Kariye Meslek Sınavları Mülakat Soru ve Cevapları

AÇIK ARTAN ORANLILIK

Vergi matrahındaki artma karşısında, matrahın tabi olduğu vergi oranlarının da artmasıdır. Vergi ödeme gücüne ulaşabilmek bakımın­dan, günümüzde yararlanılan arıan oranlı vergi tarifeleri esas itibariy­le matraha göre belirlenmekle birlikte, vergi konusunun veya mükel­lefin özellikleri dikkate alınmak suretiyle de uygulanabilmektedir.

  • ADAM SMIT’İN VERGİLEME İLKELERİ
  • Tüm vatandaşlar ödeme güçlerine göre devlet harcamalarına katılmalıdır. (Adalet)
  • Verginin belli olması yani, her vergi mükellefin Ödemek zo­runda bulunmadığı verginin, ödeme zamanının, tutarının açık-, ça ve herkes tarafından bilinebilecek şekilde düzenlenmesi gerekir. (Kesinlik) a Verginin uygun olarak alınması, yani her verginin mükellefe ; en uygun zamanda ve şekilde alınması gerekir. (Uygunluk)
  • Mükellefin vergi olarak ödediği tutar ile hâzineye giren tutar  arasında mümkün olduğunca az fark olmalıdır. (İktisadilik)

ADVOIAREM VERGÎ

(Bkz: Matrah çeşitleri)

AMME ALACAKLARI TAHSİLİ USULU KANUNU

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun-, devlete, 11 özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer’i kamu alacakları ve aynı idare­lerin sözleşmeden, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeden doğanlar

* Vergi Hukuku ile İlgili temel kavramlar ve açıklamalar Kamu Mâliyesi bölümünün İçerisinde sunulmuştur.

dışında kalan ve kamu hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları İle bunların takip masraflarını kapsamaktadır.

Kanun Kapsamındaki Alacaklar
Asi)Alacaklar Fer’iAlacaklar Amme Hizmetinin Tatbikinden Doğan Alacaklar TaldpMasrafındanrvığan A laı’nİri nt-
Vergi GecikmeZammı Öm:l-Paralı Hastane Hiz. IIan
Resim FaizAlacakları 2-MezbalıaneBorçlan Haciz
Harç DiğerFer’iAlacaklar 3-Itfaye Hizmeti Alacağı Nakil
Ceza Tahkik ve Takiplerine Ait Mahkeme Masrafları Vergi Cezası Para Cezası Muhafaza

Akitten doğan alacaklar, haksız fiilden doğan alacaklar ve sebep­siz zenginleşmeden doğan alacaklar 6183 sayılı kanun kapsamına girmemektedir.

 ARACI MÜKELLEF

Vergiyi kendi nam ve hesabına Ödedikten sonra başkalarına yansı­maya çaba gösteren kişidir. Aracı mükellef, kanuni mükellef duru­munda bulunan bir kişinin ödemiş olduğu bir vergiyi başkasına aktar­ması sonucu karşılaştığı durumdur. Bu suretle vergiyi yansıtan kişi, aracı mükellef durumuna girmekte, vergi sonucu mal varlığında azal­ma olan kişi ise yüklenici olmaktadır.

ARROW ÇIKMAZI

Bireylerin tercihleri toplamıyla toplumsal ön sıralamaya geçişi mümkün kılacak bir yöntemin var olmadığı yönündeki görüştür. Aı- row’a göre çoğunluk kuralının uygulanması halinde bireysel tercihler­le toplumsal tercihler arasında bir tutarsızlık ortaya çıkmaktadır.

 ARTAN ORANLI VERGİ TARİFESİ             .

Vergi matrahındaki artma veya azalmaya bağlı olarak, yergi orcı- nının da aynı doğrultuda artması veya azalmasını öngören tarife sistemidir. Vergi matrahı yükseldiğinde toplan) matrah üzerindeki hesap­lanan vergi de yükseliyorsa vergi artan oranlı demektir. Şu durumda, artan oranlı vergi uygulaması dolayısıyla vergi oranı, vergi matrahının artış oranından daha hızlı yükselecektir. Zira geliri 500.-YTL olana kı­yasla. 5000.-YTL olanın vergi ödeme gücü on katın daha üzerindedir. Artan oranlı tarife çeşitleri şunlardır:

  • Sınıf Usulü Artan Oranhhk

Vergi oranı, matrah diliminin değişmesine bağlı olarak azal­          makta veya yükselmektedir. Her oran, yalnızca karşısındaki

matrah dilimine ya da kısmına değil, dilimin kapsamına gire­cek büyüklükteki tüm matraha uygulanmaktadır. :

MATRAH ORAN %
10.000 YIL ye kadar 10
25-000 YTL ye kadar 15
50.000 YTL ye kadar 20
100.000 YU. ye kadar 25

Örneğimizde, bir mükellefin yıllık geliri 10.000.-YTL ise %10 vergi ödeyecektir. Mükellefin geliri 10.000-YTL’yi aştığı ve 25 OOO.-YTL’Iik sınırı aşmadığı taktirde bu gelirin tamamına %15 vergi oranı uygulana­caktır. Mükellefin geliri 15.000.-YTL olduğu taktirde, gelirin tamamına 15.000.-YTL x %15 uygulanacak ve ödemesi gereken vergi 2.250.-YTL olarak hesaplanacaktır.

  • Dilim Usulü Artan Orankhk

Belirli matrah dilimleri için o dilime özgü vergi oranlarının uygulanmasını gerektirmektedir. Günümüzde geniş bir uy­gulama alanı vardır. Dilim usulü artan oranlılıkta, matrah, ta­rifenin öngördüğü dilimlere bölünmekte her dilim için ayrı bir vergi oranının uygulanması yoluna gidilmektedir. MATBâü,.

  • 000. YTL için
  • 000 YTL için
  • 000 YTL için
  • 000 YTL için Veya;
  • YTL’ye kadar
  • YTL’nin 7.000 YTL’si için 1.050 YTL fazlası
  • YTL’nin 18.000 YTL’si için 3.250 YTL fazlası
  • YTL’den fazlasının 40.000 YTL’si için 9190 YTL fazlası

<3> AYIRMA KURAMI

Emekten kaynaklanan gelirin sermaye gelirlerine kıyasla korun­maya ihtiyaç gösterdiği varsayımından harekede emek gelirlerinden, servet ve sermaye gelirlerine göre daha düşük oranda vergi alınması­nı destekleyen teoriye “aytrma kuramt”denir.

 BASİT USUL

Bir kısım ticari kazanç elde eden mükelleflerin veya ticaret erba­bının, gerçek usulde vergilenme için gerekli vergi ve muhasebe bilgi­sine sahip bulunmadığı gibi nedenlerle ortaya çıkan bir vergilenme bi­çimidir.

BELEŞ YOLCU PROBLEMİ

Kamu mallarının faydasından yoksun bırakmama nedeniyle fay­dalanma yaklaşımının katı biçimde benimsenmesi halinde bazı birey­lerin tercihlerini açıklamamak suretiyle kamu hizmetinden “karşılık­sız” olarak yararlanabilmesidir.

 BEYAN YÖNTEMİ .

  • Mükellef veya vergi sorumlusunun, vergi matrahını kanunda belirtiien esaslara dayanarak saptayarak vergi idaresine yazılı olarak bildirilmesine. “beyan” denir. Bu yöntemde tarh ve tahakkuk aşamaları birleşmekte, tebliğ aşaması da ortadan kalkmaktadır.

Bir ilkenin belli bir dönemdeki dış boıç ödemelerinin aynıdönemdeki toplam döviz gelirlerine oranıdır.

 BORDRO VERGİSİ   ;

Devletin, iş yerince tahakkuk ettirilen ticret giderleri üzerinden almış olduğu bir vergi türüdür. Bıı yergi sayesinde, yerginin sanayileş­miş ülkelerde üretim faaliyetlerinde sermaye yoğunluğunun artması­nı, emeğin daha etkin kullanılmasını ve aşırı işçi çalıştırılmasını önle­yeceği savunulmuştur.

CANARD VERGİ KURALI

Canaıd adlı bir bilim adamı tarafından önerilen ve her eski vergi­nin “iyi”, her yeni verginin de “kötü ” olduğunu kabul eden verginin yansımasına ilişki kuraldır. Söz konusu teori daha sonra Seligman ta­rafından geliştirilerek “iyimser yayılma teorisine” temel olarak alın­mıştır.

 CEZADA İNDİRİM

Cezada indirim, Vergi Usul Kanıınu’nun 376’ncı maddesine ifade edilmektedir. Mükellefin İndirim imkanından yararlanabilmesi İçin, kendisine bildirilen cezayı dava konusu yapmaması gereklidir. İndiri­min yapılabilmesi için, yükümlünün veya sorumlunun, ihbarnamenin tebliği tarihinden itibaren 30 gün içinde başvurması ve re’sen, ikmalen veya idarece tarh edilen vergi veya farkını ve indirimden arta kalan vergi cezalannı vadesinde Ödeyeceğini bildirmesi gereklidir. Mükelle­fin teminat göstermesi durumunda, ödeme süresi vadeden itibaren 3 ay daha uzatılabilmektedir. Bu durumda İndirim şöyledir:

  • Vergi ziyaı cezasının ilk seferdi 1/2’si, müteakiben kesilen­lerde 1/3’ü
  • Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezasının 1/3’ü

Mükellif veya vergi sorumlusu ödeyeceğini bildirdiği vergi veya vergi cezasını yukandaki yazılı süre içinde ödemez veya dava konusu yaparsa cezada indirimden faydalanamaz.

CEZADA TEKERRÜR

Tekerrür, daha önce suç işleyip ceza alan bir kimsenin, belli bir süre içinde yeniden suç işlemesi halinde dalıa ağır ceza almasını ge­rektiren bir uygulamadır. Buna göre cezanın kesinleştiği tarilıi takip eden yılın başından başlamak üzere; vergi ziyaı suçlannda 5 yıl, usul­süzlük suçlannda 2 yıl içinde tekrar ceza kesilmesi halinde cezalar ait- tınlarak uygulanır. Bu artış vergi ziyaı cezasının % 50’si, usulsüzlük cezasının %25’i nispetinde öngörülmüştür,

Kamu Maliyeti

ÇİFTE ARTAN ORANLILIK

Vergileme sisteminde artan oranlılık genel olarak, verginin konu­sunun değeri ya da miktarına göre düzenlenmektedir. Zaman zaman değer ya da miktarın yanında diğer bazı ölçütlerden de yararlanmak suretiyle vergi tarifesi düzenlenebilmektedir. Vergi oranlan bir taraf­tan değer ya da miktara, diğer taraftan akrabalık derecesi, vergi konu- sıınun yaş ve özelliklerine göre de düzenlenebilir. Çifte artan oranlılık sistemine en iyi örnek veraset ye intikal vergisi verilebilir. Veraset ve intikal yergisinde, vergi tarifesi bir taraftan matrahın büyüklüğüne, diger taraftan lehine mal intikal.eden kişilerin murise yakınlığına göre artan oranlı bir şekilde düzenlenmiş bulunmaktadır,

ÇİFTE VERGİLEME

Aynı vergi konusu üzerinde birden faz la vergileme yetkisinin ça­tışması sonucunda aynı gelir unsurundan birden fazla vergi alınması­na “çifte vergileme” denk. Bu durum yaşa koyucunun bilerek veya bilmeyerek yapabileceği bir uygulama olabileceği gibi uluslararası ekono­mik ye mali ilişkilerin anması dolayısıyla farkında olunmadan da gerçekleşebilmektedir

DALGALI BORÇLAR

Devletin gelir ve giderleri arasındaki uyumsuzlukları gidermek amacıyla başvurduğu kısa vadeli borçlanmadır. Kısa vadeli uyumsuz­lukların giderilmesi için başvurulduğundan miktan sürekli değişmek­te olan dalgalı borçlar, merkez bankasından sağlanmaktadır

 DAR MÜKELLEFİYET

Kurumlar vergisi açısından; Kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye bulunmayan kununlann sadece Türkiye’de elde etmiş ol­dukları kazançları üzerinden vergilendirilmeleri esasına “dar mükelle­fiyet” denir. Bir kurumun dar mükellefiyet esasında vergiye tabi tutu­labilmesi için;

  • Dar mükellef kunımun, kuaımlar vergisi kanununun 1. mad­desinde sayılan kurumlardan olması(sermaye şirketleri, ko­operatifler, iktisadi kamu kuruluşları, demek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler, iş ortaklıkları)
  • Kanuni ve iş merkezinin Türkiye’de bulunmaması,
  • Kurumun Türkiye’deki faaliyetleri nedeniyle kazanç veya irat elde etmesi,

Koşullarının bir arada bulunması gerekir.

Gelir vergisi açısından; Türkiye’de yerleşmiş sayılmayan gerçek kişilerin sadece Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratlan üzerinden vergilendirilmeleri esasına “dar mükellefiyet” denir. Kanuna göre Tür­kiye’de ikametgahı bulunmayanlar ve bir takvim yılı içerisinde Türki­ye’de devamlı olarak 6 aydan fazla oturmayanlar, Türkiye’de yerleş­miş sayılmazlar. Bununla birlikte, belli bir geçici görev ve iş için Tür­kiye’ye gelen iş, ilim, ve fen adamlan, uzmanlar, memurlar, basın ve yayın muhabirleri ve durumları bunlara benzeyen diğer kimselerle tahsil veya tedavi veya istiralıat veya seyahat maksadıyla gelenler ve­ya tutukluluk, hükümlülük yahut hastalık gibi elde olmayan sebepler­le Türkiye’de alıkonulmuş olanlar 6 aydan fazla Türkiye’de kalsalar dahi yerleşmiş sayılmazlar.

DEGRESSiF VERGİ

Gizli artan oranhhk olarak da ifade edilen degresslf vergide uy­gulanan vergi tek oranlı olmakla birlikte, matrahın düzeyi ne olursa olsun, vergi matrahının belli bir kısmı vergi dışı bırakılmaktadır. Bu durumun akabinde, indirim sonrası hesaplanan vergi indirimden ön­ceki matraha oranlandığında, matrah yükseldikçe reel vergi oranının da yükseldiği görülmektedir. Reel vergideki gizli artış teorîsyenler ta­rafından “degresslf vergi” olarak ifade edilmektedir. Bir örnek ile ifade

etmek gerekirse:
Gelir İndirim Kalan iLOam V.Tutan Reel V.Oram
30,000 10,000 20,000 %10 2,000 2,000/30,000 – %6
50,000 10,000 40,000 %10 4,000 4,000/50,000 – m
100,000 10,000 90,000 %10 9,000 9,000/100,000 – w

DEKOT SİSTEMİ

Vergiden indirim sistemi adı verilmektedir. Bu sistemde önce, mükellefin vergilendirilmesi söz konusu geliri vergi tarifesine göre vergilendirilmekte; daha soın a en az geçim indiriminin tarifeye göre bulunan vergisi toplam vergiden düşülmektedir. Matrahtan indirim sistemine benzemekle birlikte, vergiden indirim sisteminde en az ge­çim indirimi vergisinin, tarifenin ilk dilimlerine göre düşük Oranlar üzerinden hesaplanması, matrahtan indirime göre .daha düşük bir tu­tarda indirim gerçekleşmesini sağlamaktadır.

 DEVLETİN BORÇLANMA NEDENLERİ

: Özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından ekonominin daha ileriye götürülmesi ve kalkınmanın başarılmasında temel kaynak iç çabalar olmakla birlikte, çözüm bekleyen problemlerin giderilmesinde sahip olunan öz kaynaklar yeterli olmaktan , uzaktır. Bu bağlamda . dış yardımın (borçlanmanın) nedenleri siyasi ve ekonomik açıdan be­lirtilebilir. Kalkınmasını hızlı bir tempoda gerçekleştirmek isteyen ül­kelere, gelişmiş ülkelerin bu ülkeleri kendi yanlanna çekmek isteme­leri sebebiyle bu ülkeler tarafından çeşitli şekillerde yardım uygulama­sı yapılabilmektedir. Ayrıca yeni pazar bulma çabası ve girdi teminin­de artan ihtiyaç, dış yardım konusundaki ilişkileri artırmıştır. Bu yar­dımlar sermaye birikiminde ve dış alım gücünde artış yaratmak sure­tiyle özellikte gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kalkınmaya katkı­da bulunmaktadır. Tüm bu nedenler göz önünde bulundurarak borç­lanma nedenlerini genel olarak şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Bütçe açıklarının giderilmesi
  2. Savunma giderleri için finansman sağlanması
  • Ekonomik dengeyi sağlayıcı ve koruyucu etkiler yaratılması
  1. Büyük yatırımlann finansmanı
  2. Vadesi geçmiş borçlara finansman sağlanması
  3. Olağanüstü harcamaların (doğal afet,savaş vb) karşılanması
  • . DIŞ BORÇ

Alındığında bir ülkenin mevcut kaynaklanın artıran, anapara ve faiz ödemeleriyle birlikte ödendiğinde ise reel kaynaklarını azaltan borçlardır. Dış borçlanma yoluna başvuran bir ülke, İki bakımdan yarar sağlamayı düşünmüş olabilir. Birincisi iç tasarruflann yetersiz kalması nedeniyle yatınm projelerinin finansmanına kaynak sağlamak istenmesidir. İkincisi ise döviz darboğazı nedeniyle karşılaşılan dış ödeme güçlüğünün hafifletilmek istenmesidir. Dış borçlar şu şekilde sağlanabilmektedir

  1. Hükümetten hükümete yöntemiyle dış borçlanma
  2. Birden fazla devletin bir araya gelmesiyle oluşan konsor­siyumdan borçlanma
  3. Uluslar arası kuruluşlardan borçlanma

DIŞSALLIK

Bir ekonomik birimin faaliyeti dolayısıyla diğer ekonomik birim veya birimler üzerinde dolaylı olarak görülen olumlu veya olumsuz etkilerdir.

 DİPLOMAT MUAFLIĞI

Gelir vergisi kanununda tanınan muaflıklardan birisi olup, yaban­cı devletlerin Türkiye’de bulunan elçi, maslahatgüzar ve konsolosluk­larına bağlı ve Ülke uyruğunda bulunan memuriann, gelir vergisinden muaf olmalarını ifade eder. Ancak bunun için ilgili ülkenin aynı muaf­lığı Türk diplomatlanna uygulaması yani karşılıklılık şartı aranmakta­dır.

  • DOTASYON

Bir kamu ekonomisi tarafından diğer bir kamu ekonomisi yaran- na belirli bir tutarın harcanmasıdır, örneğin genel bütçeden katma bütçeli idarelere hazine yardımı yapılması “dotasyon” olarak ifade edilir.

<î> DÖNER SERMAYELİ KURULUŞLAR

Genel ya dalarntfr bütçelerden tahsii edilen bir başlangıç ödene­ğini sermaye olarak kullanmak suretiyle her yıl elde ettiği kânn bir bö­lümünü sermayesine ekleyerek iktisadi işletme mantığıyla çalışan ku- aı kışlardır. En yaygın olanları üniversite hastanelerinin döner serma­yeleridir. .

ECRİMİSİL

.Devlet mülkiyetinde ya da tasarrufunda bıılunan yerlerin, kişi ya da kurumlarca işgali nedeniyle ortaya çıkan devlet alacaklarına “eçrimişt!” denir.

 EFEKTİF VERGİ ORANI

Ortalama vergi oranını ifade etmektedir.

 EDİNBURG KURALI

Vergilemenin mükelleflerin, nispi gelir ve servet durumlarında hiçbir değişiklik yapmaması gerektiğini ifade eden liberal maliye anlayışının hakim olduğu görüştür.

 EK ORAN USULÜ

Emekten doğan gelir ve servet ile sermayeden doğan gelirin kaynağına göre farklı oranlarda vergilendirilmesi düşüncesinin bir sonucu olarak emek ve sermaye unsurlarının vergilendirilmesinden sonra servet ve sermeye unsurlarından aynca bir kez daha artan oranlı bir tarifeye göre vergi alınmasını ifade eden usuldür.

 EN AZ GEÇİM İNDİRİMİ

Kişinin kendisinin ve ailesinin yaşamını asgari düzeyde sürdüre­bilmek için gerekli gelirin vergilendirilmemesini ifade etmektedir. Bu indirimle kişilerin vergi ödeyebilme güçlerine ulaşabilmek amaçlan­maktadır.

 ERDEMLİ MAL VE HİZMETLER

Ya doğrudan bedelsiz olarak topluma sunulan ve finansmanı ver­, gilerle sağlanan ya da piyasa fiyatının altında pazarlanmak suretiyle topluma sunulan ve kişi veya kişi gruplanmn sahip oldukları ekono­mik durumun iyileştirilmesi amacını güden mal ve hizmetlerdir. Huzu­revi, kamu sağlık hizmetleri erdemli mal ve hizmetlere örnek olarak gösterilmektedir.

 FAYDA. MALİYET ANALİZLERİ

Maliyet fayda analizleri, belirli kamu harcamalarının yapılması­na karar vermeden önce, sosyal faydanın sosyal maliyetle dengelen­mesine ağırlık veren bir uygulamadır. Bu analiz ile kantitatif usullerin kamu hizmetlerine uygulanması amaçlanmaktadır. Ancak kamu kesi­minin tümü için fayda maliyet analizinin geçerliliği mümkün değildir. Çünkü kamu kesiminin içinde yer alan birçok girişimde faydanın parasal değerlerle tamlanması mümkün değildir.

  • FON

Bir kanunla veya kanunla verilmiş bir yetkiye dayanılarak kurul­muş bulunan, belirli bir amacın gerçekleştirilmesi için ayrılan ve ge­rektiğinde kullanılmak üzere hesapta hazır bulundurulan ve yeni yıl bütçeleri ile bir önceki yıl harcama sonuçlan TBMM’nin denetimine tabi tutulan para ve benzeri kaynaklardır. Fon uygulaması daha çok 1980’li yılların başında ortaya çıkmış ve bütçe denetimi dışında kay­nak oluşmasını sağlamıştır. Yasalanmızda en son yapılan, yapısal de­ğişikliklerle de uygulamaya büyük ölçüde son verilmiştir. Fonlar şu niteliklere sahiptir:

  • Yasal dayanağının bulunması
  • Belirli bir kaynağın olması
  • Belirli bir amaca tahsis edilmiş olması
  • Paranın, amaca yönelik olarak kolayca kullanılması
  • Bütçe ve hesap sonuçlannın TBMM denetimine tabi olması

<$> GECİKME FAİZİ

Mükellefe, verginin zamanında tahakkuk ettirilmesinden kaynak­lanarak uygulanan cezai müeyyidedir. Gecikme faizi oranı aylık % 2,5’tir.

<$> GECİKME FAİZÎ-GECİKME ZAMMI FAIIKI

Gecikme Zammı Gecikme Faizi
6183 sayılı karam ile; düzenlenmiştir. VUK. ile düzenlenmiştir.
Ttim kîiııuı alacaktanım uygulanır . VJJK kapsamına giren vergi, resim ve : harçlara uygulanır. ‘ ‘ ,
Tahakkuk elmiş kaınıı alacağının vadesinin geçmesi lıalindc uygulanıl1. Tarhiyatrn gecikmesi nedeniyle ödemenin gecikmesi halinde uygulanır.
Vade tarilıi İle ödeme tarihi arasında .; uygulanır. …………… Vade tarihi ile tahakkuk tarihi arasında uygulanır.
Ay kesirleri gilnlilk olarak dikkate alınır.: Ay kesirleri dikkate alınmaz. :
Vergi ziyaı suçunda uygulanır. Cezalarda uygulanma?. ■
Asgari imar vardıKl-Vfl) Asgari tular yoktur.
Gecikme tanımını durduran haller dfl£erıİCT»nişiir.(tecll iflasın açılması, aciz hali.) Gecikme faizini durduran haller yoktur. ‘
Ölüm halinde düşme, mirasçılara geçer. Ölüm halinde düşme)!, mirasçılara geçer.
Ceza niteliğinde değildir. Ceza niteliğinde değildir.
Bilecik oran uygulanmaz. Bileşik oran uygulanmaz.

<S> GECİKME ZAMMI

Mükellef hakkında, verginin zamanında ödenmemesinden kay­naklanarak hesaplanan cezai müeyyidedir. Gecikme zammı oranı her ay için ayrı %2,5’dıır.

<$> GENEL TEBLİĞ                                          v

Vergi kanunlarını açıklayan, yorumlayan metinlere “genel tebliğ” denir. Bakanlar Kurulu KararJarı, tüzükler ve yönetmeliklerde olduğu gibi gene! tebliğler de Danıştay’ın denetimine tabidir.

  • GİDER PUSULASI

Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazana basit usulde tespit edilen­ler ve defter tutmak mecburiyetinde olan seıbest meslek erbabının ve çiftçilerin, vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıktan emtia için tanzim edip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri belgeye “gider pusulası” denmektedir. Gider pusulası vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir.

  • GİNİ KATSAYISI

Kişisel gelir dağılımında eşitsizliği ölçmeye yarayan istatistik öl­çütlerden birisidir. Gini katsayısı l’e yaklaştıkça gelir dağılımı adalet­sizliği artmakta, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı adaletsizliği azalmak­tadır. Eğer gini katsayısı sıfırsa mutlak eşitlik vardır. Gini katsayısı, ge­lir dağılımı adaletinin yanı sıra, sanayide yoğunlaşmanın ölçüsü olarak .    da kullanılmaktadır. Sanayide yoğunlaşma arttıkça gini katsayısı sı­fıra a yaklaşmakta, tersine eğer endüstride tek bir monopolcü firma varsa gini katsayısı 1 olmaktadır.

GtZLİ ARTAN ORANLUIK

, (Bkz: Degressif Verai)

X-A-.

  • GÖLGE FİYAT

Kamunun ürettiği mal ve hizmetlerde, gerçek bedelin hesaplan­mamasından dolayı benzer mal ve hizmetlerin bedellerinden yararla­narak ortaya çıkarılan bedele “gölgefiyat” denir.

<3> GÖTÜRÜ GİDER USULÜ

Mükelleflerin (hakları kiraya verenler hariç) kendi isteklerine bağlı olarak gerçekleştirilen ve hasılatlannın % 25’ini gider olarak in­dirtebildikleri usuldür.

<$> HAKİKİ KAMU TÜKETİMİ

Devletin yapmış olduğu kamu harcamaları toplamından yine devletçe yapılan transfer harcamalarının düşülmesiyle elde edilen büyüklüktür.

^ HARÇ

. Kamusal nitelikteki hizmetlerden özel fayda sağlayan kişilerden cebren alınan iktisadi değerlere -/.W£”denir. Vergiden farkı belli bir hizmete karşılık alınmasıdır.

4 HİZMET MAIİYETİNE GÖRE VERGİLEME

. Vergilerin, sağlanan hizmetin devlete maliyetine göre tarh edü- mesi ilkesidir. Bu kuralın uygulanması çok güç hatta imkansız gibidir. Bu ilkenin uygulanabildiği alanlar olarak posta, elektrik, su ve hava­gazı örnek olarak verilebilir.

  • İÇ BORÇ – DIŞ BORÇ AYRIMI

Literatürde borçlanmanın iç kaynaklardan ou yoksa dış kaynak­lardan mı olduğunu anlamak için bir takım kriterler ön plana çıkmak­tadır. Bunlar; borcun sağlandığı piyasanın uyruğu, borcun sağlandığı kişilerin uyruğu vc borç olarak alınan paranın niteliği şeklinde ifade edilmektedir.

Borcun sağlandtğt piyasanın uyruğu kriterinde; borç iç pi­yasadan sağlanmış ise iç borç, dış piyasadan sağlanmış ise dış borç olarak kabul edilmektedir. Bu ayrımda önemli olan ülke sınırlan için­den veya dışından borçlanılmış olmasıdır, ödemenin milli ya da ya­bancı para ile gerçekleştirilmesinin önemi yoktur. Borcun sağlandığı piyasanın uynığu kriterinde, o ülke sınırları içinden ister o ülke vatan­daşından isterse başka bir ülke vatandaşından borç alınsın bu borç iç borç sayılmakta; yıırt dışından isteı o iilke vatandaşından isterse yabancı olsun sağlanan borç, dış borç olarak kabul edilmektedir.

Borcun sağlandığı kişilerin uyruğu kriterinde ise; Türkler- den alınan borçlar iç borç, yabancılardan alınan borçlar dış borç olarak kabul edilmektedir.

Borç olarak aknan paranın nÜeUğinde ise; YTL şeklinde alınan borçlar iç borç, YTL harici alman borçlar dış borçtur.

<$> İHTİYATİ TAHAKKUK

Vergi idaresi tarafından kamu alacağının güvenceye alınması ba­kımından henüz tahakkuk etmemiş vergi alacağının derhal tahakkuk ettirilmesine dayalı işlemdir. Vergi dairesi müdürünün yazılı isteği Üzerine, defterdarın vereceği kararla uygulamaya gidilir. Ancak ihtiya­ti tahakkuka gidilmesi, bu uygulamaya konu olan vergi, resimler ve bunlann zam ve cezalarının ödeme zamanlan gelmeden tahsil edilme­si İmkanını vermez. Şu durumlann varlığı halinde ihtiyati tahakkuk uygulamasına gidilir:

  • Teminat istenmesini gerektiren hallerin varlığı
  • Borçlunun belli bir ikametgahının bulunmaması ‘
  • Borçlu kaçmışsa veya kaçması, mallarım kaçırması, İlileli yollara başvurması ihtimali varsa
  • Mal bildiriminde bulunulmamış veya eksik bulunulmuş olması
  • Mükellefin haczi sonuçsuz bırakmak için mallannı kaçırmaya yöneiik bazı davranışlar içine girmesi
  • Teşebbüsün muvazaalı olduğu ve gerçekte başkasına ait olduğu hakkında deliller elde edilmişse.

<§> ÖCMALEN VERGİ TARIÜYATI

Bir vergi tarh edildikten sonra bu vergiye ilişkin olarak ortaya çı­kan ve defler, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak miktarı tespit olunan bir matrah veya matrah farkı üzerinden alınacak verginin tarh edilmesidir,

<S> İRAT

Menkul ye gayrimenkullardan elde edilen faiz, kira, rant gibi ha- ■ sıla dara hepsine birden “(‘raf” denilmektedir. . »                                                   :      V:

, ‘ İSTİFADETEORİSİ 1.         %. *• ,•?

. Verginin mahiyeti hakkında ileri sürülen fikirlerin etrafında top- landıklaıı iki ana teoriden biridir. Mukavele teorisi olarak da adlandı-,. rılmaktadır. istifade teorisine göre, kişilerin devlet hizmetlerine yapı­lan harcamalara katılmaları, kamtı hizmetlerinden yararlanmaları ile orantılıdır, istifade prensibi, piyasada geçerli olan vermek ve almak . anlayışının kamu, kesimine yansıtılmış şeklidir.

  • İSTİHSAL VERGİSİ

Yalnızca üretim aşamasında uygulanan vergi tipidir. Vergi belirli maddelerin üzerine değil de genel olarak üretim üzerine konulmakta olup, bu aşamada, önceki üretim kademelerinde ödenmiş olan vergi­lerin indirilmesine izin verilmektedir. Verginin üretim aşamasında alınması, diğer aşamalarda vergi uygulamasına kıyasla daha az sayıda mükellefle muhatap olunmasına olanak sağlamaktadır. Bu durum ver­gi konusunun ve matrahının kavranabilmesi açısından hem idare hem de mükellefler açısından yararlı olup, denetim kolaylığına da katkıda bulunmaktadır.

<&> KALDOR VERGİSİ

Ayırma ilkesi ile emek ve sermayeden doğan gelirler arasında ya­pılan ayrım, servetin sağladığı ek avantajların vergilendirilmesine yö­nelik olmakla birlikte bu uygulama servet üzerinden alınan vergilerle

karıştırılmamalıdır. Çünkü ayırma ilkesinde yer veren bir gelir vergisi, servetin eğer bir iradı yoksa fonksiyon görmez. îradın düzeyine bağlı olarak ayırma ilkesinin etkisi değişir. Kaldor, bu konuda şu Örneği ver­miştir; “Bir mihrace ve bir dilenciyi ele alalım. Mihracenin hiç geliri yok ancak büyük altın ve mücevher stoku var, dilencinin ise hem ge­liri hem de altın ve mücevheri yok. Eğer bunlar yalnızca gelir vergisi­ne tabi tutulsa ikisi de sıfır vergi öder, Ancak mihracenin yüksek ver­gileme kapasitesi vardır. Bu kapasitenin dikkate alınması için gelir vergisi servet vergisi ile desteklenmelidir.”

KALKINMA CAJRİLERİ

Ülkenin üretim gücüne katkısı inkâr edilemeyecek kadar açık olan, faydalan da genellikle bir dönemi aşan, fakat çokluk maddi mal Üretimine yönelik olmadığı, sermaye mallan biçiminde ortaya çıkma­dığı için cari harcama sayılan harcamalardır. Eğitim ve sağlık harcama­ları bu tür harcamalar kapsamına girmektedir.

<$ KAYNAK KURAMI

Bu kuram sadece üretim süreci içerisinde üretim faktörlerinden elde edilen geliriCücret, faiz, rant ve kâr) gelir olarak kabul etmekte, söz konusu faktörlerin kendi değerinde meydana gelen artıştan gelir olarak saymamaktadır. Bu görüşe göre, gelirin beşeri veya maddi bir kaynaktan ortaya çıkması, yeteri ölçüde uzun bir zaman devresi için­de tekrarlanması, kaynağın devamlı olması gibi bazı özellikler taşı­maktadır. Kaynak kuramına göre, eğer gelir, sürekli gelir yaratan bir kaynaktan elde ediliyor ise vergi bakımından ödeme gücünün belir­lenmesinde dikkate alınmalı ve gerekiyorsa vergilendirilmelidir. Bura­daki süreklilik, gelirin anzi veya geçici olmamasını yani zaman içinde belli sıklıklarla tekrarlanmasını öngörür. Bu kritere göre, bir ticari fa­aliyet, bir hizmet faaliyeti, bir zirai faaliyet sonucu elde edilen gelir ku­ral olarak vergilendirilecektir. Kaynak teorisi, piyango, ikramiye gibi ara sıra gelir yaratıcı nakit girişlerini vergi bakımından gelir sayma­maktadır.

<§> KAMU ALACAKLARININ TECİLİ

Kamu borcunun vadesinde ödenmesi ya da haciz uygulanması borçluyu çok zor duruma düşürecekse borçlunun yazılı istemi ve te­. mlnat göstermesi üzerine yetkili makamlar tarafından kamu alacağının ertelenmesidir. Erteleme 2 yılı geçmemek üzere ve faiz alınarak yapıl­maktadır, .            .           ■         •’.

<S> KAMUGİRİŞİMİ ….. .. ^

i ..Devletin bazı kuruluşları aracılığıyla bir özel sektör-kuruluşu gibi ekonomide faaliyet göstermesi, alt yapı tesislerinin, kurulması, temel girdilerin sağlanması, istihdamın artırılması, gelir, düzeyinin yükseltil­mesi gibi sosyal, ekonomik ve mali nedenlerle kurulan ve sermayeler rinin tamamı veya bir bölümü devlete ait olan kuruluşlardır. . . . : … .

.❖. KAMU HARCAMALARI ARTIŞ NEDENLERİ

:   ; Kamu harcamaları görünüşte artış vç gerçek artış nedenleri q1-

mak üzere ikiye ayrılmaktadır. Topluma sunulan mal veya lıizmetin kalitesinde veya miktarında bir artış meydana gelmemesine karşın, ka-. mu giderjerinin anarında ortaya çıkan artışa “görünüşte.artış” denil­mektedir. Topluma sunulan mal veya lıizmetin kalitesinde veya mik­tarında artış yanında, kamu giderlerinin tutarının da artmasına ise “gerçek artış” denilmektedir.

Gerçek artış nedenleri:

  • ® Savaş ve savunma harcamalarındaki artış

-> • Teknolojik ilerlemeler

_ * Devlet anlayışında meydana gelen ilerlemeler ‘ *  Adil gelir dağılımının sağlanması için yapılan harcamalar

  • ® Kamu lıizmetlerinin genişlemesi

Görünüşte Artış Nedenleri’

»  Paranın satın alma gücündeki azalma

  • Ayni kamu giderlerinin nakdi kamu giderlerine dönüşmesi

564 J____________________________________________ Maliye

  • Devlet sınırlarının genişlemesi
  • Nüfus artışı
  • Kamulaştırma veya millileştirme
  • Bütçe yöntem ve tekniğindeki değişme (safîden-gayrl safiye geçiş)

<$> KAMU HARCAMMJUUNIN SINIRI

Kamu harcamalarında görülen artışlar, bu eğilimin nereye kadar süreceği ve bu konuda bir sınır çizmenin mümkün olııp olamayacağı sorusunu ortaya atmakta, bu da devletin piyasa mekanizması yerine, siyasal kararlarla ne ölçüde kamu sektöründe mal ve hizmet üretebi­leceğinin araştırılması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda ortaya atı­lan düşünceye göre kamu harcamalarının sınırını, “kamu harcamala­rı / GSMH” oluşturmaktadır. Yani kamu harcamalarının üst sının milli gelirin kendisidir.

  • KAMU hCTİSADt TEŞEBBÜSLERİ CKİT)

Kamu iktisadi teşebbüsü, iktisadi devlet teşekkülü ve kamu iktisadi kuruluşlannın ortak adıdır.

  • iktisadi Devlet Teşekkülü

Teşekkül sermayesinin tamamı devlete ait olup iktisadi alan­da ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsüdür.

  • Kamu Jtktisadİ Kuruluşu

Kuruluş sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteli­ğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarla­mak üzere kurulan kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu ik­tisadi teşebbüsüdür.

  • Müessese

Sermayesinin tamamı bir iktisadi devlet teşekkülüne veya ka­mu iktisadi kuruluşuna ait olup, ona bağlı işletme veya işlet­meler topluluğudur.

  • Bağh Ortaklık

Sermayesinin %50’sinden fazlası iktisadi devlet teşekkülüne veya kamu iktisadi kuruluşuna ait olan İşletme veya işletme­ler topluluğundan oluşan anonim şirketlerdir.

« İştirak

İktisadi devlet teşekküllerinin veya kamil İktisadî kuruluşları­nın veya bağlı ortaklıkların, sermayelerinin en az %15’ine en çok %?0;şine sahip;anonim şirketlerdir. (Bu oran bazı kay-, naklara göre en az %26’dır)     ‘                                            ‘

  • KAMU SEKTÖRÜNÜN FONKSİYONLARI
  • » ‘ Yönetime Yönelik Fonksiyonları . ‘;

i •   : Makro hedeflerin belirlenmesi, üıeıim Faktörlerinin yönlendi­

; rilmesi ve gerekli planların yapılması bakımından kamu sek- töriinün yönetici ve yönlendirici fonksiyonları vardır, Yöne-. : tim fonksiyonu esas itibariyle toplanan kamu gelirleriyle eko­nomiye kamu harcaması şeklinde katılan değerlerin büyüklü­ğünden kaynaklanır.

« Üretime Yönelik Fonksiyonları

Kamu sektörü, üretim faktörlerinin sağlanması ve bunlann amaçlar doğrultusunda kullanımı bakımından ulusal ekono­mi içerisinde önemli bir role sahiptir. Ülkelerin benimsemiş olduğu, ekonomik, siyasi ve mali politikalara bağlı olarak de­ğişen önem ve büyüklüklerde olmakla birlikte; devlet önem­li bir tüketici olduğu kadar önemli bir üretici konumundadır.

o Bölüşüme Yönelik Fonksiyonları

Çalışmak isteyen herkesin iş sahibi kılınması, herkesin insan onuruna yaraşır bir gelir ve yaşam düzeyine kavuşturulması, sosyal güvenliğin sağlanması ve bu açıdan gerekli önlemlerin alınması görevi devlete aittir.

KANUNİ TEMSİL                                                                           ^

Gerçek Kişilerde:                                                                                  V

Vergi Usul Kanununa göre mükellefiyet ve vergi sorumluluğu İçin kanuni ehliyet şart değildir. Dolayısıyla eğer bir kişi(küçük, akıl hastası, kısıtlı vs.) hak sahibi İse vergi ödeme gücünden dolayı mükel­lef olacaktır. Ancak fiil ehliyeti bulunmayan kişilerin vergi ile ilgili ödevleri kanuni temsilcisi tarafından yerine getirilir. Temsilcilik göre­vi küçükler açısından veli, akıl hastalan açısından vasi, kısıtlılar açısın­dan ise kayyım tarafından yerine getirilir.

Tüzel Kişilerde;

Kanuni temsilcinin kim olduğu tüzel kişiliğin türüne göre değiş­mektedir. Kanuni temsilci:

  • AŞ’lerde: Yönetim Kurulu Başkam ve üyeleri
  • Limited Şirkette: Şirketin Müdürü
  • Kooperatif: Yönetim Kurulu ,
  • Kolektif şirket: Ortaklardan her biri

Vergi borçlannın ödenmemesi durumunda öncelikle temsil edl- len tüzel kişiye başvurulur. Tüzel kişiden alınamazsa sorumlu özel malvarlığı ile takip edilir, Vergi cezası, gecikme zammı ve gecikme fa­izinden de birinci derecede temsil edilen tüzel kişi sorumlu tutulmuş olup daha sonra kanuni temsilciye başvurulur.

KÂR YIĞILMASI

Üretim ile tüketim arasında vergiye tabi aşamalar ne kadar fazla İse her aşamadan önceki vergi, o aşamadaki kann hesaplanmasına da­yanak oluşturan tııtar içinde yer atacağından ortaya çıkan durum “kar yığılması’ olarak ifade edilir.

  • KARİNE VE DIŞ GÖSTERGELER USULÜ

Matrahın belirlenmesi usullerindendir. Bu usulde mükellefin ge­lir veya servetinin ölçüsü olduğu kabul edilen çeşitli dış göstergeler-

K&mtı Miliytsi


den yararlanmak suretiyle vergi hesaplanmakladır. Bilinen bir şeyden yararlanarak bilinmeyeni belirlemeye çalışmaya “,karine ı>a dış göster­geler usulü” denir.

<$> KLÜP MALLAR

Sınırlı sayıdaki üyesine yönelik sunulan, mallar olup, bu.mal ve hizmetten yararlanan üyeler bıı malların finansmanını zorunlu olarak karşılarlar. Bu. mal’ye hizmetlerden yalnizca’^y.der yararlanirllar, top­lumun bütün kesimlerine açık değildir. Vaki flaıy Demekler, Siyasi Par­tiler, Atlı Spor .Klübü, Tenis Kliibü, Esnaf ve Sanatkar Odaları vb. .                                                                         .

Aız yönlü iktisa­di düşüncenin bir uzantısı ola­rak yergi oranları : ile vergi hasılatı: arasındaki ilişki­yi ortaya koyan .teoridir. Teorinin ana mantığı ge­reği vergi oranla­rının arttırılması, belli bir orandan

sonra vergi hasılatında azalışa neden olacaktır. Bunıın sebebi ise yük­sek vergi oranlarının, bireylerin çalışma arzusunu azaltmasıdır. Vergi yükümlülüğünü azaltma düşüncesiyle boş zaman tercih edilmekte ve vergi dışı faaliyetlerle ilgilenilmektedir.

  • LORENZ EĞRİSİ

Zengin ve fakirlerin tüketim eğilimleri birbirinden farklı­dır. Zenginler gelir­lerinin daha küçük, fakirler ise daha büyük kısmını tü­ketirler. Tüketim eğilimini belirleyen koşullar sabitken, toplam tüketim eği­limi gelir dağılımına bağlıdır. Gelir dağılımında örneğin fakirlerin lehi­ne bir değişiklik olursa tüketim eğilimi artacaktır. Zira zenginlerin fa­kirlere aktarılan her liranın eskiden daha küçük kısmı tüketime harca­nırken, bu dunımda daha büyük kısmı harcanmaktadır. Ancak bu bir ülkede çok kısa sürede değişebilecek bir durum değildir. Bu bağlam­da gelir dağılımı ifade etmesi bakımından Lorenz Eğrisi oluşturulmuş­tur. Bu eğri milli gelirin ve nüfusun yüzde oranlarının gösterilmiş ol­duğu bir diyagram üzerine çizilir. 45 derecelik doğru, gelir dağılımın­da adaletin maksimum olduğu noktayı belirtmektedir. Gelir dağılımı adaleti bozuldukça Lorenz Eğrisi 45 derecelik doğrunun altında bir ka­vis yaraur. Gelir dağılımı eşitlikten ne kadar uzaklaşırsa kavis de o ka­dar büyür. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken nokta eskiden fakir olanların zenginleşmesi veya tersi değildir. Böyle bir durumda Lorenz Eğrisinde yine bir değişme olmaz,

<$> MAKRO VERGİ PLÂNLAMASI

Devletin duyduğu fınansal ihtiyacını en uygun kaynaklardan ve toplumun yaklaşımlarını dikkate alarak, verginin konulma amaçlarına maksimum hizmet edecek şekilde karşılanmasını sağlamak amacıyla vergi uygulamasını yönlendirmesi yönündeki politikalara “makro ver­gi plânlaması” denir.

<§> MAKSİMİZASYON YAKLAŞIMI (DOWNS-BUCHANON)

Bu yaklaşıma göre demokrasi ile yönetilen ülkelerde hükümetler kendi yaşama sürelerini uzatmak için, seçmenler de kendi gerçek ge­lirlerini arttırmak için çaba içerisindedirler. Dolayısıyla da kamu har­camalarındaki arıış ile seçmenlerin tercihlerini yönlendirmesi arasında ilişki bulunmaktadır. Yani bu teoriye göre hükümetlerin amaçı maksi­mum süit; yönetimde kalmak, seçmenlerin amacı ise maksimum gelir : elde etmektir. Bu durum işe kamu harcı malarının yönünü etkilemek- -tediı’:      ‘           ■’:*

® MAKTU VERGİ :                      V ‘./■                                ■’

Her mükelleflen aynı miktarda alman vergidir. Binalardan alınan vergiler ve baş vergileri bıı vergilere örnek teşkil etmektedir. Her mü-. Icelleİıcn aynı miktarlarda alındıkları için gelir ve servet oranlan yük­seldikçe yergi oranı da düşmektedir. Bu özellik maktu vergilerde ter­sine artan pranlıhgıdoğurmaktadır. .

<3> MAIİ ANESTEZİ

Mali yükümlülüklerin, muhatapları tarafından farkına varılmadan yerine getirilmesine “mali anestezi” denmektedir. Özellikle dolaylı vergilerin fiyat içerisine gizlenmiş olmaları nedeniyle, verginin ödeyi­cisi tarafından açıkça hissedilmemesi bunun en iyi örneğini oluştur­maktadır.

<8> MALİ İFLAS

Devlet bütçe açıklarını kapamak için sürekli borçlanırsa en so­nunda borç verecek kimseyi bulamayacak ve iflasa sürüklenecektir. Buna literatürde “mali iflos” denmektedir.

<§> MALÎ SÜRÜKLENME

Büyüyen bir ekonomide tam istihdam düzeyinde sürekli artan bir vergi hasılatı söz konusudur. Vergi ve harcama politikaları değişmese bile bütçede bir artışın varlığı kaçınılmazdır. Büyüyen bir ekonomide

bütçe gelirlerinde İd bu otomatik artışın ekonomi üzerinde ters bir et­ki yaratarak ekonomiyi aşın ölçüde İstikrara getirmesine “mali sürüİl­lerime” denir.

<* MALİ TEVZİN

Kamu hizmetlerinin ve kamu gelirlerinin, devletin merkezi ve ye­rel yönetimleri arasında yeniden dağıtılması ve bölüştürülmesine “mali tevzin ” denir.

<$> matrah

Verginin matrahı, verginin üzerinden hesaplandığı değer veya miktardır.

<$> MATRAH ÇEŞİTLERİ

“Advolarem vergi” değer esasma dayalı vergidir, “spesifik vergi” ise miktar esasına dayalı vergidir.

<$> MATRAHTAN İNDİRİM SİSTEMİ

Mükellefin gelirinden en az geçim indirimi tutannın düşülmesi ve kalan kısmın vergilendirilmesine dayalı sistemdir, örneğin, bir mükel­lefin yıllık toplam geliri, 3 000 YTL ve yararlanacağı yasalarla öngörül­müş en az geçim indirimi tutan 500 YTL ise, başkaca indirim bulun­madığı varsayımı altında 2.500 YTL üzerinden vergi hesaplanacak, bu miktar ise vergi matrahını oluşturacaktır. Mükellefler açısından (vergi­den indirim sisteminden) daha fazla vergi avantajı sağlamaktadır, an­cak idare açısından tersi bir durum söz konusudur.O

<£ MENKUL SERMAYE İRABI

Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi serma­ye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil sermaye dolayı­sıyla elde ettiği kâr payı, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradı­dır.

<$> MONETİZASYON

Ticaret bankaları, firmalar ve kimilerin elindeki devlet tahvili ve hazine bonolarının açık piyasa işlemleri aracılığıyla merkez bankası tarafından satın alınmasına “monotizasyon” dcnu.

<$> MORATORYUM

Bir ülkenin vadesi geçmiş ve vadesinde ödenememiş birikmiş dış . borçlarının ertelenmesine yönelik işleme “rnvmloıyum” denir.. Dış . .:. borç nedeni ile moratoryuma başvuran ülkeler genel olarak dış öder. . ■. öneler bilançosunun açık verdiği, enflasyon oıanınm yüksek ve büyü­’ me oranının düşük olduğu dönemlerde bu işleme girişmektedir. :

‘ :3> MUHTASAR BEYANNAME .                       V – ■   ;

İşverenler veya vergi kesintisi yapan diğer kimseler tarafından kesilen vergilerin matrahlarıyla birlikte toplu olarak vergi dairesine bildirilmesinde kullanılan vergidir- Her hesap dönemini takip eden ay ın 20. gününe kadar beyannamenin verilmesi ve 26. günü akşamına kadar da ödenmesi gerekir.

<$- MUKATAA

Kültürel özelliği olan toprakların bağ, bahçe, arsa haline dönüştürülmesi nedeniyle alman vergilere “mukataa * denir.

<$> MUKAVELE TEORİSİ

(Bkz: İstifade Teorisi)

<£ MUKTEZA

Vergi Usul Kanununa göre mükelleflere, Maliye Bakanlığından veya Maliye Bakanlığının yetkili kıldığı makamlardan, vergi durumla­rı ile ilgili tereddüt ettikleri konularda açıklama isteme hakkını vermiş­tir. Bu açıklamalar uygulamada mukteza, özelge, görüş gibi terimlerle anılmaktadır. Bu maddeye göre alacakları cevaplar ölçüsünde hareket

572 |______________________________________ Mtliye

eden mükelleflerin bu hareketleri cezayı gerektirse bile ceza kesilme­yecektir.

<$> MÜCBİR SEBEP

Vergi ödevlerinin zamanında yerine getirilmemesi konusunda vergi usul kanununda ifade edilen zorunlu unsurlardır. Mücbir sebep lıalleri olarak kanunda şunlar gösterilmektedir:

  • Vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmemesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk;
  • Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler;
  • Kişinin iradesi dışında vuku bulan mecburi gaybubetler;
  • Sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması gibi hallerdir.

MÜKELLEF

Vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüb eden ger­çek veya tüzel kişilere “mükellef ‘ denir. Kanunlar itibariyle mükellef sayılanlar şunlardır;

  • V.K “ Gerçek kişiler
  • V.K = Sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu mü­esseseler!, dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iste­ğe bağlı olarak iş ortaklıktan.
  • Emlâk V.K m Bina ve arazînin maliki, varsa intifa hakkı sahi­bi, her ikisi de yoksa binaya malik gibi tasarruf edenler.
  • Damga V.K – Kağıtlan imza edenler.
  • Mot-orlu T.V = Trafik, liman, sivil hava vasıtalan, sicilinde adlarına motorlu taşıt kayıt ve tescil edilmiş olan gerçek ve tüzel kişiler
  • Veraset İntikal VX – Veraset yoluyla ya da karşılıksız bir şekilde mal iktisap edenler.
MÜLK VE TEŞEBBÜS GELİRLERİ

‘ ■ •, .(Bkz: Patrimuan gelirleri) .            . . .. •           ,   \          *.         ■; •

<$> MÜNFERİT BEYANNAME

; Dar mükellefiyete tabi olanların yıllık beyanname ile bildirmeye mecbur olmadıkları kazanç ve iratlarından, vergisi tevkif suretiyle (ke­sinti yoluyla) alınmamış olanların bildirilmesinde kullanılan beyanna­medir.. Gelirin iktisap edildiği tarihten itibaren 15 güıı içinde yerilir,

<$> MÜSTAHSİL MAKBUZU

Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile kazancı basit ıısıılde tespit edilenler ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler, geçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilerden satın alıkları malların belini ödedik­leri sırada düzenledikleri makbuza “müstahsil makbuzu” denir. Müstahsil makbuzu iki nüsha olarak tanzim edilir ve nüshalardan biri imzalanarak satıcı çiftçiye verilmelidir. Çiftçiden avans üzerine yapılan mubayaalarda, makbuz malın teslimi sırasında verilir. Müstahsil mak­buzunun tüccar veya alıcı çiftçi nezdinde kalan nüshası fatura yerine geçer.

  • MÜTERAKKİ VERGİ

(Bkz: Aıtan Oranlı Vergiler)

  • NAYLON FATURA

Vergi kaçakçılığına hizmet eden ve gerçekte var olmayan bir du­rumu gösteren veya gerçeği yansıtmayan sahte faturaya ‘naylon fatu­ra” denir.

<î> NEGATİF GELİR VERGİSİ

Gelirin yeniden dağılımının sağlanması ve toplumun belirli bir re­fah düzeyine ulaştırılabilmesi açısından gelir düzeyi düşük fakir aile­lere, belirli bir fakirlik çizgisinin altına düşmeleri halinde yardım amaçlı ödemelerde bulunulmasıdır.

<& NİYABETEN TAKİP

Kamu alacağının tahsilâtı sırasında alacaklı tahsil dairesi ile borç­lunun veya mallanmn yahut her ikisinin ayrı ayn mahallerde bulun­madı hallerinde, malm bulunduğu yer tahsil dairesince esas alacaklı talisi! dairesi adına takibat yapılmasıdır.

  • OPTİMAL VERGİ ORANI

Kamu harcamalarının finansmanı için gerekli vergilerin kaynak talısisinin bozulmasını en aza indiren vergi oranına “optimal vergi oram”âes\w.

<$> ÖRTÜLÜ KAZANÇ

Bir şirketin, kendi ortaklan veya ortaklarının bağlı olduğu kişiler vb. unsurları kullanarak ilişkilerinde emsaline göre yüksek alım veya düşük satım gibi yollarla gerçek kazancını gizleyerek gelirini azaltma­sına “örtülü kazanç”denir.

<$> ÖRTÜLÜ SERMAYE

5422 sayılı KVK’nın 16’ncı maddesinde yer alan örtülü Sermaye müessesesi, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile uluslar arası ge­lişmeler ve genel kabul görmüş ilkeler dikkate alınarak yeniden

düzenlenmiştir. 5520 sayılı KVK 12. maddesine göre “Kurumların or­taklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya do­laylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları her türlü borcun, he­. sap. dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç kalını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye olarak kabul edilecektir”. Kanunun gerekçesinde; Merkezleri şeklen Türkiye’de, olan büyük şirketlerin, Türkiye’deki faaliyetleri sonucu eide ettikleri . kazançlarını, vergisini ödemeden .yurt dışına çıkardıkları bunu da yurt . .dışında bağlı, bulundukları şirketlerle olan münasebetleri sayesinde gerçekleştirdikleri, bunun önlenmesi için ve kazancın değişik adlara!-, tında (Faiz, alım satım kazancı vb adlar ile) kurum dışına çıkarılması­nın engellenmesi amaçlanmaktadır. Kurumlann kullandıkları borçla­rın örtülü sermaye olarak kabul edilmesi için; .

. a- Doğrudan veya dolaylı olarak ortak veya ortakla ilişkili kişiden temin edilmesi,

b- işletmede kullanılması,

ç>Bu şekilde kullanılan borcun hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşması gerekmektedir. Ancak ICVK-12/2 gereğince; Ortak veya ortakla ilişkili kişi olmakla bir­likte ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan banka ve­ya benzeri kredi kunımlarından yapılan borçlanmalar %50 oranında dikkate alınacaktır. Yalnızca ilişkili şirketlere finansman temin eden kredi şirketlerinden yapılan borçlanmalar için %50 oranının uygulan­ması söz konusu değildir.

<3> ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ

Bir gider vergisi olan ve işleyişinde KDV’de olduğu gibi indirim mekanizması olan ÖTV’nin KDV’den farkı, sadece İmalat ve ithalatçı­larla sınırlı tutulmuş olması ve verginin bir defaya mahsus olmak üze­re tahakkuk ettirilmesidir. Kanun kapsamındaki listelerde yer alan mallan ithal, İmal ve İnşa edenler bunların tesliminde ÖTV hesapla­maktadır. Buna göre ÖTV için ithalat, imalat vc iktisap aşamasında bir defaya mahsus alınan bir vergidir diyebiliriz. AB’ye uyıım süreci içeri-

Mtliy»

sinde getirilen ve Türk Vergi Sisteminin 4’üncü büyük gelir kalemini oluş turan ÖTVnln getirilmesiyle lö adet vergi, resim ve fon yürürlük­ten kaldırılmıştır ÖTV1 de verginin mükellefi, motorlu araç ticareti ya­panlar, kullanmak Üzere ithal edenler veya müzayede yoluyla satışını gerçekleştlrenlerdir. ÖTV Kanununa göre, ekli listede yer alan mallar­dan karşılarında belirtilen tutar ve oranlarda vergi alınacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre ÖTV Kanunu ekli (D sayılı listedeki mallar İçin litre, kilogram ve metreküp birimleri itibariyle maktu vergi tutar­ları, (II), (III) ve (IV) sayılı listelerdeki mallar için ise nispi vergi oran­ları belirlenmiştir.

<$> ÖZELGE

(Bkz: Mukteza)

<S> PARAf İSKA1 GELİRLER

Sosyal, ekonomik ve mesleki nitelikteki kamu kuruluşlarının hiz­metlerinden yararlananlardan topladığı gelirlere *’parafiskal gelirler” denir; Bunlar ödeyicisi açısından da parafiskal yükümlülük olarak kabul edilmektedirler, Parafiskal yükümlülük, vergi gibi ödenmesi zo­runlu bir mükellefiyettir. Ancak vergilerde karşılık olmamasına karşın, parafiskal yükümlülüklerde çoğu zaman karşılık vardır. Bu anlamda karşılıksız olması nedeniyle vergiye, karşılığı olması nedeniyle harçla­ra benzetilirler.

  • PARAFİSKAL YÜK

Parafiskal yük, gayri safı olarak toplam, kişi başına ve sektörler itibariyle hesaplanabilir.

  • Toplam parqflskal yük, bir ülke ekonomisinde sosyal gü­venlik kuruluşları tarafından sağlanan sosyal parafiskal gelir toplamının sigorta primlerine esas olan maaş ve ücretler top­lamına bölünmesi ile bulunur.
  • Kişi başına gayri sqft sosyal parafiskal yük, kişi başı­na düşen sosyal parafiskal gelirin, kişi başına düşen maaş ve

ücretlere oranianmasjdır. Bu hesaplama sırasında işveren his­sesi dc primlere dahil edilmekle, toplam üye sayısı ise dikka­te alınmamaktadır.

® Net sosyal parafishctl yük, sosyal güvenlik kuruluşunun sağladığı parafiskal gelir toplamından, söz konusu kuruluş­larca yapılan yardımların düşülmesi ve kalanının maaş ve tic- retler toplamına bölünmesidir.

PATRİMUAN GELİRIJPJRİ         ■   \  :  • ■ ■   ■.

:Kanuı hizmetlerinin yürütülmesinde doğrudan doğruya-bir rol oynamayan, halkın yararlanmasına tahsis edilmemiş devlete.ait men­kul ve gayrimenkulların sauşı, kiralanması vb. yollarla sağlanan gelir­lerdir. •

<§> PLATO TEORİSİ

. ; Kamu harcamalarının aıtışına ilişkin teori olup Peacock ve Wiseman tarafından önerilmiştir. Kamu, giderlerindeki artış eğiliminin, sürekli artış yönünde olmadığı; belirli dönemlerde, artışın yerini harcamaların sabit kaldığı uygulama dönemlerinin aldığını öngörür­ler. Böylece kamu harcamalarındaki artışlar zigzag şeklini almaktadır. Pcacock ve Wiseman, teorilerindeki sabit harcama dönemlerini “plato”olarak adlandırmaktadır. Bu teoriye göıe, kanın harcamaların­daki sıçramalar, ekonomide yaşanan depresyonlardan ve savaşlardan kaynaklanmaktadır.

<§> PİŞMANLIK ve ISLAH

Beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezası gerektiren yasaya aykırı hareketlerini, ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber veren mükelleflere ved ziyaı suçu için öngörülen cezanın kesilmeme- sidir. Bu haktan yararlanabilmek için pişmanlık dilekçesinin idarenin incelemeye başlamasından veya suçu öğrenmesinden önce verilmesi ve 15 gün içinde eksik bildirilen gelirlerin beyannamesinin verilerek vergi ziyaı ve gecikme zammının ödenmesi gereklidir.

578 I______________________________________

  • PEÇELEME

Vergi mükellef ve sorumlularının özel hukuk kucumlannı temel amaçları dışında kullanarak vergi borçlannı azaltmayı amaçlayan iş-                                                                         w

lem ve sözleşmelere “peçeteme” denir.

<$> KAMSEY KURALI

Dolaylı vergilerin toplanı talepte aynı oranda bir azalışa neden ol­masına “ramsey kuralı”denmektedir.

3> REFİNANSMAN      ‘

Mevcut bir boratn, başka koşullar taşıyan bir borçla değiştirilme­sidir.

  • REMSEN VERGİ TARHI

Vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgele­re veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hal­lerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incele­mesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlann- da belirtilen matrah ve matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır.

A

<$> RESİM

Bir iş ya da faaliyetin yapılmasına yetkili kuruluşlar tarafından     w1

izin verilmesi dolayısıyla yapılan ödemelere “resim ” denir.

w’

  • RİSTURN İSTİSNASI ^

Kooperatif kazançlannda kurumlar vergisinin hesaplanması sıra­sında, ortaklara isabet eden kısmın istisna tutulmasıdır.

  • RÜÇHAN HAKKI

Rüçhan hakkı, üçüncü şahıslar tarafından haczedilen mallar para­ya çevrilmeden evvel o mal üzerine kamu alacağı için de haciz konu­lursa söz konusu kamu alacağının öncelikli alacak hakkı elde etmesi-

ni ifade eder. TCüçhan hakkı sebebiyle kaimi alacağı lıacze iştirak eder ve aralarında saçış bedeli ga rama ten taksim edilir. Riiçhan hakkının kullanılması sırasında rehinli alacakların haklan mahfuzdur. Ancak, gümrük resmi, bina ve arazi vergisi gibi eşya ve gayrimenkulün aynın­dan doğan kamu alacakları o eşya gayrimenkul bedelinden tahsilinde rehinli alacaklardan evvel gelir.

<§> SAFİ AHTIŞ KURAMI

Gelir ve servette meydana gelen her türlü fiili artışa “safi artış” ; denir. Mükellefin belli bir dönem içerisinde servetindeki araşın dikka­te alınması suretiyle vergileme yapılmasını öngörür. Bu kuram, kay­nak kuramındaki devamlılık gösteren gelirlerin yanında anzi olarak .(“miras, bağış, değer artıcı vb.) elde edilen gelirleri de kap.5amak1.a-

  • dır.Bu kurama göre, bir mükellefin belirli bir dönem başındaki, örne­ğin yıl başındaki servet değeri ile yılın sonundaki servetinin değeri arasındaki lark esas alınacak, buna yıl içerisinde yapılan tüketim ekle­necek, bulunan olumlu fark, o yıl içerisinde elde edilmiş gelir sayıla­rak vergilendirilecektir.
  • ŞEDpIER GELİR VERGİSİ

Vergiye tabi tutulacak gelirlerin ayrı ayrı belirlenerek ve her bir gelir unsurunun da ayrı ayrı vergilendirilmesini öngören gelir vergisi çeşididir.

SIÇRAMA TEZİ (PEACOCK-WİSEMAN)

Normal dönemlerde, kamu harcamaları tedrici yükselen bir trend gösterirken, kargaşa dönemlerinde bu trendde bir sıçrama görülür. Ortaya çıkan olağanüstü ihtiyaçlar bu dönemlerde kamu harcamala­rında büyük bir artışa sebebiyet verir. Hükümetler normal dönemler­de kamu lıarcamalanndaki artışı finanse edebilmek için vergileme dü­zeyini arttırmakta zorlanırken, buhran ve kargaşa dönemlerinde vergi­leme düzeyinin yükseltilmesi halkça kabul görebilmektedir. Kamu harcamalarında olağanüstü dönemlerde ortaya çıkan bu duruma

Peacock~Wiseman tarafından “sıçrama tezi” denmektedir. Bu yaklaşı­ma göre, kamıı harcamaları artışının nedeni temelde savaş sonucu vergilerin arttırılmasıdır. Bu vergilerde artış nedeniyle savaş sonrası si­vil kamu harcamaları tekrar savaş öncesi düzeyine dönememektedir. Dolayısıyla devlet için, savaşın bitmesiyle elde kalan ek mali güçle, yeni mal ve hizmetlerin üretimini kamu sektörü içine alma imkanı doğmaktadır. Bunun sonucu kamu harcamalan artmaktadır ve böyle- ce savaş öncesi düzeyden, savaş sonrası kamu harcamaları düzeyine doğru bir sıçrama, olmaktadır.

  • SOĞUK PROGRESYON

“Soğukprogresyotı”, vergi tarifesinin çok dik olması anlamına ge­len ve bir taraftan para değerinin düşmesi, öte yandan nominal gelir artışları nedeniyle vergi baskısının artması ve ağırlaşmasıdır.

<S> SORUMLULUK HALLERİ

  • Vergi Kesenlerin Sorumluluğu: Yaptıkları ve yapacakları öde­melerden vergi kesmeye mecbur olanlar(örneğln: kamu ida­releri, demek ve vakıflar, ticaret şirketleri mesleki kazanç sahipleri kamında belirtilen ödemeleri yaparken vergi kes­mek zorundadırlar.), verginin tam olarak kesilip ödenmesin­den ve bununla ilgili ödevleri yerine getirmekten sorumlu­durlar.
  • Mirasçıların Sorumluluğu: Ölümü halinde mükelleflerin öde­vi, mirası reddetmemiş mirasçılara geçeceğinden, mirasçılar­dan her biri murisin borçlanndan dolayı miras paylan oranın­da sonımlu olurlar. Vergi cezaları, cezaların şahsiliği ilkesi gereğince mirasçılara geçmez.
  • Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu: Vergi mevzuatımızda ira­di temsile ilişkin genel bir hüküm bulunmamakla birlikte, ira­di temsil yasaklanmış da değildir. Vergi hukukunda esas iti­bariyle kanuni temsil geçerlidir. Tüzel kişilerin, küçüklerin, kısıtlıların veya tüzel kişiliği olmayan kuruluşların yükümlü

Kâma Maliyeti                                        __________ | 53-)

ya da sorumlu olmaları İndinde bunlara düşen ödevler, bun­ların kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilir. Bıı kimse­lerin ödevlerinin yerine getirmemelerinden dolayı mtikellef- lei’in malvarlıgmdan tamamen alınamayan vergi ve benzeri alacaklar, sorumluların varlıklarından alınır.

» Tasfiye Memurlarının Sorumluluğu: Tasfiye sonucunda elde edilen geliri, kamu alacağını ödemeden dağıtan tasfiye m e- miırları, tahakkuk eder, kamu alacağından dolayı müteselsi- ‘          ■         len sorumludurlar.

»   : Emlak Vergisinden Sorumluluk:. Emlak vergisinde, devir ve       ■

teıki yapılan bina ve arazinin devir ve terkinin yapıldığı yıl ile      :

v geçmiş yıllarla ait ödenmemiş olan emlak vergisinden devre­den ve devralan miiıeselsilen sorumludur.

  • Katma Değer. Vergisinden Sorumluluk: KDV yükümlüsünün Türkiye içinde ikametgâhının veya işlerinin bulunmaması lıa- Ünde maliye bakanlığı vergi alacağının emniyet alıma alınma-,

.    :      sı için vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesi

;  ‘  bakımından   sorunlu tınabilir,

:® Serbest Muhasebeci, Mali Müşavir ve Yeminli Mali Mtişavirle- rin Sorumluluğu: Mükelleflerin beyannameleri imzalayan meslek mensupları, imzaladıkları beyannamelerde veya dü­zenledikleri tasdik raporlarında yer alan bilgilerin defter ka­yıtlarına ve belgelere ııygıın olmamasından dolayı ortaya çı­kan vergi ve cezadan dolayı mükellefle birlikte müştereken ve miUesclsilen sorumludurlar.

  • Kamesiz Hizmet Erbabı Çalıştıranların Sorumluluğu: Basit usulde vergilendirilen ticaret ve meslek erbabı yanlannda ça­lışan hizmet erbabının kanunda belirtilen süre içinde karne almalarının ve karnelerinde yazılı vergilerini ödemelerini sağlamaya mecburdurlar. Bu mecburiyete uymamaktan dola­yı zamanında tahsil edilmeyen vergiler işverenden alınır,
  • Motorlu Taşıtlar Vergisinde Sorumluluk: Trafik sicil memıırla- n ile noterler, vergisi ödenmemiş taşıtların devrini yapmaları

halinde, fenni muayene memurlann ise vergisi ödenmemiş taşıtların muayenesinin yapmaları halinde mükellefle birlikte müteşelsilen sontmlu olur.

  • Veraset ve intikal Vergisinden Sorumluluk: İntikali yapılan gayrimenkul ilişkin veraset ve intikal vergisi ödemeden devir yapan tapu memurlan, ödenmeyen vergiden mükelleflerle birlikte mtiteselsilen sorumludur.
  • Damga Vergisinden Sorumluluk: Vergiye tabi kâğıtların dam­ga vergisinin Ödenmemesinden veya noksan ödenmesinden dolayı alınması gereken vergiden dolayı kâğıtların ibraz eden sorumludur.

<®> SOSYAL üMDANT

Devletin vatandaşlarından topladığı vergileri, kamu harcaması şeklinde yine onların ihtiyaçtan için harcamasını bir tür kâr payı dağı­tımı olarak nitelendiren görüşe göre vergi toplum açısından bir sosyal dividant olarak adlandmlmaktadır.

<$> SOSYAL REFAHIN ARTTIRILMASI YAKLAŞIMI

A.C Pigou ve Dalton tarafından savunulan bu teori, vergilemeden sağlanan marjinal liranın harcanmasının yaratacağı sosyal fayda ile mükellefe olan maliyetinin eşitlenmesi suretiyle sosyal refahın kamu lıarcamalan yoluyla maksimize edilmesi gerektiğini ileri süren bir te­oridir. Bu teoriye göre amaç, sosyal refahın maksimize edilmesi olup bu doğrultuda kamu harcamatanna yön verilmesi söz konusu olmak­tadır. Sosyal refahı yükseltici etki yarattığı sürece, kamu harcamaları­nın artırılması yoluna gidilmektedir. Bu teori gerçekçi değildir.

<$> SPESİFİK VERGİ

(Bkz: Matrah çeşitleri)

Gelir vergisi kanununda sayılan gelir türleri üzerinden belli oran­larda yapılan kesintiye “stopaj” denir.

<S> ŞELALE VERGİLER

(Bkz: Yayık Muamele Vergileri.)

<£ ŞE FİYİ:

Bayındırlık işleri dolayısıyla bu.hizmetten fayda sağlayan kişiler­den işin maliyetine katılmak üzere aldığı paralara “şerefiye” denir.

…… … ,• . … ‘ ‘ ‘

  • • • 1 ./ • > :

<$> TAKAS – MAHSUP FARKLARI

  • Takas, borçluluğu sona erdiren bir yolken; mahsup, bir alaca­. ğm veya horcun tutarının belirlenmesine yönelik bir matema­tik işlemidir.
  • Takasta karşılıklı alacak vardır; mahsupta ise karşılıklı alacak yoktur,

: • Takas Ödeme aşamasında (tahsil) yapılırken; mahsup borcun hesaplanması aşamasında (tarh) yapılır.

  • : Takas, kamu alacağını koruyan bir yol iken; mahsup, kamu alacağını koruyan bir yol değildir.
  • TAM MÜKELLEFİYET

Türkiye’de yerleşmiş olanlar ile resmi daire ve müesseselerle, merkezi Türkiye’de bulunan kuruluşların, ve işleri dolayısıyla yabancı ülkelerde oturan Türk vatandaşların, Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların, tamamı üzerinden vergilendirilmesidir.

® TEKEL PİYASASINDA VERGİNİN YANSIMASI

Tekelde piyasaya mal arz eden tek firma olduğundan ilgili malın arzını tamamen kontrolü altında tutmaktadır. Bu yüzden tekel üzerine konulan vergi, niteliğine göre yansıma bakımından farklı etkiler yara­tacaktır. Vergi, eğer tekelci kuruluşun kan üzerine konulmuş ise, söz
konusu mükellef tarafından taşınacak ve firma maliyetlerini etkile­meyecektir. Böylece tekel niteliğindeki firma üretim yaparken kendi karını maksimum yapmayı amaçlayacak (MR – MC) ve kan üzerine konan vergi maliyetini etkilemeyecektir.

Tekel niteliğindeki kuruluşun ürettiği mal üzerine vergi uygulandığı taktir­de, firmanın mali­yet eğrisi vergi do­layısıyla yüksele­cek ve verginin bir bölümü yansıyabi­lecektir, Ancak tam rekabet koşullarına

kıyasla tekel piyasasında verginin daha az yansıtabildiği üzerinde gö­rüş birliği vardır. Bununla birlikte tekel dumanında var olan aşırı kar durumu, verginin bir bölümünü gidermiş olmaktadır. Tekel durumun­da aşağıdaki şekilden de görüleceği üzere MM (marjinal maliyet) deki artış, vergideki artışa kıyasla fiyatlarda daha az yükselmeye neden ola­caktır. Bunun nedeni marjinal gelir (MG) eğrisinin, ortalama gelir (OG) eğrisi veya talepteki değişme oranından daha yüksek oranda de­ğişme göstermesidir.

Verginin ne kadarlık kısmının ileriye doğru yansıyacağı talep es­nekliğine ve MM’ deki değişmeye bağlıdır. Tekelci kuruluş, normal olarak üretmiş olduğu mallarını satabildiği en yüksek fiyattan pazarla­yacağından üretim, marjinal gelir ile marjinal maliyetin kesiştiği nok­tanın uzantıları oian OQl miktan OP1 fiyatı üzerinden satılacaktır. Ar­tan maliyet şartlarında monopolde firmanın arz eğrisi esneksiz ve ürü­nün talebi esnek olduğu sürece net kâr kaybı büyük olacaktır.

<$> TEMİNAT İSTEME

Alacaklı tahsil dairesinin, kamu alacağım güvence altına almak amacıyla 15 günden az olmamak şartıyla süıe vererek mükelleflen is­tediği garantiye “teminat” denir. Teminat isteme yetkisi tamamen Vah- sil dairesinin yetkisine bırakılmıştır. Teminat şıı hallerde istenir:

  • Vergi ziyaı suçunun varlığı (zorunlu)

‘ . Kaçakçılık suçunun varlığı (zorunlu)

o Türkiye’de ikametgahının bulunmaması (ihtiyari)

Teminat olarak şıı nakdi değerler kabul edilir:

  • Para
  • . Banka teminat mektupları » Hazine, tahvil ve bonoları

® Hükümetçe belirlenen milli hisse senedi ve tahvil

<$> TERKİN

‘ Mükelleflerin, doğal afetler ve benzeri nedenlerle vergiyi ödeye­mez; duruma düşmeleri ya da önemsiz: tutardaki vergi tahsilatından vazgeçilmesinin daha yararlı görülmesi, tahsil güçlüğü, vergi hataları­nın düzeltilmesi gibi nedenlerle vergi alacağının tek taraflı bir tasarruf­la idare tarafından silinmesidir.

<$> TERSİNE ARTAN ORANLDJK

Gizli arlan oranlılıkta olduğu gibi tersine artan oranlılık da bir ver­gi tarifesi değildir. Katlanılan nihai vergi yükü ile toplam gelir düzeyi arasında karşılaştırma yapılması sonucu kurulan ilişkiden kaynaklan­maktadır. Tarife tersine artan oranlı şekilde geliştirilmemiştir. Özellik­le dolaylı karakterdeki gider vergileri açısından gözlenen bu uygula­maya örnek olarak spesifik nitelikteki vergiler gösterilebilir. Birim ba­şına ödenen vergi yüksek matrahlarda oransal olarak düşük kalırken, düşük matrahlarda oransai olarak ağır vergi yüküne neden olmakta­dır. Gelir arttıkça gelire kıyasla vergi oranının düşmesi sonucunu yaratan bu uygulama vergi adaletine ters düşen bir nitelik taşır.

«► TİBOUT ETKİSİ

lnsanlann serbestçe yerleşebilecekleri bölgeler hususunda seçim imkanlarının artışına paralel olarak toplumsal refahın artmasına “Tibo- ut etkisi” denir.

<3> TOBİN VERGİSİ

Spekülatif amaçlı uluslararası döviz ticaretinin vergilendirilmesi konusu ilk olarak 1978 yılında James Tobin tarafından ortaya atılmış­tır. “Tobin Vergisi” adını alan bu vergi, kısa vadeli spekülatif döviz ve sermaye akımlarını, caydırmak suretiyle döviz ve sermaye piyasaları üzerindeki yıkıcı etkilerini azaltır ve plyasalan sakinleştirir, ulusal si­yasi otoriteyi güçlendirir; piyasaların globalizasyonundan etkilenmiş devlederin vergi kapasitelerini restore ederek vergileme kapasitesini arttırabilir. Tobin vergisinde verginin matrahı, geleneksel döviz işlem­lerinin yanı sıra spot ve forward işlemlerini, döviz swaplan ve döviz kontradannı da kapsamaktadır.

Uluslararası piyasalarda günlük 1,8 Trilyon $’ı aşan işlem hacmi­nin %95’i spekülasyon amaçlıdır. Bu gelişme döviz kurlannda istikrar­sızlığa neden olmaktadır. Küreselleşme ve flnans plyasalannın gide­rek artan deregülasyonu ise bu piyasalardaki lıassasiyeti daha da art­tırmıştır. Zira finansal sistemdeki krizler hızla reel ekonomiyi içine al­mış ve ekonomiler ciddi anlamda çöküşler yaşamıştır. İşte spekülatif döviz işlemleri üzerinden alınacak Tobin Vergisi, az gelişmiş ülkelerin kısa vadeli yabancı sermaye akımlarının yıkıcı etkilerini hafifletmesini sağlayacaktır. Ancak uluslar arası ticaretin en az %40’ının çok uluslu şirketlerin kendi bağlı şirketleri arasında yapıldığı ve bu işlemler ara­sında efektif dövizin kullanılmadığı, genellikle işlemlerin hesaplar ara­sında kayıt üzerinde yapıldığı düşünüldüğünde bu verginin pek etkili olamayacağı düşünülebilir. Çünkü bu tür işlemler matraha dahil edil­memektedir. Buna rağmen Tobin vergisinin, hali hazırda vergilendiril­meyen bir sektörü de vergilendiımesi taban genişletme yönünde ver­gi politikasına uygun bir araç olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

<$> TOPLUMSAL MAL VE HİZMETLER

Toplumsal ihtiyaçtan gidermek amacıyla yalnızca devlet tarafm- dan üretilen, faydasından topkımıı oluşturan biteylerin hiçbirinin yok­sun bırakılamadığı, toplam maliyeti belli olduğu halde birim maliyeti belli olmayan bundan dolayı da iıyatlandırılamayan ve pazarlanama- <—  . yan, üretimi kamu gelirleriyle finanse edilen üretim süreci siyasal sü­

reç tarafından belirlenen ve dışsallık oluşturan mai ve hizmetlere “top­, lumscı!, mal ve hizmetler” denir. Bir başka ifadeyle kamu harcamaları j*’  :           .. suretiyle gerçekleştirilen ya. da kamu politikası olarak belirlenen veya

sınıflandırılan politikalar aracılığıyla sağlanan mal ya da. hizmetlerdir ve kamu tarafından sağlanırlar. Devlet tarafından üretilmezse, başlşa . . türlü üretilemeyecek niteliktedirler. Bu mal ve hizmetler toplumu oluşturan bireylerin tamamını ilgilendirmektedir, örnek diplomasi,

: milli savunma hizmetleri, genel polis hizmetleri zorunlu eğitim ve öğretim hizmetleri, dış temsilcilik v.b.

”=*■                özellikleri şunlardır:                                                      …

^                        • Toplumsal mallar toplumsal ihtiyaçları karşılamaya yönelik-,

tir. Bireysel anlamda karşılıkları yoktur. Örneğin savunma f’*’ hizmetleri,       eğitim.

<*■•’                * Toplumsal malların faydalan bölünemez ve faydasından

mahrum kılınamaz. Yapılan hizmet bütün şahıslara yönelik­tir. Bütün toplum bireyleri, yaratılan hizmetten aynı derecede yararlanırlar ve hizmetten yararlanmamak veya hizmetin engellenmesi söz konusu değildir.

  • Toplumsal mallar piyasa konusu olamazlar yani piyasada alı­nıp satılamazlar. Bu mal ve hizmetler pazarlanamaz nitelikte­dirler, üretimlerinin finansmanı kamu gelirleriyle sağlanır. Sa­vunma, zorunlu eğitim gibi hizmetler devlet tarafından plan­lanır ve genellikle vergileme yoluyla sağlanan kaynaklardan finanse edilirler.
  • Toplumsal mal ve hizmetlerin üretilmesi ile ilgili kararlar siyasi süreç içinde alınır ve gerçekleştirilir.
  • Devlet bütçesi aracılığıyla finanse edilir ve sağlanırlar.

TRANSFER FİYATLANDIRMASI YOLUYLA ÖRTÜLÜ KAZANÇ DAĞITIMI

KVK’nın 13’üncü maddesine göre “transfer fiyatlandırması yoluy­la örtülü kazanç dağıtımı” , burumların ilişkili kişilerle emsallere uy­gunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunmaları durumunu İfade eder. Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı uygula­masında alım, satım, imalat ve inşaat, kiralama ve kiraya verme, ödünç para alınması ve verilmesi işlemleri ile ikramiye, ücret vb. ödemeleri gerektiren diğer işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım-satımı sayılacaktır. Yeni düzenlemeyle getirilen yenilikler şunlardır: a- ilişkili Kişi tanımı yapılmıştır, b- Emsallere uygunluk ilkesi tanımlanmıştır, c- Fiyat veya bedel tespitinde yöntemler belirlenmiştir, d- Maliye Bakanlığı ile önceden fiyatlandırma anlaşması imkânı getirilmiştir.

e- Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı, dağıtıl­mış kâr payı sayılmıştır.

Kanunda belirtilen emsallere uygunluk ilkesine göre, ilişkili kişi­lerle yapılan mal veya hizmet alım ya da sacımında uygulanan Fiyat ve­ya bedelin, aralarında böyle bir ilişkinin bulunmaması durumunda oluşacak fiyat veya bedele uygun olmasını ifade eder. Bu şekilde olu­şan fiyat ya da bedel, işlem anında hiçbir etki olmaksızın objektif olarak belirlenen ideal tutardır. Emsallere uygunluk ilkesi doğrultu­sunda tespit edilen fiyat veya bedellere ilişkin hesaplamalara ait kayıt, cetvel ve belgelerin ispat edici kağıtlar olarak saklanması zorunludur. Zira söz konusu hesaplamalara ait kayıt, cetvel ve belgeler, yöntemin seçilme gerekçelerini açıklayan en önemli unsurlardır. Kunımlar iliş­kili kişilerle yaptıkları işlemlerde uygulayacakları fiyat veya bedelleri, aşağıdaki yöntemlerden işlemin mahiyetine en uygun olanını kullana­rak tespit etmek zorundadır. Bu yöntemler arasında uygulama açısın­dan herhangi bir Öncelik sırası yoktur, “işlemin niteliğine en uygun yöntem” öncelikle tercih edilip uygulanacaktır.

  • Karşılaştırılabilir Fiyat Yöntemi
  • Maliyet artı yöntemi
  • Yeniden satış Fiyatı yöntemi
  1. TRANSFER HARCAMASI

: Transfer harcamaları, mal ve hizmet alımına yönelik olmayıp, toplumun sosyal yönden güçlü kalmasına yönelik yapılan ve daha çok yardan amacı güden bir niteliğe sahiptir, Transfer.giderleri,.eko- •. •/.: 1 nomik, sosyal ye mali nedenlerle gerekli.görülen kişilere yapılan fon ‘                                .

aktarmalarım ifade etmektedir. Bu ödemelerden yararlananların satın alma gücü artmaktadır. Sübvansiyon şeklinde yapılan transfer ödeme- lcri ise, çeşitli kunıhı.jlara ve piyasa .fiyatlarının düzenlenmesi amacıy-. . . ia yapılmaktadır. Tarıma, bankalara, sanayiye vb gerekli ve uygun gö-

  • rülen alanlara verilen sübvansiyonlar sosyal {imaçlı transferlerden ay- rılıılar. Şekli olarak transfer gelirleri bir anlamda negatif vergi olarak düşünülebilir. Transfer ödemeleri şartlı veya şartsız verilebilir. ■

<$> TÜKETİM TİPİ KDV

Sermaye mallarının satın alma yılında katma değerden indirilme­sine izin veren KDV tipine “tüketim tipi KDV” denir,

<$> UZUNLUK FARKI

Arlan oranlı vergi tarifelerinde, tarifedeki en yüksek oran karşı­sındaki matralı ile en küçük oran karşısındaki matrahın farkına “uzunluk Jarhı” denir.

<*> ÜCRET BORDROSU

işverenler tarafından her ay ödedikleri ücretler için tutmaya mec­bur oldukları belgedir. Gelir Vergisi Kanunıı’na göre vergiden muaf olan Ücretlerle, diğer ücret üzerinden vergiye tabi hizmet erbabına ya­pılan ücret ödemeleri için bordro tutulmasına gerek yoktur.

  • VERGİ

“Vergi”, devletin kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla, gerçek veya tüzel kişilerden, cebren ve karşılıksız olarak, Ödeme güç­leri oranında aldığı parasal değerlerdir.

  • VERGİ AHLÂKİ

Kazancı elde eden bireylerin, vergilerini yasaya uygun ölçti ve za­manda ödemeleri konusundaki tutum, davranış, İnanç ve değer yargı­landır. Vergi kaçakçılığının yaygın olduğu toplumlarda vergi ahlâkının düşük olduğu söylenebilir.

<$> VERGt ALERJİSİ

Vergi oranının yüksekliği veya uygulanan tahsil yönteminin katı­lığı gibi nedenlerle, mükelleflerin vergiye karşı psikolojik tepki göster­melerine “vergi alerjisi” denir.

VERGİ BORCUNU SONA ERDİREN HALLER

  • Ödeıne
  • Zamanaşımı
  • Uzlaşma
  • Takas
  • Terkin
  • Af
  • Hataların düzeltilmesi
  • Yargı karan

<3> VERGİ BOZULMALARI

Bir ekonomide eğer vergiler nominal gelir üzerinden alınıyorsa ve nominal gelir arttıkça vergi oranı da anıyorsa enflasyon kişilerin re­el vergi yüklerinin artmasına yol açar. Bu durum literatürde “vergi bozulmaları ” olarak ifade edilmektedir.

Kamu Mili yeti

<s> VERGİ ÇENGELİ

Vergi oranı ve kajnıı harcamaları aynı düzeyde iken cari gelirin büyüme oranının düşmesi ile gelirin daha iazla bir bölümünün vergi­lere giderek cari gelirde düşüme sebep olmasına “vergi çengeli”denir.

<$> VERGİ ÇÖLLERİ

Bölgesel anlamda yergiden kaçınmayı teşvik eden ve.bölgesel -‘•yergi yülpLİ farklılıklarına neden olan uygulamaya • ’tergl.çöüeri’d&mr. \

/-<§> VERGİ DtVİDANIÎ ■                                                      ,

. Bir ekonominin enflasyon dönemlerinde reel gelirde herhangi bir artış söz konusu değilken nominal gelirdeki artış ;kişileri daha üst ver-: ği dilimine geçirirse bıına “peı-gi dividantı“ denir. Vergi dividantı ya’.’ ver^f indirimleriyle yu da kamu harcamalarındaki artış ile ödenir. . ■

<$> VERGİ EROZYPNU

’ Aşırı indirim, istisna ve muafiyet uygulamalan, vergi harcamaları­nın artışı, vergi kaçakçılığı, vergiden kaçınma vb. nedenlerle vergi matrahında meydana gelen aşınmaya “vergi erozyonu” denir. .

<S> VERGİ ESNEKLİĞİ

Bir vergi gelirinde oluşan mutlak değişikliklerin, milli gelirde olu­şan mutlak değişikliğe oranına “vergi esnekliği”’ denir.

<$> VERGİ GAYRETİ

Bir ülkede bulunan vergi kapasitesi ile vergi yükü arasındaki oransal ilişkiye “aergi gayreti” denir.

  • VERGİ HARCAMASI

Bir verginin konulması ve uygulanması için gerekli temel bir dü­zenleme olmayan, bazı mükelleflerin yükünün azaltılması, teşvik edil­mesi vb nedenlerle tanınan muafiyet, istisna ve vergi indirimleri gibi

imtiyazlar nedeniyle toplanamayan kamu giderlerine “vergi barcama- st” denir.

<$> VERGİ HAYALİ

Vergileme sürecinde şeffaflığın olmamasından kaynaklanan bir durum olarak halkın daha vergi yükünün boyutunu algılamasına fırsat vermeden hükümetin ek gelir elde etmesine olanak sağlayan dunun­dur. Vergi hayali çoğu kez vergi çengelinin bir sonucu olarak ortaya çıkar.

<$> VERGİ HUKUKUNDA YORUM

Vergi hukuku kıyas yasağının aksine yorumla sıkı sıkıya bağlı bir ilişki halindedir. Hukukta yorum kanun hükümlerinin açık olmadığı hallerde önem kazanır. Vergi hukukunda yorum, kıyasın aksine mali idarece (genel tebliğ, iç genelge, muktezalar) Mali idare ve karar me­kanizmaları kanunilik ilkesinden harekede ilk önce vergiyi doğuran olayın hukuki niteliğine bakacaklardır. Kanun hükmünü yorumlarken yorum yöntemlerine başvurulacaktır. Başlıcalan deyimsel, sistematik, tarihi ve amaçsal yorum yöntemleridir.

<$> VERGİ İADESİ

Gerek adil bir vergi uygulaması sağlamak ve gerekse idari, sosyal ve ekonomik nedenlerle mükelleflere, kendilerinden daha önce alın­mış olan vergilerin kısmen ya da tamamen geri verilmesidir.

<$> VERGİ tfKF.T.RRt

  • Genellik ilkesi

Herkesin ödeme gücüne göre vergi ödemesini ifade eden il­kedir.

  • Adalet ilkesi

Vergi kaçakçılığı ve çifte verginin önlenmesi, vergi yükünün mükellefler arasında dengeli dağılımı, barklı durumda olanlar­dan farklı vergi alınmalını ifaâcTeaen ilkedir.

» Eşitlik ilkesi

Mükelleflerin vergi ödeme güçleri dikkate alınmak suretiyle, vergilendirmenin yapılmasını öngören ilkedir. Vergide eşitlik; yatay eşitlik ve dikey eşitlik olarak incelenebilir. “Yatay eşit­lik”; aynı ya da benzer durumda olan mükelleflerin aynı bo­yutta ve şekilde vergilendirilmesine denir. Sosyal ve ekono- : inik duaıınten aynı boyutta olan kişiler bu yaklaşım da vergi- “• lendirilirler. “Dikey eşitlik” ise, sosyal ve ekonomik durumla-,

  • . n birbirinden l’arklı. bulunan kişilerin, biri diğerinden farklı .

boyutta vergi ödemesini öngörür. ■ ■. ‘

. .   • Belirlilik ilkesi                                                     .     .

Vergi ile ilgili kurum ve işlemlerin belli olması ve herkes tara­: •       . • • findan anlaşılabilecek şekilde ortaya ,konulmuş olması gcre-

kır. Vergi mükelleflerinin, verginin ödenmesinden kimin so- rıımlu olacağının, verginin matrahının bulunması ile ilgili iş­lemlerin oran ya da oranlarının ödeneceği zamanın ve nasıl . ödeneceğinin yasada belirtilmiş olması ve mükelleflerin bu : konuda bilgi sahibi kılınmaları şarttır.

:• Açıklık, ilkesi

Vergi yasalarının açık ve herkes tarafından kolayca anlaşılabi­lir olması gereıcır. Vergi kanünftnnın *âçilc bîr şekllde’ve yan­lış anlaşılmaları önleyecek tarzda yazılması, kullanılan keli­melerin günlük konuşmalardaki anlamları taşımaları, farklı olanların özel olarak belirtilmesi gerekmektedir.

9 Verimlilik ilkesi

Verginin belli bir dönem içinde karşılanması gereken kamu giderleri açısından yeterli finansmanı sağlamaya yönelik ol­masını ifade eden bu ilke, vergiden beklenen hasılatın belirli bir dönem içinde elde edilmiş olmasını öngörür.

  • Uygunluk ilkesi

Verginin en uygun zamanda ve biçimde,alınmasını-ifade eden ilkedir. Mükellefin ödeme olanaklarına en yüksek dü­ze y3e sâlıip bulıındıığıı zamanda ve ııygıın koşullarda vergi-

sini ödeme düşüncesinden kaynaklanan bu ilke verginin ko­şullan bakımından eşit ve uygun olarak dağılımını gerektir­mesi nedeniyle önem taşımaktadır.

<$> VERGİ İSTİSNASI

“Vergi istisnasi”, vergi kanunlarına göre esasen vergilendirilmesi gereken bazı vergi konulannın kanunun açık hükmüne göre vergi dı­şı bırakılmasıdır.

VERGİ KAÇIRMA

Vergi borcu doğmuş olmasına rağmen vergi kanunlanna aykırı düşen hareketlerle verginin hiç ödenmemesi veya kısmen ödenmesi­dir.

<S> VERGİ KAPASİTESİ

Kamu giderlerinin karşılanabilmesi bakımından tüm mükellefle­rin vergiyi ödeyebilme güçleri toplamına “vergi kapasitesi” denir. Toplumun vergiye dayanma gücünün sınırı veya mükelleflerin kendi­si ve ailesinin yaşamını asgari düzeyde sürdürmeye yetecek finansal gücün üstündeki kısmıdır.

■$> VERGİ KOORDİNASYONU

İktisadi bütünleşmeler açısından önemlilik arzeden bir durum olup, uluslararası mali İlişkilere bağlı olarak görevlerini gerçekleştiren kuruluşlann finansman ve siyasi ilişkiler hususunda ortaya çıkan uyuşmazlıklarında ülkeler arası vergi düzenlemelerini ifade etmekte­dir. Ülkelerin, kendi ekonomik ve mali koşullan itibariyle koruma sağ­lamak isteklerinden kaynaklanan bir takım sorunlar vergi koordinas­yonu sayesinde giderilmekte, ekonomiler arası kaynaşma yaratılması sağlanmaktadır.

<§> VERGİ MAHREMİYETİ

Vergi usul kanununa göre, vergi işlemleri ve incelemeleri ile uğ­raşan memurlar, vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Da­nıştay’da görevli olanlar, vergi kanunlarına göre kurulan.komisyonla­ra kalılanlar ve vergi işlerinde görev alan bilirkişilerin vergi ile ilgili işlemleri açıklamaları yönündeki yasağa “vergi mahremiyeti” denir.

:İ ® VERGİ MAIÎYZTİ

: : Vergi uygulaması dolayısıyla katlanılan açık ye saklı maliyet un-. surlarının tamamına “vergi maliyeti”denmektedir. “Vergilemenin açık maliyetigelir örgütünün merkez ve taşra teşkilatlarının faaliyetleriy-.. le ilgili bina, personel, demirbaş, kırtasiye, elektrik, su, istihbarat, ula­şım vb. giderlerinden oluşmaktadır. “Vergilemenin gizli.:maliyeti”ise; mükellefin, vergi yükümlülüklerini yerine getirirken görüşlerine baş­vurduklar) danışmanlara yaptıkları ödemeler, veıgi işlemleri ile ilgili personele.yapılan ödemeler vs, girmekledir. .. .7 .. ■ ;                                                                                            :

<g> VERGİ MUAFİYETİ

. Vergi kanunlarına göre kendilerine yergi borat terettüb eden bel­li kişi veya kişi gruplarının açıkça vergi mükellefiyeti dışında bırakıl­masına “vergi muafiyeti” denir.

«> VERGİ REKABETİ

Mükelleflerin el birliği yaparak vergi ödeme konusunda adeta birbirleriyle yarışmalarına “vergi rekabeti” denir. Bu durum daha çok, toplum nezdindeki itibarını yükseltmek adına daha çok vergi ödeme çabası içinde olan popülaritesi yüksek kişilerde görülmektedir. Hülya Avşar’ın vergi rekortmenleri içerisinde en başta olmak için çaba sarf etmesi bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

<S> VERGİ SORUMLUSU

Başkasına ait vergi dolayısıyla, alacaklı vergi dairesine muhatap olan ve verginin ödenmesinden sorumlu olan kişiye denir. Vergi ka­nunlarında tam olarak vergi sorumlusundan “Verginin ödenmesi bakı­mından alacaklı vergi dairesine karşı sorumlu olan kişi” olarak bahset­mektedir. Vergi kesen, bu yükümlülüğe uymayarak sorumluluğunu yerine getirmezse, vergi idaresi, alınmayan vergiyi ve verginin vaktin­de ödenmemesinden dolayı ortaya çıkacak faiz, zam, ve cezaları ken­disinden alabilir. Sorumlu Ödediği vergi için daha sonra asıl mükelle­fe rücu edebilir; ödediği vergi cezası, gecikme zammı ve gecikme faizlerini ise asıl mükelleften isteyemez.

<$> VERGİ SÖMÜRÜSÜ

Vergi sömürüsü, halkın ağır vergiler altında ezilmesi, daha geniş anlamıyla devletin vergi, resim, harç, aidat, katkı payı ve benzeri ma­li yükümlülükler ihdas ederek bireyleri ve kurumlan ağır vergi tazyiki altında tutmasıdır, Bu anlamda vergi sömürüsü, vergileme süreci içe­risinde ortaya çıkan bir ekonomik sorundur. Kamu harcamalarının sü­rekli olarak artması zaman içerisinde söz konusu harcamaların vergi­lerle finansmanını kaçınılmaz kılar. Hükümetler, giderek artan bütçe açıklarını ya vergi oranlarını arttırmak ya da yeni vergiler getirmek su­retiyle finanse etmeye çalışırlar. Devletin vergileme hakkı ve yetkisini sınırsızca kullanarak, bu hak ve yetkisini suiistimal etmesi vergi sömü­rüsünün ana nedenidir. Vergi sömürüsünün ortadan kaldırılabilmesi için siyasal iktidarlann hangi konular üzerinden vergi alacakları sosyal sözleşme belgesi olarak kabul edilen anaya sa içerisinde açık olarak önceden belirlenmelidir. Vergi oranları anayasa içerisinde tek oranlı olarak belirlenmeli, yine anayasa içerisinde maksimum vergi oranı be­lirlenerek hükümetlerin bu oranının üzerinde halkı ağır vergi yükü al­tında ezmeleri engellenmelidir. Vergi oranlarının aıttınlması ve/veya yeni vergiler ihdas edilebilmesi ancak parlamentonun üye tam sayısı­nın belirli çoğunluk oranına (beşte dört, dörtte üç gibi) bağlanmalıdır.

<§> VERGÎ UZLAŞMASI

Uzlaşma; mükellefin, vergi idaresinin tarh ettiği vergi veya ceza­sının ödenmesi hususunda karşılıklı görüşme yoluyla idare ile anlaş­ması olarak ifade edilmektedir. Vergi ıısııl kanununun ek maddelerin­de geçen uzlaşma müessesesi, verginin tahsilâtını kolaylaştıran bir yöntem olarak uygulanmaktadır. Vergi usul kanununa göre uzlaşma, . re’sen veya ikmalen tarh edilen vergiler ile bunlara ilişkin vergi ceza­: iarının tahakkuk edecek miktarları konusunda olabilmektedir,

<$> VERGÎ YEDEKEEMESİ •

  • Çok uluslu şirketlerin yararlandıkları ve bir vergi tekniğinden .! kaynaklanan yergi ayrıcalıklarından birisidir. Ana şirketin, diğer ülke­lerde yer alan yavru kurumların kârlarını geç transfer etmeleri nede­niyle belirli bir yılda ortaya çıkabilecek vergi matrahının düşük tutula­bilmesi durumunu ifade eder. . .

3> VERGİ YÜKÜ

Vergi yükü, vergi olarak devlete aktarılan miktarın sahndığı mat­raha oranını ifade eder, bu yükü taşıyanlar vergi ödeyicisi durumunda olan kişi ve kuruluşlaradır, Bireysel açıdan vergi yükünün hesaplan­masında tek bir kişi, sosyal grup veya sektör ele alınır ve bunların öde­dikleri vergi miktarları, vergiye tabi gelirlere oranlanır. Toplam vergi yükü ise, toplam vergi gelirlerinin Gayri Sall Milli Hâsılaya oranlanma­sı ile elde edilir. Ancak bu oran gayri safi vergi yükü olarak ifade et­mektedir.

VERGİ ZİYAI

“Vergi ziyaı”, mükellefin veya .sorumlunun, vergilendirme ile il­gili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getir­mesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya ek­sik tahakkuk ettirilmesidir. Vergi ziyaı ve usulsüzlük (genel) suçu bir­likte işlenmişse, miktar itibariyle ağır olanı uygulanır. Tek bir fiil ile zi- yaa uğratılan vergi sayısının birden fazla olması halinde ise, her vergi bakımından ayn ayrı vergi ziyaı cezası kesilir.

4> VERGİDEN İNDİRİM SİSTEMİ

(Bkz: Dckot SistemO

VERGİLEME SÜRECİ

Tarh -> Tebliğ *•> Tahakkuk »> Tahsil

şeklinde kısaca ifade edilebilir. Bu bağlamda:

  • Verginin tarbu Bir mükellefin ödemesi gereken vergi tutan­ma hesaplanmasıdır.
  • ‘ Verginin tebliği- Vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifa­de eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe ve­ya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesidir.
  • Verginin tahakkuku: Verginin ödenebilir aşamaya gelmesi­dir.
  • Verginin tahsili: Verginin mükellef tarafından ödenmesidir.

<3> VERGİLEMENİN AMAÇLARI

  • Vergilemenin tarihi olarak en eski ve geleneksel amacı, dev­lete kamu hareamalannı karşılayacak geliri temin etmektir (Mali amaç).
  • Vergi politikası kullanılarak fiyat istikranmn temini ve İşsizli­ğin önlenmesi (İktisadi amaç).
  • Sosyal adaletin sağlanması ve gelir dağılımı adaletinin gerçek­leştirilmesi (Sosyal amaç).
  • VERGİLEMENİN MALİ SINIRI

Yeni bir vergi konulduğu ya da vergi oranlan arttırıldığı halde vergi hasılatının artmadığı vergileme sinindir.

<$> VERGİLERİN DÜZLEŞTİRİLMESİ

Yüksek vergi oranlan, ekonomik faaliyetleri caydırarak topluma bir maliyet yükler. Vergiler ne kadar yüksekse, vergilerin sosyal mali-

yeti de o kadar yüksek olacaktır. Vergilerin toplam sosyal maliyetini azaltmak için vergi oranlarının nispeten istikrarlı tutulması politikası­na “vergilerin düzeleşiirilmesi” denir.

4> VERGİNİN AMORTİSMANI

“Verginin amortismanı”, menkul ve gayrimenkul mallar üzerine konulan yergi dolayısıyla, vergilendirilen malın değerinin o günkü pi­yasada geçerli cari faiz oranının karşılığı plan miktarda azalmasıdır. . ,

<$> VERGİNİN DENETİM YOLLARI

» inceleme: Mükellefin defter, ve belgelerinin kurallara göre tu­tulup tutulmadığının ve gerçek durumu yansıtıp yansılmadık- kırının araştırılmasıdır.

» Yoklama: Mükelleflerin, yükümlülüklere uyup uymadıkları­nın araştırılması ve tespiti amacıyla yapılan denetime .’^o&to- mtf ”denir. Vergi Dairesi müdürleri, yoklama memurları, yet­: kili makamlar taralından yoklama .işi ile görevlendirilenler ve vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından yapılmaktadır.

» Arama: İhbar veya yapılan İncelemeler sonucunda, vergi ka­çırdığını gösteren izler bulunan bir. mükellefin; iş yerinde, üzerinde veya evinde yapılan denetime “arama” denir. Ara­manın yapılabilmesi için Sulh I-Iukuk hakiminden izin alma zorunluluğu getirilmiştir.

  • Bilgi toplama: Kamu idare müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelelerde bulunan gerçek veya tüzel kişi­lerden bilgi istenilmesi durumunda bu bilgileri vermeye mec­burdurlar.

<î> VERGİNİN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

Vergi öncesi duruma kıyasla maliyetlerinin yükseldiğini ve safi kazancının düştüğünü gören bir kısım girişimcilerin ödedikleri vergi­yi telafi edebilmek amacıyla giriştikleri; üretim işlerini rasyonelleştir-

mek, çahşaıa düzenini yoğunlaştırmak veya daha uzun süre çalışmak gibi yollarla verginin kâr veya Ücret üzerindeki etkisini olanak ölçü­sünde gidermeye çalışmasına “verginin dönüştürülmesi” denir.

<$> VERGİNİN GELİK ETKİSİ

Artan vergiler nedeniyle harcanabilir gelirleri azalan mükellefle­rin, eski gelirce yaşam düzeylerini korumak için daha çok çalışmala­rına “verginin gelir etkisi” denir.

  • VERGİNİN GELİR ESNEKLİĞİ

Vergi gelirlerinde meydana gelen nispi değişmenin, milli gelirde meydana getireceği nispi değişmeye oranına “verginin gelir esnekliği” denir.

VERGİNİN İKAME ETKİSİ

Artan vergiler nedeniyle harcanabilir gelirleri azalan mükellefle­rin direnerek^ fazla çalışıp fazla vergi ödemektense hiç çalışmamayı tercih etmelerine “Verginin ikame etkisi”denir.

<$> VERGİNİN KAPİTAÜZASYONU

“Verginin kapitalizasyonu”, menkul ve gayrimenkul mallar üze­rine konulari-verginin kaldırılması dolayısıyla ya da malın kısmen ve­ya tamamen vergi dışında tutulması sonucu söz konusu malın değer kazanmasıdır.

  • VERGİNİN KONUSU

“Verginin konusu”, verginin üzerine konulduğu, doğrudan ya da dolaylı olarak kaynağını oluşturduğu İktisadi unsurdur.

<$> VERGİNİN PİRAMİTLEŞMESİ

Bir malın üretilmesi aşamasında, ham maddeden mamul mal ha­line gelinceye kadar her aşamada alınan verginin nihai tüketiciye Inti-

kal ettirilmesinden evvel, her bir satışta alınan verginin izleyen satışlar sırasında tespit edilen fiyat içinde olmasından dolayı zincirleme aşa­malarda vergiden vergi alınması olayıdır.

<S> VERGİNİN REDDİ

Vergilendirme karşısında toplumsal direniş biçiminde onaya çı­kan ve verginin yükknilmesine yönelik yasalara aykın bir nitelik taşı­yan tepki biçimidir. .             . ■

<$> VERGİNİN TAZYİKİ

Bir kişinin vergi ödemesi nedeniyle.ekonomik gücünde ortaya çı­kan azalmadan dolayı hissettiği baskıya “verginin tazyiki” denir.

<S> VERGİNİN TEBLİĞİ

Tebliğ, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden husus­, ların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya diğer bazı kişilere ya­zı ile bildirilmesidir. Kendisine tebliğ yapılacak kişi 18 yaşında büyük ve mümeyyiz olmalıdır. Bıı bağlamda tebliğ:

  • Mükelleflere, kanuni temsilcilerine ve umumi vekillere,
  • o Vergi cezası kesilenlere,
  • Yabancı memleketlerde bulunanlara Dışişleri Bakanlığı ve tebliğ yapılacak kişinin bulunduğu ülkedeki Ttirk elçilik ve konsolosluğuna,
  • Kamu idare ve milesseselerinde en büyük amir veya bunla­rın yardımcılarına veya yetkili kılınan memura yapılabilir,

<§> VERGİNİN YANSIMASI

Verginin, kamın koyucunun mükellef olarak belirlediği kişiler üzerinde kalmayarak bir başkası üzerine aktarılmasına “verginin yan­sıması” denir. Verginin yansıması sonsuz değildir, vergi sonunda bazı kişilerin üzerinde kalmaktadır. Bu durum ise “t>ergtnin yerleşmesi” olarak ifade edilir. Bu aşamada vergi, tüm çabalara rağmen başkasına

devrolıınamadıgından gerçek ödeyici ortaya çıkmakladır. Verginin yansıması aşamaları “ödeme **> Vurgu *•> Aktarma ■*> Yerleşme” şek­linde ifade edilmektedir. Verginin yansıma şekilleri ise şunlardır

  • İleriye ve Geriye Doğru Yanstttta

Verginin yüksek fiyat içerisinde tüketicilere transferine ileriye doğru yansıma; verginin üretim faktörlerine doğru transferine ise geriye doğru yansıma denilmektedir.

  • Kanuni Yansıma-FİİU Yannma

Yasa koyucu, vergilerle ilgili yasal düzenlemeleri yaparken uygulamaya konulması söz konusu olan verginin, mükellefi tarafından diğer kişilere aktanlmasını uygun görürse kanuni yansıma söz konusudur. (Dolaylı vergiler) Fiili yansıma ise ekonomik işlemlerden yararlanmak suretiyle mükellefin ver­gi yükünü, yasa koyucunun amaçlamış olmamasına rağmen başka kişilere devretmesidir. Bina vergisinden amaç bina sa­hibinin vergilendirilmesi olduğu halde, bina sahibinin kirayı arttırmak suretiyle ödediği vergiyi kiracıya devretmesi fiili yansımaya örnektir.

  • Smtrb Yansıma-Sıntrsız Yansıma

Sınırlı yansıma, yansımanın belirli bir yönde olacağını ve be­lirli iktisadi unsurlar ya da kişiler üzerinde toplanacağını be­lirtir. Sınırsız yansıma ise verginin sırttan sırta yüklenmek su­retiyle yükünün tüm topluma yayılmasıdır.

  • Biçimsel Yanstma-Efekttf Yansıma

Biçimsel ya da şekli yansıma, “vergiyi kimin ödediği” sorusu­nu cevaplamayı amaçlamaktadır. Efektif yansıma ya da vergi­nin yansımasının fiili etkileri açısından konu incelendiğinde mükellefin vergiye karşı reaksiyonu ve bunun sonuçları önem taşımaktadır.

  • Mutlak Ya ns tm a-Difercm siy el Yannma

Mutlak yansıma, belirli bir vergideki artışın gelir dağılımı üze­rindeki etkisini ifade etmektedir. Devlet harcamalarında ve diğer vergilerde herhangi bir değişiklik olmadığı durumda bir

vergide yapılan değişikliğin veya özel biı’ vergi uygulaması­nın yarattığı etkilerin dağılımını inceleyen yansıma şeklidir. Diferansiyel vergi yansıması ise, kamıı harcamaları sabit var­sayıldığında, belirli bir vergi ile diğer bir verginin değiştiril­mesi halinde gelir dağılımında meydana gelen değişmedir. Diferansiyel vergi yansıması, bir verginin yerine aynı tutarda

  • gelir yaratacak bir başka verginin konulması ve kamıı harca­malarının aym kalması durumunda yaratacağı etkilerin inçe-: lenmesini öngörmektedir.

VERGİNİN YERLEŞMESİ

(Bkz: Verginin Yansıması)

> VERGİNİN ZAMANAŞIMI

Vergi .borcunun zamanaşımına uğraması hususunda iki türlü za­manaşımı süresi bulunmaktadır. Bunlar:

  • Tahakkuk Zamanaşımı:

Verginin doğduğu takvim yılım izleyen yıl başından başlaya­rak 5 yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğraması durumudur,

» Tahsil Zamanaşımı.

Vergi alacağının vadesini izleyen yılın başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmemesi dunımunda ortaya çıkan zamanaşı- mıdır.

Bazı hallerin varlığı halinde zamanaşımı dunnakta, bazıları­nın varlığı halinde ise zamanaşımı kesilmektedir. Zamanaşı­mının durması halinde söz konusu durum ortadan kalkınca zamanaşımı kaldığı yerden devam etmektedir. Zamanaşımını durduran haller şunlardır:

  • Mükellefin başka ülkede bulunması
  • Mükellefin hileli iflas etmesi
  • Terekenin tasfiyesi dolayısıyla mükellef hakkında takibat ya­pılmasına imkan olmaması

Zamanaşımını kesen hallerin varlığının ortadan kalkması duru­munda ise zamanaşımı sıfırdan tekrar başlamaktadır. Zamanaşımını kesen haller şunlardır:

  • Borcun ödenmesi
  • Haciz uygulaması
  • Cebren tahsilat
  • Ödeme emri tebliği
  • Mal bildirimi
  • Kefil gösterilmesi
  • Yargı organlarınca bozma veya erteleme kararı alınması
  • Alacağın teminata bağlanması
  • Alacaklı kamu idaresinin borçlu kamu idaresine borcun ödenmesi için yazı yazması

<$> VERGİDEN KAÇINMA

Vergi kanunlarına göre vergiyi doğuran olaya neden olunmama­sı suretiyle mükellefin vergi yükünün dışında kalma çabalarına “nergi­den kaçınma” denir.

VERGtYt DOĞURAN OIAY

Vergi alacağının meydana gelmesi, vergi kanunlannın vergiyi bağladıkları olayın vukuu bulması ile doğar. Buna göre şu dunımlar- da vergiyi doğuran olay gerçekleşmiştir:

  • V.K – Bir kazanç veya iradın elde edilmesi
  • Emlâk V.K ~ Bir binaya, arsaya veya araziye sahip olunması.
  • Damga V.K = Bir sözleşmenin imzalanması
  • Gümrük V.K – Bir malı gümrük bölgesine girmesi
  • Veraset İntikal V.K = Malların ölüm nedeniyle ya da bağış yo­

luyla bir kişinin mülkiyetinden diğer bir kişinin mülkiyetine geçmesi, yani bu yollarla intikal eden varlığa hukuken sahip olmak.

  • D. VK – Mal teslim edilmesi veya bir lıizmetin ifa edilmesi
<$> WAGNEK KANUNU

Kamu harcamalarının mutlak miktarı ve bileşiminin milli gelirin . bir payı olarak zaman içerisinde sürekli artış gösterdiğini savunan ka-.

; nundur. Bu teoriye göre sosyal, ekonomik ye siyasi yapı ne olursa ol-‘ .*s sun, hizmetler merkez ve yerel yönetim kııruluşları arasında nasıl bö-. .

  • ünmüş bulunursa bulunsun, her ülkede kamu giderleri sürekli bir şe­kilde, artmaktadır. VVagner’e göre kamu harcamalarının artışı aslında kamu faaliyetleti artışının bir sonucudur. Şöyle ki, toplumlann sosyal ilerleme istekleri, devlet faaliyetlerini artırmakta ve böylece kamu.har­ca maları artmaktadır. Wagner kanıınıı genellikle kamu harcamalarının milli gelirden daha hızlı artması olarak anlaşılmakladır. Yani, önemli olan kamu harcamalarının milli gelirdeki gerçek artıştan daha hızlı art-. masıdır.

YAYm MUAMELE VERGİLERİ

Ekonomik sürecin üretimden tüketime kadar olan bütün aşama­larında işlem yapıldıkça uygulanan vergilere “yayıh muamele vergileri” denir. Şelale vergiler de denilen bu vergiler, vergi konularının çok ge­niş olması ve amaçlanan hasılatın düşük oranlar uygulanması suretiy­le sağlanabilmesi nedeniyle tercih edilirler. Ancak üretimin her aşama­sını ayrı ayrı vergilendirdiklerinden, vergi piramitleşmesine de neden olmaktadırlar.

<$> YÜKSEKLİK FARKI

Artan oranlı vergi tarifelerinde, tarifedeki en yüksek oran ile en düşük oran arasındaki farka “yükseklikfarkı” denir.

H !\ I: İYİ; l’ ı > i. I T I K A

  • AZ GEIİŞMİŞ EKONOMİ ÖZELLİKLERİ

Latin ve merkezi Amerika, Afrika, Orta-Doğu, Güney-Doğu Asya,

Japonya hariç Uzakdoğu ülkeleri, günümüzde az gelişmiş ekonomiler’ •*>-

arasında yer almaktadırlar. Az gelişmiş ekonomiler şu genel özellikle­re sahiptirler:

Nüfusunun büyük kısmı tarım kesiminde yaşar, (%70-90)

Tanmda gizli işsizlik fazladır                                                          ^

Kişi başına düşen milli gelir azdır, Iıalkın büyük kısmı en az geçim düzeyinin altında yaşar.

Harcamaların büyük bir kısmı gıda ve zonınlu harcamalardır.     —

Tasamıf sahiplerinin büyük topraklan vardır ve bunlann                ^

çoğu sanayi yatınmında kullanılmaz.

Doğum ve ölüm oranlan yüksektir.

Beslenme şartları kötüdür.   ■

Sağlık lıizmetleri gelişmemiştir.                                                     w

Halkın büyük kısmı köylerde oturur.                                              ^

Orta sınıf zayıftır.

Çocuk işçiler fazladır.                                                                     ‘

Eğitim ilkeldir, okur yazar oranı düşüktür.                                   —

Hektar başına randıman düşüktür.                                                  w

Üretim teknolojisi ilkeldir.

  • m’

CARİ HARCAMA-YATIRIM HARCAMASI AYRIMI              —1

Devletin tüketim mallan alıımna yönelik harcamaları cari harca-         ^

tnajolarak nitelendirilirken, sermaye oluşumu ile ilgili giderleri yatınm harcaması olarak nitelendirilir. Cari harcamalar her yıl tekrarlanır, ge-                                                                                 *

nellikle bir bütçe dönemj içinde tüketilmesi söz konusu faydanın elde    V

edilmesi amacıyla yapılır. Personeljjiderierl, ısıtma, ayHinEtma, kırta­siye giderleri gibi. Yatırım giderleri ise, üretimi artırmâTüretîcenligi olumlu yönde etkileyen, kaynakların daha iyi kullanılmasını sağlayan,

tirdim faktörlerinin verimliliğini arınan, faydası birden la7.1a yıla yay­gın mallara yapılan giderlerdin. .                                                               _______

<$> DAITON FORMÜLÜ

Devletin verdiği sübvansiyonun, üretici ve tüketici arasında bölü­nüş Oranını belirlemede kullanılan formül ya da katsayıya “Dalton formülü” denir.

<S> DEPRESYON

.   .      *♦.; ‘•■•‘t-        }£*•»■/*■ ;v’ ‘

.; Toplam tüketim ve yatırını malları arzı ile bu mallara olan talep arasındaki dc ngemnlTlYlHm^T3o/.u 1 m as ryl a ortiâyâ ‘çi Ka n dengesizlik durumuna depresyon ” denir.

<§> DEPRESYONLA MÜCADELEDE BORÇLANMA

1 ‘ • . . • •

‘ Depresyon devrelerinde borçlanmanın amacı, özel şahıslarla ma­li kurumlarm ellerindeki atıl fonları aktifleştirmektir. Zira depresyon devresinde ekonomide oldukça büyük meblağlar halinde atıl fonlar vardır ve bankalardaki mevduat da yeter derecede nemalandırılma- maktadır. Eğer devlet ekonominin depresyon safhasında bu atıl fonla­rı, yani yatırımlara gitmeyen gönüllü tasarrufları borçlanmak suretiyle iktisadi hayata akıtabilirse, iktisadi hayatta hiçbir suretle daralma mey­dana gelmez. Şiddetli depresyon dönemlerinde vergilerin daraltıcı et­kileri kamu harcamalarının genişlik doğurucu etkilerinden fazla oldu­ğundan maliye politikasının depresyonda başarı sağlaması isteniyorsa finansmanını borçlanmaya dayamak zorunludur. Depresyon döne­minde ekonomide oldukça büyük miktarda atıl fon bulunduğu için borçlanmak enflasyon dönemine göre daha kolaydır. Ancak depreş-‘ yon döneminde ticaret bankalarına fazla borçlanmamak gerekir. Aksi halde deflasyonu izleyen canlanma döneminde bu bankaların kredi politikalarını kontrol etmek güçleşebilir. Merkez bankasına borçlan­mak İse para basmaktan farksızdır. Böyle bir işlem para arzının artırı­larak devletin faizsiz borçlanması demektir. Ekonomi canlanma aşa­masına girince kısa vadeli borçlanılabilecek fonlar azalır. Bu yüzden

kısa vadeli borçları konsolide etmek gerekir. Devlet borçlarının amor­tismanı, ekonomide deflasyonist etkiler meydana getireceğinden bu dönemlerde vadesi gelen borçlan itfa etmekten sakınılmaltdır, Bu yüz­den bir yandan borçlar ödenirken diğer yandan yeniden borçlanmak gerekir.

<S> DEPRESYONLA MÜCADELEDE HARCAMA POLİTİKASI

İktisadi hayatta depresyon hüküm sürdüğü vakit, özel tüketim ve yatırım harcamalarında tüketim mallan ve yatırım mallan arzına göre bir yetersizlik vardır. Yani toplam tüketim ve yatırım mallan arzı ile bu mallara karşı olan talep arasında denge arz lelıine bozulmuştur, işte bu nedenle bu politikada kamu harcamalarının özel harcamalardaki yetersizlikleri telafi edecek şekilde aıtınlması gerekir. Ancak uygula­nacak harcama politikası, daralma döneminden depresyon dönemine geçiş ile depresyon döneminden canlanma dönemine geçişte farklılık arz eder.

Daralmadan depresyona geçişte, depresyonla mücadelede kulla­nılacak mali araçlar toplam talepteki yetersizlikleri giderme ve efektif talep seviyesini yükseltme gayesine yöneltildikleri için uygulanan ma­liye politikasına telafi edici maliye politikası denir. Eğer böyle bir ma­liye politikası uygulanmazsa milli gelir düşer. Telafi edici maliye poli­tikasının amacı, depresyonlst kuvvetleri tersine çevirmek, ekonomide­ki genişlik doğuran kuvvetleri besleyerek iktisadi genişleme ve kal­kınmanın özel harcamalar dolayısıyla iktisadi devreden çekilen gelir akımlarını, tekrar harcama akımlan şeklinde ekonomiye iade etmek­tir. Görülüyor ki telafi edici harcama politikası, kamu harcamaları yö­nünden ekonominin tam istihdam düzeyinde dengeye kavuşabilmesi İçin özel harcamalardaki yetersizliklerin kamu harcamalarıyla gideril­mesi sonucunu doğurmaktadır. Telafi edici harcamalar, işsizlik veya yetersiz gelir yüzünden harcamalan azalan sosyal grupların gelir ve harcamalarını arttıracak şekilde olmalıdır. Aynı zamanda, girişimcileri gelecek hakkındaki bekleyişlerinde karamsarlığa da düşürmemelidir. Bu sebeple, ekonominin depresyon safhasında telafi edici kamu har- camalan anar, ekonomi canlandıkça ve tekrar tam istihdam düzeyine yaklaştıkça bıı çeşit harcamalar azalır ve ekonomi tam istihdama ula­şınca da hiç kalmaz.

Depresyondan canlanmaya geçişte telafi edici kamu harcamaları ile amaçlanan ekonominin dengeye geldiği bu dönemde enflasyonlst etkilere sebebiyet verecek müdahalelerden kaçınmaktır, Telafi edici harcamalar bıı yüzden deflasyon boşluğunu giderecek büyüklükte ol­malıdır. Bu dönemde kamıı harcamaları yavaş yavaş azaltılmalı ye iş çevrelerinde güven sağlanmalıdır.

<$> DEPRESYONLA MÜCADELEDE MALİYE POLİTİKASI

Depresyonla mücadelede genel olarak maliye politikasının özel­likleri şöyle sıralanabilir:

  • Maliye politikası tedbirleri zamanında alınmalı ve zamanında sonuçlandırılmalıdır.
  • Depresyonla mücadelede telafi edici harcama politikası sa­dece anti konjonktüre! bir politika değildir. Böyle bir politi­kanın iktisadi bir mantığı vardır ve kaynakların rasyonel kul­. lamının] sağlayarak tam çalışmayı sağlamaya çalışır.
  • Depresyonla mücadelede büyük bayındırlık harcamaları art­tırılmalı, vergi indirimlerine gidilmeli, atıl fonlar devlet borç­lanması ile aktif fonlar haline dönüştürülmeli ve devlet borç­larının ifasından kaçınılmalıdır.
  • Iş çevresinin alınan tedbirlere güveni sağlanmalı ve bu ted­birler hakkında yanlış kanıların yayılması önlenmelidir.
  • Maliye politikası depresyonla mücadelede etkin bir politika olmakla birlikte yeterli değildir. Ayrıca para, fiyat, ücret, dış ticaret ve ekonomik kuruluşlarla bir uyumun sağlanması gereklidir.

<$> DEPRESYONLA MÜCADELEDE VERGİ POLİTİKASI

Depresyon döneminde kamu harcamalarının amacı özel harca­malardaki yetersizliği telafi etmek oldugıı halde, vergi politikasının

amacı vergi indirimleri yoluyla özel lıarcamalan artırmaktır. Vergi po­litikasının amacı, milli gelir düzeyi tam istihdam milli gelir düzeyinin altında olduğunda, özel tüketim ve yatırım harcamalarını arttırmak, milli gelir seviyesi tam istihdam düzeyine ulaşınca da Özel tüketim ve yatırım harcamalarını kısmaktır.

Vergi politikasının balansı için dikkat edilmesi gerekenler şunlar­dır:

  1. Her verginin yansıytp yanstmadtğt açıkça bilinmeli­dir: Gelir vergisi yansıtılamaz, ancak harcama vergileri fiyat mekanizması yoluyla yansıtılabllir. Depresyonla mücadele ederken tüketim mallarının sürümünü sağlamak istiyorsak, harcama vergilerinde; yatırım mallan ve teçhizata karşı olan talebi artırmak istiyorsak gelir vergilerinde indirimine gitmek gerekir.
  • Vergi mevzuunun ekonominin içinde bulunduğu af amaya göre gelir akımlarını olumlu veya olumsuz şekilde etkileyip etkileyemeyeceği bilinmelidir: Esas so­run vergi indirimleri yoluyla tüketim harcamalarının artırıl­masıdır. Örneğin arazi vergilerini indirmek gibi bir uygulama diğer vergileri İndirmeye oranla dalıa az başarılıdır. Çünkü bu indirim pek az yeni tüketicinin ortaya çıkmasına ve eski tüketicilerin harcamalannı artırmaya sebep olur. Bu bağlam­da depresyonla mücadelede vergi indirimi politikasının başa­rılı olması için verginin mevzuu itibariyle geniş olması gere­kir. Bu yüzden gelir ve harcama vergileri depresyonla müca­deleye en elverişli vergilerdir.

S Vergi politikası tedbirlerinin en uygun zamanda ahmp ahttmadtğı belirlenmelidir: Verginin gelirin ele geçtiği zamanda alınması, verginin arzulanan parasal etkileri­nin ortaya çıkması yönünden çok lüzumlu ve faydalıdır.

  1. Verginin yaptst bakmandan mevzuu ve oran itibariyle ayarlanmaya elverişli olup obnadtğt tespit edilmeli­dir: Verginin ahenkleştirilmesi olarak da ifade edilen dunım- dur. Çağdaş vergi sistemleri çok karmaşıktır vc vergileri ayar­lamakla idari güçlükler oıtaya çıkmaktadır. Ayrıca vergi ida­releri de bıı ahenkleştirmenin nasıl yapılması gerektiği konu­sunda açık bilgiye sahip değillerdir. Örneğin, gelir ve kurum­lar vergisi gelirin elde edildiği yılı izleyen yılda ödenir. Bura­da verginin depresyonla mücadelede başarısı bakımından gelir ve kurumlar vergilerinin “kazandığın kadar öde” ıısulii- . ne göre mükelleflere ödetilmesi gerekir. Fakat depresyonda bu usule geçmek aynı yıl içinde iki vergi almak demektir. Onun için yeni yergi oranlarının geçen yıl kazançlarına uygu­lanması gerekir.

<§> DEVIETİN GELİH DAĞILIMINI DEĞİŞTİRMESİ

Milli gelirin tüketici birimler arasındaki dağılımını iki şekilde de­ğiştirmek mümkündür. Bunlardan birincisi milli gelirin birimleri lira­sındaki dağılımını belirleyen asli faktörleri değiştirmek suretiyle yapı- lıı\ İkincisi milli geliri kamıı gelirleri ve harcamaları yoluyla yeniden dağıtarak değiştirmek sureliyle yapılır. Birinci usulde gelir dağılımını belirleyen asli sebepler, yani servet ve eğitim imkanlarının dağılımı ile faktör fiyatları değiştirilirse ekonomide kendiliğinden meydana gelen gelir dağılımı da değişir. İkinci usulde ise gelir dağılımını tayin eden asli sebeplere dokunulmaz. Bunun yanında vergiler vc harcamalar yo­luyla gelirin yeniden dağıtımı söz konusudur. Devlet getir dağılımını değiştirirken şu unsurları kullanır:

  • Servet Dağılımının Değiştirilmesi

Servet dağılımındaki eşitsizlikleri gidermenin en kestirme yo­lu, gelir getiren serveti özel mülkiyete konu olmaktan çıkar­mak, devleti gelir getiren servetin maliki haline getirmektir. Ancak bu durumu demokratik toplumda savunmak mümkün değildir. Bunun yanında servet üzerindeki özel mülkiyeti kal- dırmakstzın servet dağılımını daha eşit hale getirmek müm­kündür. Bu, servet mülkiyelinin sınırlandırılması ve servetsiz- lerin servet sahibi haline getirilmesi suretiyle yapılır. Bu ko­nuda hem servet mülkiyetini sınırlandıran hem de servetsiz-

leri servet sahibi yapan bir tedbir “toprak reformu’dur. Bu re­form eşitsizlikleri azaltarak topraksız çiftçileri mülk sahibi ya­par. Servet dağılımındaki eşitsizliklerin giderilmesi için üze­rinde durulması gereken tedbirlerden bir tanesi de verasetin sınırlandırılmasıdır ve hatta kaldırılmasıdır ancak demokratik değildir. Bu hususta düşünülen bir diğer tedbir, vergi politi­kasıdır. Zenginlerin servet biriktirmesini artan oranlı şahsi ge­lir vergisiyle vergilendirilir veya veraset ve intikal vergisiyle de servetin nesilden nesile aktarılması biraz olsun engellene­bilir. Olağanüstü kazançların da eşitsizliği arttırması engelle­nebilir.

Eğitim Olanahlarmm Değiştirilmesi

Gelir dağılımındaki eşitsizlik sebeplerinden biri emeğin vas­fının fertler arasında aynı şekilde dağıtılmamış olmasıdır. Ki­şilere tanınanacak eğitim olanakları bu alandan gelen eşitsiz­liklerin giderilmesinde en önemli yeri alır. Bu nedenle devle­tin eğitimi temel bir kamu hizmeti haline getirerek, parasız eğitim veya dar gelirlilere burs imkanı tanımalıdır.

Faktör Fiyatlarmın Değiştirilmesi Devletin ekonomik ve sosyal lıayata müdahalesi bazen ken­dini üretim faktörlerinin fiyatlannı düzenlemek şeklinde gös­terebilir. Nitekim devlet bu amaçla ekonomide faiz haddini saptamakta, işçiler en az ücret düzeyi denen düzeyin altında ücret almamakta, bazen kiralar dondurulmakta ve kânn aza­mi tavanı belirtilmekte, belirli ürünlerin fiyatlarının destekle­me atımıyla en az bir düzeyin altına düşmesi önlenmektedir. Borçlanma

Borçlanma ise gelir dağılımını negatif etkilemektedir. Zira in­sanlar devlet tahvili veya hazine bonosu alırken tüketimleri kısmaz, atıl kapasitelerini kullanırlar. Yani tasarruflar değer­lendirilmiş olur. Tasarruflar da geliri yüksek kişiler tarafından oluşturulduğundan gelirin dağılımında eşitsizliğe neden olan bir araç halini almaktadır.

DIŞ FtNASMAN KAYNAKLARI

» Yabancı özel yalınınlar: Az gelişmiş ekonomide yabancı özel sermayenin yapacağı yatırımlar, bıı ekonomilerin yatırım ihtiyaçlarıyla bağdaştığı taktirde, Yurtiçi tasarruflarla karşıla­nacak yalının miktarını azalttığı için, yurtiçi tasarruflara ek bir kalemdir. Bu bakımdan yabancı özel sermaye yatırımları ikti­sadi kalkınmanın en az özveri ile gerçekleştirilmesini müm- . : kün kılar.

<s> ® Milletlerarası özel borçlanmalar: Yabana sermaye ken­di iradesiyle az gelişmiş ülkelere gelmediği vakit, onu bıı ül- . kelere getirmenin yollarından biri de borçlanmadır. Yalnız böyle bir sermaye akımının az gelişmiş ülkelere iktisadi kal- ıkınmalarında.faydalı olabilmesi için yabancı sermaye sahip­:   lerine ödenen faiz, sermâyenin rantabilitesinden küçük

olmalıdır.

» Devletler arası borçlanmalar: Bugünkü şanlar altında devletlerarası borçlanmalarla iktisadi kalkınmanın finansma- :  mm sağlamak güçtür. Zira devletlerarası borçlanmalar daima .

politik bir karakter taşırlar.

  • Uluslararası Mali Kuruluşlar: Dünya Bankası, IMF vb. uluslararası kuruluşlardan iiyelik vasıtasıyla ekonomik yar­dım alınabilmektedir.
  • Dış yardımlar: Uluslararası sermaye hareketlerinin yavaşla­ması, uluslararası sermaye piyasalarından borçlanma imkanı­nın güçleşmesi, devletlerarası borçlanmanın yeteri derecede gelişememesi ve uluslararası mali kuruluşların kaynaklanmn yetersiz oluşu yeni bir kurum olan dış yardımı doğurmuştur. Kalkınmış ülkelerin a2 gelişmiş ülkelere yaptıkları yardımlar bağış veya kredi şeklindedir. Yardımlar bağış şeklinde ise uluslararası bir transfer söz konusudur. Yardım kredi şeklin­de ise devletlerarası borçlanmalar sö2

<$> EKSPAN SİYONİST POLİTİKA

Kamu harcamalarını arttırıp, vergileri azaltarak ekonomide top­lam talebi genişletmeye yönelik politikalara “ekspansiyonistpolitika” denir. Kısaca genişletici maliye politikası olarak ifade edilebilir.

<$> ENFLASYON ve GELİR DAĞILIMI

Enflasyon, genellikle sabit gelirlilerin reel gelirini ve tasarruflarını azaltan bir sonuç vermektedir. Çünkü enflasyon dönemlerinde me­mur maaşları, enflasyonu körüklememek için attırılmaz. Aynı zaman­da enflasyon dönemlerinde bütçe gelirleri görünüşte artış gösterdiğin­den, memur maaşlan arttırılmak istense de arttırılamaz. İşçi ücretleri ise fiyat hareketlerini geriden izler. Gayrimenkul sahipleri de kiralar dondurulmuşsa fiyat hareketlerini takip edemezler. Buna karşın ima­latçının, tüccarın, üreticinin, serbest meslek erbabının gelirleri fiyat hareketlerini yakından izler. Bu sebeple enflasyon dönemlerinde mil­li gelir dağılımı zengin sınıf lelıine değişir, işçi, memur, esnaf enflas­yon dolayısıyla fakirleşirken, enflasyon zengini daha zengin fakiri da­ha fakir yapar. Orta sınıf ezilir ve küçülür, sınıflar arasında denge ta­mamen bozulur. Halbuki orta sınıf toplumlann kalkınmasında girişim­ci sınıfın, yönetici sınıfın ve akademisyenlerin kaynağı olarak önemli role sahiptir. Orta sınıf yeniliklere açık, sosyal ilerlemenin nıotonı olan sınıftır ve sosyal hareketliliği yüksektir. Enflasyon aynı zamanda firmalann ve şirketlerin yönetimini de bozar. İşletme içi kaynakları eri­terek amortismanlar, karşılıklar, ihtiyatlar, dağıtılmayan kârları yok eder.

<3> ENFLASYONLA MÜCADELE SEBEPLERİ

Enflasyonla mücadele etmek; ekonomide toplam tasarruf hacmi­ni arttırmak; kaynakların rasyonel kullanımını sağlamak; ticaret ve ödemeler bilançolarını dengede tutmak; ekonomideki istihdam hac­mini yükseltmek; sosyal barışı yeniden kurmak ve korumak; ekono­mik, sosyal, siyasi ve mali alanlarda kalkınmayı istikrar içinde gerçek­leştirmek bakımından zorunludur. Eğer yüksek enflasyonla, bir istik­
rar programı çerçevesinde mücadele edilmezse, ekonomide artan top­lanı para stoku, büyüyen bütçe, ödemeler dengesi açıklan ve güçle­nen enflasyonist bekleyişler fiyat mekanizmasını işlemez hale getire­bilir. Piyasa ekonomisini çökertebilir ve yüksek enflasyon hiperenflas- yona dönüşebilir, Bu durum firmaların ve bireylerin mali aktiflerinin erimesi ve yok olması demektir. Bu sebepten ötürü mutlaka yüksek enflasyonla mücadele edilmelidir.

, Enflasyonun kısa dönemde ekonomide kaynak dağılımını bozdu­ğu ve ;uzun dönemde büyümeyi engellediği, doğrudur. Bu sebepten ölürü ekonomide yurtiçi tasarrufları aittırmak ve büyümeyi gerçekleş- tinnek üzere yatırımları teşvik etmek ve fiyat istikrarını sağlamak, bü­yümenin yeterli değilse bile zorunlu bir şartı olmaktadır.

<$> ENFLASYON VE DEFLASYON BOŞLUĞU

Milli gelirin harcama + r    .           cinsinden ifadesi top­

lam talep, milli gelirin hasıla cinsinden ifa­desi toplam arz, top­lam talebin toplam ar­zı kestiği noktalar efektif talep düzeyidir.

____ ► Efektif talep, tam ça-

milüceür ı,şma seviyesinde te-

  1. ENFLASYON BOŞLUĞU … .   , .       .    ,

b . deflasyon boşluğu          şekkül edebildiği gibi

tam çalışmanın altın­da veya üstünde de teşekkül edebilir. Efektif talep toplam arz eğrisi üzerinde, tam çalışmanın sağında ve üstünde teşekkül ediyorsa eko­nomide *enflasyonist boşlukefektif talep toplam arz eğrisi üzerinde, tam çalışmanın altında ve solunda bir noktada teşekkül ediyorsa eko­nomide “deflasyonist boşluk” vardır. Şekilden de anlaşılacağı üzere, enflasyonla mücadelede esas sorun, ya toplam arzı toplam talep sevi­yesine yükselterek toplam arz toplam talep dengesini sağlamak ya da
toplam talebi kısarak toplam arz düzeyine indirmektir. Bu sayede efektif talebi tam istihdam noktasında oluşturma amacı gerçekleştiril­miş olunur. Kısa dönemde tam çalışma seviyesi statik kabul edilebile­ceğinden enflasyonla mUcadeledc maliye politikası sadece bir istikrar politikası olarak ortaya çıkmaktadır. Devlet izlediği maliye politikası ile bir yandan kendi cari ve yatırım harcamalarım kısacak diğer yan­dan kullanacağı mali araçlarla toplam arz-toplam talep dengesini sağ­lamaya çalışacaktır. Uzun dönemde, ekonomide yeni kapasite yaratı­larak ve ekonomik yapı değiştirilerek toplam ar2 toplam talep düzeyi­ne yükseltilebilir. Böylece de denge enflasyon boşluğunun giderilme­siyle ahenkli bir iktisadi kalkınma gerçekleştirilmiş olunur.

<$> ENFLASYONLA MÜCADELEDE BORÇLANMA

Enflasyonla mücadelede borçlanma politikası, vergilemenin sını­rına ulaşıldığı ve halen likit kıymetlerin halkın elinde kalması lıalinde talebin kısılmasını sağlamak ve halkın elindeki bu likideyi ele geçire­bilmek amacıyla kullanılır. Böylece toplam arz toplam talep dengesi sağlanmaya çalışılır. £aten enflasyonla mücadele özü itibariyle toplam arz-toplam talep dengesini sağlama sorunudur. Ancak enflasyonla mücadelede sorun yalnız toplam arz toplam talep dengesini kurmak değildir. Enflasyonla mücadele aynı zamanda, ekonomide parasal akımlar-reel akımlar dengesini kurma sorunudur. Bu itibarla ekono­mideki fazla likiditenin emilmesi gerekir. İşte ekonomideki likidite fazlasını emebilmek için alınacak tedbirlerden birisi borçlanmaya önem vermektir.

Borçlanırken devlet ya mali kurumlara ya da şahıslara borçlanır. Enflasyonla mücadelede bankalara değil, şahıslara borçlanmak lazım­dır. Çünkü devletin bankalara borçlanması, banka parasının veya kay- di paranın doğumuna sebep olabilir ve para arzını genişletebilir. Böy­le bir durum, borçlanma ile güdülen gayeye aykırıdır. Devlet şalusla- ra borçlanırken mümkün olduğu kadar özel tüketim harcamalannı kısmaya çalışmalıdır. Bu iki şekilde gerçekleşir. Bir kere borçlanma ile devlet şahısların ellerindeki likit kıymetleri alır, onlara borç senedi

verir. Bu, şahısların tüketim harcamalarını azaltacaktır, ikinci olarak enflasyonla mücadelede şahıslara borçlanmanın en başarılı şekli şa­hısların tasarruflarını olabildiğince devlet tahvillerine yatırmaları değil, tüketim harcamalarını kısarak tasarruflarını artırmak ve daha çok pa­rayı daha çok devlet tahviline yatırmalarıdır. Zira, ancak o zaman tü­ketim harcamalarında bir daralma kaydedilir ve efektif talep düzeyi düşer. Bu ilk etki anti cnflasyonisıtir. Bu etkinin devamlı olabilmesi : için şahısların uztın müddet devlet tahvillerini ellerinde tutmaları ge­rekir. Anti enflasyonist bir borçlanma politikasının başarısı için şunlar gerekir; ■ ■ ■    ;

‘ ■ • Mali kınlımla ra tahvil satışının minimum düzeyde tutularak, bireylere satış yapılması,

  • Bu tahvilleri mümkün olduğunca uzun elde tutmaları
  • Bireylerin tiiketim iıarcamalantu kısarak devlet tahvili satın alması •

V Bireylerin tüketim harcamalarını kısarak tahvil almaları için ise şu tedbirler alınabilir:

® Tahvil faizleri piyasa faiz haddinin üstünde tutulabilir ve enf­lasyon dönemlerinde tahvile ödenen faiz hem paranın kirası, hem de enilasyon riskine karşı bir çeşit sigorta primidir.

® Tahvillerin değerleri teminata bağlanabilir,

  • Vergi kanunlarına tahvil gelirleri için istisna hükümler konu­labilir, vergi kanunlarına tahvil gelirlerinin vergiden istisna edilebileceğine dair hükümler konması halkın tahvillere olan rağbetini artırabilir.
  • Tahviller bireylerden sonra sigorta şirketleri, emekli sandık­ları, vakıflar gibi kurumsal tasarruf kunımlanna verilebilir. Çünkü bunlar kaydi para yaratmaz.

Enflasyonla mücadelede ticari bankalardan ve merkez bankasın­dan borçlanmamak gerekir. Zira merkez bankasından borçlanmak, mahiyeti itibariyle para basmaktan farksızdır. Devlet bakımından para piyasasında kısa vadeli borç senetleri, hazine bonoları mukabilinde borçlanmak gayet kolaydır. Kısa vadeli borç senetleri yani bonolar,

tahvillere nazaran çok daha likittir. Onun İçin bunlar ekonominin liki­ditesini daraltmaz, bilakis artırırlar. Bu ise enflasyon devrelerinde borçlanmanın gayesine aykırıdır. Öyleyse, borçlanmalarda uzun va­deli borçlanmaya gitmek, kısa vadeli borçlanmalardan kaçınmak ge­rekir. Aynı zamanda borçlanmalarda, borçlanmayı cazip kılacak şekil­de faiz oranlan belirlenmelidir. Borçlanmada esas amaç, faiz haddini tespit etmek değil, borçlanmada muvaffak olmaktır. Bu bakımdan fa­iz nispetinin yüksek tutulmasında borçlanmanın başarısını sağlamak bakımından fayda vardır. Her ne kadar yüksek faiz oranlarının borç­lanmanın masrafını artırma gibi Önemli bir sakıncası varsa da kazancı kaybından yüksektir.

<§> ENFLASYONLA MÜCADELEDE BÜTÇJE POLİTİKASI

Enflasyonla mücadelede bütçe politikası üç şekilde uygulanabilir.

  • Bütçenin giderlerini azaltmak: Harcama politikası yardı­mıyla gelirler sabitken kamu harcamalan azaltılabilir, böylece bütçe fazlası oluştunılabilir.
  • Bütçeningetirlerinin artırmak; Vergi politikası yardımıyla harcamalar sabitken kamu gelirleri arttınlabilir, böylece bütçe fazlası oluştunılabilir.
  • Daba küçük bütçe hazırlamak: Bütçenin giderleri ve ge­lirleri azaltılarak eskisine nazaran denk, fakat küçük bir bütçe hazırlanabilir. Böylece toplam talep içindeki kamu harcama­larının oransal değeri azaltılır.

Ancak dikkat edilmesi gereken nokta, harcamaların kısılması ve­ya vergilerin arttırılması sonucu oluşan bütçe fazlasına, bıınlann anti enflasyonist etkilerinin aynı derecede olmayışıdır. Çünkü enflasyonla mücadelede büyüyen bütçeler denk bağlanmış olsa­lar bile, denk bütçe çarpanı nedeniyle ekonomik etkileri yönün­den enflasyonistürler. Büyüyen ve fakat açık olarak bağlanmış bütçelerde İse enflasyonist baskı daha büyük olur. Bu nedenle bütün güçlüklerine rağmen kısa dönemde enflasyonla mücade­lede, bütçe fazlasının gerçekleştirilmesinde zonınluluk vardır.

Ayrıca kamu sektörü harcamaları sadece konsolide bütçe harca­malarından ibaret değildir. KIT, mahalli idareler, döner sermaye­li vb. kuruluşlar da kamu sektörünün diğer harcamacı kuruluşla­rım oluşturmakladır. Eğer bu diğer harcamacı kuruluşlar arasın­da da gelir-gider dengesi sağlanamazsa, enflasyonla mücadelede . başan sağlanamaz. Zira bütçe dışındaki kuruluşların harcamala- n, enflasyonu beslemeye devam edecektir.

Enflasyonla mücadelede uygulanan bütçe politikalarının ilk ikisi :. dışındaki üçüncü.politikası pek uygulanmamaktadır. Çünkü but­. ■ çeler küçültülüp denk hale getirilseler bile, ekonomi tara çalışma seviyesinin üzerinde dengede bulunduğu vakit, iktisadi etkileri . itibariyle en flasyonisttirler. Zira küçük bir bütçe lıazırlanması için . vçrgi indirimine gidilmesi, bireylerin harcanabilir gelirlerinin art­masına neden olacaktır. Böylecc tüketim ya da yatırım harcama­ları artacak, bireylerin arttırdığı harcamalar ise kısılan kamu har­: camalarının yerini alacaktır.

ENFLASYONLA MÜCADELEDE HARCAMA POLÜİKASI

: Kamu harcamaları ile enflasyonla mücadele etmekten amaç ka­mu harcamalarını ekonomik istikrarın sağlanmasında bir araç olarak kullanmaktır. Klasikler küçük, ıeel aynı zamanda ekonomik hayat üzerinde tarafsız kamu harcamalarından yana oldukları için enflas­yonla mücadelede kamu harcamalarından yararlanmamışlardır. Har­cama politikası ile kamu harcamaları kısılarak toplam talep düzeyi tam istihdam durumunda toplam arz seviyesine indirilebilir. Ancak kamu harcamaları kısılırken bir takım sorunlarla karşılaşılır. Bunlar:

  • Sürekli artış eğilimindeki harcamaları kısmak zordur.
  • Savunma giderleri, sosyal politika giderleri vb. harcamaların konjonktüre göre ayarlanması zordur.
  • tş çevresi, halk ve devlet adamlarının enflasyon hakkında ortak bir düşünce yapısında olması gerekmektedir.
  • Politik nedenler, kamu harcamalarının kısılmasını engeller.
  • Aşırı kısıntı yapılması, deflasyon beklentilerine yol açabilir. Bu durumda ileri sürülen iktisadi gerekçeler bu harcamaların

yapılması konusunda ortaya atılmış prensiplerle çatışma için­de olmamalıdır.

  • Marjinal sosyal fayda- marjinal sosyal maliyet analizi gibi ince •hesaplamaları içeren kamu harcamalarından vazgeçmek güç­tür.

Enflasyonla mücadele ederken kısa dönemde amaç olan toplam talebi kısmayı başarabilen en iyi araç harcama politikasıdır. Devlet bu amaçla, girişmiş olduğu büyük bayındırlık harcamalarım ve büyük ya­tırımları kısa süre için durdurarak daha uzun döneme yayabilir veya hazırlanmış projeleri geciktirebilir hatta savunma harcamalarını dahi kısabilir.

Uzun dönemde asıl sorun ise toplam arzın toplam talep düzeyine yükseltilmesi için kamu harcamaları verimliliklerinin artırılmasıdır. Bu bağlamda harcamaların verimliliği arttırılmak için bazı üretim sek­törlerinde yatırım yapan girişimcilere mali yardımda bulunulabilir. An­cak bu mali yardımlann marjinal teşebbüslere ve üretim hacimlerini kısmış olan tekellere verilmemesine dikkat edilmelidir. Yoksa toplam arzda tıkanıklık olarak çıkmayan üretim sektörlerine mali yardımda bulunmak fayda değil, artan üretici giderleriyle anan efektif talebi yükselterek zarara neden olur.

Harcama politikasının başarısı, harcamaların finansmanıyla da il­gilidir, Finansman geniş ölçüde artan oranlı vergilerle karşılanmalıdır. Bireylerden, bankalardan ve merkez bankasından borçlanmak, para arzım artıracak ve bu da sonuç itibariyle enflasyonist etkide buluna­caktır.

<S> ENFLASYONLA MÜCADELEDE VERGİ POLİTİKASI

Enflasyonla mücadelede vergi politikası bir yandan toplam talebi kısmaya, toplam aız ile toplam talep arasında denge sağlamaya ve ekonomideki tıkanıklıkları gidermeye çalışacak, diğer yandan teşvik edici vergi kurumlan ile ekonomideki toplam arzı toplam talep düze­yine çıkartmaya gayret edecektir. Bununla birlikte enflasyonla müca­delede kısa dönemde esas gaye efektif talep seviyesinin düşürülmesi

olduğu için devlet bütçeleri fazla gösterecektir. Devlet bil içe fazlasını elde edebilmek iizere ya kâmil harcamalarından kısıntı yapacak ve gelirlerinde bir indirim yapmayacak veya eski harcama hacmini koru­yarak eski vergilerin nispetlerini anıracak, böylece vergilendirilmedik vergi rezervlerini vergilendireccktir. Ancak enflasyonla mücadele edi­lirken yergi politikasının uygulanması sıvasında mükellefler vergilen­dirileceğinden, sert bir direnç ile karşılaşacaktır, Zira vergi yükümlü- sit, kamu harcamalarından elde.ettiği faydadan çok ödediği vergi ile. . ilgilenmektedir. Ayrıca enflasyonla mücadelede alınan ek vergi kamu harcamalarım finanse etmek iizere değil, bir bütçe fazlası meydana getirmek amacıyla alınmakta olduğundan direnç daha fazla oluşmak­tadır.

Enflasyon devrelerinde vergilerin arttırılması yani gayri safi vergi yükünün yükseltilmesi, mükellefleri likiditelerinden mahrum etmek ve bütçe fazlası meydana getirmek, ekonomideki likidite fazlasını em­mek bakımından gereklidir. Ancak bazı hususlar göz ardı edilmemeli­dir. Bu hususlar, vergi yüklerinin anması karşısında mükelleflerin ver­gilere karşı gösterdikleri tepki ve ekonomik davranışlarından meyda­na gelen değişiklikler; vergi sisteminin yapısına ne gibi yeniliklerin so­kulabileceği; enflasyonun milli gelirin dağılışını hangi sosyal tabakalar lehine değiştirdiği; enflasyonla mücadelede dolaylı veya dolaysız ver­gilere yer verilmesi gerektiği gibi konuları kapsar.

.Enflasyonla mücadelede uygulanan vergi politikası ekonomiyi düzenleyici bir vergi politikasıdır, Bu sebeple bu politikanın yapısın­da esnek unsurlar yer almalıdır. Ancak o zaman ekonomi düzenlene­bilir ve belirli istikamete yöneltilebilir. Düzenleyici bir vergi politikası yoluyla yeni vergiler kabul etmeden ve eski vergilerin oranını arttır­madan önce ekonomideki toplam talep fazlasının, vergi sistemindeki boşluklardan meydana gelip gelmediği bir araştırmaya tabi tutulmalı­dır. Çünkü her verginin tesirleri ve sınırları birbirinden farklıdır.

Mükellefler tarafından vergilendirmeye bir direnç olsa da bu yo­la mutlaka başvurulmalıdır. Çünkü enflasyon dönemlerinde, istihdam ve milli gelir düzeyi ile kişisel harcanabilir gelir düzeyi yüksek olduğu

için vergi yükü arttınlmazsa, yerini özel harcamalar alır. Bu nedenle azaltılan kamıı harcamaları efektif talep düzeyini düşürmelldir. Ayrıca vergi politikasının tek amacı bütçeden gelen enflasyonist etkileri yok etmek değil, aynı zamanda özel tüketim ve yatırımları kontrol ederek milli ekonomiyi düzenlemektir.

Enflasyonla mücadelede vergi politikasına teşvik edici uygulama* far sokularak bu politikanın uygulanması kolaylaştırılabilir. Bunun için vergi politikası yoluyla toplam arz-toplam talep dengesi sağlan­mak istenirken vergi sisteminin yapısına teşvik kurumlan sokularak, teşvik edici bir vergi politikası uygulanacaktır. Bu politikanın gayesi, selektif bir vergileme yoluyla iktisadi faaliyetleri özendirmektir. Teşvik kurumlan;

  • Bir yılın zarannın izleyen yıllara nakli
  • Hızlandırılmış amortisman
  • Yatırım indirimi
  • Vergi kredileri
  • Oto finansman

.     • Vergi muaflık ve istisnaları

  • Katlı kambiyo kurlan
  • Koruyucu tarifeler
  • Tahsisi varidat usulü

Teşvik edici vergi politikalarıyla toplam arzın toplam talep düze­yine hemen yükseleceğini düşünmek yanlıştır. Çünkü teşvik edici ver­gi politikası, her şeyden önce Özel sektörü geniş, girişimcileri sınırsız kâr peşinde koşan, para şuurunu kazanmış, piyasa ekonomisinin teş­vik tedbirlerine karşı hassas olduğu ekonomilerde başarı gösterir.

4> FİYAT İSTİKRARI

Fiyat istikran yalnız genei fiyat seviyesinin düşmesi yönünde bo­zulmaz, mal ve hizmet akımlan ile para akımları arasındaki denge pa­rasal akımların reel akımlardan büyük olması sonunda da bozulabilir. Bu durum, eskiden ekonomiden çekilmiş olan parasal akımların, atıl fonlann tekrar ekonomiye dönmüş olmasından ileri gelebilir, Atıl fon-

lar Lekrar ekonomiye dönünce, bıı fonlar tüketim malları ile yatırım mallarının satın alınmalarında kullanılır, o zaman ise loplarrı arz top­lam talebi karşılayamaz, bu durumda fiyat istikrarının korunabilmesi için toplam üretimi anırmak, toplam arz-toplam talep dengesini sağla­mak gerekir. Bıı ise ancak milli gelir seviyesinin yükseltilmesi ile mümkündür. Kredi i ıa emindeki artışlar ve daralışlar da fiyat istikrarını bozabilir. Zira kaydi para yaratılmasıyla ekonomideki para arzı art­maktadır, Ayrıca kredi hacminin genişlemesi de ekonomideki toplam ■para arzını artırabilir. Dış alemden gelen etkenler de fiyat istikrarını bozabilir-, ihracatın artması o memlekette mal ye hikmet arzının azal-, masına buna mukabil, toplanı para arzının genişlemesine sebep ola­bilir. Bunun dışında ticaret hadlerinin ihracatçı ülke lehine dönmesi ile üreticilerin gelirleri yükselir vç toplam talep artabilir bu.ise toplam arz-toplam talep dengesini bozar ki buna fiyat istikrarının bozulması denir.

: Kısaca, ifade etmek gerekirse lıyat istikrarını bozan haller şunlar­dır:

: • Genel fiyat seviyesinin düşmesi veya yükselmesi şeklinde ortaya çıkan konjonktür dalgalanmaları ‘ o Atıl fonların aktifleştirilmesi

o Kredi hacmindeki artışlar ve azalışlar

  • Dış alemden gelen etkenler

Tüm bu açıklamalar gösteriyor ki, ekonomideki istikrarsızlardan, toplam arzla toplam talep arasındaki dengesizlik kadar, toplam arzla toplam talebin bileşimi de sorumludur. O halde toplam arz ve talebi meydana getiren unsurları incelemek gerekmektedir. Toplam arzı meydana getiren unsurlar bir ekonomi içinde yatırım ve tüketim mal­lan şeklinde üretilen mal ve hizmetler ile bu ekonomiye dış alemden ithal edilen yaunm vc tüketim malları ve hizmetlerden ibaret bulun­maktadır.

(Toplam Arz ■ Yalın m Mallan + Tüketim Malları + ithalat) Toplam talebin unsurları arasında fertlerin ve devletin yatırım mallan, tüketim mallan ve hizmetlere karşı olan talebi ile dış alemin

bir ekonomi içinde üretilen sermaye ve tüketim mallan ve hizmetlere karşı talebi, yani bu ülkenin ihracatı yer almaktadır.

(Toplam Talep = Yatırım Harcamaları + Tüketim Harcamaları

+ İhracat)

Fiyat istikrarının sağlanabilmesi için, yatırım mallan arzının yatı- nm mallan talebine, etiketim mallan arzının tüketim malları talebine eşit olması yeterlidir. Bu eşitlikler sağlanamadığı sürece fiyat istikrar­sızlığı olacaktır,

<& FONKSİYONEL MALİYE TEORİSİ

Dinamik maliye olarak da adlandırılan yaklaşım A.P. Lerner tara­fından savunulmuştur. Tarafsız maliye yaklaşımına karşı çıkan teori, devletin iktisadi alandaki en önemli görevinin tam istihdamı sağlamak olduğunu savunur, Bu teoriye göre devlet, mali araçları kullanarak ekonomiye müdahale etmeli ve ekonomik istikrarsızlıkları önlemeye çalışmalıdır.

■$> FORMÜL ESNEKIİĞt

Ekonomik hayada ilgili göstergeler belli bir değeri aşınca, türü ve büyüklüğü önceden saptanan bir takım önlemlerin devreye girmesine “formül esnekliği” denir. Otomatik stabilizatörler ve iradi politikalar bunun temelini oluşturur.

<8> GAYRÎ SAFİ VERGİ YÜKÜ

Toplam vergi yükü de denilen bu kavram, vergi ve vergiye ben­zer gelirlerin gayri safı milli hasılaya (GSMH) oranını ifade eden kav­ramdır. Bu kavramla iktisadi kaynakların ne kadarının kamu makam­larının eline geçtiği anlatılmak istenir. Burada önemli olan nokta, sos­yal yardımlar ve transfer lıarcamalan yoluyla vergi mükelleflerine sağ­lanan gelirlerin de gayri safi vergi yükü arasında yer almasıdır. Yani bu unsurlar kamu gelirlerinden düşülmez.

<§> GERÇEK HARCAMA-TRANSFER HARCAMASI AYRIMI

Kamu harcamalarının ekonomik nitelik ve etkilerini göz önünde tutan bu aynın PlGOU ve COLM tarafından yapılmışlır. Transfer har­camaları, mal ve hizmet alı m ma yönelik olmayıp, toplumun sosyal yönden güçlii kalmasına yönelik yapılan ve daha çok yardım amacı güden bir niteliğe sahiptir. Transfer giderleri, ekonomik, sosyal ve ma­li nedenlerle gerekli görülen kişilere yapılan fon aktarmalarını ifade etmektedir. Bıı ödemelerden yararlananJaıın satın alma gücü artmak­ladır. Sübvansiyon şeklinde yapılan ,’trarisfer ödemeleri ise çeşitli kuru­luşlara ve piyasa, fiyatlarının düzenlenmesi amacıyla yapılmakladır. Tarıma, harikalara, sanayiye vb gerekli ve uygun görülen alanlara ve-, rilen sübvansiyonlar sosyal amaçlı transferlerden ayrılırlar. Şekli.ola-, rak transfer gelirleri bir. anlamda negatif vergi olarak .düşünülebilir. Transfer ödemeleri şartlı veya şartsız verilebilir.        ■         ■         ■         ■

<$> HAZİNE AÇIĞI ve HAZİNE FAZLASI

; Bütçe giderleriyle bütçe dışı hesapların giderleri toplamının, büt­çe gelirleriyle bütçe dışı hesapların gelirleri toplamından fazla olması durumunda ortaya çıkan açık “hazine açığı” olarak değerlendirilir­ken, tersi durumda ortaya çıkan fazlaya “hazinefazlası”denir.

-%> HAZİNE BONOSU

Hâzinenin kısa dönemde ihtiyaç duyduğu finansman açığını ka­patmak amacıyla çıkarttığı borçlanma senetlerine “hazine bonosu” denir. Hazine bonoları, bankalara iskonto eltirilebildiği gibi halka da satılabilirler.

<$> HAZÎNE DIŞ BORÇLANMASI

Yıırt dışındaki kaynaklardan (kişiler, kamu veya özel kurumlar, uluslararası kuruluşlar, devletler vs) gönüllü yöntemlerle, belirli bir vade ile ve belirli sabit veya değişken faiz karşılığında borçlanılması­dır.

<$> HAZİNE İÇ BORÇLANMASI

Yurt içindeki kaynaklardan (kişiler, özel kurumlar vs) genellikle gönüllü yöntemlerle, belirli bir vade ile ve belirli sabit veya değişken faiz karşılığında borçlanılmasıdır.

<$> HAZİNE KEFALETİNİ HAİZ BONOLAR

Genellikle KITler ve iktisadi alanda faaliyet gösteren katma büt­çeli idareler tarafından, gerek işletme sermayesi ihtiyacını karşılamak gerekse yatınmlan finanse etmek için en çok 9 ay vadeli olarak çıka­rılan borç senetlerine “hazine kefaletini haiz bonolar” denir. Bunlar Maliye Bakanlığının kefaletini taşırlar. Çıkarılan bu bonolar ya Merkez Bankasına ıskonto ettirilir ya da karşılığında avans kullanılır.

<$> HÂZİNENİN GELENEKSEL FONKSİYONLARI

Ha2inenin geleneksel fonksiyonlan hazînenin mekan ve zaman itibariyle denkleştirilmesidir. Bazı yerlerde açık, bazı yerlerde fazla ve­ren lıazine kasaları arasında denge bozulması durumunda ortaya çı­kan denkleştirmeye “mekan itibariyle denkleştirme” denir. Günümüz­de mekan itibariyle denkleştirme Merkez Bankası tarafından, merkez bankası olmayan yerlerde ise Ziraat Bankası tarafından gerçekleştiril- mektedir. Devletin gelir elde etme dönemleri ile giderlerinin gerçek­leştiği dönemler arası uyumsuzluk ise zaman itibariyle denkleştirme­ye yönelik işlemlerle halledilir. Hazine bunun için adi emaneder, mer­kez bankası avansları, hazine bonolan, devlet tahvilleri ve diş borçlan­ma gibi kaynaklara başvurur.

HÂZİNENİN GEIİR YARATMA FONKSİYONU

Hazînenin gelir yaratmasından kastedilen unsur, özkaynaklann belirli hallerde, mali bakımdan sağlam, güvenilir bir kamu geliri olma­sıdır. Hazine bonosu ihraç etmek ve merkez bankasında emisyon me­kanizmasını harekete geçirmek gibi.

<$> İÇ BORÇLANMA İHALE YÖNTEMLERİ

Devlet İç Borçlanma Senetleri(DlBSj İhaleleri, TC Merkez Banka­sı Kanununun 41 ‘inci maddesi çerçevesinde TCMB piyasalar Genel . .Müdürlüğüne Bağlı Hazine İşlemleri Müdürlüğü tarafından gerçekleş- tirilmektedir. İhale yöntemleri şunlardır;

  1. Çoklıt Fiyat İhalesi: İhaleye katılan yatırımcıların teklif ettikleri faiz oranları içerinden Hazine bir optimum faiz oramn belirlenıekte- dir. Bu orandan düşük .faizde; .teklif .gönderen tüm katılımcılar kendi teklif ettikleri faiz oranı ya da fiyattan ihaleden DİBS almaya hak ka- ; zanmaktadıı;. yatırımcılar, teklif ettikleri faiz.oranı kendileri için bağ­layıcı olduğundan gerekçi teklif vermek zorundadırlar. Çünkü opti­mum faiz oranına düşük bir faiz teklif ederlerse, daha az bir getiriye razı olmak zonında kalacaklar; optimum faiz oranından yüksek bir fa­iz teklif ederlerse ihaleden senet alamayacaklardır. Çoklu fiyat ihalele­ri, piyasanın istikrarlı olduğu dönemlerde yatırımcılar arasındaki reka­beti artırdığından, Hazine açısından dalıa avantajlıdır.
  2. Tek Fiyat İhalesi: İhaleye gelen fiyat teklifleri içerisinde Hâzi­nenin borçlanma maliyetini minimize eden bir fiyatın belirlenmesi ve söz konusu fiyattan daha cazip teklif gönderen tüm katılımcılann al­mak istedikleri DİBS tutarını kendi teklif ettikleri fiyattan değil, Hâzi­nenin belirlediği tek fiyattan almaları şeklinde gerçekleşir. Tek fiyat yöntemiyle değerlendirilen bir ihaleden senet almaya hak kazanan ka­tılımcıların lıepsi aynı getiriyi elde edeceklerdir. Tek fiyat ihale yönte­minde, İhaleyi kazanan tüm yatırımcılar ihalede belirlenen en düşük fiyat üzerinden senet alırlar. Bu yöntemde ihalenin sonuçlandığı nok­ta çok önemlidir. Çünkü bıı noktadaki faiz oranı ve fiyat, dalıa düşük tüm tekliflere de uygulanacağından, Hâzinenin toplam faiz yükü arta­caktır. Bu nedenle de optimum faiz oranının tespitinde yetkililere bü­yük görev düşmektedir. Tek fiyaı İhale yöntemi, genellikle piyasada dalgalanmaların fazla olduğu dönemlerde kullanılmaktadır. Katılımcı- lann çekinmeden ihaleye katılmaları sağlanacağından borçlanma ko­laylaşmaktadır.

<$> İÇ FİNANSMAN KAYNAKLARI

  • Gönüllü ve kurumsal tasarruflar: Tasarruf yurtiçi serma­ye birikiminin temel kaynağıdır. Az gelişmiş ülkelerde tasar­ruf olanakları sınırlıdır. Çünkü gelir düzeyi çok düşüktür. Bu sebeple nüfusun büyük kısmının marjinal tasarruf eğilimi dü­şük, marjinal tüketim eğilimi yüksektir. Tasarrufların artması­na en büyük engel de budur. Eğer devlet iyi yerlere yatırıla­cak olan tasarruflara güvence verir veya milli ekonomi bakı­mından faydalı olacak yatırımları mali yardımlarla korursa o zaman iktisadi kalkınma için yatırımlar teşvik edilmiş olur. Aynı gayeye ulaşmanın ikinci yolu ithalatı lisansa bağlamak­tır. O zaman iyi yatırımlar özendirilir, kötüleri teşvik edilme­miş olunur. Bir başka yol tasamıfa dayanan vergilere önem vennek, sanayi kalkınma ve yatınm bankaları kurarak iktisa­di kalkınmanın finansmanını sağlamaktır.

. • İç borçlanma: Borçlanma hem ekonomideki toplam tasar­rufları artırma hem de ekonomide yatırımlara gitmeyen tasar­rufları yattnma aktarma aracıdır. Az gelişmiş ülkelerde devlet ve sermaye şirketleri borçlanabilmek bakımından elverişli durumda değillerdir, çünkü ekonomide servet birikimi yok­tur, pek az kişinin tasarruf gücü vardır. Sermaye vc para piya­saları da bu ekonomilerde gelişmemiştir. Az gelişmiş ülkeler­de siyasi istikrarsızlık da devletin borçlanmasına önemli bir engeldir. Sermaye piyasaları gelişmediğinden sermaye şirket­leri az gelişmiş ülkelerde tahvil ihraç ederek borçlanamamak- tadır. Bu ekonomilerde sosyal sermaye gelişmemiş, emniyet ve asayiş sağlanmamış, kanun egemenliği kurulamamıştır. Ayrıca az gelişmiş ülkelerde yüksek faİ2İe borç vermenin yay­gın oluşu, spekülatif kazançların çekiciliği ve emin bir kazanç niteliğinde bulunması sermaye şirketlerini de borçlanma ko­nusunda cesaretlendirmez. Bu durumda devlet ancak SSK, bankalara ve anonim şirketlerin ihtiyatla n gibi bazı fonlara borçlanma imkanına sahiptir. Son yıllarda iç borçlarda oluşan önemli artışlar devletin bankacılık sisteminin resmi mevduat ve disponibilite şeklindeki kaynaklarına borçlanmasından

ileri gelmektedir. Devlet bu kaynaklardan daha çok borçlana­bilmek için bankaların disponibilite oranlarını yükseltmekte, munzam karşılıkları düşürmektedir,

Sermaye piyasası. İktisadi kalkınma ekonomideki sermaye birikimini artırmak demek olduğuna göre bunun için ilk yapı­: İacak şey mevcut tasarrufların yatırımlara gitmesini sağlamak­tır. Çünkü iktisadi kalkınma sadece toplam tasarruf ve yatı­rımları artırmak değil, bu yatırım ve tasarrufları eskisine göre ;.daha iyi kullanmayı gerektirir. Az gelişmiş ülkeler gösteriş için lükeıimi, gömiUemeyi ve kalkınmış ülkelere sermaye ilı- .racım önlemek üzere gerekli tedbirleri almaktadırlar. Serma­ye piyasaları ekonomideki mevcut tasarrufların yatırım yapa­cak kurum veya kişilerin eline geçmesini sağlayan piyasalar­dır. Bu piyasalar sayesinde ekonomi yeni bir aşamaya fmans aşamasına giıer.

Emisyon: Az gelişmiş ülkelerde yatırımların emisyonla fi­nansmanı kısa dönemde enflasyonist etki yapar. Çünkü az gelişmiş ülkeler çok az atıl kapasiteye sahiptir ve önemli mik­tarda mal stoku yoktur. Oysa kalkınmış ekonomilerde her an az veya çok atıl üretim kapasitesi ile birikmiş stok vardır. Bu sebeple kalkınmış ekonomiler emisyona başvurarak toplam talebi anırdıkları zaman artan talebi kısa dönemde stoklarla, orta dönemde atıl kapasitenin kullanılmasından gelen toplam arzdaki artışlarla, ıızıın dönemde de yaratılan yeni üretim ka­pasitesi ile karşılayabilirler. Emisyon kalkınmış ekonomilerde sermaye birikimini sağlamaktan çok tam istihdamı gerçekleş­tirmenin mali bir aracıdır. Oysa ki az gelişmiş ülkelerde eko­nomi her zaman tam istihdam da kabul edilebileceğinden ve mal stoku bulunmadığından emisyonun toplanı talebi artır­ması halinde kısa ve orta dönemde toplam arzı aıtirma olana­ğı yoktur. Bıı itibarla, kalkınmış ekonomilerde sermaye biriki­mi ekonomi eksik istihdamdan tam istihdam dengesine ge­çerken oluşur. Oysa az gelişmiş ülkelerde süreç daha düşük düzeydeki bir tanı istihdamdan daha yüksek düzeydeki bir tam istihdama geçerken cereyan eder.

  • Vergiler; îç finansman kaynaklarının sonuncusu vergiler en temel kaynaktır. Zaten verginin çıkış amacı da devletin kendi harcamalarını finanse etme ihtiyacından doğmuştur.

<& İKRAMİYELİ TAHVİL ‘

Tahvilin satışını artırmak için faizden farklı getiri olarak ikramiye­lere de yer verilen tahvil türlerine “ikramiyeli tahvil” denir.

<$> İNCE AYAR MAIİYE POLİTİKASI

Milli gelirin tam istihdam düzeyinden küçük sapmalar gösterme­si halinde bile, devletin ekonomiye müdahale ederek sapmaları orta­dan kaldırması gerektiği görüşünden hareketle, ekonomiyi sürekli tam istihdamda tutmaya yönelik ve tam istihdamdan her türlü sapma­ya anında müdahale etmeyi öngören maliye politikasına “İnce ayar maliye politikası” denir.

<» İSTİKRAR PROGRAMLARI

“İstikrarprogramlan”, ekonominin yeniden dengeye getirilmesi sürecinde uygulanan bir dizi önlemler paketidir. Bu programlar sıkı para ve maliye politikası temeline dayanmaktadır. İstikrar programla­nılın temel amacı var olan kaynaklar ile değişen ihtiyaçlar arasında bozulan dengeyi kurmak ve ekonomiyi yeniden sürdürülebilir büyü­me ortamına sokmaktır. Bir başka ifadeyle istikrar programlan, İçsel ve dışsal faktörlerin neden olduğu bir kriz sonrasında kısa dönemde ekonomide yaşanan dar boğazı aşmak için acil önlem paketi olarak uygulanan programlardır.

<$> İSTİKRAR PROGRAMLARINDA ÇAPA POLİTİKASI

Ekonomik sistemdeki nominal değişkenlerin denge değerinin be­lirlenmesinde zorunlu koşııl, bu değişkenlerden birisinin dışsal olarak saptanıp sabitleştirilmesidir. Bu sabitleştirmeye de “çapa (çıpa) politi- kast”denir. Boyut olarak küçük ve dışa bir hayli bağımlı bir ekonomi­de sabitleştirilmesi ilk akla gelen nominal değer döviz kumdur. İstik­rar sürecinde değişkenlerden birinin sabitleştirilmesi, tüm diğer değer­lerin dengesini saptamak için yeterlidir. Ancak uygulamada diğer no­minal değişkenlerin fiyatlarının istikrarı uzunca bir süre içinde gerçek­leşmekte, bu sırada enflasyonist bekleyişler şiddetlenmekte ve bftyle- ce uygulamadan vazgeçilmesi yönünde baskılar artmaktadır, işte bu nedenle kamu otoriteleri birden fazla değişkeni çapa olarak belirle­mektedir. Bu bağlamda nominal ücretler ve bir çok kamusal mal ve hizmetin fiyatı dondurulmaktadır. Böyle bir politikaya da “çoklu nominal çapa” denilmektedir.

<$> KA1İTATİF KREDİ KONTROLÜ

Milli ekonomi bakımından gelişmesi arzulanan ve gelişme potan­siyeli yüksek sektörlere kolaylıkla kredi açılır. Gelişmesi kaynakların ; israfına yol açacak sektör ve faaliyetlere kredi dağılımında önem veril­mez ye bunlara karşı cephe alınır, kredi tavanları uygulanır.

<e> KAMU EKONOMİSİNİN NİSPÎ DEĞERİ

Kamıı ekonomisinin nispi değerine yönelik düşüncelerin ana fik­ri, özel sektör tarafından yaratılan mal ve hizmetlerin safljdeğerleri toplamına kamu ekonomisinin ne miktarda katkıda bulunduğunun bi­linmesidir. Fakat bunu tespit etmek kolay değildir. Bunu tespit edebil­mek için önce kamu ekonomisinde yaratılan safi mal vc hizmet mik­tarını bilmek ve safi hasılayı tespit etmek lazımdır. Bunu tespit etmek özel ekonomilerde kolaydır ama bu dorum kaimi ekonomisinde ko­lay değildir, Çünkü transfer harcamaları milli gelir hesaplanna dahil edilmemektedir. Eğer özel ekonominin gelir hesaplarına kamu eko­nomisinin transfer harcamaları ilave edilirse, aynı meblağlarını bir ke­re vergi mükelleflerinin geliri içinde bir kere de kamu ekonomisi için­de saymış oluruz. Halbuki bu harcamalar ekonomide kullanılabilir mal ve hizmet toplamına net bir katkıda bulunmaz. Bu bağlamda eko­nomideki gerçek kamu tüketimini belirlemek için transfer harcamala­rını kamu harcamaları toplamından çıkarmak gerekir. Ancak o zaman mal ve hizmet arzından ne kadarının kanın tarafından tüketildiğini

bilmek mümkün olur. İkinci olarak safi hasılaya bir fiyat uygulanması gerekir. Bunu belirlemek için de 3 usule başvurulmuştur.

  1. Devlet hizmetlerinin fiyatını maliyeti olarak kabul eden gö­rüştür. Kamıı hizmetlerinin maliyeti, devletin üreticilerden mal ve hizmet şeklinde satın aldığı malların değerini ilave etmek veya çıkarmak suretiyle buluruz. Bu usul çok basittir.
  2. Kamu hizmetlerinin fiyatı kamu gelirleridir. Bu hizmetlerin fi­yatını özel şahıslar ve kurumlar tarafından ödenen vergiler teşkil eder. Durum böyle olunca, vergi mükelleflerinin öde­dikleri vergi toplamından üretime faydası dokunan .ara hiz­metlerin toplamını düşersek elde edilecek bakiye bize hiz­metlerin değerini gösterir.
  3. Son olarak kullanılan usul ise götürü usuldür. Bıı 2 konu çö­züme bağlanabilirse, yapılacak iş basit bir çarpma İşlemidir. Böylece;

Hastla x Fiyat “ Kamu Ekonomisinde Yaratılan Gelir

olacaktır.

KAMU KESİMİ BORÇLANMA GEREĞİ

Merkezi hükümetin, yerel yönetimin, kamu kuruluşlarının ve di­ğer kamu kesimi oluşumlarının toplam harcamalarından; merkezi ve yerel vergi gelirleri, KIT’lerin satış gelirleri ile tüm kamu kıınıluşlarının gelirlerinin çıkanlmasıyla ortaya çıkan kamu açığına “kamu besimi borçlanma gereği”denir.

KANTİTATİF KREDİ KONTROLÜ

Ekonomideki toplam kredi hacminin miktar yönünden kontrol edilmesi demek, mutlaka kredi hacminin daraltılması demek değildir. Bankaların ödünç verebilecekleri fonlan veya ellerinde tuttukları liki­diteleri ekonomik dunım ve şartlara göre kontrol etmeyi amaç edinen sisteme “kantitatif kredi kontrolü”denir, Ekonominin ihtiyacına göre, kantitatif kredi kontrolü sayesinde toplam kredi hacmi daralulabildlği gibi genişletilebilir de. Bu kontrol dolaylı bir şekilde olur ve bazı araç­ları kullanmak suretiyle yapılır.Bunlar;

» İshonto politikasv Bu politikayla, bankaların açacakları kredilere karşılık, faiz di’ışiik tespit edildiği vakit, ekonomide toplam kredi talebinde bir genişleme olur, (ııcıız para politi- :  kaşO Bankaların açtıkları krediler için yüksek faiz almaları ise

toplam kredi talebeni daraltır, (sıkı para politikası)

  • Reeskont politikasv. TGV1B, muteber saydığı 3 imzayı taşı­mak ve vadelerine en çok 120 gün kalmış olmak kaydıyla ve.

. kendi belirleyeceği esaslar dahilinde bankalar tarafından ve- ’rilecek’ticari .senet ve vesikaları reeskonta kabul edebilir. 3a- nayi ve maden işleri ile uğraşan gerçek ve tüzel kişilerin bir :  banka tarafından ibraz edilecek ticari senetleri, esnaf ve esnaf

  • teşekküllerinin kredi ihtiyacını kanunla karşılamakla görev­

lendirilmiş bulunan bankalar tarafından tevdi olunacak senetler, ayrıca banka meclisince tespit edilecek esas ve şart­lar dahilinde bankalar tarafından tevdi edilecek vadelerine en çok 8 yıl kalmış olan senetler btı senetler kapsamına gir­. inektedir. Merkez bankası btı senetleri kabul edebilir veya mukabilinde avans verebilir.

  • Açth piyasa işlemleri: Merkez Bankası, asgari 3 imzayı ta­

şımak ve en çok 120 gün kalmış olmak şartıyla bankaların tevdi edeceği senet ve vesikaları, menkul kıymet, tahvil bono alımı ve satışı işlemleriyle, ödünç verilebilecek fonları azalta­bilmekle veya arttırabilmekredir. Böylece de toplam kredi hacmi üzerinde etkide bulunabilmektedir.

  • Kanuni Karştlth ve Disponibilite: Kanuni karşılık, ticari bankaların topladıkları mevduatlar karşılığında Merkez Ban­kasına yaiırdıklart mevduatın belli bir oranıdır. Disponibilite ise ticari bankaların kendilerine yatırılan mevduatın bir kıs­mını kendi kasasında risk haline yönelik saklaması durumu­dur. Bu oranlar arttırıldıkça kredi hacmi daralmakta, azaldık­ça toplam kredi hacmi artmaktadır. Bankaların disponibilite olarak ayırdıkları fonları devletçe ihraç edilen hazine bonola­rı ve devlet tahvillerine plase etmesi, bankaların nakit şeklin-

de tutması gereken fonları faiz geliri sağlayan fonlar haline dönüştürürken, diğer yandan devleti bankacılık sisteminin kaynaklarından borçlanır hale getirir. Böylecc kaydl para ar­tar ve ekonomide enflasyonist etkiler oluşur. Türkiye’de enf­lasyonun kaynaklarından biri de dlsponibilite oranlannın art­ması ve disponibil fonların hazine bonolarına ve devlet tah­villerine plase edilmesidir.

  • Kredi tavanlar*: Kredi hacimlerinin sektörler ve çeşitleri iti­bariyle belirli tavanlara bağlanmasına yönelik kontrol meka­nizmasıdır.
  • Zorunlu Döviz Devir Oranlan: Son yıllarda ekonominin likiditenin kontrolü bakımından en çok kullanılan araçtır. Bıma göre Merkez Bankası ekonomide kazanılan dövizlerin belli bir oranının kendisine satılmasını zorunlu hale getirmek­te ve gerektiğinde bu oranlarda değişiklik yapabilmektedir.

<$> KÂRA İŞTİRAKÜ TAHVİL

Tahvillerin temel özelliği sabit faiz getirisi sağlamaları olmasına rağmen kâra iştirakti tahvillerde gelir, sabit faiz oranı olarak değil, çıkaran ortaklığın bilanço kânndan pay şeklinde olmaktadır. Bilanço kân kurumlar vergisinden Önceki kârdır ve bu kâra önceden belirlen­miş oran uygulanarak dağıtılacak miktar tespit edilir. Bunun akabinde de kâra iştirakti tahvil sahiplerine önceden belirlenmiş oran uygula­narak dağıtılacak miktar tespit edilir.

<S> KARA PARA

Yasal olamayan her türlü faaliyetlerden elde edilmiş olan veya vergisi mükellefleri tarafından ödenmemiş paraya “karapara”denir.

<î> KALDIRAÇ ETKİSİ

Kamu harcamalanmn özel harcamalardaki yetersizlikleri telafi ederek ekonomiyi tekrar canlanma sürecine sokmasına “kaldıraç et­kisi” denir.

KEYNESYEN İKTİSADİ GÖRÜŞ

  • Ekonomi klasiklerin iddia ettiği gibi daima tam istihdamda değildir. Ekonomi için aşın istihdam, noksan istihdam ve tanı istihdam dengelerinden birinde bulunmak bahis konusu ola­bilir.
  • Faiz, yatırım-tasamıf eşitliğini değil, para, arzı-para talebi den­gesini sağlar. Faiz, tasarruf sahiplerinin likiditelerinden uzak- {aşmalarıma bir. bedelidir. Faiz haddi yükseldikçe likidite ter- cilıi azalır, faiz haddi düştükçe, likidite tercihi artar. Toplanı
  • paıa arzındaki artışlar da faiz haddini düşürür.        :

: ‘•     Yatırımlar yalnız faiz haddine değil sermayenin marjinal ye-‘

.rimiiligine de bağlıdır. Sermayenin marjına] verimliliğinden . kasıt girişimcilerin gelecek hakkındaki bekleyişleridir.

… «    Ücret düzeyinin düşmesiyle istihdam hacminin her .zaman

  1. yükselmesi beklenemez. Çünkü işçiye ödenen ücret 2 yönlü­

dür. Ücret bir yönüyle efektif talep, diğer yönüyle maliyet un­.           surudur. İstihdam hacmi her şeyden önce milli gelire bağlıdır.

8   Piyasaya arz olunan her mal kendi talebini yaratmaz.. Bu du-

mm ancak lam istihdam da cari fiyat düzeyinde toplam arzın toplam talebe eşitliği halinde meydana gelir. Halbuki, gelirin ^       bir kısmı lasarıııf edilebilir ve efektif talep içinde yer almaya­

bilir. O zaman ekonomide sızmalar meydana gelir, her arz kendi talebini yaratmamış olur.

  • Ekonomi eksik istihdamda dengede iken özel harcamalarla

^                            kamu harcamaları arasında rekabet yoktur. Yani birinin art­

ması, diğerlerinin azaltılmasını gerektirmez. Onun için eğer ekonomi eksik istihdamda iken dengede ise tam istihdamın gerçekleştirilmesi için kamu harcamalarının arttınlması gere­kir.

r

r*

r-

<$> KIT’LERİN FİYAT POIİTİKALARI

  • Mali monopollerin fiyat politikaları

Tekel idaresinden gelir 2 şekilde sağlanır. Birincisi, tekel ida­resi tekel maddeleri üzerinden alınan vergileri bvı malların

r

satışı sırasında tahsil etmekte ve bunları Hâzineye ödemekte­dir. İkincisi ise tekel idaresi üretimini, ihracatım, idıalini, satı­şını elinde tuttuğu mallarla ilgili faaliyetlerinden kar sağla­maktadır. Bu bağlamda mali monopollerin fiyat politikaları herhangi bir sosyal sakıncanın doğumuna sebep olmadan monopolün kârını azamileştirmek şeklinde belirlenmelidir.

  • Endüstriyel hizmetlerin fiyatpoUtİhası

Kamu hizmeti gayesiyle kurulmuş teşebbüslerin fiyat politi­kaları P=OM (fiyat – ortalama maliyet) prensibine dayanmalı ve teşebbüse yatırılan sermayenin faizi, amortismanı, serma­yenin normal kân ortalama maliyetlere eklenmelidir.

  • Milli endüstrilerin fiyat politikaları

Milli endüstrilerin fiyat politikaları ise piyasa ekonomisi kural­larına göre tespit edilmelidir.

<$> KLASİK İKTİSADI GÖRÜŞ

  • Her arz bendi talebini yaratır

Klasik iktisadi görüşün temel varsayımı olan bu görüşe göre her zaman tam istihdam seviyesinde olan iktisadi denge durumunda her arz kendi talebini yaratmaktadır.

  • Kamu harcamaları hacimce küçük ohnak

Mali gelenekçilere göre kamu harcamaları normal olarak ver­gilerle finanse edilir. Çünkü borçlanma olağanüstü bir gelir­dir. Eğer kamu harcamaları büyilk miktarlara ulaşırsa, vatan­daşlardan alınacak vergiler de artar. Halbuki devlet vatandaş­lardan ne kadar çok vergi alırsa, bu vergiler ekonomik ve sosyal hayata o derece müdahale eder. Kamu harcamalannın miktarı arttıkça müdahale oranı da o oranda artacaktır ve üs­telik verimsiz de olacaklardır. Ekonomik ve sosyal hayata devlet müdahalesi ve iktisadi kaynaklann devlet elinde kulla­nılması.aynı zamanda israfa da yol açar. Bu nedenlerle, dev­letin müdahalesinden ve kamu harcamalarının artırılmasın­dan kaçınılmalıdır. Bu sebeple kamu harcamaları miktarca az

olmalı ve reel harcamalardan meydana gelerek ekonomik ve sosyal hayat üzerinde tarafsız kalabilmelidir.

  • Devlet bütçesi “denk” ohnah

Klasik maliyecilere veya mali gelenekçilere göre devlet büt­çeleri ile aile bütçeleri arasında nitelik farkı yoktur. Nasıl ide­al bir aile bütçesi geliri giderine denk olarak hazırlanan ve uygulanan bir bütçe ise, devlet bütçeleri de denk olarak ha- zırlanmah ve denk olarak uygulanmalıdır, Klasik maliyecile­re göre; eğer deylet bütçeleri denk olarak hazırlanır ve uygu­lanırsa, kamu harcamalarının seçiminde ve bu harcamaların

.    . karşılığının bulunmasında büyük gayretler sarf edilmez. Böy-

lece toplumsal ihtiyaçların en zorunlu olanları seçilir ve bu harcamalar sosyal hayata en az müdahale eden vergilerle fi­nanse edilir. Bunun doğal sonucu olarak da.bütçe, istikrarsız­lıklardan korunmuş ve enflasyon ve. deflasyondan kaçınılmış olur.. ’ ..            ………..

  • Kamu harcamaları dolaylı vergilerle karşılanmalı Klasik maliyecilere göre iyi bir vergi, ekonomik ve sosyal ha­yata müdahalede bulunmayan, tarafsız vergidir. Kamu harca­maları dolaysız vergilerle karşılanacak olursa ekonomik ve sosyal hayat bundan etkilenir, Zira, dolaysız vergiler gelir ve servet üzerinden alınan vergiler olup bu vergilerin ekonomik ve sosyal hayatla ilişkisi direkttir. Halbuki dolaylı vergiler ki­şilerin harcamaları üzerinden alınır ve etkilerini daha çok harcamalar üzerinde ve harcamaların kısılması biçiminde gösterir.
  • Bütçe açıklan uzun vadeli borçlanmalarla karşılan­malı

Devlet borçlanırken para piyasasından (kısa vadeli fon piya­salarından) değil, sermaye piyasasından (uzun vadeli fon pi­yasalarından) borçlanma lıdır. Sermaye piyasaları yatırımlara gidecek fonlann piyasası olarak da ifade edilir. Bu sebeple devlet sermaye piyasalarından borçlanırsa, harcamaları

638 |____________________________________________ ^Uy*

hacimce küçük ve borçlanma olağanüstü bir kamu geliri ol­duğu için sermaye piyasalarında sermaye arzı-sermaye talebi dengesini kendi lehine bozamaz. Çünkü sermaye piyasasının doğal görevi özel sektörün sermaye talebini karşılamaktır. İş­te bu yüzden, sermaye piyasası dengesini bozmamak ama­cıyla devletin borçlanmak zorunda kaldığı hallerde sermaye piyasalarına başvurması gerekir.

  • Devlet tüketici honumundadtr

Klasiklere göre devletin temel vasfi, beceriksiz ve tüketici oluşudur. Say’a göre devlet kötü bir girişimci, kötü bir aile re­isi ve kötü bir aşçıdır. Bu nedenle iktisadi kaynaklann devlet elinde kullanılması bu kaynaklann tüketimiyle sonuçlanır.

$ KONSOtİDASYON

Özellikle uluslar arası borç işlemlerinde borçlu ülkenin, vadesi gelen bir borcun daha uzun süreli bir vadeye uzatılması işlemine “konsolidasyon” denir. Kısaca vadesi gelmiş kısa vadeli devlet borçla- nnm, vadelerini uzatmak suretiyle uzun süreli borç şekline dönüştü­rülmesidir.

W

KONVEKSİYON                                                                           W

Ekonomik şartların el vermemesi nedeniyle var olan yüksek faiz­li kamu borçlarının düşük faizli borçlada değiştirilmesi işlemine “kon- tjeriyon” denir.

<$> MALİ KRİZ                                             ,

Mail kriz devletinCmerkezi yönetim ve yerel yönetimlerin) vergi­ler yoluyla karşılayabileceğinden daha fazla harcama eğiliminin ve ge- reksinimlnin yerleşik hale gelmesinin bir sonucu olarak, var olan hiz-                                                                                                         ^

met düzeylerini dalıi devam ettirmede yetersiz kalması durumudur.

<«> MALİYE POLİTİKASI AMAÇLARI

  • Ekonomide istikrar sağlamak
  • Bir ekonominin istikrara kavuşmasını sağlamak için başlıca 2 hususun bir arada gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bunlar: “fiyat istikran” ve “tam istihdamca. Bunları gerçekleştire- . bilmek içinse bazı ekonomik eğilim ve baskılara karşı koy- malc gerecektir. Şöyle ki;

a- Ekonomideki Enllaşyonist eğilimlere karşı koymak: Mali-,

;    ;  . ye politikası kullanacağı mali.araçlarla ekonomideki da­

raltıcı kuvvetlerle mücadeleye girişecekse, ekonomide : :: toplam arz-toplam talep dengesini, tam istihdam seviye­. sindeki toplam arz-toplam talep dengesi haline getire­cektir.

b-. Deflaşyonist eğilimlere karşı koymak, ç- Tam istihdamın korunması.

  • İktisadi kalkınmayı gerçekleştirmek

. Maliye politikası, kamu harcamaları, yatırım harcamaları ve gelişme cari harcamaları ile adam başına sabit fiyatlarla isabet eden milli gelirintlcvamh artıTIIımsın^aVel^nomik ve_sosyal yapının daha iyi, daha güzel ve daha mükemmeli; doğru de­ğiştirilmesinde yani iktisadi kalkınmanı^ ggrçekteştiriİmesin- de önemli rol oynar. Bu harcamaların kalkınmayı gerçekleş­tirebilmesi finansman şekilleri ile yakından ilgilidir. Bu bağ­lamda kalkınma ile ilgili harcamaların sağlıklı finansman kay­naklarından beslenmesi gerekir. Bu amaçla, devletin vergi politikasını milli ekonomide toplam tasarruf hacmini artıncı yönde kullanması lazımdır. Bıı sayede kamu tasarruflarını ar­tırmak, özel yatırımları teşvik etmek, iktisadi kalkınmadan doğan ve iktisadi kalkınmayı telılikeye sokabilecek olan ya­pısal dengesizliklere karşı koymak mümkün olur. Böylecc milli gelir ve istihdam seviyesi yükselir bu da iktisadi kalkın­ma demektir. Ayrıca borçlanmayı kullanmak suretiyle ekono­mideki atıl tasarrufları harekete geçirerek, ekonominin top­lam yatırım hacmini artırmak mümkündür.

  • Servet dağılımını ve yaşam düzeyini iyileştirmek

Servet ve gelir dağılımı ne derece dengesiz olursa, kişiler ara­sında huzursuzluk o derece artar ve sosyal banş bozulur. Halbuki sosyal banş refah devletini gerçekleştirmenin ve kal­kınmayı yürütebilmenin temel koşuludur. Bunun için maliye politikasının gelir dağılımı ve idşiler arasında yaşama düzey­lerini daha ivi hale getirebilmek İçin elindeki olanaktan kul­lanması gerekir. Bu bağlamda veraset vergileri, dik artan oranlı vergiler haline getirilebilir, bu verginin istisna ve muaf­lık hadleri yüksek tutulmayabilir, harcama vergileri derece- lendirilebilir ve bu vergilerin yapısına artan oranlılık sokula­

leı yasası gereğince bu durumda fiyatlar genel düzeyinde za­manla bir yükselme ortaya çıkacaktır. Bu dunım ise bir süre sonra fiyat istikrarsızlığını meydana getirir.

  • Ekonomik Sosyal Haklar-Maliye Politikası Amaçlan Maliye politikası bazen öze! hukukta belli edilmiş oian bir

. hakkın, kamu yararının ağır basması halinde ihlaline göz yu- olabilmektedir. Öınegiıı mülkiyet hakkına sahip bir şahsın malına kamu yararı gereği el konulabilmektedir.

  • Maliye Politikası Amaçları-Mali Araçlar Amaçlan Enflasyon devrelerinde ekonomide bir daralma meydana ge-

. örebilmek için devlet bütçelerinin fazla gösteren bütçeler ola­rak hazırlanması ve uygulanması lazımdır. Az gelişmiş Ülke­lerde sözü edilen biiıçe fazlası, dalıa çok dolaylı vergilerle sağlanır. Dolaylı vergilerin ise gelir dağılımın» bozucu etkisi vardır. Dolayısıyla az gelişmiş ülkelerde mevcut enflasyonu düşürme amacı ile adil gelir dağılımını sağlama amacı çatışma ; durumuna düşmektedir.

<£> MALİYE POLİTİKASININ ETICİNİİĞİ

Maliye politikası, devletin kamu harcamaları ve vergiler yoluyla ekonomiye müdahale etmesi demektir ve devletin ekonomiye müda­hale etmesi fikri ilk defa 1930 Dünya buhranından sonra Keynes’in görüşleriyle birlikte hayata geçmiştir, Maliye politikasının etkinliğini iktisadi görüşler etkisi altında şöyle sıralayabiliriz.

  1. Klasik iktisatçılara Göre: Klasik iktisadi görüş dogaıltu- sıında, IS-LM kullanılarak, şekilde ekonominin başlangıç düzeyinin i3- y3 ve başlangıç denge noktasının “A” olduğu varsayılmaktadır, Bu du­rumdan sonra devletin kamu harcamalarını arttırmasıyla IS eğrisi sağa kaymakta ve gelir düzeyi y3’ten y4’e çıkmaktadır. Ama aslında söz ko­nusu gelir artışı mümkün olmamaktadır. Zira LM eğrisi klasiklere göre sabit varsayıldığından gelir düzeyinde bir artış ortaya çıkmamakta an­cak faizler yükselmektedir. Bunun nedeni; kamu harcamalarındaki ar­tışın başlangıçta çarpan etkisi aracılığıyla gelir düzeyini arttırması,

642 1______         .

ancak para arzı sabitken para talebinin artması faizleri yük­selteceğinden faizlerinin yük­selmesi özel yatırımları azalta­cak ve böylece milli gelir tek­rar eski düzeyine düşecektir.

W

M*?

W

W

Bu dununu klasik iktisatçılar dışlama etkisi (crowding out effect) kavramıyla açıklamak­tadırlar. Yani klasik İktisatçıla­ra göre devletin ekonomiye müdahalesi ekonomide dışla­ma etkisi yaratacaktır. (Şekil 1)

  1. Keynesyen İktisat­çılara Göre: Keynesyen ik­tisadi görüş doğrultusunda,

IS-LM kullanılarak, şekilde ekonominin başlangıç den­ge düzeyi “A” noktasıdır. Bu durumdan sonra ekonomide devletin kamu harcamalarım arttırmasıyla IS eğrisi sağa doğru kayarak ISI konumu­na gelecektir. Keynesyen ik­tisadi görüşe göre ekonomi-                          Şekil 2

de likidite tuzağı durumu mevcut olduğundan faizlerde bir değişiklik olmadan gelir düzeyi IS’ nin sağa kayma derecesi kadar artacaktır. Bu­na göre maliye politikası etkinliği tam etkin olan politikadır. (Şekli 2)

  1. Sabit Döviz Kuru Sisteminde: Sermaye hareketlerinin tam serbest olduğu bir ekonomik modelde, ekonominin iç dengesi IS-LM dengesiyle sağlanmış olmaktadır. Aynı noktada yurtiçi faiz oranı(iw) ile dünya faiz oranı(id) eşitliği de sağlanmış olduğundan ödemeler bl- lânçosu dengesi de sağlanmıştır. Bu durum (A noktası) ekonomi açı-

sından en ideal dununu gös- lermektedir. Bu durumda devletin kamu harcamalarını arttırmasıyla IS eğrisi sağa kayacaktır. İç denge sağla­nırken dış denge sağlanama­yacaktır. Zira yurtiçi faiz ora­nı dünya faiz oranından faz­la ola cağından sermaye girişi artacak ve ödemeler. bilsin- . çosu fazla verecektir. Bu du- . ruın döviz fiyatlarının düş-                                                           •• •. •.’••••   –    ‘

mesi yönünde baskı yaratacak ve Merkez Bankası bu dununda den-, geyi sağlayabilmek için piyasaya ulusal para sunacaktır. Para arzının anmasıyla LM eğrisi dünya J’aiz oranı seviyesjne kadar sağa kayacak­tır. Buna göre sabit döviz kuru politikası uygulanırken maliye politika- st etkindir diyebiliriz. Zira milli gelir maliye politikası aracılığıyla arttı- rabilmektedir. (Şekil 3)

  1. Esnek Döviz Kuru Sisteminde: Senııaye hareketlerinin tam serbest olduğu bir ekonomik modelde, ekonominin iç dengesi 1S-JLM dengesiyle sağlanmış olmaktadır. Aynı noktada yurtiçi faiz oranı (iw) ile dünya faiz oranı (id) eşitliği de sağlanmış oldu­ğundan ödemeler bilanço­su dengesi de sağlanmıştır.

Bıı dıınım (A noktası) eko­nomi açısından en ideal durumu göstermektedir.

Bıı durumda devletin ka­mu harcamalarını arttırma­sıyla ekonomideki denge düzeyi “:B” noktasına

Şekil 4

kaymaktadır. Bu noktada yurtiçi denge sağlanmakla birlikte dış den­ge sağlanamamaktadır. Çünkü ödemeler bilançosu bu durumda fazla vermektedir. Zira yurtiçi faiz oranlarının anmasıyla dışarıdan sermaye girişi artmaktadır. Gu durumda döviz fiyatları düşecek ve ulusal para değer kazanacaktır, Böylece ihracat azalacak ve IS eğrisi başlangıç dü­zeyine geri dönecektir. Buna göre esnek döviz kuru sisteminde mali­ye politikasının etkinliği bulunmamaktadır. Çünkü kamu harcamala­rındaki artış milli gelirde artışa neden olmamıştır. (Şekil 4)

<$> MALÎYE POLİTİKASI ÇARPANI

Otonom harcamalardaki bir liralık artışın hasıla düzeyi üzerinde yaratacağı artış oranına “maliyepolitikası çarpam” denir.

<S> MUKAYASELt PAYDA TEORİSİ

Devlet ekonomik ve sosyal alanda faaliyete girişirken bu faaliyet­leri vatandaşlardan aldığı vergilerle finanse etmektedir. Bu sebeple devletçe girişilen her iktisadi faaliyetin, alternatif bir sosyal maliyeti vardır. Kamu ekonomisinin ekonomik bakımdan genişleyebilmesi için kamunun ürettiği mal ve hizmetlerin sosyal faydası, vergi alınma­mış olsaydı özel sektörce üretilecek mal ve hizmetlerin sağlayacağı sosyal faydadan büyük olmalıdır. Bu teori piyasa mekanizması kural­larına göre çalışan kapitalist sistemde değil, tamamen planlanmış kol- lektlvist ekonomilerde de uygulanma yeteneğine sahiptir.

NORMATİF VERGİ TEORİSİ

Normatif vergi teorisi, vergi sistemindeki değişiklikleri değerlen­dirmek için vergisel değişikliklerin etkileri ile ilgili pozitif teoriyi bu et­kilerin değerlendirilmesindeki etik kriterlerle birlikte ele alan bir teori­dir: Normatif argümanların çoğu ekonomik etkinlik kriteri, eşitlik ve gelir yaratma arasında bir dengeyi içerir. Bu açık ekonomik analizin kendisi idari, politik, anayasal ve diğer ilgili kısıtlar veya amaçlara kar­şı dengelenmelidir.

<§> OLGUN EKONOMİIJER KUKAMI

Herhangi bir ekonomide istihdam düzeyini belirleyen husus efektif talep düzeyi olduğuna ve Li’ıketim harcamaları gelirin bir fonk­siyonu bulunduğuna ve gelir arttıkça da tüketim harcamalan sabit kal­dığına göre aslında herhangi bir ekonomide istihdam seviyesinin alça­lıp yükselmesi yatının harcamaları hacmine bağlı bulunmaktadır. Bu itibarla “olgun ekonomiler kuramı”ilhamını yeni yatırım imkanlarının daralmasından almaktadır. Ekonomilerde yatırım imkanları yeni doğal

  • kaynaklar bulunamaması, nüfııs artışlarının duraklaması gibi çeşitlise- :

646 |______________________________________ ttoUy                    _

tadır. Ancak bunun için gelir vergisinde fazla kaçak olmamalı ve şah- “**t

si gelir vergisi mükelleflerinin önemli bir kısmı alt gelir diliminde bulunmamalıdır.

  • işsizlik sigortası

İşsizlik sigortası, işçilerin ödedikleri prim usulüne dayanmakta­dır. Ekonominin refah dönemlerinde işsiz sayısı az olduğu için işsizlik sigortası primleri birikmekte bu şekilde meydana gelen sosyal fonlar başka amaçlar için kullanılmadığı vakit, ekonominin daralma dönem­lerinde artan işsizlere kaynak olarak aktarılmaktadır. Böylece ekono­mide efektif talebin düşmesi büyük oranda önlenmektedir.

  • Sübvansiyonlar

King kanunu çerçevesinde tarım Ürünleri arz ve talebi dönemler itibariyle bir kararlılık göstermemektedir. Sübvansiyon, devletin ürü­nün bol olduğu dönemlerde fiyatlannın düşmesini engellemek, ürü­nün az olduğu dönemlerde de fiyatların aşın yükselmesini önlemek için müdahalede bulunmasıdır. Devletçe satın alman ürünün fiyatı belli seviyede korunarak, fiyat marjlannın aşın zigzaglar yapması engellenir.

  • Kurum ve Aile Tasarrufları ^

Gelirlerinin arttığı dönemlerde bir kısmını tasarruf eden aile veya

kurumlar, zorlukla karşılaştıktan zaman tüketimini kısmakla karşı kar­şıya kalmayarak ihtiyaçlarını bu tasarruflarından gidermiş olurlar.

<3> ÖRTÜLÜ ÖDENEK

Ülkeyi idare eden yöneticiler tarafından diğer devlet giderlerine göre daha rahat kullanılabilen ve denetimi daha hafif kurallara tabi ve bu açıdan özel hâzineye benzetilebilecek olan gider yetkilerine “örtülü ödenek” denir.                                                                ^

  • ÖZEL TERTİP DEVLET TAHVİLLERİ

Türkiye’de bütçenin finansmanı dışında senetler de kullanılmak­tadır. Bıı senetlere “özel tertip devlet tahvilleri” denmektedir. Bu                                                                    –[1]1

yj

tahviller Hâzineye doğaldan bir nakil girişi sağlamamaktadır. Ancak ilgili kuramlarla Hazine arasında bir borç alacak ilişkisi doğurmakta­dır ve borç stokunu artıran önemli kalemlerden biridir. Ülkemizde çe­şitli isimlerde özel tertip tahvilleri çıkarılmıştır. Bunlardan bazılan şun­lardır: ‘         •          ;           ”                               ■…■•■■

Talep

  1. îkraz Tahvilleri: İlgili yıl Bütçe Kanunları gereğince, KlTle- .

, i;e Sosyal Güvenlik Kuruluşlarına ye Fon.ldarelerine ilcrazen

/ yerilmek ve Kanunda belirlenen tutar, aşmamak: koşuluyla ;

. :. :’özel tertip devlet tahvilleri ihraç.edilmiştir.; ‘

  1. Talikim Tahvilleri: Kamu kırım ve .kuruluşlarının birbirine.

: :. olan borçlarında büyük artış görülmesi neticesinde, kurum-.’-‘ ların borçlarını ödemeyecek dununa gelmeleri ve Hâzinenin :

. :   bu borçları üstlenmesi sonuncunda tahkim .tahvilleri kuliamk •

maya, başlanmıştır. Tahkim tahvilleri ile Hazine tarafından ; , alacaklı kuruluşlara, tahkim olunan.borçlann anapara ve fa.­.        : iz ödemelerinin gerektirdiği tatarlar kadar özel tertip devlet

; iç bprçlanma senedi ihraç edilmektedir. . .       .

r

r*

<$> REFIASYON

Talep hacminin, fiyatlar genel düzeyinin yükselmesine yol /“         açmaksızın genişlemesine “rejlasyon “ denir. Piyasadaki durgunluğu

^               giderici politikaların enflasyona kadar vannayanki sürecine verilen

addır.

I

C               <$> SABİT FAİZLİ TAHVİL

f~~                 Tahvili  ihraç eden         tarafından vade sonuna kadar sabit bir faiz

^               Ödeme yükümlülüğü öngörülen menkul kıymetlere “sabit faizli

tahvil” denir.

r r r

<S> SAFİ VERGİ YÜKÜ

Devlet ve benzeri kuruluşları vergi ve vergiye benzer kamu gelir­lerden (Dolaylı ve dolaysız vergiler toplamından), transfer harcamala­rı ve mali yardımlar toplamının çıkarılmasıyla ortaya çıkan kavramdır.

STAGFIASYONLA MÜCADELEDE MALİYE POLİTİKASI

StagfUisyon; yüksek bir enflasyonla birlikte ekonomide gerileme­nin, daralmanın, küçülmenin kendini göstermesi, belirgin bir hal al­masıdır. Bir ekonominin stagflasyona uzun süre dayanması mümkün değildir. Bu yüzden orta vadeli bir istikrar programıyla mutlaka stagf- lasyonla mücadele edilmelidir. Bu istikrar programı ile bir yandan enf­lasyonla mücadele edilirken diğer yandan enflasyon dönemlerinde kısa vadeli yatırımlar lehine bozulmuş olan dengenin uzun vadeli ya­tırımlar lehine çevrilmesi gerekir. Bunu sağlarken fiyatlar genel düze­yi ile faiz ve döviz kurları arasındaki kırılgan denge kurulmalı ve korunmalıdır, Maliye para ve kredi politikası ile kambiyo politikası arasında uyum sağlanmalıdır. Mali istikrar dengeli ve sürdürülebilir kalkınmanın ön şartıdır. Zira ekonomide bütün belirsizlikleri gideren mali istikrardır.

<S> SÜBVANSİYON POLİTİKASI

Sübvansiyon politikası, hükümetlerin bazı malların tüketiciler tarafından kullanılmasını teşvik etmek amacıyla izlediği, firmaların be­lirlenen malları belirlenen tüketicilere piyasa fiyatından daha ucuza satmalarını vc aradaki farkı da hükümetten tahsil etmeleri anlamına gelen politikadır.

4> TAHKİM

(Bkz: Konsolidasyon)

<$> TAM İSTİHDAM

Tam istihdam (çalışma), çalışma isıek ve kabiliyetinde olan faal nüfus arasındaki işçilerin cari ücret seviyesi üzerinden çalışmalarını ifade eder. Tam çalışmanın özelliği, ekonomide içsiz kalanlardan da­ha çok işyerinin mevcut oluşudur. İşsizlik ise işçinin kendi iradesi dı­şında işsiz kalmasıdır. Az gelişmiş ülkeler için tam istihdam, efektif ta­lebin artırılması suretiyle istihdam hacminin artırıiamadıgı haldir. Btı- radarı şu anlaşılmaktadır: Az gelişmiş ekonomilerde tam istihdam, mevcut üretim kapasitesinin tanı randımanla kullanılmasından başka. bir şey değildir. Bıı anlamda tam istihdam, dinamik bir seviyedir. Çün­kü nüfus artan, teknoloji sürekli yükselebildi bir değerdir. Onun için ekonominin tam .istihdam düzeyinde var olan dengesine “hareket halinde denge” denir.

> TEK HAZÎNE HESABI

Kural olarak kamu gelirlerinin tümünün toplandığı ve kamu giderlerinin tiimümin yapıldığı hazine hesabıdır.

<$> TELATİ EDİCİ MALİYE POLİTİKASI

Enflasyon ekonomide toplam arz fazlasının meydana geldiği du­raklama, daralma ve çöküntü dönemlerinin tamamen zıddı bir dönem değildir. Bu itibarla her iki devrede kullanılacak mali araçlar birbirin­den farklı olacaklardır. Üstelik ekonominin tam istihdamın altında dengede olması halinde üreticiler, girişimciler, rant sahipleri ve işçiler enflasyondaki davrantşlanndan farklı bir davranış gösterir, fiyat-talep mekanizması işlememeye başlar. Bunun için toplam talep yetersizlik­lerinin telafi edici bir maliye politikası ile giderilmesi gerekir. Depres­yon döneminde kamu harcamalannm özel harcamalardaki yetersizlik­leri telafi edecek şekilde artırılması gerekeceğinden ve burada kulla­nılacak olan araçlar toplam talepteki yetersizlikleri giderme ve efektif talep seviyesini yükseltme amacına yöneltildikleri için uygulanan ma­liye politikasına “telafi edici maliye politikası” denir. Bu politika uy­gulanmazsa milli gelir düşer. Telafi edici maliye politikası milli gelirin

düşmesini önlemekten başka özel sektördeki harcamaların azalmasını önler, ekonomideki daraltıcı kuvvetleri bertaraf ederek ekonomiyi                                                                     W

yeniden genişleme sürecine sokar.

W

<$> TIKIŞTIRMA ETKİSİ

Genişletici maliye politikasının yatırımları arttıncı bir etki yarat­masına uftkışttrma etkisi” denir,

$ VERGİ DIŞI PİYASA EKONOMİSİ

Vergi dışı piyasa ekonomisi, hem vergi kaçakçılığı hem de vergi­den kaçınma dolayısıyla vergi dışı kalan işlem ve faaliyetleri incele­mektedir. Vergi dışı piyasa ekonomisinin konusu “vergi” olmakla bir­likte, bu hem yasal olmayan şekillerde (faaliyetini vergi dairesine bil­dirmeme, sahte belge tanzimi, naylon fatura kullanımı vs.) ortaya çı­kan vergi kayıp ve kaçaklarını hem de yasalarda yer alan boşluk ve sı­ğınaklardan istifade ederek ve/veya bir takım vergi imtiyazlarından (istisna ve muafiyetler, götürt) vergileme) yararlanarak ortayâ~çıkan vergi kayıplannı kapsamaktadır. Yasadışı ekonomik faaliyetlerden (uyuşturucu satışı, tarihi eser kaçakçılığı, silah kaçakçılığı vs.) elde edilen gelir ve servet de esasen vergi dışı piyasa ekonomisinin konu-               ^

sıma girmektedir. Vergi dışı piyasa ekonomisi, hem yasal olan hem de yasal olmayan iktisadi faaliyet alanlannda ortaya çıkan bir problemdir.

Ağır yergi yükü, vergi denetimlerinin etkin olmaması, toplumda vergi ahlakı ve bilincinin yerleşmemiş olması, yasadışı faaliyetlerle etkin mücadele edilmemesi, belirli kesimlere vergi yasalan ile özel imtiyaz­lar sağlanması gibi etkenler vergi dışı piyasa ekonomisinin ortaya çık-       ^

masına neden olmaktadır. Bu problemle mücadele etmek için vergi       ^

yükü bireylerin ve firmaların katlanabilecekleri düzeyde olmalı, belir­li kesimlere yönelik özel vergisel imtiyazlar sağlanılmamak; “kanun önünde eşitlik” ilkesi tam anlamıyla uygulanmalıdır. Düz ve düşük                                                                                                                 ^

oranlı vergiler uygulanmalı, yasadışı faaliyetlerle mücadele edilmeli ve  .

etkin cezalar öngörülmelidir.

r

r-                <§> ADİ EMANETLER

^                       Yasaların gereği olarak bazı gerçek ve tüzel kişilerin depozito

şeklinde hâzineye yatırmak durumunda bulundukları paralardır, İha­lelere katılma nedeniyle alman teminatlar buna örnek olarak gösteri- ,<**■- .           lebilir, Bunlar kanuni zorunluluklar dolayısıyla gerçek veya tüzel kişi-

1er tarafından yatırılmaktadır.

Ç*              <$> ADEM İ TAHSİS İLKESt

■   .   : • •!•»fol*       .W.••••*: 17^-‘:.    .                          ‘    ’    ‘      k           ‘

^                       Belirli gelirlerin beiirli giderlere ayrılamamışı ilkesi olarak ifade

  • ;. ■, Bu ilke, bir kaynaktan sağlanan gelirinin o kaynak için

‘            .     yapılacak: gidere karşılık .olarak gösterilmemesini öngörmektedir.

r*                Böylece, devlet, çeşitli kaynaklardan sağladığı gelirlerin tümünü gelir.

:    bütçesinde, yapacağı giderlerin tümünü de gider bütçesinde göstere­

cektir. İsraf ve suiistimalleri önlemek, alternatifler arasından en iyisini seçebilmek, karşılaştırma ve değerlendirmeler yapabilmek bakımın-. ^      •          !.          dan yaralı sonuçları olan bir ilkedir.. ‘ ‘ • ‘

f BÜTÇE

C                             ‘Bütçe”, bir devletin belirli bir döneme ilişkin gelir ve gider tah­

minlerini gösteren, gelirlerin toplanmasına ve harcamaların yapılması­na izin veren bir kanundur. Bütçe kanununun üç temel özelliği vardır:

  • Bütçe kanunu bir yılı kapsayan geçici bir kanundur. f0” Hükümete yetki veren bir yetki kanunudur.

(•v                    » Diğer kanunlardan farklı olarak tahminler İçerir.

r­’                # BÜTÇE AVANSI

Bir kamu giderinin yapılabilmesi için bütçeye gider yazılmaksızın

s*’               verilen nakit tutara “bütçe avatm”denir.

r r

r’                                                                                                                                           651

r* *•> <$> BÜTÇE CETVELLERİ

Her yıl bütçe kanununda gösterilmekte olup şu kalemlerden oluşmaktadır:

‘—r~  A cetveli:  Protokol sırasına göre gider ödenekleri toplamını

içerir

  • B cetveli. Gelir tahminleri toplamım içerir

C cetveli:            Gelirlere İlişkin o yıl uygulanacak düzenlemeleri

İçerir

H cetveli. Harcırah kanunu uyarınca devlet memurlarına veri­lecek gündelik ve tazminatları içerir

  • cetveli: Çeşitli yasalardaki para ile ilgili sınırlamaları içerir

O cetveli■■        Ordu için alınacak hayvan bedellerini içerir

R cetveli: Harcama kalemleri ile ilgili hususları içerir

T cetveli: Kummlann alacağı taşıtların ortalama satın alma

bedellerini gösterir.

<S> BÜTÇE DENGESİ

Bütçe dengesi, bütçe gelirleri İle bütçe giderleri arasında ortaya çıkan dengeyi ifade etmektedir. Bu bağlamda üç türlü bütçe dengesi mevcuttur. Bunlar;

  • Bütçe fctzlasi; bütçe gelirlerinin bütçe giderlerini aşması ha­linde ortaya çıkan durumdur,
  • Bütçe açtğt; bütçe giderlerinin bütçe gelirlerini aşması halin­de ortaya çıkan durumdur.
  • Denk bütçe; bütçe gelirlerinin bütçe giderlerine denk olması halinde ortaya çıkan durumdur.

<$> BÜTÇE DIŞI FONLAR

Özel gelir tahsis edilmek suretiyle oluşturulan ve gelir ve gider­leri bütçe dışında yönetilen idarelere “bütçe dtşı fonlar” denir.

<» BÜTÇE EMANETİ

Bütçe harcamalarından mali yıl sonuna kadar verile emrine bağ­lanıp bütçeye gider yazıldığı halde sahibinin başvurmaması, gerekli nakdin bulunmaması vb. başka nedenlerle nakden ödemenin yapıl­maması halinde emanete alınan tutara “bütçe emaneti”âttık.

BÜTÇE GEREKÇESİ

Ülkenin ekonomik durumu hakkında geniş bilgi veren ve gelir ve gider kalemleri hakkında açıklamalar yapan, Maliye . Bakanlığınca hazırlanmış metne “bütçe gerekçesi ’’ den ir.

<S- BÜTÇE HAKKI

Kamıı hizmetleri ile bu hizmetleri (harcamaları) karşılayacak ka­mu gelirlerinin toplanması hakkında karar verme yetkisine “bütçe bakh t” denir.

<$> BÜTÇELEME İLKELERİ

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile bütçele- me. sisteminde değişildiler yapılmış ve biitçeleme ilkeleri yeniden belirlenmiştir. Buna göre:

o Bütçelerin hazırlanması ve uygulanmasında, makroekonomik istikrarla birlikte sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak esastır.

  • Kamu idarelerine bütçeyle verilen harcama yetkisi, kanunlar­la düzenlenen görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi amacıy­la kullanılır.
  • Bütçeler kalkınma planı ve programlarda yer alan politika, lıedcf ve önceliklere ııygıın şekilde, idarelerin stratejik plan­ları ile performans ölçütlerine ve fayda-maliyet analizine gö­re hazırlanır, uygulanır ve kontrol edilir.

« Bütçeler, stratejik planlar dikkate alınarak izleyen iki yıim bütçe tahminleriyle birlikte görüşülür ve değerlendirilir.

  • Bütçe, kamu malî işlemlerinin kapsamlı ve saydam bir şekil­de görünmesini sağlar.
  • Tüm gelir ve giderler gayri safi olarak bütçelerde gösterilir.
  • Belidi gelirlerin belidi giderlere tahsis edilmemesi esastır.
  • Bütçelerde gelir ve gider denkliğinin sağlanması esastır.
  • Bütçeler, ait olduğu yıl başlamadan önce Türkiye Büyük Mil­let Meclisi veya yetkili organlarca kabul edilmedikçe veya onaylanmadıkça uygulanamaz.
  • Bütçelerde, bütçeyi ilgilendirmeyen hususlara yer verilmez.
  • Bütçeler kurumsal, işlevsel ve ekonomik sonuçların görülme­sini sağlayacak şekilde Maliye Bakanlığınca uluslararası stan­dartlara uygun olarak belirlenen bir sınıflandırmaya tâbi tutu­larak hazırlanır ve uygulanır.
  • Bütçe gelir ve gider tahminleri ile uygulama sonuçlarının ra- porlanmasmda açıklık, doğruluk ve malî saydamlık esas alı­nır.
  • Kamu idarelerinin tüm gelir ve giderleri bütçelerinde gösteri­lir.
  • Kamu hizmetleri, bütçelere konulacak ödeneklerle, mevzuat­la belirlenmiş yöntem, ilke ve amaçlara uygun olarak gerçek­leştirilir.
  • Bütçelerde, ödenekler belirli amaçlan gerçekleştirmek üzere tahsis edilir.

BÜTÇE KAPATMA USULLERİ

Bütçenin kapatılma usulleri iki türlüdür:

  • iEgzersiz Usulü: Bütçenin kapsamına giren gelirlerin top­lanması ve giderlerin yapılmasında, hakların kazanıldığı ya da giderlerin yapıldığı zamanı dikkate alan kapatma usulüdür. Bu usulde ayrılan ödenek tamamen kullanılıncaya kadar büt­çe kapatılmaz ve uygulama devam eder.
  • Jestiyon Usulü: Bütçenin gelir ve gider hesaplan, bütçe yılı itibariyle tutulur ve dönem sonunda da hesaplar kapatılır.

<$• BÜTÇEDE GELİR TAHMİNLERİ

  • Bir önceki yıl usulü

Sonucu alınmış olan bir önceki yıl gelirinin, bütçesi hazırla-

  • nan yı! için aynen esas olarak alınmasını öngören usuldür. Bu usulde, devlet gelirlerinin ülkede niilus ve servet artışına uyumlu bir şekilde, yavaş yavaş yükseleceği, hiç değilse aynı kalacağı varsayılmaktadır. Klasiklerin uyguladığı bu usulün güniımü/.de uygulama alanı artık kalmamıştır.
  • Ortalama artışa göre arttırma usulü

‘ Spn birkaç yılın gelir rakamlarının artış oranı belirlenerek so-

nııçu bilinen bir önceki yılın rakamlarının aynı oranda aıtırjj- masını öngören usuldür. Bu usulün de günümüzde uygulama alanı kalmamıştır.

«   OrtaUtına usulü

……… Bu usulde son birkaç yılın gelir rakamlarının ortalaması alın­; inak sureliyle, bütçesi hazırlanan yılın geliri. talimin edilmiş

olmaktadır..

.    «   Serbest takdir usulü

Bütçe hazırlıkları sırasında makro dengeleri de dikkate ala­

rak, bu amaçla gerekli gelir kaynaklarının belirlenmesinde sa­yısal tekniklerden yararlanılan usuldür.

  • BÜTÇEDE GİDERİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ

Bütçelerde bir giderin yapılabilmesi için iş, mal veya hizmetin be­lirlenmiş usul ve esaslara uygun olarak alındığının veya gerçekleştiril­diğinin, görevlendirilmiş kişi veya komisyonlarca onaylanması ve ger­çekleştirme belgelerinin düzenlenmiş olması gerekir. Giderlerin ger­çekleştirilmesi; harcama yetkililerince belirlenen görevli tarafından düzenlenen ödeme emri belgesinin harcama yetkilisince imzalanması ve tutarın hak sahibine ödenmesiyle tamamlanır. Gerçekleştirme gö­revlileri, harcama talimatı üzerine; işin yaptırılması, mal veya hizmetin alınması, teslim almaya ilişkin işlemlerin yapılması, belgelendirilmesi ve ödeme için gerekli belgelerin hazırlanması görevlerini yürütürler.

Elektronik ortamda oluşturulan ortak bir veri tabanından yararlanmak suretiyle yapılacak harcamalarda, veri giriş işlemleri gerçekleştirme görevi sayılır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin esas ve usûller Mali­ye Bakanlığınca bellilenir. Gerçekleştirme görevlileri, bu kanun çerçe­vesinde yapmaları gereken iş ve işlemlerden sorumludurlar. Giderin çeşidine göre aranacak gerçekleştirme belgelerinin şekil ve türleri; ka­mu borç yönetimine ilişkin olanlarda Hazine Müsteşarlığının uygun görüşünün alınması kaydıyla, merkep yönetim kapsamımdaki kamu idareleri için Maliye Bakanlığınca, mahallî idareler için İçişleri Bakan­lığınca, sosyal güvenlik kurumlan için de bağlı veya ilgili oldukları ba­kanlıklar tarafından, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak sure­tiyle çıkanlacak yönetmeliklerle belirlenir. Ödeme emri belgesine bağlandığı halde ödenemeyen tutarlar, bütçeye gider yazılarak ema­net hesaplarına alınır ve buradan ödenir. Ancak, malın alındığı veya hizmetin yapıldığı malî yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar talep edilmeyen emanet hesaplarındaki tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen tutarlar, mahkeme kararı üzerine ödenir. Kamu ida­relerinin nakit mevcudunun tüm ödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlanna alınma sırasına göre ödenir. Ancak, sı­rasıyla kanunları gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri tutarlara, tarife­ye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi halinde gecik­me cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi talep edilen emanet hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.

<£> BÜTÇENİN YASALAŞMASI (Merkezi Yönetim Bütçesi)

Kamu idareleri, merkez ve merkez dışı birimlerinin ödenek talep­lerini dikkate alarak gider tekliflerini hazırlar. Genel bütçe gelir teklifi Maliye Bakanlığınca, diğer bütçelerin gelir teklifleri ilgili idarelerce ha­zırlanır. Gider ve gelir teklifleri, ekonomik ve malî analiz yapılmasına imkân verecek, hesap verilebilirligi ve saydamlığı sağlayacak şekilde, Maliye Bakanlığınca uluslararası standartlara uyumlu olarak belirle­nen sınıflandırma sistemine göre hazırlanır. Kamu idareleri, stratejik

planları ile Bütçe Hazırlama Rehberinde yer alan esaslar çerçevesinde, bütçe gelir vc gider tekliflerini gerekçeli olarak hazırlar ve yetkilileri tarafından imzalanmış olarak Temmuz ayı sonuna kadar Maliye Ba­kanlığına gönderir. Kamu idarelerinin yatırım teklifleri, değerlendiril­mek üzere aynı süre içinde DPT Müsteşarlığına verilir. Bütçe teklifleri Maliye Bakanlığına verildikten sonra, kamıı idarelerinin yetkilileriyle gider ve gelir teklifleri hakkında görüşmeler yapılabilir. Düzenleyici ve denetleyici kurumlar, bütçelerini üç yıllık bütçelenıe anlayışı, stra-. , tejik planları ve performans hedefleri ile kurumsal, işlevsel ve ekono­mik sınıflandırma sistemine göre hazırlarlar. Makroekonomik göster­geler :ve bütçe.büyüklüklerinin en geç Ekim ayının ilk haftası içinde Yüksek Planlama Kumlunda görüşülmesinden sonra, Maliye Bakanh- : ğınca hazırlanan merkezî yönetim bütçe kanun tasansı ile millî bütçe tahmin raporu, malî yılbaşından en az 75 gün önce Bakanlar Kurulu . tarafından .TBMM’ye sunulur. Merkezî yönetim bütçe kanun tasarısına, TBMM’de görüşülmesi sırasında dikkate alınmak üzere;

  • . Ona vadeli malî planı da içeren bütçe gerekçesi,
  • Yıllık ekonomik rapor,

® > Vergi muafiyeti, istisnası ve indirimleri ile benzeri uygulama­lar nedeniyle vazgeçilen kamu gelirleri cetveli,

  • Kamu borç yönetimi raporu,

® Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin son iki yıla ait bütçe gerçekleşmeleri ile izleyen iki yıla ait gelir ve gider tahminleri,

« Mahallî idareler ve sosyal güvenlik kuramlarının bütçe tah­minleri,

o Merkezî yönetim kapsamında olmayıp, merkezî yönetim büt­çesinden yardım alan kamu idareleri ile diğer kurum ve kuru­luşların listesi eklenir.

TBMM ve Sayıştay ile Düzenleyici ve denetleyici kurumlar, bütçe­lerini Eylül ayı sonuna kadar doğrudan TBMM’ye, bir örneğini de Maliye Bakanlığına gönderirler. TBMM, merkezî yönetim bütçe kanun tasansınm metnini maddeler, gider ve gelir cetvellerini kamu idarele-

d itibartyla görüşür ve bölümler halinde oylar. Merkezî yönetim bütçe kanunu maB yılbaşından önce Resmî Gazetede yayımlanır.

  • CONDERCET ÖLÇÜTÜ

Fransız matematikçi Condercet tarafından ifade edilen ve bütçe ödeneklerinin talvsisi sırasında dönemsel çoğunluk ilkesinin uygulan­ması için önerilen ölçütlerden biridir. Oylamanın sonuçlanmış sayıl­ması için, bir seçeneğin tüm diğer seçeneklere karşı oylanıp kazanmış olması gerektiğini ileri sürmektedir.

<$> DENK BÜTÇE ÇARPANI

Devletin topladığı vergi kadar kamu harcaması yapması sonu­cunda toplam talebin bütçe miktarı kadar artmasına “denk bütçe çar- pam”denir. Matematiksel ifadeyle de bir (1) olarak İfade edilmekte­dir. Denk bütçe çarpanı kendisini .geliştiren iktisatçıya izafeten Haave- tuo Toeremi olarak anılmaktadır.     “

DEVLET MUHASEBE StSTFMT.FRİ

  • Kameral Muhasebe Sistemi

Bütçe ile ilgili rakamlan, gelir ve giderlerin tahakkukunu ve tahsilatım bütçe tertibine göre veren devlet mulıasebe siste­midir,

  • Scbtıeider Muhasebe Sistemi

Mahsup işlemleri ile devletin bütçe dışı alacak ve borç hesap- lanna da yer verilen, iki yanlı kayıt yönteminden ayrılan sis­temdir. Bu yöntemde bütçe denetimi tam olarak yerine getiri­lebilmekte ve aynca devlet malvarlığı da ortaya konmaktadır.

  • Constante Muhasebe Sitemi

Bütçe hesaplarıyla birlikte, malvarlığı hesaplannı ve gelir ve gider tahakkuklannı da gösteren sistemdir. Bu sistemde gelir ve giderleri tahakkuk aşamasında kayıt etme ilkesi benimsen­miştir.

r~             Bütf»_______________________________________ j 658

  • Logismografi Muhasebe Sistemi

Devlet malvarlığının bir sahibi bir de malvarlığının bir yönetl- ^            çisinin  bulunduğu düşüncesi ile mal sahibi ve memur hesabı

olmak üzere iki hesap lütulan devlet muhasebe sistemidir.

r-                  . ■

.. .. <8> DEV# BÜTÇE TEORİSİ

  1. HANSEN’in öncülük ettiği bu teoride, bütçe denkliğinin yıllık : ; olarak düşünülmesi yerine, dalıa uzun süreli devreler dikkate alınmak
  • sureliyle uygulanması ileri sürülmektedir. Başka bir; deyişle yıDık

«t             : denklik yerine daha uzun dönemler için bütçe denkliği amaçlamakça-:

.’ dır. Bütçe fazla verdiği takdirde fazia verdiği yıllarda fazlalıklar “bütçe denkleştirme fonunda* toplanacak ye diğer yıllardaki açıkların glde- r~  rilmesi yoluna gidilecektir. Devri bütçeler teorisi bütçe dengesini yıl­

lık olmaktan kurtarıp bir devreye yaymak suretiyle hakiki mesele olan ’           iktisadi hayatın tam istihdam seviyesindeki dengesini etkileyen faktör­

leri (bayındırlık harcamaları,sosyal yardımlar,vergi indirimleri vs.) ^     topluca ele almamıştır. Bu nedenle rasyonel bir iktisadi istikrar politi-,

kaşının eşasları belli oluncaya kadar devri bütçeler teorisi geçici bir

  • aşama olarak kalmıştır. Bu bağlamda devri bütçeler teorisi İsveç dışın­ı** da fazla rağbet görmemiştir.

. <§> DÜZENLEYİCİ ve DENETLEYİCİ KURUM BÜTÇESİ

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile oluşturu- f~-       lan merkezi yönetim bütçesi içerisinde yer alan ve özel kanunlarla ku­

rul, kurum veya üst kum) şeklinde teşkilatlanan her bir düzenleyici ve denetleyici kurumun bütçesidir.

r

  • ENFLASYONLA MÜCADELEDE BÜTÇE POLİTİKASI

Enflasyonla mücadelede bütçe politikasının uygulanması, bütçe gelirleri ile bütçe giderlerinde dengenin kurulmasına yöneliktir. Tüm politikalar kısa dönemde bütçe fazlası gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bunun için çeşitli uygulama yöntemleri bulunmaktadır. Bunlar:

  • Bütçenin giderleri azaltılarak, gelir gider dengesi sağlanmaya çalışılır.
  • Bütçenin gelirlerini arttırmak suretiyle gelir gider dengesi sağlanmaya çalışılır.
  • Daha küçük bir bütçe hazırlamak suretiyle gelir ve gider den­gesi sağlanır.
  • Kamu sektörü gelir gider dengesinin kurulmaya çalışılır.

Enflasyonla mücadelede bütçe politikası uygulanırken hem ka­mu harcamalarının kısılması hem de vergilerin arttırılması suretiyle es­kisine göre daha küçük hacimde denk bir bütçe ile başarılı olıtnamaz. Zira bütçeler denk olsalar bile, ekonomi tam istihdam seviyesinin üze­rinde dengede bulunduğu vakit iktisadi etkileri itibariyle enflasyonist etkilerde bulunmaktadırlar. Bu yüzden bu politikalardan birisi Üzerin­de yoğunlaşmak suretiyle başarı daha çok mümkündür.

<§> EK BÜTÇE

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile oluşturu­lan merkezi yönetim bütçesi kapsamında, eğer merkezî yönetim için­deki kamu idarelerinin bütçelerindeki ödeneklerin yetersiz kalması halinde veya öngörülmeyen hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla, karşılığı gelir gösterilmek kaydıyla, kanunla ek bütçe yapılabilir.

GEÇİCİ BÜTÇE

Bütçe kabul edilip uygulamaya konuluncaya kadar belirli bir sü­re ile sınırlı olmak üzere gelirlerin toplanması ve giderlerin yapılması­na yetki ve izin veren bütçe uygulamasıdır. 5018 Sayılı Kamu Mali Yö­netimi ve Kontrol Kanunu ‘na göre zorunlu nedenlerle merkezî yöne­tim bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde, ge­çici bütçe kanunu çıkarılır, Geçici bütçe ödenekleri, bir önceki yıl büt­çe başlangıç ödeneklerinin belirli bir oranı esas alınarak belirlenir. Ge­çici bütçe uygulaması altı ayı geçemez. Cari yıl bütçesinin yürürlüğe girmesiyle geçici bütçe uygulaması sona erer ve o tarihe kadar yapılan harcamalar ve girişilen yüklenmeler ile tahsil olunan gelirler cari yıl bütçesine dâhil edilir.

<§> GELİR POlJTİKASI

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ite gelirlerin toplanmasında uyulacak ilkeler belirlenmiş ve Maliye Bakanlığı bün­yesinde “Gelir Politikası Genel Müdürlüğü ” kurulmuştur.

o Maliye Bakanlığı, gelir politikaları ve uygulamaları konusun­da ilkelerini, amaçlarını, stratejilerini ve taahhütlerini her ma­lî yılbaşında kamuoyuna duyurur. :  –

*.’■ Mükellef ve sorumlulara vergi, resim, harç ve benzeri malî yü- , kümlülüklenm kolayca yerine getirebilmeleri için gerekli hiz- – .                . metler sağlanır. »*       –           •          •          ,

  • : ■ Mükellef ve sorumluların vergiye uyumu teşvik, edilir. ‘
  • Hakların korunması ve yükümlülükler konusunda mükellef- ■ lerin bilgilendirilmesi için ilgili idareler.tarafından gerekli ün-
  • lemler alınır.

<3> HAZİNE GENEL HESABI            !   •

.         Bütçe uygulamasının sonuçlarını özetleyen, kesinleşmiş ve       ger-      .

çekleşmiş gelir gider durumunu gösteren bilgileri veren belgeler ye hesaplardır,

Muhasebat Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu hesap, Sayıştay ve TBMM’ye sunulur ve şu kalemlerden oluşmaktadır:

  • Kesin hesap kanun tasarısı
  • Kesin hesap kanun gerekçesi
  • İta amirleri cetveli

o Hâzinenin genel yıllık mizanı o Hâzinenin yıllık bilançosu « Bakanlıkların ödenek ve giderler cetveli

  • Bütçe geliri cetveli

o   11 ve kurumlann bakanlık itibariyle giderleri cetveli

e   11 ve kurumlann bütçedeki çeşitleri itibariyle gelirleri cetveli

  • Bakanlıkların ödenek ve gider kesin hesap cetvelleri
  • Bütçe gelir ve harcamalan dışında kalan ve özel kanunlar ge­reğince yapılan tahsilat ödenek ve harcamaya ait cetvel
  • İÇ DENETİM

Iç denetim, kamu İdaresinin çalışmalarına değer katmak ve geliş­tirmek için kaynaklann ekonomiklik, etkililik ve verimlilik esaslanna göre yönetilip yönetilmediğini değerlendirmek ve rehberlik yapmak amacıyla yapılan bağımsız, nesnel güvence sağlama ve danışmanlık faaliyetidir, Bu faaliyetler, idarelerin yönetim ve kontrol yapıları ile malî işlemlerinin risk yönetimi, yönetim ve kontrol süreçlerinin etkin­liğini değerlendirmek ve geliştirmek yönünde sistematik, sürekli ve disiplinli bir yaklaşımla ve genel kabul görmüş standartlara uygun ola­rak gerçekleştirilir, tç denetim, iç denetçiler tarafından yapılır. Kamu idarelerinin yapısı ve personel sayısı dikkate alınmak suretiyle, Iç De­netim Koordinasyon Kurulunun uygun görüşü üzerine, doğrudan üst yöneticiye bağlı iç denetim birimi başkanlıktan kurulabilir.

<$> İÇ DENETİM KOORDİNASYON KURULU

İç Denetim Koordinasyon Kurulu, Maliye Bakanlığına bağlı olup yedi üyeden oluşmaktadır. Üyelerden biri Başbakanın, biri DPT Müs­teşarlığının bağlı olduğu Bakanın, biri Hazine Müsteşarlığının bağlı ol­duğu Bakanın, biri İçişleri Bakanının, başkanı dâhil üçü Maliye Baka­nının önerisi üzerine beş yıl süre ile Bakanlar Kurulu tarafından atanır. Maliye Bakanı tarafından önerilecek adaylardan birinin ekonomi, ma­liye, muhasebe, işletme alanlarından birinde doktora derecesine sahip öğretim üyeleri arasından olması şartı aranır. Üyeler, bu sürenin so­nunda yeniden atanabilirler. İç Denetim Koordinasyon Kurulu, kamu idarelerinin iç denetim sistemlerini izlemek, bağımsız ve tarafsız bir organ olarak hizmet vermek üzere aşağıdaki görevleri yürütür:

  • İç denetime ilişkin denetim ve raporlama standaıtlannı belir­lemek, denetim rehberlerini hazırlamak ve geliştirmek.
  • Uluslararası uygulamalar ve denetim standartlanyla uyumlu risk değerlendirme yöntemlerini geliştirmek.

J 663

  • Kamu idarelerinin denelim bilimleri ile işbirliğini sağlamak.
  • Yolsuzluk veya usulsüzlüklerin ortadan kaldırılması için ge-

^                         reidi önlemlerin alınması konusunda önerilerde bulunmak.

……..  •… Risk içeren alanlarda iç denetçilere program dışı özel denetim

yaptırılması için kamu idarelerine önerilerde bulunmak, r”‘         *.         İç denetçilerin eğitim programlarını düzenlemek.

^                     «  îç denetçiler İJe üst.yöneticiler arasında görüş ayrılığı bulun-:

ması halinde anlaşmazlığın giderilmesine yardımcı olmak.

?       .    : .           İdarelerin iç denetim raporlaıını değerlendirerek sonuçlarını

g**.    :                 : konsolide etmek suretiyle yıllık rapor halinde Maliye Bakam-

na sunmak vc kamuoyuna açıklamak.

»   İşlem hacimleri ve personel sayıları dikkate alınmak suretiyle

C~                      idareler ile ilçe ve belde belediyeleri için iç denetçi atanıp

atanmayacağına karar vermek.

  • İç denetçilerin atanmasına ilişkin diğer usulleri belirlemek.

İç denetçilerin uyacakları etik kuralları belirlemek.

C~                  *  Kalite güvence ve geliştirme programını düzenlemek ve iç

^                         denetim birimlerini bu kapsamda değerlendinnek.

^                 <§> İÇ KONTROL

îç kontrol; idarenin amaçlarına, belirlenmiş politikalara ve mev- ^   zııata ıtygun olarak faaliyetlerin etkili, ekonomik ve verimli bir şekil­

de yürütülmesini, varlık ve kaynakların korunmasını, muhasebe kayıt­larının doğru ve tanı olarak tutulmasını, malî bilgi ve yönetim bilgisi- ^ nin zamanında ve güvenilir olarak üretilmesini sağlamak üzere idare

tarafından oluşturulan organizasyon, yöntem ve süreçle iç denetimi kapsayan malî ve diğer kontroller bütünüdür. Görev ve yetkileri çer- ^            çevesinde, malî yönetim ve iç kontrol süreçlerine ilişkin standartlar ve

yöntemler Maliye Bakanlığınca, iç denetime ilişkin standartlar ve yön­temler ise İç Denetim Koordinasyon Kurulu taralından belirlenir, ge­liştirilir ve uyumlaştırıhr. Bunlar ayrıca, sistemlerin koordinasyonunu ^    sağlar ve kamu idarelerine rehberlik hizmeti verir. İç kontrolün amacı;

r

r*

/•***

  • Kamu gelir, gider, varlık ve yükümlülüklerinin etkili, ekono­mik ve verimli bir şekilde yönetilmesini,
  • Kamu idarelerinin kanunlara ve diğer düzenlemelere uygun olarak faaliyet göstermesini,
  • Her türlü mal! karar ve işlemlerde usulsüzlük ve yolsuzluğun önlenmesini,
  • Karar oluşturmak ve izlemek için düzenli, zamanında ve gü­venilir rapor ve bilgi edinilmesini,
  • Varlıkların kötüye kullanılması ve israfını önlemek ve kayıp­lara karşı korunmasını sağlamaktır.

<3> İKTİSADİ BÜTÇE

Sektörler arasında mal ve lıizmet alışverişi, sermaye girdi çıktısı, kredi hareketleri, hazır para dununu, stok durumu gibi hususları ekonominin tümünü kapsayacak biçimde ortaya koyan bütçedir,

<§> İl ÖZEL İDARESİ BÜTÇESİ

îlîn stratejik planına uygun olarak hazırlanan bütçe, il özel idare­sinin mali yıl ve İzleyen iki yıl içindeki gelir ve gider tahminlerini gös­terir, gelirlerin toplanmasına ve harcamaların yapılmasına izin verir. Bütçeye ayrıntılı harcama programlan ile finansman programları ekle­nir. Bütçede bahsedilen kalemler haricinde harcamalar yapılamaz. Bütçe yılı devlet mali yılı ile aynıdır. Vali tarafından hazırlanan bütçe tasarısı Eylül ayı başında il encümenine sunulur. Encümen bütçeyi in­celeyerek görüşüyle birlikte kasım ayının birinci gününden önce il ge­nel meclisine sunar. !1 genel meclisi, bütçe tasarısını yılbaşından önce aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak meclis bütçe denliliğini bozacak biçimde gider arttırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler yapamaz.

  • özel idaresi bütçesiyle ödenek tahsis edilen her bir harcama birimi­nin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir. İlçelerde bu yetki kaymakam tarafından kullanılır. İlçelere gönderilecek ödeneklerin, il özel idaresi mali kontrol yetkilisi tarafından vize edilmesi yeteriidir. Her yıl bütçe­sinin kesin hesabı, vali tarafından hesap döneminin bitiminden sonra

gelen marı ayı içinde encümene sunulıır. Kesin hesap il genel mecli­sinin mayıs ayı toptancısında görüşülerek k;tıara bağlanır.

<$> İTA AMİRİ

Kamu hizmetiyle ilgili programların yürütme sorumluluğunu taşı­yanı, bütçeyle verilen ödeneklerin kullanımına karar veren en üst dü­zeydeki yöneticidir. 5018 sayılı kanunla daha önceleri ita amiri olan bakanların bütçe ile ilgili yetkileri (harcama yetkisi) harcama yetkilüe- rine verilmiştir. \[ ‘■■■’ /         .           •          .           ■

  • KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROt KANUNU (5018)

Kanunun amacı, kalkınma planları ve programlarında yer alan politika ve hedefler doğrultusunda, kamu kaynaklarının etkili, ekono­mik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasının, hesap ve- rilebilirliği ve saydamlığı sağlamak Üzere kamu mali yönetiminin yapı­sını ve işleyişini kamıı bütçesinin hazırlanmasını ve uygulanmasını ye tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve mali kontrolü düzenlemektir. Kanun, genel bütçe kapsamındaki kamu İda­releri, özel bütçeli idareler, düzenleyici ve denetleyici kurumlar bütçe­lerinden oluşan Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdareleri ile Sosyal Güvenlik Kurumlan ve Mahalli İdarelerden oluşan Genel Yö­netim Kapsamındaki kamu idarelerinin mali yönetim ve kontrolünü kapsar, Bununla birlikle düzenleyici ve denetleyici kurullar da dene­tim kapsamına alınmıştır. Kanunun getirdiği değişiklikler şunlardır:

« Bütçenin kapsamı genişletilerek genel ve katma bütçe yerine merkezi yönetim bütçesi (genel bütçe, öze! bütçe, düzenleyi­ci vc denetleyici kurum bütçeleri). Sosyal Güvenlik Kurum Bütçesi ve Mahalli idare Bütçesi kavramları getirilmiştir.

® Kuıum Bütçeleri çok yıllı bütçcieme anlayışı içinde üç yıllık hazırlanmakta uygulama yılı bütçesi, yasama organında (TBMM) kanunlaşmakta izleyen iki yılın bütçe rakamları ise gösterge niteliğinde kanunda yer almaktadır.

J

  • Bütçenin lıazjrlama ve uygulama sürecinde kamıı idarelerine

önemli inisiyatifler tanınmakta ve kamu idarelerinin bütçe sü­recindeki görev, yetki ve sonıtniuluklan yeniden düzenlen­mektedir. Daha önceki uygulamalarda, Sayıştay Başkanlığı ta­rafından vize ve tescil yapmak suretiyle Maliye Bakanlığınca ‘•o’*

vize yapmak ve bizzat kamu idarelerinde kendisine bağlı bi­rimler (Bütçe Dairesi Başkanlıkları) bulundurmak suretiyle

yapmış olduğu harcama öncesi kontrol ve harcama sonrası iç-    ^

denetim gerçekleştirme görevleri ilgili kamu idarelerine dev­redilmiş, böylece kamu lıizmetlerinin hızlı bir şekilde sürdü­rülmesi İçin gerekil ortam hazırlanmışur.

  • Kamu mail yönetimi ve kontrol sisteminin yeniden düzenlen- vV

meşinin gereği olarak 5436 Sayılı Kanun ile Teşkilat Kanunla-  ^

n ve teşkilatlanmaya ilişkin diğer kanunlarda yer alan Araştır­ma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlıktan ile Mali­ye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğüne bağ-                                                                                                     .

lı olarak kurumlann bünyesinde görev yapan ve bu görevleri

178 sayılı Maliye Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki

Kanun Hükmünde kararnamede sayılı Bütçe Dairesi Başkan-    ^

,          lıkları kaldınlmıştır.

Kanunun mali hizmetlere ilişkin görevlerini yürütme üzere, Baş­bakanlık ve Bakanlıklarda (Milli Savunma Bakanlığı hariç) Strateji Ge-                                                                   w

Üşürme Başkanlığı, kamu idarelerinin merkez teşkilatında Strateji Ge­liştirme Daire Başkanlıkları ve Strateji Geliştirme Müdürlükleri kurul­muştur.                                        ‘**’

5018 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılan 1050 sayılı kamın, Ba-    w

kanları kendi bütçelerinin ita amirleri, İta amirini ise devlet hizmetleri­ne ilişkin giderlerin geçici ya da kesin olarak ödenmesi hakkında ya­zılı emir ve izin veren yetkili olarak tanımlamıştır. Diğer bir ifadeyle bütçe kanunu ile Bakanlıklara talısis edilen Ödeneğin harcama yetkisi bakanlara aittir. 5018 sayılı yasa ile bu yetki harcama yetkililerine ve­rilmiştir. Bakanlar, hükümet politikasının uygulanması ile bakanlıkla-                                                                     -■o

nnın ve bakanlıklarına bağlı ilgili ve ilişkili kuruluşların stratejik plan-

J

Btitç»                         _________________________ J 667

k

ları ile bütçelerinin kalkınma planları, yıllık programlarına uygun ola­rak hazırlanması ve uygulanmasından bu çerçevede diğer bakanlıklar­la koordinasyon ve işbirliği sağlamaktan sorumludurlar. Bakanlar, ka­mu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması konusunda Başbakana ve TBMM’ne karşı sorumludurlar. Bakanlar, İdarelerinin amaçları, hedefleri, stratejileri, varlık ve yükümlülükleri ve yıllık per­formansı konuşunda her malı yılın ilk ayı içinde kamuoyunu bilgilen­dirirler. Genel, yönetim, kapsamındaki kamu idareleri bütçelerinin ilk altı aylık uygulama,spııuçları.ile ikinci altı aya ilişkin beklentileri ve hedefleri.ile faaliyetlerini kapsayan bilgileri Temmuz ayı içinde kamu­oyuna açıklarlar.

…. <$> KAMU YATDBIM PROGRAMI

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile merkezî yönetim bütçe .kanununa uygun olarak Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından hazırlanan yatırım programıdır. Söz konusu merkezi yönetim bütçe kanunim yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 15 ^         ‘■         gün içinde Bakanlar Kurulu kararıyla Resmî Gazetede yayımlanır.

<3> KATMA BÜTÇE

f”*’                    Harcamaları özel gelirler ile sağlanan ve genel bütçe dışında yö­

netilen bütçelere “katma bütçe”denir. Teklik ilkesinin bir istisnasını oluşturmaktadır. Katma bütçeli kuruluşların gelir ve giderleri arasında­ki açık, genel bütçeden yapılan hazine yardımı şeklindeki transferler- ^    le karşılanır. Bu kuruluşlann bütçeleri yine bu kuruluşlarca düzenlen­

mekte ve bağlı oldukları bakanın imzasıyla incelenmek üzere Maliye bakanlığına gönderilmektedir. Maliye bakanlığı bu bütçeleri diğer gi- ^       der bütçeleriyle birleştirmektedir. Süreç itibariyle genel bütçeninkin-

den farklı bir yapıya sahip olmayıp Bakanlar kurulundan geçerek ge­nel bütçe ile TBMM’ye sunulmaktadır. Ülkemizde katma bütçeli kuru- (*> kışların tamamı iktisadi nitelikte olmayıp, üniversiteler, vakıflar gibi

bazı kumlu şiar da katma bütçelidirler. Katma bütçeli kuruluşların ge­lirleri giderlerinden fazla gerçekleşmiş ise, aradaki fark genel bütçeye

aktarılmaktadır. 5018 sayılı yasa! düzenleme ile katma bütçenin uygu­lamasına son verilmiştir.

<$> KESİN HESAP

TBMM, merkezî yönetim bütçe kanununun uygulama sonuçları­nı onama yetkisini kesin hesap kanunuyla kullanır. Kesin hesap kanu­nu tasarısı, muhasebe kayıtları dikkate alınarak, merkezî yönetim büt­çe kanununun şekline uygun olarak Maliye Bakanlığınca hazırlanır. Bu tasan, bîr yıllık uygulama sonuçlarını karşılaştırmalı olarak göste­ren değerlendirmeleri içeren gerekçesiyle birlikte izleyen malî yılın Haziran ayı sonuna kadar Bakanlar Kurulunca Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur ve bir örneği Sayıştay’a gönderilir. Kesin hesap kâ­nun tasarısının ekinde;

  • Genel mizan,
  • Bütçe gelirleri kesin hesap cetveli ve        açıklaması,
  • Bütçe giderleri kesin hesap     cetvelleri      ve açıklaması,
  • Bütçe gelir ve giderlerinin iller ve idareler itibarıyla dağılımı,
  • Devlet borçları ve Hazine garantilerine ilişkin cetveller,
  • Yılı içerisinde silinen kamu alacakları cetveli,
  • Mal yönetim hesabı icmal cetvelleri,
  • Maliye Bakanlığı tarafından gerekli görülen diğer belgeler yer alır.

Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idareleri bütçelerinin kesin hesabının düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir, idarelerin faaliyet raporları, genel faaliyet raporu, dış dene­tim genel değerlendirme raporu ve kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezî yönetim bütçe kanunu tasarısı birlikte görüşülür. Ancak, bu raporlar ile genel uygunluk bildirimi Türkiye Büyük Millet Meclisi ko- misyonlannda öncelikle görüşülür, Mahallî idare bütçeleri ile sosyal güvenlik kurumlan bütçelerinin uygulama sonuçlarının kesin hesaba bağlanması, ilgili kanunlarındaki hükümlere göre yapılır.

<§> KLASİK BÜTÇE TEORİSİ

“Örgüt bütçesi olarak cin ifade edilen klasik bütçe teorisi”bütçe­nin denk olması gerekliğini ileri siimp, bütçe denkliğinin karşılanma­sı gerektiği savunmuştur. Devlet faaliyetlerinin, bazı teme! hizmetlerin yürütülmesi ile sınırlı düzeyde tutulması, ekonominin doğal dengesi­ni saptırıcı girişimlerden kaçınılması düşüncesinin bir uzantısı olarak, klasik bülçe teorisinde devletin fonksiyonları son derece sınırlı düzey­de düşünülmektedir. Bu teoriye, göre bütçenin Önemi; gelir ve gider uygulamaları bakımından gerekli izin ve yetkinin verilmesi ile dene- ■tim açısından ortaya çıkmaktadır. Klasik bütçe görüşünün temelinde, devletin ekonomiye müdahale etmemesi ve’kamu hizmetlerinin .çok sınırlı düzeyde kalması yatmakladır. Bütçe denkliği büyük önem taşı­makta olup; yalnızca bütçe açıkları değil, aynı zamanda bütçe fazlala­rı da ekonominin doğal dengesi açısından sakıncalı görülmüştür. Kla­sik bütçeçijikie, kamu giderleri yönünden alman kararlar büyük ölçü­de siyasi nitelik taşımakta olup, kamu yararı, toplum yararı, ilkeleri ya da’»ıaliyelrfayda ilişkileri fazla söz konusu değildir. Biirçe ödenekleri­nin verilmesinde, kamu hizmetlerinin miktarı ve nitelikleri önemli ol­mayıp, asıl önemli olan hizmetleri yapacak kııruluşların ihtiyaçlarıdır.

<§> KOrtyONKTÜREL BÜTÇE

Kevncs ile birlikte yaygınlaşan ve devlet bütçesinin, milli gelir ve istihdam hacminde zaman içinde ortaya çıkacak dalgalanmaları yumuşatacak biçimde hazırlanmasına yönelik bütçe anlayışıdır.

<§> KONSOLİDE BÜTÇE

Konsolide bütçe, toplam genel bütçe giderleri ile toplam katma bütçe giderleri toplamından, hazine yardımlarının çıkarılmasıyla bulu­nur.

Konsolide Bütçe = Genel bütçe + Katma bütçe – Hazine yardımları <$> MALİ SAYDAMLIK

;    . _   . •  • » • -;U

Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında de­netimin sağlanması sırasında kamuoyunun zamanında bilgilendiril­mesini ifade eden kavramdır. Mali saydamlık, hükümetin yapısının ve fonksiyonlarının, mali politika planlanrun, kamu sektörü hesaplarının ve mali hedeflerinin kamuoyuna açık olmasıdır. Kamu sektörü, mali politikanın oluşturulması ve yürütülmesi ile ilgisi olan bfltün kurum ve kunıluşlar olarak tanımlanabilir. Mali saydamlık, sorumluluğu güçlen­dirir ve sürdürülebilir olmayan nitelikteki politikaların getirmiş olduğu politik riskleri arttırır.Bu amaçla;

  • Görev, yetki ve sorumluluklann açık olarak tanımlanması,
  • Hükümet politikaları, kalkınma planlan, yıllık programlar, stratejik planlar ile bütçelerin hazırlanması, yetkili organlarda görüşülmesi, uygulanması ve uygulama sonuçlan ile raporla- nn kamuoyuna açık ve ulaşılabilir olması,
  • Genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri tarafından sağ­lanan teşvik ve desteklemelerin bir yılı geçmemek üzere belirli dönemler itibanyla kamuoyuna açıklanması,
  • Kamıı hesaplarının standart bir muhasebe sistemi ve genel kabul görmüş muhasebe prensiplerine uygun bir muhasebe düzenine göre oluşturulması,

Zorunludur. Malî saydamlığın sağlanması için gerekli düzenleme­lerin yapılması ve önlemlerin alınmasından kamu idareleri sorumlu olup, bu hususlar Maliye Bakanlığınca izlenmektedir.

<$> MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile getirilen merkezi yönetim bütçesi, genel bütçe, özel bütçe ve düzenleyici ve denetleyici kıınım bütçelerini içine alan bütçe olarak tanımlanmakta­dır. Merkezî yönetim bütçe kanununda; yılı ve izleyen iki yıhn gelir ve gider tahminleri, varsa bütçe açığının veya fazlasının tutan, açığın na­sıl kapatılacağı veya fazlanın nasıl kullanılacağı, vergi muafiyeti, istis­nası ve indirimleri ile benzeri uygulamalar nedeniyle vazgeçilen vergi

c

/■*

gelirleri, borçlanma ve garanti sınırlan, bütçelerin uygulanmasında ta­nınacak yetkiler, bağlı cetveller, malî yıl içinde gelir ve giderlere yö­nelik olarak uygulanacak ve kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler yer alır. Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin her birinin gelir-gider tahminleri, merkezî yönetim bütçe kanununda ayrı bölüm veya cetvellerde gösterilebilir. Merkezî yönetim bütçesinin . hazırlanma siiıeci, Bakanlar Kumlunun Mayıs ayının sonuna kadar toplanarak kalkınma planlan, stratejik planlar ve genel ekonomik ko-.

; şıilların gerekleri doğrultusunda makro politikaları, ilkeleri, hedef ve >: gösterge niteliğindeki temel ekonomik, büyüklükleri de kapsayacak :   .şekilde DPT Müsteşarlığınca hazırlanan orta vadeli programı kabul et-,

C’               meşiyle başlar. Orta vadeli program, aynı süre içinde Resmî Gazetede

^            ;   yayımlanır. Orta vadeli program ile uyumlu olmak üzere, gelecek üç

yıla ilişkin toplam gelir ve gider tahminleri ile birlikte hedef âçık ve C  borçlanma dununu ile kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını içe-

  • ren ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan orta vadeli malî plan,

.   . Haziran ayının 15′.ine kadar Yüksek Planlama Kurulu tarafından İcara-,

.     ra bağlanır vc Resmî Gazetede yayımlanır. Bu doğrukuda, kamu ida-

f*-              relerinin bütçe tekliflerini ve yatırım programını hazırlama sürecini

yönlendirmek üzere; Bütçe Çağrısı ve eki Bütçe Hazırlama Rehberi Maliye Bakanlığınca, Yatırım Genelgesi ve eki Yatırım Programı Hazır- (*’           lama Rehberi ise Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca hazıılana-

rak Haziran ayının sonuna kadar Resmî Gazetede yayımlanır. Bütçe Hazırlama Rehberi ile Yatırım Programı Hazırlama Rehberi, bütçe tek­liflerinin hazırlanmasına esas olmak üzere, kamu idarelerince uyulma- ^ sı gereken genel ilkeleri, nesnel ve ölçülebilir standartları, hesaplama

yöntemlerini, bunlara ilişkin olarak kullanılacak cetvel ve tablo örnek­lerini ve diğer bilgileri içerir.          r

  • MİLLİ BÜTÇE TAHMİN RAPORU

DPT tarafından hazırlanıp Maliye Bakanlığına gönderilen ve ge­r      lecek mali yıldaki kaynakları ve bunların nasıl kullanılacağını gösteren

^                rapordur. Raporla ülkenin büyüme, fiyatlar dengesi, yatın m-tüketim

r

eğilimleri, dış ticaret dengesi ile kamu ve özel sektör toplam kaynak- lannın kullanımı gösterilmekte ve bıı genel ekonomik yapı içinde büt­çe dengesi sağlanmaktadır.

<$> ÖN MAİİ KONTROL

ön malt kontrol\ harcama birimlerinde işlemlerin gerçekleştiril­mesi aşamasında yapılan kontroller ile malî hizmetler birimi tarafın­dan yapılan kontrolleri kapsar, ön malî kontrol süreci, malî karar ve İşlemlerin hazırlanması, yüklenmeye girişilmesi, iş ve işlemlerin ger­çekleştirilmesi ve belgelendirilmesinden oluşur. Kamu idarelerinde ön malî kontrol görevi, yönelim sorumluluğu çerçevesinde yürütülür. Harcama birimlerinde işlemlerin gerçekleştirilmesi aşamasında yapıla­cak asgari kontroller, malî hizmetler birimi tarafından ön malî kontro­le tâbi tutulacak malî karar ve işlemlerin usul ve esasları ile ön malî kontrole ilişkin standart ve yöntemler Maliye Bakanlığınca belirlenir. Kamu idareleri, bıı standart ve yöntemlere aykırı olmamak şartıyla bu konuda düzenleme yapabilir.

ÖN ÖDEME

Harcama yetkilisinin uygun görmesi ve karşılığı ödeneğin saklı tutulması kaydıyla, ilgili kanunlarda öngörülen haller ile gerçekleştir­me işlemlerinin tamamlanması beklenilemeyecek ivedi veya zorunlu giderler için avans vermek veya kredi açmak suretiyle ön ödeme ya­pılabilir. Verilecek avansın üst sınırları merkezî yönetim bütçe kanu­nunda gösterilir. Sözleşmesinde belirtilmek ve yüklenme tutarının %30’ıınıı geçmemek üzere, yüklenicilere, reminar karşılığında bütçe dışı avans ödenebilir. İlgili kanunların bütçe dışı avans ödenmesine ilişkin hükümleri saklıdır. Açılmış akreditiflere ilişkin kredi artıkları er­tesi yıla devredilmekle birlikte ödenekleri iptal olunur. Devredilen kredi artıklarının karşılığı, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerin­de Maliye Bakanı, diğer kamu idarelerinde ise üst yönetici tarafından idare bütçesinin ilgili tertibine ödenek kaydolunur. Sözleşmelerin bi-

tini tarihlerinde henüz bir kısım hizmet yerine getirilememiş veya zo­runlu nedenlerle sözleşmenin uygulanmasın:! başlanılamamış ancak, ilgili idarece ek süre verilmiş ve bıı süre ertesi mal! yıla taşmış ise; yıl sonunda yüklenme aıtıgı devredilir ve bu tutarlara ilişkin ödenekler ■hakkında akreditiflerle ilgili hükümler uygulanır. Devredilen yüklen­me arlığı karşılığı hizmet ek süre içinde yerine getirilerek kamtlayıcı belgeleri verildiğinde, uttan hizmelin yapıldığı yıl bütçesine gider kay- dıyla ödenir. I-î er mutemet ön ödemelerden harcadığı tutara ilişkin ka- • ■’ nttlayıcı:belgeleri, ilgili kanunlarında belirtilmemiş olması halinde avanslarda i ay, kredilerde 3 ay içinde ımtlıaşebe yetkilisine yermek . ve aıian tutan iade etmekle yükümlüdür. Süresi içerisinde mahsup edilmeyen avanslar hakkında 61.83 sayılı Kapun hükümleri uygulanır.

: Merkçzî yönetim kapsamındaki kamu.idarelerinde ön ödeme şekille- vi, devir ve mahsup işlemleri, yapılacak ön ödemelerin idareler ve.gi- der türleri itibarıyla miktarı ye oranlarının .belirlenmesi, zorunlu haller­de yapılacak harcamalar için ön ödemenin tutan ve mahsup süresi, mutemetlerin görevlendirilmesi ve diğer işlemlere ilişkin usul ve esas­lar Maliye Bakanlığınca hazırlanacak ve Bakanlar Kurulunca çıkarıla­cak yönetmelikle düzenlenir. Diğer kamu idarelerinde ön ödemeye ilişkin usul ve esaslar bu madde hükümleri dikkate alınmak suretiyle ilgili mevzuatlarında düzenlenir.

<$> ÖRGÜT BÜTÇrıSÎ

CBkz: Klasik Biitçcleme Sistemi)

<$> ÖRTÜLÜ ÖDENEK

Örtülü ödenek; kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin millî güvenliği ve yüksek menfaatleri ile devlet itibarının ge­rekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle il­gili hükümet icaplaıı için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir. Kanunlarla verilen görevlerin gerektirdiği istihba­rat. hizmetlerini yürüten diğer kanıtı idarelerinin bütçelerine de örtü-

1(1 ödenek konulabilir, örttllü ödenek, bu amaçlar dışında ve Başba­kanın ve ailesinin kişisel harcamaları İle siyasi partilerin İdare, propa­ganda ve seçim ihtiyaçlarında kullanılamaz. İlgili yılda bu amaçla tah­sis edilen ödenekler toplamı, genel bütçe başlangıç ödenekleri topla­mının binde beşini(%0,5) geçemez. Başbakanlık ve diğer ilgili idare bütçelerinde yer alan örtülü Ödeneklerin kullanılma yeri, giderin ki­min tarafından yapılacağı, hesapların tutulma ve kapatılma yöntemi, gideri yapanın değişmesi halinde yeni yetkiliye hangi belgelerin akta- rıtacağı Başbakan tarafından belirlenir. Örtülü ödeneklere ilişkin gi­derler Başbakan, Maliye Bakanı ve ilgili Bakan tarafından imzalanan      ^

kararname esaslarına göre gerçekleştirilir ve Ödenir.

  • m*
  • ÖZEL BÜTÇE ^

Bir bakanlığa bağlı veya ilgili olarak belirli bir kamu hizmetini          ^

yürütmek üzere kurulan, gelir tahsis edilen, bıı gelirlerden harcama yapma yetkisi verilen, kuruluş ve çalışma esasları özel kanunla düzen­lenen her bir kamu idaresinin bütçesidir.

<$> ÖZEL GELİR

Genel bütçe kapsamındaki idarelerin kamu görevi ve hizmeti dı­şında ilgili kanunlarında belirtilen faaliyetlerinden ve flyatlandınlabilir nitelikteki mal ve hizmet teslimlerinden sağlanan ve genel bütçede gösterilen gelirlerdir. Özel gelirler karşılığında idarelere tahsis edilen özel ödenek miktarlan, ilgili idarelerin bütçelerinde gösterilir Malî yıl içinde kullanılabilecek özel ödenek miktan, tahsil edilen özel gelir tıt- tannı geçemez. Tahsil edilen özel gelirlerin ödenek tutarını aşması ha­linde, ödenek eklenemez, özel gelirlere ilişkin olarak ilgili kanunla- nnda belirtilen fiyatlandınlabilir mal ve hizmetlerin tarifeleri ile uygu­lamaya yönelik usul ve esaslar, Maliye Bakanlığının görUşü alınarak İl­gili kamu idarelerince belirlenir, özel gelirlerin ödenek kaydına, gele­cek yıla devrine, iptaline ilişkin yetki ve işlemler merkezî yönetim büt­çe kanununda gösterilir.

Bütçe______________________________________ j 675

<$> PERFORMANS BIJTÇELEME SİSTEMİ

Amacı kamu sektörünün hizmet etkinliğinin ölçülmesi olan bu sistemde kamu harcamalarının fonksiyonel sınıflandırılması esas alı­nır. Yani hizmeti gören kuruluş değil, hizmetin kendisi önemlidir. Bu bütçelcme sisteminde, hizmet maliyetleri ile görülen hizmet ilişkilen- dirilerek yönetimin başarısı ölçülür. Ayrıca bu sistemle, hizmetlerin birim maliyeti belirlencbileceğlnden .ödenek ayırmak kolaylaşır. :

–                <» PIÂNLAMA-PROGR^IAMA BttÇÇLEME SİSTEMİ :

.             ” ,■:V’ Kısaca PPBS olarak iiadç edilen bu sistem, araklarla amaçlar yani

. plân ile bütçe arasında yakın ilişki kurmaya çalışır. Hedef fayda/mali- <*“ yet oranı en yüksek harcama seçeneğini seçmek yani rasyonelliktir.

, … Böylece kaynakların optimal kullanımı sağlanmış olur. Bu sistemde seçenek tespiti teknokrat ve biirokratlarca, tercih ise yasama organın­.         . ;ca yapılır. PPBS’ de her hizmetin bir gerekçesi vardır ve yapılan prog-.

r- ■ ram belirli amaçlar yörüngesinde yer alan faaliyetleri içerir. Bütçe programlardan oluşur ve her program bir program değerlendirmesine tabi tutulur.             .

r                <$>            PPBS – KLASİK BÜTÇE PARKI

® Klasik büıçe sisteminde plan kavramı ve plan-bütçe ilişkisi mevcut değildir. Halbuki PPBS’nin yapısı gereği bütçe ile planlama ilişkisi kurulmaktadır. f*     • Klasik bütçede yapılan harcamalar ve bu harcama miktarına

^               dayanan sonuçlara göre değerlendirme    yapılır. PPBS’de ise

■’              esas olan hedeflerin belirlenmesi ve    bu hedeflere ulaşıp ııla-

’                şılmadığının değerlendirilmesidir.

r                * PPBS bütçe kararlarında planlama ve sistem analizi teknikleri

kullandığı için karar vemıe organına etkili ve yeterli bir şekil­de yardımcı olur, Halbuki klasik bütçede bu teknikler genel­ce   likle kullanılmaz.

  • KJasik bütçede karar verme aşamasında teknik bilgilerden, ya­rarlanamadığı için çok kısa sürede iyi karar alınmasına olanak yoktıır. Oysa PPBS’de bu çalışmalar süreklilik gösterir ve ka­rar alınmasında hızı arttırır.
  • PPBS’de seçenekler arasındaki seçimler mantıklı ve günün gereklerine uygun olanı seçmede yardımcı olmaktadır. Hal­buki klasik bütçede seçenekler olmadığı için siyasal tercih baskı gruplan büyük rol oynar.
  • PPBS’de denetim, amaçların etkenlik denetimi biçiminde ya­pılmaktadır. Klasik bütçede denetim ise formaliteye sıkı sıkı bağlanır ve hesapların denetimi şeklindedir.
  • PROGRAM BÜTÇELEME SİSTEM t

Devlet dairelerinin her düzeyde ekonomik düşünce ve sorumlu­luğunu artıran bir yönetim sistemi yaratarak kamu harcamalarının et­kinliğini arttırma amacı güder. Bu sistem performans bütçeleme siste­minden dalıa kapsamlı bir niteliğe salıiptir. Bu sistemde devletin yü­rüttüğü işlevler belirtilerek bir plâna bağlanır. Bu plânın uygulanması da bütçede yer alacak programlar aracılığıyla gerçekleştirilir. Program bütçe, kamu yönetiminin belirli görevlerine ilişkin bir sistemdir. ,

Türkiye’de 1960’lı yıllardan itibaren planlı ekonomiye geçilmiş ve program bütçe uygulamaya konulmuştur. Türkiye’de program bütçe­nin uygulanma nedenlerini şıı şekilde sayabiliriz;

  • Kamu harcamalarının sürekli artış göstermesi
  • Toplam vergi yükündeki artışlar
  • Devletçe uygulanan iktisat politikalarının amaçlannın gerçek­leştirilmesi
  • Klasik bütçenin yetersiz oluşu

<» SAYMAN

Merkezde, il ve ilçelerde, bütçelerden ödeme yapmak görev ve yetkilerine sahip olan maliye görevlisidir. Sarmanlar yaptıkları harca­*                                                           t –     ■>         mm

Biitfe

malarla ilgili olarak Sayıştay’a hesap vermekle yükümlüdür. 5018 Sayılı Kamu Mali Yönelimi ve Kontrol Kanıınu’na göre Muhasebe Yetkili yardımcısı olarak atanabilirler.

<$> STRATiyfiK MANİAMA VE PERFORMANS ESASII BÜTÇELEME         V'{. \ :/ İm .îİVa’ 1a

5018 Sayılı Kamu Mali Yönelimi ve.Kontrol Kanunu ile.bütçele- me sisteminde uygulanan yeni yöntemdir. Karnına göıe kaimi idarele- : d; kalkınma planlan, programlar, ilgili mevzuat ye benimsedikleri te- . mel ilkeler çerçevesinde geleceğe .ilişkin amaç ve vizyonlarım oluşiur- : nıak, stratejik,amaçlar:ve ölçülebilir hedefler saptamak, performans­larını önceden belirlenmiş.olan göstergeler doğrultusunda .ölçmek, ve : bu sürecin,izleme ve değerlendirmesini yapmak amacıyla katılımcı ‘yöntemlerle stratejik plan hazırlarlar. JKannı idareleri, kamu hizmetle­rinin istenilen düzeyde yc kalitede sunulabilmesi için bütçeleri ile : program ve proje bazında kaynak tahsislerini; stratejik planlarına, yıl­lık amaç ve hedefleri ile performans göstergelerine dayandırarak zor, madadırlar. Stratejik plan hazırlamakla yükümlü olacak kamu idarele­rinin ve stratejik planlama sürecine ilişkin takvimin tespitine, stratejik planların kalkınma planı ve programlarla ilişkilendirilmesine yönelik ıısııl ve esaslann belirlenmesine Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlı­ğı yetkilidir. Kamu idareleri bütçelerini, stratejik planlarında yer alan amaç, geniş görüşlülük, stratejik amaç ve hedeflerle uyumlu ve perfor­mans esasına dayalı olarak hazırlarlar, Kamu idarelerinin bütçelerinin stratejik planlarda belirlenen performans gösiergelerine uygunluğu ve idarelerin bu çerçevede yürütecekleri faaliyetler ile performans esaslı bütçelemeye ilişkin diğer hususları belirlemeye Maliye Bakanlığı yet­kilidir. Maliye Bakanlığı, DPT Müsteşarlığı ve ilgili kamu idaresi tara­lından birlikte tespit edilecek olan performans göstergeleri, kuruluşla­rın bütçelerinde yer alır. Performans denetimleri bvı göstergeler çerçe­vesinde gerçekleştirilir.

<S> SIFIR TABANLI BÜTÇE                                                                                           ^

1964 yılında ABD’de ortaya çıkan bıı bütçe teorisine göre; her yı-   ^

hn bütçe işlemleri kendi bünyesi içinde değerlendirilmekte, geçmiş yılların politikalarına ya hiç Önem verilmemekte veya çok az bağlantı                                                                                 ~

kurulmaktadır. Sıfır tabanlı bütçe, artınmcı bütçeleşmeye tamamen zıt­tır. Sıfır tabanlı bütçeleme sisteminde, bütçe çalışmalarının yapılması                                                                            ^

sırasında geçen dönemin kamu gider ve gelirlerinin bilinmesi yararlı olmakla birlikte, bunıın ihmal edilmesi de mümkündür. Bu bütçeleme sistemi de diğer bütçeleme teknikleri gibi, kaynaklann etkin kullanı­mını amaçlayan çağdaş ve bütçeleme tekniklerinden biridir. Bu sistem geniş çapta dokümana, büyük büro çalışmasına ve harcamalara ihti­yaç duymaktadır. Sıfır tabanlı bütçeleme sisteminde sunulan her hiz­met ve bu hizmetin ödeneğinin önceden varolmadığı varsayıldığında, bir çıktının en düşük maliyetle elde edilmesi için, en etkin usulün ne olduğunun ortaya konulması ve belirlenmesi gerekmektedir.

<$> TAHAKKUK MEMURU

Devlet giderlerini yasalara uygun olarak gerçekleştiren, bir hiz­metin yerine getirilmesi veya bir malın teslim edilmesinden sonra dev-                                                                         H j

let adına doğan borcun miktarını, taahhüdün yasalara uygun olarak        ,

yerine getirilip getirilmediğini belirleyen kişiye “tahakkuk memuru “           ‘

denir.                                                                                     .

<$> TAM İSTİHDAM BÜTÇE FAZLASI

Bütün yıl boyunca ekonominin tam istihdamda çalışuğı varsayı­mına göre, veri bütçe programına bağlı olarak ortaya çıkan bütçe faz-                                                                             ^

lasıdır.

<$> TAZMİN

Saymanın harcamalarının mevzuata aykın olması münasebetiyle      ^

sonımlu olması ve zararın saymana ödettirilmesine “tazmin”denir.           s

  • TEDİYE ■

Verile emrine bağlanmış olan giderlerin, gider saymanlıklarınca ödenmesine “tediye” denir,

<$> TELATİ EDİCİ BÜTÇE TEORİSİ

Müdahale, olmadan ekonominin kendiliğinden tam istihdama ge-. İçmeyeceğinden hareketle ortaya atılan bu teoriye göre devlet, ekono- .. .. . mi tam iştihdama gelinceye kadar açık bütçe,’dalla sonra denk bütçe : ’• V – – politikası izlemeUdir. Devlet bu bütçe politikasını,açık emisyon-veya. f*’  borçlanmayla finanse etmelidir. Asıl, amaç tasarruf diizeyi yüksek

^    .         olanlardan düşük olanlara gelir aktarılmasıdır.

,7 ■ ^ TORBA BÜTÇEEEME —^                                                            v : ; ;;

: En basit biitçeleme sistemidir. Torba bütçelerde oldukça geniş tu­tulan hizmet kategorileri vardır ye bıı kategorilere verilmiş ödenekler bttiunur. Örneğin; bütçeler eğitim, sağlık, savunma gibi geniş kapsam­lı kategorilere ayrılır. Bu kategorilere de belirli oranda kaynak ayrılır. f ‘        Bazen kategoriler daha ayrıntılı olarak bakanlık veya daire bazında

^              olabilir. Torba bütçelerin hazırlanması, ödenekler üzerinde anlaşmaya

vanlması ve değerlendirilmesi oldukça kolay biçimde yapılabilmekte- r           dir. Bütçe basit tutuldukça yasama ve yürütme organı arasındaki fikir

^              aynlıklannı çözmek kolaylaşacaktır. Bir bakanlığın bütçesinin büyük­

lüğü ile ilgili kararı aldıktan sonra, bu bakanlığın paraları hangi prog­ramlara veya faaliyetlere harcayacağı konusunda herhangi bir tartışma /“■’     yapılmaz. Torba bütçelemeye yapılan eleştiriler, harcamalann nerele-

^              re yapıldığı ve harcamalann etkileri konularında bilgi vermemesi üze­

rinedir.

n

f*                 <S> YATIRIM BÜTÇESİ

Kamu harcamalarının ayrı nitelikleri ve finansmanları bulunması nedeniyle başvııaılan bütçeleme sistemidir. Yatınm bütçesinden bek- ^         lenen faydalar şunlardır:

  • Özellikle farklı harcamalan içermesi nedeniyle tahmin, analiz ve finansman yöntemlerinin oldukça farklı olması, bütçede tahminlerin daha isabetli olmasına ve bütçe uygulamasının daha iyi yapılmasına yardımcı olabilmektedir.
  • Devletin yatırım harcamalarının daha iyi bir biçimde görülme­si ülke kalkınmasının planlanmasına yardımcı olabilmektedir.
  • Devletin net varlığındaki değişmelerin daha iyi görülmesine yardımcı olabilmektedir.

Yatırım bütçesinin en eski uygulama örnekleri İskandinav ülkelerinde, özellikle de İsveç’te görülmüştür.

■$> YEDEK ÖDENEK

Merkezî yönetim bütçe kanununda belirtilen hizmet ve amaçlan gerçekleştirmek, ödenek yetersizliğini gidermek veya bütçelerde ön­görülmeyen hizmetler için, genel bütçeli idareler ile özel bütçeli ida­relerden merkezî yönetim bütçe kanununda gösterilecek olanların bütçelerine aktanlmak üzere, genel bütçe ödeneklerinin %2’ine kadar Maliye Bakanlığı bütçesine yedek ödenek konulabilir. Bu ödenekten aktarma yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir. Malî yıl içinde yedek öde­nekten yapılan aktarmaların tür, tutar ve idareler itibarıyla dağılımı, yılın bitimini takip eden 15 gün içinde Maliye Bakanlığınca ilan edilir.

4> YENİ PERFORMANS BÜTÇE SİSTEMİ

Bu bütçe sisteminde kamu kurumlan, kendi programlarını oluş­turmakta, bu programlara yönelik performansları belirlemekte daha sdhra bütçe tekliflerini hazırlamaktadırlar. Geleneksel performans bütçeleme sistemi, doğrudan çıktılara ve faaliyetlere göre hazırlan- maktadır. Ancak bu çıktılar kamunun var olma nedenleri ile her za­man örttişmeyebilir. Yeni performans bütçe İse kamu kurumiarının fa­aliyetlerinin sonuçlarına bakar ve ona göre değerlendirir. Bir anlamda geleneksel performans bütçe ile program bütçenin özelliklerini bir arada barındırmaktadır. Kamu hizmetlerinin sonuçlarına odaklanma

program büıçcnin bir özelliği iken, performans ölçülen ve değerlen­dirmeleri geleneksel performans bütçenin özellikleridir. Ancak yeni performans bütçe biçimi, program bütçe uygulamasında önemli sorunlar yaratan, kamıı örgüt -yapısında değişiklik yapmayı gerektir­mektedir. Yani birkaç farklı kamu kuıtımundaki benzer programları birleştirmeyi amaçlamaktadır.

<$> BANKACIUK DÜZENLEME ve DENETLEME KURtJMTJ

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bankala­ra İlişkin mevzuat düzenlemelerini yapmak ve onları denetlemekle so­rumlu bağımsız kurumdur. Faaliyetlerine 2000 yılında başlamıştır. Ku­rum, nihai karar mercii görevi gören 7 kişilik bir kumlun yönetimi al­tında yürütme ve denetleme birimlerinden oluşmaktadır. Bankalann denetimine yetkili olan Bankalar Yeminli Muraktplan Kurulu bu ku­ron bünyesinde bulunmakta ve bankalann yerinden denetimini yap­maktadır. Mali bünyesi zayıflamış bulunan bankalara devlet adına el konulması gerektiğinde BDDK gerekli kararı almakta ve bankalann yönetimi devralınarak kuruma bağlı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fo- nu’na (TMSF) devredilmektedir. Bankalann kurulması, şube açılması, mali bünyesi zayıfladığında TMSF’ ye altnması, satılması, tasfiyesi vb. hep bu kurumun görev ve yetkileri arasındadır. Kurumun görevleri arasında en Önemli konular, bankalara ilişkin düzenlemelerin yapıl­ması ve bankalann bu düzenlemelere uygun faaliyette bulunmasının denetlenmesidir,

<$> ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU (EPDK)

4628 sayılı Yasa ile Elektrik Piyasası Düzehleme Kunımu kunıl- muş, daha sonra 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu İle birieşerek “Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu “ adını almıştır. Kuruma, 5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanunu ile petrol piyasasını düzenleme ve de­netleme görevi de verilmiştir. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu 19.11.2001 tarihinde görevine başlamıştır. Kurumun amacı; elektriğin, doğal gazın ve petrolün yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebile­cek, mali açıdan güçlll, istikrarlı ve şeffaf bir enerji piyasasır m oluştu­rulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlan­masıdır.   .

<$> GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

2005 yılında Gelirler Genel Müdürlüğü’niin kaldınlmasıyla Mali­ye Bakaniığı’na bağlı olarak kurulmuştur. 5345 Sayılı Katıun’un l’nci maddesinde bu kanunun amacı; “gelir politikasını adalet ve tarafsızlık içinde uygulamak; vergi ve diğer gelirleri en az maliyetle toplamak; mükelleflerin vergiye gönilllü uyumunu sağlamak; mükellef haklannt gözeterek yüksek kalitede hizmet sunmak suretiyle yükümlülüklerini , kolayca yerine getirmeleri için gerekil tedbirleri almak; saydamlık, he-.

  • sap verebilirlik, katılımcılık, verimlilik, etkililik ve mükellef odaklılık temel ilkelerine göre göıev yapmak üzere Maliye Bakanlığına bağlı Gelir İdaresi Başkanlığının kurulmasına, teşkilat, görev, yetki ve so­rumluluklarına ilişkin esasları düzenlemektir.” şeklinde açıklanmıştır. 5345 Sayılı Kanunla kurulan Gelir idaresi Başkanhğı’nm görevlerinden bazıları şunlardır;

. » Bakanlıkça belirlenen Devlet gelirleri politikasını uygulamak •

  • ’ > Mükelleflerin vergiye uyumunu kolaylaştırmak ve hizmetleri­ni yerine getirmek . – . ‘ •         K •      *.\v

o Mükellef haklarının koru nması ve mükellef ile Başkanlık iliş­kilerinin karşılıklı güven esasına dayanması konusunda ge- : reklı tedbirleri almak

  • Devlet alacaklarının tahsilini sağlamak ve bu konuda gerekli tedbirleri almak
  • Bakanlıkça belirlenen temel politikalar ve stratejiler doğrultu­sunda vergi inceleme ve denetimlerini gerçekleştirmek
  • Vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi konusunda gerekli ted­birleri almak

Gelir idaresi Başkanlığı, Merkez Teşkilatı ve Taşra Teşkilatı olmak üzere ikili bir örgiU yapısına sahiptir. Merkez teşkilatı başkan, başkan yardımdan, daire başkanlıkları Ye grup başkanlıklanndan oluşmakta­dır. Taşra teşkilatında ise vergi dairesi başkanlıkları ve gnıp müdürlük­leri yer almaktadır.

<3> İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD MERKEZİ (İGF.ME)

19Ö0 yılında kurulmuş olup halen Dış Ticaret Müsteşarlığı’na bağlı olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Dış Pazar araştırmaları yapmak, mallarımızı dış pazarlarda tanıtmak, ihracatçıları ihracat konusunda bilgilendirmek ve ihracatı geliştirmeye yönelik benzeri öteki çalışmalarda bulunmak gibi amaçlarla kurulmuştur. Karar organı yönetim kumludur. ÎGEME’nin Genel Sekreteri Dış Ticaret Müsteşarı Yardımcısıdır.

<$► İHRACAT KKEDİ BANKASI (EX3MBANK)

Ana faaliyet konusu dış ticaretin finansmanı olan banka 1987 yı­lında Amortisman ve Kredi Sandığının yeniden örgütlenmesi sonucu ortaya çıkan Devlet Yatırım Bankasının yerine kurulmuştur.

  • İSTANBUL MENKUl KIYMETLER BORSASI (İMKB)

Menkul Kıymetler Borsası, hisse senedi ve tahvillerin borsaya üye olan kişiler arasında alım ve sacımın gerçekleştirildiği yerdir. İMKB de bu amaçla, Sermaye Piyasası Kanunu (SPK) yürürlüğe girdikten sonra gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıyla 19 Ekim 1984’de resmen kurulmuş ve 18 Aralık 1985’de faaliyetlerine başlamıştır. İMKB’de his­se senetleri için iki tür pazar vardır. Birinci pazarda; en çok alınıp sa­tılan senetler işlem görürken; ikinci pazarda seyrek işlem gören senet­ler faaliyet konusunu oluşmaktadır, Borsa kotunda olup da bu iki pa­zara da girmeyen senetler ise borsa dışı listeyi oluşturmaktadır. Ayrıca ÎMKB’de tahvil, hazine bonosu, finansman bonosu, gelir ortaklığı se­nedi gibi menkul kıymetlerden oluşan Tahvil ve Bono Pazan da mev­cuttur.

<$> KAMU İHAJJB KURUMU (KİK)

Kamu İhale Kurumu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sa­yılı Kamu Ilıale Sözleşmeleri Kanunu ile öngörülen görevleri yerine getirmek Üzere kumlan, idari ve mali özerkliğe sahip bir kamu tüzel

kişisidir. Kurumun merkezi Ankara’dadır. Kurumun ilişkili olduğu Bakanlık, Maliye Bakanlığıdır. Kurum teşkilatı; Kamu ihale Kurulu, Başkanlık ve hizmet birimlerinden oluşur. Kumu İhale Kurumu, ka­nunla kendisine verilen görevleri yerine getirirken yetkilerini kun.il vasıtasıyla kullanır. Kurum, kamuya bağlı yapım, mal ve hizmet alım ve ihalelerinde uygulamayı düzenlemek, koordinasyonu sağlamak ve bunjann yapılması sırasında kanun ve mevzuatlara uyulmasını kontrol etmek eğer varsa yapılan şikayet ve önerileri dikkate alına görevleri­ne sahiptir. . ■.   ‘

<$> ÖZELIJBŞTtRME İDARESİ BAŞKANLIĞI (ÖİB)

Özelleştirme İdaresi Başkanhğt (ÖİB), 1980’li yıllar sonrasında ortaya çıkan çleregühtsyon politikalarının bir sonucu olarak ortaya çı­kan özelleştirme politikalar) neticesinde, 27 Kasım 1994 tarih, 4046 sa­yılı Kanun’la Başbakana bağlı kamu Utael kişiliğine sahip, özel bütçe­li bir- kuruluş olarak kurulmuştur. Teorisyenlerin ifade ettiği üzere özelleştirmenin ana felsefesi, devletin, asli görevleri olan adalet ve gü­venliğin sağlanması yolundaki harcamalar ile Özel sektör tarafından yüldenilemeyecek altyapı yatırımlarına yönelmesi, ekonominin ise pazar mekanizmaları tarafından yönlendirilmesidir. Özelleştirme poli­tika lan ile devletin ekonomideki sınai ve ticari akıivitesinin en aza in­dirilmesi hedeflenirken, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin oluştu­rulması, devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükünün azaltılma­sı, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması, bu yolla elde edilecek kaynakların altyapı yatırımları­na kanalize edilmesi amaçlanmaktadır. Kurum bu amaçları gerçekleş­tirmek için, varlık veya hisse satışı (blok satış- halka arz), kiralama, iş­letme hakkı devri, mülkiyelin gayri ayni haklar tesisi, gelir ortaklığı modeli gibi özelleştirme modellerini kullanmaktadır. 1986 yılından iti­baren hız kazanan ve tamamı kamuya ait veya kamu iştiraki olan ku­ruluşlardaki kamu paylarının özelleştirme kapsamına alınması yoluy­la yürütülen program çerçevesinde, İdare tarafından bugüne kadar ] 76 kuruluşta 1 lisse senedi veya varlık satış/devir işlemi yapılmış ve bu

kuruluşlardan 164’ünde hiç kamu payı kalmamıştır. Blok satış, halka arz, uluslararası arz, iMKB’de satış veya varlık satışı biçiminde kısmen özelleştirme işlemi gerçekleştirilen diğer 12 kuruluşta ise halen kamu payı bulunmaktadır. 1985 yılından bugüne kadar gerçekleştirilen özel­leştirme uygulamalarının toplam tutarı 4.3 katrilyon TL (8.9 milyar $)                                            ^

düzeyindedir.

<$> REKABET KURUMU                                                                                               ^

“Rekabet Kurumu”, anayasa düzenlemeleri gereğince ve devlete        -J

verilen “para, kredi, sermaye, mal ve hizmetpiyasalarının saghklt ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici önlemleri alma” ve piyasa­larda fiili anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeleri önle- cne görevini yürütmek amacıyla kurulan kurumdur. Rekabet Kurumu-                       ^

nun asıl görevi rekabet kurallarının düzgün çalışmasını sağlamak ola­rak da özetlenebilir. Kurumun karar organı Rekabet Kurulu’dur. Kurul başkam aynı zamanda kurumun da başkamdir. Kurul, başkan dahil 11 kişiden oluşmaktadır.

$ SERMAYE PİYASASI KURULU (SPK)

Sermaye Piyasası Yasası İle kurulan ve tüzel kişilerin tahvil ve his­se senedi gibi menkul değerleri çıkarmalarını ve çıkarma koşullarım denetleyen kuruluştur. Kumlun merkezi Ankara’da olup biri başkan biri başkan vekili olmak üzere 7 üyeden oluşur. Kurul üyeleri; Maliye Bakanlığından 3. Adalet Bakanlığından 1, Sanayi ve Ticaret Bakanlı­ğından 1, T.C Merkez Bankasından 1, Bankalar Birliğinden 1 Üye ol­mak üzere bu merciler tarafından gösterilecek adaylar arasından Ba-       ^

kanlar Kurulu tarafından seçilir. Maliye Bakanlığından gelen üyeler­den biri başkan ve diğeri başkan vekili olarak atanır. Kurul, bir taraf­tan sermaye piyasasına günün şartlarına uydurmak için düzenlemeler yapmanın yanı sıra sermaye piyasalannda faaliyette bulunan şirketle­rin ve bunlara aracılık faaliyetlerini yerine getiren kurumlan denetle­mekle görevlidir.

„J

%

<$> SOSYAL GÜVEN1İK KURUMU

Sosyal Güvenlik KunımuCSGK), kendisine görev ve yetki veren diğer kanunlannOîmekli Sandığı Kanıınıı, Sosyal Sigortalar Kanunu, Bağkur Kanıınıı) hükümlerini uygulamak üzere; kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve malî açıdan özerk, bu Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda özel hukuk hükümlerine tâbi olarak kurulmuştur. Kurum, Sayıştay’ın denetimine tâbi olup Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ilgili kuruluşudur. Kurumun temel amacı; sosyal şigor- \ tacılık ilkelerine dayalı, etkin, adil, kolay erişilebilir, aktüeryal ve malî açıdan sürdürülebilir, çağdaş standartlarda sosyal güvenlik sistemini yürütmektir. Kurumun görevleri şunlardır:

fi Ulusal kalkınma strateji ve politikaları ile yıllık uygulama pro- ■ gramlarım dikkate alarak sosyal güvenlik politikalarını uygulamak, bu politikaların.geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak

Ş Hizmet sunduğu gerçek vc tüzel kişileri hak ve yükümlülükleri konusunda bilgilendirmek, haklarının kullanılmasını ve yükümlülük­lerinin yerine,getirilmesini kolaylaştırmak

‘fi Sosyal güvenliğe ilişkin konularda; uluslararası gelişmeleri izle­mek, Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlar ile işbirliği yapmak, yabancı ülkelerle yapılacak sosyal güvenlik sözleşmelerine ilişkin gerekli çalışmaları yürütmek, usulüne göre yürürlüğe konutmuş ulus­lararası antlaşmaları uygulamak

(S Sosyal güvenlik alanında, kamu idareleri arasında koordinasy­on ve işbirliğini sağlamak

(5 Bu Kanun ve diğer kanunlar ile Kuruma verilen görevleri yap­mak

<$ TASARRUF MEVDUATI SİGORTA FONU (TMSF)

Tasarruf mevduatım ve sahiplerini belli bir tutara kadar ilgili ban­kanın ödeme yetersizliği riskine karşı sigorta etmek vazifesiyle kum­lan kurumdur. Bankalar Yasasına göre ise bankacılıkta güven ve istik­ran korumak ve bankaların mali bünyelerini güçlendirmek, gerekli-

ğinde yeniden yapılandırmak ve bankalardaki tasarruf mevduatını si­gorta etmek amacıyla ttizel kişiliğe haiz kurumsal yapılanmaya TMSF denilmektedir. TMSF, Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı gözetim ve denetiminde T.C Merkez Bankası içinde tüzel kişiliği olan bir kuruluştur. TMSF ile banka işletmesindeki risklerin bir kısmı sigor­ta edilmektedir. Bu bağlamda mevduat kabul eden bütün bankalar, ta- sarnıf mevduatlarını sigorta ettirmek zorundadır. 1994 yılında alınan 5 Nisan kararları öncesinde alınan kararla, ülkemizde mevduatın tama­mı sigorta kapsamına alınmıştır. Ancak yapılan en son düzenlemeler­le sigorta kapsamına alınan mevduatta 50 milyar TL üst sınır olarak be­lirlenmiştir.

<§• TÜRKİYE KALKINMA BANKASI

öncelikle yurt dışında çalışan işçilerin ve halkın birikimlerini de­ğerlendirmek amacıyla 1975 yılında kurulmuş olan Devlet Sanayi ve işçi Yatırım Bankası (DEStYAB)’nın yerine 1988 yılında kurulmuştur. Sermayesinin %85’i Hazine, °/ol5’l ise Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tara­fından taahhüt edilmiştir. Amaçlan şunlardır:

  • Birikimleri özendirmek ve fon sağlamak
  • Yatırım girişimlerine her türlü teknik yardımda bulunmak
  • Sanayi yatıranlarını ve işletmeleri finanse etmek
  • Yatırımcı ve işletmeci girişimlerin kurulmasına öncülük et­mek ve sermayelerine iştirak etmek
  • Kaynaklan uzun süreli kalkınma planı ve yıllık programlann

hedeflerine ve toplum yararına uygun yatırımlara yöneltmek ve bölgeler arası gelişmişlik farklarını a2altmak.

<$> TÜSİAD

işverenlerin ortak ekonomik çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla 19^2’de kurulan bir birliktir. Türkiye’nin demokratik ve plan­lı kalkınmasına hizmet etmek amacıyla kumlan derneğin üyeleri Tür­kiye’nin en büyük 100 sanayi kuruluşu arasında üretim ve istihdam açısından %80’lik pay almaktadır. TÜSÎAD yılda 2 kez hazırladığı eko­nomik raporlarla genel ekonomik konulardaki görüşünü deklare eder. Ayrıca çeşitli konularda araştırmalar yayınlar. Haien başkanlığını Arzuhan Doğan Yalçındag yürütmektedir.

^ APEC

Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC), Güneydoğu Asya ülkele- rl arasında 19Ğ7’de ilan edilen Bangkok Bildirisi’yle kurulan bir eko­nomik işbirliğidir. Bu örgütün kurulmasında Avustralya başı çekmiştir.                                                                                                    ‘

APEC başlangıçta, ortak bir hedef belirleme amacı ile kurulmuşken 1993’ten sonra ABD’nin de etkisiyle karşılıklı yarar sağlayan bir işbir­liğine dönüşmüştür. Bu bağlamda 1993’te APEC üyesi ülkeler arasın­da serbest dolaşım bölgesi oluşturulmasına karar verilmiştir.

  • ASYA KALKINMA BANKASI J

Asya Kalkınma Bankası, merkezi Filipinlerin başkenti Manila’da      bulunan ve bölge ülkeleri arasında iktisadi işbirliğini geliştirmeyi amaçlayan bir kalkınma bankasıdır. Kaynaklan, bölgedeki yoksul ül- kelere, ağır olmayan koşullarda kredi sağlanmasında kullanılmakta­dır. Açılan kredilerle tarım, enerji, madencilik ve sanayi alanlanndaki   projeler finanse edilmektedir.

<$>AVRUPA YATIRIM BANKASI (EIB)

Avnıpa Birliğinin temelini oluşturan AET’nin bir kurumu olarak      ^

kurulmuştur. Ortak pazarın dengeli ve sürekli gelişmesine katkıda bu­lunmak ve topluluğun ekonomik gelişmesini sağlamak amacına yöne­lik faaliyetlerde bulunmuştur. Az gelişmiş bölgelerin kalkınmasına ve   yeni faaliyetler geliştirilerek mevcut işletmelerin modernleştirilmesine yönelik projeler yürütmüştür. Kullandıracağı krediler bağlı krediler ni­teliğinde olmayıp, kredilerden devlet garantisi veya başka bir garanti karşılığında yararlanılabilir.

®> BAĞLANTISIZ ÜLKELER HAREKETİ

NATO ve Vaıjova Paktı gibi askeri paktlara girmeyen ülkelerin Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nda oluşturdukları bir gaip olııp çoğunluğunu II. Dünya Savaşından sonra bağımsızlığını kazanan az gelişmiş

ülkeler oluşturmaktadır. 196l’de ilk ortaya çıktığı sırada üye sayısı 77 olduğundan bu harekete “77’ier Grubu” da denmektedir. Ancak son . yıllarda sayıları 100’Ci aşmıştır. Önceleri daha çok ülkelerin iç işlerine karışmama, sömürgeciliğin kaldırılması, barış gibi siyasal konular iize- rinde duruyorlardı. Ancak giderek kalkınma sorunlarına ağırlık ver­. meye başlamışlardır. Venezüella, Küba, Hindistan ye Mısır gibi ülkeler başı çeken ülkelerdir.

. ÇOK TARAFLI YATIRIM GARANTİ AJANSI (MIGA)

Yatırımla ticari, olmayan engellere vc özellikle politik risklere karşı koruyarak az gelişmiş ülkelere özel yabancı sermaye akışım hızlandırmak amacıyla, Dünya Bankasına bağlı olarak 1985 yılında kurul­.                 muştur. Âz gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde var olan risklere karşı yapılan yatırımları garanti altına almaktadır. Ayrıca yabancı yatı- ırımlaıia ilgili politika, program ve prosedürlerin oluşturulması ve uygulanmasında gelişmekte olan üye ülkelere danışmanlık hizmeti sun­maktadır.

  • DÜNYA BANKASI
  • 1944 Bretton Woods konferanslarında IJVIFnin ikiz kardeşi olarak

kunılmuş ve 1946 yılında faaliyetlerine başlamış olan bir finansman kuruluşudur. Temel amacı, üye ülkelerin II. Dünya Savaşı sonrası eko­nomilerini onarmak ve gelişmelerine yardımcı olacak mali kaynaklan sağlamaktır. Bıı politikasını 19Ğ0’lı yıllara kadar sürdürmüş ve 1960’lı yıllardan sonra daha çok az gelişmiş ülkelerin gelişmelerindeki finan- sal soranların çözümüne yönelik politikalar üretmeye başlamıştır. Dünya Bankasının vermiş olduğu kredilerin büyük çoğunluğu proje kredisi niteliğindedir. Bununla birlikte program kredilerine dayalı

Yapısal Uyum Kredileri de bankanın finansman kaynakları arasında yer almaktadır. Banka; hükümetlere, resmi kuruluşlara ya da özel gi.- rişimcilere kredi açar. Bankanın kredi politikası, ilişki içine girilen ül­kede özel sektörün gelişimini sağlamak ve bu ülkeye dolaysız serma­ye akımlarım yönlendirmeyi amaçlamaktadır. Özel kesime kredi verir­ken ilgili hükümetin, Merkez Bankası’nın ya da diğer yetkili bir resmi organının garantisi koşulunu arar. Dünya Bankası daha çok 4-6 yılı ödemesiz dönem olmak üzere 17-20 yıla kadar çıkabilen uzun vadeli kredi vermektedir. 1982 yılına kadar sabit faiz oranlan uygulanırken, o tarihten sonra altışar aylık dönemler için ve fonların kendisine ma- loluşuna göre belirlenen, dalgalı faiz oranlan uygulamaya başlamıştır.

<$> EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLA.TKECO-EKİT)

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, 1964 yılında Türkiye, İran ve Pakis­tan tarafından kurulan “Kalkınma için Bölgesel İşbirliği Teşkilatı” (RCD)’nm yerine 1985 yılında kurulmuştur. 1964 yılında kumlan böl­gesel birlik, bölge içi ticaretin geliştirilmesi ve hızlı sanayileşme için ortak amaçlı tesislerin kumlması amaçlarını taşıyordu. Telekomüni­kasyon, ulaştırma, turizm, bankacılık ve sigortacılık gibi konularda or­tak çalışmalar yapmak üzere komiteler kuruldu. Ancak İran’daki rejim değişikliği sebebiyle RCD başarılı olamadı ve böylece birliğin faaliyet­leri askıya alındı. 1985 yılında bu üç ülke aralarındaki işbirliğini yeni­den canlandırmak amacıyla Ekonomik işbirliği Teşkilatını kurarak ye­niden bir araya geldiler. EKIT faaliyetlerini ekonomi ve altyapı, sana­yi, tarım, bilim ve teknoloji gibi konularda uzmanlık komiteleri aracı­lığıyla yürütmektedir. Teşkilata 1992 yılında Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan da üye olmuşlardır. Ayrıca KKTC’nin de teşkilatın ekonomik, kültürel ve teknik çalışmalara katılması kabul edilmiştir.

  • EFTA

Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA), Avrupa Topluluğu (AT) dı- şıncUı Avrupa’da yer alan bir iktisadi birleşme olarak Ingiltere önderli-

ğinde 1959 yılında kurulmuştur. Üyeler kendi aralarında ticarette söz konusu olan sınırlayıcı engelleri kaldırmayı öngörmüşler ve bunu ba­şarmışlardır. Giinümi’ızde EFTA üyesi (.ilkeler arasında yapılan ticaret­te kısıtlayıcı önlemler sadece bazı tarımsal ürünler için söz konusudur. EFTA, birliğin üyeleri olan İngiltere, Danimarka ve Portekiz’in ayrıla­rak AT’ye geçmeleri üzerine önemini yitirmiştir.

Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması .(GATT), 1947 yı-.

  • İrada Cenevre’de yürütülen müzakereler-sonucunda: imzalanmıştır.

Sahip olduğu sekret.eryası vasıtasıyla da 19’18’den bu yana işlerliğini sürdürmüştür. Çok taraflı bir uluslar arası anlaşma niteliği taşıyan GATT’j başlangıçta 23 ülke imzalamış, daha sonraları ise bu sayı 100’e yaklaşmıştır. Türkiye ise GATT’a 1950 yılında, katılmıştır. GATT’ın en . önemli hedefi ticaret yapan ülkeler .arasında ayrımcılık yapılmaması  ve ülkeler arası ticarette tariie indirimleri sağlanmasıdır. Bununla bir­likte GATT’ın temel amaçlan şöyle özetlenebilir:

. • Açık, liberal ve rekabete ckıyalı bir uluslar arası ticaret sistemi oluşturmak ve böylece tacirlerin dünya piyasalarında işlerini   belirlilik ve önceden tahmin edilebilirlik kuralları çerçevesin­de yürütmelerini sağlamak

  • Ekonomik biiyüme ve kalkınmaya katkıda bulunmak
  • Dünya halklarının refahım yükseltmek

GATT hedeflediği amaçlarına ulaşmak için müzakere toplantıları­na “GATf Roıındları’’ şeklinde devam etmiştir. En sonuncusu 1986­1994 yılları arasında Uruguay’da gerçekleştirilmiş ve bu toplantıyla Dünya Ticaret Örgütünün kurulması (WTO) kararlaştırılmıştır.

<$> G—7 GRUBU

ABD, Fransa, Japonya, Almanya, İngiltere, İtalya ve Kanada’dan oluşan G-7 grubu, devlet başkanlan ve bakanlar düzeyinde her yıl toplanarak önemli ekonomik ve mali olaylar üzerinde başkan, başbakan ve bakan düzeyinde bilgi alışverişinde bulunmak amacıyla oluş­turulan informal bir platformdur. Bağlayıcı karar alamayan bu grup, sanayileşmiş yedi ülkenin doğrudan katıldığı bir platform olması ne­deniyle uluslararası siyasette yaptırımı olmasa bile, yapılan toplantılar­da bazı ortak stratejiler belirleyebilmektedirler. Bu platformu oluştu­ran ülkelerin ortak özellikleri, serbest piyasa ekonomisi içinde geliş­me süreçlerini tamamlamış, ekonomik ve sosyal ölçütlerde önder du­rumda demokratik ülkeler olmalandır. 1999 Yılında Londra toplantısı­na dinleyici olarak Rusya Federasyon’unun katılımıyla G-7+1 statüsü kazanmış bu toplulukta, Rusya Federasyon’unun statüdeki rolü açık değildir. Ancak, topluluk üyelerinin çoğunluğun NATO, AB gibi ulus­lararası ittifaklarda yer alması, topluluğun politika oluşturmakta ikna olanaklanna sahip olduğunu göstermektedir. Topluluğun dikkati çe­ken bir diğer özelliği üyelerinin II. Dünya Savaşı’nın çatışan iki kutbu­nu oluşturmasıdır. Ancak, bu kez katılım, dünya banşını korumak içindir ve bu olgu platformun getirdiği önemli bir kazanımdır. Ancak, G-7 veya G-7+1 ile oluşan platformun hedefi Bretton Woods anlaş­masının bozulması ile ortaya çıkan mali sistemdeki boşluğu doldura­cak bir çerçeve anlaşması yapmaktır. Bu anlaşma uluslararası para po­litikası alanında alınması gereken ve dünya ticaretinde yönlendirici rol oynayan ülkelerin mali ve ekonomik politikalarına yönelik ortak bir strateji üretme gayretine dayanmaktadır.

$ İSLAM KALKINMA BANKASI

1975 yılında kurulmuş olup merkezi Cidde’dedir. Üye ülkelerin ve üye olmayan ülkelerdeki Müslüman toplulukların, şeriat ve İslam hukuku prensiplerine uygun olarak ekonomik kalkınma ve sosyal ge­lişmelerini teşvik etmek amacına yönelik faaliyet yürütmektedir. Ban­ka üye ülkelere kredi verirken özel sektör veya kamu sektörü aynmı yapmaz ancak verilen kredi hususunda ülke Merkez Bankasının ga­rantisini talep etmektedir. Banka daha çok üye ülkelerde ekonomik ve mali geürlsi yüksek olan ve sosyal amaçlı projeleri destekler.

<§> KARADENİZ EKONOMİK İŞBİRLİĞİ (KEİ)

Karadeniz Ekonomik İşbirliği, Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkeler arasında ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla oluşturu­lan bölgesel bir ekonomik gruplaşma hareketidir. Kurulma aşamasın­da sadece Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler düşünülmüş ancak hareke­tin kapsamı geniş tutulmuş ve Karadeniz’e kıyısı bulunmayan bazı ül­keler de KEİ’ ye üye olmuşlardır. KEl’nin kuruluş sözleşmesini oluştu­ran Boğaziçi Deklarasyonu, 25 Haziran 1992 tarihinde Türkiye, Rıısya, Rpmanya, Bulgaristan, Yunanistan,-Arnavutluk, Azerbaycan, Ennenis-; tan, Gürcistan, Molclova ve Ukrayna taralından imzalanmıştır. KEl’ nin temel felsefesi uyarınca, üye (ilkeler arasındaki çkpnomik.ilişkiler, ön-: çelikle Özel kesim tarafından geliştirilmeli ve çeşitlendirilmelidir..

<ş> OECD

. Ekonomik İşbirliği ne Kalkınma örgütü (.OECD), 1960 yılında Par ris’le ABD, Kanada ve Balı Avrupa ülkeleri ve Türkiye taralından ku­rulmuştur. Kuruluşa daha sonra Japonya, Finlandiya ve Avustralya da katılmıştır. Teme) .amacı, üyelerin ekonomik kalkınmalarının istikrarlı bir şekilde gerçekleşmesine yardımcı olmak ve dünya ticaretinin, çok taraflı olarak gelişmesine katkıda bulunmaktır. 1964 yılında imzalanan anlaşmada örgüt, üye ülkelerde iktisadi büyümeyi sağlamak, diğer ül­kelerde ise kalkınmayı hızlandırmak ite dünya ticaretindeki kayırma­cılığa son vermeyi hedeflemektedir.

$> ULUSLAR AKASI İMAR ve KALKINMA BANKASI

(Bkz: Dünya Bankası)

<$> ULUSLARARASI FİNANSMAN KURUMU CDFC)

Dünya Bankasına bağlı olarak, gelişmekte olan ülkelerdeki kal­kınmaya hizmet eden özel sektör kuruluşlarını finanse etmek amacıy­la 1956 yılında kurulmuştur. Yerli ve yabancı özel sermayelerin üye ül­kelerde verimli yatırımlara aktarılmasını sağlamak ve normal şartlarda yeterli miktarda özel sermaye sağlanamayan durumlarda, ilgili üye

hükümetin garantisini aramaksızın özel teşebbüse finansman yardı­mında bulunmak için faaliyet yürütür. Kullandırmış olduğu krediler dalıa çok 7-20 yıl vadeli olmaktadır.

■$> ULUSLAR ARASI ÇALIŞMA ÖRGÜTÜ (DLO)

1919 yılında kurulan, Aralık 194ö’da Birleşmiş Milletlerin bir uz­manlık örgütü biçimine sokulan ve merkezi İsviçre’de bulunan ulusla­rarası örgüttür. ILO’nım başlıca görevi, tek tek ülkelerdeki çalışma ya­salarından ve bu alana ilişkin uygulamalarda standartları geliştirmek ve ileriye götürmektir. It-O bu amaçla sosyal politikalar, işgücü eğitim ve kullanımı konularında teknik yardım sağlar, kooperatifleri ve kırsal bölgelerdeki sanayileri özendirir. İşçilerle ilgili istatistikler toplar ve uluslararası rekabet, işsizlik, eksik istihdam, işçi-işveren ilişkileri, eko­nomik kalkınma ve teknolojik değişimin yarattığı toplumsal sorunlar­la ilgili araştırmalar yürütür.

<$> ULUSLAR ARASI KALKINMA BİRLİĞİ (IDA)

Birliğin kurulmasına ABD’li senatör Monroney’in hazırladığı ve kendi adıyla anılan bir plân çerçevesinde karar verilmiştir, Monroney Plânı, gelişmekte olan üUcelerin uzun vadeli ve düşük faizli kredi ala­bilmesini ve geri ödemeyi de kendi ülke paralan ile yapabilmelerini sağlayacak bir birliğin kunılmasını hedeflemiştir. Böylece IDA, Dünya Bankasının mali faaliyetlerini tamamlamak amacıyla bankaya bağlı fil- yal bir kuruluş olarak 1960 yılında kurulmuştur. Bu birliğe üye olabil­mek için öncelikle Dünya Bankasının üyesi olunması gerekmektedir. Birlik ekonomik kalkınmayı teşvik etmek, verimliliği arttırmak, geliş­mekte olan Ülkelerin hayat standardını yükseltmek gayelerini gerçek­leştirmeye çalışır.

<$> ULUSLAR ARASI PARA FONU (IMF)

Uluslar arası Para Fonu (IMF), 1930’larda yaşanan yaygın ve kapsamlı Dünya ekonomik bunalımının yarattığı Ödemeler dengesi bunalımları, uluslar arası parasal sistemde ortaya çıkan dengesizlikler ve dış ticaret daralmalarını aşmanın bir aracı olarak, 1944 Bretton Wo- ods Konferansında Dünya Bankası ile beraber kurulmuştur. IMF, ulus­lar arası parasal ve mali bir kurumdur. Aynı zamanda SDR adı verilen bir likit değer yarattığı için uluslar arası likiditenin başlıca yaratıcısı du­rumunda bir kurumdur. IMF’nin temel amacı, üye ülkelerin karşılaş­tıkları geçici nitelikli ödemeler dengesi sorunlarım, uluslararası refahı : bozacağı varsayılan ticareti kısıtlayıcı Önlemler.alarak onarmak yerine, , söz konusu ülkelere mali destek sağlayarak çözüm için yardımcı ol- , • ; maktır. IMF’nin sağladığı imkanlar, Dünya Bankası veya diğer fİnansal kurulukların sağladığı imkanlar gibi kredi niteliğinde değildir. Bu im­kanlar, kredi ile karşılaştırıldığında diişük faizli fonlar şeklindedir, IMF’nin amaçlan şunlardır:

 Uluslararası parasal sorunlar üzerinde işbirliği ve danışmaya aracılık etmek için sürekliliği olan bir kurum kanalıyla ulus­lararası parasal işbirliğini geliştirmek.

  • . Ekonomik politikanın temel amaçları olarak bütün üye ülkelerde üretken kaynakların geliştirilmesi ve yüksek istihdam ve reel gelir düzeylerinin korunması ve geliştirilmesine katkı­da bulunmak üzere uluslar arası ticaretin dengeli bir şekilde büyümesi ve yaygınlaşmasına imkan sağlamak
  • Kambiyo istikrarın sağlamak amacıyla üye ülkeler arasında düzenli kambiyo ilişkilerini sürdürmek ve ayarlamalarda bu­lunmak
  • Dünya ticaretinin büyümesine engel oluşturan kambiyo kısıt- lamalannı ortadan kaldıracak ve üye ülkelerin karşılıklı ilişki- lerlni düzenleyecek tarzda bir çok uluslu ödemeler sistemi­nin kurulmasına yardımcı olmak.
  • ödemeler dengelerinde onaya çıkacak geçici boztılmalan gi­dermek amacıyla uluslar arası ticaret ve karşılıklı refahı boza­cak önlemlere başvurmalarını önlemek üzere üye ülkelere fon kaynaklarını kullanabilme imkanı sağlamak.
  • UNCTAD

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD), az gelişmiş ülkelerin kalkınma sorunlarını görüşmek üzere ilk kez 1964 yılında Cenevre’de toptandı. Az gelişmiş ülkeler bu toplantıyla, daha önce sanayileşmesini tamamlamış ülkelere karşı sorunlarını dile getirme fırsatını buldular. Bugüne kadar sonuncusu Kolombiya’da 1992 yılında olmak Üzere toplam 8 toplantı yapılmıştır UNCTAD, ço­ğu sanayileşmiş ülkelerin olumsuz tutumlanna karşın Birleşmiş Millet­ler Genel. Kurulu’nun sürekli organı olarak kendisini kurumsallaştır­mayı başarmıştır. UNCTAD toplantılarında gelişmiş ülkelerin iç piyasalarındaki koruyucu uygulamaların kaldırılması, azgelişmiş ül­kelere dalıa uygun koşullarda ve dalıa fazla dış kredi sağlanması, ilkel madde piyasalanndaki istikrarsızlıkların önlenmesi gibi konular tar­tışılmaktadır.

<$• MALÎYE POLİTİKASINDA AMAÇLAR ARASI ÇATIŞMA

  • Belli Bir Tüketim Dilzeyi-lhtisadi Kalkınma

iktisadi kalkınma, ekonominin GSMH’ sine göre gittikçe bii- . yiiyen oranlarda yatırım yapılabilmesi sürecidir. Bu ancak ekonomide yatırımlara ayrılabilecek toplam tasarrufların arttı­rılması ile mümkündür. Belli bir yaşam düzeyinin sağlanması ise, vatandaşlann gelirlerinin daha büyük bir kısmını tüketi­me ayırmalan ile gerçekleşir. Geliri sabitken, hem tasarruf hem de tüketimin arttırılması mümkün değildir. Bu yüzden az gelişmiş ülkelerde bu iki amacın bir arada gerçekleşmesi söz konusu olmamaktadır. Çünkü tüketimin yükseltilmesi serma­ye birikiminin azalmasına, sermaye birikiminin yükseltilmesi ise tükeümin azalmasına yol açar. Ancak gelişmiş ülkelerde bu böyle değildir. Zira gelişmiş ülkelerde sürekli atıl kapasite ve atıl fon bulunabileceğinden bu ikisi bir arada gerçekleşe- bilmektedlr.

  • Fiyat Istikrarı-Tam istihdam

Ekonomi tam istihdama giderken toplam talep toplam arzı emdiğinden, işlerini kaybetmeyeceklerinden emin olan ve­rimlilikleri düşük marjinal işçiler de iş bulurlar. Azalan verimlerden ötürü daralabilir, Olgun ekonomilerin yatırım yapamamalannın diğer bir nedeni de ekonominin yapısından ileri gelir. Zamanımızda tam rekabet piyasası erişilmesi gereken bir ideal olduğundan  yeni firmalar kolaylıkla piyasaya girememekte ve eski firmalarda, tek­nolojiyi takipten çok monopolcü kârını azamileştirmeyi istemektedir­ler. …..

  • OTOMATİK STABttİZATÖRLER

.    Bir ekonomiyi dengeye kavuşturmak için hiçbir iradi ve yasal işleme gerek kalmadan durgunluk döneminde bütçe açtğımn, enflas­yon döneminde bütçe fazlasının kendiliğinden yaratılmasını sağlayan, kamu gelirleri ve kamu harcamalan arasında yer alan mali araçlara ‘’otomatik stabilizatörler” denir, Otomatik stabilizatörler, ekonominin düzenlenmesinde ve istikrarın sağlanmasında dışarıdan bir müdahale­ye gerek kalmadan kendiliğinde dengeleyici rolü üstlenen unsurlar­dır. Bu faaliyeti gerçekleştiren mekanizmalar şunlardır:

[1]     Vergi Hasılatındaki Otomatik Değişmeler

Artan oranlı bir vergi olan şahsi gelir vergisi, ekonominin refah devrelerinde özel harcamaları kısıcı, ekonomiyi daraltıcı yönde etkile­mekte; ekonominin daralma devrelerinde ise özel harcamaların düş­mesine engel olarak ekonomide genişletici etkiler meydana getirmek­tedir. Zira genel bir yapıya yani kaynakta kesilme usulüne bağlı bir şalisi gelir vergisi, dik artan orantılığın da etkisiyle refah veya daralma dönemlerinde kişilerin gelirlerine göre vergilendirilmesini sağlamak-

Bir Cevap Yazın