24.7.2008 günlü ve 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

Gerekçe Kısmını Gizle

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Esas Sayısı       : 2008/87

Karar Sayısı    : 2011/95

Karar Günü     : 9.6.2011

R.G. Tarih-Sayı     : 28.12.2011-28156

                   İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi TBMM Grubu adına Grup Başkanvekili Hakkı Suha OKAY

                   İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay 6. Dairesi

                   İPTAL ve İTİRAZIN KONUSU: 24.7.2008 günlü ve 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

                   1) 3. maddesi ile değiştirilen 14.6.1973 günlü ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 51. maddesinin dördüncü fıkrasının,

                   2) 7. maddesi ile değiştirilen 2.3.1984 günlü ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının ikinci, üçüncü ve dördüncü tümcelerinin,

                   3) 15. maddesi ile değiştirilen 3.5.1985 günlü ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun ek 3. maddesinin;

  1. a) Birinci tümcesindeki ” ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak ” ibaresinin,
  2. b) ‘Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plân ve imar plânlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz.’ biçimindeki beşinci tümcesinin,
  3. c) Yedinci tümcesinde yer alan ” ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer. ” ibaresinin,

                   4) 42. maddesiyle değiştirilen 22.2.2005 günlü ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 6. maddesinin ikinci fıkrasının,

                   5) 43. maddesiyle değiştirilen 21.4.2005 günlü ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 32. maddesinin son fıkrasının ilk iki tümcesinin,

                   Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 8., 10., 36., 63., 123., 125., 127. ve 153. maddelerine aykırılığının ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmalarına karar verilmesi istemidir.

                   I- İPTAL DAVASI VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İLE İTİRAZ BAŞVURUSUNUN GEREKÇELERİ

                   A- İptal ve yürürlüğün durdurulması istemlerini içeren dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:

                   ‘III. GEREKÇE

                   1) 24.07.2008 Tarih ve 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 3 üncü Maddesi ile Değiştirilen 14.06.1973 Tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 51 inci Maddesinin Dördüncü Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı

                   İptali istenen bu kural ile Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) milli eğitim amacıyla tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazların 5018 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesine tâbi olmadan satışı ya da özelleştirme idaresi aracılığı ile satışının yapılabileceği öngörülmüştür. Söz konusu taşınmazların satışı konusunda Maliye Bakanına sınırsız yetki verilmiştir. Çünkü hangi nitelikleri taşıyan taşınmazların hangi hâllerde satılabileceği konusunda bir belirleme yapılmadığı gibi, ölçüt de konulmamış ve tüm kamu taşınmazları bakımından gerekli olan 5018 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesi dahi bu kural yönünden dikkate alınmayacağı hükme bağlanmıştır.

                   İptali istenen fıkra metninde yer verilen ”mutabık kalınarak ” gibi soyut ve her anlama çekilebilecek ölçütler yerine daha somut ve objektif kriterlere yer verilmesi hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir.

                   Böyle bir düzenlemenin anlamı, değinilen konularda aslî düzenleme yetkisinin Maliye Bakanına bırakıldığı ve keyfi yetki kullanımına kapının açıldığıdır. Hâlbuki Anayasa’nın 7 nci maddesine göre; yürütme yetkisi ve görevi, kanunlar çerçevesinde kullanılır ve yerine getirilir. Anayasa’da gösterilen istisnaî haller dışında, yürütmeye, kanunla düzenlenmemiş bir alanda aslî düzenleme yetkisi verilemez. Böyle bir yetkinin yürütmeye verilmesi, Anayasa’nın 7 nci ve 8 inci maddelerine aykırı bir biçimde, yasama yetkisinin devri anlamına gelir ve kökenini Anayasa’dan almayan böyle bir yetki, Anayasa’nın 6 ncı maddesiyle de çelişir.

                   Diğer taraftan, bir kısım okul taşınmazlarının satışının önünü açan böyle bir düzenleme kamu yararına da dayanmamaktadır. Şöyle ki;

  1. a) İptali istenen kural ile; mülkiyeti Hazine’ye ait, Milli Eğitim Bakanlığına tahsisli, kent merkezlerinde kalan değerli okul alanları ederinin çok altında fiyatlarla satılabilecektir.

                   Kentlerdeki birçok Hazine arazisinin Milli Emlak Müdürlükleri tarafından ilanen açık artırma usulü ile satışı yapılırken, mülkiyeti Hazine’ye ait söz konusu taşınmazların Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından ‘özelleştirme’ adı altında satışı hükme bağlanmıştır. Böyle bir düzenlemenin taşıyacağı anlam; okul alanlarının, ticari işletme ve kuruluşlar statüsüne sokularak bu statü içinde özelleştirme adı altında satılmasıdır. Bu yolla okul ve alanlarının satışının; 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 12 nci maddesi uyarınca 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamı dışında ve Sayıştay vize ve tescili uygulamasına tabi olmadan, kolayca gerçekleştirilmesinin amaçlandığı yadsınamaz. Okul ve alanlarının, tapuya şerh konulmamış olsa bile, ticari bir mal gibi amacı dışında kullanılmak üzere satışının kamu yararına yönelik olmadığı açıktır. Birçok ildeki derslik açığı halen hayırsever vatandaşların bağışları ile karşılanmaktadır. Bu tür satışlar devlete olan güveni sarsacak ve bağışlar azalacaktır.

  1. b) Satıştan elde edilecek gelirin de, yeni okulların yapımı veya mevcut okulların bakım ve onarımı için İl Özel İdarelerine değil Hazine’ye aktarılması öngörülmüştür. Böyle bir durum, yapılan düzenlemenin eğitime katkı amacıyla değil, rant amaçlı yapıldığının diğer bir anlatımla kamu yararına dayanmadığının açık bir göstergesidir.
  2. c) İptali istenen kural ile yapılan düzenlemenin gerçek amacı, şehir içinde arsası değerlenmiş okul ve alanlarının satılarak gelir sağlanmasıdır. Ancak bu uygulamanın toplumsal maliyeti getireceği kısa dönemli yararın çok üzerindedir.

                   – Bu tür uygulama topluma sosyal maliyet getirmektedir. Zira okulun satılması nedeniyle, daha uzağa taşınacak okullara gitmek için öğrenciler daha çok zaman, daha çok yol maliyetine katlanacaklardır.

                   – Şehir trafiği artacak ve bundan diğer insanlarda zarar görecektir.

                   – Şehir merkezlerinde yapılaşmanın yoğunluğunun artmasına paralel olarak çevre ve trafik sorunu artacak, mevcut alt yapı yetersiz kalacaktır.

                   – Eğitim sistemi aksayacak ve özellikle geçiş dönemlerinde eğitimde etkinlik azalacaktır.

                   – Ülkenin eğitime verdiği değere ilişkin imaj zarar görecektir.

                   Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, iptali istenen kural kamu yararı amacına yönelik olmadığından ‘hukuk devleti’ ilkesiyle bağdaşmaz ve Anayasa’nın 2 nci maddesine de aykırı düşer.

                   Açıklanan nedenlerle 24.07.2008 tarih ve 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 3 üncü maddesi ile değiştirilen 14.06.1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 51 inci maddesinin dördüncü fıkrasının, yasalarda olması gereken açıklık ve belirlilikten yoksunluk ve kamu yararı amacına yönelik olmaması nedenleriyle Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ve Maliye Bakanına yasama organınca verilen yetkinin çerçevesi ve sınırlarının çizilmemesi nedeniyle de Anayasa’nın 7 nci ve maddesindeki yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine ve böyle bir yetki devri kökenini Anayasa’dan almadığı için de Anayasa’nın 6 ncı maddesine aykırı olup, iptal edilmesi gerekir.

                   2) 24.07.2008 Tarih ve 5793 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 7 nci Maddesi ile Değiştirilen 2.3.1984 Tarihli ve 2985 Sayılı Toplu Konut Kanununun 4 üncü Maddesinin Birici Fıkrasının İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Cümlelerinin Anayasa’ya Aykırılığı

                   İptali istenen bu kural ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca yapılan veya yaptırılan her ölçekteki imar ve parselasyon plânlarının, plân konusu alanın konumuna göre, ya büyükşehir belediye meclisi tarafından: ya ilgili belediye meclisleri tarafından ya da ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanacağı, üç ay içerisinde onaylanmayan planların ise Başkanlık tarafından resen onaylanacağı, belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu plânların; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dâhil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumları tarafından yapılacak tüm işlemlerin Başkanlık tarafından re’sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konulacağı hükme bağlanmıştır.

                   Bu hüküm ile onama makamına verilen yetki, kendilerine intikal ettirilen her ölçekteki imar ve parselasyon planlarını üç ay içinde aynen veya değiştirerek onaylama yetkisidir. Onama makamı olan belediyelin veya valiliğin planı geri çevirme yetkisi yoktur. Üç ay içinde onaylanmayan plânlar Başkanlık tarafından re’sen onaylanarak yürürlüğe konulacaktır.

                   3194 sayılı İmar Kanunu, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plân, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiş olup, belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak plânlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapıları kapsamaktadır.

                   Yasa’nın 8 inci maddesinde, imar plânlarının belediye meclisince, belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak plânların ise valilikçe onaylanacağı, her iki planın 1 ay süre ile ilan edileceği, bir aylık ilan süresi içerisinde yapılacak itirazlarında 15 gün içinde kesin karara bağlanacağı öngörülmüştür. Maddenin gerekçesinde de ‘İmar planlarının, 5 yıllık kalkınma planı ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilmesi ve fiziki planların bütününde sosyo ‘ ekonomik esasa dayalı düzenlemenin getirilmesi, bu suretle şehirlerin gelişmesinin Bölge Planları ile yönlendirilmesi ile imar planlamalarında sürenin asgariye indirilmesi ve aynı zamanda mahalli koşulların plana sağlıklı olarak yansıması için Valilik ve Belediyelere plan yapma yetkisini tanıyan hükmün getirildiği vurgulanmıştır.

                   Bu durumda İmar Yasası’nda Valilik ve Belediyelere plân yapma yetkisinin tanınmasının nedeni, mahalli koşulların plana sağlıklı olarak yansımasıdır.

                   Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca yapılan veya yaptırılan her ölçekteki imar ve parselasyon planlarındaki mahalli koşullara aykırılığının, plânda yapılacak değişiklik ile giderilmesinin her zaman mümkün olmayabileceğinin ihmal edilemeyecek bir olasılık olduğu yadsınamaz.

                   Valilik ve belediyelere, mahalli koşulları sağlıklı olarak yansıtması mümkün görülmeyen bir planı geri çevirme yetkisinin tanınmayan ve üç ay içerisinde onaylanmayan bir plânı Başkanlık tarafından onaylanmama nedenleri dahi araştırılmaksızın re’sen yürürlüğe konulmasını öngören bir düzenlemenin ‘yerinden yönetim ilkesi’ ile bağdaştırılamaz.

                   Anayasa’nın 123 üncü maddesinde ‘İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.

                   İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır‘ denilmiş ve yine Anayasanın 127 nci maddesinin ikinci fıkrasında ‘Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir’ kuralına yer verilmiştir.

                   Anayasa Mahkemesinin 14.06.1988 tarihli ve E.1988/14, K.1988/18 sayılı kararında yerel yönetim anlayışı ve yerinden yönetimin özellikleri şu şekilde açıklanmıştır;

                   ‘Yerel yönetim anlayışında her şey, o yer, o yöre ile sınırlıdır. Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri ‘yerinden yönetim’ ilkesine uygun olarak yasayla düzenlenir. Yerinden yönetimin en belirgin özelliği, yöneticilerin o yerdeki seçmenlerin oylarıyla seçilmesidir. Yerel yönetimlerin özerk kamu tüzelkişisi olarak örgütlenmeleri de bu yönetimlerin karar alma ve aldıkları kararları uygulama hakkına sahip bulunmalarına dayanmaktadır.’

                   İptali istenen kural, yerel yönetimlerin kendi yöreleri ile ilgili imar ve parselasyon planları konusunda karar alma ve uygulama hakkını sınırlayıp ortadan kaldırdığından yerinden yönetim ilkesine ve dolayısıyla Anayasa’nın 123 üncü ve 127 nci maddelerine aykırıdır.

                   Diğer taraftan iptali istenen kural, mahalli koşulların plâna daha sıhhatli yansımasının önünde bir engel oluşturduğundan plân konusu alan halkının çıkarlarına ters düşeceğinden kamu yararına da dayanmamaktadır.

                   Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumları benimseyen, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Yasaların kamu yararına dayanması gereği kuşkusuz hukuk devletinin temel değerlerinden birini oluşturmaktadır.

                   Bir hukuk devletinde, devlet erki kullanılarak yapılan tüm kamu işlemlerinin nihaî amacının ‘kamu yararı’ olması gerekir. Bu gereklilik, kamu yararını, yasama organının takdir yetkisi için de bir sınır konumuna getirir.

                   İptali istenen kural kamu yararı amacına yönelik olmadığından, Anayasa’nın 2 nci maddesine de aykırıdır.

                   İkinci ve üçüncü cümlelerin iptali hâlinde dördüncü cümlenin de uygulanma olanağı kalmayacağından bu cümlenin de iptal edilmesi gerekmektedir.

                   Açıklanan nedenlerle, 24.07.2008 tarih ve 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7 nci maddesi ile Değiştirilen 2.3.1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci, üçüncü ve dördüncü cümleleriAnayasa’nın 2 nci, 123 üncü ve 127 nci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.

                   3) 24.07.2008 Tarih ve 5793 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 15 inci Maddesi ile Değiştirilen 3.5.1985 Tarihli ve 3194 Sayılı Kanunun Ek Madde 3’deki ‘ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak’; ‘Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz’; ‘ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer.’ İbarelerinin Anayasaya Aykırılığı

  1. ‘ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak’ ibaresinin Anayasaya Aykırılığı

                   İptali istenen kural ile Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanan imar plan ve değişikliklerinin ve bunlara ilişkin onama işlemlerinin ilan ve askıya dair hükümlerden muaf tutulması öngörülmüştür.

                   3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8 inci maddesinde, onaylanarak yürürlüğe giren imar planlarının, ilan yerinde bir ay süre ile ilan edileceği, bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebileceği hükme bağlanmıştır. İptali istenen ibare ile imar plânı ve parselasyon planı yapımı ve bunlara ilişkin onama işlemlerinin ilan ve askı sürelerine tâbi olmaksızın yapılması veya yaptırılması konusunda Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yetki verilmekte ve dolayısıyla bu idarece yapılacak veya yaptırılacak plânlara ilgililerin bir aylık ilan süresi içinde itiraz etme hak ve imkânları fiilen ortadan kaldırılmaktadır.

                   3194 sayılı İmar Kanunu ile bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebileceğinin hükme bağlanmasının nedeni; İmar planı değişikliklerinde, şehircilik ilkelerine, planlama tekniklerine ve kamu yararına aykırılıklar bulunuyor ise bu konudaki yanlışlıkların giderilebilmesi için ilgililere, yapılan planlara itiraz edebilme hak ve imkânının tanınmasıdır.

                   Anayasa Mahkemesinin kararlarında da vurgulandığı üzere, Anayasa’nın 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir hukuk Devleti olduğunu vurgulanırken, Devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetimine bağlı olmasını amaçlamıştır. Çünkü yargı denetimi demokrasinin ‘olmazsa olmaz’ koşuludur.

                   Anayasa’nın 36 ncı maddesinde hak arama hürriyeti düzenlenmiş, 125 inci maddesinde de ‘idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır’ hükmüne yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca idarenin kamu hukuku ya da özel hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemleri yargı denetimi kapsamına girmektedir. Kural olarak bunlardan kamu hukuku alanındaki eylem ve işlemler idari yargının, özel hukuk alanındakiler de adli yargının görevi içine girmektedir.

                   İptali istenen kural, Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanan imar plan ve değişikliklerini ve bunlara ilişkin onama işlemlerini ilan ve askıya dair hükümlerden muaf tutmakla, yargı yolunu ve hak arama özgürlüğünün kullanılmasını zorlaştırdığı açıktır. Bu nedenle söz konusu kural, Anayasa’nın 2 nci, 36 ncı ve 125 inci maddelerine aykırıdır.

                   Nitekim, 21.04.2005 tarih ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 32 nci maddesinin altıncı fıkrasının birinci tümcesinin, ”askı sürelerine tabi olmaksızın” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 03.04.2007 tarih ve E.2005/52, K.2007/35 sayılı kararı ile Anayasa’nın 2 nci, 36 ncı ve 125 inci maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiştir.

                   Anayasa’nın 153 maddesinin son fıkrasında, ‘Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar’ denilmektedir. Buna göre, Anayasa Mahkemesi kararları yayımlanmakla bağlayıcılık özelliği kazandığından, yasama organı aynı konuda düzenleme yaparken bu kararları etkisiz veya sonuçsuz bırakacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve iptal edilen kuralları yeniden yasalaştırmamak zorundadır. Anayasa Mahkemesi kararlarının sonuçları kadar gerekçelerinin de bağlayıcılığı tartışılamaz. Çünkü kararlar gerekçeleri ile bir bütünlük oluştururlar ve bu doğrultuda yasamanın da içinde yer aldığı devletin ve kişilerin etkinliklerinde yönlendirici ve belirleyici olurlar. Bu nedenle yasama organı iptal edilen yasaların yerine yeni düzenleme yaparken kararların gerekçelerini de göz önünde bulundurmakla yükümlüdür.

                   Bu nedenle iptali istenen kural, Anayasa Mahkemesinin 03.04.2007 tarihli ve E.2005/52, K.2007/35 sayılı kararındaki gerekçe gözetilmediği için Anayasa’nın 153 üncü maddesine de aykırı düşmektedir.

                   Açıklanan nedenlerle söz konusu kural, Anayasa’nın 2 nci, 36 ncı, 125 inci ve 153 üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.

  1. ‘Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plân ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz’ İbaresinin Anayasaya Aykırılığı

                   İptali istenen kural ile 24.07.2008 tarih ve 5793 sayılı Kanun’un 15 inci maddesi ile değiştirilen 3194 sayılı Kanun’un Ek 3 üncü maddesi kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümlerin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.

                   2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun ‘Sit alanlarında geçiş döneminde koruma esasları ve kullanma şartları ile koruma amaçlı imar plânı’ başlıklı 17 nci maddesinin iptali istenen kural ile uygulanmayacağı belirtilen hükümleri şöyledir:

                   ‘Koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar, koruma bölge kurulu tarafından üç ay içinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenir. Belediyeler, valilikler ve ilgili kurumlar söz konusu alanda ilgili meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve plandan etkilenen hemşerilerin katılımı ile toplantılar düzenleyerek koruma amaçlı imar planını hazırlatıp, incelenmek ve sonuçlandırılmak üzere koruma bölge kuruluna vermek zorundadır. İki yıl içinde koruma amaçlı imar planı yapılmadığı takdirde, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının uygulanması, koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar durdurulur.’

                   ‘Koruma amaçlı imar planları; müellifi şehir plancısı olmak üzere; alanın konumu, sit statüsü ve özellikleri göz önünde bulundurularak mimar, restoratör mimar, sanat tarihçisi, arkeolog, sosyolog, mühendis, peyzaj mimarı gibi meslek gruplarından Bakanlıkça belirlenecek uzmanlar tarafından hazırlanır.’

                   Bu hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden de anlaşılacağı üzere, Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılacak veya yaptırılacak her ölçekteki plân ve imar plânlarının yapılması sürecinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları ve koruma amaçlı imar planları devre dışı bırakılmaktadır.

                   Anayasa’nın 63 üncü maddesinde tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunması, desteklenmesi; bu yolda gereken tedbirlerin alınması Devlete bir görev olarak verilmiştir.

                   Tarih, kültür ve tabiat varlıkları, özellik taşıyan, bir uygarlığın, belirli bir gelişmenin veya tarifi bir olayın tanıklığını yapan ve böylece kültürel ve tarihsel, anlam taşıyan varlıklardır. Bu varlıkları tespit edip, orijinal değerlerini bozmadan bakım ve restorasyonlarını bilim ve sanat kaidesine uygun bir şekilde yaparak bunları gelecek nesillere ulaştırmak, Devletin koruma görevi içerisindedir.

                   Ülkemiz tüm dünya ülkelerinin hayranlığını çeken çok zengin tarihi ve kültürel değerlere sahiptir. Ancak, bu varlıklar tehdit altında olup, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Bunlar; doğal yıpranmalar ve felaketler dışında, kentleşmenin ve turizmin tecavüzüne, arsa spekülasyonlarına veya yağmacılığa maruzdur. Devlet, bu durum karşısında, bu değerleri koruma konusunda etkili; objektif ve ciddi önlemler almak zorundadır.

                   İptali istenen kural ile 24.07.2008 tarih ve 5793 sayılı Kanun’un 15 inci maddesi ile değiştirilen 3194 sayılı Kanun’un Ek 3 üncü maddesi kapsamında yapılan her ölçekteki plân ve imar plânlarında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları ve koruma amaçlı imar planlarının devre dışı bırakılması tarih ve kültür varlıklarının tehlikeye terkedilmesi anlamını taşımaktadır. Bu nedenle iptali istenen kural, Anayasa’nın 63 üncü maddesine aykırıdır.

                   Diğer taraftan, İptali istenen kural ile ”söz konusu alanda ilgili meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve plandan etkilenen hemşerilerin katılımı ile toplantılar düzenleme” zorunluluğu kaldırılarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının plânları, belli toplumsal mutabakatlar sağlanmadan kamuoyunun bilgisi dışında yapabilmesinin önü açılmakta, diğer bir anlatımla Özelleştirme İdaresi Başkanlığına, yurttaşların, meslek örgütlerinin ve sivil toplum örgütlerinin bilgi, deneyim ve ihtiyaçlarını gözetmeden sit alanlarında plan kararları üretebilme imkanı getirilmektedir. Böyle bir düzenlemenin ise, kamu yararı amacına yönelik olmadığı ve dolayısıyla Anayasa’nın 2 nci maddesine aykırı olduğu kuşkusuzdur.

                   Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kural Anayasa’nın 2 nci ve 63 üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.

  1. ‘ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer.’ İbaresinin Anayasaya Aykırılığı

                   3194 sayılı İmar Kanunu’nun 19 uncu maddesinde, parselasyon planlarının bir ay müddetle ilgili idarede asılacağı ve ayrıca mutat vasıtalarla duyurulacağı hükme bağlanmıştır.

                   İptali istenen kural ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılacak parselasyon planlarının 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşeceği ve yürürlüğe gireceği öngörülmüştür.

                   Bu kural da, yukarıda ‘2-a’ başlığı altında belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2 nci, 36 ncı, 125 inci ve 153 üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.

                   4) 24.07.2008 Tarih ve 5793 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 42 nci Maddesiyle Değiştirilen 22.2.2005 Tarihli ve 5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6 ncı Maddesinin İkinci Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı

                   İptali istenen ikinci fıkranın birinci cümlesinde, bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşlarının; yapım, bakım ve onarım işleri, devlet ve il yolları, içme suyu, sulama suyu, kanalizasyon, enerji nakil hattı, sağlık, eğitim, kültür, turizm, çevre, imar, bayındırlık, iskan, gençlik ve spor gibi hizmetlere ilişkin yatırımlar ile bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşlarının görev alanına giren diğer yatırımları, kendi bütçelerinde bu hizmetler için ayrılan ödenekleri il özel idarelerine aktarmak suretiyle gerçekleştirebilecekleri öngörülmüştür.

                   Bu hükümden de anlaşılacağı üzere, bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşları; kendilerinin görev alanına girdiği için yapmak durumunda oldukları yatırımları İl Özel İdarelerine devretmekte, diğer bir anlatımla mahalli idareler olan İl Özel İdarelerini kendi görev alanlarına giren yatırımlar için görevlendirmektedirler.

                   Anayasa’nın 123 üncü maddesinde ,‘İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır‘ denilmiş ve yine Anayasa’nın 127 nci maddesinin ikinci fıkrasında ‘Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir’  kuralına yer verilmiştir.

                   İptali istenen kural ile yapılan görevlendirme, yerinden yönetim ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

                   Anayasa’nın 123 üncü maddesinin ikinci fıkrasında sözü edilen ‘yerinden yönetim esası’, aslında özerklik kurumunun Anayasal bir temele oturtulması anlamındadır. Öğretide de işaret olunduğu üzere bu ilke, yerinden yönetimlerin tüzel kişiliğe sahip olmaları, görevli organlarını seçme hakkının verilmesi ve bu organlara karar verme yetkisinin tanınması gibi üç ana öğeden oluşur. (Bkz. E.1987/18, K. 1988/23, KY. 22.06.1988 sayılı Anayasa Mahkemesi kararı).

                   Merkezi yönetimin, yukarıda değinilen özellikleri taşıyan yerinden yönetim idareleri üzerindeki vesayet yetkisi, Anayasa ve kanunla belirtilen hallerde ve yine Anayasa ve kanunda gösterilen yöntemlere göre kullanılabilecek bir yetki olup; sınırsız ve takdire bağlı değildir.

                   Vesayet denetimi, genellikle hukuka uygunluk ve bazen de yerindelik bakımından yapılan bir denetim niteliğindedir. Kural olarak vesayet makamı, doğrudan doğruya yerinden yönetim idaresinin yerine geçecek bir işlem yapamaz. (Bkz. E.1984/12, K.1985/6, K.T. 01.03.1985 sayılı Anayasa Mahkemesi kararı).

                   İdarî vesayet, merkezi idareye, tüzel kişiliğe sahip bir yerinden yönetim idaresinin özerkliğini zedeleyecek yetkiler kapsayamaz. (Bkz. E.1987/22, K. 1988/19, K.T. 13.06.1988 sayılı Anayasa Mahkemesi kararı) ve merkezi idarenin yerinden yönetim idaresinin yönetim işlerine ve işlemlerine karışmasını haklı göstermez.

                   Bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşlarına tanınan kendilerinin görev alanına giren yatırımları İl Özel İdarelerine devretme yetkisi; İl Özel İdare organlarının karar verme yetkisini ortadan kaldırdığından yerinden yönetim idaresinin özerkliğini zedeleyecek bir yetkidir.

                   Bu da, hem Anayasa’nın 123 üncü maddesinde ifade edilen idarenin bütünlüğü ilkesinin içeriğindeki idari vesayet yetkisinin, hem de Anayasa’nın yine 123. ve 127. maddelerinin ikinci fıkralarında belirtilen ‘yerinden yönetim esası’ nın gereklerine aykırıdır.

                   Diğer taraftan, iptali istenen ikinci fıkranın birinci cümlesi ile yapılan düzenlemede; İl Özel İdarelerine aktarılan yatırımların yürütülmesi için bu idarelerin araç, gereç, personel olanakları ile yapmış oldukları yatırım ve çalışma programlarının ve raporların dikkate alınarak yeterlikleri konusunda bir değerlendirme imkânı tanınmamış olması da, bu düzenlemede kamu yararının gözetilmediğinin açık bir göstergesidir.

                   Anayasa’nın 2 nci maddesinde tanımlandığı üzere Devletimiz bir hukuk devletidir. Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında <<yasaların kamu yararına dayanması>> ilkesi vardır. Bu ilkenin anlamı, kamu yararı düşüncesi alınmaksızın herhangi bir yasa kuralının konulamayacağıdır. Buna göre kamu yararını içermeyen bir yasa kuralı, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer.

                   Dava konusu 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinin iptali halinde, bu fıkranın diğer cümlelerinin de uygulanma olanağı kalmayacağından, bunların da iptal edilmeleri gerekmektedir.

                   Açıklanan nedenlerle, 24.07.2008 tarih ve 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 42 nci maddesiyle değiştirilen 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 123 üncü ve 127 nci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.

                   5) 24.07.2008 Tarih ve 5793 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 43 üncü Maddesiyle Değiştirilen 21.4.2005 tarihli ve 5335 Sayılı Kanun’un 32 nci Maddesinin Son Fıkrasının İlk İki Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı

                   İptali istenen bu kural ile TCDD Genel Müdürlüğünce yapılan veya yaptırılan her ölçekteki imar ve parselasyon plânlarının, plân konusu alanın konumuna göre, ya büyükşehir belediye meclisi tarafından: ya ilgili belediye meclisleri tarafından ya da ilgili valilik tarafından, plânların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanması suretiyle yürürlüğe gireceği, üç ay içerisinde onaylanmayan plânların ise Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından re’sen yürürlüğe konulacağı hükme bağlanmıştır.

                   Bu hüküm ile onama makamına verilen yetki, kendilerine intikal ettirilen her ölçekteki imar ve parselasyon plânlarını üç ay içinde aynen veya değiştirerek onaylama yetkisidir. Onama makamı olan belediyelin veya valiliğin plânı geri çevirme yetkisi yoktur. Üç ay içinde onaylanmayan plânlar Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından re’sen yürürlüğe konulacaktır.

                   Yukarıda (2) numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle, 24.07.2008 tarih ve 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 43 üncü maddesiyle değiştirilen 5335 sayılı Kanun’un 32 nci maddesinin son fıkrasının ilk iki cümlesi Anayasa’nın 2 nci, 123 üncü ve 127 nci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.

  1. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ

                   İptali istenen kurallar, Anayasa hükümlerine açıkça aykırı olduğundan ve kamu yararına da dayanmadığından kamu yararı düşüncesi olmaksızın getirilen bir yasa kuralının bir hukuk devletinde subjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceğinden sonradan giderilmesi olanaksız durum ve zararlara neden olacağı tartışmasızdır.

                   Arz ve izah olunan nedenlerle, söz konusu hüküm hakkında yürürlüğünün durdurulması da istenerek iptal davası açılmıştır.

                   V. SONUÇ VE İSTEM

                   Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 24.07.2008 tarih ve 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

                   1) 3 üncü maddesi ile değiştirilen 14.06.1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 51 inci maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa’nın 2 nci, 6 ncı ve 7 nci maddelerine aykırı olduğundan,

                   2) 7 nci maddesi ile değiştirilen 2.3.1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun 4 üncü maddesinin birici fıkrasının ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerinin Anayasa’nın 2 nci, 123 üncü ve 127 nci maddelerine aykırı olduğundan,

                   3) 15 inci maddesi ile değiştirilen 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı Kanun’un ek madde 3’deki;

  1. ‘ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak’ibaresinin, Anayasa’nın 2 nci, 36 ncı, 125 inci ve 153 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
  2. ‘Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz’ ibaresinin Anayasa’nın 2 nci ve 63 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
  3. ‘ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer.’ ibaresinin Anayasa’nın 2 nci, 36 ncı, 125 inci ve 153 üncü maddelerine aykırı olduğundan,

                   4) 42 nci maddesiyle değiştirilen 22.2.2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 123 üncü ve 127 nci maddelerine aykırı olduğundan,

                   5) 43 üncü maddesiyle değiştirilen 21.4.2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin son fıkrasının ilk iki cümlesinin Anayasa’nın 2 nci, 123 üncü ve 127 nci maddelerine aykırı olduğundan,

                   iptallerine ve uygulanmaları hâlinde sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederim.’

                   B- Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:

                   ‘(‘) Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili (‘) tarafından, mülkiyeti (‘) A.Ş.’ye ait İstanbul İli, Bakırköy ilçesi, Kartaltepe Mahallesi, 1091 ada, 12 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesi ile 5793 sayılı Yasa’nın 15. maddesiyle değişik Ek 3. maddesi uyarınca Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 14.01.2009 günlü, 2009/3 sayılı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar plânı değişikliklerinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığına karşı açılan dava dosyası incelendi.

                   2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ‘Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi’ başlıklı 152 nci maddesinin birinci fıkrasında: ‘Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.’ hükmü yer almaktadır.

                   2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un İtiraz Yoluyla Mahkemelerden gönderilecek İşler Başlıklı 28. maddesinde; ‘Bir davaya bakmakta olan mahkeme: (1) O dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse, bu yoldaki gerekçeli kararı; veya, (2) Taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa tarafların bu konudaki iddia ve savunmalarını ve kendisini bu kanıya götüren görüşünü açıklayan kararı; dosya muhtevasını mahkemece bu konu ile ilgili görülen belgelerin tasdikli örnekleri ile birlikte Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderir.’ kuralına yer verilmiştir.

                   Uygulanacak Yasa kuralı, bakılmakta olan davayı yürütmeye, uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye veya kararın dayanağını oluşturmaya yarayacak kuraldır.

                   Uyuşmazlık konusu olayda, mülkiyeti (‘) A.Ş.’ye ait İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Kartaltepe Mahallesi, 1091 ada, 12 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesi ile 5793 sayılı Yasa’nın 15. maddesiyle değişik Ek 3. maddesi uyarınca Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerinin 16.01.2009 günlü, 27112 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak kesinleşmesi suretiyle 3194 sayılı Yasa’nın 8. maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır.

                   3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8 nci maddesinin (b) bendinde ‘İmar plânları; nazım imar plânı ve uygulama imar plânından meydana gelir. Mevcut ise bölge plânı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye Meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu plânlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde plânlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

                   Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak plânlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

                   Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.’ kuralı yer almış, ilan konusunda benzer düzenleme mülga 6785 sayılı İmar Kanunu’nun 29. maddesinde de bulunmaktadır.

                   Genel kanun niteliği taşıyan İmar Kanunu ile imar plânlarının onayı, yürürlüğü, ilanı ve itirazına ilişkin konular düzenlenmiş, özel kanunlarla (775 sayılı Gecekondu Kanunu, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu, 2981 sayılı Yasa, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname, 388 sayılı Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatının Kurulması ve Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname vb.) plân onaylama yetkisi farklı idarelere verilmekle birlikte, bu plânların ilanına ilişkin ayrık kurallar getirilmediği gibi 3194 sayılı Yasa’nın 9. maddesi uyarınca Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca onaylanan plânlarda bu ilandan muaf tutulmamıştır.

                   2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinin dördüncü fıkrasında: ‘İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler.’ kuralı yer almaktadır.

                   Düzenleyici işlem kimliği taşıyan plânların ilan edilmesi dava açma sürelerinin belirlenmesi açısından da önem taşımaktadır.

                   5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15 nci maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanununun değiştirilen Ek 3 üncü Maddesinde: ‘Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılanları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer. Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir.’ kuralı getirilmiştir.

                   Anayasa’nın Devletin temel amaç ve görevleri başlıklı 5. maddesinde: ‘Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.’ kuralı bulunmaktadır.

                   Anayasa’nın 10 uncu maddesinde ise: ‘Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.’ denilmektedir. Bu yasak, insan hakları belgelerinde olduğu gibi, birbirinin aynı durumunda olanlara aynı kuralların uygulanmasını, ayrıca ve açıkça ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme, eşitliğe aykırılık oluşturur. Anayasa’nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. (Anayasa Mahkemesi’nin 17.03.2004 günlü, E.2001/282, K.2004/34 sayılı Kararı).

                   Özel yasalarla belediye ve valilikler (il özel idareleri) dışındaki idarelere planlama yetkisi tanınmasına karşın, bu idareler tarafından onaylanan planların ilan edilmesi konusunda farklı bir düzenleme öngörülmemiş ve planlarla ilgili olanlar yönünden dava açma haklarının kullanılması bakımından bir ayrımda ortaya çıkmamıştır.

                   İptali istenilen 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15 nci maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanunu’nun değiştirilen Ek 3 üncü Maddesine getirilen ‘bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak’ şeklindeki ibare ile, plan onaylama yetkisi tanının Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca onaylanan planlara ilan ve askıdan muafiyet tanınarak ayrıcalıklı bir durumun oluşturulmasının yanısıra taşınmazı bu plan kapsamında olan kişiler ile bu kapsamda bulunmayan kişiler yönünden dava açma hakkı gibi hakların kullanılmasında farklılık meydana getirilmesi nedenleriyle Anayasa’nın 5 nci ve 10 uncu maddelerinde açıklanan hukuk devleti ilkesi ile eşitlik ilkesine aykırıdır.

                   Açıklanan nedenlerle ve bir davaya bakmakta olan mahkemenin, o dava sebebiyle uygulanacak bir yasanın Anayasaya aykırı olduğu kanısına götüren görüşünü açıklayan kararı ile Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiğini düzenleyen 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesi gereğince, 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15 nci maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanunu’nun değiştirilen Ek 3 üncü maddesine getirilen ‘bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak’ şeklindeki ibarenin Anayasa’nın 5 nci ve 10 uncu maddelerine aykırı olduğu kanısına ulaşılması nedeniyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, Anayasa Mahkemesince verilecek olan kararın gecikmesi hâlinde hem yargısal hem de kişisel bazda giderilmesi güç veya olanaksız zararlar doğabileceği göz önünde bulundurularak esas hakkında karar verilinceye kadar itiraz konusu kuralın yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesinin istenilmesine, dosyada bulunan konuyla ilgili belgelerin onaylı birer örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine, uyuşmazlığın esasının Anayasa Mahkemesince bu konuda verilecek karardan sonra incelenmesine 26.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.’

                   II- YASA METİNLERİ

                   A- Dava ve İtiraz Konusu Yasa Kuralları

                   24.7.2008 günlü, 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un iptali istenilen kuralları da içeren maddeleri şöyledir:

                   ‘MADDE 3- 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 51 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

                   ‘Milli Eğitim Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazların Milli Eğitim Bakanlığı ile mutabık kalınarak tahsislerini kaldırmaya ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 46 ncı maddesine bağlı olmaksızın satışına Maliye Bakanı yetkilidir. Ayrıca bu taşınmazlardan Milli Eğitim Bakanlığınca uygun görülenler, Maliye Bakanlığı tarafından, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirilir. Bunun üzerine söz konusu taşınmazlar Özelleştirme Yüksek Kurulunca özelleştirme kapsam ve programına alınır. Özelleştirme uygulamasına ilişkin iş ve işlemler 4046 sayılı Kanuna göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür.

                   4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde taşınmazların özelleştirilmesi sonucu elde edilecek gelirler, özelleştirme giderleri düşüldükten sonra Hazineye aktarılır. Bu taşınmazların satışından elde edilen gelirleri, bir yandan genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir, diğer yandan ihtiyaç duyulan yerlerde okul yapımı ve onarımı amacıyla kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Sermaye ödenekleri yılı yatırım programıyla ilişkilendirilir.’

                   MADDE 7- 2/3/1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

                   ‘Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir.Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re’sen onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar; askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumları tarafından yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re’sen yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.’

                   MADDE 15- 3194 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

                   ‘EK MADDE 3- Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer. Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir.’

                   MADDE 42- 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

                   ‘Bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşları; yapım, bakım ve onarım işleri, devlet ve il yolları, içme suyu, sulama suyu, kanalizasyon, enerji nakil hattı, sağlık, eğitim, kültür, turizm, çevre, imar, bayındırlık, iskân, gençlik ve spor gibi hizmetlere ilişkin yatırımlar ile bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşlarının görev alanına giren diğer yatırımları, kendi bütçelerinde bu hizmetler için ayrılan ödenekleri il özel idarelerine aktarmak suretiyle gerçekleştirebilir. Aktarma işlemi ilgili bakanın onayıyla yapılır ve bu ödenekler tahsis amacı dışında kullanılamaz. İş, il özel idaresinin tabi olduğu usul ve esaslara göre sonuçlandırılır. İl özel idareleri de bütçe imkanları ölçüsünde bu yatırımlara kendi bütçesinden ödenek aktarabilir. Bu fıkraya göre, bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşları tarafından aktarılacak ödenekler ile gerçekleştirilecek yatırımlar, birinci fıkrada öngörülen görev alanı sınırlamasına tabi olmaksızın bütün il sınırları içinde yapılabilir.’

                   MADDE 43- 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 32 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş, son fıkrasının ilk iki cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

                   ‘Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi (TCDD) Genel Müdürlüğünün mülkiyetindeki taşınmazlardan yatırım planları, işletmecilik esasları ve bu konuda oluşturulacak komisyonun teknik değerlendirmesi dikkate alınarak işletmecilik fazlası taşınmazların belirlenmesine ve bu taşınmazların satışına karar verilmesine TCDD Yönetim Kurulu yetkilidir.

                   İmar planında TCDD alanı veya TCDD hizmet alanı olarak ayrılan taşınmazlar ancak imar planı değişikliği yapılarak satışa konu edilebilir.

                   Satış bedelleri TCDD tarafından yeni demiryolu inşaatı ve mevcut demiryollarının bakımı, onarımı ve iyileştirilmesi ile demiryolu araçlarının temininde kullanılır.

                   Bu taşınmazların satışına ilişkin iş ve işlemler TCDD Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilir. Bu satışlarda 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (C) bendinin (c) alt bendinde sayılan ihale usullerinden biri uygulanır. Bu ihalelerde hangi usulün uygulanacağına, taşınmazın niteliği ve değer tespit sonuçları dikkate alınarak TCDD Yönetim Kurulunca karar verilir.

                   TCDD Yönetim Kurulu, Genel Müdürlükte taşınmazların idaresinden sorumlu genel müdür yardımcısı ve daire başkanı, mali işler daire başkanı, yatırım ve planlamadan sorumlu daire başkanı ve emlak şube müdüründen; bölge müdürlüklerinde taşınmazlardan sorumlu bölge müdür yardımcısı, taşınmaz idaresinden sorumlu müdür, yol müdürü, mali işler müdürü ve emlak şefinden oluşan değer tespit komisyonunu, yedek üyeler de dâhil olmak üzere görevlendirir. TCDD Yönetim Kurulu, Genel Müdürlükte mali işlerden sorumlu genel müdür yardımcısı, taşınmaz idaresinden sorumlu daire başkanı, hukuk müşaviri, mali işler daire başkanı ve taşınmaz dairesi ihale şube müdüründen; bölge müdürlüklerinde mali işlerden sorumlu bölge müdür yardımcısı, hukuk müşaviri, taşınmaz idaresinden sorumlu müdür, mali işler müdürü ve taşınmaz ihale birim şefinden oluşan ihale komisyonunu, yedek üyeler de dâhil olmak üzere görevlendirir.

                   Değer tespit komisyonu, 4046 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (b) alt bendinde belirtilen usul ve esaslara göre çalışır. Komisyon, aynı maddenin birinci fıkrasının (B) bendinin (c) alt bendinde belirtilen değer tespit yöntemlerinden en az birini uygulamak suretiyle değer tespiti yapar. Değer tespiti TCDD Yönetim Kurulu onayı ile kesinlik kazanır. İhale komisyonu, 4046 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (C) bendinin (b) alt bendinde belirtilen usul ve esaslara göre çalışır. İhale komisyonu, belirlenen ve ilan edilen ihale usulü çerçevesinde ihaleyi gerçekleştirir. İhale komisyonunca alınan ihale kararı, TCDD Yönetim Kurulunun onayı ile kesinlik kazanır. Kesinleşen ihale kararı kamuoyuna duyurulur.

                   İşletmecilik fazlası taşınmazların kamu kurum ve kuruluşlarına ihale yöntemine tabi olmaksızın satışına ve satış bedelinin dörtte birini peşin, kalan bedele kanuni faiz uygulanmak suretiyle iki yılı geçmemek üzere taksitlendirilmesine ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye TCDD Yönetim Kurulu yetkilidir. Toplu Konut İdaresi Başkanlığına yapılan satışlarda mülkiyetin devri TCDD tarafından takyidat konulmaksızın ve teminat alınmaksızın peşinatın ödenmesinden sonra gerçekleştirilir.’

                   ‘Satışı ve değerlendirilmesi yapılacak taşınmazlar, TCDD Genel Müdürlüğü tarafından çevre imar bütünlüğünü bozmamak kaydıyla yapılan veya yaptırılan her ölçekteki imar ve parselasyon planları, büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il, ilçe ve belde belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanması suretiyle yürürlüğe girer. Üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından re’sen yürürlüğe konulur.’

                   ‘Ayrıca, TCDD’ye ait işletmecilik fazlası taşınmazlardan TCDD Yönetim Kurulunca uygun görülenler 4046 sayılı Kanun çerçevesinde özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirilir. Bunun üzerine söz konusu taşınmazlar Özelleştirme Yüksek Kurulunca özelleştirme kapsam ve programına alınır. Özelleştirme uygulamasına ilişkin iş ve işlemler 4046 sayılı Kanuna göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür. Özelleştirme uygulamaları sonucunda elde edilecek gelirler, özelleştirme giderleri düşüldükten sonra tahsilini izleyen onbeş gün içerisinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca TCDD Genel Müdürlüğüne aktarılır.’

                   B- Dayanılan Anayasa Kuralları

                   Dava dilekçesinde ve başvuru kararında Anayasa’nın  2., 5., 6., 7., 8., 10., 36., 63., 123., 125., 127. ve 153. maddelerine dayanılmıştır.

                   III- İLK İNCELEME

                   Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, E.2008/87 sayılı dosyanın 18.9.2008 günü ve E.2010/13 sayılı dosyanın 25.2.2010 gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında başvurularda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma istemlerinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.

                  

                   IV- BİRLEŞTİRME KARARI

                   E.2010/13 sayılı itiraz başvurusuna ilişkin davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2008/87 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2008/87 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 25.2.2010 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

                   V- ESASIN İNCELENMESİ

                   Dava dilekçesi, başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin raporlar, dava konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

                   A- Kanun’un 3. Maddesiyle Değiştirilen 14.6.1973 Günlü, 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 51. Maddesinin Dördüncü Fıkrasının İncelenmesi

                   Dava dilekçesinde, iptali istenen kural ile Milli Eğitim Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazların satılması konusunda somut ve objektif kriterler konulmadan, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 46. maddesinden muaf olacak şekilde Maliye Bakanına yetki tanımasının keyfi uygulamalara yol açabileceği ve yasama organına ait aslî düzenleme yetkisinin yürütmeye devredilmesi niteliğinde bulunduğu; ayrıca bu taşınmazların millî emlak müdürlükleri tarafından ilânen açık artırma usulü ile değil Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca özelleştirme adı altında satılmasının ve bunlardan elde edilecek gelirin il özel idareleri yerine Hazineye verilmesinin kamu yararı ile bağdaşmadığı, bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7. ve 8. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

                   Dava konusu kuralda, Milli Eğitim Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazların Milli Eğitim Bakanlığı ile mutabık kalınarak tahsislerini kaldırmaya ve 5018 sayılı Kanun’un 46. maddesine bağlı olmaksızın satışına Maliye Bakanının yetkili olduğu; bunlardan Millî Eğitim Bakanlığınca uygun görülenlerin özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirileceği ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde özelleştirme kapsam ve programına alınıp özelleştirilecekleri düzenlenmektedir. Ayrıca bu taşınmazların malî ve hukukî yönden özelleştirmeye hazırlanması ve özelleştirme uygulamasına ilişkin işlemlerin anılan Kanun çerçevesinde görevli kuruluşlar tarafından yürütülmesi öngörülmüştür.

                   Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir.

                   Anayasa’nın 6. maddesinde ‘Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organların eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz‘; 7. maddesinde ‘Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.’; 8. maddesinde ‘Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.’ denilmiştir.

                   Anayasa’nın anılan maddeleri uyarınca yasayla düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’ya uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yönetimin düzenlemesine bırakmaması gerekir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle, Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda, yasa ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi verilemez. Temel kuralları koymadan, ölçüsünü belirlemeden ve sınırı çizmeden yürütmeye düzenleme yetkisi veren kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı düşer.

                   Millî Eğitim Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazlardan gerekli görülenlerin bu Bakanlıkla mutabık kalınarak tahsislerini kaldırma ve satma konusunda Maliye Bakanına verilen yetki genel bütçe kapsamındaki idarelerin sahip oldukları taşınmazlara ilişkindir. Bu taşınmazların 1739 sayılı Kanun’un 51. maddesinin beşinci fıkrası gereğince 4046 sayılı Kanun hükümlerine göre özelleştirilmeleri sonucunda elde edilecek gelirler özelleştirme giderleri düşüldükten sonra Hazineye aktarılmakta olup ihtiyaç duyulan yerlerde okul yapımı ve onarımı amacıyla kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine ödenek kaydedilmesi konusunda Maliye Bakanına yetki verilmektedir. Satılacak taşınmazların tespitinin ise kuraldaki ‘Millî Eğitim Bakanlığı ile mutabık kalınarak’ ibaresinden Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri ile Maliye Bakanı tarafından birlikte yapılacağı anlaşılmaktadır. Anayasa, 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na göre kalkınma plân ve programları doğrultusunda millî eğitim hizmetlerini yürütmek Milli Eğitim Bakanlığının görevi olup, tahsisinin kaldırılması ya da satışına karar verilmesi gerekli olan taşınmazların belirlenmesinde Millî Eğitim Bakanlığının mutabakatının aranması belirtilen görev kapsamındadır. Bu nedenle kuralın temel ilkeleri koymadığından ya da sınırlarının belirsizliğinden söz edilemez.

                   Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 6., 7. ve 8. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

                   B- Kanun’un 7. Maddesiyle Değiştirilen 2.3.1984 Günlü, 2985 Sayılı Toplu Konut Kanunu’nun 4. Maddesinin Birinci Fıkrasının İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Cümlelerinin İncelenmesi

                   Dava dilekçesinde, iptali istenen kural ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca belirli alanlara ilişkin olarak yapılan ya da yaptırılan her ölçekteki plâna ilişkin olarak valilikler ya da belediyelere yalnızca onaylama ya da değiştirilerek onaylama seçeneklerinin sunulduğu, buna karşılık plânların geri çevrilmesi imkânının tanınmamasının yerinden yönetim ilkesi ile bağdaşmadığı, bu durumun yerel yönetimlerin kendi yöreleri ile ilgili imar ve parselasyon plânları konularında karar alma ve uygulama haklarını sınırlayıp ortadan kaldırması ve ayrıca düzenlemenin kamu yararı amacını da taşımaması nedeniyle kuralın Anayasa’nın 2., 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

                   Dava konusu kuralda, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki plânlar ile imar plânlarını yapma, yaptırma ve tadil etme yetkisi bulunduğu gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlar veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve araziler ya da valiliklerce toplu konut iskân sahası olarak belirlenen yerlere ilişkin hazırladığı ya da hazırlattığı plân ve imar plânlarının Büyükşehir belediye sınırları ya da mücavir alanları içerisinde kalanların Büyükşehir belediye meclisleri; il ve ilçe sınırları içerisindekilerin ilgili belediye meclisleri; beldelerde ve diğer yerlerde ise valilikler tarafından, bunların kendilerine intikal ettirilmesinden itibaren en geç üç aylık süre içinde aynen veya değiştirilerek onaylanması öngörülmekte yerinden yönetim organlarınca kendilerine intikal ettirilen bu plân ve imar plânlarının üç aylık süre içinde onaylanmaması hâlinde Başkanlığa bunları resen onaylama ve yürürlüğe koyma yetkisi tanınmakta, bu plân ve imar plânlarına ilişkin İmar Kanunu çerçevesinde yapılması gereken her türlü askı, ilân, itiraz işleminin Başkanlıkça resen yapılması hüküm altına alınmaktadır.

                   Anayasa’nın 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği öngörüldükten sonra idarenin kuruluş ve görevlerinin, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı hükme bağlanmıştır. İdarenin bütünlüğü, merkezi devlet modelinin yönetim alanındaki temel ilkesi olup, bu ilkeyle, idarenin yerine getirdiği çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kurumlar arasında birlik sağlanması ve idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük içerisinde çalışması öngörülmüştür.

                   Mahalli idarelere ilişkin Anayasa’nın 127. maddesinin birinci fıkrasında, bunların il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları gene kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileri oldukları, ikinci fıkrasında yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Maddenin beşinci fıkrasında ise merkezi idarenin, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahip olduğu belirtilmektedir.

                   Anayasa’da imar planlarına ilişkin yetkinin merkezi idare ya da yerel yönetimlere ait olduğu konusunda bir kural yer almamakta olup ihtiyaçlara göre bu hususun belirlenmesi Yasakoyucuya aittir.

                   Mahalli müşterek ihtiyaç, herhangi bir yerel yönetim biriminin sınırları içinde yaşayan kişi, aile, zümre ya da sınıfın özel çıkarlarını değil, aynı yörede birlikte yaşamaktan doğan somut durumların yarattığı, yoğunlaştırdığı ve sürekli güncelleştirdiği, özünde etkinlik, ölçek ve sağladığı yarar bakımından yerel sınırları aşmayan, bölünebilir ve rekabet konusu olabilen yerel ve kamusal hizmet karakterinin ağır bastığı ortak beklentileri ifade etmektedir. Anayasa’da il, belediye ya da köy halkının yerel ortak ihtiyaçlarının neler olduğu belirlenmemiş, bunun saptanması kanuna bırakılmıştır. Bu durumda kanun, kamu yararını gözeterek, Anayasa sınırları içinde merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki görev sınırlarını belirleyebilir. İdarenin bütünlüğü ilkesinden hareketle düzenlemenin yerel yönetimleri ortadan kaldırma ya da etkisiz kılma amacına yönelik olmaması, belirli alanlar bakımından belirli koşullara bağlı ve yerel yönetimlere bir yük ya da borç getirmeden kimi görev ve yetkilerin merkezi yönetim birimine bırakılması mümkündür.

                   Nazım plânlar, imar plânları ve uygulama plânlarının yapımı ve değiştirilmesi, temelde belediyelerden başlayıp merkezi yönetime kadar çeşitli düzeylerdeki karar verme süreci sonunda tamamlanır. Yerel ölçekteki gereksinimlere getirilen çözümlerin aynı zamanda ülkenin genel ihtiyaçlarıyla da uyumlu olması gerekmektedir. Bu yüzden söz konusu plânlar, merkezi yönetimin vesayet yetkilerini kullanarak yerel yönetimlerle birlikte gerçekleştirdiği siyasal, hukukî ve teknik belgelerdir. Bu plânların yapımı, merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında anayasal, yasal ve teknik düzeyde işbirliği ve uyumu gerektirebilir.

                   Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun Ek 1. maddesi gereğince kurulmuş Başbakanlığa bağlı ve tüzel kişiliğe sahip bir kamu kuruluşudur. Yasa’da sayılan görev ve yetkileri incelendiğinde Başkanlığın ülkemizdeki konut üretim sektörünün teşvik edilerek hızla artan konut talebinin plânlı bir şekilde karşılanmasında önemli işlevler üstlendiği görülmektedir.

                   Ülkenin konut sorununu çözmek üzere kurulan Toplu Konut İdaresi Başkanlığına, gecekondu dönüşüm projesi uygulanacak alanlarla, toplu konut alanlarıyla sınırlı olarak çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde imar plânı yapma yetkisinin verilmesi sosyal devlet ilkesi kapsamındadır. Toplu Konut İdaresi Başkanlığına verilen imar plânı yapma yetkisi yerel yönetimleri dışlamamakta; Kanun, belediye meclislerine veya valiliklere Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca yapılan ya da yaptırılan imar plânlarını üç ay içerisinde aynen ya da değiştirerek onaylama yetkisini vermektedir. Üç aylık sürenin ise yerel yönetimlerin plânı incelemeleri ve ilgili kuruluş ve tarafların görüşlerinin de alınmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

                   Kural ile ilgili belediye ya da valiliklerin onaylama işlemini süresi içinde yapmayarak bu görevlerini ifadan kaçınmaları ya da çeşitli nedenlerle bu işlemlerin gecikmesi durumunda Başkanlığa resen onay yetkisi tanınması ve bu bağlamda söz konusu plânlara ilişkin İmar Kanunu çerçevesinde yapılması gereken her türlü askı, ilan, itiraz işleminin Başkanlıkça resen yapılmasına olanak tanınması, yerel yönetimlerin bu husustaki yetkilerinin takdire bağlı olarak kaldırılması olarak nitelendirilemez. Buna göre, gecekondulaşmanın önlenmesi ve toplu konut ihtiyacının karşılanması gibi kamu yararının gerekli kıldığı hallerde belirli nitelikteki taşınmazlara ya da bölgeye ilişkin olarak imar konusunda merkezi idare kuruluşlarına imar plânları yapma yetkisi verilmesinde Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

                   Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2., 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

                   C- Kanun’un 15. Maddesiyle Değiştirilen 3.5.1985 Günlü, 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun Ek 3. Maddesinin Bölümlerinin İncelenmesi

                   1- Birinci Cümlenin ‘ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarakİbaresi

                   Dava dilekçesinde, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılan ya da yaptırılan ve Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanan imar plânı ve parselasyon plânlarına ilişkin işlemlerin İmar Kanunu’nun 9. maddesinde belirtilen askı sürelerine tâbi olmaktan çıkarılmasının ilgililerin bu işlemlere süresinde itiraz imkânlarını fiilen ortadan kaldırarak yargı yolunu ve hak arama özgürlüğünün kullanılmasını zorlaştırması ve ayrıca benzeri nitelikteki yasal düzenlemelere yönelik Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerinin gözetilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 36., 125. ve 153. maddelerine aykırı olduğu; itiraz başvurusunda ise Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanan plânların ilan ve askıdan muaf olarak yürürlüğe girmesinin bu plânlar bakımından ayrıcalıklı statü oluşturduğunu ve bunlardan etkilenenlerin dava haklarını kullanmaları bakımından ortaya çıkan farklı durum nedeniyle kuralın Anayasa’nın 5. ve 10. maddelerine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.

                   Dava konusu kuralda, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait ya da onlar lehine irtifak veya kullanım hakkı tesis edilmiş arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilere ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılan ya da yaptırılan imar plânları ile bunlara bağlı parselasyon plânlarının Yasa’nın 8. maddesinde belirtilen ilan ve askı yükümlülüklerinden muaf olarak Özelleştirme Yüksek Kurulunun onayı ve Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte yürürlüğe girmesi öngörülmektedir.

                   Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti, 36. maddesinde hak arama özgürlüğü, 125. maddesinde de idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmektedir.

                   3194 sayılı İmar Kanunu, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plân, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla çıkarılmış olup, belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak plânlar ile inşa edilecek resmî ve özel bütün yapıları kapsamaktadır. Kanun’un 8. maddesinde, imar plânlarının belediye meclisince, belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak plânların ise valilikçe onaylanacağı, her iki plânın 1 ay süre ile ilan edileceği, bir aylık ilan süresi içinde yapılacak itirazların da 15 gün içinde kesin karara bağlanacağı öngörülmüştür. Maddenin gerekçesinde de imar planlarının, 5 yıllık kalkınma planı ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilmesi ve fiziki planların bütününde sosyo-ekonomik esasa dayalı düzenlemenin getirilmesi, bu suretle şehirlerin gelişmesinin Bölge Planları ile yönlendirilmesi ile imar planlamalarında sürenin asgariye indirilmesi ve aynı zamanda mahalli koşulların plana sağlıklı olarak yansıması için Valilik ve Belediyelere plan yapma yetkisini tanıyan hükmün getirildiği; ayrıca, halkın kendisi için yapılan imar planlarının aleniyetinin sağlanmasının amaçlandığı vurgulanmıştır.

                   Bu durumda İmar Kanunu’nda ilanlar için öngörülen askı süresinin imar plânlarının ve değişikliklerinin alenî olmasına dayandığı ve ilgililerin idareye yapacakları itirazlar için getirildiği anlaşılmaktadır.

                   Dava konusu kuralla sözü edilen taşınmazlara ilişkin olarak İmar Kanunu’nun 8. maddesindeki imar plânlarının onaylanmasının ardından kamuoyuna mahalli araçlarla duyuru yapılarak aleniyetin sağlanması ve bu süre içinde yapılan itirazlar sonucunda kesinleşmesi yönteminden vazgeçilmekte, imar plânları ile bunlara bağlı parselasyon plânlarının Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanması ve Resmî Gazete’de yayımlanmalarının ardından idari açıdan kesin ve uygulanması gereken bir işlem hâlini alması öngörülmekte, sözü edilen plânlardaki yanlışlık ve eksikliklerin giderilmesi amacıyla ilgililerce idareye başvurulması ve idarenin de itiraza konu işlemi kaldırarak ya da değiştirerek plânlardaki hukuka aykırılıkları giderebilmesinin yolu kapatılmaktadır. Bu durumda, ilgililerin bu taşınmazlara ilişkin imar plânları ile bunlara bağlı parselasyon plânlarındaki hukuka aykırılıkların giderilmesi için yetkili ve görevli idari yargı mercilerine dava açmak dışında, bir başvuru imkânı kalmamaktadır. Kuralın imar plân ve değişikliklerini veya bunlara ilişkin onama işlemlerini askı sürelerine tâbi kılmamakla, yargı yolunu ve hak arama özgürlüğünün kullanılmasını zorlaştırdığı açıktır.

                  Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

                   Kural, Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiş olduğundan, ayrıca 5., 10. ve 153. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.

                   2- Beşinci Cümle

                   Dava dilekçesinde, kuralın Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılacak veya yaptırılacak her ölçekteki plân ve imar plânlarının yapımı sürecinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları ve koruma amaçlı imar plânlarını devre dışı bıraktığını, bu durumun kültür ve tabiat varlıklarını tehlikeye düşüreceğini, ayrıca plânların hazırlanmasında meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve plândan etkilenenlerin katılımıyla toplantılar düzenlenmesi zorunluluğunun kaldırılmasının bu kişi ve kuruluşların bilgi birikimleri ve deneyimleri ile gereksinimler gözetilmeden plânların hazırlanmasına yol açacağı, düzenlemenin kamu yararına da dayanmaması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 63. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

                   Kuralda, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait arsa ve arazilerle bu kapsamdaki alanlarda yetkili kurum ve kuruluşlardan görüş alarak müellifi şehir plâncısı olmak üzere imar plânları yapmaya ya da yaptırmaya yetkili olan Özelleştirme İdaresi Başkanlığının, bu süreçte 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümleri ile bağlı olmadığı esası getirilmiştir. Düzenleme karşısında, sit alanı olarak ilan edilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait ya da onların lehine irtifak ya da kullanım hakkı alınmış taşınmazlara ilişkin yapılacak her ölçekteki plân ve imar plânları, 2863 sayılı Yasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin anılan paragraflarındaki kısıtlamalara tâbi olmaksızın Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılacak ya da yaptırılabilecektir.

                   Anayasa’nın 63. maddesinin birinci fıkrasında tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlamak, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri almak görevi Devlete verilmiş, ikinci fıkrasında ise, bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetlerin kanunla düzenleneceği esası getirilmiştir. Maddenin gerekçesinin ilgili bölümünde ise ‘Devlet, tarih ve kültür varlıklarının korunmasını temin etmelidir. Devlet, bu varlıkların toplanmasını, bulunmasını, restorasyonunu, müzelerde teşhirini sağlamalı; tahriplerini, yurt dışına kaçırılmalarını önlemeli; yurtdışına taşınmış olanların yurda iadesini mümkün kılacak girişimlerde bulunmalıdır. Kanun koyucu, tarih ve kültür varlıklarını koruyucu tedbirleri ihtiva eden mevzuatı geliştirmelidir. (‘)’ ifadeleri yer almaktadır.

                   Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılacak olan taşınmazın özelleştirilmesinde başarılı ve etkin olunabilmesi, her şeyden önce özelleştirmeye konu varlıkların hukuksal durumlarının bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulması, bu varlıkların özelleştirilmesini engelleyebilecek ve erteletebilecek yapısal, hukuksal, malî, teknik vb. sorunların belirlenmesi ve bunların süratle çözümlenmesine bağlıdır. Bu nedenle özelleştirme altyapısının titizlikle oluşturulması, daha sonraki aşamalarda karşılaşılabilecek sorunların önceden tespiti ve o konuda gerekli önlemlerin alınması, uygulamada hız ve verimliliğin artırılmasına katkı sağlamanın yanı sıra kamu aleyhine sorumluluk doğurabilecek durumları önemli ölçüde ortadan kaldıracaktır. Dolayısıyla koruma bölge kurulunca sit ilan edilen özelleştirme programına dâhil taşınmazlar yönünden her türlü plânların kısa sürede tamamlanması, özelleştirmenin etkinliği açısından gereklidir.

                   Koruma amaçlı imar plânlarının hazırlanması sürecinde ilgili meslek odaları plândan etkilenen hemşehriler ve sivil toplum örgütleriyle toplantılar düzenlenmesi; alanın konumu ve sit statüsü ve özellikleri göz önünde tutularak Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenecek mimar, restoratör mimar, sanat tarihçisi, arkeolog, sosyolog, mühendis, peyzaj mimarı gibi meslek gruplarından belirlenecek uzmanlar tarafından hazırlanması yükümlülüğü Anayasal bir zorunluluk olmayıp 2863 sayılı Kanun ile getirilmiş düzenlemelerdir. Yasama yetkisinin aslî bir yetki olması ve Türk hukukunda yasayla düzenleme alanının konu itibariyle sınırlandırılmaması nedeniyle yasama organı dilediği alanı kuşkusuz Anayasa ilkelerine uygun olmak koşuluyla düzenleme yetkisini haizdir.

                   Özelleştirme programına dâhil taşınmazlarla ilgili (sit alanı ilan edilmiş olanlar da dâhil) her tür ve ölçekte plân, imar plânı ve değişiklik ile revizyonlarını yapma konusunda görevli ve yetkili olan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, 4046 sayılı Yasa ile kurulmuş Başbakana bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip, özel bütçeli bir kurumdur. Özelleştirme Yüksek Kurulu da aynı Yasa gereğince kurulmuş olup Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği dört bakandan oluşmakta ve üyelerinin tamamının katılımı ile toplanıp oybirliği ile karar almaktadır. İptali istenilen kurala göre özelleştirme programındaki taşınmazlara ilişkin plânların onaylanması bu Kurulun görev ve yetkisindedir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılacak plânların müellifinin yani plânlamadan sorumlu kişinin her durumda şehir plâncısı olması zorunluluğu getirilmiş, ayrıca ilgili kuruluşlardan görüş alınması öngörülmüştür. Başkanlığın, sit alanlarına yönelik her ölçekteki plânları yaparken iptali istenilen cümledeki kural uyarınca bu alanlarda plânlar yapmaya ve onaylamaya yetkili kurum ve kuruluşlar olan koruma bölge kurullarından görüş alma, tarih, kültür ve tabiat varlıklarını ve değerlerini koruma ve çevre imar bütünlüğünü bozmama, istisna tutulan 2863 sayılı Yasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin iki paragrafı dışındaki düzenlemelere uygun olarak anılan Yasa’daki ilke ve yükümlülüklere uymak zorunda olduğu kuşkusuzdur. Dolayısıyla Anayasa’nın 63. maddesinde Devlete verilen tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlamak, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri almak görevinin plânlama sürecinde yer alan organlar aracılığıyla yerine getirilmesi gerekmektedir.

                   Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 63. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

                   Fulya KANTARCIOĞLU ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

                   3- Yedinci Cümlenin ” ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer.’ İbaresi

                   Dava konusu kuralla, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait ya da onlar lehine irtifak veya kullanım hakkı tesis edilmiş arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilere ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılan ya da yaptırılan imar plânlarına göre yapılacak imar uygulamalarına ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanan parselasyon plânlarının Kanun’un 19. maddesinde belirtilen ilan ve askı yükümlülüklerinden muaf olarak yürürlüğe girmesi öngörülmektedir.

                   Birinci cümlenin yukarıda belirtilen‘ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer.’ ibaresinin iptaline ilişkin gerekçelerle incelenen ibare Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.

                   D- Kanun’un 42. Maddesiyle Değiştirilen 22.2.2005 Günlü, 5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 6. Maddesinin İkinci Fıkrasının İncelenmesi

                   Dava dilekçesinde, iptali istenilen fıkranın birinci cümlesindeki kuralla bakanlık ve diğer merkezi idare kuruluşlarının, kendilerinin görev alanına girdiği için yapmak durumunda oldukları yatırımları il özel idarelerine devretmelerine ve bu konularda il özel idarelerini görevlendirmelerine olanak tanınmasının yerinden yönetim ilkesi ile bağdaşmadığı, bu yolla il özel idarelerinin karar verme yetkilerinin ortadan kaldırıldığı, özerkliklerinin zedelendiği ve kuralın kamu yararına da dayanmadığı, bu nedenlerle Anayasa’nın 2., 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

                   Dava konusu kuralla, bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşlarının; yapım, bakım ve onarım işleri, devlet ve il yolları, içme suyu, sulama suyu, kanalizasyon, enerji nakil hattı, sağlık, eğitim, kültür, turizm, çevre, imar, bayındırlık, iskân, gençlik ve spor gibi hizmetlere ilişkin yatırımlar ile bakanlıkların ve diğer merkezi idare kuruluşlarının görev alanına giren diğer yatırımların, kendi bütçelerinde bu hizmetler için ayrılan ödenekleri il özel idarelerine aktarmak suretiyle gerçekleştirebilecekleri esası getirilmektedir. Bu kapsamdaki yatırımlara ilişkin aktarma işleminin ilgili bakanın onayıyla yapılacağı ve bu ödeneklerin tahsis amacı dışında kullanılamayacağı; işlerin, il özel idaresinin tâbi olduğu usûl ve esaslara göre sonuçlandırılacağı, il özel idarelerinin bütçe imkânları ölçüsünde bu yatırımlara kendi bütçesinden ödenek aktarabilecekleri öngörülmekte; ayrıca bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşları tarafından aktarılacak ödenekler ile gerçekleştirilecek bu kapsamdaki yatırımların, görev alanı sınırlamasına tâbi olmaksızın bütün il sınırları içinde yapılabileceği ifade edilmektedir.

                   İptale konu fıkranın gerekçesi incelendiğinde yapılan değişiklikle bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşları tarafından yürütülen görev ve hizmetlere ait yatırımlar ile Devlet ve il yollarının yapımı, iyileştirilmesi ve diğer işlerin, il genelinde mahalli katkılar da sağlanmak suretiyle il özel idareleri eliyle gerçekleştirilmesi ve sonuçlandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.

                   Anayasa’nın 127. maddesine paralel olarak 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, il özel idareleri, il halkının mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişileri olarak tanımlanmıştır. Anayasa’da merkezi yönetim – yerel yönetim ayrımının yapılması, yerel yönetimlerin organlarının seçimle göreve gelmesinin öngörülmesi, seçimlerinin süreli olması, kararlarını kendi organları eliyle alması ve uygulatması, kendilerine özgü bütçelerinin bulunması gibi yetki ve ayrıcalıkların tanınmış olması, bu idarelerin özerkliklerinin göstergeleridir. İdari özerklik, icrai karar alma yetkisini de içermektedir. Merkezi idarenin bu kuruluşlar üzerindeki vesayet yetkisi yerindelik ve hukukilik denetimleriyle sınırlı olup, ona yerinden yönetim kuruluşları yerine geçerek icrai karar alma yetkisi vermez.

                   Buna karşılık, egemenliğin tekliği ve üniter devlet yapısının da bir gereği olan ‘idarenin bütünlüğü’ ilkesi, merkezi idare kuruluşları ile yerinden yönetim kuruluşlarının ve dolayısıyla da il özel idarelerinin birbirinden bağımsız parçalı yapılar olmasını değil, toplumsal ve kamusal yararı sağlayacak bir etkinliğe dönük işbirliği içinde bulunmalarını gerekli kılabilir. İncelenen fıkrada sayılan il sınırları içindeki yapım, bakım ve onarım işleri, devlet ve il yolları, içme suyu, sulama suyu, kanalizasyon, enerji nakil hattı, sağlık, eğitim, kültür, turizm, çevre, imar, bayındırlık, iskân, gençlik ve spor gibi hizmetlere ilişkin yatırımların mahalli niteliğinin de bulunduğu görülmektedir. Bu da il sınırları içinde merkezi kuruluşlar ya da il özel idareleri tarafından yürütülen hizmetlerin bütünlük ve uyum içinde gerçekleştirilmesi için zorunlu olabilir.

                   Merkezi idare tarafından ödeneği karşılanan, kanun gereği merkezi yönetimin görev alanına giren, fakat mahalli niteliği de bulunan il sınırları içindeki yapım, bakım, onarım gibi kamusal ihtiyaçların karşılanmasına yönelik birçok iş ve yatırımın, uygun şartlarda ve zamanında yapılmasını sağlamaya, kamu kaynaklarının yerinde kullanılmasının teminine yönelik düzenlemenin, il özel idaresinin karar organlarının o yörede oturanlar tarafından seçimle işbaşına getirilmiş olmaları nedeniyle demokratik ilkelere aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Bakanlıklar ya da merkezi idare kuruluşları tarafından kararlaştırılmış ve merkezi yönetimin görev alanına giren bu yatırımlara ilişkin ödeneklerin, ilgili il özel idarelerine aktarılması ve bu yatırımın il özel idarelerinin tâbi olduğu hükümlere göre yerine getirilmesi esası benimsendiğinden kuralın yerinden yönetim ilkesine aykırılığından söz edilemez.

                   Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

                   E- Kanun’un 43. Maddesiyle Değiştirilen 21.4.2005 Günlü, 5335 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 32. Maddesinin Onikinci Fıkrasının Değiştirilen Birinci ve İkinci Cümlelerinin İncelenmesi

                   Dava konusu kuralla, TCDD Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde olup işletmecilik fazlası taşınmazlarından satışına karar verilenlere ilişkin her ölçekteki imar ve parselasyon plânlarının çevre imar bütünlüğünü bozmamak kaydıyla, bu Kurum tarafından yapılacağı ya da yaptırılacağı, bu plânların Kanun’a göre yetkili Büyükşehir belediye meclisleri, belediye meclisleri ya da ilgili valilikler tarafından üç ay içinde aynen ya da değiştirilerek onaylanacağı, bu plânları aynen ya da değiştirerek onaylamaya yetkili yerinden yönetim organının üç ay içinde bu görevini yapmaması hâlinde onay işlemlerinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından re’sen yürürlüğe konulacağı öngörülmektedir.

                   Bazı imar ve parselasyon plânlarının yapılması ya da değiştirilmesi, merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında anayasal, yasal ve teknik düzeyde işbirliğini ve uyumu gerekli kılabilir. İmar Kanunu’nun 8. maddesinde belediye ve mücavir alanlardaki imar plânlarının (nazım ve uygulama imar plânları) belediye meclisince, belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak plânların ise valilikçe onaylanması öngörülmüştür. Bunlar için bir ay süre ile ilan ve bu süre içinde yapılacak itirazların ise ’15 gün içinde kesin karara bağlanması’ prensip olarak kabul edilmiştir. Anılan maddede, onaylanmış plânlarda sonradan yapılacak değişiklikler de aynı usûle tâbi kılınmıştır.

                   Öte yandan, İmar Kanunu’nun 9. maddesinde, Bayındırlık ve İskan Bakanlığının re’sen onama yetkisi düzenlenmiş ve bu kapsamda ‘Bir kamu hizmetinin görülmesi maksadı ile resmi bina ve tesisler için imar plânlarında yer ayrılması veya bu amaçla değişiklik yapılması gerektiği takdirde, Bakanlık, valilik kanalı ile ilgili belediyeye talimat verebilir veya gerekirse imar plânının resmi bina ve tesislerle ilgili kısmını re’sen yapar ve onaylar’ kuralına yer verilmiş, madde gerekçesinde de ‘ülke çapında önem taşıyan tesislerin yapımına imkan vermek, birden fazla belediyeyi ilgilendiren imar plânlarının yapımında ve tasdik aşamasında doğabilecek ihtilafları çözüme bağlamak ve teşkilat kanununda öngörülen hizmetleri vermesi amacı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na resen plân yapmak ve yaptırmak yetkisi tanınmasının gerekli görüldüğü’ belirtilmiştir.

                   Anayasa’da il, belediye ya da köy halkının yerel ortak ihtiyaçlarının neler olduğu belirlenmemiş, bunun saptanması yasaya bırakılmıştır. Bu durumda yasakoyucu kamu yararını gözeterek,  Anayasal çerçevede merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki görev sınırlarını belirleyebilir. Yerel yönetimleri ortadan kaldırma ya da etkisiz kılma amacına yönelik olmaması ve belirli alanlar bakımından geçici bir süre için kimi görev ve yetkilerin merkezi yönetim birimine bırakılması, yerinden yönetim ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

                   TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü, 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı KHK’ya tâbi olan ve bu KHK çerçevesinde faaliyette bulunan bir kamu iktisadi kuruluşudur. Bu itibarla diğer kamu iktisadi kuruluşları gibi sermayesinin tamamı Devlete ait olup kamu hizmeti niteliği ağır basmaktadır. Kuruluşun faaliyet alanını ise tekel niteliğindeki mal ve hizmet üretimi ve pazarlaması oluşturmaktadır. TCDD tarafından yapılan hizmetler, bütün yurtta demiryolu ve ulaşım alt yapısını gerçekleştirilmesini sağlayacak olan faaliyetleri kapsamaktadır. Bu Kurum tarafından satış ve değerlendirmesi yapılacak taşınmazlara ilişkin plân ve parselasyon işlemlerinin yerel yönetimlere bir yük ve borç getirmeden yapılmasının kamu yararına aykırılık oluşturmadığı, imar plânları ve bu plânları tamamlayacak parselasyon plânları yapılmadan inşaatlara başlanamayacağı, değerlendirme ve satış konusunda hedeflenen amaçların gerçekleştirilemeyeceği açıktır.

                   Kaldı ki, TCDD Genel Müdürlüğüne tanınan imar ve parselasyon plânı yapma yetkisi yerel yönetimleri tamamen devreden çıkarıp dışlamamaktadır. Yasa, belediye meclislerine veya valiliklere; çevre imar bütünlüğünü bozmamak kaydıyla TCDD Genel Müdürlüğünce yapılan ya da yaptırılan imar plânlarını üç ay içerisinde aynen ya da değiştirerek onaylama yetkisini vermektedir. Üç aylık sürenin ise yerel yönetimlerin plânı incelemeleri ve ilgili kuruluş ve tarafların görüşlerinin de alınmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Yine TCDD Genel Müdürlüğü ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı plânların yapımında ve yürürlüğe konulmasında İmar Kanunu’nda öngörülen diğer usûle dair işlemlerden muaf tutulmadıklarından belediye ya da valiliklerce yapılması gereken askı, ilan ve itiraza ilişkin tüm işlemlerin bu kurumlarca yapılacağı kuşkusuzdur.

                   Anayasa’da imar plânlarının yapımı ve onaylanmasında, hangi idarenin yetkili olduğuna ilişkin bir kural bulunmadığından, kamu yararının gerekli kıldığı hallerde belirli bir alan ya da bölge ile ilgili olarak imar plânları yapılması konusunda merkezi idare kuruluşlarına ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığına yetki verilmesinde de Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Ayrıca, kuralda TCDD Genel Müdürlüğünce imar ve parselasyon plânları hazırlanırken imar bütünlüğünün bozulmaması koşulunun getirildiği, İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde bu plânlara dair ilgili kuruluşların görüşlerinin alınacağı ve ilgili belediye organı ya da valiliğe bu plânların onay için sunulacağı dikkate alındığında, bu konuda mahalli özerkliğin de gözetildiği sonucuna varılmaktadır.

                   Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

                  VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

                   24.7.2008 günlü, 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un:

                   A- 15. maddesiyle, 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun değiştirilen Ek 3. maddesinin;

                   1- Birinci cümlesinde yer alan ” ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak ” ibaresi,

                   2- Yedinci cümlesinde yer alan ” ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer.’ ibaresi,

                   9.6.2011 günlü, E. 2008/87, K. 2011/95 sayılı kararla iptal edildiğinden, bu ibarelerin, uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA,

                   B- 1- 3. maddesiyle, 14.6.1973 günlü, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 51. maddesinin değiştirilen dördüncü fıkrasına,

                   2- 7. maddesiyle, 2.3.1984 günlü, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun 4. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerine,

                   3- 15. maddesiyle, 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun değiştirilen Ek 3. maddesinin ‘Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz.’ biçimindeki beşinci cümlesine,

                   4- 42. maddesiyle, 22.2.2005 günlü, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 6. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasına,

                   5- 43. maddesiyle, 21.4.2005 günlü, 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 32. maddesinin onikinci fıkrasının değiştirilen ‘Satışı ve değerlendirilmesi yapılacak taşınmazlar, TCDD Genel Müdürlüğü tarafından çevre imar bütünlüğünü bozmamak kaydıyla yapılan veya yaptırılan her ölçekteki imar ve parselasyon planları, büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il, ilçe ve belde belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanması suretiyle yürürlüğe girer. Üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından re’sen yürürlüğe konulur.’ biçimindeki birinci ve ikinci cümlelerine,

                   yönelik iptal istemleri, 9.6.2011 günlü, E. 2008/87, K. 2011/95 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkra ve cümlelere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,

                   9.6.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

                   VII- SONUÇ

                   24.7.2008 günlü, 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un:

                   1- 3. maddesiyle, 14.6.1973 günlü, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 51. maddesinin değiştirilen dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

                   2- 7. maddesiyle, 2.3.1984 günlü, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun 4. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

                   3- 15. maddesiyle, 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun değiştirilen Ek 3. maddesinin;

                   a- Birinci cümlesinde yer alan ” ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

                   b- ‘Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz.’ biçimindeki beşinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

                   c- Yedinci cümlesinde yer alan ” ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer.’ ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

                   4- 42. maddesiyle, 22.2.2005 günlü, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 6. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

                   5- 43. maddesiyle, 21.4.2005 günlü, 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 32. maddesinin onikinci fıkrasının değiştirilen ‘Satışı ve değerlendirilmesi yapılacak taşınmazlar, TCDD Genel Müdürlüğü tarafından çevre imar bütünlüğünü bozmamak kaydıyla yapılan veya yaptırılan her ölçekteki imar ve parselasyon planları, büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il, ilçe ve belde belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanması suretiyle yürürlüğe girer. Üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından re’sen yürürlüğe konulur.’ biçimindeki birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

                   9.6.2011 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Başkanvekili

Serruh KALELİ

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Alparslan ALTAN

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

                  3194 sayılı Kanun’un, 24.7.2008 günlü, 5793 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen Ek 3. maddesinde, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin her tür ve ölçekte plân, imar plânı ile değişiklik ve revizyonlarının Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılması veya yaptırılması öngörülmüş, aynı Madde’nin beşinci tümcesinde de bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plân ve imar plânlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 17 inci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümlerin uygulanmayacağı belirtilmiştir. 2863 sayılı Yasa’nın 17 inci maddesinin (a) bendinin ilk paragrafında, bir alanın koruma bölge kurulunca sit olarak ilânının, bu alanda her ölçekteki plân uygulamasını durduracağı belirtilmekte, ikinci ve sekizinci paragraflarında ise ‘Koruma amaçlı imar plânı yapılıncaya kadar, koruma bölge kurulu tarafından üç ay içinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenir. Belediyeler, valilikler ve ilgili kurumlar söz konusu alanda ilgili meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve plândan etkilenen hemşerilerin katılımı ile toplantılar düzenleyerek koruma amaçlı imar plânını hazırlatıp, incelenmek ve sonuçlandırılmak üzere koruma bölge kuruluna vermek zorundadır. İki yıl içinde koruma amaçlı imar plânı yapılmadığı takdirde, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının uygulanması, koruma amaçlı imar plânı yapılıncaya kadar durdurulur.’; ‘Koruma amaçlı imar plânları; müellifi şehir plâncısı olmak üzere; alanın konumu, sit statüsü ve özellikleri göz önünde bulundurularak mimar, restoratör mimar, sanat tarihçisi, arkeolog, sosyolog, mühendis, peyzaj mimarı gibi meslek gruplarından Bakanlıkça belirlenecek uzmanlar tarafından hazırlanır.’ denilmektedir. Buna göre, özelleştirme programına alınan yerler bakımından, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları devre dışı bırakılmakta, koruma amaçlı imar plânı yapılmasına kadar azami iki yıl süreyle geçerli olacak geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi yükümlülüğü kaldırılmaktadır. Ayrıca, sit alanı olarak ilân edilmiş yerlere ilişkin koruma bölge kurulunun, koruma amaçlı imar plânı hazırlanıncaya kadar geçerli olmak üzere geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarını belirleme yetkisi  bulunmadığından bu konuda hukuksal bir boşluk da doğmaktadır. 2863 sayılı Yasa’nın 17. maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümlerin uygulanmaması sonucunda, Başkanlıkça yapılacak veya yaptırılacak plânların hazırlanmasında, bazı kurum ve kuruluşların katılımıyla toplantılar düzenlenerek görüş oluşturulması ve sit alanının konumu, statüsü ve özellikleri gözetilerek mimar, restoratör mimar, sanat tarihçisi, arkeolog, sosyolog, mühendis, peyzaj mimarı gibi meslek gruplarından Bakanlıkça belirlenecek uzmanların görev alması zorunluluğu da ortadan kaldırılmaktadır.

                   Anayasa’nın 63. maddesinin ilk fıkrasında, ‘Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır’ ikinci fıkrasında da bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunlar düzenlenir.’ denilmektedir. Bu kuralı uygulamaya geçiren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanun’un amacının, korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, bu konuda gerekli ilke ve uygulama kararlarını alacak teşkilâtın kuruluş ve görevlerini tespit etmek olduğu, 2. maddesinde de bu Kanun’un, korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili hususları ve bunlarla ilgili gerçek ve tüzelkişilerin görev ve sorumluluklarını kapsadığı belirtilmektedir. 2863 sayılı Yasa’nın diğer maddelerinin de bu amaç ve kapsam doğrultusunda düzenlendiği kuşkusuzdur.  Yasa’nın ortaya çıkan yeni durum ve koşullara göre yasa koyucunun tercihleri doğrultusunda değiştirilebilmesi olanaklı ise de bu düzenlemeler yapılırken özelleştirmeyi kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla aynı konumda olan diğer kişilerin elinde bulunan taşınmazlara tanınmayan ayrıcalıkların özelleştirme kapsamındaki taşınmazlara tanınması, bunların bazı koruma tedbirlerinin dışında tutularak imtiyazlı hale getirilmesi, eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, adil bir hukuk düzeni kurup bunu sürdürmekle yükümlü olan hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmaz.

                   Öte yandan, Anayasa, tahrip edildiklerinde geri dönüşü olmayan veya çok zor olan tarih, kültür ve tabiat varlıklarını özel bir düzenlemeyle koruma altına almıştır. Bu bağlamda, ekonomik nedenlerle yapılan özelleştirme uygulamalarının, söz konusu varlıkların korunmasındaki kamu yararı ve Anayasal güvencelerin göz ardı edilmesi sonucunu doğurmaması gerekir. Oysa dava konusu kuralla ekonomik tercihlere öncelik verildiği, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına ilişkin Anayasa kuralının dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır.

                   Açıklanan nedenlerle dava konusu beşinci tümcenin Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

                                                                                                                  Üye

                                                                                                Fulya KANTARCIOĞLU

KARŞIOY GEREKÇESİ

                   24.07.2008 günlü, 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanunun 15. maddesi ile 03.05.1985 günlü 3194 sayılı İmar Kanunu’nun değiştirilen ek 3. maddesinin beşinci cümlesinde; ‘Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 17. maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz’ denilmektedir.

                   2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 17. maddesinin (a) bendinin ikinci paragrafında; koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar, koruma bölge kurulu tarafından üç ay içinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının belirleneceği; belediyeler, valilikler ve ilgili kurumların söz konusu alanda ilgili meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve plandan etkilenen hemşerilerin katılımı ile toplantılar düzenleyerek koruma amaçlı imar planını hazırlatıp, incelemek ve sonuçlandırmak üzere koruma bölge kuruluna vermek zorunda olduğu; iki yıl içinde koruma amaçlı imar planı yapılmadığı takdirde, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının uygulanmasının, koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar durdurulacağı hükme bağlanmıştır. Sekizinci paragrafında ise koruma amaçlı imar planlarının; müellifi şehir plancısı olmak üzere; alanın konumu, sit statüsü ve özellikleri göz önünde bulundurularak mimar, restoratör mimar, sanat tarihçisi, arkeolog, sosyolog, mühendis, peyzaj mimarı gibi meslek gruplarından Bakanlıkça belirlenecek uzmanlar tarafından hazırlanacağı ifade edilmektedir.

                   Anayasa’nın ‘Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması’ başlıklı 63. maddesinin birinci fıkrasında; ‘Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirler alır.’ hükmü yer almıştır. Maddenin gerekçesinde ise; Devlet, tarih ve kültür varlıklarının korunmasını temin etmeli, bu varlıkları koruyucu tedbirleri ihtiva eden mevzuatı geliştirmeli denilmek suretiyle devlete tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve desteklenmesi konusunda gerekli tedbirleri alma görevi verilmiştir.

                   Dava konusu kuralda ise özelleştirme programına dahil edilmiş taşınmazlarla ilgili (sit alanı ilan edilmiş olanlar da dahil) olarak 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17. maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafında belirtilen ilke ve yükümlülüklere uyma zorunluluğu kaldırılmak suretiyle her ölçekteki plan ve imar planlarının yapılması sürecinde kültür ve tabiat varlıklarını Koruma Kurulları ve koruma amaçlı imar planlarının devre dışı bırakıldığı gözetildiğinde bu alanların amacı dışında kullanımının kolaylaştırıldığı açıktır.

                   Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 63. maddesine aykırı olup, iptali gerektiği düşüncesi ile verilen karara karşıyım.

                                                                                                                  Üye

                                                                                                  Zehra Ayla PERKTAŞ

Bir Cevap Yazın