır.

<$> MAL PAKA

Bir mal olarak kendi başına bir değere salılp olan ve aynı zaman­da bir değişim aracı olarak kullanılan fiziki mallara “malpara”denir.

<$> MAL PİYASASI DENGESİOS)

IS eğrisi, mal piyasasında dengeyi sağlayan I(yatınm)-S(tasarruO eşitliğini sağlayan faiz oranı ve gelir düzeyi bileşimleri gösterir. IS eğ­risi üzerindeki her nokta faklı milli gelir düzeyinde tasarrufu yatınma eşitleyen denge faiz haddlnin hangi düzeyde olduğunu göstermekte­dir. IS eğrisi negatif eğimli bir eğridir. Çünkü faiz oranında meydana

gelen yükselmeler yatırımları azaltacak ve bu durum harcamaları do­layısıyla da milli gelirde azalmaya neden olacaktır. Yani ekonomideki faiz oranı ile milli gelir arasındaki ters yönlü ilişki IS eğrisinin sol yukarıdan sağ aşağıya yönlü olmasını sağlamaktadır.

MALÎ ARACILAR

“Mali aracılar”, ellerine geçen kaynaklar karşılığında, kaynakla­rı kendilerine yatıran kişilere, alacak hakları olduğunu.gösteren belge-.

. ier veren mali kıırumlardır” Ticari bankalar, sigoıta. şirketleri, finans ‘ kurumlan ve bankerler bu tip kuramların belli, başlı örneklerini teşkil.. eder. Mali aracılar denen kuruluşlar, tasarruf sahiplerine nispeten sağ­lam ve likit bir alacak sağlarlar ve tasamıf sahiplerinin ellerindeki fon­ları atıl bir şekilde tutmalarını önlerler,………..

® MALİYET ENFLASYONU

Üretim maliyetlerinde ortaya çıkan artışın fiyatlar genel düzeyin- de;artışa sebep olmasıyla ortaya çıkan enflasyona “maliye! enflasyo-, nu”denir. Ücret ve kâr enflasyonu olarak ikiye ayrılır.

  • MANDAL – TAKOZ ETKİSİ

Nispi gelir hipotezinde gelirde bir artış olunca tüketimde bir artış olacağı ancak gelirde bir azalma olduğunda, .tüketimde aynı oranda azalma olmayacağı ifade edilir. Yani tüketiciler gelirlerinde bir azalma olduğunda aradaki farkı öncelikle tasarruflarından karşılamaktadırlar. Nispi gelir hipotezinde gelirde azalış olunca tüketimde meydana ge­len azalma, gelir artınca tüketim oranında meydana gelen artıştan kü­çüktür. Tüketimin, gelir azalınca gelir artınca arttığından daha az oran­da azalmasına “mandal veya takoz etkisi” denir.

MANÜPIASYON

Finansal piyasada var olan durgunluğu gidermek ve piyasada canlılık yaratmak amacıyla, suni olarak alım satım yapmaya “manûp- lasyon” denir.

MAKJİNAL İTHALAT EĞİLİMİ

Reel GSMH’deki bir liralık bir artışın ithalatta kaç liralık bir artışa yol açtığını ifade eden ve sıfırdan büyük fakat birden küçük olan de­ğere “marjinal ithalat eğilimi” denil.

<$> MARJİNAL TASARRUF EĞÖİMÎ

Tüketicinin gelirindeki bir birimlik değişmenin tüketicinin tasar­ruf düzeyinde yaratacağı değişim oranına “marjinal tasarruf eğilimi” denir. Marjinal tasarruf eğilimi aynı zamanda bir ülkenin gelişmişliği­nin de bir ölçüsüdür. Gelişmekte olan Ülkelerde, marjinal tasamıf eği­limi oldukça düşüktür. Bu ülkelerde halk elde ettiği gelirin büyük bir kısmını tüketime ayırmaktadır. Tasarruf eğiliminin düşük olmasının temel nedeni ise gelişmekte olan ülkelerin GSMH‘ lerinin düşük olma­sıdır.

<$> MAiyÎNAL TÜKETİM EĞİLİMİ

Tüketicinin gelirindeki bir birimlik değişmenin tüketim harcama­larında yaratacağı değişim oranına “marjinal tüketim eğilimi’’ den». Yani kısaca halkın tüketim eğilimi katsayısıdır.

<$> MARSHALL-LERNER KOŞULU

Devalüasyondan beklenilen ödemeler bilançosu açığını azaltıcı sonuçlann elde edilebilmesinin koşullarının araştırılmasına dayalı te­oridir. Bunu bir formülle açıklamışlardır. Bu formüle göre ülke içinde üretilen malların (ihraç mallan) arz esnekliğinin sonsuz olması koşu­luyla, ithal mallannın yurtiçi talep esnekliği (em) ile ihraç mallanmn yurtdışı talep esneklikleri (ex) toplamının birden büyük olması gerek­mektedir.

em + ex ^ 1

M-L koşulu ödemeler bilançosunun başta denk olmasını gerekti­rir. Aksi halde ithalat ihracattan büyükse, ikisi de aynı oranda arttığın-

da, ithalat mutlak olarak daha çok artar. O halde esnekliklerin topla­mı l’den ne kadar büyük değer alıyorsa devalüasyondan beklenen döviz kazancı o denli fazla olacaktır. Bıı koşula göre arz esneklikleri sonsuz kabul edilmektedir ancak gerçek hayatta bu mümkün olmadı­ğından bu dıtrum teorinin eksik yönü olarak nitelendirilmektedir.

<8> MENFÎ TASARRUF

: Kişilerin elde ettikleri gelirden daha fazlasını tüketmeleri duru­muna “menfi tasarruf’ denir.

<$> MENKUL KIYMETLER YATIRIM FONU

Bir taraftan küçük yatınnıcılann tasarruflarını sermaye piyasalan- na çekmek, diğer taraftan da menkul kıymetlerin taşıdığı riskleri dağıt­mak amacıyla birden fazla menkul değerden oluşmuş fonlara “men- \ kul kıy metler yatının fonu” denir, SPK kanununa göre ise; halktan ka­tılma belgeleri karşılığı toplanacak paralarla belge sahipleri hesabına riskin dağıtılması ilkesi ve*inançlı mülkiyet esaslarına göre menkul kıymet portföyü işleunek amacı ile kurulan mal varlığına “menkul kıy­metler yatırım fonu” denir. Bu fona yatırım yapan yatırımcı, parası karşılığı hisse senedi yerine katılma belgesi olarak ifade edilen bir bel­ge alır. Bıı katılma belgesi kıymetli evrak niteliğinde olup isme ya da ■ hamiline yazılıdır ve yatırımcının fona kaç hisse ile katıldığını gösterir. Bu fonlar, Maliye Bakanlığının izni ile sadece bankalar tarafından ku­rulurlar ve tüzel kişiliğe sahip değildirler.

<§> MERKANTİLİZM

Esas itibariyle 17. yy’da gelişen merkantilizmin en önemli savu­nucuları, Jean Bodin, Thomas Miles ve Thomas Mııri dur. Aynı dö­nemde Fransa’da gelişen merkantil akım ise “Fransız Merkantıliz- mi”djr. Almanya’da gelişen merkantil akıma ise “Kameralizm” denil­mektedir.

  • Devletin ekonomiye müdahalesi ilk kez 17. yy’da Merkanti- listler ile başlar.

428 |______________________________________ îktltst

  • Temel dürünce toplumun zenginliğidir ve bunun kaynağı da sahip olunan altın ve gümüştür.
  • Dış ticaretin toplumların zenginleşmesinde büyük rolü oldu­ğunu savunurlar.
  • Toplumun zengin olabilmesi için dışarıdan sağladığı mal ve hizmetlerden daha fazlasını satmalıdır.
  • Vergiler, kamu harcamalarını karşılamada en önemli kaynak olarak kabul edilmez.
  • Devletin kaynak sağlamak adına borçlanmasının sakıncalı ol­duğu görüşünü savunurlar.
  • Bu dönemde hükümdar imtiyazlan, bunlara dayanan gelirler ve kamu kredisi gelişmeye başlamıştır.

<$> METZLER ETKİSİ

Piyasa faiz oranlarındaki değişmelere bağlı olarak finansal kıy­metlerin (tahvil, bono v.b) değer kazanması ya da değer kaybına bağ­lı olarak tüketim harcamaların değişmesine “Metzler etkisi “ denir. Fa­iz oranlan yükselirse elinde tahvil bulunanlann tahvil fıyatlan değer kaybedecek; faiz oranlan düşerse elinde tahvil bulunanların servetle­ri artış gösterecektir. Birinci durumda tüketim azalacak, ikind durum­da ise tüketim artacaktır.

  • METZLER GECİKMESİ

Üretimde bulunulması ile üretimin satışından sağlanan gelirin yaratılması arasında geçen zamana “Metzler gecikmesi” denir.

  • MEVDUAT

İstenildiği zaman veya belli bir vade sonunda geri alınmak üzere bankaya yatırılan paraya “mevduat” denir, Bankalar kanununa göre mevduat türleri şunlardır:

  • Tasarruf mevduatı:Gerçek veya tüzel kişiler tarafından bankalara yatırılan tasarruf amaçlı paralara denir.

o Ticari mevduat: Gerçek veya tüzel kişilerin sahip oldukları iktisadi işletmeleri ile iktisadi amaçlı faaliyet gösteren kamu kuruluşları tarafından bankalara yatırılan paralara denir.

  • Resmi mevduat: Genel ve katım bütçeli daire ve kurutuş­larla, yerel yönetimlere, kanunla kurulmuş döner sermayeli , kuruluşlara, mahkemelere, savcılıklara, İcra ve iflas daireleri­: ne, tereke hakimliklerine ve kanunla kurulmuş sosyal sigorta kurumlarına ait mevduat resmi mevduattır, :

« Bankalar mevduatı: KÎT lıalindeki bankalar ve T.C Merkez

  • Bankası, dahil olmak üzere bankaların ve özel kanunla mev­duat kabulüne yetkili kılınan kuruluşlann birbirlerine yatır- dıldarı mevduatlara denir.

4 MEVDUAT SİGORTASI

Banka mevduatlarının bir kısmının veya tamamının, kurulan bir merkezi sistem ile sigorta altına alınmasıdır. Amaç, zor duruma diiş- müş olan bankalardaki mevduatın en azından bir kısmının geri Öden­mesinin sağlanmasıdır.

<$> MEVSİMLİK İŞSİZLİK

İşlerin niteliğine göıe mevsimler itibariyle onaya çıkan işsizliğe “mevsimlik işsizlik”denir.

<§> MİKRO KREDİ PROJESİ

Mikro kıedl projesi, iş yapma fikri olup da küçük bir başlangıç sermayesine ihtiyacı olan yoksullara imkân verilmesi projesidir. Sade­ce güvene dayanan, teminatsız ve kefilsiz küçük sermaye şeklindeki mikro kredi, yoksulluktan kurtulmaları için etkili bir stratejidir. Mikro kredi fikri ilk kez 1973 yılında Muhammed Yusuf tarafından Bangla­deş’te uygulanmaya başlanmıştır. 1979 yılına kadar Bangladeş Merkez Bankası ve digeı ticari bankaların sponsorluğunda proje geliştirilmiş ve 1983’te Grameen Bank adı altında yoksullara kredi veren mikro kredi bankası kurulmuştur. Mikro kredi, son on yılda Güneydoğu

Asya’da özellikle Tayland’da tanm kooperatiflerinde, Latin Ameri­ka’da özellikle Bolivya’da çok yoksul girişimcilere, Afrika’da Gine ve Senegal’de fakir çiftçilere ve zanaatkârlara verilmiştir.

  • MİYOPLUK HİPOTEZİ

Bir tüketici daha yüksek gelir bekleyişlerine rağmen cari tüketi­mini desteklemiyorsa bir likidite kısıtı vardır. Bu eksiklik rasyonel bekleyişler hipotezinin bir başarısızlığıdır. Bu olguya “miyopluk hipo­tezi ” denilmektedir.

<$> MOBİL BANKACILIK

Mobil bankacılık, değişen teknolojik gelişmeler sayesinde banka­cılık işlemlerinin mobil bir ağ üzerinden(SMS, WAP, GPRS) bağlanan mobil aygıtlarla yapılabilmesidir.

  • MODİGIİANİ PİRAMİDİ

(Bkz: Yaşam Boyu Gelir Hipotezi)

<$> MONETARİST MİKTAR TEORİSİ

M / P – f (W, w, r, E)

Modern miktar teorisi de denilen bu teoriye göre reel para talebi­ni etkileyen faktörler arasına sürekli gelir (W), beşeri sermaye (w), servetten beklenen getiri (r) ve enflasyon beklentileri eklenmektedir. Klasik ve Neo-klasik ekonomistlerin miktar teorisinde para arşında ar­tış aynı yönlü ve aynı oranlı olarak Fiyatların artışına neden oluyordu. Oysa Monetaristlerin miktar teorisinde para arzındaki artış, aynı yön­de ancak daha yüksek oranda fiyatiann yükselmesine neden olmakta­dır. Bunun en önemli nedeni paranın dolanım hızını (V) kısa dönem­de değişir kabul etmeleri ve para talebinin fiyatları artış yönünde etki­lemesidir. Bu teori yine Klasik ve Neo-klasiklerden farklı olarak para arzındaki artışın faiz, milli gelir ve istihdam üzerindeki etkisini de ana­lize katarken V’ nin para arzındaki artışla değişebileceğini öngörmek­tedir.

MONETABjST KOISJONKTÛR TEORİSİ

Monetarist yaklaşıma göre ekonomik dalgalanmaların esas nede­ni para arzındaki dalgalanmalardır. Para arzındaki artışlar ekonomide genişlemeye, para arzındaki azalmalar ekonomide daralmaya neden olur. Monetaıisdere göre merkez bankası para arzının büyüme oranı­nı değiştirdiğinde bundan öncelikli olarak toplam talep etkilenir ve konjonktür mekanizması işlemeye başlar. Parasal büyüme oranı arttı­. Vğı zaman ekonomideki reel para miktarı artar. Bunun sonucu olarak. . faiz oranı düşer ve ekonomideki reel paıa ankes miktarı artar. Ayrıca para arzındaki artış sonucu döviz kum da düşer. Başlangıçça finansal piyasalarda meydana gelen etkiler, diğer piyasalara yayılmaya başlar.. Monetarist konjonktür teorisine göre, Keynesgil konjonktür teorisin1 . den farklı olarak, para arzındaki bir artış sonucu toplam talepte mey­dana gelen artışı hem fiyatlar genel düzeyinde hem de toplam arzda ,. bir artış izlemektedir, Bunun nedeni Monetaristlere göre kısa dönem toplam arz eğrisinin yukarıya doğru eğimli olmasıdır. Dolayısıyla top­lam talepteki dalgalanmalar lıcm reel GSMITde hem de fiyatlar genel düzeyinde dalgalanmalara neden olmaktadır.

  • MONETtZASYON

Ticaret bankaları, firmaların ve kişilerin elindeki devlet tahvili ve hazine bonolarının merkez bankası tarafından açık piyasa işlemleriy­le satın alınmasıdır.

MUDİ

Bir bankada mevduat hesabı bulunan kişi ya da kuruluşlara “mudi”denir. Kısaca mevduat sahibine verilen addır.

<S> MUHABİR BANKA

Bir işletme ya da bankayı temsil etmek amacıyla mali işlemlerini yürüten ve aracı banka olarak nitelendirilen bankalara ”muhabir ban­ka ” denir.

  • MUNDELL – FLEMİNG MODELİ

Sabit kur sisteminde tam sermaye hareketliliğini açıklayan teori­dir. Tam sermaye hareketliliğinde en ufak bir döviz kuru(hsıddi) deği­şimi, sınırsız sermaye akımlarına yol açar. Bu nedenle merkez banka­ları bağımsız bir para politikası izleyemezler. Merkez bankalarının pa­ra arzını artırmaları ya da azaltmaları faiz hadlerini değiştirecek ve ül­keye aşın sermaye girişi veya ülkeden aşın sermaye çıkışı olacaktır. Bu ise ödemeler bilançosunda dengesizliklere neden olacaktır. So­nuçta ülke devalüasyon veya revalüasyon baskısıyla karşı karşıya ka­lacaktır. Bu durumda döviz kurunu sabit tutmakla görevli merkez bankalan kurun değişmesi yönündeki baskıları döviz alımsatım yoluy­la önlemeye çalışırlar. Bu ise para arzı ve faiz hadlerinin eski seviyesi­ne dönmesine yol açacaktır. Yani sabit kur politikası uygulanırken pa­ra politikası etkinliğe salıip olmayıp, maliye politikası tam etkindir di­yebiliriz.

<$> MURABAHA

Ekonomide belirlenmiş olan yasal faiz oranının üstünde bir oran­dan kredi verilmesi olayına “murabaha ” denir. Murabaha halk dilin­de tefecilik olarak adlandırılmaktadır.

^ MUTSUZLUK ENDEKSÎ

Enflasyon oranı ile işsizlik oranının toplanmasıyla ortaya çıkan endekse “mutsuzluk endeksi”denir.

  • MÜEYYET AKREDİTİF

Mulıabir<aracı) bankanın akreditifi lehtara ihbar ederken, bankanın talimatına uyarak kendi onayını da ilave etmesi ve böylece akreditifi açan bankanın taahhüdünü yerine getireceği hususunda kendisinin de sorumluluk yüklenmesidir.

<$> MÜREKKEP FAİZ

Belirli bir devrede anaparanın getirdiği faizin anaparaya eklene­rek faiz yürütülmesine “mürekkep faiz” denir. Kısaca faize faiz yürü­tülmesi olarak tanımlanır.

<$> NAKİT

Banknot, ufaklık para ve dövizi içeren likit aktiflere verilen addır.

<$> NAIRU                                                             …………. ■  ■ •

Yeni Keynesgiller tarafından doğal işsizlik oranını ifade etmek amacıyla kullanılan ve enflasyonu hızlandırmayan işsizlik oranı olarak adlandırılan, ekonomiye negatif etkisinin olmadığı düşünülen işsizlik . oranıdır

<$> NEGATİF FAİZ OKANI

Ekonomide belirlenen faiz oranının, enflasyonist dönemlerde re- el olarak bir getiri sağlayacak düzeyde olmaması yani enflasyon ora­nının altında bulunması durumunda, bu faiz oranına “negatiffaiz ora­nı” denir. Negatif faiz oranı gelişmekte olan ülkelerde yatırımları teş­vik etmek amacıyla özellikle kredi faiz oranlan açısından geçerlilik ta­şımaktadır. Ancak bunun bir yansıması olarak da negatif düzeydeki tasarruf mevduat faiz oranı, tasarrufları azaltıcı bir etki yaratmaktadır. Bu ise, ülkedeki semnaye birikimini olumsuz yönde etkilemektedir.

NEO KEYNESYEN SENTEZ MODEIİ

IS-LM Modeli çerçevesinde Keynes’in Genel Teorisi olarak nite­lendirilen ve mal, para, tahvil piyasalarını kapsayan modelde: emek pi­yasası modele dâhil edilmediğinden, serbest piyasa mekanizmasının kendiliğinden tam istihdamı (emeğin tam kullanımı) sağlamasının ne­den mümkün olmadığı açıklanmıştır. Bunun iizeıine Modigliani IS-LM modeline eksik olan emek piyasasını dahil etmiş ve tam istihdam var­sayımını açıklamaya çalışmıştır. IS-LM modelinde tam istihdamın istis-

nal bir durum, düşük istihdamın ise genel bir durum olması İçin nomi­nal ücretlerin katı olması gerekir. Neo-Keynesyen Sentez Modeli, pi­yasaların sürekli temizlenmediğini ve fiyatların katılığını irdeleyen ilk modeldir.

<$> NET FAİZ

Mevduat faizlerinden kaynakta kesüen gelir vergisi (stopaj oranı) çıkarıldıktan sonra kalan orana “net faiz” denir.

<§> NET FAİZ MAiyi

Toplam faiz gelirleri ile toplam faiz giderleri arasında kalan mik­tara faiz marjı denmesinden harekette, bu farkın getirill aktiflere bö­lünmesi ile bulunan orana “netfaiz marjı”denir.

-S> NİHAİ MALLAR

Tüketicilerin ihtiyaçlarını doğrudan karşılama nitelikleri nedeniy­le başka malların üretimine bağlı olmaksızın talep edilen mallara “nihai mallar” denir.

  • $> NİSPİ FİYAT-MUTLAK FİYAT

Bir malın başka bir mal cinsinden değerini ölçmeye yarayan fiya­ta “nispi fiyat bir malın para cinsinden olan değerini ölçmeye yara­yan fiyata “mutlakfiyat” denir.

NOMİNAL EFEKTİF DÖVİZ KUHU

Nominal döviz kurlarının ağırlıklı ortalaması biçiminde hesapla­nan ve ulusal paranın yabancı paralar kaışısmdaki(ortalama) değişi­mini gösteren endekse “Nominal efektif döviz kuru” denir. Bu döviz kurunun hesaplanması, gerçek hayatta TL’nin sadece ABD doları ve Avro karşısında değil tüm yabancı paralar karşısında dalgalandığı fık-.. rinden kaynaklanmaktadır. Nominal efektif döviz kuru, nominal tica- ,’ ret ağırlıklı döviz kuru olarak da nitelendirilmektedir, ve tüm iki yanlı ■ •

. 1 idöviz kurları yerine, ülkenin ticaretinde önemli paya sahip.olan ülke­lerin iki yanlı döviz kurları hesaba.kapiır.

  • nomİnal FAiz ■ ‘  ‘         Ş                ■/;;       :

Ekonomide uygulanan cari faiz oranına “nominal fqixH denir,.. Nomjnal faiz oranı, faiz oranının fiyat hareketlerinden arındırılmamış

  • .’: i- . ■ ■ 1              ••» •»v;;: ‘
  • NOMİNAL ÜCRET

Emek piyasasında arz ve talep tarafından belirlenen ve fiyat hare­ketlerinden arındırılmamış ücret oranına “nominal ücret “ denir.

<%> NÖTRA1İZASYON POLİIİKASI

(Bkz: Sterilizasyon Politikası)

<$> OCKHAM USTURASI

İktisadi modellerin incelenmesi sırasında lüzumsuz detayların ihmal edilmesi gerektiğini savunan görüştür. Ockham Usturası, iktisa­di modellerin mümkün olduğu kadar basit olması gerektiğini savunur. Ona göre en iyi model, gereksiz detayları ihmal eden modeldir.

<£ OFFSHORE BANKACILIK

(Bkz: Kıyı Ötesi Bankacılığı)

<$> OLCUN EKONOMİLER KURAMI

Bir ekonomideki yatırıra imkanlarında ortaya çıkan daralmaları inceleyen ekonomik kurama *olgun ekonomiler kuramt”denir. Yani Olgun ekonomiler kuramının ilham kaynağı, yaünm İmkanlarında or­taya çıkan daralmadır. Yatının imkanlan nüfus artışının durması, yeni doğal kaynakların bulunamaması gibi nedenlerle daralabilir. Ayrıca kalkınmış ekonomilerde, tasarruf eğilimi yüksek olduğundan istihdam düzeyinin yükseltilmesi güçleşebilir. Bu durumda yatırımlar sürekli arşınlamadığından, atıl fonlar haline gelen tasarruflar nedeniyle para­sal akım ve reel akım dengesi de kurulamaz. Böylece tam istihdam dü­zeyi de gerçekleşmemiş olur. Olgun ekonomilerin yaunm yapamama­larının bir diğer nedeni.ise ekonominin yapısından kaynaklanır. Gü­nümüz ekonomilerinde daha çok tekelci rekabet piyasaları egemen olduğu için, yeni firmalar piyasaya kolaylıkla giremezler. Eski firmalar ise teknolojik gelişmeleri izlemez, tekel kârını azamileştirmeye çalışır­lar. Bu yüzden de olgun ekonomiler iktisadi devrenin refah safhası ekonominin tam istihdam dengesinin altında gerçekleşir.

OKUN YASASI

Reel büyümeyle eksik istihdam arasıdaki değişmeler konusunda­ki ilişkiyi niteleyen yasadır. Bu yasa, saptanan bir büyüme hedefinin zaman içinde eksik istihdamı nasıl etkileyeceğini göstermektedir. Bu yasaya göre, doğal işsizlik haddini aşan her ilave %1 işsizlik, ekono­mideki reel GSMH’nin potansiyel GSMH’nin %2,5 aluna inmesine yol açar.

  • OPERASYONEL BÜTÇE DENGESİ

Faiz hariç ve dahil bütçe dengesini gösteren geleneksel tanımla­rın, özellikle ekonomik istikrara sahip olmayan Ülkelerde açığın etki­lerini tam olarak yansıtmadığı düşüncesi ile oluşturulmuş bir kavram­dır. Esas olarak bütçe açığının önemi açığın ekonomideki toplam bü­yüklükler (toplam talep, toplam arz) üzerinde yarattığı etkiden kay­naklanmaktadır. Operasyonel bütçe açığı kavramı, toplam talep üze­rinde etkili olan açığın, bütçe dönemi içerisinde ödenen faiz ödeme-

lerlnin reel kısmı olduğunu, nominal kısmın, toplam talep üzerinde et­kili olmadığı varsayımından hareket eder, Bu çerçevede nominal faiz ödemeleri, faiz ödemesini elde eden birimler tarafından dönem başın­daki servetlerinin reel değerinin amortismanında (korunmasında) kul­lanılmakta ve aynı amaçla yeniden yatırıma tabi tutulmakta, dolayısıy­la tüketim harcamalanna yönelmemekte ve toplam talep özerinde bu anlamı ile etkili olmamaktadır. Dolayısıyla, talep artışı sadece reel faiz ödemelerinden kaynaklanmakta ve operasyonel biitçe açığı bu anla­mı İle açığı ifade etmektedir. . ………………………..

^ OPERASYONEL RİSK

Bir bankanın kredi verme dışındaki faaliyetlerinden (operasyon­larından) kaynaklanan diğer bütün risklere verilen addır.

<§> OPTİMAL PARA AJANI TEORİSİ

“Optimalpara alanı”, yüksek işgücü hareketliliğinin, enflasyon oranlarında benzerliğin, yüksek oranda mal çeşitlemesinin, ücret ve fi­yat esnekliğinin, yüksek oranda mali, parasal ve ticari uyumun oldu­ğu ve yüksek bir Ödemeler dengesi uyumu ve hatta yurtiçi makroeko- nomik politikaların başarısı için bölge içinde sabit döviz kurunun, böl­ge dışında ise esnek döviz kurunun olması gerektiği bir alandır. Mun- dell(196l), McKınnon (1963) ve Kenen (1969) ilk defa bu kıstaslan tar­tışmışlardır optimal para alanı teorisinin öncüleri faktör hareketliliği­nin yüksek olduğu ve ekonomilerinin açık olduğu ülkelerin para ala­nı oluşturması gerektirdiğini vurgulamaktadırlar. Optimal para alanı tüm dünyayı kapsayacak şekilde olamaz. Ancak dünyada yer alan pa­ra alanları içerisinde uygulanabilen bir sistem olabilir. Teori, açık eko­nomilerden oluşan bir para bölgesi içinde yer alan ülkelerin kendi aralarında sabit döviz kurunu seçerken dış dünya ile esnek döviz ku­runu kullanmaları gerektiğini ve bu açık ekonomilerin üretimde uz­manlaşmaya gitmeleri halinde dışsal şokların bu ekonomiler üzerinde asimetrik etkilerinin olacağını vurgulamaktadır. Teorinin öncüleri op­timal para alanının temel özelliklerini net bir şekilde ortaya koymuş­lardır. Yapılan ampirik çalışmalar genelde şokların simetrisi Özerine yoğunlaşmış, aynca ekonomilerin büyüklüklerini ve ekonomilerin uyum sağlama hızlarım da dikkate almışlardır. Bu nedenle çıktı şokla- n simetrisi, şoklann büyüklükleri ve şoklar sonrası ekonomilerin uyum hızlan bir bütün olarak optimal para alanı teorisini açıklamakta kullanılan önemli göstergelerdir.

OPTİMUM PARA SAHASI

Yakın ekonomik ilişkide bulunan bir grup ülkenin ulusal parala- nnı, sabit kurlarla birbirlerine bağlayıp, öteki paralara karşı dalgalan­maya bırakmalanna “optimum para sahast” denir.

<$> ORTODOKS İSTİKRAR POLİTİKALARI

Genellikle IMF’nin önerdiği, sıkı para ve maliye politikalarına da­yalı istikrar politikasıdır. Bu politika daha çok hiper enflasyon ve yük­sek oranlı enflasyonlar için tavsiye edilmektedir. Birçok Ortodoks po­litikanın yürütülmesinde genellikle başansızlıklar yaşanmıştır. Bu po- lttikalann, reel ücretleri düşürmesi neticesinde yükün büyük bölümü ücretliler ve küçük İşletmeler üzerinde kalmaktadır. Toplam talepte meydana gelen azalma, endüstrilerde ve GSMH’de daralmayı berabe­rinde getirmektedir. Bu politikaların hepsinin bir arada kullanılması ise zamanla toplumsal ve sosyal düzensizliklere ve politikanın aksa­masına bunun sonucunda da başarısızlığa neden olmaktadır. Aynca döviz kurlan izlenen politikaların çapası olarak kullanılmaktadır. An­cak döviz kurlan sabitleştirilmemekte, kayan parite sistemi tercih edil­mektedir.

  • OTARŞİ

Bir ülke ekonomisinin iktisadi anlamda kendi kendine yetebilme­sine “otarşi” denir. Daha açık bir ifade ile ekonomik döngünün dışa kapalı olması ve kendi ürettiğini tüketmek ile yetinmesine otarşi de- ^ ÖDÜNÇ VERİLEBİLİR FONLAR TEORİSİ

Borç vermek isteyenlerle, borç almak isteyenlerin buluştukları pi­yasaya “ödünç verilebilir fonlar piyasası’’ denir. Bu teoriye göre faiz . ..haddi, ödünç verilebilir fonlar arzı ile ödünç verilebilir fonlar talebine göre oluşur, ödtinç verilebilir fonlar arzı, hane halkı tasarruflar) ile banka mevduatlarından oluşurken; ödünç verilebilir fonlar talebi, kre- . di talebi ve para gömülemesinden oluşmaktadır.

& ÖZEL FİNANS KURUMLAJRI V                                  , V.

. .. İslam ilkelerine sıkı sıkıya bağlı faiz geliri istemeyen kişilerin ta­.. sarraflarına yönelik olarak faaliyetlerini yoğunlaştıran ve faizsiz olarak çalışan, banka dışı mali aracı görünümündeki kuramlardır. Bu kunt- luşlar, her vade grubu kendi içinde bağımsız olarak İşletilen katılma hesaplan ya da cari hesaplar biçiminde.fon toplamaktadır,. Bir, vade . grubuna para yatırıldığında ya da çekildiğinde değişen bir katsayı yo­luyla her işleme ayrı hesap değeri verilmekte, bıı vade gmbıma yatın- lan tutarlarla grubun sağladığı kâr tutan hesap değerlerine bölünerek bir birim değeri bulunmaktadır. Bu kuramlarda fon isteyen girişimci­ye bir para ödemesi yapılmamakta, bu parayla amaçlanan alım ve ya­tırımlar özel finans kurumu tarafından yapılarak girişimciye devredil­mektedir. Yeni yasal düzenlemelerle artık “Katılım Bankaları” o\atak nitelendirilmektedir.

PAASCHE ENDEKSİ

Değişken bir sepete dayalı dellatör gibi endekslere “paasebe endeksi” denir.

  • PAÇAL MALİYET

Bir ticari bankanın fon kaynak maliyetine, kredi verilirken ekle­nen çeşitli vergi ve stopajların eklenmesiyle bulunan kredi maliyetine “paçal maliyet” denir. Paçal maliyet, bir anlamda bankanın kredi müş­terisinin önüne çıkardığı kredi maliyetidir diyebiliriz.

<$> PARA ALDANMASI

Kimilerin reel gelir düzeyleri değişmediği halde nominal gelir ve­ya fiyat değişmeleri sonucunda yanılarak gerçek tüketimlerini değiş­tirmelerine “para aldanma»”denir.

  • PARA ARZI TANIMLARI
  • Mî – Dolaşımdaki para (Ufaklık para + Banknot)

+ Mevduat Bankalarındaki mevduat

+ Merkez Bankasındaki Mevduat

  • M2 Mİ

+ Mevduat Bankalarındaki vadeli mevduat

  • M2Y – M2    +     Döviz tevdiat hesabı
  • M2R- M2    +     Repo
  • M2YR – M2Y + Repo
  • MM – M2

+ Bankalardaki vadeli -vadesiz resmi mevduatlar

« M3 “ M3A

+ Merkez bankasındaki diğer mevduatla

  • M3Y ■ M3 +     Döviz tevdiat.hesabı
  • M4 ■ M3    +     Para piyasası fonları

«> PARA BENZERLERİ

Değerlerini yitirmeksizin ödeme araçlarına dönüşebilen ancak bunun için belirli bir zaman gereken aktiflere “para benzerleri”denk. Asli para olmamakla birlikte günlük hayatta tedavül olma Özelliğine sahip araçlardır. Para benzeri olarak kabul edilen araçlar şunlardır

Hazine bonoları Vadeli mevduat Banka karşılık hesapları Devlet tahvilleri Tasarruf hesaplan Cari hesaplar Mevduat sertifikası

Taşıma senetleri (varant, konşimento vs) Çek

<§> PARA. ÇOĞAITANI(ÇARPAN0

Parasal tabandaki bir değişikliğin, para arzı üzerinde yaratacağı etkiyi gösteren katsayıya “para çarpan veya çoğaltanı”denir. Para ço­ğaltanı küçük değer alırsa, merkez bankasının para politikasını etkin olarak işletmesi gerekir.

<$> PARA PİYASASI

Bir yıl veya daha kısa süreli borç verilebilir fonlan arz edenlerle bu iflr kışa süreli l’onlan talep edenlerin bir araya geldikleri piyasaya “para piyasası” denir.

  • PAHA PİYASASI DENGESİ (LM)

LM eğrisi, para piyasasında dengeyi sağlayan L(para talebi) ve M(para arzı) eşitliğini sağlayan fai2 oranı ve gelir düzeyi bileşimlerini gösterir. LM eğrisi pozitif eğimli bir eğridir. Çünkü ekonominin başlangıç düzeyindeki faiz oranından daha yüksek bir faiz oranına yükselmesi, spekülasyon güdüsüyle para talebini azaltır. İşlem güdüsüyle para talebinin yükselerek, oluşan boşluğu tamamlaması gerekmektedir. Bıırnın için de gelirin artması gerekir ki bu durum da LM eğrisinin pozitif eğimli olmasını gerektirir.

♦ PAJRA POLİTİKASI

Merkez bankası tarafından ekonomide para arzı ve talebi üzerin­de yürütülen politikaya “parapolitikan”denir. Para politikası bir baş­ka ifadeyle para otoritelerinin (genellikle Merkez Bankaları), sahip ol­duğu araçlarla, ekonomi üzerinde etkinleşmeyi sağlamak İçin likidite­yi ayarlama çabasıdır. Para politikası şu amaçlara ulaşmak için politi­ka uygulaması gerçekleştirir:

  • Tam istihdam
  • Fiyat istikrarı
  • iktisadi büyüme
  • Faiz oranı istikran
  • Mali piyasalarda istikrar
  • Döviz piyasalarında istikrar

Merkez bankası bu politikayı yürütürken şu araçlan kullanır

  • Kanuni karşılıklar. Bankalar, topladıktan mevduatın bir kıs­mını zorunlu olarak merkez bankasının belirlediği orana gö­re ihtiyat amacıyla merkez bankasına yatırırlar Merkez ban­kası gerektiğinde bu oranı arttırarak bankalann kredi hacmi­ni dolayısıyla da para arzını daraltabilir.
  • Reeskont politikası-, Bankalann iskonto ettikleri senetleri mer­kez bankasına tekrar Iskonto ettirmelerine “reeskont” Merkez bankası, bankalann merkez bankasına yaptıklan Is­kontolara uygulayacağı faiz oranını kendisi belirler. Merkez bankası yine bu oran üzerinde oynayarak para arzını ayarla­yabilir.
  • Açık pivasa işlemleri-. Merkez bankasının serbest piyasadan döviz ve tahvil alım satımı yaparak para arzı üzerinde dene­tim kurma çabasına “açıkpiyasa islemeleri (APİ)”
  • Selektif kredi politikası Merkez bankasının, bankalann ver­dikleri kredilerin faiz oranlarını sektörler arasında farklılaştı­rarak kredi hacmini daraltmasına yönelik politikaya “Selektif kredi politikası ” denir.

Para politikası, ekonomi üzerinde etkileşmeyi amaçlayan, bunu yaparken de temelde para arzındaki değişmeleri kullanan politi­kadır. Klasik iktisatta para poliükasının etkinliği her zaman tam iken, Keynesyen iktisatta para politikasının etkin olmadığı du- nımlann olabileceği kabııl edilir.

4> PARA POIİTİKASIKTJRULU       /        !  •

. Fiyat istikrannı.sağlamak amacıyla, para politikası ilke ve. strateji­lerinin ve bıı .stratejiler çerçevesinde Hükümet ile birlikte enflasyon hedefinin belirlenmesi, Türk Lirasının iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirlerin alınması, ve yabancı paralar ile altın , karşısındaki muadeletini tespit etmeye yönelik kur rejiminin, yine Hükümet ile bir­likte belirlenmesi ile görevli ve yetkili olarak Türkiye Cumhuriyet Mer­kez Bankası bünyesinde oluşturulmuş bir kuruldur. Para Politikası Ku­rulu, Başkan (GuvemöOın başkanlığı altında, Başkan (Guyemör) Yar­dımcıları, Banka Meclisince üyeleri arasından seçilecek bir üye ve Başkan (Guvemör.)ın önerisi üzerine müşterek kararla atanacak bir. üyeden oluşur. Hazine Müsteşarı veya belirleyeceği Müsteşar Yardım­cısı toplantılara oy hakkı olmaksızın katılabilir.

rC

r*

r

r

r

n

PARA POLİTİKASININ ETKİNLİĞİ

  1. Klasik İktisatçıla­ra Göre: Klasiklerin analizi Say Yasasına dayandığı için, yani ekonomide belirsizlik sorunu olmadığı için spekülasyon güdü­süyle para talebi kav­ramı yoktur. Yani pa­ra talebinin faiz es­nekliği sıfırdır. Bu ne-

denle LM eğrisi dikey eksene paralel bir eğridir. Buna göre Klasiklere göre para politikası etkinliği şu şekilde analiz edi­lebilir. Ekonominin başlangıç denge düzeyinin A konumun­da olduğu durumda, Merkez Bankasının para arzını arttırma­sı halinde LM eğrisi LM1 konumuna yani sağa kayacaktır. Ge­lir düzeyindeki artış LM eğrisinin sağa kaymasına e$it olduğu için para politikasının etkinliği tamdır,

  1. Keynesyen iktisatçılara Göre: Keynesyen İktisatçılar, ana­lizlerini yaparken başka bir uç durumdan “likidite tuzağı” du­rumundan ltareketle inceleme yapmaktadırlar. Likidite tuzağı durumu ekonomik birimlerin geleceğe ilişkin beklentileri ne­ticesinde faiz oranlarının belirti bir faiz oranından daha aşağı düşemeyeceği mantığıyla para talebinin faiz esnekliğini son­suz kabul etmektedir. Buna göre Keynesyenlere göre LM eğ­risi yatay eksene paralel bir eğridir. Ekonominin başlangıçta B noktasında dengede olduğu durumda, Merkez Bankasının para arzını artırması halinde LM eğrisi LM1 konumuna gel­mektedir. Ancak ekonomi likidite tuzağı durumunda olduğu için para arzının dalıa fazla arttırılması faiz oranlarının dalıa da aşağı düşmesini sağlamayacaktır. Faizler düşmediğinden, yatırımlar artmayacak; yatırımlar artmadığı için ulusal gelir yükselmeyecektir. Bu anlamda Keynesyen iktisatçılara göre para politikasının etkinliği sıfırdır.

  1. Sabit Döviz Kuru Sisteminde: Sermaye hareketlerinin tam serbest oldıığu bir ekonomik modelde, ekonominin iç denge­si IS-LM dengesiyle sağlanmış olmaktadır. Aynı noktada yıır-

…………….  tiçi faiz oranı(iw) ile dünya faiz oranı(id) eşitliği de sağlanmış

olduğundan ödemeler bilânçosu dengesi de sağlanmıştır, Bu diınıın(A noktası) ekonomi açısından en ideal durumu güs- . . termektedir. Para arzının arttınlmasıyla LM eğrisi, LM1 konu- 1 .   .               ‘, muna doğru sağa kayacaktır. . “B”. noktasında ekonominin iç ■

. dengesi sağlanmasına rağmen, faiz oranı dünya faiz oranın- :          ■

‘ dan daha aşağıda olduğundan sermaye kaçışı gerçekleşecek- ■ \

:         . tir..Ortaya çıkan döviz çıkışıyla beraber ekonomide döviz . . .

. baskısı oluşacak ve böylece dış dengeden uzaklaşılacaktır.

. .      .   .      .  Sabit döviz, kuru sistemi mevcut .olduğundan,..devlet eski du- .

: ; ruımı korumak ve yeni durumu telafi etmek için piyasaya dö­viz sunacak ve piyasadan ulusal para çekecektir. Böylece pa- ra.arzı azalacak, ve LM eğrisi sola doğru tekrar kayacaktır. Bu durum  noktasına kadar devam edecektir. Çünkü tam ser­best sermaye hareketlen mevcutsa yurtiçi faiz oranı dünya faiz oranında dengeye gelir.

  1. Esnek Döviz Kuru Sisteminde: Sermaye hareketlerinin tam serbest olduğu bir ekonomik modelde, ekonominin baş­langıç dengesi “A” noktasında gerçekleşmekte ve bu durum­da ekonominin iç ve dış dengesi aynı anda sağlanmaktadır. Para arzının arttırılması He ekonomide denge noktası “B” noktasına kaymaktadır. Bu noktada ekonominin iç dengesi sağlandığı halde dış dengesi sağlanamamaktadır. Yurtiçi faiz oranı dünya faiz oranından düşük olduğu İçin ekonomide sermeye kaçışı gerçekleşecek ve ödemeler bilânçosıı açık ve­recektir, Ekonomide esnek döviz kuru sistemi mevcut oldu­ğundan, döviz kurundaki değer kaybıyla beraber ihracat artı­şı ortaya çıkacaktır. Bu durıım iç faiz ile dış faizin birbirine eşit olduğu noktaya kadar devam edecektir. Böylece milli ge­lir seviyesi y3’ten y4 konumuna gelecektir. Buna göre esnek döviz kuru sisteminde para politikası tam etkindir. Çünkü pa­ra arzı artışı milli gelirde artışa neden olmaktadır.
*3    >4

y

PARA POLİTİKASININ LİKİDİTE ETKİSİ

Merkez bankasının genişletici para politikası izlemesi sonucu fa­iz düşerken hasılanın yükselmesinin arkasındaki sürecin hareket nok­tası şudur: Merkez bankası para arzını arttırınca para arz fazlası ortaya çıkar ve kişiler-firmalar söz konusu para arz fazlasından tahvil satın

Maholkfisti                                                                   | 447

alarak kurtulmak islerler, üunıın sonucunda tahvil piyasasında ortaya çıkan tahvil talep fazlası da, tahvil fiyatının yükselmesine ve faiz lıadclinin düşmesine neden olıır. İşte söz konusu bu duruma kısaca “para politikasının likidite etkisi” denilir.

PAHA STOK TEORİSİ

işlem nedeniyle elde tu Uslan paraların, işlem geıektirinceye kadar tahvile yatırılması ve işlem gerektirdiğinde de tahvilin nakde çevrilme- isine yönelik teoriye “para stok teorisi” denir.

<£> PAKANIN DEĞER KAZANMASI

Bir ülke parasının başka ülkelerin paralarına göre değerinin artmasıdır. Bu değerlenmenin sonucunda parası değerlenen (ilkedeki kişiler diğer ülkelerin mallarını daha ucuza almaya başlarlar.

4> PİYASA RİSKİ

Bankalar açısından piyasalarda ortaya çıkacak dalgalanma ve şoklar nedeniyle mevduat çekilişleri ya da dönmeyen kredilerle karşı­laşılması riskine “piyasa riski” den ir.

4> PARANIN FONKSİYONLARI

p/•*-

Ödeme aracı niteliği bulunan her şey, iktisadi alemde “para”ola­rak ifade edilmektedir, Bunun yanında herhangi bir şeye para niteliği kazandıran unsur ise aktarılan değer karşılığında ödeme aracı olarak kullanılan şeyi halkın kabul edip etmemesidir. Genel bir geçerliliğe sahip şeyin para olarak ifade edilmesi aynı zamanda bunun çeşitli fonksiyonlan da bünyesinde barındırmasına neden olmaktadır. Para­nın fonksiyonlan dört başlık altında toplanabilir:

  • Para bir “mübadele aracıdır”. Paranın varlığı sayesinde eko­nomideki mal ve hizmetlerin değişimi kolayca sağlanır.
  • Para bir “hesap birimidir”. Bu anlamda para, yapılan izlemle­rin fiyatım ifade eder.
  • Para ‘’tasarruf aracıdırSaklamak, beklenmeyen bir harca­manın ya da bir gelirin gecikmesi durumunda kullanılabile­cek zorunlu bir yedektir.
  • Para “iktisat politikası araçdır”.
  • PAHANIN TEDAVÜL HIZI

Paranın bir sene içinde ortalama olarak el değiştirme sayısına paranın tedavül hızı denir.

<$> PARASAL BÜYÜKLÜKLER

  • Rezerv Para
  • Emisyon
  • Bankaların Zorunlu Karşılıkları İ) BankaJann Serbest İmkanları 4) Banka Dışı Mevduat
  • Parasal Taban
  • Rezerv Para
  • Açık Piyasa Işlemleri(APt)
  • Merkez Bankası Parası
  • Parasal Taban
  • Kamu Mevduatları

PARASAL YAKLAŞIM (WICKSELL)

WickseU, Say yasasını reddederek paranın miktar kuramına yeni bir yorum getirmiştir. Wicksetl açıkça belirtmese bile dikotomik anali­zin yerine parasal analize geçmiştir. Böyle bir ekonomide genel fiyat düzeyi değişmeleri, birim fiyatlarda olduğu gibi ancak arz ve talep ara­sındaki uyumsuzlukla açıklanabilir. Wicksell bu uyumsuzluğu kabul ederek Mahreçler yasasım dolaylı olarak reddetmiştir. Wiçksell para miktanndaki artışların fiyatlar genel düzeyini arttıracağını, ancak bu

aıtışın tek nedene bağlanamayacağını savunur. Wicksell piyasada iki faiz oranı okluğunu, bunlardan “piyasa faiz oranmm” yatırım ve ta­sarrufça yani Ödünç verilebilir fon arz ve talebince belirlendiğini söy­ler. İkinci faiz oranı olan “doğal faiz oram” (normal veya reel olarak da tanımlanır) ise üretimde ıcel sermayeden faydalanma oranı, bir başka anlatımla girişimcinin yatırdığı sermayeden sağlamayı umduğu kârdır. Wicksell bıı iki faiz oram arasındaki farkın fiyat değişmelerine neden olduğunu ve piyasa faiz oranının doğal faiz oranının altına düş­. , lüğünde, enfiaşyonlst sürecin başladığını söylemiştir. Buna karşın do­. ğal faiz oranı piyasa faiz oranından yüksek ise deflasyonist süreç baş­. laya çaktır.

3> PARAŞÜT NAZARİYESİ (L. WALRAS)

Bu görüşe göre metal sikkeler para olarak kullanıldığında sikke­yi oluşturan meralin üretimi dolayısıyla ekonomideki para miktarı art­tıkça, fiyatlar genel düzeyi yükselecek ya da metal miktarı ihtiyaç du­yulan miktarda para artışına olanak sağlayamazsa para sıkıntısı baş gösterecek ve fiyatlar genel düzeyi düşmeye başlayacaktır. Bıı şekilde tek maden sisteminde para değerini belirlemede ölçüt olarak alınan . madenin üretimindeki artış ya da tıkanıklık, para hacmine yansıyacak ve fiyatlar genel düzeyi bundan etkilenecektir. Çift maden sisteminde ise madenlerden birinde ortaya çıkan yetersizlik diğer madenin üreti­minin artırılmasıyla giderilebilecek, böylece fiyat istikrarsızlıktan önle­nebilecektir.

<S> PARKİNSON KANUNU

Kamu yönetiminde bürokrasinin artması sonucu iş veriminin düş­mesi, devletin ve özel kesimin ücretle çalıştırdığı personeline, genel fi­yat düzeyindeki yükselmelere oranla daha az ücret ödemesi durumu­dur, Özellikle kronik enfiasyon dönemlerinde devlet gelirleri veya şir­ket kazançlan arttığında elemana aynı oranda bir zam yapılmamakta­dır. Başka bir tanımla ücretlerin enflasyon oranının altında kalması durumudur.

Bir ülkenin parasının yabancı paralar karşısındaki değerini bir başka ülkenin ya da ülkelerin paralarından oluşan bir ölçüte bağlaya­rak belirlemeleri sistemine verilen addır.

<$> PERHİZ TEORİSİ

N.W, Senior tarafından faize ilişkin olarak geliştirilen teoridir. Te­oriye göre faiz, paranın kullanımından dolayı vereceği tatminden vaz­geçmenin bir karşılığıdır. Sermaye birikiminin özünde fedakârlık var­dır. Bıı nedenle sermayenin bu fedakârlığı örtecek pozitif bir getiri el­de etmesi gerekmektedir. Senior’un görüşünü bir bakıma faizin ve ser­mayedarlığın meşruluğunu savunma yolunda atılmış bir adım olarak gören sosyalist yazarlar, bu görüş şiddetle saldırmışlardır. Lassale, per­hiz teorisini, zengin iş adamlarının ve para lobilerinin katlandıkları mahrumiyetinO) karşılığını köşe başına mendil serip dilenmelerine benzeterek oldukça alaylı dille eleştirmiştir. Sonraları Cassel, faizi bek­lemenin bedeli, Keynes ise likidite tercihinden vazgeçmenin karşılığı olarak açıklamıştır. Senior’un faiz teorisi, faizi bir haz veya kolaylığı er­telemenin bedeli olarak açıklayan görüşlerin ilk halkasını oluşturmuş­tur,

  • PERSPEKTİF TEORİSİ

Planlama ve programlama tekniğini andıran bir yaklaşımla iktisa­di olayların ve davranışlann ileriye doğru izleyebilecekleri akışı, nite­lik açısından inceleyen teoridir. Planlama ve programlama tekniğin­den farklı olarak, istatistik rakamlann kullanmaksızın analizler kalita- tif ölçülerle yürütülür, iktisadi hayata egemen olan eğilimleri belirle­yerek, bunlardan ileriye doğru projeksiyonlar çıkartır. Büyüme ve ge­lişme nedenleri araştırır. Modern perspektif Teorisinin kurucusu Gas- ten Berger’dir.

<§> PETEK HASTALIĞI

Peter hastalığı, özellikle kanuı yöneliminde istihdamın sürekli olarak arttığını ve çalışanların zaman içinde kendiliğinden bir üst kı­deme (ya da rütbeye) yükseldiğini ifade eder. Laurence j. Peter adın­daki siyaset bilimcinin dile getirdiği bu sorun literatürde “Peter İlkesi” olarak adlandmJır. Peter hastalığı, parkinson kanunu İle yakından iliş­kilidir. Kamu yönetiminde liyakatsiz ye yeteneksiz yöneticilerin sayı­sının artması neticesinde, bu kimseler kendi başarısızlıklarım oıtadan . kaldımıak için daha fazla bina, araç, gereç, personel vs..talebinde bu-.

lunurlar. Peter hastalığı, ciddi anlamda insan kaynaklarının yönetiıni- . ne öıiem vermeyen kamusal organizasyonlarda yaygın olarak görülen bir hastalıktır. Ortak.mülkiyet sistemlerinde “sahiplik”, söz konusu ol­madığından “vekiller”, kendi yakınlarını, eş-dostlarını ve aynı siyasal ideoloji paylaşan kişileri istihdam etmenin yarusıra bu kimseleri liya­kat ilkesini dikkate almaksızın terfi ettirme eğiliminde olurlar. Peter hastalığı ile mücadele etmek için, devletin ekonomideki faaliyet alanı sınırlandırılmalı, kamusal mülkiyet ve diğer.oıtak mülkiyet sistemle- tinden özel mülkiyet sistemine geçilmeli, insan.kaynaklan yönetimine önem verilmeli, kamu yönetiminde.işe giriş ve işte yükselmenin ob­jektif kuralları oluşturulmalı ve bu kurallar çerçevesinde işlem

yapılmalıdır.

<$> PIÜÜPS EĞRİSİ

Orjinalinde nominal üc­retlerle işsizlik arasında ilişkinin yer aldığı daha sonraları ise enflasyon olgusuyla işsizlik arasın­da ilişkinin belirtilmesiy­le geliştirilmiş olan teori­dir. Bu eğriye göre yıllık fiyat artışı oranlan yani işsizlik enflasyon ile işsizlik ara-

sında ters yönlü bir ilişki vardır. Yani işsizlik oranı arttığında enflasyon azalırken, enflasyon arttığında işsizlik oranı azalmaktadır. 1970’lerden sonra stagflasyon olgusu yaşanmaya başlayınca Monetaristler bıı eğri üzerinde yeni bir yorum getirmişlerdir. Onlara göre, Philips eğrisinin elde edilmesinde beklenen enflasyon oranının sabit olacağı varsayıl­mıştır. Oysa enflasyon oranının beklenen enflasyonun üzerinde olma­sı, beklenti oranını sabit olmaktan çıkaracak ve daha yüksek bir enf­lasyon oranının beklentisine neden olacaktır. Bu nedenle beklenen enflasyon oranı arttığında Philips eğrisi sağa doğru kayarken, hem iş­sizlik oranı hem de enflasyon oranı yükselecektir.

<$• PİGOU ETKİSİ                                                                           .

Bireylerin amacı belli bir servete ulaşmaktır ve bu amaçla tasarruf yaparlar. Fiyatların düşmesi mevcut servetin reel değerini arttıracağın­dan, fiyatlar düştükçe bireyler dalıa az tasarnıf yapmakla yetinirler. Dolayısıyla fiyatla tasarnıf arasında doğrusal bir ilişki ortaya çıkar; yani fiyatla tüketim ters orantılı olacaktır. Bu anlamda Fiyatlar düştük­çe servetin reel değeri artacağından, flyatlann düşüşü tüketimi arttıra­caktır. İşte finansal aktiflerin reel değerindeki artışın tüketimi teşvik et­kisine “Pigou etkisi’’ denir.

<$> PİYASA FİYATI

Bir menkul kıymetin piyasadaki arz ve talebe göre oluşan fıyau- na “piyasa fiyatı”denir.

  • PLASMAN

Girişimcilerin mevcut bir fabrikayı satın almaları ya da mevcut fabrikalardan hirinin hisselerini satın almalan, kendileri yönünden ya- nnm olmakla birlikte makroekonomik anlamda bu harcama, ekono­minin üretim kapasitesini değiştirmediğinden yatırım değil, mevcut yatınmlann el değiştirmesinden dolayı “plasman” oterak nitelendirilir.

4> POLİTİKA ETKİNStZIİĞÎ ÖNERMESİ

Rasyonel bekleyişler hipotezi altında önceden açıklanan para po­litikası değişikliğinin hasılayı etkilemeyeceği yolundaki teze “politika etkirısizliği önermesi”denir.

POLİTİKA KARMASI

: Belirli bir hasıla hedefine ulaşmak için, faiz haddini ve hasıla dü­zeyini ters yönde etkileyen para politikası ile Faiz haddini ve hasıla dit- zeyini aynı yönde etkileyen maliye politikası birlikte uygulanabilir. Genişletici para politikası ile genişletici maliye politikasının, birlikte uygulanmasına yönelik bu teoriye “politika karması“:denir.’ •

POLİTİKASIZLIK POLİTİKASI                                      V

Yeni Klasik İktisatçılar tarafından savunulan bu teoriye göre, eko­nomide istikran sağlamak için para, politikasının sistematik bir şekilde kullanılma girişimi, fiyat düzeyinde sistematik değişmelere neden . olurken üretim üzerinde hiçbir etki yapmaz. Bunun nedeni sistematik para politikasının yalnızca sistematik toplam talep şok.arına neden ol­ması ve hane halkı ve fimıalar üzerinde bir algılama karışıklığı yarat-, masıdır. Bıı anlamda ekonomi üzerinde ancak sistematik olmayan pa­ra politikasının reel etkileri olabileceğini düşünürler. Böylece Yeni Klasiklere göre para politikası, fiyat değişmelerinin kaynağı konusun­da karışıklık yaratarak ekonomiye zarar verir. Ancak rastlantılar iyi so­nuç verebilir. İşte Yeni Klasikler tarafından savunulan ve temelinde politika değişikliğine gitmemeyi öğütleyen bu teoriye “politikasızlık politikası ” denmektedir.

■§> PONZt FİNANSMANI

Bir ülkenin mevcut borcunu ödeyebilmek için daha yüksek bir faiz oranından borçlanması ekonomide “ponzi finansmanı” olarak nitelendirilir.

  • PORTFÖY

Yatırımcının sahip olduğu menkul kıymetlerin tümüne birden ‘portföy” denir.

  • PORTFÖY TERCİHİ KURAMI (J. TOBIN)

Bu kuram öncelikle aktiflerin seçimine dayanmaktadır. Tobin’e göre Ukit aktif iki güdü ile elde tutulur. İşlem güdüsü ve yatınm güdü­sü. Teori, kişilerin ve kurumlann ellerinde tuttuktan alternatif aktifler­le ilişkilidir. Kişilerin ellerinde farklı aktif bulundurmalannın ana ne­deni, gelecek hakkındaki beklentilerinin kesin olmamasıdır. Böyle bir kesinliğin var olması durumunda hiç şüphesiz kişi en yüksek geliri el­de edeceği aktifi elinde tutacaktır. Bu anlamda aktifleri ellerinde bu­lunduran kişiler iki unsuru ön planda tutmaktadırlar. Bunlardan ilki; o aktiflerden etde edilecek gelir, diğeri de aktifi elde tutmanın kişiye yüklediği risktir. Kişi bu seçimi yaparken en az riskli durumu seçecek­tir. Risk ite getiri arasındaki karşılıklı ters ilişki, servet arttıkça servetin marjinal faydasının azaldığı varsayımından ortaya çıkar. Portföy terci­hi teorisinin amacı yatırımcının yapmayı arzuladığı yatırımlar arasın­daki seçimi belirlemek değildir. Teori, servetin ne kadannın parasal aktiflere ve nakit paraya tahsis edilmesi ile ilişkilidir. Tobin’in portföy yaklaşımında ise ana sorun şudur; kişilerin ellerinde tuttuğu tahvilin umulan getirisi arttıkça, portföyün riski de artmaktadır. Gelirlerin top­lamı ise serveti oluşturtmaktadır. Umulan getiri ve riskin bileşimi o kişinin seçiminin rasyonelliğini belirieyecektir.

€> POST OTİSTtK İKTİSAT

İktisadi alanda son yıllarda tartışılan bir olgu olan post otlstik ik­tisat, iktisadın pozitif bilim olup olmadığını sorgulamakta ve özellikle iktisadi teorilerin temeli olan ceteris paribus (diğer şartlar sabitken) varsayımını tartışmaktadır. 2000 yılında Fransa da ekonomi alanında eğitim alan bir grup öğrenci Le Monde gazetesinde yayınlanan yazıla­rında verilen iktisat eğitimi ile ilgili olarak aşağıdaki noktalan eleştir­mişledir:

o   Sunulan iktisat eğitimi gerçek dünyadan kopuk, hayali bir

dünyanın farazi aktörlerini ele almaktadır. Bu anlamda iktisat bilimi ‘otistik’, yani haya) kurmaktan kurtulamayan, kendi dı­şına kapalı bir disiplindir.

  • Esasında bir araç olmaktan öte bir kullanımı olmaması gere­

ken matematik, bıı gerçek dışı dünyaya dayalı olarak kurulan :               teorilere bilimsel kılıfım hazırlamak için kullanılmaktadır.

. » . Neo-klasik iktisat teorisi, iktisadı anlatan tek doğru ve ‘Tek lk- tişat Bilitni’dir,    :

PREA.Vİ MÜDDETİ

‘ Banka kredi anlaşmalarında vadeden itibaren bir veya iki haftalık süreye “precm müddeti” denir.

<$> PREAVİLİ HESAP

İhbarlı , mevduat hesabı denilen ve mııdinin parasını bankadan çekmeden önce çekiş tarihini bankaya bildirmesinin gerekli olduğu hesap şekline “preavili hesap” denir.

3> PROVİZYON

Bankanın herhangi bir şubesinden para çekilirken, hesabın bu­lunduğu şubeden hesaptaki paranın durumu ile ilgili olarak alman bil­giye “provizyon” denir.

<$> PSİKOLOJİK PARA TEORİSİ

Albert Aftalian isimli Fransız iktisatçı tarafından geliştirilen ve pa­ranın değerini halkın psikolojisi ve davranışlanna göre açıklayan te­oridir. Miktar teorisinin para değerini açıkladığını savunan Aftalian’a göre, dolaşımdaki para miktarının çoğalması fiyatları derhal harekete geçilmektedir. Halkın psikolojisi ve davranışları para değerini etkiler. Döviz kurlarının istikrarsızlığı halkın paraya olan güvenini sarsar. İle­ride paranın daha da değer kaybedebileceğini düşünenler paradan kaçarak altın, döviz ve mal talebini arttırırlar. Gelir değişiklikleri fiyat­lara yansıyabilir. Ancak fiyat hareketlerini esas belirleyen psikolojik faktörlerdir.

RADCLİFFE RAPORU

Ingiltere’de 1957 yılında Lord Radcliffe başkanlığında para ve kredi sisteminin çalışmasını saptamak üzere bir komite kurulmuştur. 1959 yılında yayınlanan Radcliffe Raporu, para politikası kuramı açı­sından büyük önem taşır. Radcliffe Raporuna, miktar kuramına karşı bir Keynesgil tepki olarak bakılabilir. Rapor, para arzının önemine karşı güçlü bir saldın oluşturmakta ve paranın tanımlananla ya cağını bile ileri sürmektedir. Bunun yanında faiz oranlarındaki değişmeyle yatınmiar arasında Keynesgil bağın güçlü olmadığını, dolayısıyla para ve milli gelir arasında zayıf bir ilişki olduğunu ortaya koymaya çalış­maktadır. Böylece rapor, yalnızca Friedman öncesi geleneksel miktar kuramını çürütmeye yönelmemekte, aynı zamanda faiz yatırım ilişki­sini de bozmaya çalışarak para politikasının hiçbir öneminin olmadı­ğını ileri sürmektedir, Bu rapor iki anahtar düşüncc üzerinde toplan­maktadır:

  • Harcamalar, paraya değil likiditeye bağlanmıştır.
  • Likidite, faiz oranlarıyla oynayarak etkilenebilir.

Bu raponı savunanlara göre, para ve harcama arasında bağ olma­dığı için para aramın kontrolü, para politikasının en uygun hedefi ola­maz. Para politikası, sadece ve sadece ekonomideki likiditeyi kontrol ederek etkin olabilir. Likiditeyi kontrol etmenin en pratik yolu ise faiz oranlannın vade ve risk yapısını değiştiımektir. Bunlara göre, faiz oranlanndaki değişmenin, yatınmiar ve tüketici talebi üzerindeki doğ­rudan etkisi az olmakla birlikte, bankalan ve kredi kurumlarının ödünç verilebilir fonlar arzı üzerindeki etkisi güçlüdür. Para otoritele­ri, faiz oranlarını yükselterek toplam talebi kısmayı, ödünç almanın maliyetini yükselterek değil, ödünç verenlerin portföylerini etkileyip, finansal olanaklannı kısıtlayarak sağlayabilirler.

<S> RASYONEL BEKLEYİŞLER HİPOTEZİ

Rasyonel bekleyişler hipotezine göre karar birimieri, fiyat düzeyi­nin gelecekteki değerini, sadece geçmiş değerlerden yararlanarak de­ğil, hükümetin gelecekte izleyeceğini açıkladığı iktisat politikası da dahi! gazete-dergi-kitap-televizyon ve radyolardaki tüm mevcut bilgi­lerden yararlanarak tahmin ederler. Yâni bu yaklaşım altında karar.bi- . rimleri, ekonomide beklenmeyen bir değişme olmadıkça fiyat düzeyi- . r ni ortalama olarak doğru tahmin ederler. ,                i: ‘            :

  1. RAWLS-ŞEN KRİTERİ . ^

1970’Ii yılların sonlarında refah kriterleri arasına katılan Rawls- Sen kriteri, x durumunun y durumuna tercih.edilebilmesi için, toplum- : da x durumundaki en kötü gelir düzeyindeki kişinin y.durumundaki en ..kötü durumdaki kişiden daha iyi durumda olmasının gerektiğini . ileri sürmektedir.     .                                         ;

<£ REEL FAİZ                                                    ‘;                             ‘   – v:-;

Net faiz oranından enflasyon oranının düşürülmesiyle ortaya çıkan faize “reel faiz” denir,

REKABETÇİ DEĞER KAYBI

Dilenci – Komşu Politikasının uygulanması sırasında, genişletici para politikası İzleyerek dünya talebini diğer ülkelerden kendisine kaydırmayı amaçlayan iilkeyi, diğer ülkelerin de genişletici para poli­tikası izleyerek takip etmesi durumunda ortaya çıkan reel değer kay­bına kısaca “rekabetçi değer kaybı” denir.

<8> REEL KONJONKTÜR TF.ORİSÎ

Yeni klasik ekonomistlerin piyasaların temiz olduğunu varsaydı­ğı alternatif bir teoridir. Teoriye göre uzun dönem analizleri için yapı­lan varsayımlar kısa dönemde de geçerlidir. Bu teoriye göre para arzı ve fiyat düzeyi gibi nominal değişkenler, istihdam ve reel GSMH gibi

reel değişkenleri etkilemez. Teorideki “reel” sözcüğü, ekonomik dal* galanmalan açıklayan nominal değişkenlerin dışlanmasını vurgula­maktadır.

  • REEL GEÇİM ÜCRET ORAM

Hayatın sürdürülmesi için gerekli minimum reel ücret oranını ifa-                             ^

de eden oranına “reelgeçim ücret oram” denir. Reel ücret oranı ne za­man reel geçim ücret oranını aşarsa, nüfus artacaktır. Nüfusun artma­sı sonucu ise artan emek gücünün marjinal verimliliği düşecektir.

<$> REEL ÜCRET İŞSİZLİĞİ

Yüksek reel ücrete bağlı olarak ortaya çıkan işsizliğe genel olarak klasik eksik istihdam denir. 1930’larda ortaya çıkan yüksek işsizlik oranının kaynağı olarak görülen reel ücret işsizliğinin, reel ücretlerin               ^

düşürülmesiyle giderilebileceği savunulmuştur. Ancak Keynesgiller bunu kabul etmemekte ve bu dönemde ortaya çıkan işsizliği toplam talepteki yetersizliğe bağlı olarak ortaya çıkan işsizlik olarak kabui  ^

etmektedirler.

  • REESKONT w

Bankaların iskonto ettikleri senetleri merkez bankasında ikinci                               —

kez bîr Iskontoya tabi tutturmaları yönündeki işleme “reeskont” denk.

«i***’

Reeskont işlemi kredi hacmini genişletici bir etki yaratır. Fara arzının

kısılması gerektiği dönemlerde merkez bankası reeskont oranlarını                                   –r

yükselterek kredi hacmini daraltmaya çalışır.                                                                         ^

  • REPO

Ellerinde menkul kıymet bulunan ve nakit paraya gereksinim du-                       ‘■*’

yan (genellikle kısa vade için) kişi ya da kuruluşlann, söz konusu ge- reksinimlerint karşılamak amacıyla mevcut kıymetlerini belirli bir fiyat üzerinden ve önceden saptanan bir vade sonunda geri almayı taahhüt ederek satmalandır. Repo çeşitleri şunlardır:                                                                                                               w

  • Ters Repo: Repo işlemini borç veren açısından tanımlayan bir terimdir. Yani bu işlemde menkul kıymetler geri satma ta­ahhüdü ile satın alınmaktadır.

o Açtk Repo: Taraflardan birinin isteğiyle, istenildiği anda so­na erdirilebiiecek repo işlemlerine denir. Anlaşma belirli bir dönem içinde yapılmaktadır.

» Sürekli Repo: Bu tür işlemlerde repo her gün yemlenmekte ve faiz oranı mevcut piyasa koşullarına göre ayarlanmaktadır. Taraflann sözleşmeyi feshetme hakkı mevcuttur.. .                     ■   ‘y  i.

  • Vadeye Katlar Repo: Genellikle elinde vadesinde yüksek faiz kazandıracak menkul kıyınet olan ye bunları elden çıkar­. madan değerlendinnek isleyen kuruluşların yaptığı, repo

işlemleridir.

  • Karşılıksız Repo: Fiktif repo olarak da ifade edilen bu re­po işlemi sırasında satılan, menkul kıymetler alıcıya teslim edilmez, sadece emanet makbuzunun verildiği ya da makbu-

! zun da verilmediği durumlarda aynı menkul kıymetin, ayns anda bir defadan fazla ve birden fazla kişiyle satılması işlemi­dir. Bu işlemlerden sadece bir tanesi gerçek, diğer işlemler     karşılıksızdır.

KEVALÜASYON

Dış fazla veren ülkelerde dengeyi sağlamak için resmi döviz kur­larının hükümetçe düşürülmesi yani ulusal paranın dış değerinin yük­seltilmesi olayına “revalüasyon” denir.

REVALORİZASYON

Paraya yitirmiş olduğu değerini tamamen ya da kısmen kazandır­mak için yapılan işlemdir. Buna göre, savaş ve enflasyon gibi neden­lerle satın alma gücü zayıflamış olan para, değeri yükseltilerek eski düzeyinden ya da eskisine yakın bir düzeyde altın ve döviz kurlarına göre yeniden ayarlanır. 1924 yılında Almanya Markının ve 1925 yılın-

460 J_______________________________________ tktitil

da İngiliz Sterlininin savaktan önceki değeri üzerinden yeniden altına bağlanarak çevrilgen duruma getirilmeleri örnek olarak verilebilir.

<$> REZERV

(Bkz: Ankes)

^ RİCARDOCU EŞDEĞERLİK

Ricardo’ya göre, bugünkü ve gelecekteki hükümet alımları veri İken hükümetin vergiletde bir indirim yapması arzulanan kişisel tüke­timi ve tasarrufu etkilemez. Ricardocu eşdeğerlik denilen bu görüşe göre cari dönemdeki ve gelecekteki hükümet alımları veri iken hükü­met maktu (gelirden bağımsız) vergileri 100 YTl indirdiği zaman kişi­lerin cari geliri 100 YTL artar. Ancak hükümet alımları değişmediğin­den hükümet vergilerdeki indirimi, lıalktan 100 YTL borçlanarak fi­nanse eder. Eger hükümet halktan %10 faizle bir yıl için borçlanırsa, 1 ytl sonra halka 110 YTL geri ödeyecek ve bunun için de 1 yıl sonra vergileri 110 YTL arttıracaktır. Dolayısıyla da hükümet alınılan veri iken hükümetin vergileri 100 YTL aranması, tüketicilerin cari ve gele­cekteki gelirlerinin sırasıyla 100 YTL arttırır ve 110 YTL azaltır. Bir yıl sonraki 110 YTL’nin bugünkü değeri 100 YTL olduğundan hükümetin izlediği politika aslında kişilerin sürekli gelirini değiştirmemiştir.

<3> ROBEKTSON GECİKMESİ

Gelir harcama gecikmesi olarak ifade edilen ve gelirin elde edil­mesiyle harcanması arasında geçen zamana “Robertson gecikmesi”de­nir.

<S> SABİT ORANII PARASAL BÜYÜME KURALI

Monetaristler tarafından savunulan bu yaklaşıma göre para poli­tikası otomatik bir yapıya sahip kılınmalıdır. Friedman’a göre sabit oranlı para politikası, konjonktüre göre ayarlanan para politikasına

göre daha etkili bir sonuç verecektir. Çünkü monetarist iktisatçılar, ılımlı bir resesyonisr sürece karşı uygulanacak genişletici para politi­kasının ekonomideki istikrarsızlığı arttıracağını savunurlar. Zira para­sal önlemlerin arzulandığı anla, bunun ekonomi üzerindeki gerçek et­kisinin hissedileceği an arasındaki gecikme, istikrarsızlığı arttırıcı etki yapacaktır..             …:.’

‘ SAP ENFLASYON        –1 ” V’ ‘ :. ■’£;;:■;V;-: •• V’

Gelirin ve fiyatların aynı oranda artmasına dayalı olan enflasyon türüne “saf enflasyon”.â&mt. ‘■’■■■’■ . •’ ■ , .                –                                                                                      ■    •   h     ;;  ! -•” ;

<S> S^TIN ALMA GÜCÜ PARİTESİ .     .     .           .        .               ‘

Yurt dışı ve yun içi fiyatları birbirine eşit kılan, yani bir birim ulu­sal paranın yurt dışındaki ve yiırt’içindeki satın alma gücünü eşitleyen nominal döviz kuruna “satın alma gücü paritesi” denir. Kısaca farklı ülke.paraları arasındaki değişim oranlarının, bu,paraların kendi ülke­lerindeki satmalına güçleri tarafından belirlenmesi olarak ifade edile­bilir. Bu teori ticarete konu olan ekonomik bir değerin, mevcut döviz kurundan belli bîr yabancı paraya çevrilmiş fiyatının her yerde aynı ol­ması gerektiğini savunur,

<$> SENYORAJ

Enflasyon dönemlerinde devletin büyük bütçe açıklarını kapat­mak amacıyla para basılması (emisyon) suretiyle açıklan kapatması, bu durumun ekonomik hayatta ve toplumda bir vergi niteliği taşıma­sıdır. Senyoraj denilen ve para basılarak elde edilen kamu gelirleri ver­gilerin en adaletsizidir.

<§> SERMAYE PİYASASI

Bir yıldan daha uzun süreli borç verilebilir fonları arz edenlerle bu tür uzun süreli fonları talep edenleri bir araya getiren piyasaya “sermaye piyasası” denir.

<S> SERMAYE VARLIKLARI FİYATLAMA MODELİ

Yatırımcının elinde bulunan portföyün getirisi İle sahip olunan bu portföyün taşıdığı risk arasındaki ilişkiyi inceleyen bir yöntemdir. Bu modelde yattnmcı iki tür risk ile karşı karşıyadır. îlki başka bir ya­tının He menkul kıymete yatırım yapılmasından doğan risktir. İkinci risk türü ise, oluşturulan portföy içine alınan bir menkul kıymetin top­lam portföy açısından yarattığı risktir. Aynca model, bir yatırımcının belli bir getirt ile riski beraber kabul etme zontnda olduğunu ifade eder. Daha yüksek getiri bekleyen yatınmcı dalla çok risk ile karşıla­şırken, daha az getiri bekleyen yatırımcının katlanacağı risk ise daha azdır.

$ SERMAYENİN MARJİNAL ETKİNLİĞİ

Sermaye aktifinin var olduğu süresince sağladığı getirinin, şimdi­ki değerini maliyetine eşitleyen orana “sermayenin marjinal etkinli­ği” denir. Sermayenin marjinal etkinliğini hesaplayan bir müteşebbis, sermayenin marjinal etkinliği Ue piyasa faiz haddini karşılaştırır ve ser­mayenin marjinal etkinliği piyasa faiz haddinden büyükse yatırım yap­ma karan verir.

SICAK PARA

Faiz oranı ile döviz kuru oranlan arasında, faiz oranı lehine olu­şan bir fark olması halinde yabaricı para cinsinden kısa vadeli fonlar ülkeye girerek var olan yüksek getiri ortamından faydalanmak isterler. Ekonomide küçük dalgalanma ortaya çıktığı zaman da bu paralar ül­keden çıkış yönünde harekete geçerler. Kısa süreli gelmesi ve ülkede bu parayı tutmak için yüksek faiz, dolayısıyla enflasyonu kabul etmek zorunda kalındığı için, yurt dışından gelen bu sermayeye “stcahpara” denmektedir. Sıcak para sermeye olarak girdiği Ülkeye beraberinde ciddi riskler ve krizler getirmektedir.

<§■ SİSTEMATİK RİSK

Menkul kıymetlerin getirilerindeki toplam değişmenin ekono­mik, politik ve sosyal değişmelerden kaynaklanan kısmına “sistematik risk” denir.

■§> SMÎTHSONİAN KARARLARI

‘ .18 Aralık 1971 tarihinde ‘Washington’da toplanan onlar grubunun aldığı kararlarla Amerikan doları diğer ülke paralan karşısında tari­hinde ilk kez devalüe edildi.

<[3]> SOSYAL OPTİMUM

Bu kavram, belirli sınırların varlığı halinde açık ve iyi tanımlanmış bir sosyal , refah fonksiyonu çerçevesinde, toplumun azami sosyal refaha ulaşabilmesi için herhangi bir dönemde, üretim ve bölüşümü hangi şekilde düzenlemesi gerekliğini ortaya koymaktadır. Sosyal op­timumda, refahı etkileyen herhangi iki değişken arasındaki marjinal sosyal ikame oranı, aynı iki değişkenin marjinal sosyal dönüşüm ora­nına eşittir.

<$> SOSYAL SERMAYE

Toplumun sahip olduğu örf – adet, kanunlar, kurallar, bürokrasi, yönelim biçimi vb. kımımların lılmıine “sosyal sermaye” denmektedir.

^ SÖZLEŞME YAKLAŞIMI (NEOKEYNESYEN)

işgücü piyasasında ücretlerini bir dönemin başında sözleşmeler icabı sabit kaldığını fakat dönem içinde malların fiyatlannın değişebi­leceğini varsayan yaklaşıma “Sözleşme yaklaşımı” denir. Bu teoriye göre firmalar ve işçiler, işgücü piyasasında dengeyi sağlayacağını um­dukları seviyede ücretleri belirler. Ücretler bir defa belirlendikten son­ra firmalar işgücü maliyetini veri alarak piyasa için üretim yapacaklar­dır. Emeğin azalan verimi varsayımı sebebiyle firmalar, karşılaştıkla» reel ücret düştükçe dalıa fazla mal arz etmek isteyecekler veya nomi­

nal ücret sözleşme gereği sabit olduğu için, fiyat seviyesinin artmasıy­la reel Ücret düşeceğinden arz artacaktır. Bu yaklaşım para stokunda beklenmeyen değişmelerin hasıla üzerinde reel etkileri olduğunu ama beklenen değişmelerin etkisizliğini vurgular. Bununla birlikte teori ba­zı sözleşmelerin birden fazla dönem için imzalanması ve hepsinin ay­nı anda imzalanmaması sebeplerini göz önüne alınca fiyatların yavaş ayarlanma olasılığını da gündeme geürir. Bu şartlar alanda tüm sözleş­melerin yenilenmesi zaman alacağı için toplam arz eğrisi zaman bo­yunca yavaşça kayacaktır. Para politikasından beklenen değişmeler, önceden yapılmış sözleşmelerden geçerliliğini koruyanlar oldukça reel etkiler yapabilecektir.

<$> ST. PETERSBURG PARADOKSU

Sayısal fayda düşüncesini kabul eden iktisatçılar, bir eylemin ya­ratacağı faydanın o eylemin ortaya çıkaracağı zarardan fazla olması durumunda insanın bu eylemi yapacağı yolundaki önermelerin, belir­siz durumlar için de geçerliliğini koruyacağını düşünmüşlerdir. Oysa İnsanın elde etmeyi beklediği bir gelirin yaratacağı fayda ile, kaybet­meyi beklediği gelirin yaratacağı faydanın birbirine denk olmadığı du­rumlar da mevcut olabilir. Samuelson’un sıradan St. Petersburg çeliş­kisi (ordinary St. Petersburg Paradox) olarak adlandırdığı bu durum, tarihi bir kumarhane kenti olan Petersburg kenti ile ilişkllendirilmesi ile alakalıdır. St. Petersburg kenti, 18. yy başlarında ünki kumarhane­leriyle anılmaktaydı. Şans oyunları, insan davranışlarının analizinde belirsizlik ve eksik bilgi hallerinin etkilerini araştırmak için elverişli bir deney ortamı oluşturmaktadır. Geleneksel faydacı analiz, insanların karar alma sürecinde eylemin doğuracağı fayda ile bu eylemin zahme­tini karşılaştırdıktan düşüncesinden yola çıkmaktadır. Oysa şans oyunlannda beklenen ödülün oyuna giriş ücretinden yüksek olması, oyuna katılımı garanti etmemektedir. Literatürde St.Petersburg para-

d ok su olarak adlandırılan bu durum, geleneksel fayda analizinde, in­san davranışlarını güdüleyen bir motivasyon olarak ele aldığı düşün­ceye aykırı bir Örnek oluşturmaktadır. Zira fayda teorisinin dayandığı en önemli varsayım insanın gerçekçi(rasyonel-mtarlı) davrandığıdır, insanların yaptıkları tercihlerde tutarlı olması, aynı koşullarda tekrar tekrar aynı seçimi yapması anlamında düşünülmelidir. Gerçekçi olan bir kişi kendi çıkarını korumak amacıyla yaptığı seçimde en doğru olan kararı verir. Eğer, aynı koşullar içinde benzer bir karar vermesi gerekse, kararın değişmemesi beklenir. Çünkü yaptığı seçim zaten en -; iyi seçimdir. O halde, bir davranışın gerçekçi olup olmadığı, o davra- nışm tutarlı olup olmamasıyla ilgilidir. Tutarlılık, gerçekçi bir davranış. için bir ön koşul ise, St. Petersbıırg paradoksu insanın tercihlerinde tutarsız olduğu bir hali ortaya koyar. Çünkü insan, yazı tura gib>i şans oyunları, örneklerinde olduğu gibi, kendine atfedilen güdüye (motivasyona) uygun seçimler yapmamaktadır.

<$> STAGFLASYON                                                                              i

Enflasyon ile ekonomik durgunluğun bir arada meydana gelme­sine veya ekonomik durgunluk sırasında enflasyon görülmesine “stagflasyon” denir.

<S> STATİK ANALİZ

Denge dununu nasıl anlaşılırsa anlaşılsın, bir iktisadi analiz yalnızca denge durumlarıyla ilgileniyorsa buna “statik analiz” denir.

<§> STOK DEĞİŞKENLER

Zamana bağlı olmaksızın belli bir andaki değeri ile ifade edilen değişkene “slok değişkenler” denir. (Ör. sermaye, para)

<3> STOK DEVRESİ

Stok yatırımları, ekonomik dalgalanmalar esnasında toplam ta­lepte meydana gelen değişmelere göre ayarlanma süreci geçirir. Top-

lam talep düşünce firmalar istek dışı stok biriktirirler ve üretim ile ta­lebi eşitleme düşüncesiyle üretimi kısarlar. Ancak firmaların bu tarz bir davranışının resesyonu (durgunluğu) besleyici bir etki yapması İh­timali de vardır ki bu durum “stok devresi (dalgalanması)”olarak ad- landınlır.

<*> STERİLİZASYON POLİTİKASI

Ülkeye giren ya da Ülkeden çıkan altın ve dövizin, ulusal para miktannı ve buna bağlı olarak da fiyatlar genel düzeyini etkilemesini önlemek için uygulanan politikaya “sterilizaSyon politikası”denir.

<$> SÜREDURUMSAL ENFLASYON

Modem ekonomilerde savunulan bir düşünceye göre enflasyon, uzun zaman kendi tarihi oranında sürüp giden bir süredunım kazan­maktadır. Tıpkı uyuyan bir kediye dokunulmadığı zaman yerinde ha­reketsiz kalması, ancak dokunulduğu zaman ani hareket etmesi gibi enflasyonun da yeni bir şoka kadar hareketsiz kaldığını savunan teori­dir.

<$> SÜREKLİ GELİR HİPOTEZİ (M. FRÎEDMAN)

Sürekli gelir bir kimsenin veri servet ve bugünkü ve gelecekteki gelir düzeyine göre hayatı boyunca aynen sürdürmek istediği kararlı tüketim oranıdır. Sürekli tüketim, Sürekli gelirin sabit bir oranı olup fa­iz haddi, sermaye/hasıla oranı, tüketim ve tasarrufla ilgili zevk ve ter­cihleri belirler.

  • SÜRTÜNMESİZ NEOKLASÜC MODEL

Sûrtûnmesiz neoklasik model, klasiklerin dikey toplam arz eğri­lerini mikroekonomik temellerden hareketle açıklamaya çalışan teori­dir. Bu modelin öngördüğü piyasa türü tam rekabet piyasasıdır. Tam istihdam düzeyine karşılık gelen hasıla, tam istihdam hasıla düzeyidir. Tam İstihdam hasıla düzeyi de işgücünün tamamı ile sermaye stoku,

toprak ve hammaddelerin mevcut miktarları kullanılarak elde edilen hasıladır. Modelde teknoloji ve işgücü dışındaki üretim faktörleri veri alınmakta ve bunlarda meydana gelen bir değişiklik tam istihdam ha­sıla, düzeyinde de değişikliğe .neden olmaktadır. Sürtünmesiz Neokla- sik modelde denge hasıla düzeyi fiyatlardan bağımsızdır. Yani arz eğ­risi klasiklerde olduğu gibi dikey bir konumdadır. Bunun sebebi ise, bu modelde ücretlerin yapışkan olmadığından (tam esnek), hareketle, fiyat, düzeyinde meydana gelen bir artışa binaen reel üçretleıdeki.dü- şüşle işgücü piyasasındaki talep fazlasının oluşumudur. Bu durumda ; firmalar arası, rekabet ve işgücü bulma isteği, nominal ve reel ücretle- ,rin tekrar artmasına neden olacaktır. Ücretlerin lam esnek olduğu bu modelde nominal ücretlerde meydana gelen artış da fiyatlardaki artış­la aynı oranda, olacaktır. Böylece reel ücret değişmeyecek, hasıla aynı kalacak ve .toplam arz eğrisi dikey konumda olacaktır. Sürtünmeşiz Neoklasik modelde toplam arz kuramı, işsizliğin Jıcr zaman doğal iş­sizlik oranında olduğunu, hasılanın her zaman tam istihdam bulundu­, ğunıı ve mevcut işsizliğin tümüyle friksiyonel nitelikte olduğunu savu-.

‘ bur. ‘         ;                                ‘                                      ,   1              , :

<$> SÜRÜNEN ENFLASYON

Fiyatlar genel düzeyinde %2-4 şeklinde ortaya çıkan ve ekonomi­nin gidişatı açısından sorun teşkil etmeyen enflasyona “sürünen enf­lasyon” denir.

SÜRÜNEN PAKİTELER

Ödemeler bilançosu dengesizlik içinde bulunan ülkelerin, bir de­fada devalüasyon ya da revalüasyon yapmaları yerine bu işlemi birkaç aylık bir döneme yaymalarını öngören sistemdir. Bu sistem uzun bek­leyişlerden sonra ani istikrarsızlıklara son verilmesini amaçlamaktadır.

<$> ŞOK POLİTİKASI

(Bkz: Cold Turkey)

  • TAKSFIASYON

Taksflasyon, yüksek vergi yükü ve yüksek enflasyonun bir arada mevcut, olduğu dönemlerde ortaya çıkan ekonomik sorundur. Taksf­lasyon, mikro ve makro ekonomi üzerinde etkili olarak yeni bazı so- runlann ortaya çıkmasına neden olur. Bütçe açıkları ve bu açıklan fi­nanse etmek için hızlı ve kontrolsüz parasal genişleme ve bunun yol açtığı enflasyon sorunu, ağır vergi yükü, vergi oranlanmn çok sık art- tınlması, yeni vergiler konulması ve vergi dışı piyasa ekonomisinin mevcudiyeti taksflasyona sebep olan unsurlardır. Taksflasyonla müca­dele için mali ve parasal disiplin tesis edilerek enflasyon ile etkin bir şekilde mücadele edilmeli, vergi dışı piyasa ekonomisini daraltıcı ted­birler alınmalı, düz oranlı vergiler uygulanmalı ve vergi oranlarının çok sık olarak değişmesini önleyecek ve genel vergi yükünün artma­sını engelleyecek anayasal kurallar oluşturulmalıdır.

<$> TALEP ENFLASYONU

Cad fiyatlarla toplam talebin, toplam mal ve hizmet arzını aşması nedeniyle ortaya çıkan enflasyona “talep enflasyonu”denir.

<S> TAM İSTİHDAM

Emek piyasasında cari ücret düzeyinde çalışmak isteyen tüm kişilerin iş bulabildikleri istihdam düzeyine “tam istihdam”denir.

<$> TASARRUF PARADOKSU

Toplumdaki tek tek bireyler göz önüne alındığında var olan ta­sarruf eğilimi ekonomiyi genel manada olumlu etkileyip yaunmların artmasını sağlarken, toplumdaki herkes aynı biçimde hareket eder ve tasarruflarını arttırırsa, bir kimsenin masrafı başkalarının geliri olduğu için genel gelir düzeyi düşer ve ülke fakirleşmeye doğru gidecektir. Fazla tasarrufun zararlı olacağından hareketle bu duruma “tasarruf paradoksu” denir.

<$> TASARRUF ve YARDIMLAŞMA BANK Al ARI

Bu kuruluşlar kooperatiflere benzerler. Fonlarının %90’ı vadeli mevduatlardan, geri kalanı da sermaye, karşılıklı ve dağıtılmayan kâr­lardan oluşur. Bu kuruluşlar kendi adlarına tahvil çıkaramazlar, .

<$> TAYLOR KURALI*

  • Taylor Kuralı, bir formüle dayanarak, Merkez Bankası’nın kısa . dönemli ekonomik istikrar amacı ve ıızıin dönemli enflasyon hedefi-, . ni gerçekleştirmek için ekonomik koşullarda değişim yapmak amacıy-, la kısa vadeli faiz oranlarını nasıl ohışturaçağına işaret etmektedir. Bu kural şu anlama gelmektedir. Kısa.dönemde ekonomide istikrar sağla-, yacak ve ıızun dönemde de büyümeyi koruyacak istikrarlı la iz oranla­n oluşturmak için faiz oranlan manipiiiasyonıı nasıl yapılabilir? Kural, “reel” kısa.dönemli faiz oranının (enflasyona göre düzeltilmiş faiz ora­nı) üç faktör tarafından belirlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bunlar; :               :               ‘

. • ; Fiili enflasyonun Merkez Bankası’nın gerçekleştirmeyi amaç­ladığı hedef enflasyona göre durumu, o Ekonomik faaliyet hacminin “tam istihdam” düzeyinden ne kadar yukanda ve aşağıda olduğu,

® Kısa vadeli faiz oranı düzeyinin tam istihdamla tutarlılık dere­cesidir.

Kura], enflasyon hedef enflasyondan yüksek olduğunda ve eko­nomi tam istihdam düzeyinden yukanda bulunduğunda, nispeten yüksek faiz oranını (yani sıkı para politikasını) önermektedir. Gevşek para politikası veya nispeten düştik faiz oranlan ise yukanda anlatılan ekonomi ve finansal koşulların ters yönde oluşması dıınımunda gün­deme gelmektedir. Taylor Kııralı’nın önerdiği mekanizmanın etkin olabilmesi, reel faiz oranı ile ekonomik faaliyetler arasındaki ilişkinin güçlü olmasına bağlıdır. Bu çerçevede Taylor nominal faiz oranını, gerçekleşen enflasyonun hedeflenen enflasyondan sapması, Üretim

EKREN Nazım, “Akılvlst Par;t Politikası ve Ekonomik Ist?krar\ www.makalcni.com

açığının bir fonksiyonu olarak tanımlamıştır. Teknik açıdan Taylor fa­iz oranı, reaksiyon fonksiyonuna odaklanmıştır. Merkez bankaları açık bir şekilde bu kuralı izlememesine rağmen, analizler kuralın pa­ra politikasının uygulanma yön ve şeklini tanımlamada doğru bir yön­tem olacağına vurgu yapmaktadır. Analistler, Taylor Kuralı’nı geçmiş dönem eğilimlerinden hareketle mevcut kamu kâğıtları faiz oranında yapılması gereken değişiklikleri belirlemek amacıyla bir metot olarak kullanmaktadır. Böyle tahminler genellikle kesin olmayan eğilimleri yansıttığından, Taylor Kuralı kesin bir enstrüman olarak kullanılama­maktadır. Yatırımcılar açısından bu kuralın vurguladığı husus, Merkez Bankası açık şekilde kuralı uyguladığını deklare etmese de faiz oran- lannı kontrol metodunun faiz polidkası kararlarıyla oldukça tutarlı olacağıdır. Taylor Kuralı genel olarak gelişmiş ülkelerin ekonomik ya­pı ve ilişkiler sistemine uygun Önerileri içermektedir. Dolayısıyla kısa dönemli faiz oranlarının enflasyon hedeflemesi politikasıyla birlikte kullanıldığında, fiyat istikrarını ve istikrarlı üretim düzeyini gerçekleş­tirmede diğer para politikaları araçlarından daha etkili olduğu teori ve uygulamada ortaya konmuştur. Gelişmekte olan ülkelerde ise söz ko­nusu kuralın nasıl bir sonuç üreteceği, ilgili ülkelerin ekonomik yapı ve ilişkiler sisteminin özelliklerine bağlıdır. Taylor Kuralı’mn dikkate aldığı değişkenlerin belirlenme ve gelişim süreci, makro ekonomik koşullarla yakın ilişki içindedir. Bu koşullann rasyonel olmayan bir çerçevede göstergeleri belirliyor olması, kuralın beklenen kadar etkili olamayabileceğini ima etmektedir.

$ TEDRİCİ AYARLAMA HİPOTEZİ
Tedrici ayarlama hipotezi, firmaların sermaye stoklanm ayarla­ma süreçlerini açıklayarak, arzulanan ve mevcut sermeye stoku ara­sındaki fark ne kadar büyükse, firmanın yatırım oranının o kadar hız­lı olacağını belirtmektedir. Yani bu hipoteze göre fiili ve arzulanan sermaye stoku arasındaki açık büyüdükçe yatmmlann da büyüyeceği­ni ifade eder ve teoriye göre açık sıfır ise yatının da sıfırdır,
<$> TEFECİLİK

(Bkz: Murabaha)

  • TEKNOLOJİK İŞSİZLİK

Emek yerine makine kullanılması ve yeni teknolojilerin (iretimc sokulması nedeniyle onaya çıkan işsizlik türüdür.

  • TEMSİLİ PAKA

temsiliparcı, altın ve gümüş sertifikalarından, banknotlardan, ka­ğıt paradan vç madeni ufaklık paradan oluşan paradır.

  • TERS ARZ ŞOKU

p                                                  Toplam     arz     eğrisini

r*L<**■

t*

azaltan, yani arz eğrisi­ni yukarı kaydıran şok­lara “ters arz şoku” de­nir. Hammadde fiyatla­rında, örneğin petrol fi­yatlarında bir artış gra­fikte fiyat düzeyinin ar­tışına, bu durum da toplam arz (AS) eğrisinin yukarıya kaymasına neden olacaktır. Böyle- ce ekonominin denge noktası E noktasından E’ noktasına kayacaktır. Buna göre arz şokunun ilk etkisi fiyat düzeyini artırmak ve hasıla dü­zeyini azaltmak şeklinde ortaya çıkmıştır. Burada iki önemli ıınsur ön plana çıkmaktadır. Birincisi, artık her birim hasıla daha yüksek mali­yetle üretilebilmek mümkün olduğundan AS eğrisi yukan kaymıştır. İkincisi ise, potansiyel hasıla düzeyinin (Y*) ar2 şokundan etkilenme­diğinin varsayılmasıdır. (Ancak unutmamak gerekir hi gerçek ekono­mide, petrol fiyatlarında ortaya çıkan bir aritş neticesinde firmalar petrol kullanımlarım azaltarak veya sermayeyi önceki kadar etkin kullanma olanağım ortadan kaldırarak potansiyel basıla düzeyini
azaltabilirler.) Potansiyel hasıladan sapma olmayacağından, ekono­mi başlangıç dengesine geri dönecektir. E’noktasındaki işsizlik, ücret­leri ve dolayısıyla da fiyatları düşmeye zorlayacaktır. Ancak ücretler yapışkan olduğundan ekonomideki uyum süreci yavaş işleyecektir. Uyum süreci, toplam talep (AD) eğrisi boyunca gerçekleşir ve ekono­mi E noktasına dönünceye kadar ücretler düşmeye devam eder. Böy­lece şokun başta yol açtığı işsizliğin ücretleri düşmeye zorlaması no­minal ücret oranında bir azalma sağlamıştır. Bu yüzden reel ücretler de şok öncesine göre düşmüştür. Ancak devlet ters arz şokunun orta­ya çıktığı esnada talebi artırabilmeyi başarabilirse, ekonomi E’ nokta­sı yerine E* noktasına kayacaktır. Bu durumda da fiyatlar, toplam arz eğrisinin kayması oranında yükselmiş olacaktır. Parasal ücretler aynı kalacak ve ekonomi tam istihdam düzeyini muhafaza edecek ve reel ücretler düşmeyecektir.

3> TESADÜFİ YÜRÜYÜŞ TEORİSİ (E.F. FAMA)

Bu teoriyi savunanlar, hisse senetlerinde geçmişte meydana ge­len fiyat hareketlerinin gelecekteki fiyat performansını etkilemeyece­ğine inanırlar. Etkin bir piyasada birbirini izleyen fiyat ve getirilerdeki değişmelerin birbirinden bağımsız ye düzenli bir şekilde dağıtıldığını kabul ederler.

<$> TİCARET BORSASI

Menkul kıymetler dışındaki her türlü malların alım satımının ya­pıldığı piyasalara “ticaret borsası” denir. Bu tür borsalarda mallar fizi­ki olarak alınıp satılmazlar. Sadece malların mülkiyetleri yer değiştir­mektedir.

<$> TOBÎN Q TEOREMİ

Bu teori, yatırım kararlarının verilmesinde sermaye piyasasının rolü üzerinde yoğunlaşır. Bu teoriye göre, belli bir andaki ekonomi­deki mevcut olan tüm hisse senetleri sabit bir arza sahiptir. Bir şirke-

ıin bir hissesinin Isyau, şirketin sermayesindeki bir alacak hakkının fiyatıdır. Bıı durumda şirketler, hisselerinin fiyatı yükselirken hisse fi- yatlanna tepki olarak daha fazla yeni sermaye üretirler ve yatırımları­nı artırırlar. Bu teorideki “q” ise, bir firmanın varlıklarının, bu varlıkla­rı üretmenin maliyetine nispetle sermaye piyasasında oluşacağı tah­min edilen değeridir. Oran yüksekken firmalar dalla çok varlık üret­mek yani daha hızlı yatırım yapmak isteyeceklerdir. Q değeri bire.eşit veya birden küçükse firmalar attık yeni hisse senedi çıkamayacaklardır,.

<$> TOPAL ÖLÇEK                                                                        ;‘A«

’• Çift maden sisteminde iki para arasındaki resmi değişim oranının . sürekli bozulması üzerine, bir.takım önlemler, alınmıştır. Bu önlemle- ıin en önemlileri, darphanede serbestçe gümüş sikke, bastırılmasının… yasaklanması ve ufak giimüş sikkelerle yapılacak ödemelere.üst sınır getirilmesidir. Bu şekilde klasik çift metal sisteminden uzaklanılması sonucu onaya çıkan ve çift metal sisteminin kısmen aksamış haline. “topal ölçek” adı verilmektedir. :

TOPLU AÇILIŞ FİYATI                             O:  v \ V\V*

Bazı menkul kıymet borsalarında,uygulanan ve ilk açılış fiyatının tespiti için seans başlamadan önce her hisse senedi için ahş ve satış fi­yatlarım yatırımcılardan toplayarak borsada işlem: görecek fiyatın oluşturulmasıdır. Bu sistemde en yüksek arz ve talep karşı karşıya gel­mektedir.

TRİYAJ

Bankaların ticari değer taşımayan senetlerini kendi portföylerin­den çıkartmaları işlemine “triyaj” denir.

TUNÇ KANUNU

Ücretlerin işçilerin asgari geçimlerini sağlayacak düzeyin üstüne çıkması halinde bunun nüfus artışını teşvik edeceğini ve buna bağlı olarak artan emek arzının ücretleri tekrar asgari geçim düzeyine indi­receğini öne süren görüşe “tunç kanunu ” denir.

4> TÜFE – DEFLATÖR KARŞILAŞTIRMASI

  • GSMH deflatöril tüm mal ve hizmetlerin fiyatını ölçerken, TÜFE yalnızca tüketiciler tarafından satın alınan mal ve hiz­metlerin fiyatını ölçer.
  • GSMH defiatörüne yalnızca ülke vatandaştan tarafından üre­tilen mallar girerken, TÜFE’ye yurtdışından ithal edilen ürün­lerin satışı da girer.
  • GSMH deflatöril hesaplanırken endekse giren mallar değişir­ken, TÜFE ise sabit bir mal sepetine göre hesaplanır.
  • Üretimi sıfırlanan malların stoklarda kalan bölümünün fiya­tındaki artışlar TÜFE’de görünürken, GSMH deflatörttnde üretim olmadığından gözükmeyecektir.

<§> TÜKETİM

Tüketici karar birimleri tarafından mal ve hizmet alımı için yapı­lan harcamalara “tûkedm” 6cnk.

<$> TÜNELDEKİ YILAN

1972 yılında birlik üyesi ülkeler, ortak parasal dalgalanma sının belirlediler kİ bu sisteme “Avrupa para yılanı” dediler. Tüneldeki yılan, Avrupa Birliği ülkelerinin paralannın dalgalanmasındaki ikili bir sınır uygulamasına dayalı olup, birlik üyesi ülkelerin kendi paraları arasındaki dalgalanma sınınna “yılan”, ABD dolan karşısındaki dalga­lanma sınırına da “tünel” denilmektedir.

<$> ULUSLARARASI REZERVLER

“Uluslararası rezervler”, merkez bankasının döviz ve altın cinsin­den olan rezervleriyle, bankalann döviz rezervlerinden oluşan rezerv­ler toplamıdır.

%> UYABİLMİŞ YATIRIM

Milli gelirdeki artışa bağlı olarak aıtan toplam talebi karşılamak üzere firmaların yapmış olduktan yatırımlara “uyarılmış yattrtm” denir.

€> UY AKLAYICI BEKLEYİŞLER HİPOTEZİ (P.CAGAN)

Uyarlayıcı bekleyişler hipotezine göre karar birimleri, bir değiş­kenin gelecekteki değerine ilişkin bekleyişlerini, o değişkenin sadece geçmişteki değerine bakarak ve hatalardan ders alarak belirlerler. Bir başka değişle, uyarlayıcı bekleyişler hipotezi geriye dönük bir yakla­şımdır. ………………        .

<8> UYARLANMIŞ BEKLENTİLER .

. Gelecekte bir değişkenin alacağı, değerlerin aynı değişkenin, geç- .inişteki değerleri yoluyla oluştuğu durumlarda oluşacağının beklen­mesi haline.”uyarlanmış beklentiler”denir.

4> UYUMSUZLUK İŞSİZLİĞİ

işgücünün coğnıfik ve niteliksel uyumsuzluğundan kaynaklanan yapısal işsizliğe “uyumsuzluk İşsizliği” denir.

<$> ÜCRET ENFLASYONU

Emek piyasasında serbest rekabetten uzak koşulların varlığına bağlı olarak ücretlerde ortaya çıkan artışların fiyatlar genel düzeyinde ortaya çıkardığı artışa “ücret enflasyonu” denir.

<S> ÜCRET FONU TEORİSİ (A SMİTH-J.S.MİLL)

Adam Smith tarafından ortaya atılan ve J.S. Mili tarafından en ge­lişmiş şekliyle formüle edilen teoriye göre belirli bir ülkedeki belli bir dönemdeki işçi ücretleri, emek arz ve talebi tarafından tayin edilmek­tedir. Emek arzı ile söz konusu ülkedeki işgücü miktarı, emek talebi ile o ülkedeki işçi ücretlerinin ödenmesi için ayrılmış olan sermaye stokuCücret fonu) kastedilmektedir. İşverenlerin işçilere Ödemek için belirledikleri sermaye stokunu ifade eden ücret fonu, işverenlerin dö­ner sermayelerinden hammadde alımma aynlan miktar çıktıktan son­ra kalan kısımdır. Bu teoriye göre işçi ücretlerinin arttmlabilmesi için ya ülkedeki işçi miktarının azalması ya da işçilere ödenecek ücret fo­nunun arttırılması gerekir.

$ ÜÇLÜ AÇMAZ

İktisat politikasını yönetenlerin uluslararası sermaye akışkanlığı­na, sabit döviz kum sistemine ve bağımsız bir para politikasına sahip olan bir iktisat politikası izlemelerinin mümkün olmadığını anlatan te­oridir. Bu teoriye göre uluslararası sermaye akışkanlığının ve sabit kur sisteminin var olduğu bir ekonomide merkez bankasının bağımsız bir para politikası izlemesi mümkün değildir. Bu bağlamda teori gereği iktisat politikasını yönetenler mevcut üç politika aracından ancak iki­sini seçmek zorundadırlar. Bu durumda da üç alternatif sözkonusu ol­maktadır. İstikrar politikasına dayak kriz yönetimi tartılmalarında ön plana çıkan bu duruma birbiriyle bağdaşmayan üç alternatif söz konu­su olduğundan “üçlü açmaz”yada “bağdaşmayan tîf W “denilmekte­dir.

  • ÜRETİM DÜZLEŞTİRMESİ

Stok yatırımı, firmaların sahip oldukları lıammadde ara mal ve ni- lıai mal stoklannda meydana gelen değişmedir. Finnalann stok yatın­ım yapmalarının ve stok tutmalarının ana nedeni, malı düzgün biçim­de üretmenin hem maliyetler noktasında daha ucuz olmasından hem de talep düzeyinde meydana gelen dalgalanmaları telafi etmekten kaynaklanmaktadır. Bu durum iktisatta “üretim dûzleştirmesi”olarak ifade edilir.

$> VEİZENRAUM TEORİSİ

Teknolojik devrimin hızlanmasıyla modern dünyada bilglsayarla- nn hızla yaygınlaşması ve iş yerlerinin yanı sıra evlere de girmeye baş­lamasının getirdiği potansiyel tehlikelere işaret ederek sosyal ölçüleri zedeleyecek ölçüde makine-lnsan ilişkisinin öne çıkmasını eleştiren teoridir. Kişinin yalnızlığım başka insanlar yerine bilgisayar ekranıyla paylaşması düşüncesine karşı çıkar.

<§> VA1ÖR

Kredi ya da mevduat için banka tarafından faizin işletilmeye baş­landığı tarihe “mlör“ denir, Valör genel olarak bankaya yatırılan para­lar için bir gön, sonra çekilen paralar İçin aynı gün kabul edilir.

<§> VON NEtMANN-MORGENSTERN TEOREMİ

■Von.Neumann-Morgenstern(NH) teoremi, kişilerin tutarlı bir ter- .. : cih açığa koymaları halinde bireysel tercihi sayısallaştırabilecek bir in-, ‘ deksin ortaya konulabileceği görüşüne dayandırılmaktadır. Beş varsa- ‘ ■ yıına dayanılarak geliştirilen teorem meydana geien sonuçlar için sa­yısallaştırılabilir bir fayda anlayışından yola çıkar. NM’in ileri sürdüğü görüşe göre daha büyük bir beklenen fayda daha yüksek bir tercih düzeyi ile ilişkilendirilebilir. Ele aldıkları fayda fonksiyonu bu anlam-, da pozitif doğrusal dönüşüme elveren tek bir fonksiyondur. Bıı durumda, U(x) kişinin risk, tercihini simgeleyen bir fonksiyon ise, a>0 olmak üzere, eğer,

U*(x)-a U(x)+b ise, U’‘(x) yiııe kişinin risk tercihini simgeleyen bir diğer fonksiyondur. NM teoreminin dayandığı beş varsayım vardır. Bunlar;

  • Geçişlilik ve tamamlanmışlık varsayımı ® Tercihlerin sürekliliği varsayımı
  • Bağımsızlık varsayımı
  • Kazanma şansı yüksek olanı tercih etmek varsayımı
  • Birleşik olasılık varsayımı

<$> WALRAS ÖZDEŞLtĞt

Bir piyasada arz edilen bütün kalemlerin değerleri toplamı ile ta­lep edilen bütün kalemlerin değerleri toplamının eşit olması duru­munda ortaya çıkan özdeşliğe “Wolros özdeşliği” denir.

<$■ YAKINLAŞMA TEORİSİ

Kapitalist ve kolektivist sistemlerin zamanla birbirini andırır karakter gelişmesi göstereceklerini savunan teoridir. Teoriye göre, sanayileşme hareketi ilerledikçe, ayrı ülkelerin aynı iş kollarında çalışanlar, birbirine benzer psikolojik ve sosyal eğilimlere uymaktadır. Yaşayışları ve hayat felsefeleri gittikçe yakınlaşmaktadır.

<§> YANSIMA ETKİLERİ

Ulusal GSMH’nın artması ülkenin ithalâtının artmasına, dış alem GSMH’sinin artması ise ülkenin ihracatının artmasına neden olur. Bu anlamda bir Ülkedeki ekonomik gelişmelerin uluslararası ekonomik ilişkiler üzerinden tüm ülkeleri etkilemesine ve ülkeler arasında orta­ya çıkan karşılıklı etkileşime “yanstma etkileri” denir. Yani dünya ekonomisinin büyümesi ve zenginleşmesi tüm ülkelerin yararınadır.

<S> YAPISAL İŞSİZLİK

Ekonomideki sektörel yapı değişiklikleri nedeniyle belirli alanlar­da oıtaya çıkan talep değişikliklerine uyum gösterilememesi sonucun­da ortaya çıkan İşsizlik türüne ”yapısal işsizlik” denir.

YAŞAM BOYU GELİR HİPOTEZİ

Bu teori kişilerin çalıştıklan yıllarda emeklilik dönemlerindeki tü­ketimlerini finanse etmek İçin tasarruf yapmalan üzerine kurulu bir te­oridir. Tasarruflar aktiflerin oluşmasına neden olur. Bireyler, gelirleri­nin yaşam ortalamalarının çok üstüne çıktığı dönemlerde daha fazla tasarrufta bulunarak gelirleri ortalamanın altında kaldığı dönemlerde de menfi tasarrufta bulunurlar.

<$> YATIRIM BANKACILIĞI

Menkul değer İhraç etmek yoluyla uzun vadeli fon sağlamak zo­runda olan firmalarla, tasamıflanru menkul değerlere yatırmak arzu­sunda olan gerçek veya tüzel kişiler arasında aracılık yaparak tasarruf­

ların firmaların çıkarmış olduğu tahvil ve hisse senetlerine yönelmesi­ne katkıda bulunan bankalara “yatırım bankaları”denir.

  • YATIRIM FONU

Halktan katılma belgeleri karşılığında toplanan paralarla, belge sahipleri hesabına riskin dağıtılması ilkesi ve inançlı mülkiyet esaslarına göre sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, alım ve diğer . kıymetli madenler portföyü işletmek amacıyla kuntlan mal varlığına ■ “yatırım fonıı” denir. •                            ■ •;  –; •      :                          :               ‘;          \    ”               >

YEMEK LİSTESİ MALİYETLERİ (MENÜ COST) ,

Rnflaşyonist ortamlarda firmaların satış mağazalarındaki fiyatların değiştirilmesinde ve yeni katalogların basımında kullanılan emek ve diğer girdiler toplamına “yemek listesi maliyetleri”denir.

<$> YENtENFIASYON       ’» –                                7 v J                ‘/

Batı ekonomilerinde ikinci Diinya Savaşı soması dönemde yaşa­nan enflasyonun kaynağında sendikaların maliyetleri yükseltmesinin yattığını ve bu dununun enflasyonun itici gücii olduğunu savunan dü­şüncedir.

<§> YER ALTI EKONOMİSİ

Bir ekonomide gayri kanuni yollardan elde edilen ve vergi djşın- da kalan üretim faaliyetlerine “yer altı ekonomisi”denir.

<S> 24 OCAK KARARLARI

24 Ocak Kararlan, ABD’de Reaganomics ve Ingiltere’de Thatche- rism ile anılan serbestleşme politikalanyla, Türkiye’nin borç ödeyeme­mesi dolayısıyla içine düştüğü krizin atlatılmasına yönelik politika dö­nüşümlerini yürürlüğe koyabilmeyi içeriyordu. Temel olarak da Neo-Klasik iktisat kuramının enflasyonu ortadan kaldırmaya yönelik

MonetarLst politikalannı uygulamayı hedef almıştı. Türkiye’nin ser­bestleşme sürecinde başlangıçta temel amaç, ne pahasına olursa olsun döviz kazanmak olarak ortaya çıktı. 8u bağlamda tüm dış ekonomi politikaları bu yönde düzenlendi. Bunun nedeni ise Türkiye’nin dü­zenli borç Ödeyebilir duruma getirilebilmesiydi.

24 Ocak Kararlan diye anılan bu istikrar programının kısa vade­de öngördüğü hedefler şöyleydi:

  • Mal darlıklarını gidermek, kuyrukları kaldırmak
  • Enflasyonu aşağıya çekmek
  • ihracatı arttırarak dış ticaret açığını küçültmek
  • Büyüme hızını pozitif yapmak ve yükseltmek
  • Piyasa ekonomisine işlerlik kazandırmak

Kararların uygulanmasında para piyasalannda aksamalar ortaya çıkmış İse de KtT operasyonları, fiyatların serbest bırakılması, KDV ve diğer vergi önlemleri ile birlikte emek piyasasında işgücü arzının, işgü­cü talebinin egemenliğine sokulması gibi önlemler işlerlik ka2anmıştır.

  • YÖNETİLEN DÖVİZ KURU SİSTEMİ

Esnek döviz kuru sisteminde merkez bankasının gerekli gördüğü durumlarda döviz piyasasına, döviz alım ve satımı şeklinde yaptığı müdahale ile oluşan sistemdir. Merkez bankası tarafından yapılan bu uygulamaya “kirli döviz kuru sistemi” de denir.

<$> YUMUŞAK PARA

Bir ülkenin ulusal parasına sağlanan konvenibilitenin zayıflama­sıyla o ülke parasının uluslararası para piyasasında kazandığı niteliğe “yumuşak para” denir.

<$■ YÜKSEK GÜÇLÜ PARA

Parasal tabandaki bir liralık değişmenin para çarpanı vasıtasıyla para arzında kendisinden çok daha fazla bir değişmeye yol açması ile

ortaya çıkan parasal büyüklüğe “yüksek güçlü para” denir, iktisatçılar Merkez Bankası parasını böyle tanımlamaktadırlar.

<§> YÜZEN FONLAR

Bankaların kasalarına giren ve birkaç gün bekleyen her türlü fon yüzen fon kapsamına girmektedir. Bu şekilde, bankalar çok diişük maliyetle önemli miktarda fon toplamış olurlar. Bankalara çeşitli kamu kuaıluşlan tarafından yatırılan maaş ve ücretlerin çalışanlar tarafından bankamatiklerden çekılinçeye kadar bankalarda kalması bu duruma . örnek teşkil etmektedir. • ‘/ ;       \ ‘ ,V»*. ’i \V\V.’

^ ZEMBEREK ETKİSİ

Cari fiyat düzeyinde meydana gelen artışlar neticesinde nominal ücretlerde de bir.artış meydana gelecektir. Ancak daha sonra cari fiyat. düzecinde bir azalma olduğunda, nominal ücretlerde aynı oranda bir azalma olmayacak ve ücretler, eski seviyesine gelemeyecektir. İşte ek­sik rekabet koşullarında, toplam arz eğrisinin inelastik kısmı neticesin­de ortaya çıkan bıı duruma “Zemberek etkisi” denir.

*     NİSPİ GELİR HİPOTEZİ

Faiz haddi, büyüme hızı v.b faktörler tasarruf tüketim oranını ya­ni bugünkü yaşam düzeyi ile gelecekteki yaşam düzeyi arasında ku­mlan dengeyi etkiler. Bu teoriye göre geliri arttığı için tüketimi artan bir ulusun ya da bireyin, geliri yine eski düzeyine düşse tüketimi de eski dUzeyine düşmez ve daha yukarı bir düzeyde kalır. Buna “Duesenberry etkisi”denir. Kısa dönemde ekonominin gelir değişme­lerine bağlı olarak tüketim oranı değiştiği halde, uzun dönemde bu oran az çok sürekli artan bir seyir izlemektedir.

[*] Doç. Dr. E.D Abaatı, “Fayda Teorisi ve Rasyonel Seçimler”, TCMB Araştırma Genel Müdürlüğü, 1998

[2] Prof. Dr. tsınall AYDOÖUŞ, “Küresel Ekonomik Gelljtneler ve TUrkiye”, Af yon Kocatepe Üniversitesi Dergisi, Aralık, 200Ğ

[3] Doç. Dr. E.D Abaan, Tayda Teorisi ve Rasyonel Seçimler’, TCMB Arajtmııa Genel Müdürlüğü, 1998

Bir Cevap Yazın