1.3.1926 günlü, 765 sayılı “Türk Ceza Kanunu”nun, 4421 sayılı Yasa ile değiştirilen Ek 2. ve aynı Yasa ile eklenen Ek 6. maddelerinin, Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemi

Gerekçe Kısmını Gizle

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Esas Sayısı : 2002/49

Karar Sayısı : 2002/37

Karar Günü : 27.3.2002

R.G. Tarih-Sayı :03.06.2002’de tebliğ edildi.

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU : 1.3.1926 günlü, 765 sayılı “Türk Ceza Kanunu”nun, 4421 sayılı Yasa ile değiştirilen Ek 2. ve aynı Yasa ile eklenen Ek 6.
maddelerinin, Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

31.7.2000 tarihinde, işlediği tehlikeli vasıta kullanmak suçundan ön ödeme ihtarına uymayan sanık hakkında açılan kamu davasında, 1.3.1926 günlü, 765 sayılı “Türk Ceza Kanunu”nun Ek 2. ve Ek 6. maddelerini Anayasaya aykırı bulan Mahkeme iptali için başvurmuştur.

II- İTİRAZIN GEREKÇESİ

Başvuru kararının gerekçesi bölümü şöyledir:

“T.C. Anayasası madde 38 de “Kimse suçu işlediği zaman, kanunda o suç için konulmuş olandan daha ağır bir ceza verilemez” demiştir.

Anayasamızda yer alan birçok hak ve ödevin ayrıntılı yararlanma şekil ve şartlarının önce yasalarla ve sonrada yasalara aykırı düşmeyen tüzükler ve yönetmeliklerle gösterildiği malumdur.

Hiçbir şekilde yasadan daha alt seviyede düzenleme yapılamayacak olan konulardan başta geleni suçlar ve cezalardır. Suç ve cezaların yasallığı bu konuda doğrudan meclisin söz sahibi olması yetkisi dünyada yaşanan yüzyıllarca süre gelen hukuk birikimi ile ve yaşanan sorunlarla olduğu yüksek mahkemenin malumudur. Çağdaş ve demokratik toplumlarda bu ilkeden ödün vermek olanaksızdır. Anayasamızda cezanın yasallığı ilkesini açıkça belirtmiştir. Doğaldır ki bu cezanın ağırlığını yani parada, miktarını da kapsar.

Sayın Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’de Ceza hukuku adlı eserinin 8. bası 1. cilt sayfa 19 da “Ancak Ceza Hukukunun, yasak eylemlerin belirlenmesi ve bunları karşılayan ceza müeyyideleri bakımından asıl özelliği, kanunilik prensibinin bu hukuk alanına egemen bulunmasıdır” demiş, devamında (20. sayfa ilk paragraf sonu) “bu sebep dolayısıyladır ki, ceza hukukunda kanunilik prensibi diğer hukuk alanlarından daha güçlüdür” demiştir. Yasallık ilkesinin çağdaş ve demokratik toplumlarda zorunlu olduğunu, ancak bazı ülkelerde demokrasiden uzaklaşıldığı dönemlerde yasallık ilkesine istisna getirildiğini belirtmiştir. (1866 Danimarka ceza yasası, 1926 Sovyetler Birliği CMUK’ u, Alman ceza yasasının 1935 değişikliği gibi)

Hernekadar Yüksek Mahkeme daha önce 1567 sayılı yasanın 1. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığını belirtmişse de TCK Ek 5 madde de yetkinin idareye kısmen değil tam devri durumu vardır.

Maliye Bakanlığınca belirlenen yeniden değerleme oranı ancak yasallık ilkesinin zorunlu olmadığı alanlarda ve hatta Maliye Bakanlığı kendi içinde uygulama kuralı olmakla bakanlığın sisteminde, diğer bakanlıklarda bu oranı kabulleri halinde yine zorunlu yasallık ilkesi bulunmayan yerlerde kullanılabileceği kanaatindeyiz.

Cezaların caydırıcı olması, ceza anlamanı içerecek derecede ciddi boyutta olması elbette her uygulayıcı ister. Ancak bunun kaynağı mutlak suretle yasa olmalıdır. Yeniden değerleme rakamının Yüce Meclise sunulup yasalaştırılması anayasaya aykırılık sorununu çözecektir.

Cezaların yeniden değerleme rakamına göre artırılmasını emreden yasa kuralının değerleme esasları vergi usul kanununun 258-298 maddelerinde yer almaktadır. Mükerrer 298 maddenin birinci fıkrasının 10.cu bendinde nasıl belirleneceği açıklanmıştır. Bu kural açıkça anayasaya aykırı durmaktadır buna göre bakanlığın belirleyeceği oran ceza miktarını belirleyen unsur olmaktadır.

Yukarıda değinildiği gibi, cezaların türleri, çekiliş şekli, sürelerin uzunluğu, paraların miktarı yani cezayı meydana getiren unsur mutlak surette yasa ile belirlenmelidir.

Bakanlığın belirlediği oranın yasal olmadığı yani meclis çoğunluğunca kabul edilmediği açıktır. O halde uygulanacak ceza, yasa haline dönüştürülmeyen yalnızca maliye bakanlığının açıkladığı yeniden değerleme rakamına göre belirleme miktarıdır anayasal dayanaktan yoksundur. Bu halde de yasa ile bağlı kalacak olan her yasada yazan cezaya uyması gereken yargıç dayanağını yasadan alsa bile bir idari kararla belirlenen orana göre karar vermek durumunda kalmaktadır.”

III- YASA METİNLERİ

İtiraz konusu 765 sayılı “Türk Ceza Kanunu”nun Ek 2. ve Ek 6. maddeleri şöyledir:

1- “EK MADDE 2- a) Ek 1 inci madde kapsamına giren,

  1. b) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar yürürlüğe giren,
  2. c) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kabul edilen,

Kanunlardaki para cezaları, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tesbit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır.”

2- “EK MADDE 6- Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (l) numaralı bendi ile 5 inci maddesinin altı ve dokuzuncu fıkrasındaki miktarlar için de Ek 2 nci madde hükmü uygulanır.”

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında, dava dosyası ve ekleri, ilk inceleme raporu, iptali istenilen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralı, bunların gerekçeleri ve diğer belgeler okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.

Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve Mahkeme’nin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.

İtiraz yoluna başvuran Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada, sanığa yüklenen suç kabahat nev’inden olan tehlikeli vasıta kullanma suçudur. Bu suç, TCK.nun 565. maddesinde düzenlenmiş olup maddede yazılı ceza yirmi güne kadar hafif hapis ve yirmi liraya kadar hafif para cezasıdır.

Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinde, suçların, cezalarına göre ağırlıkları gözetilerek zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir.

Yargıtay’ın konuya ilişkin kararlarında, Türk Ceza Kanunu’nun 565. maddesine uyan suçlara ait dava zamanaşımı süresinin hesaplanmasında, maddede nev’ileri farklı olmak üzere gösterilen cezalardan hafif para cezasından daha ağır hürriyeti bağlayıcı ceza olan hafif hapis cezasının yukarı haddinin esas alınacağı kabul edilmiştir.

Bu duruma göre, tehlikeli vasıta kullanma suçu TCK. nın 102. maddesinin altıncı bendinde belirtilen altı aylık aslî zamanaşımı süresine tâbidir. Aynı yasanın 105. maddenin ikinci fıkrasında suç tarihinden itibaren bir sene içinde mahkûmiyet kararı verilmemesi halinde hukuku âmme dâvasının müruru zamana uğrayacağı, 117. maddesinde de, dava ve ceza zamanaşımının re’sen tatbik olunacağı ve bundan maznun’un ve mahkûm’un vazgeçemeyeceği belirtilmiştir.

İddianamede belirtilen suç tarihi 31.7.2000 olup, bu tarihten itibaren bir sene içinde mahkûmiyet kararı verilmemiş olması nedeniyle 31.7.2001 de kamu davası müruru zamana uğramıştır. Bu tarihten sonra mahkemenin verebileceği karar, zamanaşımı nedeniyle kamu davasının ortadan kaldırılması kararıdır.

Bu nedenle, dava zamanaşımının gerçekleşmesiyle uygulanma olasılığı kalmayan itiraz konusu kuralların iptaline yönelik itirazın, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmiştir.

V- SONUÇ

1.3.1926 günlü, 765 sayılı “Türk Ceza Kanunu”nun 4421 sayılı Yasa ile değiştirilen Ek 2. ve aynı Yasa ile eklenen Ek 6. maddeleri, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin davada uygulayacağı kurallar olmadığından, bunlara ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 27.3.2002 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Mustafa BUMİN

Başkanvekili

Haşim KILIÇ

Üye

Samia AKBULUT

Üye

Yalçın ACARGÜN

Üye

Sacit ADALI

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Rüştü SÖNMEZ

Üye

Ertuğrul ERSOY

Üye

Tülay TUĞCU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Üye

Enis TUNGA

Bir Cevap Yazın